Güney’de yeni bir döneme doğru


28 Şubat 2011 04:03

 

Tunus ve Mısır’da diktatörlerinin devrilmesiyle başlayıp bütün Arap ülkelerine yayılan halk isyanları, Irak Kürdistan Federe Bölgesi’ne de sıçradı. 17 Şubat’ta Kürdistan Bölgesi’nin en önemli kentlerinden Süleymaniye’de başlayan halk eylemleri, Bölge’nin diğer kentlerine de yayıldı. Bölgesel Yönetimin göstericilere karşı silah kullandığı ve ölümlerin yaşandığı gösteriler nedeniyle Kürdistan bölgesindeki tüm üniversiteler de tatil edildi. Yapılan eylemlerin hedefinde Kürdistan Federe Yönetimini oluşturan KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) ve KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği)  içindeki yönetici zümrenin yolsuzlukları yer alırken halkın artan yoksulluğa karşı insanca yaşam ve demokrasi talepleri öne çıkıyor. Önceleri Goran (Değişim) Hareketi’nin başını çektiği gösteriler, Goran yönetiminin geri çekilmesine rağmen diğer ülkelerdekilere benzer şekilde ciddi bir önderliğe sahip olmadan devam ediyor. Kürdistan Federe Yönetimine karşı yapılan eylemlerin sonucu ne olursa olsun, bu eylemler Kürt mücadele tarihi bakımından yeni bir dönemin habercisi olarak önem taşıyor. 
 
Bu eylemlerin neden yeni bir döneme kapı aralayan gelişmelere yol açtığını anlamak için öncesinde yaşanan süreci kısaca hatırlamak gerekiyor. Irak Kürtleri, 1923’te Mahmut Berzenci’nin İngiliz yönetimine karşı başlattığı ayaklanmadan Kürdistan Federe Yönetimi’nin kuruluşuna kadar ulusal haklar istemleriyle mücadelelerini sürdürdüler. ABD’nin yıllarca desteklediği Saddam’la çıkar çatışması (Saddam’ın Kuveyt’i işgal etmesi) yaşaması ardından yapılan Körfez Savaşı sonrasında Kürtler, Irak’ta 36’ncı paralelin kuzeyinde fiili bir yönetim oluşturdular. Daha sonra Irak’ta ABD’nin 2003’teki müdahalesinin ardından geleceklerini belirlemek için oluşan uygun koşulları kullanan Kürtler, Kürdistan Federe Yönetimi’ni ilan ettiler. O tarihten bu yana Irak Kürtleri, Irak bayrağının yanına kendi bayraklarının dalgalandığı federal bir parlamentoya, kendi bölgelerinde ilköğretimden üniversiteye kadar Kürtçe eğitim yapan okullara, kısaca kendi ulusal talepleri üzerinden oluşan yeni bir yönetime sahip oldular. 
 
O tarihlerde ülkemizdeki kimi “sol” anlayışlar, ABD emperyalizmine karşı çıkmak adına Kürtlerin kendi geleceğini belirlemesine ve Kürdistan Federe Yönetimi’nin kurulmasına karşı çıktılar. Bizler ısrarla, bir halkın kendi geleceğini belirleme hakkına kayıt-koşul koymanın aslında bu hakkı tanımamak anlamına geldiğini ve şoven bir anlayışı yansıttığını söyledik.  Bugün yaşanan eylemler, Marksizm’in ulusal meselede söylediklerini, yani bizleri doğrulamaktadır. Çünkü birinci olarak ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunmak demek, halklar arasında hak eşitliğini savunmak; ulusal çelişki ve çatışmalara son vermek anlamına gelmektedir. İkinci olarak, bu hakkın gerçekleşmesi, burjuvazinin işçi sınıfını milliyetçilik üzerinden bölmesi koşullarını ortadan kaldırarak her milliyetten işçi ve emekçilerin sömürüsüz bir dünya için birleşik mücadelesinin önünü açar. Irak’ta eğer Kürtler kendi ulusal istemlerini karşılayan bir yönetim oluşturmamış olsalardı, bugün Kürt yoksullarının; Kürt işçi ve emekçilerinin kendi egemenlerine, Kürt burjuvazisine karşı mücadelesinin söz konusu bile olamayacağı açıktır. Zaten böylesi bir süreç yaşanmamış olsaydı, Arap ülkelerindeki halk hareketlerinin Kürt halkını etkilemesi, harekete geçirmesi de olanaklı olamazdı.
 
Bugün Kürdistan Federe Bölgesi’nde yaşananlar, Kürt işçi ve emekçilerinin; Kürt yoksullarının artık kendi egemenlerine karşı insanca yaşam ve demokrasi talepleriyle ayağa kalktığı yeni bir dönemin habercisidir. Ve biz nasıl ki dün Irak Kürtleri’nin kendi geleceğini belirleme hakkını savunup bu hakkı reddedenlerin karşısında durduysak, bugün de Süleymaniye ve Bölge’nin diğer kentlerindeki Kürt işçi ve emekçilerinin Kürt egemenlerine karşı mücadelesinin yanındayız. 
evrensel.net
www.evrensel.net