# Halk haber alamazsa ne olur?

> **Yazar:** Ceren Sözeri
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-25 00:04:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100239/halk-haber-alamazsa-ne-olur](https://www.evrensel.net/yazi/100239/halk-haber-alamazsa-ne-olur)

---

Sabah uyanınca Halk TV açan, gece tartışma programlarının tümünü izleyen tanıdıklarım var. Eminim sizin de vardır. Daha önce ülkede olan bitenler hakkındaki görüşlerine sık sık Merdan Yanardağ’dan alıntılar yapan akrabalarım vardı. Ülkede ne olup bittiğini giderek karmaşıklaşan, içinden çıkılmaz hale gelen algoritmalara bırakmayıp, doğrudan haber sitelerine giden benim gibiler var. O sekmelerden birinde mutlaka T24 olurdu, hala öyle, sadece artık VPN kullanmak ya da uygulamaya gitmek gerekiyor, ki uygulama son derece kullanışlı. Bir diğerinde Gazete Duvar olurdu ona ulaşmanın artık imkânı yok. Algoritmalarla sürekli oynayan Google’ın kurbanı oldu. Trafiği azalınca Basın İlan Kurumu (BİK) gelirleri kesildi ve ekonomik gerekçelerle kapandı. T24’ün sitesi engellenince o da BİK gelirlerinden oldu.


Haberi X’ten alanlar ise takip ettikleri hesapların bir bir engellendiğine şahit oluyorlar. Engellenen hesapları takip edip raporlaştıran İfade Özgürlüğü Derneği’nin hesabının engellenmiş olması durumu özetlemeye yetiyor. Geçen hafta açık kaynaklardan yaptığı bir haberle soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle gözaltına alınan, bir gece nezarette tutulup ertesi gün adli kontrolle serbest bırakılan Bahadır Özgür’ün hesabı aynı gün engellendi örneğin. Hakimlik böyle bir tedbir almadığına göre engellemeleri kim neye göre yapıyor belirsiz. İktidara yakın hesaplar dahi ‘keyfi sansür görüntüsü’ veriliyor diye endişeli.


Murat Ağırel kendisine gelen bir dosya ile ilgili taraflara ulaştığı ancak şüpheli görüp haber yapmadığı için tutuklandı. İsmail Arı yaptığı haberin muhatabı olan eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’e iddiaları sorduğunu gösterdiği için cezaevinde.


Bir skandal olarak başlayıp krize dönen fon ve hisse vurgunu hakkında yazan hemen herkesin hesabı engelleniyor. Erdoğan “Ne mutlu bize ki yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir seçmenimiz var” derken hesapların engellenmesi, Osman Arıkan Nacar hakkında, katıldığı bir holding konseri de dahil, haber yapanların tutuklanması çelişki değil mi? Eleştiri sadece Aziz Mahmud Hüdai Vakfı’ndan gelirse mi kabul görüyor?


İşin bir tarafı özgürlükleri ile tehdit edilmelerine rağmen haber vermek için çırpınan, iddialarla ilişkisi olmadığı halde bir günde işsiz kalan gazetecilerle ilgiliyse diğer ve daha mühim tarafı halkın haber alma hakkının gasp edilmesi.


Peki sansür daha da yaygınlaşırsa, halkın nefes boruları bir bir tıkanırsa ne olur? Önce AKP’nin hiç hoşuna gitmeyecek kısımdan başlayayım: Tele 1, Halk TV izleyicisi ‘madem öyle biz de TRT’yi ya da iktidar kanallarından birini izleyelim’ demez. Teknolojiye uzak olanlar televizyonu kapatır. Sosyal medya becerilerini geliştirebilenler geliştirir. Geliştiremeyenler de bir şekilde ne olup bittiğini öğrenir, aile WhatsApp grubundan öğrenir, kahveye gelen komşusundan öğrenir. Bir şekilde öğrenir. Geleneksel mecraların hâkim olduğu hatta radyo-televizyon yayıncılığının devlet eliyle yapıldığı eski baskı rejimlerinde insanlar kaset doldurup elden ele yayıyordu. Fotokopiyle çoğaltıp dağıtıyordu. Bugün bunlara gerek kalmadan her bilgi hızla çok geniş bir alana yayılabilir. Hangi bilgi? Her türlüsü… Dezenformasyon da yayılır. Taraflı dahi olsa medyanın bir sorumluluğu, editör süzgeci vardır. Ama gazeteci olmayan kullanıcıların yoktur, kulaktan kulağa yayılan bilgileri susturmaya dönük her baskı türü bilginin gerçekliğine inancı artırır. Turkuvaz Medya’nın geçen hafta boyunca etiketleyip beğenmediği Youtuber’ların izleyicisi daha da artar.


Robert Entman, Scandal and Silence adlı kitabında çok büyük yankı uyandıran skandalların çoğunda, yolsuzluk veya diğer kanun ihlallerinden ziyade liderlik normlarını ve ideallerini yerine getirmemenin sorgulandığını söyler. Her durumda suçlanan kişi genellikle bir dizi savunma taktiği uygulamaya koyacaktır. Başlangıçta eğilim, örtbas etme ve inkâr yönünde olur. Bunlar başarısız olursa bir sonraki adım astları suçlamaktır. Bu adımlar skandalı durdurmazsa lider genellikle bir dereceye kadar yetersizliğini kabul eder ve bazen de özür diler. Ancak sonuncusu elbette nadiren görülür. İktidar medyası şu aralar fon ve hisse vurgununun maliyetinin Erdoğan’a kesilmesine çok öfkeli. Ancak unutmamak gerekir ki inşa ettikleri, denge mekanizmasından ari, hukukun işlemediği sistemde maliyetin lidere kalmadığı örnek yok. Üstelik bunu ‘Başkan çok öfkeli’ klişeleri yerine doğru bir şekilde anlatamazlarsa medyası da o öfkeden payını alabilir. Sessizliğe gömülen skandalların bir başka önemli sonucu da toplumsal yozlaşmanın daha da yayılmasıdır.


Muhalefet için ise bütün bunların olmasını beklemek bir çözüm değil. Onların da kendilerini anlatacakları, tabanın sesini duyacakları bir medyaya ihtiyacı var. Daha güçlü tepki verilmediği takdirde iktidara bağlı olmayan kalan üç-beş medyanın da elden gitmesi olası. Muhalefetin yönetebilir olduğunu kanıtlamasına ihtiyacı var. İktidar belli ki toplum rızasından vazgeçip zora yöneldi ama muhalefet o rızaya muhtaç. Aksi takdirde kitlelerin öfkesinin muhalefeti de kapsama riski var. Gazeteciler günlerdir kendilerine yönelik baskının artmasına isyan ettikleri kadar bulabildikleri her mecraca bu uyarıyı yapıyorlar. Kulak vermekte fayda var.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
