# Sessizce gerçekleşen ‘demokratik devrim’

> **Yazar:** Ahmet Yaşaroğlu
> **Yayın Tarihi:** 2026-09-25 00:14:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100049/sessizce-gerceklesen-demokratik-devrim](https://www.evrensel.net/yazi/100049/sessizce-gerceklesen-demokratik-devrim)

---

Hürriyet yazarı Fatih Çekirge 21 Eylül’de makalesinde, “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 11 Eylül günü Diyarbakır’da yaptığı konuşmayı bir daha dinledim” diyor ve bu konuşmadan çeşitli parçalar aktarıyordu. “Bizim ‘Geç olsun güç olmasın yeter ki güzel olsun’ diye bir sözümüz vardır. 13 yıl önce aslında bu konu çözülebilirdi. Suriye’den şu çıkar, Irak’tan bu çıkar diye imkânlara bakıldı. Aslında Türkiye’deki devlet, toplum bütünleşmesi ve demokratik devrimin değeri o dönem takdir edilmedi.”


İşte arkadaşlar kilit ve özet kavram budur: Demokratik devrim… ‘Terörsüz Türkiye ve kardeşlik süreci’ni en net ve en cesurca anlatan kavram budur. 13 yıl önce, Irak ve Suriye’nin kuzeyinde istikrar olmadığı için başarılamayan süreç... Evet yanlış okumuyorsunuz, ülke de bir demokratik devrim olmuş ve üstelik bu sessiz sedasız, gürültüsüz patırtısız gerçekleşmiş.


Ülke halklarının demokrasiye en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde bulunuyoruz ve şimdi bize içinde demokrasi olmayan bir “demokratik devrimin” gerçekleştiği müjdelenerek yüreğimize su serpiliyor! Ama gerçek hayat ve yaşanan gelişmelerin kanıtladığı tek gerçek şu: “Terörsüz Türkiye ve kardeşlik süreci” denen bu süreçte olmayan tek şey demokrasi, demokratik hak ve özgürlükler. Bunun zaten gerçekleşmeyeceğini de iktidar yetkilileri hepimize şu cümlelerle açıkça anlatıyorlar: “Bu süreç terörün sona erdirilmesi ve silah bırakma sürecidir, bir çözüm süreci değildir.” İşin silah bırakma tarafına ilişkin fazla bir şey söylemeye gerek yok, taraflar bu konuda görüşür, bir biçimde anlaşabilir vb. Ama sorunun “terör ve silah” kapsamı içine sokulamayacak bir yanı var ve bu yan asıl olarak sorunun temelini ve özünü oluşturuyor. Ama iktidar tarafından kabul edilmeyen ve çözümü engellenen sorun da budur. Kürt sorunundan ve Kürt halkının eşitlik, barış ve demokrasi taleplerinden bahsediyoruz. Yani bu sorun demokrasi temelinde çözülmeden, demokrasinin D’sinden bile söz edilemeyecek önemde olan sorundan.


Buna karşın iktidar bu talepler karşısında Kürt halkına şunu diyor: ‘size demokrasi, eşitlik, demokratik hak ve özgürlükler yok, benim dayattığım koşulları kabul edeceksiniz.’ Kürt halkına bunu diyen iktidar Türklere de Türk işçi ve emekçisine şunu söylemiş oluyor: ‘size de demokrasi yok, hak ve özgürlükler yok. Ama bunlar olmamakla kalmayacak benim suç ortağım da olacak, ezilen halk üzerindeki baskı ve terörüme katkı vereceksiniz. Bunun karşılığında kendi demokrasi ve özgürlük taleplerinizden fedakarlık etmeniz gerekiyor ve devletin birliği ve dirliği için bu çok gereklidir. Zaten seçim dediğiniz de nedir ki, o bizim için atlatılacak bir badiredir ve bunu da Allah’ın izniyle atlatacağız.’


Ülkenin ve ülke demokrasisinin içinde bulunduğu durum kalın çizgileriyle işte böyledir. Bu tabloya her gün bir yenisi eklenen sömürü, soygun, yoksulluk, iş cinayetleri, geçim sıkıntısından kaynaklanan sorunları, çalıp çırpmaları eklerseniz işin ekonomik ve sosyal boyutunu da tamamlamış olursunuz. Bu tablo sürdürülebilir bir tablo değildir. Bugün sürdürülüyor oluşunun nedeni, iktidarın baskı ve zorbalığına karşı yeteri kadar güçlü bir mücadele ve direnişin ortaya konulamamasıdır. Ama geçen her günün kitleler içindeki hoşnutsuzluğu, arayışı ve bunun sonucu mücadele eğilimini güçlendirdiğini de görmek gerekir. Ülkede canı yanan her kesimden insanlar bir biçimde mücadeleye atılıyorlar ve hak taleplerini dile getiriyorlar. Sorun şu ki bu mücadeleler henüz tek bir kanalda birleşemiyor, taleplerini ortaklaştıramıyor, darbelerini tek bir noktaya güçlüce vuramıyor.


Diğer taraftan her biri faşizm heveslisi bazı “muhalefet” partileri -İyi Parti, Zafer Partisi gibi- de halkın biriken öfke ve enerjisini “ulusal soruna” yani Kürt düşmanlığına çekmeye çalışıyorlar, demokrasi mücadelesinin önüne iktidara destek olabilecek şekilde barikatlar kuruyorlar. Biliyorlar ki, iktidar üzerinde Kürt sorunu üzerine ne kadar baskı kurarlarsa, iktidarın mevcut gerici, inkarcı, faşist politikaları sürdürmek için eli o kadar güçlenecektir. Onların “eleştirileri “, “karşı çıkışları”, “cepheden hücum etmeleri” iktidara, Saray rejimine “muhalefet” cephesinden verilmiş bir destektir. Kürt sorununda tutumu böyle olan bir muhalefetin demokrasi mücadelesinde bir yerinin olmadığı, olamayacağı açık değil mi? Onlar kendilerince koşulların uygun olduğu ilk fırsatta iktidarın kucağına atlayacaklardır.


Bitirirken yazının başlığına yeniden dönmemiz gerekiyor: Ülkenin bu tür “demokratik devrimlere” değil, alttan gelecek bir fırtınanın üzerinde yükselen gerçekten demokratik bir devrime ihtiyacı var. Baskı ve zorbalığın, aşırı sömürü ve soygunun, yaygınlaşan yoksulluk ve sefaletin, artık kokuşmaya varan çürümenin işçi ve emekçi halkı çağırdığı yer burasıdır. Eğer Türkler ve Kürtler halkların egemen olduğu gerçek bir demokrasi kurmayı başaracaklarsa birlikte mücadele etmeye yazgılıdırlar.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
