# Üniversite mi, kadro dağıtım merkezi mi?

> **Yazar:** Şebnem Korur Fincancı
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-22 00:10:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100211/universite-mi-kadro-dagitim-merkezi-mi](https://www.evrensel.net/yazi/100211/universite-mi-kadro-dagitim-merkezi-mi)

---

Bir üniversitenin akademik kadro ilanı, yalnızca kaç kişinin işe alınacağını göstermez. Bilimin hangi alanlarda büyütüleceğini, genç akademisyenlere nasıl bir yol açılacağını ve kamusal kaynakların hangi ihtiyaçlara göre kullanılacağını da anlatır. Sağlık Bilimleri Üniversitesinin (SBÜ) 14 Ekim’de yayımlanan ilanı ise bu soruları yanıtlamak yerine daha da büyütüyor: İlanda yer alan 236 kadronun 230’u profesörlük; yalnızca dördü doçentlik, ikisi doktor öğretim üyeliği için. Profesör kadrolarının payı yüzde 97.5. İstanbul, Ankara ve Adana’daki yoğunlaşma da dikkat çekiyor.


Üstelik ilan, adayların yalnızca belirli bir uzmanlık alanında çalışmış olmasını değil, o alanda ayrıntılı bir açıklamaya yer vererek belirli bir konu üzerine çalışmasını şart koşuyor. Boyun ağrısının üst ekstremite fonksiyonuyla ilişkisi, antikoagülan kullanan yaşlılarda kan alma sonrası bası süresinin ekimoza etkisi, atriyal septal defekt alanı ile karaciğer sertliği arasındaki ilişki… Bunlar bir bilimsel değerlendirme ölçütü olarak anlamlı olabilir. Fakat yüzlerce kadro için bu kadar dar ve özgül koşullar art arda sıralandığında, ilanların kimin başvurabileceğini değil, kimin başvurmasının beklendiğini tarif ettiği kuşkusu doğuyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB) de koşulların akademik ölçütlerden çok kişileri tarif eder nitelikte olduğu gerekçesiyle ilanların iptalini istedi haklı olarak.


Burada mesele, profesörlerin atanmasına karşı çıkmak değil. Mesele, akademik kariyerin basamaklarını ve üniversitenin geleceğini hangi akılla planladığımız. Bir üniversitede 236 kadronun neredeyse tamamının en üst akademik ünvana ayrılması, genç akademisyenlere, araştırma görevlilerine ve doktora sonrası bilim insanlarına nasıl bir gelecek bırakıyor, sormakta yarar var. Bilimsel üretim, yalnızca ünvan sayısını artırarak gelişmez; araştırma ekipleri, laboratuvarlar, lisansüstü eğitim ve kuşaklar arası akademik süreklilik gerekir.


SBÜ’nün kendi 2025-2029 stratejik planı da bu soruların cevabını aramaya davet ediyor. Üniversite; derslik ve merkezi birim ihtiyacını, yeni fakültelerin eğitim ve hizmet binalarının bulunmamasını, araştırma merkezlerinin laboratuvar ve teknik-idari personel eksiklerini kayda geçiriyor. Üniversitenin 63 kamu hastanesiyle afiliasyonu ve birimlerinin 20 farklı ilde bulunması nedeniyle yönetim ile hastaneler arasındaki kurumsal ilişkilerin sağlıklı yürütülemediğini de belirtiyor. Bunlar her zaman savundukları üzere biz “hain” olanlar tarafından dışarıdan yöneltilmiş suçlamalar değil, üniversitenin kendi planında saptadığı sorunlar. Böyle bir tabloda önce hangi akademik ve fiziksel altyapının kurulacağı, hangi alanların güçlendirileceği ve kadroların hangi gerekçelerle dağıtıldığı açıklanmalı ama işler öyle yürümüyor.


Üniversitenin kuruluş biçimi de bu tartışmanın dışında tutulamaz elbette. SBÜ, 2015’te Sağlık Bakanlığının güçlü biçimde yer aldığı bir yönetim modeliyle kuruldu; ilk düzenlemede Sağlık Bakanlığı müsteşarı ve bakanın seçtiği üyeler üniversitenin Mütevelli Heyetinde yer alıyordu. Bugünkü yapının ayrıntıları değişmiş olsa da üniversitenin eğitim ve araştırma hastaneleriyle afiliasyonu, sağlık hizmeti ile akademik yönetimi iç içe geçiren özgün bir model oluşturuyor. Sağlık Bakanlığının insan gücü planlamasıyla üniversitenin akademik öncelikleri arasındaki sınırlar belirsiz; oysa bu sınırlar açıkça çizilmeli, süreç denetlenebilir olmalı ve kamusal biçimde tartışılmalı. Üniversite, siyasal iktidarın sağlık politikalarına personel yetiştiren bir uzantıya indirgenemez; eleştirel düşüncenin ve özerk bilimin kurumu olmalıdır.


Temel bilimler bu tartışmanın özellikle önemli bir parçası. Kanun, SBÜ kadrolarının belirlenmesinde hastanelerin eğitim birimleri ve ihtiyaçlarını esas alan düzenlemenin temel bilimler dışındaki alanlar için geçerli olduğunu söylüyor. Buna rağmen üniversitenin kendi stratejik planında araştırma merkezlerinin laboratuvar ve teknik personel eksikliği açıkça yer alıyor. Klinik hizmetin acil ihtiyaçları, araştırma altyapısının ve temel bilimlerin uzun vadeli gereksinimlerini görünmez kılmamalı ama pek de gördükleri söylenemez. Sağlık biliminin, yalnızca hastane koridorlarında değil; biyoloji, kimya, fizik, istatistik ve toplumsal bilimlerle kurulan güçlü bağlarda gelişeceğini ya bilmiyorlar ya da bilmezden gelmek daha kolay geliyor.


Bir üniversitenin büyüklüğü, açtığı profesörlük kadrolarının sayısıyla ölçülmez. Ölçü; liyakat, şeffaflık, araştırma özgürlüğü, güçlü temel bilimler ve gençlerin bilimle iç içe olabileceği koşullardır. Bu ilan, tam da bunların nasıl sağlanacağını açıklamak zorunda. Çünkü kamu üniversitesinde kadro, birilerine dağıtılan makam değil; toplumun bilimsel geleceğine ayrılan kaynaktır.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
