# Halk TV’yi susturmak

> **Yazar:** Nuray Sancar
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-16 00:06:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100183/halk-tv-yi-susturmak](https://www.evrensel.net/yazi/100183/halk-tv-yi-susturmak)

---

Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının nihayet başladığı, meteorolojinin turuncu kod verdiği İstanbul’un sele yol açan kuvvetli yağışa maruz kaldığı gün Halk TV’ye kayyum atandı. Gökten gelen gürültü mahkeme salonundan gelen sesi de, kayyum atanan Halk TV önündeki destek seslerini de bastırdı. Bastırılanlardan biri de fon vurgunculuğunun uzantılarına dair ortaya serilen bilgilerdi. Zaten TELE 1, T24 ve Halk TV’nin susturulması, sosyal medya hesaplarında algoritma oyunları nedeniyle takipçilere zaten hiç ulaştırılmayan mesajların sahipleri hakkında soruşturmalar açılması, ‘olağan suçlu’ gazetecilerin evlerine kapatılması, TİP’in sosyal medya hesaplarının bloklanması da öyle anlaşılıyor ki nüfusu sadece iktidar onaylı seçili sözlere açık, diğerlerine sağır bir nüfus oluşturma kurgusunun bir parçası.


Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu kendisine “Butlancılara yakın ol, butlancıların haberlerini ver, kontrollü bir muhalefet ol, yürü” dendiğini ama kabul etmediğini, dolayısıyla “Bunların olacağını” bildiğini söylerken MASAK onun hakkında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama isnadında bulunarak kayyımın gerekçelendirilmesini üstlendi.


Bir hafta önce İzmir Büyük Şehir Belediyesi Başkanı Cemil Tugay’ın AKP rozetini takması ve Halk TV’nin susturulması Meclisteki ana muhalefet partisine vurulmuş darbenin zirvesidir. İstanbul’da etkili bir direnişle karşılaştığı için belediyeyi kayyımlaştıramayan, partinin il başkanlığına atanan Gürsel Tekin’i geri çekmek zorunda kalan iktidar, diğer belediyeleri parça parça koparıp yürümeyi sürdürüyor. Sırada hangi büyükşehrin AKP’ye geçeceği ile ilgili tahmin yürütme işi medyanın parasız, kuponsuz oynanan rulet oyununa dönüştü. Neyi isterse aldığını kanıtlayan muktedirin karşısında öğrenilmiş çaresizliğin tezahürü ana muhalefet fikriyatı doğrultusunda yayın yapan kanallarda bile, ya bundadır ya şunda soğukkanlılığıyla tartışılıyor. Ne var ki bu ölçülülük bile yeterince memnuniyet yaratmıyor. Geri adım attıkça daha da geriye gitmeye zorlanılan bir süreç bu; durulan hiçbir nokta sabit değil.


Memleketin siyasi tablosuna bakınca görülen şu: Cumhuriyetle yaşıt ana muhalefet partisinin ikiye bölünmesi, son seçimde seçilen belediye başkanlarının bir kısmının hapse diğerinin AKP’ye kapatılması. Kürt temsiliyetinin sınırsız, süresiz, ağır aksak işleyen ‘süreç’ kapsamında beklentiye sokulması. Sanatçıların, gazetecilerin, kanaat beyan edebilenlerin şafak operasyonları ve adliye koridorlarında entegre edilmesi… Ve Devlet Bahçeli’nin bu tablo üzerine yaptığı niyet beyanı: ‘Cumhurbaşkanlığı Erdoğan’a, yasama MHP’ye.’


Yapılmış seçimlerin sonuçlarını tanımayan ve zaman içinde hiçleştiren hakim siyasi güç; şantaj, tehdit ve teklif yöntemleriyle belediyelerin içlerinin boşaltılması, toplumsal güçlerin zora dayalı manipülasyonu ortadayken seçimlerin gerçek bir seçme işlemi olduğuna dair hayal satıyor. Çünkü kendini sandıktan çıkarabilmenin kazandıracağı meşruiyete ihtiyacı var. Halkın bu kadar mutsuz ve yoksul olduğu koşullarda aranan meşruiyetin ön koşulu ise muktedirin sesinden başka sesin çıkamadığı, bütün aykırı ses ve duruşların silindiği bir vasatın yaratılmasından geçiyor.


Ancak dağılan sadece ana muhalefet değil, eski maliye bakanına “Biz ne dersek inanacak bir kitle var” dedirten iktidar öz güveni de erozyona uğruyor. Mensuplarının, kaynağı belirsiz paralarla, halka dayatılan yaşam biçimiyle alakası olmayan görüntüleriyle ve en son fon kriziyle sarsılan AKP’nin iç çelişkilerinden kendisine oy devşirmeye çalışan küçük ortak yeni stratejik hedefi ortaya koydu. Parlamentonun yasa yapmakla bir ilgisi varmış gibi Meclis koltuklarına talip. Bu koltuklarda oturan iktidar çoğunluğu diğer partilerin önergelerine, kanun tekliflerine ve itirazlarına hiç kulak asmamıştı ve hepsine ret cevabı vermişti. Şimdi bu prosedürün bile ortadan kalktığı, tartışmasız bir biçimde el kaldır indir biçiminde parlamento düzeni tasarlanıyor.


Bu tür iktidarda kalabilme stratejilerinin öğretilmiş çaresizlik içinde, başka hiçbir gücün önünü göremez hale getirilebildiği sürece bir anlamı olabilir. Halk TV’nin susturulmasının basın, ifade ve söyleme özgürlüğünün, gazetecilerin özlük haklarının çiğnenmesinden daha fazla, hesaplanmış sonuçları var bu yüzden. Bu sonuç direnme gücünün köreltilmesi, itirazın bloklanması, karşı çıkış yollarının kapatılmasıdır. Halk iradesinin kontrol altına alınmış bir sandığa soğurulması yoluyla siyasi hakimiyetin aynı güçler tarafından, daha sağlamlaştırılarak devamıdır.


Ne var ki baskı, sansür ve hiçe sayma birikir ve beklenmeyen dinamizmi tetikler. O zaman hiçbir üst proje ve strateji sökmez. Halk kendi medyasını yaratmanın, söz söyleme imkanının, değişimin de yolunu bulur. O zaman prompterdan okunan resmi görüşü dinleyen olmaz.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
