# Karakaya'nın kara yazısı

> **Yazar:** Özer Akdemir
> **Yayın Tarihi:** 2026-09-21 00:06:00
> **Kaynak:** [https://www.evrensel.net/yazi/100027/karakaya-nin-kara-yazisi](https://www.evrensel.net/yazi/100027/karakaya-nin-kara-yazisi)

---

Yerden bitmiş ya da gökten inmiş gibi bozkırın ortasında peydah olan kayaların yanı başında bir koru vardı. Birkaç dönümlük alan ağaçlandırılmış, yanına yöresine tuvalet, çeşme, mutfak olsun diye ahşap kulübeler yapılmıştı. Hepsi atıl durumdaydı: Kimisinin çatısı uçmuş, kimisinin camı penceresi kırılmış, etrafını çakır dikenler bürümüştü. Köyle koru arasındaki toprak yolun kıyısındaki çeşmenin yalağı hala ıslaktı, musluğun ucunda su damlacıkları görülüyordu. Ağustosun sarı sıcağının alnında, bozkırın ortasında çeşme bulmanın ne büyük nimet olduğunu elbette biliyorduk. Yine de musluğu açıp suyuna elimizi dahi vurmak istemedik. Geçerli bir nedenimiz vardı.


Eskişehir'den Kütahya yoluna çıkıp 45 dakika sonra, ne zamandır yapmak istediğimiz bir şeyi yaptık o gün: Geniş çift yolun rahatlığını geride bırakıp Sivrihisar'a bağlı Kaymaz köyüne saptık. Köyün içinden geçen asfaltı izledik. Sağımızda alabildiğine dümdüz tarlalar, solumuzda tel örgülerle çevrili maden tesisleri vardı. Şimdiki adı Türk Altın İşletmeleri, eski adıyla Koza Altın'ın Kaymaz Altın Madeni.


### Sırt sırta veren kayalar




Kayalar, madenin idari binalarının ve yoldan yüksekte kaldığı için görünmeyen siyanürlü ayrıştırma tesisinin bittiği yerde başlıyordu. Öbek öbek, kimisi bir adam boyunda kimisi apartmanlarla yarışacak yükseklikteki bu kayalar birbirine sırtını vermiş, küçük vadiler, geçitler, ucunda çalı kümeleri biten bükler oluşturarak Karakaya köyüne doğru uzanıyordu. Kayaların üzerinden baktığınızda (biz dronla baktık) Sivrihisar'daki testere gibi kayalıklara kadar, yassı tepeciklerin dışında ne bir kaya kümesi ne bir dağ görünüyordu. Güneşte ıpılayan dümdüz ovaya bakmaktan gözleriniz acıyordu. Bozkır denizinde bir adaydı burası.


### Köyün yanı başındaki pasa dağı




Kayalığın doğusunda Karakaya, batısında Kaymaz köyü, tam ortasında maden tesisleri vardı. Karakaya'ya girmeden, sağımızda gördüğümüz manzaraya şaşkın şaşkın bakmaktan kendimizi alamadık. Köyün bir avuç evine en fazla 1 km, belki daha yakın bir mesafede kocaman bir pasa tepesi uzanıyordu. Bittiği yeri göremedik, yüksekliği sanırım yüz metreyi buluyordu. Çeşmenin suyuna elimizi vurmayışımızın nedeni buydu: o suyun nereden gelip nereden geçtiğini bilmiyorduk.


Karakaya'ya o öğle sıcağında bir girip çıktık. Ara sokaklar bomboştu, bırakın insanı, kedi, köpek, inek, tavuk bile çıkmadı karşımıza. Köyden çıkarken "muhtarlık" yazan tek katlı yapının önünde, gölgede ayak üstü sohbet eden üç dört kişinin yanından geçtik. "İn mi, cin mi bunlar?" diye dönüp bakan olmadı valla! Bölge yıllardır tırmanış ve dağcılık antrenmanları için kullanıldığından, köylüler dışarıdan gelenlere alışkındır diye yorduk bu ilgisizliği.


Korunun içindeki toprak yolu izleyip kayaların küçük bir üçgen boşluk oluşturduğu alana geldik. Kayalar burada 50-60 metreye çıkıyor, ortadaki bir iki dönümlük boşluk kamp için biçilmiş kaftandı. Üç yanımızı saran kayalarda tırmanış halkaları, antrenman iplerinden kalanlar hala duruyordu, dibinde geceleri yakılan ateşlerin kararmış ocakları vardı. Yol üstü duraklardan, mesire yerlerinden farklı olarak etraf kirli değildi. Doğanın değerini bilenler geride çöp bırakmıyordu. Korunun çevresindeki bir iki çöp konteynerinin ağzına kadar dolu oluşu da bunun kanıtıydı.


<img class="img-fluid" src="https://www.evrensel.net/images/840/upload/dosya/363338.jpg" data-image-id="363338">


### Sahipsiz kayalık




Kayaların değerini bilenler vardı yani, ama azdılar ve sesleri çıkmıyordu. Halkaları çakanlar, iplerini bağlayanlar, ateşini söndürüp çöpünü toplayıp gidenler. Oysa korunun ağaçlarını kim dikmiş, kulübeleri kim yapmışsa, sonra dönüp bakmamıştı. Çatısı uçmuş, çakır dikenlere teslim olmuş kulübeler bunun sessiz itirafıydı. Kimsenin sahip çıkmadığı yere kepçe kolay girer.


Ekmek arası kumanyayla öğle yemeğimizi yerken, kayaların arkasını, koruyu ve köyün ötesini görmek için dron uçurduk. Yüz metre kadar yükselen dronun görüntüleri bir korku filmi sahnesini andırıyordu: 20-30 evlik küçük köyün yanı başındaki pasa tepesi o yükseklikten bile kadraja sığmıyordu. Kamerayı çevirdiğimizde, güneşten, rüzgardan kavrulmuş bu doğa mucizesinin ötesinde alabildiğine uzanan maden sahası, epeyce uzakta da siyanürlü atık havuzu göründü. Atık havuzuna yaklaşma arzumuz, aniden çıkan rüzgarın dronu uyarı vermeye zorlamasıyla yarım kaldı.


### Kepçe




6-7 saatlik yolumuz vardı, fazla oyalanmadan döndük. Asfaltın çatallaştığı yerde, bir tepeciğin yamacında tek başına çalışan bir kepçe gözümüze çarptı. Gelirken yoktu bu kepçe, demek ki iş o bir saat içinde başlamıştı. Kepçenin yakınına kadar gidip tam çaprazına durduk. Operatör işini bırakmadan bize meraklı meraklı bakıyordu. Kepçe kalın dişli ağzını tepeciğin yamacına daldırıyor, sanki bir gövdeden et koparır gibi toprağı bozkır otları, küçük çiçekler, dikenlerle birlikte alıp yana yığıyordu. Kazdığı yer, parça parça büyüyen bir yara gibiydi. Karakaya'nın evleri sadece 1 kilometre ya vardı ya yoktu. Biz gezerken terk edilmiş gibi görünen köyde yaşayan biri varsa, kepçenin homurtusunu, tepeyi oyarken çıkan sesleri muhtemelen duyuyordu.


<img class="img-fluid" src="https://www.evrensel.net/images/840/upload/dosya/363339.jpg" data-image-id="363339">


### Bir ay sonra yayınlanan duyuru




Bu vahşi manzarayı çekerken "Büyük olasılıkla madenin genişleme, kapasite artışı için yapılıyor bu çalışma" diye anons yaptık. Kepçenin o gün neyin hazırlığını yaptığını bilmiyorduk. Yaklaşık bir ay sonra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın ÇED duyuru sayfasına Türk Altın İşletmeleri'nin kapasite artışı başvurusu düştü.


Karakaya'nın kara yazısı yeni değil. Köyde, 2025 nüfus kayıtlarına göre, 82 kişi yaşıyor. Bu insanlar, ilk ÇED olumlu kararı 2009'da verilen bir altın madeniyle pasa tepelerinin arasında on beş yılı aşkın süredir sıkışıp kalmış durumda. Yanı başındaki kayalıklar tırmanıcıları, kampçıları çeken bir cazibe, köye hareket, belki bir gelir getirebilecek bir değer. Toprağıyla, hayvanıyla geçinebilecek bir köy ise yıllardır toz, gürültü ve kirlilik kaygısının ortasında yaşıyor. Toprağı da kayalığı da, yani iki geçim kapısı da madenin gölgesinde kalıyor.


İşin en acı yanı da madenin ÇED Dosyasında Karakaya'nın adı defalarca geçmesine rağmen tırmanış ya da dağcılık sözcüğünün tek bir kez bile geçmemesiydi. Belli ki başka bir ülkede olsa çoktan koruma altına alınıp tabiat parkı ilan edilecek kadar değerli olan, doğanın bu mucizevi güzelliğinin adının dahi anılmasını istemiyorlar. Ne yazık ki kayalıkların değerini bilenler gelene kadar Karakaya'nın kara yazısı sürecek gibi!..


Kepçenin homurtusundan adeta kaçar gibi uzaklaşırken geride, yalnızca kayalara çakılı tırmanış halkalarını, gölgesi sahipsiz küçük bir koruluğu değil gövdeden et koparır gibi kazılan toprağın ve terk edilmiş köyün çaresiz çığlığını da bıraktık...

---

*Evrensel Gazetesi — Emeğin sesi, gerçeğin habercisi*
