Balyoz kimin elinde?


17 Şubat 2011 03:49

Balyoz Davası kapsamında yargılanan ve aralarında eski kuvvet komutanlarının da yer aldığı 163 asker hakkında verilen tutuklama kararı, egemen güç odakları arasındaki kamplaşma ve çatışmayı yine ülke gündeminin ilk sırasına taşıdı. Aslında Balyoz Davası’nda yargılanan askerler hakkında daha önce de tutuklama kararı verilmiş ama Genelkurmay ve Hükümet arasında yapılan pazarlıklar sonucu bu karar kaldırılmıştı. 115’i muvazzaf, 48’i emekli asker hakkında verilen son tutuklama kararının ardından Dolmabahçe’de Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Koşaner arasında yapılan görüşme, bir kez daha Balyoz Davası yargılamalarının hukuki olmaktan çok siyasi bir hesaplaşma içeriği taşıdığını göstermiştir. Burada söylenenlerden cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ülke siyasetinde etkin bir aktör olagelen ordunun egemenlik mücadelesi içinde Balyoz ya da başkaca darbe planları yapmadığı/yapmayacağı sonucu da çıkarılmamalıdır. Dün bu darbe planları nedeniyle AKP ve arkasında saf tutan çevreler kendilerini ‘mağdur’ ilan ederken, bugün haklarında tutuklama kararı verilen askerlerin ‘mağdur’ olarak gösterilmesi, egemen güç odakları arasındaki mücadelenin geldiği noktayı göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Yine CHP Genel Sekreteri Süheyl Batum’un, askerin “kâğıttan kaplan” olduğunu söylemesi de, yıllardan beri asker ile aynı egemen güç odağı içinde yer alan CHP’nin içinden bir sesin, egemenlik mücadelesinde askerin pozisyon kaybetmesinden (ordunun AKP’nin son dönemlerdeki hamleleri karşısındaki sessizliğinden) duyduğu hayal kırıklığını yansıtmaktadır.
Ergenekon Davası sürecinde de gördük. Yargılana askerler halka karşı işledikleri suçlardan, faili meçhuller, toplu katliamlar, kayıplar nedeniyle değil, AKP’ye karşı darbe planladıkları gerekçesiyle tutuklanmışlardı. Ergenekon Davası 2008’den beri sürmesine rağmen JİTEM’i kuran ve başında yer alan Veli Küçük’ler, Levent Ersöz’ler, Arif Doğan’lar Bölge’deki icraatları nedeniyle yargılanmamış; Bölge’nin her tarafından toplu mezarlar çıkarken Fırat’ın ötesindeki Ergenekon’a dokunulmamıştır. Özetle yaşanan çatışma, AKP’nin ülke politikalarının emperyalizm ve işbirlikçi sermaye çevrelerinin Bölge’de yeni dönemdeki ihtiyaçlarına uygun yeniden yapılandırılması temelinde adımlar atması ve geleneksel/statükocu güç odaklarının bu adımlara kendi güç ve etkilerini zayıflatacağı gerekçesiyle karşı durmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle çatışma halindeki bu egemen güçler, ne demokrasi peşindedir, ne de laikliğin koruyucusudur. Bu vasıfların ikisi de gerici olan bu güç odaklarına yapıştırılması, halkın gericiliğe yedeklenmesi amacını taşımaktadır.  Bugün AKP’nin tutuklanan binlerce Kürt siyasetçi için söylediği “hallerine şükretsinler, JİTEM onları öldürüp köprü altlarına atıyordu” söylemi, gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır. Son dönemlerde demokrasi, eşitlik, insanca yaşam isteyen Kürtlere, işçi ve emekçilere, gençlik ve kadınlara karşı AKP eliyle uygulanan ve her geçen gün daha çok pervasızlaşan polis terörü de bu gerçekliği yansıtmaktadır.
Balyoz ya da Ergenekon, yapılan yargılamalar ve bunun üzerinden egemen güç odakları arasında süren çatışma halk güçleri için, bu güç odaklarının iç yüzünün anlaşılmasını bakımından anlam taşımaktadır. Ama ötesinde iş, ekmek, demokrasi, barış, eşitlik, insanca yaşam talepleri söz konusu olduğunda bu egemen güç odakları arasındaki fark, Kürt halkının, işçi ve emekçilerin bu taleplerini bastırmak üzere terör uygulayan gücün asker ya da polis olması kadardır. Yani balyozun kimin elinde olduğu halk güçleri için durumu değiştirmemekte, balyoz kimin elinde olursa olsun onların mücadelesinin bastırılması için kullanılmaktadır. Tunus ve Mısır’da yaşananlar, devletin balyozuna karşı halk güçlerinin yapması gerektiğini göstermiş; hiçbir balyozun halkın birleşik gücü ve mücadelesini bastıramayacağını göstermiştir.

evrensel.net
www.evrensel.net