# İran neden Mekke Anlaşması’na katılmak istiyor?

> **Yazar:** Hediye Levent
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-29 00:08:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100265/iran-neden-mekke-anlasmasi-na-katilmak-istiyor](https://www.evrensel.net/yazi/100265/iran-neden-mekke-anlasmasi-na-katilmak-istiyor)

---

Bu yazıyı yazdığım saatlerde Katar, ABD-İran savaşının durdurulması için yeni bir yol haritası hazırladığını ve taraflara ilettiğini duyurdu. Henüz yol haritasının detaylarını bilmiyoruz, ancak ilk açıklamalara göre sürece bölge ülkeleri de garantör olacak. Sadece son birkaç gün içinde gerçekleşen üst düzey ziyaretleri, temasları ve toplantıları yapılan açıklamalarla birlikte ele aldığımızda Katar’ın yol haritasının önemli olduğunu ve bölge ülkelerinin de bu konuda mümkün olduğunca ağırlıklarını koymaya hazırlandığını söyleyebiliriz.


Son birkaç gün içinde gerçekleşen en önemli gelişme İran’ın Mekke Antlaşması’na katılma konusunda adım atması oldu. Henüz detaylar belli olmadı ve imzalar atılmadı ancak bu çerçevede Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve İran üst düzey güvenlik yetkililerinin katıldığı bir toplantının gerçekleşmesi oldukça dikkat çekici. 


Genel olarak toparlayacak olursak;


-Mekke Antlaşması Türkiye’nin askeri sanayisine pazar bulma, Pakistan’ın bir nükleer güç olarak bölgesel meselelerde ağırlık kazanma, Suudi Arabistan’ın hem güvenlik açısından ittifaklarını güçlendirme hem de Hürmüz krizi sonrası alternatif enerji rotaları konusunda bölge ülkeleri ile yakınlaşma gibi hedeflerle şekillenmişti. Üç ülkenin de az çok ortaklaştığı bir diğer nokta ise yeni enerji ve ticaret rotalarının şekillendiği, boğazlar başta olmak üzere uluslararası enerji/ticaret rotalarının güvenliğinin tartışıldığı bir dönemde İsrail’in öngörülemez agresif politikalarla nüfuz genişletme hamleleri!


-Mekke Antlaşması genel olarak İran’a ve İran tarafından desteklenen, ancak Tahran’dan çok kendi ajandaları doğrultusunda hareket eden Husilere/Ensarullah’a karşı askeri bir kamp olarak yorumlanıyordu ancak bu doğru bir okuma değil. Antlaşmanın İran ile ilgili kısmı “Bölge değişirken senin de değişmen ve dünya ekonomisi ile ilişki kurman gerekiyor. Sen değişmeme konusunda ayak diredikçe bölge ülkeleri olarak biz zarar görüyoruz. Sana karşı yıkıcı bir savaş istemiyoruz ancak senin de yeni şartları gözetmen gerekiyor” şeklinde özetlenebilir. 


-Nihayetinde İran’ın da eninde sonunda bu antlaşmaya katılması bekleniyordu ancak yine Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve İran açısından her birinin kendi özel şartları, beklentileri ve kaygıları ile bu süreç hızlanmış gibi görünüyor. Zaten İran’ın antlaşmaya katılması ile ilgili toplantıya 4 ülkenin üst düzey güvenlik yetkililerinin katılması da Amerika-İran savaşının sonuçlarının endişe verici, hatta güvenlik tehdidi boyutlarına ulaştığını gösteriyor. 


Mesela Türkiye ve Pakistan açısından İran’da kaotik şartların ortaya çıkması göçten radikal örgütlere, iç savaştan uyuşturucuya kadar birçok öngörülemez riskin kaynağı olabilir. Olası bir İran iç savaşı Pakistan açısından Belucistan sorununun patlamasına sebep olabilir. Ankara’nın bakış açısına göre ise PJAK başta olmak üzere silahlı Kürt grupların Türkiye-İran sınırında toparlanması ve hareketlenmesi gibi riskler oldukça muhtemel. Yine son Türkiye-Azerbaycan-İsrail gerilimi göz önüne alındığında Kürt silahlı gruplar dahil iç savaşa taraf gruplar İsrail desteğine açık hale gelebilir ki, bu da Türkiye-İsrail güç mücadelesinin Suriye’den Yemen’e ve Afrika’dan Asya’ya kadar genişlemesi demek!


Katar gibi Körfez ülkelerini de göz ardı etmemek gerekiyor bu noktada. Petrol ve ticaret hatlarındaki istikrarsızlık ekonomileri petrole bağımlı ülkeleri şimdiden sarsmaya başladı. Ayrıca petrol fiyatlarındaki istikrarsızlık gıdadan enerjiye her alanda etkisini gösteriyor ki, bu da yeni toplumsal huzursuzlukları tetiklemeye yeter.


Peki bunca ülke ne için kıyasıya güç savaşına girişti?


7 Ekim sonrası dönemde bölgede yeni bir trend var, ekonomik ilişkiler ağına ülkeleri entegre edip bunun gerekliliklerine göre yeni bir güvenlik konsepti geliştirmek ve diplomasiyi de bunun üzerine inşa etmek. Hürmüz ve Bab El Mendeb krizleri bu trendi hızlandırdı. Mekke Paktı da tam olarak bu trend yükselirken bölgesel ilişkileri dizayn eden tarafta olma hedefiyle ortaya çıktı. Yani Husiler değil de Eritre’de savaşan taraflardan biri öne çıksaydı yine böyle bir antlaşma gerçekleşirdi muhtemelen. Artık Türkiye ve İsrail gibi ülkeler enerji ve ticaret hatlarının ana istasyonu olmak için çekişirken dünyanın geri kalanı da bu hatlardaki istikrarsızlıktan doğrudan etkilendiği için tarafsız kalamıyor bu gelişmelere. 


Mesela Suudi Arabistan’ın alternatif boru hatları projeleri var ve bu hatlar ya Türkiye üzerinden dünyaya ulaşacak ya da İsrail üzerinden. Türkiye’nin Mekke Paktı ile Suudi Arabistan’ı yanında tutması bu açıdan önemli ancak aynı zamanda Suudi Arabistan petrolünün Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması Hindistan’ın ve İsrail’in büyük ümit bağladığı ve zamanında Amerika tarafından da desteklenen IMEC hattını geçersiz hale getiriyor. Ancak dünya bölge ülkelerinden ibaret değil. Avrupa kadar Asya pazarı ve kaynakları da çok önemli. Bu nedenle bu var olan hatları kontrol edip yeni hatları şekillendirme mücadelesi Azerbaycan’dan bağımsız, Türk devletlerini kapsayarak Asya’ya da yayıldı. İran da bütün bu şartların, mücadelelerin, kaygıların tam ortasında duruyor!


İran’da iç savaş bir taraftan Türkiye ve Pakistan açısından öngörülemez güvenlik riskleri demek, ama diğer taraftan İsrail ve Azerbaycan için nüfuz alanını genişletme fırsatları anlamına geliyor. Aynı şekilde İran’ın dahil olduğu ittifak hem Orta Doğu’da hem de Asya’da enerji ve ticaret güzergahlarını şekillendirme konusunda avantaj kazanabilir. Ancak diğer taraftan bu güç mücadeleleri Amerika-Çin ve kısmen Rusya mücadelesinin de zeminini şekillendiriyor. Bu nedenle İsrail bağımsız Türk devletleri ile ilişkilerini derinleştirmeye çalışırken Amerika Çin’e karşı Asya cephesini tahkim ediyor ancak aynı zamanda Amerika için Orta Doğu’da kontrol edilebilir düzeyde istikrar şartken bu şartları sağlayan nüfuz mücadeleleri Asya hattını karmaşık hale getiriyor. 


Velhasıl tam anlamıyla katmanlar halinde iç savaştan güvenliğe, küresel ticarette söz sahibi olunabilecek su ve kara hatlarını tutmaya uzanan çok sayıda aktörün az ya da çok müdahil olduğu bir dönemin başındayız. Önümüzdeki dönem kaç yılda şekillenir, kaç kere 7 Ekim benzeri radikal kırılma gerçekleşir bilmek mümkün değil, ancak tamamen yepyeni, öngörülmesi çok zor ve milyarlarca insanın kaderini de şekillendiren bir dönem olacağı kesin!

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
