“Mahallemiz”de devrimler ve mahalleliler


28 Şubat 2011 04:02

 

IMF Ortadoğu Direktörü “bizim mahalle”nin devrimlerinden ders almak gerektiğini, “hükümetlerin çıkarması gereken derslerden birinin sürdürülebilir büyüme ve yoksul hanelere daha iyi planlanmış yardım” olduğunu söylüyor. Suudiler örneğin, çoktandır sağa-sola epey para dağıtıyor.
IMF adına konuşanlar bile, adını “ayaklanma” diye takıyorlar. Ne olduğunun farkındalar. Katiyen Dünya Bankası ile kendilerin ve Amerikalı emperyalistlerin işi olmadığı biliyorlar, Tunus’ta ve Mısır’da olup bitenlerin. Daha süreceği anlaşılıyor ve kuşkusuz hiçbir ülke birbirinin kopyası değil ve halk ayaklanmaları da kendi yollarını izliyorlar.
Ama şurası kesin ki, Arap ülkelerinde halklar, milyonlarla ayağa kalktılar ve yumruklarını vurdular tarihin “masası”na. Diktatörlerini devirdiler, deviriyorlar.
Neden hala bu “mahalle”nin bir sokağındaki Türkiye’nin solcuları, devrimcileri mesafeli duruyor, kendilerini uzak hissediyorlar? L. Amerika’nın bir yerinde bir fabrika ya da tarla işgal edilse, bir hükümet değişikliği olsa, bunu gündem edinen Türkiyeli solcular neden bunca sakinler ve “ııh” diyorlar? Günaşırı bir devrim oluyor da “mahallemiz”de, bunu beğenmediler, “daha iyisi”ni mi bekliyorlar?
Yoksa ABD’yi, genel olarak emperyalizmi “kadiri mutlak” sanıp, her şeyin onun başının altından çıktığını mı farz ediyorlar? Soros ve benzerlerinin, CIA ile birlikte, Walesa’nın Solidarnos’uyla Polonya’dan başlayıp Ukrayna, Gürcistan’la devam eden “açık toplum”cu “toplum mühendisliği” ürünü “renkli devrimler”den mi sandılar yoksa, ayaklanmaları? “Sarı”lı, “turuncu”lu Amerikan finansmanlı, “yukarıdan” örgütlenme “bindirilmiş kıta” işlerinden mi?
Ya da çokbilmiş Ö. İnce türü Kemalizm fideliğinde büyümüş seçkinci Türkiye aydınının halktan kopukluk ve halktan gelen her şeye fobilerle yaklaşmayla malul genel tutumları ve ruh halleri mi etkili oldu üzerlerinde? “Bizim” solun da Ş. Hüsnü’den bu yana Kemalizmin en çok arka bahçesinin çocuğu olduğu, yüceltmekle kalmayıp, politikalarından feyz aldığı bilinir. Değil mi ki ulusallığı tartışmasız Şeyh Sait Ayaklanması İngiliz oyunu gerici, feodal bir kalkışmaydı, neden Nasır’ın laik ülkesinde ayağa kalkanlar Amerikan oyununa gelmiş olmasınlardı?! Neden “ilerici” Kemal’e karşı Sait gibi bir şeyhin ve “gerici” amaçlarının peşine takılmış olduğu gibi, halk, bu kez Müslüman Kardeşler’in peşine takılmış olmasındı? Ve bunca “karışık” şeye nasıl devrim denirdi?!
Neden? Neden ayağa kalkan, isyan eden, diktatörlerini devirmeye cesaret edip gücünü birleştiren ve devirip geçen halka ve gücüne güvenmiyorlar, neden halktan bunca kopuklar? İran’daki gibi, mollaların ekmeğine katık olmaktan mı korkuyorlar? Evet, bu ülkelerde siyasal İslam da dışlanmışlardandı ve yasa dışıydı. Ama semirdikçe semirmiş, çoktan neo-liberal eksene takılmıştı. “Ilımlı”laşalı az olmamıştı. İşte Tunus’un İhvan lideri Gannuşi, “modelimiz AKP” diyordu. Ve zaten iki ülkede de siyasal İslam başlangıçta günlerce katılmadığı devrimlere, sonunda tedirginliklerle ve neredeyse gözlemci kategorisinden katılmıştı. ’79’un İran “köprüleri”nin altından çok sular akmıştı.
Her şeyin ötesinde, halkı beğenmiyorlardı. “Başıbozuklar sürüsü” sayıyorlardı! Ne sosyalisttiler, ne komünist. Sanki tüm devrimlerde olurmuş gibi, doğru dürüst bir önderliğe bile sahip değillerdi. Demeye getirdiler ki, “davulcuya mı varır, zurnacıya mı belli olmaz” -neden sahiplenip kefil olsunlardı ki?- Tunus’ta, dünya alemin teslim ettiği gibi, devrimin en örgütlü gücünün komünistler olmasına bile aldırmadılar. Beğendikleri türden değillerdi, ondan olmalı. Zaten “reel sosyalizm”ci revizyonistler ise karşı-devrimci hükümete katılmıştı.
Bilinç ve örgüt düzeyi yetersizliği açıktı ve bu nedenle Mısır’da örneğin ordu şimdilik duruma el koyabilmiş, devrim tamamlanamamış, henüz sürecin “noktası” konmamıştı. Buna bakıp “Amerikan işi” mi demişlerdi?
Hiç değinmeyen Yürüyüş’ün yanında Okuyan işte, “renkli” zırtapozluklara, AKP’ye devrimcilik, demokratlık izafe edenlere göndermeler yapıp yazıp duruyor, “devrim değil” diye!
evrensel.net
www.evrensel.net