# Süreç, hâlâ o paranteze çok uzak

> **Yazar:** Fatih Polat
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-19 00:14:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100198/surec-hala-o-paranteze-cok-uzak](https://www.evrensel.net/yazi/100198/surec-hala-o-paranteze-cok-uzak)

---

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkan Vekili Mehmet Uçum, Anadolu Ajansı tarafından ‘Terörsüz Türkiye’ye geçiş artık engellenemez’ başlığıyla yayımlanan son analizine, “Bir devlet inisiyatifi ve politikası olan terörsüz Türkiye süreci, görünür yönüyle Ülke Liderimiz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 25-26 Ağustos 2024’te Ahlat ve Malazgirt programlarında ortaya koyduğu yeni paradigmayla fikren başladı” diye başlıyor.


Uçum, Kandil’e yönelik olduğu hissedilen şu vurguyu yapıyor: “İrade olarak güçlü gözüken örgüt yöneticilerinin sorunu ise kendilerine ilişkin ajandalarını Öcalan’ın özgürlüğü veya statüsü örtüsünün arkasına gizleyerek yapay bir tartışma çıkarma çabalarıdır. Böylelikle de sürecin tespit aşaması açısından ikircikli tutumlar, ayak sürümeler ortaya çıkmakta ve kendilerine yönelik güvenilmezlik iddialarının güçlenmesine zemin oluşmaktadır. Bu durum kimseye fayda sağlamaz.”


Uçum, Öcalan’ın yeni çalışma mekanına geçişi konusunda ise bir kez daha bu geçişin, kendilerinin “terörsüz Türkiye” diye tanımladıkları sürecin pratik ihtiyaçlarıyla sınırlı olduğunu hatırlatıyor. Öcalan yeni mekanında kendisine rol verilen komisyonda çalışacak ancak bu sınırlandırılmış bir statü olacak.


11 Temmuz 2025 günü Süleymaniye’de silahlarını yakan gerilla grubunun başında bulunan KCK Eş Başkanı Bese Hozat’ın, Gazeteci Tuğçe Tatari’ye yaptığı açıklamalarla, daha önce KCK Eş Başkanı Cemil Bayık ile hareketin diğer merkez yöneticilerinden Mustafa Karasu ve Duran Kalkan’ın ifade ettiklerinde ise Uçum’un “Sürecin rutin dışı özelliğini göz ardı eden ve iyi niyetli olmayan bir bakış” diye nitelediği önemli bir makas farkı var. Kandil’deki hareket yöneticileri, Öcalan’ın yeni durumunun hukuki bir statüye bağlanması gerektiğini ifade ediyor ve bunu temel bir koşul olarak dile getiriyorlar. Benzer vurguları, DEM Parti yöneticilerinden de duyuyoruz.


Ancak, Uçum, Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli açıklamasına atıf yaparken Öcalan’ın Sırrı Süreyya Önder’e el yazısıyla eklettiği o önemli cümleyi ihmal ediyor: “Şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, demokratik siyasetin ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir.” Zaten, bu cümlenin o metnin resmi formu içinde yer almaması tam buradan kaynaklanıyor.


Öcalan, İtalya’nın Torino kentinde düzenlenen "Kürdistan’da Demokratik Konfederalizm: Ortadoğu’da Barış İçin Bir Perspektif" başlıklı konferansa gönderdiği mesajda da, üzerinden yirmi ay geçmesine rağmen henüz o parantezden uzak olunduğu anlamına gelen şu ifadeleri dile getirmiş: “PKK’nin feshi ve silahlı mücadele stratejisinin sona ermesi, yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülmelidir. Bu değişim, meseleye yeni bir bakışı da gerektirir. Açıkça söylemek gerekir ki, silahlı mücadelenin bitmesi tek başına barış demek değildir. Sürecin sonunda barışın kalıcı olabilmesi için çatışmanın nedenlerinin ortadan kaldırılması, Kürt varlığının, dilinin ve kültürünün güvence altına alınması, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve eşit yurttaşlığın hukuki güvenceye kavuşturulması gerekir.”


Prof. Dr. Hamit Bozarslan da, Medyascope TV’de Mehmet Tatlı’ya verdiği söyleşide, “Silahlı mücadele döneminin bitmiş olması, Kürtlerin kolektif bir özne olarak tanındığı anlamına gelmemekte” tespitini yaparak ekliyor: “Ve rejim açısından hâlâ Kürt sorunu diye bir sorun yok.” Bozarslan analizinin devamında, barış ve demokrasi arasındaki yaşamsal bağa dikkat çekiyor: “Kürdistan’da 1990’larda, 2000’lerde ya da 2010’larda olup bitenler, şu anda Türkiye’nin tümünde uygulanmakta. Yeni Partiye yapılanlar, belediyelerin el değiştirmesi, belediye başkanlarının tutuklanması, Halk TV’nin yasaklanması vs. bunun emareleri. Çok daha ileri boyutlara ulaşabilecek bir baskı dönemine de hazır olmak gerekli. Bu koşullarda demokrasi olmadan Kürt meselesinin çözülmesi bence söz konusu olamaz ya da çok zor olur. Ve Kürt meselesinin çözülmediği bir Türkiye’de de demokratikleşmenin gerçekleşebilmesi çok zor olur.”


Uçum’un analizinde, Kürt hareketinin Kandil ve yasal alandaki temsilcileriyle polemiğe indirgeyerek dile getirdiği duruş çizgisi, aslında Bozarslan’ın dile getirdiği, Öcalan’ın mesajında da yer alan barış ile demokrasi arasındaki kritik bağın örtülmesi anlamına geliyor. İktidarın ikbali için muhalefetin ve demokratikleşme taleplerinin cendere altında tutulduğu bir yolda ısrar etmek, sürecin ilerleyebilmesi bağlamında da sınırlayıcıdır. Bu bir çıkmaz sokaktır.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
