# Gerici savaş politikalarına karşı mücadele

> **Yazar:** A. Cihan Soylu
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-01 00:12:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100087/gerici-savas-politikalarina-karsi-mucadele](https://www.evrensel.net/yazi/100087/gerici-savas-politikalarina-karsi-mucadele)

---

Emperyalist büyük güçler ve bağımlı ülkelerin işbirlikçi yönetimlerinin temsilcileri tarafından 2026 nisanından eylülüne birkaç aylık süre içinde düzenlenen bölgesel ve uluslararası toplantılar, emperyalist kapitalist dünya sisteminde “barış”ın ancak görece ve geçici olarak söz konusu olabileceğini, “huzur, refah ve özgürlükler” söyleminin ise bir aldatıdan ibaret olduğunu bir kez daha gösterdi. Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin Sonuç Bildirgesinde bu açıkça ilan edildi. Rusya-Ukrayna savaşını kışkırtan ve tarafı durumundaki NATO güçleri, Rusya’yı büyük tehdit olarak nitelediler. İngiliz ve Alman yöneticiler savaşılacak düşman olarak göstermeye devam ediyorlar. Türk devlet yönetiminin neredeyse tam kadro katıldığı zirvenin sonuç bildirgesinde, Karadeniz-Hazar bölgesi, Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da enerji kaynakları ve ticaret yollarının denetimi için ekonomik-askeri güç takviyesi “kararlılığı” vurgulandı. Çin-Rusya ve İran’ın farklı gerekçelerle de olsa hedef gösterildiği yenilenmiş stratejide, daha yıkıcı savaşlar için ayrılacak kaynakların arttırılması kararı alındı. Ardı sıra yaşanan gelişmeler bu politikanın takviye ile sürdürüldüğünü gösteriyor. İngiltere ve Almanya başta olmak üzere Avrupalı emperyalist şefler ve Polonya gericiliği, savaş politikası izlemekte öne geçmiş durumdalar. Almanya ve Polonya yöneticilerinin, savaşın Rusya-NATO savaşına genişlemesi için kışkırtıcı-provokatif girişimleri sürüyor. Emanuel Macron’nun Finlandiya yönetiminin gayretkeşliği buna eklendi. Rus düşmanlığı Avrupa sokaklarına, işyerlerine, eğlence mekânlarına, okullarına dek taşındı.


Ancak bu durum, batılı emperyalist devletlerin her birinin diğeri aleyhine pazar ve etki alanlarını genişletme politikasının engeli değildir. ABD başta olmak üzere onların her biri pazar ve etki alanlarında daha etkin olmak için ekonomik, mali ve askeri politikalar geliştirmekte ve işbirlikçiler eliyle yedeklikler yığmaya çalışmaktadırlar. ABD’nin fiili saldırılarıyla ticaret savaşı uygulamaları, Tom Barrack’ın övgüye boğduğu Orta Doğu’daki “güçlü liderlik rejimleri”yle “merhametli -meşruti monarşi”lerin savaşları ya da uzlaşıları, Rusya’nın bölge ve dünya politikası, Çin’in “yumuşak yayılma stratejisi”, Almanya ve Japonya’nın 2. Dünya Savaşı sonrası anlaşmalarla yasaklanmış askeri siyaseti yeniden izlemeye koyulmaları, Petrodolar krallıklarının atakları, Netanyahu yönetimindeki İsrail’in işgalci-yayılmacı siyaseti, Türkiye, Hindistan, Arjantin örneklerinde olduğu üzere, dünya gericiliğini güçlendirici politikalar izleyen ve halk karşıtlığında zirve yapan yönetimlerin tutumu, bu politikanın göstergeleri arasındadır.


Sadece emperyalistler değil bölgelerinde etki gücüne sahip devlet yönetimleri de çıkarları yönünde ittifaklar geliştirmekte, NATO türü emperyalist kuruluşlara bağlılıklarını pazarlık gücü olarak kullanmaktadırlar. Türkiye, S. Arabistan, Pakistan, Hindistan, İsrail yönetimlerinin son yıllarda ve aylardaki girişimleri; “Mekke Savunma İttifakı” türünden ittifaklar, bu gelişmeler kapsamındadır. Bölgede, özellikle de Suriye’nin tasallut altına alınması sorununda zıt kutuplarda yer alan güçlerden biri olan İsrail, kendisi gibi ABD’nin bölgedeki en önemli iş birlikçisi olan Türkiye’nin girişimlerine karşı, Yunanistan yönetimiyle yeni bir anlaşma imzaladı ve Yunanistan için “Aşil Kalkanı” adıyla 3.6 milyar dolarlık hava savunma sistemi kurulmasını üstlendi.


Bir diğer uluslararası “stratejik toplantı” Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te yapıldı. Çin, Rusya, Pakistan, Hindistan, İran gibi ülkelerin üye oldukları, Türkiye’nin de üye olmaya çağrıldığı ve Erdoğan’ın toplantısına katıldığı ‘Şanghay İş birliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesinde, ekonomik iş birliklerine vurgunun daha öncelikli olması, bu tür ittifakların halklar aleyhine olmadığını göstermez.


Aksine, rakip emperyalist büyük güçlerin ve bağımlı ülkeler yönetimlerinin çıkarlarınca yönlendirilen ikili ve çok taraflı anlaşmalarla, stratejik iş birlikleri ve bu yönlü girişimlerle, kapitalist-emperyalist dünyanın hemen tümünü farklı düzeylerde de olsa etkileyecek yıkıcı politikalarda yoğunlaştıklarını gösteren gelişmeler hem taraf ülkelerin her birinde o ülke halkının, hem de genel olarak halkların aleyhine yaptırım politikalarına güç vermektedir.


Açıkça ilan edilen ve askeri işlevi öne çekilmiş olanları başta olmak üzere ikili ve çok taraflı anlaşmalar, enerji kaynaklarının, kara-deniz ve hava ulaşımının, değerli madenlerle ‘nadir elementler’ in “paylaşımı” için güç politikasının daha aktif hale geldiğini gösteriyor. Batı Avrupa’nın İngiliz, Alman ve Fransız emperyalist şefleri başta olmak üzere batılı emperyalistler ile Polonya başta olmak üzere Doğu Avrupa’nın gerici yönetimlerinin, frekansını yükselttikleri savaş çığırtkanlığı, pay oranlarını artırma ihtiyacıyla bağlıdır. Trump yönetimindeki ABD, İran’ı bombalayıp Suriye’de IŞİD soyundan HTŞ yönetimi kurdu. Trump, Panama Kanalı’nı denetleme, Kanada’yı ABD eyaleti yapma, Grönland ve Kuzey kutbunu alma, Venezuela devlet başkanını kaçırıp petrol kaynaklarına el koyma, Kanada dahil müttefikleriyle ticarette, onların aleyhine yüksek vergi oranları uygulama vb. bu politikanın unsurları arasındadır. Ancak büyük güç ‘müttefikleri’ aynı zamanda birbirlerinin de rakipleridirler. Rusya, Çin ve İran karşıtı politikalarında bir uzlaşı içinde olmanın yanı sıra tutumlarındaki farklılıkların unsurlarını da içeriyor.


Diğer yandan ve daha da önemli olan, artan gerginliklerin, sürmekte olan savaşların ve yeni savaşlar için potansiyel birikimin, dünya halklarının işsizlik, yoksulluk, açlık sorunlarıyla daha fazla karşılaşmasının etkeni olduğudur. Bu da işçi sınıfı başta olmak üzere halk kitlelerinin her bir ülkede mücadeleyi yükselterek gerici çatışma ve savaş politikalarını reddetmelerini hem acil kılıyor hem de zorunlu hale getiriyor.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
