# Açgözlülük mü, çaresizlik mi?

> **Yazar:** Erkan Aydoğanoğlu
> **Yayın Tarihi:** 2026-09-24 00:10:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100042/acgozluluk-mu-caresizlik-mi](https://www.evrensel.net/yazi/100042/acgozluluk-mu-caresizlik-mi)

---

Borsa ve fon piyasasında son dönemde yaşanan dalgalanmalar, havada uçuşan yüksek getiri vaatleri ve ardından gelen kayıplar üzerinden yapılan yorumlar, meselenin özünü göz ardı eden sonuçlar ve yorumlara neden oluyor. Son olarak fon ve hisse senedi piyasasında yaşanan ve 20 milyar dolara (975 milyar lira) ulaşan devasa kayıplar, üretimden kopuk “sanal getiri” yanılsamasının nasıl kitlesel bir yıkıma yol açabildiğini gözler önüne serdi.


Fon krizini ve yaşanan mağduriyetleri sadece kendi durduğu yerden yorumlayanlar, meseleyi “kolay yoldan zengin olma hırsı” veya “finansal okuryazarlık eksikliği” diyerek geçiştiriyor ve faturayı doğrudan mağdurlara kesiyorlar. Oysa bu ezber ifadeler, meselenin arkadaki sınıfsal gerçeği, insanların açlık ve sefalet sınırında hayatta kalma mücadelesini gizlemekten başka bir işe yaramıyor.


Enflasyonun sabit gelirleri hızla erittiği, alım gücünün dibe vurduğu bir ekonomik yapıda; ay sonunu getirmeye çalışan milyonların küçük birikimlerini bir fon veya hisse senedinde değerlendirmek zorunda kalmasını “kolay yoldan zengin olmak” olarak değerlendirmek mümkün değil. Nitekim resmi veriler, finansal piyasaların nasıl bir sınıfsal uçurum üzerine kurulduğunu gösteriyor.


Marx’ın Kapital’in üçüncü cildinde ifade ettiği gibi; sistem, emekçinin ücretini sadece ertesi gün işe çıkabilmesini sağlayacak asgari sınırda tutar. Bugün kontrolden çıkan enflasyon, zaten sınırda olan bu ücretleri büsbütün eritirken emekçileri yaşayabilmek için finansal piyasalara sığınmaya zorluyor. İşçi ve memurlar borsaya merak duydukları için değil; birikimlerini koruyacak başka hiçbir açık kapı bırakılmadığı için bu tehlikeli çarka itiliyorlar. Başka bir ifadeyle düşük gelirliler bu piyasalara kumar oynamak için girmiyor; sistem, geçinmeyi bir şans oyununa dönüştürdüğü için insanlar dev bir kumarhaneye çevrilen o piyasaya sığınmak zorunda kalıyorlar.


Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) Ağustos 2026 verilerine göre fon ve hisse senedi piyasasındaki her 10 bireysel yatırımcıdan 7’sinin birikimi 50 bin liranın altında. Bu devasa kitlenin ezici çoğunluğu ise iddia edildiği gibi spekülasyon peşinde koşanlar değil; faturasını, kirasını ya da mutfak masrafını ödeyeceği güne kadar parasını enflasyona yedirmemeye çalışanlar. Alt gelir grubunda böylesine geniş bir çaresizlik yığılması yaşanırken; 1 milyon lira ve üzeri portföye sahip yüzde 3-4’lük ayrıcalıklı azınlık, piyasadaki toplam varlığın ve hisse/fon stokunun yüzde 80-85’ini elinde tutuyor ve asıl kazancı onlar sağlıyor.


Piyasa dalgalandığında veya TERA ile Pusula Portföy örneklerinde görüldüğü gibi yapay olarak şişirilen sanal getiri çarkları tıkandığında, büyük oyuncular zirveden nakde dönüp piyasadan sıyrılıyor. Bilgiye geç ulaşan küçük yatırımcı ise çöken hisse ve fonların altında kalarak bütün zararı fiilen üstleniyor. Büyük sermaye kendi kazancını zamanında nakde çevirirken, faturanın tamamı sistemdeki düşük birikimli çoğunluğun üzerinde kalıyor. Böylece finansal piyasalar; temelde alt gelir gruplarının birikimlerini sistematik biçimde en tepedeki azınlığa aktaran dev bir servet transferi çarkı olarak çalışıyor.


Burada dikkatlerden kaçan asıl gerçek; fabrika çarklarının dönmediği, istihdamın ve reel üretimin artmadığı bir ekonomide, kâğıt üzerindeki finansal oyunlarla ve sanal sermayeyle kalıcı bir değer veya toplumsal refah üretilmesinin mümkün olmadığıdır. Üretimden kopuk olarak şişirilen bu balonlar, er ya da geç patlayacak, zararı tüm toplum ödemek zorunda kalacaktır. Bu nedenle son yıllarda artan finansal çöküşler kesinlikle bir tesadüf değil, üretimden kopartılarak adeta bir kumarhaneye çevrilen ekonomik sistemin kaçınılmaz sonucudur.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
