Haklar ve özgürlükler: Öznesi kim?


02 Mart 2011 15:00

İnsan hakları ve özgürlükleri konusunda, bunca olana bitene karşın netleşmeye ihtiyaç var. Hakları ve özgürlükleri ihlal eden devlet oluyor da o hakların ve özgürlüklerin öznesi (sahibi) kim oluyor? Bu sorunun cevabı, “Hakkın ve özgürlüğün ne olduğu ve kime tanındığına göre değişir” şeklindedir. Bazen çocuktur, bazen kadındır, bazen çalışandır ve genellikle de “herkes”tir hakkın sahibi. Sözgelimi “kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı” herkes içindir;  adil yargılanma hakkı, özel hayatın ve aile hayatının korunmasına hak ve ifade özgürlüğü hakkı da  öyle.

Bu durumda kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, özel hayatın korunması ve ifade özgürlüğü hakkı mağdurun kimliğine göre değerlendirilemez. Ama pratikte hiç de öyle olmuyor.

Gazeteci Ahmet Hakan’ın sabaha karşı bir otel odasından gözaltına alınması nasıl hata olarak değerlendirilebilir? Her gün Türkiye’nin en çok okunan gazetelerinden birinde yazı yazacak, televizyonlarda programlar yapacak ama bir hatadır olacak ve bir gece sabaha karşı gözaltına alınacak! Bu, Türkiye’de hukuk güvenliği ve kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının olmadığının açık kanıtıdır. Hemen herkeste bu korku var artık…

Her an, her şey olabilir!

Bazıları bu söylediklerimizi hafife alabilir. Ama insaf edin. Bu kadar rastlantı olabilir mi?

Gazeteciler çeşitli suçlamalarla gözaltına alınıyor. Sözgelimi haftalık ve aylık yayınlanan gazete ve dergilerin sorumlu müdürleri, yazarları gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Deniyor ki gazetecilik faaliyeti nedeniyle değil. Ergenekon ve KCK soruşturmaları tipiktir. En son Soner Yalçın için de öyle söylendi: “Gazetecilik faaliyeti nedeniyle gözaltına alınmadı ki?”
Halbuki yasa dışı olarak ve onu mahkum etme amacıyla, ifadeler sızdırılıyor medyaya.

Ne görüyoruz? Bir televizyon kanalı ile ilgili olarak çeşitli gazetecilerle konuşmalar ve sair yine özel hayat ve mesleki hayatla ilgili yazılar, sözler, ilişkiler… Bu yaşananların hukukla alakasını kurmakta zorluklar var.

Okuyucular biliyorlar. Biz darbelere karşıyız. Biz devlet içindeki çetelere-çeteleşmelere karşıyız. Ergenekon ya da adı ne olursa olsun devlet içi yasa dışı örgütlenmelerin ya da darbe teşebbüslerinin ortaya çıkarılmasını ve sorumlularının cezalandırılmasını isteriz. Ama bir şartla! Biz onların da kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma, özel hayatın korunması ve ifade özgürlüğü haklarını teslim ederiz. Aykırılıklara karşı çıkarız. Onlar gibi düşünmeyiz ama haklarının ihlal edilmesini istemeyiz. Ayrıca biz, devlet içindeki Nato ürünü Gladio’nun mevcut haliyle Ergenekon olamayacağını düşünenlerdeniz. Gerçek Gladio’nun ya da kontrgerillanın üstünün örtüldüğünü, hiçbir şekilde dokunulmadığını düşünenlerdeniz. Bu memlekette on binlerce insan öldürüldü, sabotajlar yapıldı, insaf edin Ergenekon’da bula bula bir tek Danıştay saldırısı var. Böyle bir şey olabilir mi? Süreç Türkiye’deki Gladio’nun aklanmasına dönüşüyor. Korkarım devlet Ergenekon üzerinden kendisini aklamak istiyor. O arada benzer nitelikte soruşturmalar yürütülüyor. Tüm muhalif kesimlere dönük yürüyor. KCK soruşturmalarıyla Ergenekon ya da darbe soruşturmaları paralel yürüyor. İnsan hakları ihlalleri aynı konularda gözleniyor. Yasal çalışmalar yasa dışı emir ve talimatlar doğrultusunda gerçekleştirilmiş diye suçlanıyor. Polis merkezlerinin ve savcıların gözünde, gazeteci, gazeteci değil, avukat, avukat değil, insan hakları savunucusu, insan hakları savunucusu değil.

Ya ne?

Polis bakış açısına göre altta başka kişilik var, maksat var ve her sözün alt metni var. O nedenle herkesin bütün hayatı sergileniyor ve soruşturma konusu yapılıyor. Buna Çetin Altan 40 yıl önce “Büyük Gözaltı” demişti.

Orta Çağ hukukuna hoş geldiniz!

Mahkum edilemeyecek hiç kimse yoktur bu usulle. Şimdi suçlayanlar aynı usulle yarın suçlanabilir. Türkiye bu tür bir hukuk anlayışından hızla kurtulmalı.

evrensel.net
www.evrensel.net