# Merkezi Sınav: Değerlendirilmesi gereken öğrenci mi, okul mu, MEB ve AKP mi?

> **Yazar:** Adnan Gümüş
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-23 00:10:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100221/merkezi-sinav-degerlendirilmesi-gereken-ogrenci-mi-okul-mu-meb-ve-akp-mi](https://www.evrensel.net/yazi/100221/merkezi-sinav-degerlendirilmesi-gereken-ogrenci-mi-okul-mu-meb-ve-akp-mi)

---

Madem böyle bir konu gündeme geldi, bari bir bilince ve olumlu bir gelişmeye vesile olsun.


Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) otoriter totaliter projelerinden biri daha devreye sokuluyor: Merkezi ölçme değerlendirme. İyiliği kötülüğü ayrıca tartışılmalı da MEB’in böyle bir yetkinliği olup olmadığının en başından sorulması gerekiyor, MEB değerden ne anlıyor, neyi ölçecek?


Ölçme değerlendirme nedir; eğitim politikaları, MEB, taşra teşkilatı, okullar, yönetimler, öğretmenler, haneler, dersler, denetim, disiplin, eğitim öğretim nasıl ölçülecek değerlendirilecek?


Ne ölçülecek, hangi amaçla ölçülecek, nasıl ölçülecek, hangi ölçütlerle ölçülecek ve değerlendirilecek, ölçme değerlendirmenin etki ve sonuçları, beklenen yararları nelerdir, bu ölçme değerlendirmeden nasıl yararlanılacak?


Daha en baştan “merkezi sınavın” kendi modellediği erdem anlayışı ile bir çelişkisi mi var?


### **<strong>Erdem kişiden başlar, öğretmen yetkin sayılmıyorsa erdem anlayışı çöker**</strong>




MEB maarif modeli bütün işi gücü bıraktı 2024 yılında “erdem-değer eylem modeli” ilan etti, artık eğitim deyince “erdem-değer-eylem” esas kabul ediliyor. 


Erdem; kişide/tüzel kişide olacak, yoksa erdemden söz edilemez. 


MEB öğretmenini ve okulunu ölçme değerlendirme yapamaz kabul ediyorsa, bu konuda yetkin saymıyorsa, zaten onları erdemli saymıyor demektir.


Bu durumda yani kişi ve tüzel kişiliğin ana unsur olmadığı durumda, erdem anlayışı daha baştan çöker.


Eğer sınavı merkezi yapmaya çalışıyorsanız, okul ve öğretmenlerin yaptığını yetersiz buluyorsanız, bunun nesnellik ve evrensellik taşımayacağını iddia ediyorsanız, erdem anlayışı ile çelişiyorsunuz demektir, okulunuzu da öğretmeninizi de erdemsiz sayıyorsunuz demektir.


O halde maarif modelinin temel aksiyomu/sayıltısı çöker.


### **<strong>İlla bir erdem aranacaksa en başta kişi ve dürüstlük gelir**</strong>




Anadolu’da, dünyada, genel bir erdem-değer-ahlak-eylem ile ilgili bir ilke veya ölçüt sayılacaksa bu erdemlerden temel biri kişi ve dürüstlük kabul edilir. “Yalan söylemeyeceksin”den, “Niyetinle eylemin -fikrin ile zikrin- bir olacak”a kadar, “Yalancıdan dost olmaz”a kadar daha çok söz sayılabilir. Felsefe en başta bilgi dürüstlüğü/dostluğu anlamına gelmektedir. Bilgiye bilime açıklık birincil şattır. Eğitim öğretime bu saflıkla bakmayan kişi veya kurumlar, bu ilkeye uygun bir ölçme değerlendirme yapabilir mi, bu sorulardan başlamak gerekmektedir.


### **<strong>ABİDE ve LGS: Dürüstlük nedir? Sonuçlar kamuoyuyla paylaşıldı mı?**</strong>




MEB son 10 yıldır ABİDE diye okullarda bir ölçme değerlendirme izleme çalışması yapmaya çalışıyor, ilk araştırma sonuçlarını açıklamıştı, sonra ne oldu da bu sonuçları eğitim fakülteleri ile bile, kamuoyuyla paylaşmıyor? 


ABİDE bir yana LGS sonuçlarını il, ilçe, mahalle, cinsiyet, okul türü, okul donatısı, anne baba eğitimi, mesleği, gelir durumu vb. bakımından açıklıyor mu?


Bunları uygun bir şekilde ölçüp ölçmediği sınanamıyor, hatta raporlarına bile ulaşılamıyorsa, böyle bir durumda dürüstlük ve açıklık garanti edilebilir mi?


Dürüstlük ve açıklık ilkelerine bağlı olmayan bir kişi veya kurum dürüstçe ve açıklıkla bir ölçme değerlendirme yapabilir mi? Ölçme değerlendirme ölçütlerine ilkelerine uyduğundan emin olunabilir mi, bunun sağlaması yapılabilir mi?


### **<strong>MEB okullarda bilimsel araştırmaya izin veriyor mu?**</strong>




MEB, okullar, öğrenciler, eğitim öğretim bir ölçme değerlendirme konusu olacaksa bunun birincil kurumu üniversiteler, birincil kişisi de bilim kişileri araştırmacılardır. MEB’e okullarda araştırma yapmak için artık başvurmaktan bile vazgeçtik, o kadar güçlük çıkarıyor ki, belki birilerine izin veriyordur, ama bu hiç kolay olmuyor.


Bilim kişilerinin araştırmasına bile verilerini açmayan, okullarda araştırmalara pek izin vermeyen, yaptıklarını da ayrıntıları ile paylaşmayan bir kurum nasıl ölçme değerlendirme yapacak, böyle bir niyeti var mı? Veya gerçek niyeti nedir, açık mı? Açıklığı sorunlu ise ölçme değerlendirmesi zaten yeterince nesnel değil sorunlu demektir.


Dahası aksiyolojik bakımdan değer anlayışında çok sorular olan bir durumda ölçme değerlendirme yapılabilir mi, yoksa kendi görmek istedikleri ve göstermek istedikleri ile sınırlı bir şeyler mi yapılır?


Öncelikle MEB değeri nasıl tanımlıyor, değerlerden ne anlıyor, bunlara bakmak gerekir.


### **<strong>Değer; din, gelenek toplumsal normlar ise ölçüsü bunlar mı olacak? **</strong>




2010’daki şuradan bu tarafa, maarif modelinin temel paradigması olarak “değerler eğitimi” temel alınıyor, kök değerlerimiz, milli/dini değerlerimiz, yerli değerlerimiz, manevi değerlerimiz… Arada bir evrensel değerlerin de adı geçiyor. 


Eğer değer ve değerlerden anlaşılan kültürel normlar ise bu “ethnos”a, etnosantrik tutum davranışlara karşılık geliyor demektir. Bunun başlıca yolu da telkindir.


MEB mevcut din ve gelenekleri ne kadar telkin ettiğini mi ölçecek, en azından bir tahminde bulunulabilir.


Ancak değer anlayışı sorunlu veya sınırlı ise ölçme değerlendirme zaten sorunlu sınırlı olacak demektir.


### **<strong>Değer çatışmaları nedir? Nasıl ölçme değerlendirme yapılacak?**</strong>




MEB’in değer çatışmalarından haberi var mı, haberi varsa ne kadar dikkate alıyor, dikkate alıyorsa bu çatışmalarda hangi yöne yöneliyor, nasıl bir tavır alıyor, aldığı tavrın hangi değerlerle çatıştığının bilincinde mi, hangi tarafı tutuyor, değer çatışmaları ile yüzleşme yetisine sahip mi?


Daha doğrudan sorularla MEB değer bilincine sahip mi, ölçme değerlendirme yetilerine sahip mi?


Eğer değerler tartışmasız zamansız evrenseller ise değer çatışması veya seçimi mümkün mü? Yerli ve milli ise evrensel değerlerle çatışmadan yerli ve milli ne kadar mümkün?


Yüksek değerler manevi değerler ise maddi değerlere dayanmadan, hatta onlarla çatışmadan manevi değerler mümkün mü? Materyal olanla tinsel olan çatışırsa materyal değerlerin yok sayılması mümkün mü? Böyle bir durumun etki ve sonuçları neler olur?


İki hafta kadar önce Kuçuradi’yi kaybettik. Ana çalışma alanı değerler, etik, insan hakları felsefesi idi. İnsan sorusunu, fenomenal olarak, değerlendirme yapan canlı olarak ifade ediyordu. İnsan değerlendirme yapmamazlık edemez. bu ortak özelliği sayılabilir ancak bu değerlendirmelerin sağlıklı olduğunu garanti etmez. 


Hatta Kuçuradi’nin hocası Mengüşoğlu’nun da hocası Hartmann’a kadar gidersek her değerlendirme değer çatışmaları içermektedir, bir değeri seçtiğinizde bir tavır aldığınızda, bir başka değer biraz dışta kalmaktadır. Böyle olunca yüksek değerler durumunda, eşya değeri ne olacaktır. Öyle ki, eğer eşya değerinden, yaşamsal değerlerden başlanmamış, bunlar ihmal ediliyorsa zaten daha yüksek bir değere yöneliminiz çelişmektedir, Anadolu deyimiyle ayranı yok içmeye, gerisi zaten sıkıntıya düşmektedir. Örneğin okul veya personel olmadan örgün eğitim öğretim de olmaz, okul donanımı iyi değilse zaten çok nitelikli bir eğitim beklenemez.


### **<strong>Tuvaletleriniz pis, çocuklar aç ise daha yüksek bir değer ölçmeye gerek kalmaz**</strong>




Fransa başta olmak üzere öğrenciler tuvaletlerimiz, okul binalarımız yetersiz bakımsız diye sokağa dökülmüş, ayağa kalkmış, kalkışmaya kalkmış durumda. Bu itiraz, duygu patlaması, isyan veya kalkışmanın ölçme değerlendirmesi nedir? Fransa’da veya herhangi bir ülkede eğitim öğretim politikalarının, okul ve şartların, eğitim öğretimin niteliği ve başarılarının ölçme değerlendirmesi mümkün müdür, ne kadar mümkündür, nasıl yapılır?


Daha en altta, tuvaletin pis ise, çocuklara sağlıklı su ve bir öğün yemek veremiyorsan, diğer ölçme değerlendirmeler bunun yanında daha ikincil hatta temelsiz kalır.


### **<strong>Okuluna güvenmiyorsan öğrenciyi değil okulunu, idarecini ölç**</strong>




Bir başka hata da problemin nerede odaklandığıdır, problemin tanımlanmasıdır, birincil kaynaktır. Eğer okul ve öğretmenine güvenmiyorsan problem öğrenciden önce okul ve öğretmende demektir, öğrencileri değil okulunu, idarecini, öğretmenini sınava al o zaman, illa bir anlamı olacaksa onları ölç değerlendir.


### **<strong>MEB merkez sensen ana problem kaynağı da sensin, önce kendini ölç**</strong>




Eğer, tüm bunlar sorunlu ise, acaba ana sorun merkezi sınav yapmaya kalan bu merkezi yapılanmada mı, ana sorun bu MEB ve bu eğitim politikalarında mı acaba, o halde gerçekte ölçülmesi biçilmesi değerlendirilmesi değiştirilmesi gereken kim ve ne?


Bu kadar hiyerarşik ve katı bir merkez, eğer bir ölçme değerlendirme yapacaksan kendinden başla, kendi merkezini ölç değerlendir.


### **<strong>Sınavlara bağlanmış bir kişi ve toplum olursa bu neyi gösterir?**</strong>




Diyelim çok iyi sınavlar yapıldı, sınava uygun kişi veya kurumlar alındı, sorun çözüldü mü, sınavlar bir çözüm mü?


Sınavlar kişi ve topluma ne getiriyor götürüyor sorusu daha temel bir soru. Maalesef çokça da şey götürüyor, bunları anlatmaya çabalıyoruz. Sınavlara bağlanmış bir kişi veya toplum zaten doğru düzgün olmayan bir kişi veya toplumdur, daha en baştan zaten ayrışmış ve ayrışmakta olan bir toplum demektir. Böyle bir toplum mu arzuluyoruz?


İster öğrencileri ister öğretmenleri ister okulu ister MEB’i ve AKP’yi sınava sokun, aslında neyi ölçüp değerlendiriyoruz? Ne görüyor ne hissediyorsunuz?

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
