# Irak’ta işgal bitti! Peki şimdi ne olacak?

> **Yazar:** Hediye Levent
> **Yayın Tarihi:** 2026-10-01 00:09:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100085/irak-ta-isgal-bitti-peki-simdi-ne-olacak](https://www.evrensel.net/yazi/100085/irak-ta-isgal-bitti-peki-simdi-ne-olacak)

---

30 Eylül 2026 Irak için tarihi bir gün. Yaklaşık 23 yıllık Amerikan işgalinin bitişi denilebilir. Bu nedenle Bağdat Amerikan askerlerinin çekilme prosedürünü tamamlamasının ardından 3 günlük milli bayram ilan edip 1 Ekim’i de Egemenlik Günü olarak adlandırdı. 


Aslında teknik olarak Amerika yaklaşık 3 yıllık müzakerelerin ardından 2011 yılında çekilmişti ama Irak’ın hem güvenlik ve siyasi sahasını düzenlemeye devam etmişti. Arap Ayaklanması’nın hemen ardından IŞİD’in hızlı ilerlemesine paralel olarak 2014 yılında yeni bir misyon bünyesinde Irak’a geri dönmüştü. Misyon her ne kadar Terörle Mücadele Koalisyonu olarak adlandırılıp birçok ülkenin katılımı ile oluşturulsa da öne çıkan ülke Amerika oldu. 


Elbette Irak açısından yeni bir dönemin başlangıcı olacak 1 Ekim, ancak Bağdat bir taraftan kutlamalara hazırlanırken başkentte kafalar karışık, Erbil ise açıkça tedirgin! 


Gerçi Bağdat Hükümeti tedirginliği yatıştırmak için açıklamalar yapmaya devam ediyor. Bu açıklamalarda genel olarak Trump’ın “Irak’a yönelik bir yabancı müdahaleye/işgale izin vermeyeceğiz” dediği aktarılıyor.  Keza Irak sahasında güçlü bir devletin inşası ve ordunun kurulması, silahlı grupların silahsızlandırılması süreçlerinin devam edeceği belirtiliyor. Ancak tedirginlikleri yatışmak için açıklama yapmaktan çok daha fazlası gerekiyor. Sonuçta yirmi küsur yıllık işgal, tekrar tekrar harap olan bir ülke ve işgalin ilk günü hedef alınan kurumsal yapı var. Üstelik işgalden önceki dönemde de 8 yıllık İran-Irak savaşı, birinci ve ikinci Körfez savaşları, ambargolar, iç savaşlar… Irak’ın istikrarı tesis etmesi hiç kolay değil.


1 Ekim’i Egemenlik Günü olarak kutlama kararı alan Bağdat’tan başlayalım.


Bağdat’ın önünde birbirinden kritik ve aslında birbirine bağlı birkaç önemli sorun duruyor.


İlk sorun elbette Amerika-İran savaşının sahası haline gelme riski. Yeni Başbakan Ali Ez Zeydi ve ekibi Irak’ı bölgesel sorunların tarafı olmayan aksine krizlerin çözümü için tarafları buluşturan bir platform haline getirmeye çalışıyor. Ancak bizzat İran’ın Lübnan ve Suriye’yi kaybettikten sonra elinde kalan iki yerden biri Irak diğeri Yemen. Haliyle İran’ın hem Bağdat siyasetindeki gücünü hem de Haşd-i Şaabi içindeki desteğini artırmak isteyebileceğine dair senaryolar öne çıkıyor. Keza Amerika’nın da asker çekse bile Irak’tan kolay kolay vazgeçmesi pek olası değil.


İkinci sorun Haşd-i Şaabi başta olmak üzere devlet dışı silahlı grupların dağıtılması meselesi. Bu konuda yıllardır tartışmalar devam ediyordu ve 30 Eylül 2026’da bu sürecin tamamlanacağı duyurulmuş olsa da hesap sahaya elbette uymadı. Silahsızlandırma takviminin 2028 yılına kadar yayılabileceği yeni yol haritaları konuşuluyor artık. Bu sürece dair bırakın ana hatları ile bir takvimin şekillenmesini eş zamanlı birkaç müzakerenin devam ettiği, her müzakere görüşmesinde farklı şartların konuşulduğu biliniyor. Yani müzakere süreci bile standart değil hala!


Çok sayıda silahlı grubun dahil olduğu Haşd-i Şaabi bir çatı yapı ve örgütün 200 binden fazla savaşçısının tamamı da İran’ın çıkarlarına göre hareket etmiyor elbette. İran yanlısı olan kesim silahsızlanma sürecini uzattıkça uzatmaya çalışıyor ve nihayetinde “Türkiye dahil ülkedeki bütün yabancı güçler çekilsin sonra biz silah bırakırız” demeye başladı. Örgütün büyük bir kısmı ise Irak’ta güçlü bir merkezi hükümet ve en önemlisi de ordu olmadığına vurgu yapıyor ve “Silah bırakırsak bizi kim koruyacak?” diye soruyor ki, haklılar. 


Irak hâlâ IŞİD’in hücre tipi yapılarının etkili/kanlı saldırılar yapabildiği, en kötüsü de yeni radikal yapılanmaların her an ortaya çıkabileceği sosyo-ekonomik şartları ortadan kaldıramamış bir ülke!


Hava savunması ve istihbarat faaliyetlerinin yıllardır ABD ve koalisyon tarafından yürütüldüğü de göz önüne alındığında ortaya çıkabilecek güvenlik boşluğunun büyük riskler getirebileceği yorumları ağırlıkta. Bağdat-Washington güvenlik iş birliği anlaşmaları ile bu boşluğun hızla kapatılabileceğine dair yorumlar olsa da hava-kara güvenliğini sağlayacak yeterlilikte bir ordunun olmaması gerçeği bu seçeneği de zayıflatıyor. Sonuçta anlaşma yapılsa bile anlaşmanın uygulanması Irak ordusunun kapasitesi ile sınırlı olacak.


İran’ın Irak sahasındaki nüfuzunu koruma, derinleştirme girişimleri Amerika’nın olası karşılıkları ile kaotik şartları doğurabilir ki, Bağdat’ın bu durumu engelleme ya da idare etme kapasitesine dair de soru işaretleri var.


Erbil ise Bağdat’tan çok daha tedirgin ve açıkça endişeli!


IKBY’deki Amerikan varlığı Erbil’in dahil olduğu süreçlerde bir manevra alanı ve koruma kalkanı sağlıyordu. Erbil öncelikle bunu kaybetti. Güvenlik açısından ise hava korumasını sağlayan Patriotlar Ürdün’e götürülürken İngiltere de hava savunma sistemini Kıbrıs’a taşıdı. 


İranlı Kürt silahlı ve siyasi gruplara yönelik binden fazla saldırı gerçekleştiren İran’ın yeni saldırılarına karşı savunmasız kaldığını söyleyen Erbil, bu saldırıların petrol sahalarını kapsayarak artacağını savunuyor. Yine Erbil’e göre İran, yabancı petrol şirketlerinin Irak’tan çekilmesi için de saldırılar yapabilir. 


Keza uzun süredir Irak sahasına girmek için hamleler yapan Israil’i de unutmamak lazım. Bir süredir İsrail basınında Irak Kürtleri ile İsrail arasındaki kültürel, siyasi, istihbarat ve hatta köken bağlarına dair haberlerin, yorumların çıkması elbette tesadüf değil. 


Aslında Amerika’nın çekilmesi ile Irak; Türkiye ve İsrail arasındaki güç mücadelesinin yeni bir sahası olacak gibi görünüyor. Bu noktada şimdilik Amerikan politikasına bakılırsa Türkiye’nin Irak ve Suriye sahalarında istikrarlı bir güvenliğin sağlanması için desteklendiği söylenebilir ancak Suriye’den sonra Irak’a yayılan bir güç mücadelesi dengelenebilir mi, bekleyip göreceğiz.


Kısacası Irak, Türkiye-İsrail-İran ve Körfez ülkelerinin yeni güç mücadelelerinin sahası haline gelebilir bir kez daha. Bu da ülke içindeki yoksulluk, istikrarsızlık gibi faktörlerle birlikte büyüyen öfkenin bir kez daha mezhepsel söylemler gibi fay hatları ile kırılmasının önünü açabilir. 


1 Ekim elbette Amerikan işgalinin bitişi açısından tarihi bir gün ancak “1 Ekim’den itibaren bizi ne bekliyor?” sorularına karşılık dile getirilen senaryolar da oldukça tedirgin edici. En kötüsü de Bağdat’ın bu senaryolara müdahale kapasitesine dair ciddi şüpheleri var Iraklıların!

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
