# Finansal serbestleşmeden fon krizine

> **Yazar:** Ümit Akçay
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-18 00:25:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100196/finansal-serbestlesmeden-fon-krizine](https://www.evrensel.net/yazi/100196/finansal-serbestlesmeden-fon-krizine)

---

Eylül ayında Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonu tasfiye etme kararı sonrasında gelişen fon krizi, Türkiye’nin finansal tarihi açısından önemli bir dönüm noktası olarak görülebilir. Bu gelişmeyi birkaç şirketin usulsüz işlemlerine indirgemek, Türkiye’de kırk yılı aşkın süredir devam eden finansal serbestleşmenin yarattığı sorunları gözden kaçırmak olur. Diğer yandan sadece firmaların yaptığı usulsüzlüklere odaklanmak, bu süreçte düzenleyici kurumların ve onların da bağlı olduğu ekonomi yönetiminin sorumluluğunu görmezden gelmek anlamına gelir. Bu nedenle, fon krizi bir yandan yapısal ve tarihsel bağlamıyla ele almak, diğer yandan da bu bağlamda sorumluların açığa çıkmasına çalışmak önemlidir. Bu yazıda konunun iki boyutuna da değineceğim.


### Finansal serbestleşmenin dört aşaması




Türkiye’de finansal serbestleşmenin ilk aşaması, 24 Ocak 1980 kararları sonrasında faiz kontrollerinin kaldırılmasıyla başladı. Yetersiz denetim koşullarında hayata geçirilen bu süreç 1982 bankerler krizine uzandı. İkinci aşama, 1989’da sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesiydi. Kısa vadeli dış finansmana artan bağımlılık, 1994 ve 2001 krizlerinin temel kırılganlıklarından birini oluşturdu. Üçüncü aşamada, 2001 sonrasında bankacılık sistemi yeniden yapılandırıldı; sermaye piyasaları ile banka dışı finansal kuruluşların büyümesi teşvik edildi.


Bu kısa tarihsel özet, düzenleme ile serbestleşmenin birbirine karşıt olmadığını gösteriyor. Devletin kurduğu kurumlar finansal piyasaları denetlemekle görevlendirilirken aynı zamanda bu piyasaların genişlemesinin koşullarını oluşturdu. Hatta eksik düzenleme, piyasa işleyişinin koşullarının oluşmasını engelleyen bir faktör oldu. Ancak finansal piyasaların büyümesini teşvik etmekle yatırımcıları korumak arasındaki gerilim ortadan kalkmadı.


### ‘Mecbur yatırımcının’ yükselişi




2020 sonrasında dördüncü aşama başladı. Dijital yatırım kanalları yaygınlaştı, pandemi dönemindeki destekler, yüksek enflasyon ve düşük faiz politikası milyonlarca insanı borsaya yöneltti. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre pay senedi yatırımcısı sayısı 2019 sonunda 1.2 milyonken 2023 sonunda 7.65 milyona ulaştı.


Müge Neda Altınoklu, yeni kitabı B Planı’nda bu süreci “telafi edici finansallaşma” olarak açıklıyor. Ücretleri ve birikimleri eriyen insanların, kayıplarını finansal piyasalarda telafi etmeye çalışması, “mecbur yatırımcı”yı ortaya çıkarıyor. Yani finansal içerilme, iyimser liberal yorumların vaaz ettiği gibi “finansın demokratikleşmesi” anlamına gelmiyor. Eşitsiz gelir ve servet ilişkileri sürerken gelen finansal içerilme, piyasa risklerinin daha geniş kesimlere yayılmasına neden oluyor. Üstelik küçük yatırımcıların piyasaya erişimi artarken, yatırım kararları üzerindeki denetimi aynı ölçüde artmıyor. Fonlarda tasarrufları bir araya getiren kuruluşlar yatırım kararlarını alırken, sıradan yatırımcıların bu kararların arkasındaki ilişkileri izleme olanağı sınırlı kalıyor.


Costas Lapavitsas’ın “finansal el koyma” kavramı, bu ilişkinin başka bir boyutunu açıklıyor. Bu kavramı kısaca şöyle tanımlayabiliriz: Finansal kuruluşların ücretler ve diğer hane gelirlerinden, borçlanma ve finansal işlemler yoluyla doğrudan kazanç sağlaması. Elbette yatırım fonlarındaki her kayıp bu kavramla açıklanamaz. Ancak hanelerin geçim ve birikim sorunlarının finansal sermaye için yeni kazanç alanlarına dönüşmesi, bugünkü krizin yapısal ve toplumsal arka planını oluşturuyor.


Günümüze dönersek, Şimşek programıyla faizler yükseltilince finansal genişlemenin yön değiştirdiğini tespit edebiliriz. Nebati döneminde, düşük reel faizler borsaya katılımı hızlandırmıştı; ardından yüksek TL getirisi ve kur artışını sınırlayan politikalar yatırım fonlarını cazip hale getirdi. Merkez Bankasına göre para piyasası ve benzeri fonların büyüklüğü 2023 sonunda 234 milyar liradan nisan 2026’da 2.8 trilyon liraya çıktı. Borsa ve yatırım fonlarının genişlemesini finansal gelişme göstergesi sayan yaklaşım, bu büyümenin hangi işlemlerle sağlandığı ve kime yaradığı sorularını geri plana itti.


### Kriz ve siyasi sorumluluk




Gelelim konun ikinci boyutuna, yani kurumsal ve siyasi sorumluluk boyutuna. SPK’nin açıklamasına göre 2025’in son çeyreğinde bazı fonlar aracılığıyla fiili dolaşımı düşük hisselerde olağan dışı fiyat hareketleri tespit edilmişti. İlişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanma da riskler arasındaydı. Konu 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesinde görüşüldü. Hatta Mehmet Şimşek’in uyarısı bu dönemde gelmişti. Çeşitli önlemler alınmasına rağmen kapsamlı düzenleme ancak 28 Ağustos 2026’da açıklandı.


Elbette para piyasası fonlarının genel büyümesiyle belirli serbest fonlarda görülen sorunları aynı şey sayamayız. Ancak SPK açıklamasında tarif edilen fiyat hareketleri, fonların içindeki risklerin neden yalnızca bireysel yatırımcı kararlarıyla açıklanamayacağını gösteriyor.


Dolayısıyla, düzenleyici kurumların sorunu tespit etmesine rağmen neden müdahalelerinin yetersiz kaldığı ve geciktiği soruları aydınlatılmalıdır. Finansal piyasaları büyütme önceliği, denetim kararlarını etkiledi mi? Finansal kuruluşların kendileri, düzenleyici süreçlerde ne ölçüde etkili oldu? Bunları açıklığa çıkarmak, hem idari hem adli sorumlulukların belgeler üzerinden araştırılmasını gerektiriyor.


### Muhalefete düşen




Toparlamak gerekirse, 2001’deki gibi sistemik bir bankacılık krizi yaşamıyoruz. Ancak fon krizi, finansal genişlemenin kazançları ile risklerinin eşit dağılmadığını gösterdi. Önce düşük faiz politikasının sorunlarını yönetmek için kur korumalı mevduata (KKM), ardından KKM’den çıkmak için yüksek faize başvuruldu. Şimdi o politikaların büyüttüğü fon piyasasında yeni bir kriz yaşanıyor. Kısacası geçen haftaki yazıda değindiğim gibi, bir süredir kriz yönetiminin kendisi, bir sonraki krizin koşullarını yaratıyor.


Daha fazla finansal düzenleme, sorunun çözümü için hiçbir zaman etkili bir yol olmadı. Önemli olan, finansın gündelik hayata bu düzeyde sirayet etmesinin önüne geçebilmek. Siyaseten ise önemli olan, yaygın bir gelir kaybı yaşanan bir dönemde aşırı zenginleşenlerin göze batmasıyla oluşan bu gündemi, sorununun yapısal ve siyasi boyutlarıyla birlikte ele alarak, toplumsallaştırmaktır. Aksi halde AKP kulislerinden gelen bilgilerle ve tekil isimlerle yapılacak muhalefet, bir süre sonra toplumu tiyatro izleyicisine döndürerek, iktidarın hareket alanını genişletebilir.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
