# Aynı senaryo farklı isimler

> **Yazar:** Mehmet Özyazanlar
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-29 00:10:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100259/ayni-senaryo-farkli-isimler](https://www.evrensel.net/yazi/100259/ayni-senaryo-farkli-isimler)

---

Süper Lig’in 9. haftası geride kalırken, Fenerbahçe teknik direktörü İsmail Kartal’ın görevini bırakmasıyla birlikte sezon başından bu yana teknik direktör değişikliğine giden takım sayısı 7’ye yükseldi.


Futbola hakim olan kısa vadede başarı beklentili anlayış, belirlenen hedeften biraz uzak düşen takımın, teknik direktörüyle yollarını ayırmasını adeta zorunlu kılıyor.


Teknik direktörlere uzun vadeli sabredememek, onlara planlarını projelerini hayata geçirmek için ihtiyaç duydukları süreyi vermemek ülke futbolunun kronik sorunları arasında.


Dünyanın en kariyerli teknik direktörleri de söz konusu olsa bu bakış açısı değişmiyor. Ülkemizin futbol tarihi bunun sayısız örneğiyle dolu. Sonradan çabuk unutuluyor ama şimdi teknik direktör olarak “kimler geldi, kimler geçti”nin dökümü yapılsa ortaya büyük şaşkınlık uyandıran bir liste çıkar.


Sorun elbette teknik direktörlerden çok, oyuna bakış açımızda. Bu kadar çok teknik direktör değişikliğini başka türlü açıklamak mümkün değil.


Takımlarımız başarıya hemen ulaşmak istiyor. Bu gerçekleşmeyince teknik direktör, futbolcu ve başarı arasındaki denge bozuluyor ve başarısızlığın faturası da çoğunlukla teknik direktöre kesiliyor. Bazen üst üste iki maçta puan kaybetmek bile bir teknik adamın geleceğini tartışmaya yetiyor.


Oysa futbol, sabır ve istikrar gerektiren bir oyun. Teknik direktörün belirlediği sisteme oyuncuların uyum sağlaması ve takımın sahada bir ekol çerçevesinde mücadele kimliği kazanması zaman ister.


Sezon başında ağırlıklı olarak transferlerle oluşturulan kadronun sakatlıklar, yoğun maç trafiği kaynaklı yorgunluklar ve futbolcuların form durumu gibi etkenlerle yıpranması çoğu zaman göz ardı ediliyor ve puan kayıpları doğrudan teknik direktörle ilişkilendiriliyor.


Ülkemizde çokça örneğine tanık olduğumuz gibi dünyanın en kariyerli teknik direktörleri bile kısa vadeli başarı beklentisinin yarattığı baskının altından kalkamayabilir.


Teknik direktörler, taktik belirlemenin yanı sıra takımın psikolojisini/motivasyonunu yönetmeye, oyuncular arasında uyum sağlamaya ve sistem oluşturma amaçlı uzun vadeli planlamaları hayata geçirmeye çalışır. Bu süreçler tamamlanmadan yapılan değişiklikler, çoğu zaman çözümden çok yeni belirsizliklere ve yeni sorunlara kapı açar.


İsmail Kartal örneği bu açıdan düşündürücü. Fenerbahçe gibi başarı beklentisinin yüksek olduğu bir kulüpte görev yapmak, doğal olarak büyük bir baskıyı beraberinde getiriyor. Ancak dokuz haftalık bir lig maratonunda yaşanan puan kayıplarını yalnızca teknik direktöre bağlamak, sorunun esas kaynağını gözden kaçırmak anlamına gelir.


Gelinen noktada teknik direktörün kararları ne kadar sorgulanıyorsa, futbolcuların performansını, sorumluluğunu ve profesyonel yaklaşımını da aynı şekilde sorgulamak gerekir.


Başarısız gidişatın tek sorumlusu olarak görülen teknik direktörü görevden alıp oyuncu grubunun sorumluluğunu ikinci plana atmak, sorunun yalnızca bir bölümüne müdahale etmektir…


Sezon başında belirlenen hedefler, kadro planlaması ve oyun anlayışıyla birlikte ele alınmalı ve ortada bir başarısızlık varsa bunun sorumluluğu yönetim, teknik direktör ve futbolcular arasında paylaştırılmalıdır.


Sorun, hedefe ulaşma yönteminde de olabilir. Eğer böyleyse, her tökezlemede teknik direktör değiştirmek, yanlış yolda ilerleyen bir takımın doğru hedefe ulaşmasını sağlamaz.


Yeni teknik adamın gelişiyle oluşan yeni bir heyecan, yeni bir motivasyon, yeni bir oyun anlayışı takıma geçici bir hareket kazandırabilir. Ancak yapısal aksaklıklar devam ediyorsa kısa süre içinde aynı sorunlarla karşılaşmak kaçınılmazdır.


Başarı gibi başarısızlığın sorumluluğu da ortak olmalıdır. Aksi hâlde aynı senaryoyu farklı isimlerle yaşamaktan hiçbir zaman kurtulamayız…

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
