# Enerjide asıl sorun sınıfsal tercih

> **Yazar:** Enver Şat
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-20 00:10:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100205/enerjide-asil-sorun-sinifsal-tercih](https://www.evrensel.net/yazi/100205/enerjide-asil-sorun-sinifsal-tercih)

---

Elektrik günlük yaşamın vazgeçilmezidir. Bu nedenle herkesin erişebileceği bir kamu hizmeti olarak sunulmalıdır.


Oysa bu zorunlu gereksinim, şirketler için sürekli bir kazanç alanına dönüştürülüyor. Halkın elektrik ihtiyacı, sermayenin kâr hesabına bağlanıyor. Kârı önceleyen elektrik politikaları, halkın geçim yükünü artırırken tarımın ve sanayinin üretim maliyetlerini de yükseltiyor.


Elektrikte üretimle tüketimin her an dengelenmesi gerekir. Bu özellik, üretimden tüketime kadar kamusal planlamayı gerekli kılar. Ama asıl soru şudur: Planlama toplumun ihtiyacına göre mi, şirketlerin kazancına göre mi yapılacak?


Enerjide sınıfsal tercih burada başlıyor.


Kömürle çalışan termik santraller, elektrik üretiminde doğaya ve insan sağlığına en ağır bedelleri ödeten yöntemler arasındadır. Kömür sahalarının genişletilmesi uğruna ormanlar, tarım alanları ve köyler yok ediliyor. Kömür yakılırken hava kirleniyor, iklim krizi derinleşiyor. Şirketin üretim hesabında görünmeyen bu bedelleri toplum ve gelecek kuşaklar ödüyor.


Yenilenebilir enerjiye geçiş bu nedenle zorunludur. Ancak kaynağın yenilenebilir olması, yatırımın kendiliğinden toplum yararına olacağı anlamına gelmez.


Toplumcu bir enerji politikasıyla yaklaşacak olursak mesele yalnızca enerji kaynağının değişmesi değildir. Olması gereken toprağın, suyun, canlıların korunması; elektriğin kamu hizmeti olarak üretilmesi ve topluma maliyetine sunulmasıdır.


Güneş, rüzgar, su, biyokütle ve jeotermal kaynakların hangi ölçütlerle değerlendirilmesi gerektiğini daha önce de yazdım.


Önce enerji tasarrufunu ve verimliliği, ardından çatılarda üretimi ve doğaya daha az müdahale gerektiren seçenekleri değerlendirmek gerekir. Yöre halkının söz hakkı, bilimsel değerlendirme ve kamusal denetim yatırımın ayrılmaz parçası olmalıdır.


En kısa sürede en yüksek kârı hedefleyen anlayış ise bunları ek maliyet olarak görür. Oysa kaçınılan maliyet yok olmaz. Köylünün ürün kaybına, halkın sağlık giderine, kirlenen suya dönüşür. Şirketin kaçındığı bedeli toplum öder.


Akbelen ve çevresindeki köyleri yeniden diken üstünde bırakan Danıştayın son kararını da böyle değerlendiriyorum. Danıştay 6. Dairesi, kömür sahasını genişletmek için 679 parseli kapsayan acele kamulaştırma kararına karşı açılan davada ret kararı verdi. Enerji arz güvenliği ve mevcut kömür rezervlerinin tükenmesi gerekçe gösteriliyor.


Peki, köylünün yaşam güvencesi? Tarımın, suyun, ormanın geleceği?


Oysa elektrik mühendisleri odası ile makina mühendisleri odasının 10 Eylül’de kamuoyuna sunduğu rapora göre, Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri kapatılsa bile elektrik arz güvenliği tehlikeye girmeyecek.


Öyleyse köylünün toprağını kaybetmesi hangi ihtiyacın zorunlu sonucu?


Kömürün tükenmesi, yeni yaşam alanlarını madene açmanın gerekçesi değil, kömürden çıkışı planlamanın uyarısı olmalıdır.


Uzun vadeli toplumsal yararın kısa vadeli sermaye çıkarlarına feda edilmesine itirazımız budur.


Kömürden artık çıkılmalıdır. Yenilenebilir enerji kaynaklarını doğayla uyumlu biçimde değerlendirecek teknoloji ve olanaklar vardır. Ama bu dönüşüm adil olmalıdır. Maden ve santral işçilerinin işi, geliri ve sosyal hakları güvenceye alınmalı; dönüşümün bedeli işçiye ve köylüye ödetilmemelidir. Kömürden çıkarken güneş ve rüzgar, yeni bir servet aktarımının aracına dönüştürülürse, halkın sırtındaki yük kaldırılmış olmaz.


Güneş herkesin üzerine doğuyor. Rüzgar kimsenin tapulu malı değil. Onlardan üretilen elektriğin yararı da herkesin olmalıdır.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
