# Yarım asırlık tanıklık: Ege Tıp’tan bugüne

> **Yazar:** Zeki Gül
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-19 00:08:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100200/yarim-asirlik-taniklik-ege-tip-tan-bugune](https://www.evrensel.net/yazi/100200/yarim-asirlik-taniklik-ege-tip-tan-bugune)

---

Amfilerin sıralarına ilk oturduğumuz o eylül sabahından bu yana neredeyse yarım asır geçti. Biz 12 Eylül 1980 sonrasının ilk kuşak üniversite çocuklarıyız; öğrenciliğimiz askeri bir vesayet sistemi altında geçti.


O günlerde önümüzde uzun, bilinmezliklerle dolu bir hayat vardı. Anatomi salonlarında insan bedeninin sırlarını öğreniyor, Latince terimlerin arasında kayboluyor, bir gün bu bilgileri insanın acısını dindirmek için kullanacağımızı düşünüyorduk.


Biz fakülteye gittiğimizde ne ultrason vardı ne tomografi ne MR ne de diğer dijital teknolojik aletler... Gözlerimiz ve ellerimiz birer radyolojik tetkik misali insanlık için, tıp için değerliydi.


Bir bedenin anatomisini öğrenirken, aslında insanı, hayatı ve toplumu tanımaya başladığımızın ne kadar farkındaydık, bilmiyorum.


Bugün tıp fakültesinden mezuniyetimizin kırkıncı yılında aynı masanın etrafında buluşuyoruz. Yüzlerimizde yılların izleri, saçlarımızda aklar var. Ama belleğimizin bir yerinde, o ilk amfinin heyecanını taşıyan genç hekim adayları hâlâ yaşıyor.


Kırk yıl, bir meslek hayatını anlatmaya yeter; ya bir kuşağın tarihini anlamaya? Biz yalnızca yıllar içinde değişmedik. İçinde yaşadığımız ülke, sağlık sistemi, hekimlik anlayışı ve insan hayatına verdiğimiz değer de bizimle birlikte değişti.


Bizim kuşağımızın sağlık tarihi, ders kitaplarında öğrendiğimiz ile sınırlı değildi. Hekimlik, hastane koridorlarında, acil servislerde, sağlık ocaklarında, köylerde ve kentlerin yoksul mahallelerinde gerçek anlamını kazandı. Nöbet sabahlarında uykusuz gözlerle baktığımız hastalar, iyileşmesi için bütün imkanlarımızı seferber ettiğimiz insanlar, kaybettiğimizde sessizce arkasından baktığımız hayatlar… Hepsi mesleki belleğimizin bir parçası oldu.


Zamanla anladık ki insan bedeni yalnızca organlardan, dokulardan ve hücrelerden oluşmuyordu. Hastalıkların hikayesinde yoksulluğun, çalışma koşullarının, barınmanın, beslenmenin, eğitimin ve toplumsal eşitsizliklerin de payı vardı. Aynı hastalık, herkesin bedeninde aynı koşullarda yaşanmıyordu. Sağlık, yalnızca hastanede üretilen bir hizmet değil; insanların nasıl yaşadığıyla, hangi imkanlara sahip olduğuyla ve nasıl bir toplumda nefes aldığıyla da ilgiliydi.


İnsan bedeninin anatomisini öğrenirken toplumun anatomisini de tanımaya başladık. Belki de hekimlik yıllarımız boyunca öğrendiğimiz en önemli derslerden biri buydu.


Bu yarım asırda Türkiye’nin sağlık sistemi de önemli dönüşümler geçirdi. Sağlık hizmetlerine erişim genişledi, yeni imkanlar doğdu; bilim ve teknoloji, tanı ve tedavide daha önce hayal bile edemediğimiz kapılar açtı. Ancak sağlık hizmetinin nasıl örgütleneceği, kaynakların nasıl paylaşılacağı, emeğin nasıl değerlendirileceği ve insanın mı yoksa piyasanın mı önceleneceği sorularında ibre piyasaya doğru kıvrıldı.


Bizler bütün bu değişimlerin yalnızca izleyicisi olmadık. Kimi zaman bir hastanın başucunda, kimi zaman bir sağlık ocağında, kimi zaman hastane servislerinde ve mesleki dayanışma ortamlarında bu tarihin içinde yaşadık. Hekimliğin bilimsel bilgi kadar vicdan, sorumluluk ve toplumsal duyarlılık da gerektirdiğini deneyimlerimizle öğrendik.


Elbette bu uzun yolculuğun anatomisinde yalnızca başarılar ve güzel anılar yok. Tükenmişlikler, mesleki hayal kırıklıkları, kayıplar ve zaman zaman kendimizi çaresiz hissettiğimiz anlar da var. Her hastayı iyileştiremedik; her acıyı dindiremedik. Ama hekimliğin değerini yalnızca sonuçlarla ölçemeyeceğimizi de öğrendik.


Bazen insanın yanında kalmak, bazen dinlemek, bazen de elinden gelenin sınırına geldiğini bilerek sorumluluğunu sürdürmekti hekimlik.


Bunca yıl boyunca bizi ayakta tutan, yalnızca tıbbın ilerlemesi ya da teknolojinin sunduğu olanaklar değildi. Birbirimizin omzuna dokunabilmek, zor bir nöbetin ardından aynı masada oturmak, sevincimizi ve hüznümüzü paylaşmak, mesleğin yükünü tek başımıza taşımadığımızı bilmekti.


Bugün geriye baktığımızda, yalnızca kırk yıllık bir hekimlik geçmişini görmüyoruz. Bir ülkenin sağlık tarihinden kesitleri, değişen kuşakları, dönüşen kurumları ve bütün bunların içinde insan kalmaya çalışan hekimleri görüyoruz.


Bizim kuşağımızın hikayesi, aynı zamanda bilginin sorumluluğa, mesleğin dayanışmaya, bireysel deneyimin ortak belleğe dönüşmesinin hikayesidir.


Amfide insan bedenini parçalara ayırarak öğrenmiştik anatomiyi; yıllar geçtikçe o parçaların ancak bir bütün içinde anlam kazandığını kavradık. Hekimliği de öyle öğrendik: Hastayı hastalığından, bedeni yaşam koşullarından, sağlığı toplumdan ayırmadan…


Şimdi, çok uzun yıllar sonra 1987 mezunları Kıbrıs’ta yeniden bir aradayız. Ege Tıp’ın amfilerinde başlayan yolculuğumuzda saçlarımız ağarmış, seslerimiz değişmiş, hayatlarımız başka yönlere akmış olabilir.


Yaklaşık yarım asır önce askeri vesayet koşullarında üniversiteye başlamıştık. Bugün ise başka biçimlerde yeniden üretilen vesayet ilişkilerinin gölgesinde, yine bir aradayız:


Umudumuz, dünden geleceği, gelecekten bugünü damıtmak…


İyi ki aynı sıralarda oturmuşuz. İyi ki bu mesleğin sevincini de yükünü de paylaşmışız. İyi ki birbirimizin hayatına tanıklık etmişiz.


Kırk yıllık hekimlik, yarım asırlık tanıklık… Ege Tıp’tan bugüne uzanan bir meslek, dostluk ve dayanışma hikayesi. Ve hâlâ insana, bilime, özgürlüğe ve dayanışmaya duyulan inanç...


Sağlıcakla kalın.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
