# Galatasaray’ın 2000 futbolu: İcat mı miras mı?

> **Yazar:** Mithat Fabian Sözmen
> **Yayın Tarihi:** 2026-09-27 00:10:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100055/galatasaray-in-2000-futbolu-icat-mi-miras-mi](https://www.evrensel.net/yazi/100055/galatasaray-in-2000-futbolu-icat-mi-miras-mi)

---

Haziran ayından bu yana YouTube kanalını aktif şekilde kullanan ve bunu bir “dijital miras” bırakmak için yaptığını söyleyen Fatih Terim, zaman zaman gazeteci ve yorumcularla da bir araya geliyor. Bu hafta Ersin Düzen, Ertem Şener ve Nebil Evren’le, iki hafta önce Emre Özcan, Erman Yaşar ve Veli Yiğit’le yaptığı programlar bu açıdan önemli fırsatlar sunuyordu. Çünkü söz konusu miras, 60 yıllık bir futbol deneyimine dayanıyor. Gazetecilerin bu kaynaktan olabildiğince faydalanması, spor yazınımız için de çok kıymetli. Tabii ki karşıdaki isim Fatih Terim olunca aydınlatılabilecek meseleler sporla sınırlı değil. Ama sadece futbol başlığından bile birkaç kitap çıkarmak mümkünken ortaya çıkan programların —tıpkı Netflix’teki Terim belgeseli gibi— epey zayıf kaldığını söylemek lazım.


Bu zayıflığın en açık örneğini Galatasaray’ın 2000’deki futboluna dair tartışmada görebiliyoruz. Medyamızda futbola ve taktiklere yönelik sığ yaklaşımdan ancak son yıllarda uzaklaşılabildiği için UEFA Kupası şampiyonu takımın “ne oynadığı” da uzun süre yanlış değerlendirilmiş, nihayetinde “Fatih Terim taktikten anlamıyor, gazla oynatıyor” gibi bir terane hakim olmuştu. Hatta Terim’in Arsenal maçı öncesinde soyunma odasında sarf ettiği “Ofsayt taktiği diye bir şey yok, ileri çıkınca da bam bam bam bam oynayacağız” minvalindeki sözleri, “Taktik maktik yok, bam bam bam” biçimini alarak üzerine fazla düşünmeden hareket etmeyi ifade eden ulusal bir deyime dahi dönüştü.


Programda Erman Yaşar bu konuyu açtı ve Galatasaray’ın 2000’deki futbolunun “gegenpressing” ile benzerliğine işaret etti. Top kaybedildiği anda agresif ve kolektif baskıyla topun yeniden kazanılması prensibine dayanan bu oyun anlayışı, ancak 2010’larda bu adla uluslararası bilinirlik kazanmış ve Jürgen Klopp’la özdeşleşmişti. Söz konusu benzerlik, bu köşede ve aralarında Emre Özcan’ın da olduğu “yeni kuşak” futbol yorumcularının değerlendirmelerinde zaten uzun süredir dile getiriliyordu. Ancak programda yalnızca pres oyununun tarihçesi yanlış aktarılmıyor —Özcan nedense bunu 2000’lerin ortasından başlatıyor—, Terim’in oyununa da bir icat muamelesi yapılıyor. Ve tüm bunlar olurken ne Sacchi’den bahsediliyor ne onun ilhamını aldığını söylediği 1970’ler Hollanda’sından ne de Rinus Michels’le birlikte aynı dönemde presi ve benzer saha içi şablonları etkin kullanmaya başlayan Valeri Lobanovski’den… Oysa Özcan’ın futbol taktiklerinin gelişim çizgisinden ve bu karşılıklı etkilenmelerden haberdar olmamasına imkan yok.


Kaldı ki iş bununla da sınırlı değil. Okan Buruk, 1992’de Avrupa şampiyonu olan 18 Yaş Altı Milli Takımı’nda Serpil Hamdi Tüzün öncülüğünde önde baskıyı kullandıklarını söylemişti. Maalesef Türk spor yazınında taktiğe yönelik ilginin sınırlılığı ve arşivlerin yetersizliği nedeniyle oyunun yerel ilhamlarının peşinden gitmek zor. Ama Süper Lig’de sezona adı verilen Göztepe efsanesi Adnan Süvari’nin 1960’lı yıllarda oyun anlayışını anlattığı söyleşilere ve makalelere bakarsanız, 1970’lerde uluslararası arenada şöhret kazanan Michels ve Lobanovski futbolunun tanımını yaptığını görebilirsiniz. Yani futbolun gelişimi, dünyanın her yerinde oyuna bilimsel bakanları benzer bir perspektife yöneltiyordu. Gelişen teknoloji ve profesyonelleşme daha çok antrenman yapmaya, daha iyi kondisyona sahip futbolcular yetiştirmeye imkân sağlıyor; daha hareketli, tempolu bir futbolun önünü açıyordu. “Alan”ın önemine yapılan vurgu da böylece artıyordu.


 Süvari’nin 1960’larda dile getirdiği “Kondisyon kolektif oyunun şartıdır. Her futbolcunun sahada tabanını basmadığı yer kalmamalıdır. Yer mefhumu ortadan kalkmıştır” sözleri, Terim’in “Topun olduğu yer bizim için pozisyon” diye anlattığı oyun anlayışından sandığımız kadar uzak değil. Bu kolektif pres ve önde baskı oyununu maalesef hâlâ en iyi Hıncal Uluç’un “Sayıyorum sayıyorum, Galatasaraylı oyuncuların sayısı 12 çıkıyor”a benzeyen cümlesi özetliyor. Söz konusu programda Terim’e, gerçekten “döneminin ilerisinde” olan ama bir icat da olmayan 2000 takımının oyun anlayışını yerli ve yabancı ilhamlarıyla anlattırmak mümkündü. Bu imkan değerlendirilemedi. Bırakmak istediği dijital mirasın anlamlı olabilmesi için Terim’in de bu başlıkları açığa kavuşturması gerekiyor bence. Böyle bir fırsatın bir daha ne zaman doğacağı bilinmez ama Türk futbolunun taktiksel gelişim serüveninin belgelenmesi ciddi bir ihtiyaç olarak önümüzde duruyor, burası kesin.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
