# Fon şeytanları, harama el uzatanlar, ak tövbe hesabı…

> **Yazar:** Hakkı Özdal
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-22 00:16:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100215/fon-seytanlari-harama-el-uzatanlar-ak-tovbe-hesabi](https://www.evrensel.net/yazi/100215/fon-seytanlari-harama-el-uzatanlar-ak-tovbe-hesabi)

---

Eylül ortasında para piyasası fonlarındaki panik dalgasıyla başlayan ve bir büyük vurgunun alenen açığa çıkmasıyla birlikte iktidar için bir ‘fon krizi’ne dönüşen olayın sarsıntısı, alınan tüm bastırma tedbirlerine rağmen sürüyor. AKP içinde, siyasetin ve bürokrasinin pek çok kademesine bulaştığı anlaşılan bu vurgunculuğa karşı *ne yapılacağı *konusunda tereddütler, görüş ayrılıkları, kızgınlıklar ve açmazlardan oluşan bir sorun yumağı oluştuğu görülüyor. Yeni Şafak gazetesinde aynı gün (21 Ekim) yayınlanan iki yazı huzursuzluğun boyutlarını gösteriyor.


İlk yazı *“Yüzü yere düşenler…”* başlığı taşıyor ve yazının telif sahibi, fon vurgununun ilk günlerinde yazdığı yazı nedeniyle de şahin gözlü *AKP edevatının* hışmına uğrayan Ersin Çelik. AKP elindeki Kırıkkale Yahşihan ve kayyım yoluyla el koydukları Esenyurt Belediyesindeki büyük yolsuzlukları hatırlatıyor ve *“Bir imar müdürünün serveti ilçe bütçesinin dört katına çıkarken teşkilat bu zenginleşmeyi nasıl görmedi, kimseler neden duymadı”* diye sorup, bu durumun tabanda ‘yüzleri yere düşürdüğünü’ söylüyor ve ekliyor: *“Bu sorular sorulmazsa, Allah muhafaza, sessiz ama ağır sonuçları olur.”*


Sessiz ama ağır sonuçlar dedikleri elbette seçim. İktidarı kaybetmek. Daha ağır bir şey akıllarına gelmiyor. Lekelenmek, artık eskiden olduğu gibi toplumu asla yolsuzluk yapmadıkları konusunda ikna edememek gibi ‘manevi’ sonuçlara değil; son noktada yine maddi olan ve bazı maddi imkanların elden çıkması anlamına gelecek olan konuya basarak dikkat çekmeye çalışıyorlar: *“Allah muhafaza!”*


Zaten Abdülkadir Selvi gibi bir *telgraf cihazı* bile ‘oy kayıplarının derinleştiğine’ ilişkin yazılar tıkırdatıyor ve bu ‘kayıp’ miktarı çeşitli iktidar mahfillerinde 3 puandan 7 puana kadar bahse konuluyor. Bu arada Fuat Uğur gibi yine mazisi geniş bir başka iktidar katibi kendi video kanalında, *Esenyurt Belediyesinde ortaya çıkan hırsızlık ne ki daha geride neler var neler* yayını yapıyor.


Yeni Şafak’ta Özgür Bayram Soylu’nun yazdığı *“AK Parti’nin kendi mahallesinde kaybettiği savaş” *başlıklı ikinci yazı ise şu cümlelerle başlıyor: *“Türkiye Belediyeler Birliği seçim sonuçları, AK Parti’nin izlemiş olduğu seçim stratejilerinin yoksunluğunu ve başarısızlığa mahkûm olduğunu bir kez daha gösterdi”*. Muhalefet adayının kazandığı TBB seçimleri kast ediliyor ama devamında AKP’li yerel yönetimlerden girip anketlerden çıkarak tehlike çanları çalıyor. Elbette onun da gündeminde fon vurgunu var: *“Ekonomi yönetiminin ‘enflasyonla mücadele ediyorum’ hikâyesiyle başlatmış olduğu hezimet yolculuğunun pastasına çileği de fon krizi koydu”* diyor.


Elbette yine *“Aman ha seçimleri ve iktidarı kaybederiz” *sirenleri çalıyor bu yazıda da… Ama o seçimleri ‘kazanmayı’ da sağlayan ve vaktiyle bir ‘makine gibi işlediği’ söylenegelen teşkilatın kırgınlıkları da neşrediliyor: *“Birileri makamının keyfini sürerken teşkilat mensubu hem vatandaşın derdini dinliyor hem de kendi kırgınlığını içine atıyor.”*


Teşkilat olmadan seçim kazanılmaz. Zaten bu yazı da *Erdoğan karşıtlığı AK Parti karşıtlığı oldu, farklı siyasi gelenekler tabanda da bize karşı birleşiyor, ittifak ediyor* diyerek endişe dozunu artırıyor. AKP’nin sosyal ve sınıfsal tabanı açısından son derece önemli olan sanayi ve ticaret odalarındaki seçimler ile ikinci baro gibi neredeyse arka bahçe olarak inşa edilmiş kurumlardaki seçimlerin bile kaybedilir olması kast ediliyor belli ki…


Ekonomi yüksek bürokrasisinde ‘sağlık sorunu’, ‘emeklilik’ gibi kılıflara büründürülmüş görevden almalarla yangına köpük sıkılıyor. Konuyu gündeme getiren ve ne olduğunu aktaran gazeteciler tutuklanarak, yayın kuruluşları imha edilerek koyu bir sansür dalgası yükseltilmesine rağmen ‘içerideki’ közlenmenin bir yangına dönüşme tehlikesi önlenemiyor, ateş söndürülemiyor belli ki... Erdoğan’ın dünkü grup konuşmasında ortaya çıkan manzara da bu yönde. Erdoğan partinin ‘çelik çekirdeği’nde de tabanda da *tenkitler olduğunu biliyoruz*, demeye getiriyor… “Ne mutu bize ki eleştiren bir tabanımız var” diye *neşeli bir teselli* çıkarmaya çalışıyor. ‘Eleştirilere kulak veriyoruz’, ‘cerrah titizliğiyle temizliyoruz’ diyor. Ama herkes biliyor ki böyle olmuyor. En açık şekilde ifşa olanı bile sanki ibreti alemlik bir cezaymış gibi ‘whatsapp grubundan kovulması’ ile tahliye ediliyor. Zaten kendisi de grup toplantısından sonra Meclis koridorunda “yeni görevden almalar olacak mı” sorusunu yanıtsız bırakıyor. Bir yandan da koalisyon ortağı Bahçeli’nin açık-örtük sıkıştırmalarına maruz kalıyor.


Bu fon vurgununun etrafında bir* ilahiyat* oluşuyor! AKP sözcüsü Ömer Çelik ‘fon şeytanları’ tabirini kullanmıştı. MHP lideri Bahçeli vurguncuları ‘harama el uzatanlar’ diye adlandırdı. En isabetli isim ise Özgür Özel’den geldi: Vurgun parasını geri getirenleri affetme mekanizmasına ironiyle ‘tövbe hesabı’ dedi. Özellikle iktidar tarafının konuyu siyasetin ve bürokrasinin dışına sürme gayretinin ürünü olan bu *ilahiyat* belli ki derin bir yoksullaşma içindeki AKP teşkilatı neferlerinde ile karşılık bulmuyor. Türkiye’nin fon vurgununu daha uzun süre konuşmaya devam edeceği anlaşılıyor.


**İsmail hapiste,gazeteciler 24 Ekim’de sokakta**


BirGün gazetesinden arkadaşımız İsmail Arı dün bir kez daha tutuklandı. Gazetecilere ve basın mecralarına yönelik saldırılar da bu iktidarın içine sürüklendiği bu fon kriziyle doğrudan bağlantılı, bunu biliyoruz. Basın meslek örgütleri 24 Ekim günü ülkenin dört bir yanında “Sansüre hayır! habere özgürlük!” sloganıyla yürüyecek. Tutuklu arkadaşlarımız, kayyımla çökülen kanallardaki tüm basın emekçileri ve halkın haber alma hakkı için 24 Ekim’de sokakta olacağız.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
