Erdoğan’ın Almanya ezberi


02 Mart 2011 14:57

Almanya ve Türkiye başbakanlarının son yıllarda karşılıklı yaptıkları ziyaretleri yakından izleyenler, aslında her iki tarafın da aynı kalıptan çıkan, klişeleşmiş, ezberlenmiş sözleri tekrarlamaktan öteye geçemediklerini göreceklerdir.

Ve bu ezber sözler kendisini daha çok Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler hakkında verilen demeçlerde kendisini gösteriyor.

Örneğin; Pazar günü Düsseldorf ‘ta Türkiye kökenli göçmene hitap eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir taraftan 50 yıl önce Almanya’ya göç eden Türkiye kökenli göçmenlerin artık yaşadıkları bu ülkenin parçası olduğunu, dolayısıyla uyum sağlamaları gerektiğini dile getirirken, diğer taraftan Türkiye’nin “koruyucu teminatında” olduğundan söz etti.
Yani, aradan yarım asır geçmesine rağmen Türkiye kökenli göçmenlerin Türkiye’nin egemenlik alanı içerisinde bulunması gerektiğinden kast ediyordu.

50 yıldır Türkiye devleti cephesinden söylenenleri az çok yakından izleyenler, gelip giden cumhurbaşkanları ve başbakanlarının üslubunda bazı değişimler olmakla birlikte, özünde kullanılan cümlelerde bir değişimin olmadığını, bu “egemenlik altında tutma arzusunun” hep var olduğunu görecektir: “Ana dilinizi, kimliğinizi unutmayın”, “Nerden geldiğinizi hiç bir zaman unutmayın”, “Almanca öğrenin”, “Türkiye’nin elçileri olun”, “Türkiye sizin vatanınız”, “Siz Türkiye’nin teminatı altındasınız”...

Sıkça duymaya alışık olduğumuz bu cümleler, her Almanya’ya gelişinde Erdoğan tarafından da dile getirildi.
Muhtemel o dur ki; bu kalıp sözler cumartesi günü Bochum’da CHP Lideri Kemal Kılıçtaroğlu tarafından aynı egemenlik anlayışı bağlamında tekrarlanacak.

Bu bakımdan, Türkiye’den Almanya’ya gelen egemen siyasetin söylem ve yaklaşımı bakımından ortada aktörler değişse de “yeni” olan bir durum yoktur, bilinenlerin yeni koşullara uyarlanarak tekrarlanması vardır.

Almanya’ya göçün üzerinden yarım asrın geçtiği ve pek çok şeyin tartışıldığı bu yıl içinde, hem Alman hem de Türkiye devletinin ezbere ifade edilen kalıplarını, şablonlarını daha yüksek sesle sorgulamanın tam vaktidir.

Çünkü, Türkiye kökenli göçmenlerin Almanya’daki varlık biçimi bugün bu ezberleri, klişeleri çoktan bozmuş, yeni nesiller ve yeni durumlar ortaya çıkmıştır.

Örneğin Erdoğan Düsseldorf’ta yaptığı konuşmada, “Size kim ne derse desin, siz benim vatandaşlarımsınız. Siz benim arkadaşlarımsınız benim öz kardeşlerimsiniz” diyor.

Belki birçok kişi için, “Helal olsun adam vatandaşına sahip çıkıyor” dedirten bu sözlere ve bu tutuma biraz dikkatlice bakıldığında, burada yaşayan Türkiye kökenli emekçilerin dertlerini azaltmak bir yana daha da arttırmaktan başka bir işe yaramadığı görülecektir.

Çünkü bu sahiplenme, burada yaşayan emekçilerin iş ve sosyal hayatta yaşadığı sorunların çözümüne bir katkı içermiyor. Buradaki Türkiyeli emekçilerin sorunu hangi devletin ‘tebaası’ olacağı değil, insanca çalışacak ve insanca yaşayacak koşullara sahip olmakla ilgilidir.

Ve biliniyor ki; Almanya’da yaşayan üç milyondan fazla Türkiye kökenli göçmenin üçte birisi yasal olarak Türkiye’nin değil Almanya’nın vatandaşı. Yasal yurttaşlık bağı ile Türkiye’ye bağlı olmayan Türkiye kökenliler de Erdoğan için “benim vatandaşlarım” olarak görülüyor. O da bu çelişkinin farkında olduğundan ötürü şimdi Mavi Kart’ı kimlik haline getirmeyi ve yurttaşlık bağını güçlendirmeyi önüne hedef koymuş bulunuyor.

Erdoğan’ın Düsseldorf konuşmasında sıkça üzerinde durduğu bir diğer önemli nokta, “Şunu bilmenizi istiyorum. Sizler asla yalnız değilsiniz. Kimsesiz değilsiniz. Türkiye Cumhuriyetinin teminatı altındasınız” vurgusudur.

Dara düşen, çaresiz kalan, yardım arayan her birey ya da topluluk için bu tarzda bir sahiplenme ilk etapta kulağa hoş gelebilir. Ama iş gelip somut yardıma dayandığında, bu söylemin aslında pek de bir işe yaramadığı görülecektir. Örneğin, işsiz bırakılan, taşeron işletmede çalıştırılan, okuldan atılan ya da başarısız kalan, ırkçı saldırıya, ayrımcılığa uğrayan bir Türkiye kökenli göçmen için Türkiye ve Erdoğan ne yapabilir?

Eğer Erdoğan’ın bu temel ekonomik-sosyal sorunların çözümü için atacağı adımlar varsa önce bunları Türkiye’de yaşayan milyonlarca işsiz ve yoksullar için yapsın! Belki o zaman bir yararı dokunur, insanlar buradan Türkiye’de ekonomik sıkıntı içinde olan ailelerine yardımda bulunmaktan kurtulurlar.

Erdoğan, Merkel’in yakasına yapışıp “İşsizime iş, gencime meslek eğitim yeri ver!” demeyeceğine göre “Türkiye”nin teminatı” gerçek hayatta sadece boş bir söylemden öteye gitmiyor.

Ya da Köln’de, Solingen’de Türkiye kökenli göçmenler ırkçı-faşistler tarafından yakıldığında Türkiye’nin “teminatı altında” olmanın pratik bir anlamı oldu mu?

Bütün bunlar, “teminat altında” olmanın günümüz koşulları içinde sorunları çözmediğini, bu söylemin asıl olarak göçmenleri politik ve kültürel olarak etki alanı içinde tutmak amacıyla kullanıldığını gösteriyor.

Bu yüzden de Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin ekonomik, sosyal ve politik sorunlarının çözüm adresi Ankara’da değil, bu ülkede Alman halkıyla birlikte verecekleri ekonomik ve siyasal mücadeleden geçiyor…

evrensel.net
www.evrensel.net