# Sermayeye kaynak transferi olarak MESEM: Yılda 4.5 milyar dolar

> **Yazar:** Kansu Yıldırım
> **Yayın Tarihi:** 2026-09-23 00:25:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100036/sermayeye-kaynak-transferi-olarak-mesem-yilda-4-5-milyar-dolar](https://www.evrensel.net/yazi/100036/sermayeye-kaynak-transferi-olarak-mesem-yilda-4-5-milyar-dolar)

---

Türkiye kamuoyu yaklaşık bir haftadır 1 trilyon liraya yaklaşan finansal vurgunla sarsılıyor. Fonların büyüklüğü, yöneticileri, siyasi bağlantıları ve mağdur sayısı bütün dikkatleri üzerine çekmiş durumda. Ancak finansal piyasaların gelecekteki gelirleri ve servet beklentilerini bugünden sermayeleştirmesine karşılık, üretim alanında gerçek ve başka bir gelecek gasp ediliyor: Çocukların gelecekteki emek gücü bugünden sermayenin kullanımına açılıyor. Çocuklar proleterleşirken hayattan kopartılıyor.


İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin verilerine göre 2025-2026 eğitim öğretim yılında en az 95 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Çocukların 37’si tarımda, 27’si sanayide, 18’i hizmetlerde, 13’ü inşaatta çalışıyordu. 2024-2025 döneminde 72 olan çocuk işçi ölümlerinin yüzde 32 artışla 95’e yükselmesi, çocuk emeği üzerindeki sömürünün ölümcül boyutunu gösteriyor. İSİG Meclisi’nin verilerine göre MESEM kapsamında çalışırken ölen en az 6 çocuk da bulunuyor.


Çalışma amentüsüyle süslü bu ölüm ilmihalini yalnızca yoksullukla açıklamak yetersizdir. Yoksulluk, çocukları çalışma hayatına iten koşulları ağırlaştırsa da çocuk emeğine duyulan talebi yaratan ve artıran üretim ilişkileridir. Sorun yalnızca çocukların neden çalıştığı değil, sermayenin neden çocukların çalışmasına ihtiyaç duyduğudur.


Kapitalizm tarih boyunca çocuk emeğini ucuz ve denetlenebilir bir emek gücü olarak kullanmıştır. Bugün de değişmemiştir. ILO ve UNICEF’in son küresel tahminlerine göre, dünya genelinde yaklaşık 140 milyon çocuk (5-17 yaş) çocuk işçi statüsünde çalışıyor; bu da tüm çocukların yaklaşık yüzde 8’ine karşılık geliyor. Bu çocukların 54 milyonu, sağlıklarına, güvenliklerine veya ahlaki gelişimlerine zarar verebilecek tehlikeli işlerde istihdam ediliyor. Çocuk işçiliğinin yüzde 61’i tarım, yüzde 27’si hizmet, yüzde 13’ü ise sanayi sektöründe (inşaat, imalat, madencilik) gerçekleşiyor


Türkiye kapitalizmi de küresel iş bölümündeki jeoekonomik rolüne uygun bir şekilde, dünya pazarına hangi üretim yapısıyla ve hangi rekabet biçimiyle eklemlendiğine göre bu ilişkinin güncel biçimlerini üretiyor.


2025’te mal ihracatı 273,4 milyar dolara ulaştı. Bu yılın ocak-ağustos döneminde 185 milyar dolar ile rekor kırdı. Yıl sonu hedefi ise 282 milyar dolar.


Türkiye’nin ihracat yapısında emek yoğun ve düşük-orta teknolojili sektörlerin önemli ağırlığı sürerken üretim büyük işletmelerin yanı sıra KOBİ’ler, taşeron ilişkileri ve tedarik zincirleri üzerinden örgütleniyor. Bu yapı, sermayeyi yalnızca verimlilik ve teknoloji artışıyla değil, emek maliyetlerini baskılayarak da rekabet etmeye itiyor.


Çocuk işçiliğine dair nedensellik zinciri bu aşamada başlıyor: Dünya pazarında maliyet ve fiyat baskısıyla karşılaşan sermaye, üretkenliği artırmanın yanı sıra ücretleri sınırlamaya, çalışma biçimlerini esnekleştirmeye ve ucuz emek kaynaklarını genişletmeye yöneliyor. Teknolojik kapasite ve verimlilik artışıyla yeterince telafi edilemeyen maliyet baskısı, emeğin maliyetini rekabetin temel değişkenlerinden biri haline getiriyor. Ücretlerin baskılanması, çalışma sürelerinin uzatılması ve güvencesizliğin yayılması böylece birbirini tamamlayan sömürü biçimlerine dönüşüyor.


Pazarlık gücü ve örgütlenme olanakları sınırlı, erken yaşta iş disiplinine sokulabilen bir emek gücü olarak çocuklar, sermayenin ucuz ve esnek emek ihtiyacının bir parçası haline geliyor. Çocuk emeğinin yetişkin emeğinin yerini almasa bile özellikle üretim zincirlerinin alt halkalarında emek maliyetinin ve çalışma disiplininin aşağı çekilmesine katkıda bulunan bir işgücü biçimi oluşturuyor.


TÜİK’e göre 15-17 yaş grubunda işgücüne katılım oranı 2021’de yüzde 16,4 iken 2024’te yüzde 24,9’a, 2025’te yüzde 25,5’e yükseldi. Çocuk emeğinin mekânsal örüntüsü de değişiyor. Tarım hâlâ önemli bir alan olsa da çocuklar kentlerde hizmetlerde, şantiyelerde, atölyelerde ve Anadolu’ya yayılan OSB’lerde metal, tekstil, deri, ağaç ve kimya gibi sektörlerde çalışıyor. İSİG Meclisi’nin verileri çocuk emeğinin formelleştiğini, tarımdan sanayiye, inşaattan hizmetlere kadar farklı üretim alanlarına yayıldığını gösteriyor.


Çocuk emeğinin mekânsal yayılışı sadece nüfus hareketleri veya iç göç gibi olgularla açıklanamaz. Sermayenin üretimi Anadolu ölçeğine yayması, tedarik zincirlerini derinleştirmesi ve emek yoğun üretimi farklı bölgelere taşıması, ucuz ve esnek emeğin de bu üretim coğrafyasına taşınmasını beraberinde getiriyor. Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerinde öne çıkma stratejisi, bu doğrultuda lojistik üs ve merkez faaliyetlerine ağırlık vermesi emek coğrafyasının demografisini de doğrudan şekillendiren başlıca etkendir.


Bu dönüşümün en görünür ve yasal biçimlerinden biri kuşkusuz MESEM programlarıdır. 2025-2026 eğitim öğretim yılında 511 bin 31 MESEM öğrencisinin 224 bin 346 şirkette mesleki eğitim aldığı Milli Eğitim Bakanlığı verileriyle Meclis’e sunuldu. MESEM’de öğrenci statüsü adı altında gerçekte “öğrenci-işçi” konsepti yerleştiriliyor; çocuklar günde 10 saate yakın, haftanın dört günü -kimi şirketlerde 5 günü- işyerinde, bir günü okulda bulunuyor. Böylece eğitim ile çalışma arasındaki sınır sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden çiziliyor.


Mesleki eğitim sistemindeki yegâne sorun ücretin düşüklüğü değildir. MESEM, pedagojik açıdan çocukların erken yaşta iş disiplinine sokulmasını, belirli sektörlerin ihtiyaçlarına göre yetiştirilmesini ve ücret maliyetinin bir bölümünün kamu tarafından üstlenilmesini aynı mekanizma içinde birleştiren çok katmanlı bir mekanizmadır.


2023–2025 döneminde devlet bütçesinde “aday ve çıraklara ödenen devlet katkısı” olarak en az 65,1 milyar TL ödenek ayrılırken, 2026 yılı için 29 milyar TL daha öngörülerek toplam 94 milyar TL’yi bulmuştur. Bunun önemli bir bölümü MESEM kapsamında şirketlere yapılan ücret devlet katkılarından oluşuyor. İşsizlik Sigortası Fonu üzerinden yapılan MESEM transferleri ise farklı muhasebe kapsamı nedeniyle daha yüksek bir toplam veriyor. Kısacası MESEM ve benzer programlar teşvik sistemine dönüşerek özel işletmelerin emek maliyetinin bir bölümünün kamusal kaynakla sübvanse edilmesinin yolunu açmaktadır.


Bu mekanizma daha geniş bir eğitim politikasıyla da birleşiyor. 2025-2026 eğitim öğretim yılında OSB içindeki özel mesleki ve teknik liselerde öğrenci başına verilen yıllık destek alanlara göre 46.332 ile 77.626 TL arasında değişiyor. MEB verilerine göre 337 özel mesleki ve teknik ortaöğretim kurumunda 151.655 öğrenci bulunuyor. Toplam öğrenci sayısı hesaplandığında ortalama 6 milyar liraya yakın bir kaynak havuzu oluşuyor. Bu rakamlar, mesleki eğitimin yalnızca eğitim politikası değil, kamu kaynaklarının özel eğitim ve üretim yapılarıyla buluştuğu bir alan haline geldiğini gösteriyor.


MESEM’ler ve mesleki eğitim sistemi üzerinden son üç yılda sermayeye aktarılan toplam kaynak TL cinsinden en az 100 milyar TL, dolar cinsinden yaklaşık 4.5 milyar doları bulmuştur.


Marx’ın artık-nüfus kavramı burada önem kazanıyor. Sermayenin ihtiyaçları değiştikçe kullanılabilir emek gücünün yeniden üretilmesi sadece işsizlerin varlığıyla değil, nüfusun farklı kesimlerinin emek piyasasına erken yaşta hazırlanmasıyla da gerçekleşiyor. MESEM, artık-nüfus yaratımının bir parçası olarak, sermayenin ihtiyaç duyduğu esnek ve kullanılabilir-atılabilir emek gücünün yeniden üretim araçlarından biridir.


“Altın bilezik” olarak lanse edilen MESEM’lerden mezun olan herkesin iş bulamaması başka kritik bir veridir: Sermayeye milyar dolarlık kaynak yaratan mesleki eğitim sisteminin iş gücü piyasasıyla olan uyumsuzluğu gösteren veri setlerinden bir tanesi ne eğitimdeki ne istihdamdaki (NEET) genç nüfus oranı. 15-24 yaş NEET genç nüfus içinde mesleki veya teknik lise mezunlarının oranı 2024 son çeyreğinden itibaren artarak; 2024 son çeyrek ile 2025 üçüncü çeyrek arasında yüzde 24.8’den yüzde 28’e yükselmiştir. Mesleki eğitim sistemi mesleki beceri kazandırmaktan öte çocukları işçileştirirken, bir taraftan işsizlik üretiyor.


Çocuk emeğinin tarımda, şantiyede, atölyede, fabrikada, restoranda ya da motokuryelikte ortaya çıkması farklı biçimlerdir; ekonomik ilişkisi aynıdır. Yoksulluk çocuğu işyerine iterken, düşük maliyet üzerinden örgütlenen üretim modeli onu orada tutan talebi yaratıyor. Devlet ise eğitim, istihdam ve teşvik politikalarıyla bu iki alanı birbirine bağlıyor.


Mesleki eğitim çocukları erken yaşta işçileştiren bir düzeneğin parçası olmaktan çıkarılıp gerçek bir eğitim hakkı olarak yeniden kurulmadıkça; düşük ücretli, emek yoğun ve esnek emeğe dayanan birikim modeli değişmedikçe çocuk emeği başka kanallardan yeniden üretilecektir.


Çocuk işçiliği, Türkiye kapitalizminin kenarında duran bir sapma değil, belirli bir birikim ve rekabet biçiminin toplumsal sonucudur. Sermaye yalnızca çocukların bugünkü emeğine değil, gelecekteki emek güçlerine de el koyuyor. Finansal piyasalar gelecekteki gelirleri bugünden sermayeleştirirken, üretim ilişkileri gelecekteki emek gücünü bugünden işçileştiriyor. Gasp edilen yalnızca çocukluk değil; geleceğin kendisidir.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
