# Avrupa’nın keskinleşen çelişkileri, silahlanma ve sokaktaki öfke

> **Yazar:** Yücel Özdemir
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-23 00:09:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100220/avrupa-nin-keskinlesen-celiskileri-silahlanma-ve-sokaktaki-ofke](https://www.evrensel.net/yazi/100220/avrupa-nin-keskinlesen-celiskileri-silahlanma-ve-sokaktaki-ofke)

---

Dünyanın son birkaç yıldır içine girdiği emperyalist rekabet, savaş, silahlanma ve neoliberal politikalar sarmalı, her yerde halkın yaşam ve çalışma koşullarını öncesine göre çekilmez hale getirdi. Bu nedenle sosyal patlama ya da isyanlar her yerde ve ülkede adeta kaçınılmaz görünüyor.


Avrupa’daki gösteriler iki önemli farkı açık olarak ortaya koyuyor.


Birincisi: Egemen sınıfların, hükümetlerin halkı diğer ülkelere nazaran çok kolay bir şekilde ikna edip peşine takamaması. Hükümetlerin ve onların bilumum sözcülerinin yaptığı kara propagandanın tutmasının koşulları zorlaşıyor. Hükümetlerin eğitim, sağlık, sosyal alanlarda yaptığı kısıtlamalara gerekçe olarak “bütçe yetersizliğini” göstermesi inandırıcılığını yitirdi. Keza, az çok gelişmeleri izleyenler asıl sorunun paranın olmaması değil, olan paranın halkın temel ihtiyaçlarına ayrılmadığını biliyor.


Gençliğin dilinden düşmeyen “Silahlanmaya değil, eğitime bütçe” sloganı halkta bir karşılık buldu. Resmi verilere göre, Macron’un cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğu 2017’de 36 milyar avro olan askeri harcamalar 2030 yılına kadar 76.3 milyar avroya yükselecek. Yani tam iki katına.


Bütçeden eğitime ayrılan pay her ne kadar yaklaşık 90 milyar avro olarak görünse de bunun dörtte birinden fazlası, yıllık 25 milyar avro, memurların emekli maaşlarının finanse edilmesinde kullanılıyor. Bu durumda harabeye dönen okulların tamirinin de olduğu pek çok acil ihtiyaç karşılanamıyor. Keza, askeri harcamalara rekor düzeyde bütçe ayrılırken 15-24 yaşları arasındaki gençlerin yüzde 20’sinden fazlası işsiz. Bu rakam OECD ortalaması olan yüzde 11’in çok üzerinde.


Benzer bir durum Almanya için de geçerli.


 2017’de askeri harcamalar için ayrılan bütçe 37.7 milyar avro iken, bu miktarın 2027’de 140 milyar avroya çıkarılması kararlaştırılmış durumda. 10 yıl içindeki yüzde 268’lik artışa tekabül ediyor. Fransa’dan çok daha yüksek.


Bu çarpıcı gerçek, halkın önemli bir bölümü tarafından görünürken, bir kısmı “Rusya’nın Avrupa’ya saldırmaya hazırlandığı” söylemi üzerinden desteğe ikna edilirken, bir kısmı ise tepkisini her fırsatta ortaya koyuyor. Gençlerin zorunlu askerliğe karşı düzenlediği eylemlerde, barış yürüyüşlerinde “Savaşa ve silahlanmaya değil, eğitime bütçe” talebi her geçen gün daha fazla duyuluyor. 31 Ekim’de ülke genelinde gençlerin yapacağı eylemlerde de bu talebin öne çıkması bekleniyor.


Sadece askeri harcamalardaki artış ile eğitimdeki sefil durum arasındaki ilişkiye bakıldığında, halkın, gençliğin aleyhine olan bir gerçek kendiliğinden görünebiliyor. Bunu diğer alanlara da yaymak mümkün. Örneğin emperyalist çıkarlar için Ukrayna ve İran’a yapılan müdahaleler, çıkarılan savaşlar halka hayat pahalılığı olarak geri döndü.


Özetle çelişkilerdeki derinlik, ağır sorunlara yol açan nedenler belirgin bir şekilde ortaya çıktıkça, öfke ve tepki kaçınılmaz hale geliyor.


İkincisi: Mesleki, sendikal örgütlerin izledikleri politikalardan bağımsız olarak, kitleleri bir arada tutan, tepki göstermesini sağlayan mekanizmaların varlığı, kendiliğinden başlayan eylemlere kitlesel ve sürekli bir karakter kazandırabiliyor. Fransa’da gençliğin özgün örgütlerinin eylemler içinde yer alması, sonra sendikaların, ilerici partilerin ve diğer örgütlerin sürece dahil olması, harekete kısa sürede yeni bir boyut kazandırdı. Bu örgütlerin süreci nereye taşımayı hedeflediğinden bağımsız olarak, hareketin içinde yer almaları, taleplere fazla sarılmayı da beraberinde getiriyor.


Eylül ayında Hollanda’da da hükümet neoliberal bir sosyal saldırı planı ilan etti. Ancak sendikaların sokakta tepkisini ortaya koyması üzerine geniş bir toplumsal hareketin oluşacağı endişesiyle hemen planı geri çekmek zorunda kaldı.


Almanya’da ise hükümet askeri harcamalara kaynak yaratmak için eğitimden, sağlıktan, sosyal alanlardan kesintiler yapmaya kararlı görünüyor. 26 Eylül’de 15 kentte 175 bin işçi ve emekçi sokağa çıktı. Buna rağmen geri adım atma niyetinde olmayan hükümet partileri bir taraftan girdikleri her seçimde ağır yenilgiler alırken, diğer taraftan güven kaybediyorlar. Yeni bir protesto dalgası ise kaçınılmaz görünüyor.


Özetle, Avrupa’daki derinleşen ekonomik sosyal sorunlar, bir taraftan hükümetlere, düzene karşı tepkiyi büyütürken diğer taraftan sendikalar, meslek örgütleri üzerinde harekete geçme baskısını artırıyor.


Gelişmeler, öfkeye neden olan toplumsal sorunların kısa sürede çözülmesi bir yana artacağını gösteriyor. Bu nedenle biriken öfkenin devlet zoruyla bastırılmaya çalışılması en güçlü seçenekler arasında görünüyor. Kapitalist devletlerdeki otoriterleşme, gericileşme, demokratik hakları yok etme üzerinden ilerleyecek bu hatta aşırı sağ, egemen sınıflar için dayanak olmaya aday durumda. Bu konuda önümüzdeki yıl Fransa ve İtalya’da yapılacak seçimler adeta turnusol işlevi görecek. “Demokrat” maskesi takanların solun yükselişini engellemek için faşistlerin arkasında hizalanacağı, yükselen protesto hareketine gösterdikleri ortak tepkilerden anlaşılıyor.


Ne var ki Victor Hugo’nun dediği gibi “Hiçbir şey vakti gelen düşünceden daha güçlü değildir.” Bir süredir aşırı sağdan estirilen havanın yönünü sola dönmesinin vakti geldi. Yeni bir sosyal hareket aynı zamanda yükselen ırkçılığın da panzehri olacak.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
