Kuklalar (Saim Bugay’ın yetiştirdikleri)


28 Şubat 2011 04:00

 

Şu günlerde Tophane-i Amire’de bir sergi var.
Kim ne derse desin, bana göre çok önemli bir sergi…
Önemi nerden mi geliyor?
Bir yerden değil, birkaç yerden…
Anlatacağım:
Daha dört yaşında bir çocuk düşünün kemanı çok seviyor. Evde bir tane var ya… O kendisinin olsun istiyor. Geçim durumları nedeniyle “Bana keman alın.” diyemiyor anasına babasına… O da kendi yapıyor tahtadan tellerden kemanını… 
Ortaokuldayken dönem aralarında bir tenekeci ustasının yanında çıraklık yapıyor. (Büyük Millet Meclisimizin çatısındaki bakır işlerinde elinin izleri var.)
İşte böyle bir çocuk, Ticaret Lisesi’nde okuyor önce, sonra da Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu’nda… Tez elden geçim parasını kazanması gerek çünkü… Liseyi bitirir bitirmez de, üniversiteye bile gitmiyorken işlik açıyor. Sonra da başlıyor onun bunun defterini tutmağa…
Ama içinde onunla birlikte yaratılmış olanlar dışa vuruyor durmadan… Oyuyor, yontuyor, büküyor… Becerilerini ünlü yontucu Zühtü Müridoğlu’na gösteriyor. O da onu kendi okuluna, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne (şimdi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü’ne) yönlendiriyor. Sınıfındakilerden büyük elbette… Olsun… Her yıl ödüller alıyor durmadan… Yılmıyor… Sınavla, birincilikle girdiği okulu birincilikle bitiriyor (1967)… Hem iş, hem geçim, (Çoluk çocuk bakıyor… Daha 19 yaşında evlenmiş.) hem eğitim olsa da… 
Bir yıl sonra Avrupa sınavını da kazanıyor. Ama engeller çıkarıyorlar, yollamıyorlar. Bir yıl sonra bir daha giriyor sınava, gene birincilikle kazanıyor… Söylenecek bir şey yok… Zorunlu yolluyorlar. 6 yıl süren Paris dönemi, gerçekten başarılı…
Dönüyor yurda… Öğretim üyesi olarak almaları gerek ya almıyorlar… (Kuzgun Acar’ı da almamışlardı.) Oysa o kararlı… Uğraş, savaş, inatlaşma… Sonunda öğretim görevlisi (üyesi değil) olarak alıp kukla sınıfı kurduruyorlar.
Bir sürü yontu yaratıyor, bir sürü sergi açıyor, Tüyap fuarı onu “yılın sanatçısı” seçiyor. Aziz Nesin, Nazım yontularını görün derim. Nerede mi? Sergide…
Hiç gördünüz mü kuklalarını Saim’in? 
Örneğin bir Metin Deniz kuklası var, kendisinden daha Metin Deniz…(Metin Deniz kızmaz bana böyle dedim diye… Çünkü gerçekten öyle…)
Bir sanatçı kişinin üreteceği en önemli yapıt ne olabilir kendi dalında ürettiklerinin ötesinde?.. 
Öğrenciler, çıraklar…
Bedri Rahmi’yi de ben bu yüzden çok sevmiş, saymıştım. O da kendisinin kopyası olmayan, her biri bir başka kişilikte, özgünlükte sanatçılar yetiştirmişti… Bugün hepsi de ayakta, bir kimlik, kişilik…
Saim benim yaşımdaydı…
Saim ile bir gün oturduk uzun uzun söyleştik. Sözlerimiz koca bir betik oldu. Birkaç yapıtı karşılığında basmışlardı betiği…
Ona her şeyi sordum. Oradan biliyorum kimi ayrıntıları… O her şeyden önce benim dostumdu, arkadaşımdı. Ama bundan ötürü yazmıyorum şimdi bu yazıyı. Onun övülmeğe hiç gereksinimi yoktu… Gene de biz, onun örneği üzerinden, tüm sanatçılarımıza neler çektirdiğimizi, onları nasıl engellediğimizi bilsek geç kalmadan. Azıcık düşünelim şu son söylediğim üzerine… O zaman orda burda konuşurken bile sözcüklerimizi seçeriz belki de… “Ucube” falan demeyiz. (“Dinimize küfreden bari Müslüman olsa!” demişler ya.)
Saim öğrenciler yetiştirdi. 
Onu anlayanlar kuklalar yaptılar.
O öğrenciler yaptıkları kuklalarla Saim’i anmak istediler. Uzun uzun çalıştılar. Kuklalar yarattılar. İşte görmenizi dilediğim Tophane-i Amire’deki bu sergi… Bir köşeye de Saim’i oturtmuşlar, bir masanın başına… Masanın üzerinde de son “Eşşoğlueşşekler” sergisinden bir eşek var. Daha kimler var kimler… Neyzen Tevfik ile Kuzgun Acar uçan bir kuşun sırtına oturmuşlar Saim’i arıyorlar örneğin… 
Kolay mı bulunur bir Saim, bir Kuzgun, bir Neyzen… Oysa biz acılardan acılar seçip çektirdik onlara…
Şimdi de hep birlikte arıyoruz işte onları…
Asıl arayan kim?
Genç kuşak…
Yaşayın be çocuklar!
Ustalar böyle anılır işte… Öyle güzel bir örnek verdiniz ki… Umutlar doldurdunuz yüreklerimize.
Bu öykümü burada bitirecek değilim… Bu kukla öyküsü çok önemli…
Neden?
Anlatacağım…
evrensel.net
www.evrensel.net