# Yemen’e gidilmez, giden dönemez

> **Yazar:** Nuray Sancar
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-09 00:05:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100143/yemen-e-gidilmez-giden-donemez](https://www.evrensel.net/yazi/100143/yemen-e-gidilmez-giden-donemez)

---

7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılan NATO zirvesine üye ülkelerin birçoğuyla sorunlu olarak katılan Trump ‘Aslında katılmak istemediğini Ankara’ya Erdoğan’ın hatırına geldiğini, ondan çok memnun olduğunu’ söylerken cebinde Türkiye’den beklentilerini içeren bir teklif ve proje vardı. Trump övgülerini bedavaya sarf etmez. Nitekim bu toplantıda Ortadoğu meseleleri gözden geçirildi ve Türkiye’ye Hürmüz mayınlarının temizlenmesi gibi bir görev düştü. 


Yıllar önce Soros ‘Türkiye’nin en iyi ihraç malı ordudur’ diye konuşmuştu. Trump da şahsi övgülerinin arasına Türkiye’nin ne kadar güçlü bir ordusu olduğunu da sıkıştırdı. ‘Benim her istediğimi yaptılar’ diye de övündü. Trump’ın Türkiye’ye muhabbetinin sonuçları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Geçen yıl ilan edilen ABD’nin ulusal güvenlik stratejisinde ABD’nin önceliği Kuzey ve Güney Amerika olacak; Avrupa kendi güvenliğinin maliyetini kendisi karşılayacak; Ortadoğu ise Türkiye ve İsrail gibi  ‘vekil’ güçler üzerinden kontrol altına alınacaktı. Çin ise ticari yaptırımlarla uluslararası pazarlardan kendi iç pazarına hapsedilecekti. 


Bu plan yürüyor. Ortadoğu kısmında yeni gelişmeler var. Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında yapılan, içeriği pek yansıtılmayan, sadece bu ülkelerden birine yapılacak herhangi bir müdahalede diğerlerinin onun yardımına koşacağının anlaşıldığı Mekke Anlaşması NATO zirvesinden kısa bir süre sonra imzalandı. ABD’nin saldırılarına karşı bu ülkenin üslerinin bulunduğu ülkelere misilleme yapan İran’ın hedefinde Suudi Arabistan da vardı ve Türkiye’nin bu anlaşmada yer almasının riskli ve tehlikeli olduğu da açık. 


İran’ın Hürmüz Boğazını seyrüsefere kapatması sadece ABD’nin değil dünya ticaret hareketlerini de ve iktisadi göstergeleri önemli ölçüde etkiledi. Suudi Arabistan komşuluğundaki Babülmendep’in karşı kıyısındaki Yemen’de yıllardır korsanlık yaparak bu ticaret hattını kontrol altında tutmaya çalışan İran yanlısı Husiler Hürmüz’ün alternatifini de geçişler için tehlikeli duruma soktular. 5 Ekim’de Riyad’da toplanan Mekke Savunma İttifakının üç ülkesi Husilerle savaşmak için sözleştiler. Ortak açıklama kolektif savunma taahhüdünün acilen uygulanması ve askeri kuvvetlerin Suudi Arabistan’a intikalini içeriyordu. Bu Trump’ın övdüğü Türk askeri gücünün, Osmanlı’nın yüz yıldan fazla bir süre önce girip orada İngiliz sömürgeciliği ve kışkırtılmış bağlı aşiretlerle yaptığı ve 7 yıl geri dönemediği bir savaş için Yemen’e geri dönmesi demek. 


Ama daha önemlisi Çin gibi yükselen bir rakibinin ilerleyişini İran’da durdurmak isterken başarısızlığa uğrayan, Hürmüz üzerinde kontrol kuramayan ABD emperyalizminin bu kez İran’ın etrafını çevreleme stratejisinin bir parçası olmak demek. 


Türkiye Suudi Arabistan’a neden asker göndermek ister? Sadece ABD istediği için mi?


Pek öyle sayılmaz. Bir süredir geçen yüzyılın başından bu yana Yemen’de savaşırken talan edilen Hicaz demir yolu hattının güncellenmesi ve ‘kurtarılmış’ bir Babülmendep’ten işleyen ticaretin kara yolu uzantılarının yeniden inşası ve mümkünse kontrolü için aday Türkiye. Boğaz girişi ABD-İsrail müdahalesiyle Somali’nin bir bölümüne Somaliland adı yakıştırılarak el konulmasıyla güvenceye alındı. Ne var ki Somali’ye uzun süredir ilgisini esirgemeyen Türkiye yönetimi Somaliland’da üslenen İsrail tarafından bir tehdit olarak görülüyor. 


Enerji ve ticaret yolları, fosil yakıtlar, tedarik zincirleri, ham madde kaynakları, mal akışı bakımından bölgedeki kıymetli güzergah üzerinde yürütülen paylaşım savaşları bağlamında ülkenin stratejik konumunu metalaştıran ve pazarlayan Türkiye burjuvazisi ve temsilcileri ABD’nin yıkıcı planlarının bir parçası hatta lideri olmaya son derece hevesli. Mekke Anlaşması’nı da müstakbel Ortadoğu NATO’sunun bir çekirdeği olarak görüyor. Ve burada da bir 5. madde varmış gibi davranılıyor. 


Oysa Türkiye’nin stratejik konumu kuzeyden-Karadeniz’den gelen; bazen Rus bazen Ukrayna menşeli İHA’ların hedefinde ve yakın bir zamanda yönetilemez hale gelmeye açık. 20. yüzyılın siyasal konjonktüründe mümkün olan denge siyasetinin yerini bile bile kendini iki ateş arasına atmak alıyor. Ticaret savaşlarında her şey bir meta olunca stratejik konum bu savaşın bir parçası oluyor çünkü. 


ABD emperyalizminin çıkarlarına her gün biraz daha bağlanan bir ülkenin kendi bağımsızlığını önceleyen bir güvenlik stratejisi oluşturması mümkün değil. Ancak kendisine çizilen sınırlar içinde hareket edebilir ve bunu içeriye bir başarı olarak pazarlayabilir: Silah sattık, en iyi biz savaştık…


Arsız Türkiye tekelleri zenginleşsin diye değeri düşürülen paranın, yükselen enflasyonun, dış borç ve iç kredilerin, ülkeyi talan eden yabancı sermayenin yükünü yoksullaşarak ödeyen genç insanların süper güçler arasındaki paylaşım savaşı seferlerine sürülmesi kabul edilemez. Başkalarının kirli savaşının parçası olunamaz.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
