Cemaate dokunan yanıyor!


04 Mart 2011 12:29

Ergenekon soruşturması ilk gündeme geldiğinde, ‘sol’ içinde belli bir kesimin, bu sürecin iktidarı olan AKP’nin siyasi yapısından hareketle, sürece karşı bir pozisyon aldığı biliniyor. O süreçte, Evrensel’de darbecilerin yargılanmasının önemine vurgu yapan ve bu sürecin faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması talebiyle genişletilmesi gereken bir süreç olarak değerlendirilmesine dair çok yazı yer aldı. Darbe hazırlığı içinde olanların yargılanması ve cezalandırılması konusundaki demokratik ilkenin, dönemin iktidarının siyasal karakteri gerekçe gösterilerek sulandırılmasına bugün de karşı çıkmaya devam ediyoruz. Ancak, gelinen noktada, artık, bu süreci yönlendirdiğine inanılan siyasi iradenin ‘Ergenekon davasını’ sulandırmama gibi kaygıları fazlasıyla ‘naif’ endişeler olarak gördüğü anlaşılıyor.  Durum böyle olunca, “Ergenekon’a ciddiyet kazandırma”nın sorumluluğu da gerçek demokratların, solcuların, sosyalistlerin üzerine yıkılmış oluyor. Ne var ki, darbecilerin yargılanması, gerçek anlamda kontrgerilla ilişkilerinin açığa çıkartılması, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması talebini yükseltmeye devam etmekle, ‘Ergenekon pirincinin taşını ayıklama’ görevi arasına artık ciddi bir çizgi çekmek gerekiyor. O pirincin taşını, o taşları oraya atanlara bırakmak için, daha dün yanı başımızda gördüğümüz, mesleki ve siyasi tutumunu da bildiğimiz birçok başka ismin de, ‘Ergenekon torbasına’ doldurulması gerekmiyor. Gerekmeli.

ÖDÜLLÜ VE ONURLU GAZETECİLERE ‘ERGENEKON’ KISKACI

Nedim Şener, Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’nin ilkinin, davayı izleyen gazeteciler adına mesleğimiz yüz akı, dönemin TGC Genel Başkanı Nail Güreli’ye verilmesinin ardından, bu yarışmadaki ilk haber ödülünü alan isimdi. Mevsimlik işçilerin, yaşadıkları dramı konu alan haberiyle 1999 yılında Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri yarışmasında ‘Haber Ödülü’nü kazanan Nedim Şener, bu yıl düzenlenen yarışmada, kazananlara ödüllerinin verileceği, Metin Göktepe’nin doğum gününe denk gelen 10 Nisan 2011 günü düzenlenecek olan “‘İleri Demokrasi’de Basın Özgürlüğü” başlıklı panele konuşmacı olarak katılacaktı. Kendisiyle ben konuşmuştum ve teklifimizi memnuniyetle kabul etmişti. Nedim Şener’in Hrant Dink davasının takibi konusundaki ısrarcı ve onurlu tutumu da, onun gazeteciliği bakımından özel olarak işaret edilmesi gereken bir noktayı oluşturuyor.

Ahmet Şık ile de Evrensel’in kuruluş sürecinde bir dönem birlikte çalışmıştık. Görevi başındayken gözaltına alınıp polislerce dövülerek alçakça katledilen arkadaşımız Metin Göktepe’nin davasının takipçileri arasında Ahmet Şık’ı özellikle anmak gerekiyor. Metin’in gözaltına alındığı haberi, onunla birlikte izleyen Ahmet Şık, Metin Göktepe davasında tanıklık da yapmıştı. Ve Metin’in anısına düzenlenen Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’ni de, bugüne kadar iki kez Ahmet Şık kazandı. 2001 yılında Haber Ödülünü, “Yeraltındaki Katiller” başlıklı haberiyle kazanan Şık, 2007 yılında da, Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’nin Haber Ödülü’nü, 8 mart 2007 tarihli Nokta dergisinde kapaktan yayımlanan “İki Tür Gazeteci Vardır: TSK Karşıtları, TSK Yandaşları” başlığı ile sunulan ve “yeni andıcı” konu alan haberiyle kazanmıştı.
Ergenekon soruşturmasının daha başında kendi imzasıyla Nokta dergisinde yayımladığı Özden Örnek’e ait ‘Darbe Günlükleri’ ise, bu soruşturmanın en önemli kalkış noktalarından birisi olmuştu. Ahmet Şık’ın, bugün aynı soruşturmanın hedefi olması da, tıpkı Nedim Şener gibi, Gülen cemaatinin kritik davaları yönlendirmeye muktedir bürokrasi içinde tuttuğu yeri sorgulamasıyla doğrudan bağlantılı gibi görünüyor.

Ahmet Şık 16 Şubat 2011’de editörlüğünü yaptığı http://www.habervesaire.com internet sitesine ‘Ergenekon ve İktidar arasında kalmak’ diye bir yazı yazmıştı. Şık’ın  “Bir gün her muhalif Ergenekon’u tadacak” dediği yazısı kendisinin de yaşadığı süreci önceden haber verir gibi. Şöyle diyordu o yazıda Ahmet Şık: “...Çünkü biliyorsunuz son 4 yılın değişmez gündemi elbette ki Ergenekon. Balyoz, Islak İmza, Erzincan Kafes Eylem Planı gibi adlarla anılan soruşturma ve davalar kafanızı karıştırmasın. Bunların hepsi birden Ergenekon diye anılıyor ve öyle. Ha bir de Devrimci Karargah var. Ülkücü ve işkenceci geçmişi bilinen Polis Müdürü Hanefi Avcı’nın da, sol sosyalist bir örgüte yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle sanıkları arasında olduğu soruşturmadan bahsediyorum. Bir de bunlardan ayrı tutabileceğimiz bir dava daha var elbette: KCK. Evet ayrı ama bir yanıyla da ortak. Çünkü KCK’de Ergenekon ve Devrimci Karargah’la birlikte ağzı açık tutulan torba soruşturmalardan biri. AKP’ye ve malum cemaate muhalefet eden herkes her an bu torbanın içinde yerini alabilir. İşin kötüsü Ergenekon’un yanında ya da karşıtında saf tutanlardan her biri kendileri gibi düşünmemizi istiyor.

Yoksa vay halinize. Ya Ergenekoncu, en hafifinden statüko yanlısı bir Kemalist ya da AKP’ci ya da Fethullahçı damgası yiyebilirsiniz. Yukarıdaki hayali konuşmaların satır aralarında da vurgulamaya çalıştığım gibi Ergenekon soruşturmaları ne savunucuları gibi körü körüne derin devletin sorgulandığına inanmamız istenen bir olgu ne de karşıtlarının yaptığı gibi sulandırılacak bir mevzu. Ama hal ve gidiş böyle devam ederse, Fetyyip suresinde de dediği gibi, “Bir gün her muhalif Ergenekon’u tadacak.”

ŞIK’TAN ÖNEMLİ İDDİA

Ahmet Şık’ın Avukatı Bülent Utku’nun yaptığı şu açıklama da bu açıdan önemlidir: “Müvekkilim, son zamanlarda hazırladığı (İmamın Ordusu) ismini vermeyi düşündüğü Fethullah Gülen’in cemaatteki örgütlenmesini anlatan kitap nedeniyle gözaltına alındığı düşüncesini bize iletti. Biz bu aşamadan sonra yakalama ve gözaltına alma kararına itiraz etmeyi düşünüyoruz. Gözaltı süresi henüz belli değil. Hazırlık soruşturması gizli” dedi.

Hanefi Avcı’nın gözaltına alınıp tutuklanmasını getiren süreç de, bürokrasinin kilit mekanizmalarındaki cemaat örgütlenmesini sorgulayan bir kitap yazması ve bu yönde açıklamalar yapmasıyla başlamıştı.

Nedim Şener ve Ahmet Şık ile aynı gün gözaltına alınan Mümtaz İdil ise, çok iyi Rusça bilen, uzun yıllar Kültür Bakanlığında çalışmış olan, Kültür ve Sanat çevrelerinin de yakından tanıdığı, olumlu özellikleriyle anılan bir isim. Mümtaz İdil’in ciddi bir rahatsızlığı bulunduğunu da bu arada hatırlatmak gerekiyor.

ERDOĞAN’IN ‘İLGİNÇ’ AÇIKLAMASI

Başbakan Erdoğan’ın, önceki gün gerçekleşen bu gözaltıların, “Kendilerinin talimatıyla olan şeyler olmadığını” savunup, adli makamların gözaltıları mutlaka bazı bilgilere ve belgelere dayanarak yaptığına inandığını söylemesi de “ilginçti.” İktidarı önünde engel gördüğü yüksek yargı organlarını kendi lehine yeniden yapılandırmak için Anayasa değişikliği bile yapan bir Başbakanın, bütün yazıp çizdikleriyle toplumun gözü önünde olan gazetecilerin gözaltına alınması karşısında sessiz kalmasını, ‘sessiz bir memnuniyet’ten başka nasıl okuyabiliriz ki?

evrensel.net
www.evrensel.net