# Baskın haberi patrona, ölüm haberi işçinin evine

> **Yazar:** Deniz İpek
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-19 00:05:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100201/baskin-haberi-patrona-olum-haberi-iscinin-evine](https://www.evrensel.net/yazi/100201/baskin-haberi-patrona-olum-haberi-iscinin-evine)

---

Zonguldak’ta kaçak maden ocaklarına yapılacak baskınların önceden haber verildiği, denetim ve imha işlemlerinin engellendiği ya da geciktirildiği iddiasıyla yürütülen soruşturmada dört kişi tutuklandı. Bazı ocaklar mühürlenmediği halde tutanaklarda mühürlenmiş gibi gösterilmiş. Şüpheliler arasında ocak işletmecilerinin yanında bir TTK çalışanı ve bir orman muhafaza memuru bulunuyor. Soruşturmanın ortaya koyması gereken yalnızca kimin ne kadar rüşvet aldığı değil. Hangi ocaklar açık tutuldu, buralarda kaç işçi çalıştırıldı, çıkarılan kömür hangi işletmenin evrakıyla satıldı? Türkiye’de çalışma hukukunun erken düzenlemelerine kaynaklık eden Zonguldak’ta, şimdi denetimin yapılmış gibi gösterilmesi araştırılıyor. Havzanın geçmişiyle bugünü arasındaki bağ, kömürün yanında işçinin hayatının hiçe sayılması.


### Kömür için zorla çalıştırılanlar




1867 tarihli Dilaver Paşa Nizamnamesi, kömür üretimini sürdürmek için havza insanına zorunlu çalışma yükümlülüğü getirmişti. Köylünün tarlası, ailesi, kendi geçim işleri vardı. Fakat işletmenin iş gücü ihtiyacı, nerede çalışacağına ilişkin kararının önüne geçiyordu. Milli Mücadele yıllarında çıkarılan 1921 tarihli 151 sayılı Havza Kanunu, zorla çalıştırmayı ve angaryayı yasakladı. Yer altında 18 yaşından küçüklerin çalıştırılmasına izin vermedi. Günlük çalışmayı sekiz saatle sınırlandırdı; ocağa iniş ve çıkışta geçen zamanı da bu süreye dahil etti. Yaralanan ve hastalanan işçinin tedavisini işletmeciye yükledi. Sağlık ve çalışma koşullarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeyen işletmecinin ruhsat ve imtiyazının feshedilmesini öngördü. Cumhuriyet ilan edilmeden önce yazılmış bu hükümler, cumhuriyet döneminde de kendiliğinden korunmadı. 1940’ta Millî Korunma Kanunu’na dayanılarak havzada yeniden ücretli iş mükellefiyeti başlatıldı. İşçiye ücret ödeniyordu ama çalışıp çalışmama kararı kendisine bırakılmıyordu. Üretim artırılacak, gereken insan gücü buna göre sağlanacaktı. Çalışma hayatının tarihi kesintisiz bir ilerleme hikayesi değil. Üretimin ihtiyacı gerekçe gösterildiğinde, kanuna yazılmış haklar da geri alınabiliyor. Bugünse hakların ve denetimin varlığı ilan edilirken, işçinin bunlardan yararlanamadığı bir çalışma düzeni sürüyor. Kanun var, uygulanmış gibi; denetim var, yapılmış gibi; ocak açık, kapatılmış gibi. Zonguldak’ta, resmi kayıtlara göre 2014-2024 arasında son 10 yılda, ruhsatsız işletilen, gerekli güvenlik tedbirlerinden yoksun kaçak maden ocaklarında 44 madenci çeşitli iş kazalarında hayatını kaybetti. Göçük, gaz zehirlenmesi, kömür tozu parlaması ve sıkışma nedeniyle ölen bu işçiler, kaçak üretimin bedelini hayatlarıyla ödedi.


### Madenci yer altından sokağa çıktığında




Zonguldak işçisi bu tarihin yalnızca acı çeken tarafı olmadı. 1989 Bahar Eylemleri, 12 Eylül’ün ardından ücretleri ve hakları bastırılan işçilerin yeniden ülke gündemine girdiği bir mücadele dönemini açtı. İşçiler topluca viziteye çıktı, servis araçlarına binmedi, yürüdü; iş yerlerindeki tepkiyi sokağa taşıdı. Bu dalga, sonraki büyük grevlerin de zeminini güçlendirdi. Zonguldak madencileri 30 Kasım 1990’da greve çıktı. 4 Ocak 1991’de aileleri ve bölge halkıyla Ankara’ya doğru yürümeye başladı. Ücret mücadelesi, ocakların kapatılması tehdidine karşı işini ve geleceğini savunmayla birleşti. Madencinin talebi bütün kentin talebi oldu. O yürüyüşün bugüne bıraktığı işçinin üretimden gelen gücünü kullanması, sendikasında söz sahibi olması, ailesiyle ve yaşadığı kentle dayanışma kurmasıdır. İşçi kendi gücüyle sahneye çıktığında ücretleri, çalışma koşullarını ve siyasi iktidarın hesabını zorlayabilir. Bugün aynı mirası sahiplenmek, kaçak ocaktaki işçinin tehlikeyi söylediğinde yalnız bırakılmamasını, göçmen işçinin hakkını aradığında işini ve güvenliğini kaybetmemesini sağlayacak bir örgütlenmeyi gerektiriyor.


### Kömür irsaliyeyle aklanıyor




Kaçak ocaklarla ruhsatlı işletmeler arasındaki ilişki yıllar önce haberleştirilmişti. Dönemin Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel, bazı rödovansçıların sevk irsaliyesi sattığını, kaçak kömürün bu yolla aklandığını ve özel ocak sahiplerinin bundan zenginleştiğini anlatıyordu. Kaçak ocaklardan çıkan kömürden ton başına pay alınması ve bu kömürün özel şirketler tarafından satın alınması da biliniyordu. Yer altındaki üretimin tehlikesi işçinin üzerinde bırakılırken, çıkarılan kömür ruhsatlı işletmenin irsaliyesinde işleniyor. Kaçak ocak patronuyla ruhsatlı işletmeci arasındaki kazanç ilişkisini görmeden, bu düzeni ormanda açılmış birkaç gizli delikle açıklayamayız. Maden mühendisleri odası da 2018’de kaçak ocaklara elektrik çekildiğini, makineler kurulduğunu ve kömürün resmi kayıtlara girerek pazarlandığını açıklamıştı. Kapatılan ocakların yeniden açılmasının neden engellenmediğini soruyordu. Bir tarafta kaçak kömüre ticaretin kapısını açan irsaliye, diğer tarafta açık ocağı kapalı gösterdiği ileri sürülen tutanak. Kağıt üzerinde işlemler tamamlanırken, yer altında işçi aynı tehlikenin içinde çalışmayı sürdürüyor.


### Nourtani’nin bedeninde açığa çıkan hesap




Afganistanlı Maden İşçisi Vezir Mohammad Nourtani’nin çalıştığı ocak, ölümünden dört gün önce mühürlenmiş, ardından yeniden faaliyete geçirilmişti. Yanmış bedeni 10 Kasım 2023’te ormanlık alanda bulundu. Ocak kapanmasın diye ölümünü gizlemeye giriştiler. Bedenini yaktılar. Çalışırken ucuz iş gücü olarak kullanılan Nourtani, öldüğünde patronun kazancını tehlikeye sokabilecek bir delil sayıldı. Kullanılıp atılan işçinin ölüsüne bile tahammül edemeyen sömürü hesabı burada bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı. Denetim tutanaklarıyla sevk belgeleri, üretimle satış kayıtları birlikte incelenmeli; kazancın kimler arasında bölüşüldüğü ve kamu kurumlarının sorumluluğu açığa çıkarılmalıdır. Kamusallaştırılmış madenlerde güvenceli iş, güvenli üretim ve sendikal örgütlenme birlikte savunulmalıdır. Göçmen işçi de aynı haklara sahip olmalı, hakkını aradığı için cezalandırılma korkusu taşımamalıdır. Zonguldak’ta MHP’li patronun işlettiği ocak kapanmasın diye Nourtani’nin bedenini yaktılar. Şimdi ocakların rüşvet karşılığında açık tutulduğu iddiaları soruşturuluyor. Baskın haberi patrona, ölüm haberi işçinin evine gidiyor. Ama bu kentin tarihinde zorla ocağa gönderilen işçiler kadar, kendi kararlarıyla üretimi durdurup yürüyen, Ankara’nın şişmanını Zonguldak’tan yerinden hoplatan madenciler de var. Bugün de işçiyi kullanıp atan, ölüsünü de yakan bu çürümüş düzen, işçinin örgütlü gücüyle yıkılacak elbet.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
