# Sıra PJAK’ta mı?

> **Yazar:** Yusuf Karadaş
> **Yayın Tarihi:** 2026-09-23 00:14:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100034/sira-pjak-ta-mi](https://www.evrensel.net/yazi/100034/sira-pjak-ta-mi)

---

2024 sonlarında iktidar bloku adına Devlet Bahçeli’nin Öcalan’a yaptığı çağrı ile başlatılan sürecin en kritik aşamalarından biri de Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te PKK’ye “kongre toplama, silah bırakma ve kendini feshetme” çağrısını yapmasıydı. Bu çağrı ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri de Öcalan’ın çağrısının PKK dışında KCK sistemi içinde yer alan diğer partileri/örgütleri kapsayıp kapsamadığıydı. Bu nedenle PKK mayıs 2025’te kongresini toplayıp silah bırakma ve fesih kararı alsa da dikkatler asıl olarak Suriye’deki Kürt özerk yönetimine ve SDG’ye (Suriye Demokratik Güçleri) odaklanmıştı. Çünkü saray rejiminin bölgesel gelişmeler bağlamında yeni süreci başlatmasının en önemli motivasyonlarından biri de SDG’nin tasfiyesi ya da kontrol altına alınmasıydı.


Bilindiği gibi Suriye’de geçici yönetimin başına geçirilen HTŞ’nin (Heyet Tahrir eş Şam) saray rejiminin ve özellikle Dışişleri Bakanı Fidan’ın yönlendirmesiyle ABD ve İsrail’in taleplerini yerine getirmesi sonrasında Suriye Kürtlerine yönelik yeni bir saldırı başlatıldı ve entegrasyon yönündeki baskılar arttırıldı. Sonuçta geçtiğimiz günlerde SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, SDG’nin yeni Suriye ordusuna entegrasyonunun tamamlandığını açıkladı. Bu gelişmeyi Başbakan Ali ez Zeydi’nin, Irak’taki bütün milis güçlerinin 30 Eylül’e kadar orduya entegrasyon sürecinin tamamlanması çağrısı sonrasında Şengal’de bulunan YBŞ’nin (Şengal Direniş Birlikleri) entegrasyon konusunda Irak yönetimiyle anlaşması takip etti.


PKK dışında Suriye ve Irak’ta KCK sistemi içinde yer alan örgütlerin entegrasyonu yönünde atılan bu adımların ardından şimdi gözler İran’daki PJAK’a (Özgür Yaşam Partisi) çevrilmiş durumda.


Bugün PJAK cephesinden yapılan açıklamalar, tasfiye ya da entegrasyon çağrılarının kendilerini kapsamadığı yönünde. Öcalan’ın ağustos ayında DEM Parti heyeti ile yaptığı görüşmenin notlarında da “İran rejiminin ABD ve İsrail müdahalesiyle çökmeyeceği ve rejime karşı PJAK’ın kendini dönüştürmesi ve örgütlenmesini genişletmesi” değerlendirmesi dikkat çekiyordu. Ancak bir tarafında İran savaşı ve öte tarafında ABD’nin Irak’taki askeri varlığını sonlandırması yer alan bölgesel gelişmeler, “PJAK’ın geleceğinin ne olacağı” sorusunun yanıtının da bu gelişmelerden bağımsız olmadığını/olmayacağını ortaya koyuyor.


İçişleri Bakanı Ali Çiftçi ve İran İçişleri Bakanı Mümini arasında geçtiğimiz hafta Ankara’da yapılan görüşmenin en önemli başlıklarından birisi de PJAK konusuydu. Bu görüşmede Mümini “PKK, PJAK ve tüm kollarının varlıklarını sona erdirmesi konusunda Türkiye ve İran’ın yanı sıra Irak ve Suriye’nin de birlikte hareket etmesi” gerektiğini, Çiftçi de “Örgütün farklı isim ve bölgelerdeki uzantılarının tasfiye sürecini takip ettiklerini” ve “PJAK’ın da bu sürece dahil edilmesi gerektiğini” söylüyordu.


ABD ve İsrail’in şubat ayı sonunda İran’a karşı başlattıkları savaşın ilk dönemlerinde en çok tartışılan senaryolardan biri de İranlı Kürt örgütlerin bu savaşa kara gücü olarak dahil edilmesiydi. Ancak bir yanda ABD’nin Suriye’de SDG’yi yüzüstü bırakmasının Kürtlerde yarattığı tereddüt öte yandan Türkiye’nin baskısı ve ABD ile yaptığı pazarlıklar bu senaryonun gerçekleşmesini önlemişti. Özellikle Erdoğan rejiminin, İran’da olası Kürt otonomisinin Suriye, Irak ve Türkiye’deki süreçlere ve ABD’nin bölge politikasına olumsuz sonuçları olacağı uyarısı Trump’ın kararını değiştirmesinde etkili oldu.


Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack son dönemlerde sıklıkla ABD’nin bölgede güçlü merkezi yönetimlerden yana olduğunu vurguluyor ve bu konuda Suriye ve Irak Kürtlerine de merkezi yönetimlere entegrasyon ve daha fazla iş birliği konusunda baskı yaptığı da biliniyor. Öte yandan Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton gibi İsrail yanlısı ve ‘şahin’ kimlikleriyle bilinen isimler de Kürtlere dair tutum değişikliğinin ve özellikle ABD’nin Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki askeri varlığını sonlandırmasının, ABD’nin rakiplerinin işine yarayacağı eleştirisini yapıyor. Burada Bolton gibi isimlerin derdinin Kürtlerin statüsü ve hakları değil, ABD’nin bu sorunu bölgesel çıkarları için kullanmaya devam etmesi olduğunu söylemeye gerek yok.


Tartışmamız bağlamında önem taşıyan bir diğer nokta da şu: Mart 2023’te İran rejimi ile Irak merkezi ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında İranlı Kürt gruplarının silahsızlandırılmasını ve sınırdan uzaklaştırılmasını öngören bir “güvenlik anlaşması” imzalanmıştı. Ancak ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattıkları son savaşta İranlı Kürt gruplarının sınırdan uzaklaştırılmış olması, IKBY topraklarının hem İran yanlısı Haşdi Şabi gruplarının ve hem de İran’ın doğrudan saldırılarına hedef olmasını engellemeye yetmedi ve bu savaş sürecinde bugüne kadar Kürdistan Bölgesi’ne büyük bölümü İranlı Kürt grupların kamplarını hedef alan binden fazla füze ve dron saldırısı gerçekleşti.


ABD ile Irak hükümeti arasında yapılan anlaşmaya göre ABD’nin Irak’taki askerlerini 30 Eylül’e kadar çekecek olması, IKBY’yi de kendisine yönelmesi muhtemel riskleri ortadan kaldırmak için yeni arayışlara zorluyor. Temmuz ayında Bölgesel Yönetimin Başkanı Neçirvan Barzani ve geçtiğimiz günlerde de YNK lideri Bafil Talabani, İran’ı ziyaret ettiler ve bölgesel yönetimin topraklarının İran’a karşı saldırılarda kullanılmasına izin verilmeyeceği taahhüdünde bulundular. Yine birkaç gün önce KDP ve YNK’ye bağlı peşmerge güçlerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştiği açıklaması yapıldı.


Bu gelişmelere bağlı olarak yeni dönemde İran’ın IKBY üzerindeki baskısını arttırması, İranlı Kürt gruplarının faaliyetleri konusunda yeni kararların alınmasını da beraberinde getirebilir.


Burada Türkiye ve İran arasında, Erdoğan rejiminin asıl derdinin KCK sistemi içindeki PJAK ve İran’ın ise bütün İranlı Kürt grupları olması gibi bir farklılık olduğuna da işaret etmek gerekiyor. Ancak bu durum PJAK hassasiyeti nedeniyle de olsa Erdoğan yönetiminin İranlı Kürt gruplarının savaşa dahil olmasına karşı aldığı tutumun İran rejimini fazlasıyla memnun ettiği gerçeğini değiştirmiyor.


Diğer taraftan ise İran İçişleri Bakanı Mümini’nin ziyareti ile Türkiye ve İran’ın Kürtlere karşı ortak tutum arayışı, bu iki bölgesel gücün Suriye ve Irak’tan Babülmendep’e kadar bölgede rekabet halinde bulundukları gerçeğini de ortadan kaldırmıyor.


Saray rejimi daha birkaç gün önce, Erdoğan ABD’nin New York kentinde düzenlenen BM Genel Kuruluna gitmeden İran’a yönelik yeni yaptırım kararları aldı: İran Devrim Muhafızları ile iş birliği yaptığı gerekçesiyle Golden Global Yatırım Bankası TMSF’ye devredildi, İran devletine ait Bank Mellat’ın bankacılık faaliyet izni kaldırıldı ve İranlı Mahan Air’in İstanbul ve Ankara uçuşları durduruldu.


Saray rejimi, Irak’ta İran etkisini sınırlamak üzere Haşdi Şabi gruplarının 30 Eylül’e kadar Irak ordusuna entegre edilmesi politikasını açıktan destekliyor. Yine İran’ın bir diğer müttefiki Yemen’deki Husi güçlerine karşı Mekke Anlaşması’ndaki ortağı S. Arabistan’a desteğini arttırma yönünde mesajlar veriyor.


Bölgede ABD-Türkiye ilişkileri tam da Barrack’ın dediği gibi: “Bölgeyle ilgili birçok konuda Türkiye ve ABD arasında tam bir uyum bulunuyor ve hem Trump hem de Erdoğan bu iş birliğini daha ileriye taşımak istiyor!” Ancak Erdoğan rejiminin ABD ile uyumu ve iki ülkenin bölgesel rekabet halinde bulunması, Türkiye ve İran’ın ortak “tehdit” olarak kodladıkları Kürtlerin talep ve mücadelesi karşısında dün olduğu gibi bugün de iş birliği yapmasına engel teşkil etmiyor.


Bütün bu gelişmeler daha önce defalarca dikkat çekildiği gibi Kürtlerin kazanımları için yeni riskler yaratıyor ve hareket alanlarını ciddi biçimde daraltıyor. Bugün sadece İran değil, PKK’nin tasfiyesi sürecinde bazı silahlı güçlerin PJAK’a aktarılabileceği kaygısıyla saray rejimi de PJAK’ın tasfiyesi konusunda ısrarcı bir tutum ortaya koyuyor. Dolayısıyla “Sırada PJAK mı var?” sorusunun yanıtı, bu gelişmelerin seyrine bağlı görünüyor. Kuşkusuz PJAK’ın bu gelişmelere bağlı olarak alacağı tutumun Türkiye ve bölgedeki sürece önemli etkileri olacağını da unutmamak gerekiyor.

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
