‘Akdeniz dünyası’


28 Şubat 2011 04:04

 

Bugünkü başlığımız, 1902 yılında Lorrain’de doğmuş olan ünlü Fransız tarihçisi Fernand Braudel’in, “II. Philippe Döneminde Akdeniz ve Akdeniz Dünyası” başlıklı önemli eserlerinin kısaltılmış şeklinden oluşmaktadır. Bu yazıya ilham veren Braudel, tarihi süreçleri çok ve karmaşık faktörlerin etkileşimi ile oluşan süreç olarak algılamaktadır. Eski  medeniyetlerin beşiği olan Akdeniz’de, Kuzey Afrika ülkelerinde peş peşe patlak veren ayaklanmaların yeni uyanışların işaret olsa gerek!
 
Tarihte her uyanış devrimle sonlanmış olsa idi, günümüzde kapitalizm buralarda  olmaz, insanlık çok farklı aşamalarda bulunurdu. Kuzey Afrika’nın uyanışı da, gerek dünya konjonktürü, gerekse uyanan toplumların tarihsel mirasları ve sosyal dokuları bağlamında, maalesef, bölge ülkelerini böylesi bir devrime taşıyabilecek gibi gözükmemektedir. Baskı altında yaşamış ve ekonomik kurumlarını geliştirememiş toplumların insiyaki ayağa kalkışı varolan idari yapıyı ya da despot lideri devirebilir, ancak, yerine koyacağı da farklı yüzlü benzeri olmaktan öte geçemez! 
 
Bu açıdan bakıldığında, Kuzey Afrika’nın kaynamasını ne salt ABD’nin marifeti olarak görmek, ne de ülkeler halklarının fakirlik düzeyi ile ilişkilendirmek fazla olası değildir. Zira, olaylar karşısında ABD şaşkınlığını gizleyememekte olduğu gibi, petrol üzerine oturan bu ülke halklarına da, ülkeler arasında farklı olmakla beraber, havadan gelen petrol gelirleri oldukça cömertçe saçılmaktadır. Belki tek müşterek ortak payda baskıcı ve aleni olarak ABD yanlısı aileler ya da liderler tarafından, değişmemek kaydıyla, yıllardan beri despotik olarak yönetiliyor olmalarıdır. 
 
Söz konusu ülkelerde ve belki de daha başkalarında da olaylar gelişmelere nasıl yön verirse versin, müteakip gelişmelerde İslâmî akımların etkili olacağı açıktır. Diğer bir deyişle, yönetim biçimi değişiyor olsa da, temel toplumsal çimentonun İslam olacağı anlaşılmaktadır. Bu durumda rol model olarak İran’dan çok Türkiye öne çıkıyor olabilir. Doğal olarak, Türkiye’nin uzun yıllar içinde kazandığı deneyimini bir anda aktarmak ve toplumsal kurumlara dönüştürmek olası değildir. Ancak  unutmamalı ki, Türkiye de Batılılaşma hareketini, Batı’nın uzun yıllar boyunca ve toplumun tabanından yükselerek oluşturmuş olduğu kurumları kısa sürede ve yukarıdan topluma giydirerek gerçekleştirmeye kalktı. 
 
Eğer bu çözümleme geçerli olur da böyle bir süreç başlarsa,  emperyalistlerin Kuzey Afrika’da cirit atma şansı çok yüksek olur. Belki de, eski sömürgeler, bu kez yine eski efendilerinin etkisi altına girer. Böylece, Akdeniz havzasında Avrupa etkisi belirginleşebilir. Bu durum, eski efendi konumundaki Avrupa ülkelerinin Avrupa Birliği içindeki konumunu olduğu kadar, ABD ve Japonya karşısındaki gücünü de etkileyebilir.
 
Kuzey Afrika’daki kıpırdanışların Türkiye’de hem ekonomik hem de sosyal yapı üzerinde farklı yönlerden etkili olması beklenebilir. 
 
Kuzey Afrika’da dikta altında İslam yaşayan ülkelerin yeni durumda da İslam hattı üzerinden sosyal ve yönetsel yapılarını oluşturmaları Türkiye’de de İslami dokuların her kademede daha yüksek düzeyde ve alenen resmiyet kazanmasına yol açabilir. 
 
Başka bir deyişle, böylesi bir etkileşim çerçevesinde, İslami doku Kuzey Afrika ülkelerinde yumuşama eğilimi gösterirken, Türkiye’de yaygınlaşma ve koyulaşma eğilimi içine girebilir. 
 
Ayağa kalkan Kuzey Afrika devletlerinde liderlere yönelik kızgınlığın, bir dizi başka nedenler yanında, Kaddafi hariç çoğu liderlerin Batı ve ABD bağımlılığını yansıtıyor olması, ekonomik devrim olmasa da, siyasi devrime zemin hazırlıyor olabilir. 
 
1923 Türkiye Devrimi nasıl sömürgelerin uyanmasına ve sömürgeciliğin çözülmesine önayak olmuşsa, Kuzey Afrika’nın uyanışı da, umalım ki, başta ABD olmak üzere, emperyalistlere bu bölgeden ellerini çektirme hareketine neden olabilir. Yine umalım ki, mazisinde sömürgeci politika lekesi bulunmayan Türkiye de, bu süreçte Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş-başkanlığına soyunmuş olmaktan hicap duyarak, geri adım atar!
evrensel.net
www.evrensel.net