Çok ses tek yürek


01 Mart 2011 14:40

13 Mart’ta hekimler ve sağlık çalışanları tüm kentlerden yol alıp Ankara’ya “çok ses tek yürek” olmaya geliyorlar. Sağlık karnelerinizi, ilaç poşetlerinizi, çekilmiş filmlerinizi alıp onlarla buluşmaya ne dersiniz?

Hani yaşama merhaba derken ilk göz göze geldiğiniz, üzüntüden değil ama ben de varım demek için ilk ağladığınız, annenizden evvel ilk dokunduğunuz o sağlık çalışanları Ankara’da olacaklar.

Yaşamın son nefesinde en yakınlarımız kadar aradığımız; zor anlarımızda dilimizde anne, baba doğallığında yardım çığlığına dönüşüveren doktor ve hemşireler Ankara’da olacaklar. Ankara’da olacaklar olmasına ama salt kendileri için değil.

TTB Başkanı Eriş Bilaloğlu tam da buradan hareketle meslektaşlarına ve sizlere  bir mektup kaleme almış. Mektubun bir yerinde diyor ki: “Biz hekimler; bütün sağlıkçılar acilde, ambulansın içinde, evde, doğumda, ameliyathanede, sağlık ocağında, bir mezrada aşılamada, toplum sağlığı merkezinde, kurumda,  poliklinik odasında, muayenehanede, aile hekimliği merkezinde, gece-gündüz, hafta sonu-tatil demeden oradaydık, “orada” olmaya çalıştık.”
Sonrasında ‘oysa şimdi’ ile bir kaygının ortak dışavurumuna dönüşen mektup şöyle devam ediyor:
“Oysa şimdi…
Yabancılaşıyoruz, kaygılarımız, kaybettiklerimiz artıyor, değerlerimiz yıpranıyor.
Bu süreç nasıl hızlandı kestiremiyoruz, hafızalarımız bulanık…
Sağlığımız da  içinde olmak üzere tüm yaşam alanlarımız piyasalaşıyor.
Televizyonda-gazetelerde döviz kurları, borsa haberleriyle başlıyoruz güne; filmlerin, internet sayfalarının altından üstünden reklamlar fırlıyor yüzlerimize.
İnsan olmaktan, vatandaş olmaktan müşteri olmaya ‘yükseldik’. Piyasa, işletme  tartışılmaz ‘değerler’ oldu hızla.
Mesleki değerlerimizin, bilgimizin, yapmamız gerekenlerin önüne tebliğler, SGK’nın talimatları geçer oldu.
Öyle söyledi, öyle yaptı iktidarlar.
Piyasaya en uzak olan sağlık, ‘beyaz’ olduğu için belki de en çok ‘kir’ gösteren oldu.
Buna izin vermeyeceğiz.”

Evet,TTB  Başkanı Eriş Bilaloğlu böyle sesleniyor meslektaşlarına ve halka. Ama her ne kadar sağlıkçılar buluşacak olsa da ayın 13’de Ankara’da; doğduğumuz ilk an kadar gür bir ses ve son nefesimizdeki kadar tutku ile yaşamın tanıkları sağlıkçılarla yan yana olmaya ne dersiniz?


Dil ve hastalık

Geçenlerde bir hastamın laboratuar sonuçları üzerinde kurşunkalemle yazılmış bir yazı gördüm. “Hayırlı” ve “lanetli.” Dikkat edince LDL kolesterolün ilk harfinden esinle “lanetli”, HDL kolesterolün ilk harfine ithafen de “hayırlı” yazıldığını fark ettim. Tekil bir örnek ama sağlıkta oluşan dil de her şey gibi değişecek mi sorusunu içinde barındırıyor.

Halk arasında yaygın olan kolesterolün “iyi” ve “kötü” hallerinin yerine bakalım ne zaman “hayırlı “ ve “lanetli” tanımları alacak? Tıbbın halka tercümesinde mistik dönüşümlerin ipuçları mı bunlar? Bir hekim mi söylemişti, bir el mi değmişti, yoksa bir tesadüf müydü?

Toplumun hastalık sağlık algısında oluşturulacak dilin tahakkümü hiç de tesdüflere bağlı değildir aslında. Söz gelimi “kemik erimesi” olarak pazarlanan osreoporoz . Kemiklerinin erimesini kim ister, değil mi? Ne kadar ürkütücü; eğer bu tanıyı bir hekimin dilinden siz duysanız ne yapıp edip şifa aramaz mısınız? Bu tanımda aslında salt insanların değil kemik dokusu olan tüm canlıların ilerleyen yaşları ile birlikte yaşamın doğal akışına uyumlu olarak az da olsa kemik yoğunluğunda azalma yaşayacaklarının ipuçları var mı? Elbette yok. Zaten o yüzden osteoporoz yani malum adı ile kemik erimesi sağlığın piyasalaşma sürecinde bir “satılık hastalık” olarak kullanıma sürülmüştür.

Ama sağlığa piyasacı bakışı salt neoliberal dönem ile sınırlamak haksızlık olur. Bu noktada yetmişli yılların meşhur “zehirli guatr”  tanımını unutmak ne mümkün. Vücutta doğal olarak bulunan, olmaması halinde yaşamanın mümkün olamayacağı tiroid hormonunun fazla üretimine bağlı gelişen hastalıkları “zehir” ile tanımlamak da bu eksende anılmalı.

“Zehir” adını duyan tüm hastalar soluğu muayenehanelerde alıyorlardı vesselam.


Temizliğe kirletenlerden başlamak

14 Mart haber bültenlerinde tıp bayramı olarak anıla gelir. Ama yıllar var ki sağlıkçılar için 14 Mart’ın içinde yer aldığı hafta bayram havasında kutlanamıyor. Bu yıl da tabip odaları ve sağlık iş kolundaki sendikalar çeşitli etkinliklerle halkın ve sağlıkçıların sorunlarını dillendirecekler.
Bunun ipuçlarını TTB Merkez Konsey Başkanı Eriş Bilaloğlu’nun mektubunda da görüyoruz. “Bu topluma ve mesleğimize karşı sorumluluklarımızı tekrar gözden geçirmemiz, daha çok tartışmamız ve çözüm üretmemiz gereken zamanlardan geçiyoruz” diyor Bilaloğlu ve devam ediyor:
“Hastalıklara çare bulmak için önce en önemli ‘hastalığımızı’ çözeceğiz: Tek tek değil, bir arada olacağız. Sorunlarımızı beraber çözeceğiz.
Artık kendimizin, hastalarımızın ve bu toplumun tüm fertlerinin giderek daha çaresiz, daha umutsuz olduğunu görmek istemiyoruz.
Umudunuzu yitirmeyin, yitirmeyelim.
Halkın/hastaların ve bizim durduğumuz yer aynı,  haklarımız, taleplerimiz ortak:
Sağlık istiyoruz.
Onurlu ve insanca bir yaşam sürmeyi, hakkımızı istiyoruz.
Bunun için temizliğe kirletenlerden başlayalım.”.
Kısmen de olsa paylaştığım mektubun sonunda sanırım sizler de hissettiniz. Evet, kirletenler bir sır değil hiçbirimiz için. Ve önümüzde genel seçimler var. Seçim sathının olanakları ile emekten yana olan tüm birikimlerin “tek ses tek yürek” olması için çaba harcamalıyız. Ama birbirimizi ikna etmek yerine enerjimizi halkla buluşmaya adamak her zamankinden daha elzem.
Sağlıcakla kalın.

evrensel.net
www.evrensel.net