İliştirilmiş gazetecilik ya da vakanüvislik


01 Mart 2011 14:41

İşte Türkiye medyasında efsane bir sahne daha. Kaddafi rejiminin krizini çözmek için “adamımız” oraya yollanmış. Tüm dünyanın gözü halkıyla çatışan bu devlete bakarken Cüneyt Özdemir özel jetle “bir geceliğine” Libya’ya ayak basıyor ve Kaddafi’nin oğluyla konuşmaya başlıyor. Kaddafi JR’ın iki lafından biri şu: “Şu kente arabanızla gidebilirsiniz, isterseniz askerlerimiz de size eşlik edebilirler”

Objektif gazetecilik denen naneyi yutanlar için Cüneyt Özdemir büyük habercilik başarısına devam ediyor. Karşısında her gün onlarca insanın ölüm emrini veren bir adam var. Öylesine rahat ki Özdemir, soruları öylesine paslar veriyor ki, insanın sahiden tüm bu ölümlerin gerekli olduğuna inanası geliyor. Örneğin Kaddafi’nin oğlunun “Biz 100 kadar teröriste karşı savaşıyoruz” cümlesinin altını deşmeye gerek görmüyor. O iktidarla karşı karşıya olduğunda susmayı bilenlerden. Onun gücü her daim programına katılan emekli bürokrat ve generallere yeterken, deplasman gerginliğinden midir bilinmez üstüne bomba yağdırılanın Libya halkı olduğunu görmezden gelebiliyor. O “objektif” bir gazeteci. Yetiştiği ekolün gereğini yapıyor. Onun için insanlık başarısı değil, gazetecilik başarısı önemli. Yine aynı şeyi yapıyor, konuşuluyor.

Önündeki Libya haritasından isyan olan bölgeleri gösteren Kaddafi’nin tutarsızlığından bile dem vurmuyor Özdemir. Kaddafi sadece iki kentte durum sakin değil dedikten sonra kuzeydoğuda kurulan iki devletten bahsettiğinde muhtemelen kafasında soru işareti oluşmuyor. İktidarın bir şekilde bu üreyen devletlere çözüm bulacağından emin. Cüneyt Özdemir kabul etsin ya da etmesin orada bir vakanüvis olarak görevini ideal biçimde yerine getiriyor. Sahi, nedir vakanüvis? Osmanlı Devleti döneminde olayları padişah himayesinde subjektif olarak değerlendiren devlet memuru. “E hani objektifti Cüneyt Özdemir?” diyebilirsiniz. Bu gayet haklı bir soru olur; ancak bu sorunun cevabı temel olarak ülkemizdeki hakim medyanın objektivite kavramını neye dayandırdığına göre değişebilir. Türkiye’de “objektif” medya var mıdır? Böyle bir şey mümkün müdür? Patronlu medyada, sendikasız medyada, onu bunu geçtim Recep Tayyip Erdoğan’ın ya da kendisinden önceki tüm versiyonların hüküm sürdüğü bu ülkede özgürlükçü, eşitlikçi, bağımsız bir medya geleneğinin oluşması size mümkün gözüküyor mu?

Biz iliştirmiş gazetecileri tanırız. Onları sadece Körfez Savaşı’nda değil, devrimcilere, Kürtlere karşı yürütülen savaşlarda da askerin ve polisin kolunda gördük. Operasyonlarla ilgili olarak canlı yayında “Baskın yaptık” diyen bir muhabiri yaratan tam da bu düzendir. Sosyalist basının bu garip objektivizmle aynı safta olmasını bekleyemezsiniz; ama tüm o patronlu gazeteler polisin elinden tutan küçük çocuk fotoğrafında bir yüzdürler sadece. İlişmek için illa ki miğfer ve süngü gerekmez. Bazen davalara ilişir insanlar. Örneğin ‘24’ isimli televizyon kanalı gibi gün boyunca “Devrimci Karargah” komplosunun belgeselini çekip yayınlar bazıları. Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin ya da tüm diğer meslek örgütlerinin bu objektivite meselesine iki elle sarıldığına eminim; ancak Türkiye’nin mesleki haysiyeti, insaniyetle bir tutanları olarak bu iliştirilmiş objektiviteden kendimizi kurtarıp barış gazeteciliğiyle, hak odaklı habercilikle buluşmamızın zamanı geldi de geçti bile. Osmanlı’nın devamı mıyız değil miyiz tartışmalarını yürütenlere verebileceğimiz en güzel cevap muhtemelen “Osmanlı’nın sansürcülüğünü aldık” olur “Kadın çocuk demeden” diyen Başbakanın sözlerine de nazire yapıp.

Yazıyı bitirirken Cnnturk.com’da “Polisin eylemci kadına dayanamayıp yumruk attığını” iddia eden videoya dair bir şeyler söylemek sanırım boynumuzun borcu. Elbette ki polislerin olduğu kadar halkların da bir dayanma sınırı vardır. Yarın öbür gün Cnnturk.com’da olur mu bilmem; ama haysiyetli yayın organlarında “Halk dayanamadı, yumruğunu patlattı” cümlesini duyarsak hiç şaşırmayalım. Türkiye’de devrimcilerin elleri armut toplamıyor. Nasırlı ellerin öfkesi, cop tutanlarınkine benzemez. Uyandıralım.

evrensel.net
www.evrensel.net