# İşaret fişeği olarak baro seçimleri

> **Yazar:** Yücel Demirer
> **Yayın Tarihi:** 2026-11-01 00:45:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100288/isaret-fisegi-olarak-baro-secimleri](https://www.evrensel.net/yazi/100288/isaret-fisegi-olarak-baro-secimleri)

---

18 Ekim’de İzmir Barosu, 25 Ekim’de ise İstanbul Barosu seçimleri gerçekleşti. İzmir Barosunu dört dönemdir yöneten Çağdaş Avukatlar Grubu seçimi 101 oy farkla kaybetti; Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu seçimi kazandı. Seçim sonuçlarına ilişkin bir yorumda “Sekiz yıl sonra İzmir Barosu çeşitli terör örgütü sempatizanı grupların ellerinden alındı…” sözleri yer alıyordu. İstanbul Barosunun 128. Olağan Genel Kurulunda da başkanlık seçimini Cumhuriyetçi Güç Birliği Adayı Ümit Kocasakal, azımsanmayacak bir oy farkıyla kazandı.


Kocasakal, adaylık ve genel kurul sürecinde milliyetçi söylemiyle dikkat çekmişti. Seçim sonrasında açıklama yaparken etrafında bulunanların bozkurt işaretiyle görüntüye girmeleri, bu söylemi pekiştiriyordu. Seçimi kaybeden Kabaoğlu ekibi ise İstanbul Barosunu hukukun üstünlüğünü savunarak, yargı erkinin iktidar tarafından araçsallaştırılmasına itiraz ederek ve yargı eliyle mağdur edilenlere şu ya da bu biçimde sahip çıkarak yönetmişti.


Seçim sonuçlarında Suriye’de öldürülen gazetecilerle ilgili olarak Kaboğlu yönetimine karşı açılan davanın ve Kaboğlu’nun Anayasa’nın ilk dört maddesine ilişkin sözlerinin ısrarla çarpıtılmış oluşunun etkili olduğu görülüyor. Ancak, bu seçim sürecinin ve sonucunun meslek odası yönetimi seçiminin ötesine taşan siyasal içeriğini görmemek hata olur.


Seçim sonuçlarından daha kaygı verici olan, yaklaşık 70 bin üyesi olan İstanbul Barosu seçimlerinde sadece 28 bin 515 avukatın oy kullanmış olmasıydı. Ülkedeki demokrasi kalitesinin ve yargı kurumlarının güvenilirliğinin dipte seyrettiği bir dönemde gerçekleşen bu katılım düzeyi, hukuka yönelik iktidar kaynaklı müdahalelerin yanına, hukuk dünyasındaki piyasalaşma ve apolitikleşme eğilimini de bir tehlike olarak eklemiş görünüyor.


Kaboğlu dönemini “Cumhuriyete karşı kalkışma”, Suriye’de öldürülen gazetecileri “Ne olduğu belirsiz iki kişi” olarak tanımlayan, Kaboğlu’nun “Türkiyeli avukatlar” hitap tercihini salonda tansiyon yükselterek eleştiren bir yaklaşımın İstanbul Barosu yönetimine gelişi ülkenin hukuk düzeyi açısından kaygı veriyor. Öte yandan sonuçlar, önümüzdeki dönemin siyasal şekillenmesine ilişkin bir işaret fişeği anlamı taşıyor.


### Meslek odası seçimlerinin Türkiye’deki anlamı




Meslek odaları, üye faaliyetinin işleyişini ve etik standartlarını kontrol eden, bunu yaparak üyelerinin topluma nitelikli hizmet sunmasını sağlayan, alana ilişkin düzenleyici tartışmalarda üyelerini temsil eden ve ilgili konularda otorite işlevi gören kuruluşlar olarak biliniyor.


Ancak Türkiye’de meslek odalarının faaliyet ve işlevleri bununla sınırlı değil. Başından bu yana üyelerinin eğitim ve yüksek örgütlülük düzeyiyle öne çıkan meslek odaları, muhalif siyasetin içinde mayalandığı ortamlar olarak şekillenmiş bulunuyor. Özellikle demokrasi kalitesinin gerilediği dönemlerde, hükümetler nezdinde yürütülen mesleki faaliyetlerin sık sık bir bütün olarak halkın çıkarlarını savunma boyutu kazandığı görülüyor. Özellikle medyanın denetleme işlevine büyük katkısı olan meslek odalarının ülkemiz siyasetindeki yeri başka ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar büyük bir öneme sahip.


Tam da bu nedenle özellikle Erdoğan rejiminin 2017’den itibaren içine girdiği baskıcı süreçte meslek odalarına yönelik doğrudan müdahaleler zirveye çıkmış durumda. Bu müdahalelerle, bir yandan meslek odalarının faaliyetleri engellenmeye çalışılırken diğer yandan iktidara biat eden paralel/gölge meslek kuruluşlarının kurdurulması sağlanıyor.


Yukarda sıralanan Türkiye’ye özgü dinamikler dikkate alındığında, İzmir Barosu ve İstanbul Barosu seçim sonuçları ile diğer baro ve meslek kuruluşu seçimlerinde şekillenen milliyetçi ittifakları dar mesleki süreçler olarak değil, ülke siyasetinin geleceğine ilişkin fikir verici eğilimler olarak değerlendirmek gerekiyor.


İstanbul’da ikinci baronun varlığına rağmen MHP’li avukatların İstanbul Barosundaki yüksek faaliyet düzeyini ve İstanbul Barosu seçimlerinin hemen ardından bazı yorumcuların Kabasakalı merkez solun liderliğine aday göstermelerini bir rastlantı olarak görmek hata olur. Özellikle bu gelişmelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanmadığı, kayyım uygulamasının devam ettirildiği, ‘süreç’te yavaşlama tespitinin giderek daha sık yapıldığı, CHP’nin Mekke Anlaşması’nı desteklediği ve gazeteciler üzerindeki baskıların katmerlendirildiği bir dönemde gerçekleşiyor oluşu akıldan çıkarılmamalı.


### Sol cevabı güncelleme ihtiyacı




Görünen o ki kendilerini “solcu” olarak tanımlayan milliyetçilerle, diğer milliyetçi kategoriler arasında bir yakınlaşma, yeni bir formül arayışı şekilleniyor. Bu şekillenmenin somut örneği olan Kocasakal söyleminin Yeni Parti çevrelerinin bir bölümünde gördüğü iltifat bilinmez değil. Bu yönelimin Erdoğan rejimi tarafından içerilmesi ve kendi açısından kullanışlı hale getirilmesi de uzak bir olasılık değil.


Bu koşullar altında, yenilenip güncellenen milliyetçi siyasal ittifaka karşı sol/sosyalist ittifakın genişletilip zenginleştirilmesi yönünde adım atılması gerekiyor.


Sırbistan’da Vuçiç döneminin sonunu getiren yaratıcı ‘Öğrenci Listesi’ fikri ve Arnavutluk’ta oluşan muhalif ittifaklar, Türkiye’deki sosyalist parti ve gruplara kendi çizgilerini terk etmeden ve örgütlenmelerini koruyarak omuz omuza durmanın mümkün olduğunu, sol/sosyalist ittifakın bir tercih değil zorunluluk olduğunu gösteriyor.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
