Evrensel.net https://www.evrensel.net tr Emek Evrenseldir https://evrensel.net/nhy/upload/diger/favicon.ico https://www.evrensel.net/tema/evrensel16/img/apple-touch-icon-114x114.png Evrensel.net Saraydır yüreklerimiz bize https://www.evrensel.net/yazi/82574/saraydir-yureklerimiz-bize https://www.evrensel.net/yazi/82574/saraydir-yureklerimiz-bize? Taksim’e ne zamandır çıkmıyorsunuz? Gezi’den sonra uğramamışsanız yolunuzu düşürün ve taşra evlerinin misafir odaları gibi plastikle ve cehaletle kaplanmış “Taksim taşlığı”nı görün. Meydan diyemiyorum. Meydanın ruhuna rahmet okunmuş çoktan. Taşıma dev ağaçların oturtulduğu sekiler ve taş yığını... Yığının sağında çekilmiş bir dişin boşluğu gibi kararıp duran Atatürk Kültür Merkezi çukuru ve solunda günden güne yükselen bir camii inşaatı... Bittiği zaman siyasal İslam’ın gösteri ve eylem odaklarından olacağı şimdiden görünen zevksizlik örneği bir yığma mabet... Çamlıca Camii hangi niyetle yapılmışsa aynı hırs ve sonradan görmelikle yapılan bir siyasal mahfil... Sözümüz bu zevksizliğe değil elbet, buna on altı yıldır alıştırdılar. İstanbul, koca bir köy... Bu köye yapılan saraylar, camiler, köprü..]]> Thu, 01 Nov 2018 03:23:00 +0300 Bir ülke panoraması https://www.evrensel.net/yazi/82482/bir-ulke-panoramasi https://www.evrensel.net/yazi/82482/bir-ulke-panoramasi? Suskun Ezilmişler Filozof Senokrat, dalkavuklardan pek hoşlanmazdı. Bir gün bir adamla konuşuyordu. Filozof ne derse Ahfeş’in keçisi gibi başını sallıyordu adam.Sonunda tepesi atar Senokrat’ın. Adama, “Bir kez olsun itiraz et de iki kişi olduğumuzu anlayalım.” diye çıkışır. Yasacılar ve Tutsak Yazarlar Ezop, bir gün kentin valisiyle karşılaşır. Vali, Ezop’a nereye gittiğini sorar. Ezop, “Bilmiyorum.” deyince vali öfkelenir ve yaverlerine seslenir: “Bu adam nereye gideceğini bilmiyor, demek ki serseri, tez içeri atın!” Bu celallenmeye Ezop hafifçe gülümser ve şöyle der: “Gördünüz mü bay yasacı, gideceğim yeri siz benden iyi biliyorsunuz.” Çalçene Politikacılar Gevezenin biri söylev sanatını öğrenmek için Sokrates’in okuluna yazılmak ister ama Sokrat, iki kat para ister gevezeden. Adam, karşı ç..]]> Thu, 18 Oct 2018 04:00:54 +0300 Cumartesi Anneleri ve karanlığın karanlığı https://www.evrensel.net/yazi/82380/cumartesi-anneleri-ve-karanligin-karanligi https://www.evrensel.net/yazi/82380/cumartesi-anneleri-ve-karanligin-karanligi? Saint Pulcheire Fransız Lisesi öğrencileri ve öğretmenleri, bir duvarı okul, bir duvarı eski bir binayla gölgelenen sokaktan geçiyorlar. Çocuklar ve genç öğretmenler, korkuyla başlarını eğerek okullarına giriyorlar. İstem dışı bu sakınmanın kendilerini silahlardan korumak için olduğunu düşünüyorum oysa sokak şimdilik çok sakin. Birkaç polis, sokağın bir ucundan öte ucuna gidip geliyor. Eski binanın önünde ve eşiğinde ellerinde fotoğraflarla kadınlar oturuyor. Sonra polisler, birdenbire okul duvarına diziliyorlar. Çaprazlanmış silahları, sokağın gölgesinde kararıp ışıyor. Silahların bazıları fotoğraflı kalabalığa ve eski binanın sessizliğine çevrili. Patlayan bir komut, sessizliği parçalıyor: “Sokağı açın, binaya girin yoksa dağıtılacaksınız!” Oysa sokakta sessiz ve kederli kadınlarda çok, polis var. Bir kadın, bu dilsiz sokakta kendilerin..]]> Thu, 04 Oct 2018 03:55:32 +0300 Ülke hâlâ ‘Bir Düğün Gecesi’nde https://www.evrensel.net/yazi/82285/ulke-h-l-bir-dugun-gecesinde https://www.evrensel.net/yazi/82285/ulke-h-l-bir-dugun-gecesinde? Tezel, bir düğün gecesinde, daha doğrusu Adalet Ağaoğlu’nun “Bir Düğün Gecesi”nde “İçmeyeceksek intihar edelim bari.” diyerek Ağaoğlu’nun kült romanını başlatır. Bir önerme gibi duran bu cümle, aslında ’70’li yılların Ankara’sının bohem yaşamına Ankaralı yazarın alaysı göndermesidir. Modern yaşamın sıkıntılarını, sıkışmışlıklarını, yalnızlığını, bunalımlarını o yıllarda ve bu yıllarda yansıtan her modernist romancı gibi Ağaoğlu da bu romanında, bir iki saatlik düğün gecesinde sermayenin sınıfsal ortaklığını ve dönemin küçük burjuva aydını- sanayici-asker ve siyasetçi ilişkisini verir. Modern ve postmodern romandan beklenen de ruh açmazlarını mutlak bir varoluş sorgusuna dayayarak bir yere boşaltmaktır. Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ının Mühendis Turgut Özben’inde, Ağaoğlu’nun “Ölmeye Ya..]]> Thu, 20 Sep 2018 03:05:15 +0300 Şiir ve dilde gelişme https://www.evrensel.net/yazi/82198/siir-ve-dilde-gelisme https://www.evrensel.net/yazi/82198/siir-ve-dilde-gelisme? Wittgenstein, “Dilinin sınırları, dünyanın sınırlarıdır.” diyor. Bu sınırların içinde sadece şairin ruhu değil, şiirin tüm anlam aurası, dilsel çerçeve korunur çünkü dünyanın her yerinde şiir, ortak bir dil-anlam havuzundan beslenir. Şiirin temalarının insan ruhunun derinliğinde aşağı yukarı aynı zenginlikte buluşması, şairlerin yalnızca dillerini değil, ruhlarını da birbirine bağlar. Aşk, yalnızlık, ölüm, ayrılık, barış, özgürlük ya da insana ilişkin herhangi bir temayı kendi dilince işleyen şairler, bu temaları genişletirken öte yandan da insan ruhunu derinleştirir. Bu genişleme, insanın ruh evreninin de gelişmesidir. Bu anlamda şairler, birer dil yapıcısı-kazıcısı olarak şiir dilini geliştirdikleri gibi, gündelik dile de sözcükler verirler. Örneğin düz anlamda Melih Cevdet Anday’ın Türkçeye kazandırdığı “sözcük” ve “..]]> Thu, 06 Sep 2018 03:19:50 +0300 Kurban ve dolar https://www.evrensel.net/yazi/82108/kurban-ve-dolar https://www.evrensel.net/yazi/82108/kurban-ve-dolar? Fıkra bu ya, üçüncü dünya savaşı çıkar, ortalık yine kan baruttur. Baş Melek, tanrısına koşar. Efendim der, dünya hiç iyi değil. Rusya ile Amerika birbirine girdi. Tanrı, istifini bozmadan bir şey olmaz diyerek bir yandan öte yana döner. Baş Melek çekilir, beş dakika sonra yeniden gelir. Tanrım, Baltık ve İskandinav ülkeleri de savaşta. Tanrı, aynı umursamazlıkla, “Onlar halleder, beni karıştırmayın, siz de işinize bakın.” der. Baş Melek, soluk almadan girip çıkmayı sürdürür. Efendim İran, Suriye, Tacikistan, Nijerya, Belarus, Japonya, İtalya, Fransa, İngiltere, Papua Yeni Gine, Malta, Faroe Adaları, Çin ü Maçin derken Tanrı ilgisiz, hamağında serinlemeyi sürdürür. Baş Melek, yine sayıp dökerken arada Türkler de deyince Tanrı, bir telaşla hamaktan fırlar ve Baş Melek’e buyurur: “Çabuk bana bütün kitaplarımı get..]]> Thu, 23 Aug 2018 03:09:23 +0300 ‘Son yaprak’ sizsiniz! https://www.evrensel.net/yazi/82020/son-yaprak-sizsiniz https://www.evrensel.net/yazi/82020/son-yaprak-sizsiniz? Ne yazayım ne yazayım da şu “boş ders”i doldurayım diye arpacık kumrusu gibi düşünürken verandanın yanındaki kayısı ağacından bir yaprak süzüle süzüle inip imdadıma yetişti, önümdeki boş kağıda kondu. O zaman O’Henry’nin o güzelim “umut hikayesi”düştü aklıma. Kayısıların son yaprağı değildi. Güze vardı daha. Yemişler ağaçtan çekilmişti ama rüzgarla beraber bir yaprak sökünüyle doluyordu köy evlerinin balkonları. Niğde’nin bir köyündeydim. O’Henry’nin “Son Yaprak”ıysa sanatçılarla dolu Newyork’un Greenwich köyünde düşüyordu. Düşüyor muydu, hayır! O’Henry, bu hikayeden okurun payına bir umut düşsün diye düşürmüyordu o son yaprağı. Biliyorum ne kadar fırtınayla boranla sınansak ne kadar alıcı kuşlar fırıl fırıl dolansa da tepemizde o so..]]> Thu, 09 Aug 2018 04:35:33 +0300 Exupery'nin timsahları https://www.evrensel.net/yazi/81937/exuperynin-timsahlari https://www.evrensel.net/yazi/81937/exuperynin-timsahlari? “Gazi Meclis”teki ilk konuşmasında, “İktidar olmanızın yarattığı kibrinizi yalan ve cehaletle yoğuruyorsunuz. Hakikati söyleyenlere yönelik saldırganlığınızı ise acizliğinizle besliyorsunuz.” dediği için iktidar kabadayılarının saldırısına uğradı Ahmet Şık. Sille tokat derken taze vekil, mahpusluktan sonra gaziliği de tadacaktı. Şık’ın sözleri, Exupery’nin timsahlarını düşündürdü bana. Ne diyordu Saint de Exupery, Hintli Kulübesi’nde? Gerçek, eşi az bulunur bir incidir. Kötü kişi, kulakları olmadığı için bu inciyi takamayan timsaha benzer. İnciyi timsaha attınız mı süsleneceği yerde, yemeye kalkar. Dişlerine takılan inci, dişlerini kırar. Dişleri kırılınca da kızıp üstünüze saldırır.” Yanımız yöremiz bir bataklıkta timsahlarla dolu. İyilik, güzellik değil aranan. İnsanın yüzünü, ruhunu süslesin diye “Exup..]]> Thu, 26 Jul 2018 04:05:50 +0300 Refik Durbaş ve yıldız tozları… https://www.evrensel.net/yazi/81862/refik-durbas-ve-yildiz-tozlari https://www.evrensel.net/yazi/81862/refik-durbas-ve-yildiz-tozlari? Anıları düşünmek güzel de onları yazmaya başlamışsanız vay ki vay halinize! Yaşlılığı peşin peşin kabul etmektir anı yazmak. Hadi sözü gevelemeyelim, ihtiyarlığın tatlı uyuşukluğuyla kendinden geçmek demek. Kendim için söylemiyorum, şunun şurasında iki otuza bir adım kaldı. İhtiyarlığa çok var daha. Gençlik bir kez, ihtiyarlık iki kez yaşanırmış. Biri dağdan gürül gürül inen suya; öteki, ovada dinlenen suya benzermiş. Hem zoru belası bol bir ülkede dinlenmek, başını ipekten yastıklara serip uyumak ne mümkün! Hoş, tasasız baş da mezara yakışır, derler. Yerin üstünde ne hayır gördük ki altında görelim! Bedri Rahmi gibi ”Bu diyardan gider olduk / kalanlara selam olsun / ama hep böyle gidecekse bu dünya / kalanlara haram olsun.” demeye çok var daha. Sözü sonunda şairlere getirdim. Şairlere ölüm var mı? “Şairlere..]]> Thu, 12 Jul 2018 04:29:47 +0300 Sürü, kasabın bıçağı ve Macbeth https://www.evrensel.net/yazi/81763/suru-kasabin-bicagi-ve-macbeth https://www.evrensel.net/yazi/81763/suru-kasabin-bicagi-ve-macbeth? Gerisine gül ya da karanfil tıkıştırılmış koyunların kasap vitrinlerini süslediği bir ülkede yaşıyoruz. Bu kasapların camlarında nicedir “Burada İslami kesim yapılmaktadır.” yazıyor. “İslami kesim” ne demek? Koyununu keçisini, mandasını, ineğini kesenler mi Müslüman yoksa malı mandası, sığırı davarı mı? Son seçimde gördük ki kesenler de kesilenler de Müslüman. Bunun için “İslami kesim”, “İslami kesim” yapıyor. Kesilenlerin bir kesiminin “sürü”den ayrı olması kesimin ve seçimin sonucunu değiştiremez. “Baş eke”, yani baş çoban, “ekeliği”ni (kurnazlığını) gösterip seçimi ve kesimi erkene almıştı. Sürünün derdi seçim de değil kesim de... Eceli gelen koyun, kasabın bıçağını yalarmış. Seçimle anlaşıldı ki “kasabanın kasabı”nın bıçağ..]]> Thu, 28 Jun 2018 04:23:24 +0300 Kedi, fare ve sırık fasulyesi https://www.evrensel.net/yazi/81666/kedi-fare-ve-sirik-fasulyesi https://www.evrensel.net/yazi/81666/kedi-fare-ve-sirik-fasulyesi? Ne diyelim, Allah büyük de sandal küçük! Adı “Adalet ve Kalkınma” olan partininse sandalı da büyük. İğneden uçağa tüm olanakları iktidar partisine sağlanmış bir seçime gidiyoruz yine. İktidar partisinin vaatleri de sandalı kadar ferah feza. Kanal İstanbul Dev havalimanları Köprüler Millet bahçeleri… Yoksul Anadolu köylüsünden, işçisinden, dar gelirlisinden bir kere geçmeyeceği İstanbul köprüleri, kanalları, hiç gitmeyeceği, hiç binmeyeceği uçaklar için oy istiyorlar. Buna da”kalkınma” diyorlar. İktidar partisinin “adalet”iyse sandalından küçük. Adalet Özgürlük Eşitlik... Vaatlerinde yok. Nasıl olsun ki, ülke 16 yıldır cezaevi. Olağanüstü hal koşullarında bir seçim muz cumhuriyetlerinde bile görül..]]> Thu, 14 Jun 2018 03:43:12 +0300 Bütün yaşamlardan sonra da… https://www.evrensel.net/yazi/81571/butun-yasamlardan-sonra-da https://www.evrensel.net/yazi/81571/butun-yasamlardan-sonra-da? Haziranın eli kulağında. İlkyaz, yağmurlarla gitti, yaz yağmurlarla gelecek. Sonrası güz. Yaprak dökümü. Ölüm, güzü beklemiyor yaprak dökmek için. Bu yüzden “Haziranda Ölmek Zor.” diyor Hasan Hüseyin. Yalnız haziranda mı? Her mevsim ölümün yaprakları savruluyor bahçelerimizde. Her gün, her hafta, her ay... 2 Haziran Orhan Kemal, Ahmed Arif; 3 Haziran Nâzım Hikmet... Bir iki gün sonra onları anacağız. Anmak değil, anımsamak. Onlar hiç unutulmadı ki! Bu yazı Ahmed Arif’e ve ustası Nâzım Hikmet’e adanmış olsun. 30’lardan bugüne toplumcuların ustası şaire... Bir şairin büyüklüğü, yazdığı dönemde ve sonrasında etkilediği şairlerin insanlığa kattığı duyarlılıkla ölçülür. Şairse bu gücü sezgisinden alır. Dünden bugünü ve yarını görebilmek&hel..]]> Thu, 31 May 2018 04:21:16 +0300 Bay Başkan ile kasabanın sarhoşu https://www.evrensel.net/yazi/81476/bay-baskan-ile-kasabanin-sarhosu https://www.evrensel.net/yazi/81476/bay-baskan-ile-kasabanin-sarhosu? Memleketin birinde parti yöneticileri, kasaba halkını uyarır. Başkanımız yalakalığı, el etek öpmeyi sever, aman huyuna suyuna gidin, o konuşurken ne derse, ne sorarsa “öyledir” deyin. Bu uyarıyı alan ahali, kasabanın tek meydanında toplanır. Meydanı dolduran “bindirme kıta”ya bay başkan esmeye yağmaya başlar: -Bu kasabaya çift kazıklı yolları, barajları, termik santralleri biz yapmadık mı? Ahali, avaz avaza: -He valla eledir, siz yaptınız! Bay başkan, mikrofona daha da abanır: -Bu ülkeye dev alışveriş merkezlerini, dev arenaları, dev trafoları biz kurmadık mı? Ahali, coşar: -He doğru, eledir! Bay başkan gazı alır, kökledikçe kökler: -İlçenizi ile biz çevirmedik mi? Ahali, gururla höykürür: -He valla, eledir, zeval görmeyesen! Bay başkan, kürsüde zıpladıkça zıplar: -Şehirlerimize köprüler, geçitler, kanallar, havaalanları açmadık m..]]> Thu, 17 May 2018 04:25:16 +0300 Dinmez tarla kuşunun şarkısı https://www.evrensel.net/yazi/81386/dinmez-tarla-kusunun-sarkisi https://www.evrensel.net/yazi/81386/dinmez-tarla-kusunun-sarkisi? “İtalya’da tarla kuşlarını hiç durmacasına öttürmek için ateşle kıp kızıl kızartılmış toplu iğne uçlarıyla cızz diye bir gözünü, cızz diye öteki gözünü yakarlar. İki gözü kör olan tarla kuşunu bir kafese koyarlar. Mavi, açık, duru göklerde özgür uçmaya alışkın kuş, ilk önce gözlerini örttüğünü sandığı kapkara paçavrayı tırnaklarıyla paralamaya çabalar ve zavallı, kendini bir kat daha yaralar. Karanlığın gözüne yapışan bir paçavra, bir is ya da kurum değil, bir zindan gece olduğunu anlayınca kanat hızıyla geceyi aşmaya, güne güneşe ulaşmaya çabalar. Çırpınır çırpınır, her kanat vuruşu katı kafese çarpar, acır, acır! Kara gece aşılmaz bir duvardır. Uçucu kanatlardan kat kat güçlü, iç hızıyla ötmeye koyulur, öter öter. G..]]> Thu, 03 May 2018 04:15:24 +0300 Şiirde ırkçılık https://www.evrensel.net/yazi/81296/siirde-irkcilik https://www.evrensel.net/yazi/81296/siirde-irkcilik? Savaş davulları çalınmadan doğrudan “akıllı füzeler”in Ortadoğu göklerini ışığa, şehirlerini ateşe boğduğu şu günlerde “savaş goygoycusu” gazetelerin, televizyonların, yazarların, şairlerin Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugüne üstümüze kanlı sözcüklerini boca ettiğini de biliyoruz. Edebiyatta bu ırkçı şiddet dili pek yeni değil öyleyse. Biraz eskiye dönelim. Dünya Türklüğünü birleştirme isteğiyle yola çıkan Turancılık, Atatürk döneminde siyasal etkisini yitirince derlenip toplanabilmesi için II. Paylaşım Savaşı’nı beklemişti. Naziler, Sovyetlere saldıracak ve onları alt edecekti. Sonra da Orta Asya’dan başlayarak “dünya Türk olacak”tı. Turancıların bu düşü, dönemin tüm kültür dergilerinde ete kemiğe bürünmüş; edebiyat, Milli Edebiyat Dönemi’nden so..]]> Thu, 19 Apr 2018 04:15:15 +0300 Bir sözcük atlıkarıncası: Ülkü Tamer şiiri https://www.evrensel.net/yazi/81205/bir-sozcuk-atlikarincasi-ulku-tamer-siiri https://www.evrensel.net/yazi/81205/bir-sozcuk-atlikarincasi-ulku-tamer-siiri? Ben sana teşekkür ederim, beni sen öptün, Ben uyurken benim alnımdan beni sen öptün; Serinlik vurdun korulara, canlandı serçelerim; Sen mavi bir tilkiydin, binmiştin mavi ata, Ben belki dün ölmüştüm, belki de geçen hafta. Sen bana çok güzeldin, senin ayakların da. “Saflığın şiirini özledim. 40’ların, 50’lerin…” diyor Ülkü Tamer. Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuz Beş Yaş”ını, Ahmet Muhip Dranas’ın “Fahriye Abla”sını, Behçet Necatigil’in “Sevgilerde”sini, Cahit Külebi’nin “Hikâye”sini… Sonra sürdürüyor: “Duru, yalın, içten bir şiirdi o dönemin şiiri. Saflığın şiiriydi. Çocuksu bir yanı vardı neredeyse. Dil oyunlarıyla, imge cambazlıklarıyla, kişilik gösterileriyle örülmemişti.” Ülkü Tamer&r..]]> Thu, 05 Apr 2018 03:07:00 +0300 Güneş değil, yaralarımızdır ışıyan https://www.evrensel.net/yazi/81109/gunes-degil-yaralarimizdir-isiyan https://www.evrensel.net/yazi/81109/gunes-degil-yaralarimizdir-isiyan? Dün Newroz ve Şiir Günü’ydü. Şiirin ateşiyle içimiz dışımız ısınsın diye beklerken Demirci Kawa’nın yaktığı özgürlük ateşini Kawa’nın heykelini yıkarak söndürmek istediler. Kawa, Kral Dehak’ın zulmüne karşı halkına öncüydü ve özgürlük simgesi sayıldı Ortadoğu’da. Şimdi o kanlı topraklarda savaş ateşi yakıp kavuruyor evleri, bağları, zeytin bahçelerini. Şiir ateşiyse çoktan küle döndü. Sözcüklerle değil, kanla düşünüyor insanlık. Göç, gündelik dilin baş konuğu oldu. Savaş olur da göç olmaz mı? Yerinden yurdundan ediliyor binlerce insan. Ne için? Barış için. Savaşın olduğu yerde barış, uzak bir yol; göç, çetin bir yolculuk... Çocuklar, kadınlar göçün acısını daha çok çekiyorlar elbette. Baharın ilk adımlarının d..]]> Thu, 22 Mar 2018 03:40:21 +0300 Aramak ve bulmak https://www.evrensel.net/yazi/81011/aramak-ve-bulmak https://www.evrensel.net/yazi/81011/aramak-ve-bulmak? Şu “her şey”i, “herşey” diye yazan “ne alırsan 1 milyon”culardan birine girdim. İçeride kimse yok. Dükkândan çıkarken demir, çinko, plastik, yün, pamuk, bakalit dağlarının arasında karayağız bir delikanlı göründü. Suçüstü yakalanmış gibi telaşlı bir fısıltıyla seslendi: -Bir şey mi aradın abi? Gülümsedim. -Kendimi arıyorum, altmış yıldır bulamıyorum. Çocuk rahatladı, bu kez o gülümsedi: -Bulursun belki abi! “Bulursun.” değil, “Bulursun belki.” O “belki”nin içinde neler neler gizli! Delikanlı haklı. Yıllarım, yıllarımız kendimizi aramakla geçti, geçiyor. Bulmak güç. Tek derdimiz bu olsa kolay. Varoluşumuz bize ait değil ki şuracıkta bulalım. Kış güneşi gibi doldursun içimizi. Yerimize düşünen, yargılayan, karar veren onlarca tiranla..]]> Thu, 08 Mar 2018 04:51:51 +0300 Abdülhamit, pirana ve bazı şeyler... https://www.evrensel.net/yazi/80926/abdulhamit-pirana-ve-bazi-seyler https://www.evrensel.net/yazi/80926/abdulhamit-pirana-ve-bazi-seyler? Sabah lokantadayım. Ezo gelinin dumanı tütüyor. Bay E’nin de dumanı üstünde bir kanalda bağırıyor: “Bugün yarın, yarından tezi yok, Afrin’e, Mümbiç’e gireceğiz.” O ünlü, “İnlerine gireceğiz!” tiratlarından biri. “Gidin Afrin’e, Osmanlı tokadının nasıl atıldığını görürsünüz.” diyor Bay Y. Onlar konuştukça ölüm, gençlerimizi susturuyor. Ölüm haberleri geliyor Afrin’den, Çukurca’dan, Kilis’ten, Reyhanlı’dan... Oraya füze düştü, buraya roket atıldı, diye sıralıyor sunucu. Yaralı çocuklar, dövünen, uğunan kadınlar... Dağılmış evler, dizi dizi cenazeler ve boş nutuklar... Haberler sürüyor: “Sultan Abdülhamit, ölümünüm yüzüncü yılında anılıyor. Abdülhamit Han’ın türbesi yenilendi.” Sürd&u..]]> Thu, 22 Feb 2018 04:15:49 +0300 Şiir, o güzel yalan… https://www.evrensel.net/yazi/80834/siir-o-guzel-yalan https://www.evrensel.net/yazi/80834/siir-o-guzel-yalan? ”-Nereye gidiyorsun askercik omzunda o silahla? -Yurduma dönüyorum silah değil o, çapa gömdüm tüfeğimi bir uzak fundalığa, dönüyorum köyüme, tarlamı işlemeye. -Savaş bitti mi askercik nedir bu avarelik, ne dudağındaki ıslık? -Bitmedi savaş daha, adım çıktı kaçağa dönmem cepheye artık. -Kolun nerede askercik nerede sol ayağın? -Bıraktım o ölümcül cepheye vatan için yitip giden çiftçiden esendir tek kol, tek bacak barışta.” Böyle söylemişim “Askerin Yol Türküsü” şiirimde. Şiirin yazılma günü, zamanı önemli değil. Ha yirmi yıl önce, ha yirmi yıl sonra! Dünyada hep savaş vardı ve hep savaş olacak. Cephede kalacak oğullarımız. Kızlarımız çeyiz düzmek yerine yavuklularının, kocalarının tabutları üstüne oyalı yazmalarını, simli tülbentlerini bırakacak. S..]]> Thu, 08 Feb 2018 04:49:36 +0300 ‘Kardeş’ Enver Ercan kuşlarla... https://www.evrensel.net/yazi/80747/kardes-enver-ercan-kuslarla https://www.evrensel.net/yazi/80747/kardes-enver-ercan-kuslarla? “Ağabeyi Cemal Süreya, ‘Her ölüm erken ölümdür.’ demişti 59 yaşında. Kardeş Enver Ercan da önce “Eksik Yaşam” dedi ilk kitabında. Sonra da “Sürçüyor Zaman”, “Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman”, “Türkçenin Dudaklarısın Sen” dedi ve sonsuzluğa gitti 59 yaşını bitirdiği günün sabahında. Doğum günün kutlu olsun sevgili başkanımız. Seni yıllarca evin bildiğin (2005-2011) sendikana verdiğin emekle, yeni şiirimizin belleğini tazelemek için verdiğin uğraşla, bıçkın, arı duru şiirlerinle hep anımsayacağız. ”Üstün başın boydan boya gökyüzü Çocukların ellerine bulaşsın dursun Nasıl olsa Hâlâ güzel masallara inanıyorsun” diyordun “Gece” şiirinde. “Eksik Yaşam” dedin “Üstü kalsın” diyen ustan, ağabey..]]> Thu, 25 Jan 2018 04:51:17 +0300 Cahillik üzerine https://www.evrensel.net/yazi/80651/cahillik-uzerine https://www.evrensel.net/yazi/80651/cahillik-uzerine? “Cahile laf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zordur.” diyor atasözü. Deve, hendeği nasıl sevmezse cahil de yeni bir sözü dinlemeye, anlamaya kapalıdır. Kulaktan dolma öğrendikleriyle bir ömür geçirir. Başka bir ömür bağışlansa o ömrü de çarçur eder. Öğrenmeye, değişmeye kulağı sağır, gözü kördür. İnsan için böyledir de toplumlar için başka mıdır? İktidarların zehirli uyuşuklukları, kara cahillikleri toplumları sardı mı insanın da geleceği karanlıktadır. Cehalet yönetir artık ülkeyi. Tutsak alınmış insanı top atsanız uyandıramazsınız tatlı uykusundan. Gözü kulağı azıcık açık insana, zırcahilden daha fazla şey öğretmek mümkündür elbette. Ama yine de yarı cahile bir şeyler anlatmak çok çetindir. Önce yarım yamalak bildiklerini, oradan buradan duyduklarını unutturmanız gerekir. Boşa de..]]> Thu, 11 Jan 2018 04:15:18 +0300 Eşeğin gölgesi https://www.evrensel.net/yazi/80562/esegin-golgesi https://www.evrensel.net/yazi/80562/esegin-golgesi? Ünlü Hatip Demosthenes, Atina’da agorada yurttaşlarına ülkenin geleceği üzerine önemli bir söylev için kürsüye gelince halk dinlemek istemez, yaygaraya başlar. Bunun üzerine Demosthenes şöyle der: -Yalnızca iki söz söyleyeceğim size, hepsi o kadar! Gürültü patırtı kesilince de hemen bir öykü anlatmaya girişir: -Bir zamanlar bir delikanlı, Atina’dan Mepara’ya gitmek için bir eşek kiralamış. Eşeğin sahibi de aynı yere gideceği için beraber yola çıkmışlar. Epey yol aldıktan sonra, öğle sıcağı tepelerinde yumurta pişirmeye başlamış. Dinlenmek için bir su kenarına oturmuşlar. Ortalıkta gölge mölge olmadığından bay sahip, eşeğin gölgesine uzanmış. Eşeği kiralayan genç de karşı çıkmış bu rahatlığa. Sahibi diretmiş: -Ne münasebet, eşek benim! Bay kiracı da eşeği kiraladığını söylemiş ama sahip ..]]> Thu, 28 Dec 2017 04:21:55 +0300 Uyanın, kötüdür çünkü tarih!  https://www.evrensel.net/yazi/80470/uyanin-kotudur-cunku-tarih https://www.evrensel.net/yazi/80470/uyanin-kotudur-cunku-tarih? İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Paris’ten, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın Ankara’dan sesleniyor. Önce Netanyahu’yu dinleyelim: “Kendi ülkesinde Kürt köylerini bombalayan, gazetecileri tutuklayan, İran’a dönük yaptırımların çevresinden dolanan ve masum insanları öldüren Gazzeli teröristlere destek veren bir liderden ahlak dersi almam.” Lideri tanıdınız, zehir zemberek sözler... Ben söylesem, soluğu Çağlayan’da savcı beyin odasında alırdım. Sütten ağzım yandı, yoğurdu üfleyerek yiyorum. Davayla, dosyayla harcanacak zamanım da yok. Bir köşe yazarı sadece elçidir, elçiye de zeval olmaz, derler. Elçiye zeval olmaz da Büyükelçi Kalın’ın Netanyahu için sözleri de yenilir yutulur gibi değil. Yalan da değil. Ne diyor Bay Kalın? &..]]> Thu, 14 Dec 2017 04:51:44 +0300 Şöhret ve korku https://www.evrensel.net/yazi/80373/sohret-ve-korku https://www.evrensel.net/yazi/80373/sohret-ve-korku? “Bir gün herkes on beş dakikalığına meşhur olacaktır.” diyor Andy Warhol. ’60’ların pop kültür öngörüsüydü bu söz. Öngörü, bugün gerçeğe döndü. Berberden sünnetçiye, nalbanttan emlakçıya, bakandan cumhurbaşkanına duvar afişlerinde gördüğümüz afili fotoğraflara şaşmıyoruz artık. Dizginsiz bir kendini beğenmişlikle her yerde adını yüzünü dolaştıran memur, küçük esnaf, serbest meslek sahibi, siyaset erbabı Warhol’ün sözünü yaşam düsturu bellemiş, ün isteğiyle kavrulup duruyor. Hepsinde de küçük dağları ben yarattım edası, bir böbürlenme, bir kasılma... Ne için? 15 dakikalık ün için... Karısını, çoluğunu çocuğunu, dünürünü, baldızını doğrayan katil bile ekranlarda kamerala..]]> Thu, 30 Nov 2017 04:15:38 +0300 Malta'nın fethi https://www.evrensel.net/yazi/80282/maltanin-fethi https://www.evrensel.net/yazi/80282/maltanin-fethi? Ele verir talkını, kendi yutar salkımı. Bk. Talkın. Ölü gömüldükten sonra mezar başında imamın söylediği dini sözler, telkin. Böyle diyor TDK sözlüğü. Memlekette imam da çok tören de... Hepsinin talkını da aynı. Çalma, çırpma, yalan söyleme. Komşunu sev, iyilik yap. Bir lokma, bir hırka... Ne bir lokma ne bir hırka... Deveyi havuduyla yutuyorlar. Talkın ellere, salkım evlere... Memleket mezarlığa döndü, talkın veren verene... Vatan Millet Sakarya Bu dünyada da öte dünyada da cennet onlara... Yoksula iki dünya da cehennem. “Yok başka bir cehennem yaşıyorsun işte” diyor Behçet Aysan “Sesler ve Küller” şiirinde. İki dünyada da cehennem yoksul halk için. Din İman Para ya da dini imanı para... Dini imanı anladık da bunca para kimin için? Yalan Dolan Malta. Offshore patladı, belgeler saçıld..]]> Thu, 16 Nov 2017 04:40:37 +0300 Kitap kurtları ve fareler https://www.evrensel.net/yazi/80189/kitap-kurtlari-ve-fareler https://www.evrensel.net/yazi/80189/kitap-kurtlari-ve-fareler? “Titus, ne şiir okur Ne hikâye ne roman Ne yapsın zavallıcık Vakti yok ki yazmaktan.” Böyle diyor epigramında Hildebrand Jakob. Okumayıp yazsak o da iyi. Okumaz yazmaz bir toplum olduk. Okuyana deli diyorlar çarşıda pazarda, bedestende arastada. Üç beş yıl önce... Antalya’da günlük güneşlik bir hava... Deniz kıyısında bir duvara tünemiş, Eduardo Galeona’nın “Kucaklaşmanın Kitabı”nı okuyorum. Altmışlı yaşlarda iki hemşehri yaklaşıyor yanıma. Biri parmağını burnuma soka soka, arkadaşına söyleniyor: “Manyak bu.” “Ta bilmem nereden gelmiş, bu güzel havada kitap okuyor.” “Bunlar böyle işte!” Saçımdan sakalımdan, beni Batılı gezgin sandığını anlıyorum, bir şey demeyeyim diyorum ama şeytan bırakmıyor: “Çocuklarınız size benzemesin, zırcahil olmasın diye bizim gibi manyaklara gerek var!” Hemşehrinin alı a..]]> Thu, 02 Nov 2017 04:51:36 +0300 Biri bizi gözetliyor https://www.evrensel.net/yazi/80097/biri-bizi-gozetliyor https://www.evrensel.net/yazi/80097/biri-bizi-gozetliyor? Ünlü bir politika efelenmesidir. İlkin Ankara Şehremaneti Reisi söylemişti Anayasa değişikliği tartışılırken: “Bağırsanız da çağırsanız da bu yasa geçecek.” Nereden? Meclisten. Meclis neresi? Muhalefet partilerini oturumlardan sille tokat atan, vekillerini kodese tıkan AKP efeleri. Efeler gücünü nereden alıyor? Akşam yatılıp sabah uzatılan OHAL’den. OHAL’in yasası KHK’lerden... Öyle adamakıllı düşünmeye de lüzum yok. Kararname olmasa da Bay E, rüyasında ne gördüyse sabahında kanun hükmünde kararname hükmü yasa oluveriyor. Bir tür rüyaya yatma! Yat rüyaya, bak yasaya! Gerçekler mi? Onlarla kim ilgilenir ki! Eğitimde dinselleşme, ekonomide disk kayması... Müftülere nikah kıyma yetkisi... Mapushanede gazeteciler, yazarlar... Ölümle sınanan öğretmenler, akademisyenle..]]> Thu, 19 Oct 2017 04:15:34 +0300 Kin ve din https://www.evrensel.net/yazi/80003/kin-ve-din https://www.evrensel.net/yazi/80003/kin-ve-din? Üç semavi din. Musevilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık. Üçü de “Kin tutmayın!” diyor. Yunus Emre de “Biz kimseye kin tutmayız Eller dahi yârdır bize Nerde ıssızlık var ise Mahalle şehirdir bize Adımız miskindir bizim Düşmanımız kindir bizim Biz kimseye kin tutmayız Kamu âlem birdir bize.” derken çağdaşı Mevlana’nın “Gel, gel, ne olursan ol, yine gel. İster kâfir, ister Mecusi, ister putperest ol, yine gel.” sözünü yineler gibidir. “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.” diyen büyük ozan, yalınlığın, içtenliğin, hoşgörünün Anadolu anıtıdır. Hoşgörünün, eşitliğin dilini kullanır. Barışçıl, hümanist bir ozanda olması gereken dilini. “Ellerin kâbesi var Benim kâbem insandır Kuran da kurtaran ..]]> Thu, 05 Oct 2017 05:25:25 +0300 Kimin dili? https://www.evrensel.net/yazi/79914/kimin-dili https://www.evrensel.net/yazi/79914/kimin-dili? Dil Bayramı için... ”‘Evet, evlerimizde bir kahve kültürü ve kahve estetiği hâlâ da süregidiyor.” Acaba, rahatça böyle diyebilir miyiz? Hiç değilse bir acı kahvemizi içmek için bekliyoruz, diyenlerimiz kaldı mı? Ehlikeyif büyüklerimize taze elden taze kahve pişiren genç kızlarımız var mı hâlâ? Bilemiyorum. Bu kadarcık bir yazıyı bile öğrencilerime okuduğumda ilk sözleri “Artık ‘ev oturmaları’nda Coca Cola içiliyor, hocam” olmuştu. Gelenekçi değilim, kahve olmayıversin ama onun yerine geçecek de “tezgahını sömürü üzerine açmış” bir başka araç olmamalı. Çocuklar, daha da ileri giderek günlerde, gezeklerde, dünürlüklerde kahvenin yerini Nescafe’nin, Coca Cola’nın, İce Tea’nin aldığını söylediklerinde iyi kötü..]]> Thu, 21 Sep 2017 05:00:31 +0300 Devlet, cehennemdir https://www.evrensel.net/yazi/79830/devlet-cehennemdir https://www.evrensel.net/yazi/79830/devlet-cehennemdir? Sözü fazla dolandırmadan söyleyeyim: “Devlet, cehennemdir.” Hayatı, insanlara armağan verdiğini söyleyen ve istediğinde de o armağanı onları tutsak ederek geri alan devlet, yeryüzünün her yerinde cehennemdir. Oysa hayat, ne bir armağan ne bir bağıştır. Hayat, özgürlük ister. Birilerinin yalanan yaltaklanan küçük köpeği, bir dilim et için paçalara sürtünen uysal kedisi değildir. Çocukları yurtlarda tecavüzlerle, gençleri cezaevlerinde işkenceyle, memurları sürgünlerle sindiren, onları koruyamayan her devlet, cehennemdir. Gücünü korkusundan alır. Oysa hayatı korkular değil, düşler yönetir. Korkuyla yaşayan insanın özgürlüğünden söz edilemez. Devlet, özgürlüklerden korktuğu için kendi özgürlüğünün de ayırdında değildir. Korktukça baskılarını &c..]]> Thu, 07 Sep 2017 04:51:18 +0300 Ege'de de aşk olsun onlara https://www.evrensel.net/yazi/79739/egede-de-ask-olsun-onlara https://www.evrensel.net/yazi/79739/egede-de-ask-olsun-onlara? “Aşk olsun onlara.” diye bitirmiştim önceki yazımı. Son cümleyi bu yazının da başlığı yaparak başlıyorum bu hafta Boş Ders’e. 15. Gençlik Yaz Kampı’nın ilki Antalya, Çıralı’da bitti. Yazın ikinci kampına bugün Kuşadası’nda başlıyor gençler. Özgürlük türkülerini Akdeniz’den Ege’ye taşıyacaklar. Aşk için, barış için, özgürlük için sözleri yere düşürmeyecekler. Eray Canberk’in şiirine kulak kabartacaklar ve bu şiiri türküye dönüştürecekler bir ağızdan: Ne demişti şair “Başlayan ve Bitmeyen” şiirinde? Bitmeden susarsa bitmiş gibi türküsü biliyorsanız eğer siz sürdürünüz Solarsa çiçegi vaktinden önce anılarda yaşatın kalsın ölümsüz Yılgıya karsı umut ölüme karşı yasam savaşa karşı barış geceye..]]> Thu, 24 Aug 2017 04:15:10 +0300 Ahlak ve vicdan üzerine https://www.evrensel.net/yazi/79573/ahlak-ve-vicdan-uzerine https://www.evrensel.net/yazi/79573/ahlak-ve-vicdan-uzerine? Ahlak, vicdanın taşrasıdır. Vicdan, aklın ve ruhun başkenti... Ahlak, başkasının aklının ve ruhunun diktiği hazır elbisedir. Topluma giydirirler onu. Kimine dar gelir, kimine bol... Vicdanı herkes kendi diker. Herkesin vicdanı kendinindir. Birinin diktiği giysi, başkasına uymaz. Herkesin elbisesi başka başkadır. Ahlak, topluma giydirilen deli gömleğidir. O gömleği, egemen toplumsal davranış oturtur üstümüze. İktidarlar da gömleğin düğmelerini ilikler. Bu demirden deli gömleğini çıkarmak isteyenler, ahlaksızlıkla suçlanır. Oysa asıl olan ahlak değil, vicdandır. Çırılçıplak vicdan. Ahlak, yasalarla kalıplaştırılabilir ama vicdanı kaba dökecek kalıp yoktur. O yalnızca vicdanlı insanın kalbinde yatağını bulur. İyi, gerçek, eşitlikçi insanın kalbinde yurt kurabilir ancak. Baskıcıların, ceberutların, zorbaların vicdanı yoktur. Onların ruhlarını ikiyüzlü ahlakları yönetir. Topluma, düzene, çağa göre değişir bu ikiyüzlü ahlak ve onu yasalaştıran toplumsal dizge. Antik Yunan..]]> Thu, 27 Jul 2017 04:15:51 +0300 Halkın emeğidir adalet https://www.evrensel.net/yazi/79475/halkin-emegidir-adalet https://www.evrensel.net/yazi/79475/halkin-emegidir-adalet? Adaletin yürüyüşü bitti, şimdi adalet perisini bekliyoruz. Hangi taşın altında, hangi ağacı kovuğundaysa çıkıp gelecek. Ama taşları bağlayıp köpekleri koyvermişler ülkede. Kurtulması zor görünüyor. Umut, Alaaddin’in Sihirli Lambası’nda. Gözümüz kulağımız lamba cininde, bekliyoruz. Savcıdan, yargıçtan ümidi kestik de cine, muskaya inancımız noksansız. Önümüz 15 Temmuz. Malum, “Demokrasi ve Milli Birlik Günü” Meydanlarda nutuklar atılacak. Camilerde, tekkelerde, dergahlarda vaazlar verilecek. “Demokrasi duası” okunacak. Araya “adalet duası” da sıkıştırılsa diyeceğiz ama öyle bir dua yok. İşimiz duaya kaldıysa vay halimize, demeyin. Başbakanın “şehit evleri gezileri”ni gördünüz. Hakkari’den, Batman’dan, Şırnak’tan, Hatay’dan yoksul gecekondu evlerine cenazeler geliyor. Başbakan, taziye ziyaretleri yapıyor. Bayrak üç kez öpülüyor, üç kez alna konuyor. Kur’an üç kez öpülüyor, üç kez alna konuyor. Sonra avuçlar açılıyor, gözler yumuluyor. “Elemtere fiş, kem gözlere şiş” N..]]> Thu, 13 Jul 2017 04:15:35 +0300 Yalnızca ekmek için https://www.evrensel.net/yazi/79382/yalnizca-ekmek-icin https://www.evrensel.net/yazi/79382/yalnizca-ekmek-icin? 113 gün. Bugün yüz on üçüncü gün. İlkyaz da bitti, yaza girdik. Bayramlar seyranlar... Yine ölümler, öldürmeler. Ülke yine kan çanağına doğranmış ekmek gibi sası ve umarsız. O ekmeği yedirmek istiyorlar Nuriye ve Semih öğretmene de. Yemeyeceğiz diyor onlar. Bu ülkenin ekmeği bu denli kanlı olamaz, bizim ekmeğimiz apak, bereketli. Emeğimizin ekmeğini yemek istiyoruz, diyorlar. Sizin ekmeğiniz küflü, suyunuz acı. Kendi ekmeklerini yemek için onurlarını yatırdılar ölüme. İşimizi geri istiyoruz, diyorlar. İşimizi, aşımızı ve onurumuzu... İki genç insan. İki onurlu eğitimci. Özgür sandıkları bir ülkede haklarını arıyorlar. Yalnızca ekmek için. Bunun için yattılar ölmeye. Brecht’in “Çalışmak, rüzgârdır yelkenlerde Çalışmak süt, ekmek, dokuma...” dizelerini ışıtmak için. Süt, ekmek ve dokuma için emeğin ve onurun yelkenini şişirmek istiyorlar. Ama şimdi bir yelken gibi sönüyor tazecik ciğerleri. Ölüm eşikte değil, iç odala..]]> Thu, 29 Jun 2017 04:15:10 +0300 Suriye ya da Katar https://www.evrensel.net/yazi/79291/suriye-ya-da-katar https://www.evrensel.net/yazi/79291/suriye-ya-da-katar? Suriye’den, Irak’tan sonra asker Katar’da. Katar katar ölüme gönderiyoruz çocukları. Yeni Yemen ağıtları yazılacak. Osmanlı fetih, cihat kafası öldürüyor oğullarımızı. Duracak gibi de değil. Suriye için yazmıştım “Suriye Savaş Tezkeresini Onayan Türkiyeli Meclise Arap Ananın Mektubu” şiirini. Katar için de okuyun şimdi. Bu hafta bu şiir konuğu oldu sayfanın. Şiir alır mı acılarımızı? Almaz ancak merhemdir her sözcük. Umarım iyi gelir yaralarınıza ya da öfkenizi biler bir hançer gibi. Söylevlerinizden akan kan, sizin kanınız değil bay bakan savaş gömlekleri dikiyor komşu kadın geceleri burada küçük oğlu geçirsin diye üstüne babasının kanlı urbasını kesip biçiyor kaputunu ve yokluğunu ölü kocanın. Balçıklardan süzdüğümüz suyla yıkıyoruz ölülerimizi bay bakan, o suyla pişiriyor gelinlerimiz lohusa aşını taşın ve rüzgârın duası yetmez oldu Arap toprağına sizin buyruklarınız yeni ayetleri kutsal kitaplarımızın. Çocukluğum burada geçti bay bak..]]> Thu, 15 Jun 2017 04:30:37 +0300 Bu yazıyı okumayın! https://www.evrensel.net/yazi/79198/bu-yaziyi-okumayin https://www.evrensel.net/yazi/79198/bu-yaziyi-okumayin? Birazdan suçu suçluyu öven bir yazı yazacağım sevgili “Boş Ders” okuru. Siz siz olun bu yazıyı okumayın. Yazanı da okuyanı da kodese tıkan bir yargı düzeninde “sade suya tirit” yazıları okumak, başınızı yok yere derde sokmaktan iyidir. Hoş, gazetenizin magazin sayfası da yok, benim “iç karartan” bu yazıma da katlanacaksınız çarnaçar. Ne mi yazacağım? Ne yazacağımı bilsem yazıya böyle girer miydim? Ne yazacağımı bilmiyorum doğrusu. Evlerinden karga tulumba gözaltına alınan Nuriye ve Semih Öğretmenlerin başlarına gelenleri yazsam suç. Mucip karar: Suçu suçluyu övmek! Yazmayacağım. Meclisten alınıp mahpuslardan mahpus beğendirilen Kürt milletvekillerini yazsam suç. Mucip karar: Devletin birlik, bütünlüğüne tecavüz! Yazmayacağım. Kentleri taş yığınına çeviren, milletin anasına söven besleme müteahhitlere dokundursam suç! Mucip karar: Özel mülkiyet düşmanlığı! Yazmayacağım. Yurtlarda, Kur’an kurslarında sabi sübyanın ırzına geçen softaları, yobazları, mollaları imamları ..]]> Thu, 01 Jun 2017 05:00:30 +0300 Panzerler, Muhammet ve Furkan https://www.evrensel.net/yazi/79102/panzerler-muhammet-ve-furkan https://www.evrensel.net/yazi/79102/panzerler-muhammet-ve-furkan? “Panzerler Üstümüze Kalkar Armut Çiçeğindeyiz Meğer Sokakta Düşenler Var Ve Okulda Gösteride İşkencede Ve Mağarada Kışta Karda Kıyamette Silahlı Silahsız Ve Yalnız...” Şair, yaşasaydı şiirine eklerdi: “Ve evde… Olayı biliyorsunuz. Şırnak Silopi’de bir panzer, bir gece bir evin duvarını yıkıp eve giriyor ve iç odada uyuyan iki kardeşi eziyor. Enver Gökçe, bu kadarını düşünememiş. Düşünülecek gibi de değil. Panzerlerin, akreplerin, TOMA’ların yönettiği bir ülkede böyle ölümleri de düşüneceğiz artık. Köyler yakıldı, Köyler boşaltıldı. İlçeler yıkıldı. Şehirler bombalandı. Savaş sürüyor. Savaş yok, diyorlar. “Her şey güvenlik için…” Köyler, kasabalar, şehirler güvenlik için yok edildi. Halk, güvenlik için göç ediyor. Doğunun taşları bile ağıt yakarken bu zulme giydirilen bu kılıflara kim inanabilir? İnanıyorlar. “Ama onlar da” diye başlayan “ülkeyi bölmeye kimsenin gücü…” diye süren “devlet dili”, öldürüyor o çocukları. Muhammet’i ve Furkan’ı ..]]> Thu, 18 May 2017 05:00:38 +0300 Kral çıplak! https://www.evrensel.net/yazi/79007/kral-ciplak https://www.evrensel.net/yazi/79007/kral-ciplak? İnsanın gideceği en uzak yer, kendisidir. Ruhlarıyla akıllarını düşünmek ve yaratmak için kullanan insan, ulaşmak için uğraşır kendine. Yazar düşünür, düşünür yazar. Kaza biriktire kendine varır. Düşünmeyen insansa kendine varmanın kıymetini bilmez. Gündelik işler uğraşlar, didişmeler kavgalar onun tek gerçeğidir. Kendine varamayacağı gibi başkalarına da ulaşmak istemez. Açar onlarla arasını, kavga eder, öfkelenir, kinlenir ve kinlendikçe ruhu da vicdanı da kirlenir. Bu kir başkalarına bulaşır. Onları da kendi batağına çekmeye çalışır. İyilik onun için sadece kendi iyiliğidir. Bu iyiliğin kendisini götüreceği kutsallar arar. İyiliği cennet için, inayeti tanrısından bir parça yardım koparmak için yapar. Sahtedir. Hakikati sırlıdır. Bu sırrı kazıdığınızda altından yalanlar dökülür. Tüm yalanlarını o sırrın altına gizlemiştir ancak konuşurken ele verir kendini. Yalanını daha da gizlemek için bağırır. Halkı sağır ettiğinde artık hep aynı şeyleri söylemeye başlar. Politika der bu “sağı..]]> Thu, 04 May 2017 04:51:55 +0300 İdamın ipi, siyaseti sapı https://www.evrensel.net/yazi/78918/idamin-ipi-siyaseti-sapi https://www.evrensel.net/yazi/78918/idamin-ipi-siyaseti-sapi? Bir konuşmaya iyi başlayın ve konuşmayı iyi bitirin; nasıl olsa arada herkes uyuyordur.” demiş ünlü hatip Cicero. Konuşmanın bu altın kuralı her zaman işler mi? İşlemese on beş yıldır niye uyusun ki bu millet! Bay E, hem hatip hem imam. Konuşmaya Cicero kadar iyi başlamayıp konuşmayı iyi bitirmese de cemaati uyandıracak hamasi dili imam mektebinde öğrendiği için uyutmuyor milleti. Bağırdıkça bağırıyor. İyi konuşmacı denir mi, elinde mikrofon varken bağıran nutukçuya? Denmez. Politika literatürümüze “otobüs konuşması” diye geçecek oylama sonrası “otobüs üstü konuşması”nda da gördük bu hamaseti. Kampanya boyunca, Anayasayı ve partili cumhurbaşkanı düzenini anlatmayıp “hayırcılar”a hakaret eden, bunun için de devletin kamu araçlarını, kamu kaynaklarını kullanan Bay Erdoğan, “Yeni Türkiye ayarı”nda ülkenin başına idam cezasını da saracağının ip uçlarını verdi. İp uçlarını değil, ipin kendisini... İdam ipinin bir ucu otobüsün üstünde, öteki ucu vatan millet aşkına..]]> Thu, 20 Apr 2017 04:06:43 +0300 Tanrılar ve yarı aydınlar https://www.evrensel.net/yazi/78819/tanrilar-ve-yari-aydinlar https://www.evrensel.net/yazi/78819/tanrilar-ve-yari-aydinlar? Stanislaw Lec’in aforizmalar kitabı “Hayır”dan söz etmiştim bu köşede. “Başkentte köpekler bile mesaiyle havlar.” diyor Lec. Dünyanın tüm başkent düzenleri için bir eleştiridir bu. Her şey emir komutayla yürür oralarda. Mesaiyle güler, mesaiyle güler herkes. Başkent iktidarları komut düğmesine basmayagörsün. O düğmeyle açılır kapanır ağızlar. O düğmeyle yönetilir ülke. Para ve güç o düğmenin altına sıkışmıştır çünkü. Halk o güce tapar, evet dese de hayır dese de başına gelecekleri kendisi değil erk belirler. Bunun için devletin parasını pulunu gücü için ortalığa dökmekten çekinmez iktidarlar. Bir koyup üç almak için halkın duygularını, hayatlarını satın alırlar. Oynarlar onlarla. Adaletlerinin terazisi hilelidir. Güçle zehirlenmiş iktidarlar, güce tapan yurttaşlarının ruhlarını satın alır, köleleştirir onları. Köleliği, kulluğu yazgısı bilir düşünmeyi unutur halk. Onun yerine düşünen kutsal iktidarları vardır çünkü. Yük sayar bu yüzden düşünmeyi. Aklını, iradesini güce verir kurtulu..]]> Thu, 06 Apr 2017 05:00:31 +0300 Şiir doğru söyler https://www.evrensel.net/yazi/78719/siir-dogru-soyler https://www.evrensel.net/yazi/78719/siir-dogru-soyler? “İlk kitabı Çin Askeri Ah Devran’dan (1966) başlayarak sarsıcı bir şiir yazan, insanın yalnızlığını toplumsal varlığı içinde değerlendiren, her zaman daha derini yoklayan fakat bu yoklamayı insanın iç sesiyle yapıyormuş gibi düşündüren, Türk şiirinin ’60 kuşağından gelen öncü ismi Egemen Berköz’ü 2017 PEN Türkiye Şiir Ödülü ile selamlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Şiiri kadar çevirileri ve yazılarıyla da edebiyata, şiire, müziğe ve yaşama dingin, usul bir ses katan Egemen Berköz az yazmasına karşın unutulmaz şiirleriyle de her zaman farklı bir ses olmayı sürdürüyor.” Böyle selamlamış Türkiye PEN Merkezi Berköz’ü. “Şiirin vefa kuşağı”nın “usul ve usül şairleri”nden Egemen Berköz. Eray Canberk, Refik Durbaş, Ülkü Tamer, Afşar Timuçin gibi. Şiiri, yeryüzünün ıslahı, insanın ruhunun terbiyesi için araç bilen şairlerden. Sessiz ve derin... Şiire ve hayat böyle bakan, bağırmayan ama çığlığı insanlığın ruhunda yankılanan bir şiir. Şairin özgünlüğü de burada. Yüzü şiirine, şiiri yüzüne benz..]]> Thu, 23 Mar 2017 04:11:34 +0300 Vedat Günyol'un ay aydınlığı... https://www.evrensel.net/yazi/78628/vedat-gunyolun-ay-aydinligi https://www.evrensel.net/yazi/78628/vedat-gunyolun-ay-aydinligi? “Kiziroğlu Mustafa Bey gibi bir hışımla gelir geçerler bütün kötü iktidarlar, geride bir Köroğlu kalır, şanı şöhreti bütün dünyayı tutar.” Vedat Günyol’un “Devlet İnsan mı?” kitabından altı çizili bir cümle. Dünü de söylüyor bugünü de… Başımıza gelecekleri biliyor gibi... Gençliğimin en civcivli yılları... Küçük defterlerimden birine yazmışım sözü. Yazıya bulaştığım, Günyol’un kitaplarına, “Devlet İnsan mı?”sına, “Dile Gelseler”ine, “Bu Cennet Bu Cehennem”ine, “Çalakalem”ine, “Orman Işırsa”sına iştahla sarıldığım yıllar... Batılı, Batıcı denemecilerden sonra, Anadolu gerçekliğini, hümanizmayı konuşur gibi, dertleşir gibi söyleyen bir denemeci... Montaigne’i, Bacon’u, Alain’i tanıdıktan sonra Nurullah Ataç’ın “Deneme ben ülkesidir” sözüne başka türlü bakıyordum. Suut KemalYetkin’in dili felsefeyle, estetikle sarmaş dolaş kıldığı denemeleri başka süzüyordum. Onlarla aklım ermeye başlamıştı dünyaya. Hele Günyol’un “ben”den “biz”e giden, denemeyi yalnızca iç dökme görmeyen, ..]]> Thu, 09 Mar 2017 03:29:55 +0300 Şiiri kim öldürebilir ki? https://www.evrensel.net/yazi/78537/siiri-kim-oldurebilir-ki https://www.evrensel.net/yazi/78537/siiri-kim-oldurebilir-ki? “Ölüm gelecek, senin gözlerinle bakacak.” demişti Cesar Pavese. “Yazmayacağım, artık eylem!” diyerek de bu yeryüzünü bırakmıştı. “Bir şairi ölüme götüren düş kırıklığı ne olabilir ki?” diye sormayacağım. Dünyanın kötülüğünün ayırdında olan şair, bir hayale hayal kırıklığı gibi bağlanıyorsa bekleyen son ölüm oluyor onu. Öz kıyımla ya da direnmeyle... Bana ne başkasının ölümünden demeyen şairler daha tez çalıyor ölümün kapısını. Ağır geliyor dünya onlara. Başka nedenler de var kuşkusuz bu yolculukta ancak kalbi ağır gelmişse şaire, hayat başka yol bırakmıyor ona gidecek. Attila Jozsef, Vladimir Mayakovski, Sergey Yesenin, Sylvia Plath, Paul Celan, Soysal Ekinci, Nilgün Marmara gibi... Bu yazı, bir ölüm güzellemesi olmayacak elbette ama şairlere kızmayalım, iplerini kendi çekti, hançerini kendi biledi diye. Bu acımasız dünyadan başka çıkış yoksa ne kalır ki elde avuçta gitmekten öte. Kırılganlıklarını anlamak gerek onların. Umutsuzluklarını, umarsızlıklarını, yalnızlıklarını, hezeyanlar..]]> Thu, 23 Feb 2017 05:00:28 +0300 Sabah şerifleriniz “hayır” olsun! https://www.evrensel.net/yazi/78444/sabah-serifleriniz-hayir-olsun https://www.evrensel.net/yazi/78444/sabah-serifleriniz-hayir-olsun? Balıkçı tezgahında bir yazı: “Burada Taze Balık Satılır” Adamın biri gelir, uzun uzun bakar tabelaya ve satıcıyı uyarır: “Bu tabelada ‘burada’ sözcüğü fazla, zaten balık burada satılıyor, niye ‘burada’ yazdınız ki? Doğru, der satıcı ve “burada” sözcüğünü siler. Az sonra başka bir adam yanaşır. “Bu tabelada ‘taze’ sözcüğü fazla, bayat balık satmayacaksınız ya!” Haklısın, der balıkçı ve “taze” sözcüğünü de siler: “Balık Satılır.” Az sonra da bir kadın durur tezgahın önünde. “Bu tabelada ‘satılık’ sözcüğü fazla.” der. “Satmayıp da besliyor musunuz bu ölü balıkları?” Balıkçı, sen de haklısın, diye mırıldanır ve karalar “satılır” sözcüğünü de. Derken sokağın köşesinden yıkıla yıkıla bir sarhoş görünür ve tezgahın önünde dikilir. Terslenir balıkçıya: “Sen niye ‘balık’ yazdın ki tabelaya? Burada balık satıldığı kokusundan yedi mahalle öteden anlaşılıyor zaten” Sen de haklısın, der balıkçı ve “balık” sözcüğünü de siler. Boş, bomboş bir tabela ve tablada ölü balıklar. Referandu..]]> Thu, 09 Feb 2017 04:53:56 +0300 Eleştirmenin ölümü https://www.evrensel.net/yazi/78360/elestirmenin-olumu https://www.evrensel.net/yazi/78360/elestirmenin-olumu? Zenginin tavuğu çift çift yumurtlar, derler. Ölüm yoksulla varsılı eşitlese de eşitliksiz düzen, ölülerini bile ayırır onların. İki ölüm: Biri bir spor kulübü başkanı. Adı: İlhan Cavcav Biri bir eleştirmen. Adı Mustafa Öneş. Gazetelerde yan yana iki haber. Ölüm günleri aynı, yaşları aynı. (1935-2017) Açılıp kapanan iki parantez. Varsıl ve yoksul ölümü. Biri sekiz sütuna manşet, cafcaflı, boyalı magazin haberi. “Efsane Başkanı Yitirdik.” Biri gazetenin yoksul bir köşeciğinde küçücük bir haber: “Eleştirmen Mustafa Öneş, Evinde Ölü Bulundu” Ertesi gün gazetelerde yine boy boy, sütun sütun haberler. “Cavcav’ı Uğurladık” Cenazede bakanlar, başbakanlar, belediye başkanları, topçular, popçular... Popüler kültür malzemesine, magazin vıcıklığına bulanmış, şaşaalı bir uğurlama... Eleştirmeni uğurlayamıyoruz. Polis, karakol, savcılık, adli tıp derken Öneş, bir morgda helallik bekliyor. Kuşkulu ölüm, diyor savcılık. Oysa biliyoruz ki vefasızlık öldürdü yazarı. Cenaze için n..]]> Thu, 26 Jan 2017 04:07:46 +0300 İmam hattı https://www.evrensel.net/yazi/78265/imam-hatti https://www.evrensel.net/yazi/78265/imam-hatti? E5’te ampulleri yarı yarıya patlamış bir tabela: Çamlıca İstanbul Anadolu İmam Hat... Gerisi yok. “İmam Hatip Lisesi” yazılacakmış, ampuller patlamış. “İmam Hat” olmuş. “İmam Hattı...” Ara, derdini söyle. Talebe, muallim, muallime Milli Eğitime; kafa Diyanete bağlı... Fetvayla sala okunmuyor ama koridorlarında “Zafer İslam’ın!” yazabilir. Onu da gördük. Mektep değil, müftülük. Okullar Diyanetin propaganda bürosu, imam hattı... Aç, içini dök. Sual: Aç kalırsam karımı yemem günah mı? Elcevap: Doyacak kadar yersen helal, sonrası israf! Sual: İtaat etmeyen karımı dövmem caiz mi? Elcevap: Sırtından sopayı, karnından sıpayı noksan tutma! Sual: Babanın kızına cinsel istek duyması günah mı? Elcevap: Kız senin değil mi, el aleme ne! Sual: 9 yaşındaki sabi sübyanla dest-i izdivaç olur mu? Elcevap: Sünnettir, Allah bir yastıkta kocatsın! Sual: Kadının neresini örtmeli, neresini açmalı? Elcevap: Örtünmeyen kadın, perdesiz ev gibidir; ya kiralıktır ya satılık! Sual: Tahri..]]> Thu, 12 Jan 2017 05:00:08 +0300 Yeni yıl,yeni düş defteri https://www.evrensel.net/yazi/78184/yeni-yil-yeni-dus-defteri https://www.evrensel.net/yazi/78184/yeni-yil-yeni-dus-defteri? “Her yeni, eskinin üstüne oturur.” diyor halk sözü. Onu yıkar, kalıntılarından yeni şeyler yapar. Yeni gün, yeni insan, yeni aşk, yeni yeryüzü... Bazen eskinin tortuları da hiçbir işe yaramaz. İnsan yep-yeni düşünceler bulur, yepyeni düşler kurar, gövertir günü, geleceği. Ne umutlarla başlamıştır oysa yeni dediğimiz her neyse o. Ne dilekler, özlemler, tasarılar, beklentiler saklıdır onda. Epriyip yok oluvermiştir her sevinç çok geçmeden. Gün güne, yıl yıla benzer çünkü. Yine de umut işte! Beklediğimiz her şey onda birikmiştir sanki. Barış, aşk, özgürlük, esenlik... Bencilsek kendi özgürlüğümüz, esenliğimiz; değilsek yer-yüzünün esenliği, özgürlüğü... O özgürlüğün içinde biz de varız, biliriz bunu. Ama olmuyor bir türlü. Karabasanlar çökmüş uykularımıza; alıcı kuşlar, leş kargaları fırıl fırıl göğümüzde. Dünya nicedir kan içinde. Çakallar, sırtlanlar lime lime ediyor insanın yarınını. Açlık, sömürü, yoksulluk, kölelik insanlığın tek gerçeği olmuş neredeyse. Bırakmıyorla..]]> Thu, 29 Dec 2016 04:51:44 +0300 Kan ağaçları https://www.evrensel.net/yazi/78095/kan-agaclari https://www.evrensel.net/yazi/78095/kan-agaclari? Akşam haberlerinde Halep’te, yıkıntılar içinde bir Arap haykırıyor: “Ey Allah’ın insanları, biz burada ölüyoruz!” Bir dize değil bu, bir yakarı, bir yardım çığlığı... Sesimi duyun, diyor. Biz buradayız ve ölüyoruz. Savaş sürüyor sokaklarda. Ortadoğu kan ırmağı. Açık savaş. Arap’ın Arap’a kıyımı... Ekranın derinliğinde toz duman olmuş evler, yanmış, yakılmış ağaçlar... Ortadoğu’da savaş yeni değil ama kim sindirebilir ki bunca kanı? Savaş öncesi Şam’ı, Halep’i görmüştüm. Golan yamaçlarında yok edilmiş, bir ölü şehir. Kuneytra. Yetmişlerde İsrail’in sildiği bir şehir. Kuşlara yurt olmuş bir ova. Her şey ölü... Sonra Arapların savaşları... Kan ırmağı, Akdeniz’e dökülüyor durmadan. O ırmak, sonra Dicle’ye, Fırat’a da dolandı. Aktı durdu. Otuz yıl var ki ülkemin toprakları da kanla sulanıyor. Bir tas su içmek isteyen halkım, kanla açıyor gözlerini. Sabah kan! Akşam kan! Bu savaş yetti artık, diyenlere “intikam” diyor iktidarlar. Kana kan, intikam! Bir gün, üç gün Cizre’d..]]> Thu, 15 Dec 2016 04:52:29 +0300 Koyunlar ve keçiler https://www.evrensel.net/yazi/77963/koyunlar-ve-keciler https://www.evrensel.net/yazi/77963/koyunlar-ve-keciler? Bayılıyorum şu minibüs sözlerine. Sultanbeyli-Dudullu minibüsünde bir tabela: “Biz hiç kimseyi yarı yolda bırakmadık, herkesi müsait yerde indirdik.” İbretlik. “Beraber yürüdük biz bu yollarda Beraber ıslandık yağan yağmurda.” Böyle diyorlardı, yağmur dinip, değirmenin suyu kesilip kerpiç kuruyunca yollar ayrıldı. Öküz öldü, ortaklık bozuldu. Dersane mersane, 17-25 Aralık maralık, darbe dubbe derken Cemaat, müsait bir yerde minibüsten atıldı. Öküz ölse de “Durmak yok, yola devam.” dedi başçoban. Darbeden darbe doğdu. Kırk katır mı kırk satır mı? Gözünün üstünde kaşın mı var? Vur abalıya... Yazarlar, gazeteciler, avukatlar, akademisyenler... Ülke yarı açık cezaevi... Hınk deyiciler ise çobanın bıçağını yalıyor. Çoban memnun. Bıçak, yalandıkça keskinleşiyor. “Koyun gibisin kardeşim Gocuklu celep kaldırınca sopasını Sürüye katılıverirsin hemen Ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye.” diyordu Nâzım Hikmet. Koyunlar, salhaneye koşuyor. Nâzım’ın boyun eğmeyen keçileri ..]]> Thu, 24 Nov 2016 04:43:52 +0300 Bursa'da bir ‘Nilüfer’ çiçeği... https://www.evrensel.net/yazi/77869/bursada-bir-nilufer-cicegi https://www.evrensel.net/yazi/77869/bursada-bir-nilufer-cicegi? Dünyanın derdi, şairin derdi. Dünyanın acısını dert edinen şairin, başkasının yarasına bakan şairin... Dünya da onların yüzü suyu hürmetine dönüyor. Yoksa ötesi karanlık. Şairler benzerler birbirlerine, sözcükler onların ruhlarında bir değirmen taşı gibi döner durur. Acıyı bir buğday gibi ezip ondan ekmek yapmak için. Şimdi daha çok gereksinim duyuyoruz o ekmeğe. Yeryüzü acı içinde çünkü. Savaşlar, kıyımlar, kıtlıklar kıranlar. Yoksulluğun acı buğdayı, evrensel, doyumsuz bir ekmeğe dönecek bir gün. Şiirden umut kesilmez elbet. İnsandan umut kesilir mi ki şiirden kesilsin? Bunun için Bursa Nilüfer’de şairler şiir ve barış için yeniden yan yana geldiler. Şiirler okudular, şiiri tartıştılar. Bursa Nilüfer Belediyesi, I. Uluslararası Şiir Festivali’nde, bu yakadan ve öte yakalardan şairler, şiirle düşündüler, şiirle söyleştiler. Nilüfer Belediyesi, şiire başka, bambaşka bir önem veriyor. Ülkenin ilk şiir kütüphanesi bunun için bu kültür toprağında. Kasımın ilk haftasında (2-6 Kasım) şu ka..]]> Thu, 10 Nov 2016 04:22:10 +0300 Nükleer savaşa karşı şiirle barış! https://www.evrensel.net/yazi/77779/nukleer-savasa-karsi-siirle-baris https://www.evrensel.net/yazi/77779/nukleer-savasa-karsi-siirle-baris? Dünya Şiir Hareketi’nin (WPM) öncülüğünde şairler, nükleer savaş tehditine karşı, ekim ayı boyunca dünyanın her yerinde barış için buluştu. Türkiye Yazarlar Sendikası da (TYS) şiir buluşmalarıyla bu tehlikeye dikkat çekti. 20 Ekim’de İzmir’de, 21 Ekim’de Ankara’da, 22 Ekim’de de İstanbul’da şairler, barış şiirleri okudu. Yeryüzünün barış düşünü tazelediler. TYS, bildirisiyle barış isteğini yeniden söyledi. Köşeyi bu hafta onların bildirilerinden aldığım satırlara bırakıyorum. “İnsanlığın acısını kendi acısı bilen her şair, savaşlarla, kıyımlarla, kıranlarla yaralanmış bu yeryüzünü sözcükleriyle onarmaya çalışırken kendi yarasını da iyileştirdiğini bilir. Şiirdir onun biricik yol arkadaşı. Hiroşima’nın ölüm uçağı Enola Gay’in pilotu Paul Tibbets, halkının kardeşi Walt Whitman’ı, onun “Çimen Yaprakları”nı, e.e Cummings’in “Profil”ini okusaydı o lanetli savaşa girmeyecek, Hiroşima topraklarına o soysuz bombayı bırakmayacaktı belki de. Savaş, ancak ölüm getirir. Savaş öldürü..]]> Thu, 27 Oct 2016 04:52:45 +0300 Ölümü satıyorlar https://www.evrensel.net/yazi/77680/olumu-satiyorlar https://www.evrensel.net/yazi/77680/olumu-satiyorlar? 15 Temmuz Cami imamı Ev kadını Torna tesviyeci Lise öğrencisi Boşta gezer Önce mücahit, sonra şehit... 10 Ekim Üniversite hocası Akademisyen Gazeteci Lise öğrencisi Okur yazar Önce barış sevdalısı, sonra barış sevdalısı... Barış istedikleri için bir ekim sabahı kıydılar onlara. Bu ekim sabahı da kardeşlerini gaza dumana boğdular. Yaslarını tutmasınlar, ağıtlarını yakmasınlar dediler. Kendi ölüleri, dirileri değil çünkü onlar. Onların ölüleri, “demokrasi şehitleri”, “vatan kahramanları”... 15 Temmuz gecesi buyrukla ölüme sürülenler, vatan için öldüler. 10 Ekim sabahı barış için gidenler, “Allah için” öldürüldüler. 15 Temmuz ölüleri şehit, 10 Ekim ölüleri vatan haini... Yüzde kırk dokuzun başkanı da böyle diyor. Bunun için “kahraman ölüler”in fotoğraflarıyla ve onların hazin öyküleriyle sarıldı her yer. Metrolar, istasyonlar, sokaklar, bulvarlar, köprüler... Ölüleri bile ayırıyorlar. Yaz gecesi ölüleri... Güz sabahı ölüleri... “Bir insanı öldürürseniz kati..]]> Thu, 13 Oct 2016 04:01:23 +0300 Nice yıllara Erdal kardeşim https://www.evrensel.net/yazi/77582/nice-yillara-erdal-kardesim https://www.evrensel.net/yazi/77582/nice-yillara-erdal-kardesim? “Şu dünyada bir nesneye yanar içim, göynür özüm Yiğit iken ölenlere göğ ekini biçmiş gibi.” diyor Koca Yunus. Yunus’un “genç ölüm acısı”, yüzyıllardır bu ülkenin şairlerinin büyük acısı... Ergin Günçe, “Gencölmek” adını vermişti kitaplarından birine. “Ölüm alışsın artık bize Bir dans gibi bahçemize gelsin Gelsin otursun ılık minderimize.” diyordu. Genç öldü. “Genç Ölmek” ve “Türkiye Kadar Bir Çiçek” . Şairin toplu şiirlerine ad olan çiçek, zakkum mu sümbül mü bilinmez ama ülkenin kanlı yakın tarihi boynu vurdurulan karanfillerle tıka basa. Günçe’nin “Türkiye çiçeği”, yasalarla, anayasalarla ipe götürdü gençlerini. Bunun için de Cemal Süreya,”Kısa Türkiye Tarihi” şiirinde, anayasalara çiçek simgesi yükler: “üç anayasa ortasında büyüdün: biri akasya biri gül biri zakkum’ Akasya 1924, gül 1961, zakkum 1982 anayasasıdır şaire göre. “Zakkum anayasa”dan önce ‘80 darbesi gencecik bir çiçeği de koparmıştır: Erdal çiçeği... Öncesindeyse Deniz çiçeği, Hüseyin çiçeği, Yusuf çiç..]]> Thu, 29 Sep 2016 04:52:52 +0300 Savaşa karşı barış kültürü ve şiir -2 https://www.evrensel.net/yazi/77484/savasa-karsi-baris-kulturu-ve-siir-2 https://www.evrensel.net/yazi/77484/savasa-karsi-baris-kulturu-ve-siir-2? Nuh söylencesinde, tufan sonrası gagasında bir dal zeytinle dönen güvercin miydi? Ne o barış güvercini kaldı ne de zeytin ağaçlarıyla örülü Parnassos Dağı’nın eteğindeki o kutsal ova... Apollon Tapınağı’nın alınlığındaki üç buyruk da yeryüzünü savaşlardan alıkoyamadı: “Kendini tanı.”, “Aşırı bir şey yapma.”, “Bir davaya bağlanmak mutsuzluk getirir.”Barış için üç öğüt. Kutsal kitapların ilk sayfası da insanlık için bir öğütle açılır: ”Öldürmeyeceksin” Oysa insanlığın ürettiklerini paylaşamaz duruma geldikleri günden bugüne, insan insanın kurdu. İnsanlık tarihi din adına yapılan savaşlarla, işkencelerle de doludur. Orta Çağ’da öldürücü güdü (thanatos) öylesine güçlenmişti ki; öldürme hastalığına (mommani homicide) tutulan kutsal iktidarlar için kıyıcılık, soluk almak kadar doğaldı. Bu hastalığa kayıtsız kalan avare halk için ise diri diri yakılan insanları izlemekten daha eğlenceli bir şey yoktu. İşkenceden zevk alma duygusu o denli gemi azıya almıştı ki hekimlikte acıyı dindiren ilaç..]]> Thu, 15 Sep 2016 05:00:20 +0300 Savaşa karşı barış kültürü ve şiir -1 https://www.evrensel.net/yazi/77391/savasa-karsi-baris-kulturu-ve-siir-1 https://www.evrensel.net/yazi/77391/savasa-karsi-baris-kulturu-ve-siir-1? Bugün 1 Eylül. Dünya Barış Günü. Şiirle barış gelir mi? Gelmez elbette ama çağlarca barış için dişleriyle tırnaklarıyla yazmış şairler. Şu kana katrana kesmiş yeryüzü azıcık güle gülistana dönsün diye... 1 Eylül 1939’da Hitler’in pilotlarının Varşova’yı vurmasıyla başlayıp Bulgaristan sınırlarına sıçrayan yangının, suyun bu yakasını da kavuracağını gören Türkiyeli şairlerin de savaşa karşı duruşları yeryüzü şairleriyle aynı direnci gösteriyordu. Özellikle 40 Kuşağı Toplumcuları, savaşa karşı “insanlık ülküsü”nü yüceltirken şairlerimizin hemen hemen hepsi, savaşın insanlık üzerindeki onmaz acılarını, savaşan insanın bitmez tükenmez sıkıntılarını şiirlerine taşıdılar. Belki dünya şiiri, ilk kez tüm şairleriyle bir insanlık dramına tanıklık ettiğinin bilinciyle eşitliği, barışı ve özgürlüğü savundu. Yeryüzünün büyük oğulları Şilili Neruda, Yunanlı Ritsos, İspanyol Lorca ve Fransız Aragon, Eluard, Rene Char sıradağlar gibi birbirlerine bağlanarak savaşa karşı öfkelerini, özgürlük tutku..]]> Thu, 01 Sep 2016 05:00:30 +0300 Kuluçka ve çakıl taşları https://www.evrensel.net/yazi/77300/kulucka-ve-cakil-taslari https://www.evrensel.net/yazi/77300/kulucka-ve-cakil-taslari? Yaz bitti bitiyor, güzün eli kulağında. Ülke yazın ceheneminden güzün yalancı cennetine adım atacak mı, göreceğiz. Öyle görünmüyor. Ülkenin dört mevsimi cehennem... Cennet gibi ülkemiz var, sözü bu üzgün ve yaralı ülkenin “paradoks”u. Cehennemin kapısını zebaniler değil, insan bekliyor. Başka bir paradoks da bu. İnsanın günahını, sevabını melekler değil, yine insan ölçüp biçiyor. 15 Temmuz’dan sonra yaşadık bu çelişkiyi. Kantarın topuzu kaçtı, aklın şirazesi dağıldı, mizanın ayarı bozuldu. Ülke, iktidarın beline doladığı iple oynatılıyor. Yasa masa sizlere ömür... Bu ayarsızlığa, karakuşi düzene de demokrasi diyorlar. Demokrasi, milli irade, milli egemenlik... Uygar bir ülke için güzel sözler ama ülke uygar değil. Cahil, kaba, kıyıcı. Sokaklarda cellatlar dolaşıyor, ülke kan gölü, evler Gayya kuyusu... Yabancılaşma, yalnızlık, kin, öfke diz boyu... Hayatın şah damarı paradoks... Eduardo Galeano, “Kucaklaşmanın Kitabı”nda çiziyor bu çelişki haritasını. Yeryüzünü anlatırken bu ül..]]> Thu, 18 Aug 2016 04:47:34 +0300 Eniştem beni niye öptü? https://www.evrensel.net/yazi/77202/enistem-beni-niye-optu https://www.evrensel.net/yazi/77202/enistem-beni-niye-optu? Teyze, anne yarısı. Amca, baba yarısı. Enişte, neyin yarısı? Anladık ki enişte, MİT’in yarısıymış. Koca istihbarat şefinin bilemediği darbeyi enişte şıp diye anladı. Özal’ın “Milli Damat”ı Asım’dan sonra “Milli Enişte”miz de oldu. Eniştemizin ömrü uzun olsun, Davulcu Asım’ı erken yitirdik. Bayram değil, seyran değil eniştem beni niye öptü, demeyin her ülkeye öperek uyandıracak bir enişte şart! Davul deyip geçmeyin, sahurun milli çalgısı. Enişte gibi uyarıyor, uyandırıyor. Onsuz ne ramazanın tadı tuzu var ne sahurun... Üç kuruş bahşiş için gece gündüz kapımızı aşındıran davulcudan anlıyoruz ki davulcu olmadan ramazan da şenliksiz. Davul omzunda, tokmak elinde... Kim ne karışır? Darbe sonrası iktidar gibi. Çal çalabildiğin kadar! “Pat” deyince olağanüstü hal, “güm” deyince kanun hükmünde kararname! Eksik topal da olsa darbenin şanındandır. Şimdiden idam tartışılmaya başlandı. Ne demişti Evren? “Asmayalım da besleyelim mi?” Onlarca insan ipe çekildi, işkence tezgah..]]> Thu, 04 Aug 2016 04:53:04 +0300 Bir koy, üç al! https://www.evrensel.net/yazi/77104/bir-koy-uc-al https://www.evrensel.net/yazi/77104/bir-koy-uc-al? Issız bir adaya düşseydiniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu? “Demokrasi Milli irade Hukuk.” Türkiye denen yarım adada da “yarım darbe”den sonra “mağdur iktidar”ın heybesine aldığı üç şeyin demokrasi, milli irade ve hukuk olduğunu gördük. Demokrasi Milli irade Hukuk... Yatak limonu gibi. Çaya çorbaya, doldur torbaya... Her eve lazım... Askeri darbeye, siyasi krize, ekonomik bunalıma... Bir tutam ezme demokrasi, bir parmak milli irade, bir çimdik hukuk tozu... Bugün darbe, yarın özgürlük... Bay Erdoğan’ın “kolpa darbe” sonrası ikinci açıklaması da böyle oldu. “Milli iradenin üstünde hiçbir güç yoktur, ben cumhurun başıyım, başkomutanım. Milletle askeri karşı karşıya getirmeyin.” Oysa ilk açıklamasında milli iradeyi askere karşı can havliyle meydanlara, havaalanlarına çağırıyordu. Darbeye karşı direnin diye. Rus ruletini kazandı. Gezi direnişinde özgürlük için sokağa çıkanlar çapulcu, darbecilere direnmek için sokağa davet edilenler şehit, kahraman... Bu ne perhiz..]]> Thu, 21 Jul 2016 04:51:50 +0300 Bomba gibiyiz https://www.evrensel.net/yazi/77008/bomba-gibiyiz https://www.evrensel.net/yazi/77008/bomba-gibiyiz? Tapu Kadastro Müdürü Recep Bey, iftardan önce karşı dairenin Muhasebe Şefi Ramazan Bey’le şehir kulübünde karşılaşıyor: “Nasılsın?” “Bomba gibiyim!” Vay sen misin “bomba gibiyim” diyen, Tahrirat Kâtibi Şaban Bey’in jurnaliyle Ramazan Bey, soluğu çarşı karakolunda alıyor. Polis, Maltepe’de TEM Otoyolu’nda hıyar yüklü bir kamyonu durduruyor. Kamyonun alınlığında bir yazı: “Bomba” Belli ki bıçkın şoförün lakabı. Sorgu sual derken “Bomba”, brandayla örtülüyor, kamyoncu yola revan... Hıyarlar fora... Ümraniye Semt Pazarı’nda bir adam bağırıyor: “Bomba var!” Esnaf, mahalleli birbirine giriyor. Arife teyze, altın dişini yitiriyor, Bayram Efendi’nin üç aylığı sizlere ömür... Adana Sabancı Merkez Cami’de teravi namazında bir emekli IŞİD’ci höykürüyor: “Canlı bombayım!” Cemaat, üçüncü rekatta selamını çakıp çakma canlı bombaya yumuluyor: Yer misin yemez misin! Bombacı meczup, üçüncü rauntta nakavt... Cemaat, kalan on yedi rekat için rükuda. Sabiha Gökçen Havalimanında kontr..]]> Thu, 07 Jul 2016 04:51:15 +0300 Gündem’e tam saha ‘press’ https://www.evrensel.net/yazi/76902/gundeme-tam-saha-press https://www.evrensel.net/yazi/76902/gundeme-tam-saha-press? Sabah, gazeteleri alıyorum. Gazete satıcısı, “İyi günler” diyor. “İyi günler” diyorum. Sonra ayak üstü manşetlere bakıyorum: “Faşizm sınır tanımıyor. “Dayanışmaya gözdağı” “Ne olursan ol, gazeteci olma!” “Kolay gelsin” diyorum satıcıya. “İyi günler abi” diyor yeniden. “İyi günler!” “Kolay gelsin!” İki iyi niyet sözü. Oysa ne iyi ne de kolay günümüz var. Sabah gazetelerinde sekiz sütuna manşet: “İfade özgürlüğüne destek için Özgür Gündem’le dayanışma kampanyasına katılan üç isme tutuklama” “Talimatla verilmiş bir karar” “Saldırganlar özgür, gazetecilik ‘terör’ tutuklusu” Ahmet Nesin: Yazar, Yayıncı, Gazeteci. Erol Önderoğlu: Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye Muhabiri. Şebnem Korur Fincancı: İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Evrensel gazetesi yazarı. Ne yapmış Şebnem Korur Fincancı? Fincancı katırlarını ürkütmüş. Yakılan, yıkılan, yazarları, dağıtıcıları öldürülen Özgür Gündem gazetesine “özgürlük” istemiş. Nöbetçi Genel..]]> Thu, 23 Jun 2016 04:52:22 +0300 Dondurma ve yalamalar https://www.evrensel.net/yazi/76808/dondurma-ve-yalamalar https://www.evrensel.net/yazi/76808/dondurma-ve-yalamalar? Yıldırım Demirören Yıldırım Akbulut Aziz Yıldırım Binali Yıldırım… “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız!” Böyle diyor Harbiye Marşı… “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız Tufanları gösteren tarihlerin yadıyız Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti Cehennemler kudursa ölmez nigehbanıyız.” Şu kan-cehennem meselesine hiç girmeyeceğim. O meseleyi iktidarla muhalefet çözecek. Büyük başkanlık kanla mı olur, kansız mı olur, bu tartışma da beni aşar. Biz bu soylu ırkın Yıldırım başkanlarına bakalım! İki topçu başkan İki emanetçi başbakan Topçu başkanlardan biri, İstiklal’in kalbine diktiği Demirören AVM’siyle, babasının gaz tüpleriyle; öbürü iktidarın Çalık’ına attığı 4 milyar dolarlık helikopter çalımıyla, şike teşvik davalarıyla memleketin mümtaz siması… Emanetçi başbakanlardan biri, fıkralarıyla; öbürü gemileriyle memleketin medar-ı iftiharı… İkisi de Erzincan’ın yanık bağrından. İlki mal müdürlüğünden başvekilliğe, ikincisi yol müdürlüğünden başvekilliğe… Kade..]]> Thu, 09 Jun 2016 04:52:35 +0300 Vasfiye Hanım'ın dizileri https://www.evrensel.net/yazi/76705/vasfiye-hanimin-dizileri https://www.evrensel.net/yazi/76705/vasfiye-hanimin-dizileri? Vasfiye Hanım, beş vakitten kalan zamanlarda dizi izliyor. Ayrılık, şiddet, yalan, taciz, tehdit, kan kıyamet… Vasfiye Hanım’ın dizileri, ülkenin Meclisi gibi gıybet entrika. Dizilerin birinde, hep kazanan kötü adamı görünce dayanamıyor. “Bu mendeburun sonu iyi olursa bu diziyi bırakacağım.” diyor. Ama alavere dalavere Kürt Memet nöbete… Usulsüz seçim yenileten, anayasa çiğneyen parti lideri gibi hot zot. Kötü adam, hep kazanıyor. Vasfiye Hanım, kendi kendine söyleniyor: “Öte dünyada çekecek!” Ferhunde Kalfa, kızını boynuzlayan damadına köpürdükçe köpürüyor: “Boyu devrilesice damat, gül gibi kızımı bıraktı da şu şırfıntıya kaçtı.” Ama damat, atı almış Üsküdar’ı geçmiş, yeni sevgilinin babasında hanlar hamamlar… Damatsa parti değiştiren siyasetçi gibi yüzsüz. Bir gün “kurtlu yürüyüş”te parmak kıvırıyor, bıyık buruyor, öte gün “kutlu yürüyüş”te el etek öpüyor. Ferhunde Kalfa, kendi kendine söyleniyor: “Öte dünyada çekecek!” Zülfikar Efendi, evlenme programından aldığı ta..]]> Thu, 26 May 2016 05:00:50 +0300 At, avrat, silah ve bıyık… https://www.evrensel.net/yazi/76618/at-avrat-silah-ve-biyik https://www.evrensel.net/yazi/76618/at-avrat-silah-ve-biyik? Büyük İskender, sakalı kaptırıp yakalanmasınlar diye, savaşa giden askerlerine sakal bırakmayı yasaklamıştı. Roma’da zenginlerin “tıraşçı köleleri”vardı, yoksullar ise “halk berberleri”nin “demir novalica”larıyla kazıtıyordu suratlarını. Bu demir, çabuk paslanıp körleştiği için pek çok Romalının yüzü delik deşikti. Tetanos da cabası... Ama bu zayiatlar, Romalıları berbere gitmekten alıkoymuyordu. O zamanlar da berber dükkanları dedikodu ve kumkuma yuvasıydı çünkü. Ayrıca insanın köle mi yoksa efendi mi olduğu kıllardan şıp diye anlaşılıyordu. AKP’de de berber efendi, buyurdu: “Bıyık bırakın!” Erkeğin erki, bıyıktan geçiyor çünkü. Başbakan adayları bir bir bıyık bırakmaya başladı. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş… Kervana Bekir Bozdağ da katıldı. Yakışmış. At, avrat, silah! Sakal sünnet, bıyık farz! Kalem bıyık… Badem bıyık… Çengel bıyık… Kaytan bıyık… Pos bıyık… Hilal bıyık… Pisi bıyık… Fırça bıyık… Pü..]]> Thu, 12 May 2016 04:11:19 +0300 Kış solucanları https://www.evrensel.net/yazi/76521/kis-solucanlari https://www.evrensel.net/yazi/76521/kis-solucanlari? Şu habere bakın önce: “Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı önüne gelen Fatih Öztekin adlı vatandaş, korumalara ‘Eskiden burada hayvanat bahçesi vardı. Şimdi nerede?’ diye sordu. Koruma polisleri de, ‘Ne demek istiyorsun, cumhurbaşkanına hakaret mi ediyorsun?’ diyerek bir tutanak tuttu. Apar topar gözaltına alınan Öztekin, çıkarıldığı mahkemece ‘cumhurbaşkanına hakaret’ iddiasıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi.” Mizah, abartı sanatı derler. Bu haber, bir Aziz Nesin öyküsü, İncili Çavuş fıkrası değil, gerçeğin daniskası. “Vatandaş”ın hangi mahpushaneye derdest edildiği haberde yok. Gazetecilikte bir kural vardır: “Bir köpeğin bir adamı ısırması haber değildir, bir adam bir köpeği ısırırsa haber olur.” O da oldu. Birkaç yıl önce Balıkesir’de gecenin bir saatinde havlayıp kendisini uyutmayan komşu köpeğini bir adam kaba yerinden hart diye ısırdı.” Adam, köpeği dişleyince o altın kural da çöpe atıldı. Şimdi Beştepe’deki olaya benzer olayları yazmak, gazetecilik sayılacak, di..]]> Thu, 28 Apr 2016 04:53:34 +0300 Arena, imparatorlar ve gladyatörler https://www.evrensel.net/yazi/76418/arena-imparatorlar-ve-gladyatorler https://www.evrensel.net/yazi/76418/arena-imparatorlar-ve-gladyatorler? Bu yazının konusu “önüne yatmak,” kündeye getirmek, amuda kalkmak, kuyruk sallamak olacaktı ama bir öğrencim, Özcan, “Hocam şu stat açılışındaki akrobatik hareketleri, dar alanda kısa paslaşmaları niye yazmıyorsunuz?” diye sorunca bir futbol yazısı yazayım, dedim. CHP İdman Yurdu ile AKP İdman Ocağı arasındaki “önüne yatma”, “arkadan dolanma” karşılaşması “otuz iki kısım tekmil” sürecek nasıl olsa. Bu yazı da futbol yazısı olsun. Çocukluğumun Dolmabahçe Stadı, önce İnönü Stadı, sermaye parayı bastırınca da Vodafone Arena’ya döndü. Arena ne? Eski Roma’da imparatorların keyfi ve Roma halkının eğlencesi için gladyatörlerin dövüştürülüp öldürüldükleri, kölelerin aslanlara yem edildikleri meydan. Şimdi de futbolcular, köle savaşçılar gibi futbol yöneticilerinin kâr iştahlarına bırakılıp stat denen alanlara salınmıyorlar mı? İşveren kulüp başkanları, onları transfer denen para ve emek ticaretiyle köle gibi alıp satmıyorlar mı? Kimin parasıyla? “Taraftar” denen, izleyicilerin üç kuruşuy..]]> Thu, 14 Apr 2016 04:29:02 +0300 Yırtın atın kanlı sözcüklerinizi... https://www.evrensel.net/yazi/76322/yirtin-atin-kanli-sozcuklerinizi https://www.evrensel.net/yazi/76322/yirtin-atin-kanli-sozcuklerinizi? Roger Caillois’in “Şiir Sanatı” adlı kitabında imgenin gerçekçilikle ilişkisini ve gücünü vurgulamak için bir öykü anlatılır: “ New York’un Brooklyn Köprüsü’nde kör bir dilenci varmış. Köprüden gelip geçenlerden biri, adamcağıza günlük kazancını sormuş. Dilenci bir iki dolara zar zor ulaştığını söylemiş. Yabancı, bunun üzerine kör dilencinin göğsünde taşıdığı tabelayı almış, arkasına bir şeyler yazdıktan sonra tekrar dilencinin boynuna asmış ve şöyle demiş: ‘Tabelanıza bir söz yazdım. Bir ay sonra uğradığımda işlerin nasıl gittiğini söylersiniz bana.’ Dediği gibi de bir ay sonra gelmiş. ‘Bayım, size nasıl teşekkür etsem acaba?’ demiş dilenci. ‘Şimdi günde on-on beş dolar kadar birikiyor çanağımda. Olağan üstü bir şey. Tabelaya ne yazdınız da sadakamı bu kadar arttırdınız?’ ‘Çok basit’ diye karşılık vermiş adam, tabelanızda ‘doğuştan kör’ yazıyordu, onun yerine, ‘Bahar geliyor ama ben yine baharı göremeyeceğim’ yazdım.” İmge, o yoksulu sonsuza dek doyuracak buğdayı yeşertip onun gö..]]> Thu, 31 Mar 2016 04:31:58 +0300 Köpek öldüren https://www.evrensel.net/yazi/76221/kopek-olduren https://www.evrensel.net/yazi/76221/kopek-olduren? Bektaşi, iftara yakın bir caminin önünden geçiyor. Koltuğunun altında bir okka “köpek öldüren.” Caminin köşesinde de bir “ramazan dilencisi.” Adamın iler tutar yanı yok. Çolak, sarsak, kötürüm, ağzı bir tarafta burnu öte tarafta… Gözünün biri Allah’ta öteki Araf’ta… Çul çaput içinde, aç biilaç, bitkin… Acıyor Bektaşi, dilenciye… “Yahu” diyor, “Sana verecek aşım ekmeğim, akçem kesem yok. Şarabımın da dibi göründü ama istersen paylaşabilirim şu cennet suyunu seninle.” Dilenci, gözlerini belerterek Bektaşi’ye uzun bir “Yoooo!” çeker. “Neden” diye sorar bizim kalender. Dilenci, bir uzun “zinhaaar!” daha salladıktan sonra, “Allah çarpar!” diye diklenir. Bektaşi, gülümser: “İyi yahu, bırak çarpsın, çarparsa düzelirsin belki, çarpılmadık yerin mi kalmış?” der. Ülkenin hali, “ramazan dilencisi” gibi. Bir yığın silleyle belayla yamulmadık yerimiz kalmadı. Şamarı yedikçe daha da sersem sepelek olduk. Gelen vuruyor, giden vuruyor. Şamar oğlanına döndük. Önce Ortadoğu’da yalnız kald..]]> Thu, 17 Mar 2016 04:28:32 +0300 Şu şiir mereti yok mu! https://www.evrensel.net/yazi/76120/su-siir-mereti-yok-mu https://www.evrensel.net/yazi/76120/su-siir-mereti-yok-mu? Şubat cüce ay! Aman boyuna bosuna bakıp da akıllı uslu sanmayın! Onun da melaneti, gıllıgışı bol. İşte, şu 28 Şubat! Bay Erdoğan’ın Bay Arınç’ın kucağına yatıp da “Geçecek bu askerin zulmü.” “İnşallah, baş örtümüzü de takacağız.” dediği günler. O günleri şöyle anıyor o zamanın “dava arkadaşı” bu zamanın”o zat”ı Bay Arınç: “Biz Sayın Başbakanımızla (Erdoğan) askeri toplantıların hepsine katılırdık. Sonra bir kokteyl verilirdi. Şöyle bir masanın başında ikimiz kalırdık. Hiçbiri yanımıza gelmezdi. Karşı masalarda yerler içerler, bize de şöyle istihza edecek şekilde bakarlardı. Biz de birbirimizin elini tutar ‘Ya sabır, bu günler geçecek.’ derdik. Bize o gün o hakaretleri yapanların hepsi rezil oldu.” 28 Şubat kısa, askerlerle hesaplaşma uzun sürdü. Hadleri bildirildi(!) Bu sürece de şöyle içleniyor Arınç: “Allah nasip etti 2004, 2005’te ben o zaman MGK’de değilim. Meclis Başkanıyım. Aynı şeyi yapmak isteyen birisine o zamanın Başbakanı Erdoğan ‘Bana bak, otur oturduğun yerde, terbiy..]]> Thu, 03 Mar 2016 04:56:31 +0300 Köpek balıkları https://www.evrensel.net/yazi/76010/kopek-baliklari https://www.evrensel.net/yazi/76010/kopek-baliklari? Bertolt Brecht’in “Bay Keuner’in Öyküleri”nden bir öykü... Ev sahibesinin küçük kızı, Bay K.’ye: “Köpek balıkları insan olsalardı küçük balıklara daha mı iyi davranırlardı?” diye sordu. “Hiç kuşkusuz.” dedi Bay K. “Köpek balıkları insan olsalardı denizlerde küçük balıklar için dev sandıklar yaparlar, bunların içine de hem bitkisel hem de hayvansal her türlü yiyecek koyarlardı. Sandıkların suyunun hep taze kalmasına dikkat ederler, her türlü sağlık önlemini de alırlardı. Örneğin küçük bir balık yüzgeçlerinden birini yaralayacak olsa, zamanı gelmeden ölmesin diye yarası hemen sarılırdı. Küçük balıkların kederlenmemeleri için zaman zaman büyük su şenlikleri düzenlenirdi çünkü neşeli balıkların tadı, kederli balıklarınkinden daha lezzetlidir. Büyük sandıklarda elbet okullar da olurdu. Bu okullarda küçük balıklar, köpek balıklarının ağızlarında nasıl yüzüleceğini öğrenirlerdi. Herhangi bir yerde tembel tembel yatan köpek balıklarını bulabilsinler diye coğrafya çalışırlardı. Elbet en öne..]]> Thu, 18 Feb 2016 05:00:16 +0300 Şerefli ikincilik https://www.evrensel.net/yazi/75912/serefli-ikincilik https://www.evrensel.net/yazi/75912/serefli-ikincilik? Şampiyonluğu alavere dalavere Kürt Memet nöbete ayak oyunlarıyla yitiren takımın malzemecisi konuşur: Şerefli ikincilik. Teknik direktörü konuşur: Şerefli ikincilik. Antrenörü konuşur: Şerefli ikincilik. Ensesi kalın başkanı konuşur: Şerefli ikincilik. Başı bitli gazcısı bezcisi konuşur: Şerefli ikincilik. Kalemi kanlı yandaşı, kandaşı konuşur: Şerefli ikincilik. Şanlı şampiyonluk çoktan gitmiş, atı alan Üsküdar’ı geçmiştir oysa. Tesellisi de şerefli ikinciliktir. Hollanda’da yapılan “yılın diktatörü” anketinde şampiyonluk kupasını IŞİD’in eli kanlı lideri Ebubekir el Bağdadi kaldırmış. İkinci de bizim Erdoğan. Şampiyonluk “kıl payı” kaçmış ama biz yine de “En büyük başkan, bizim başkan!”diyoruz. İlk yediye girmek kolay mı? Ön elemeleri devirmiş, çeyrek finalde rakiplerinin en güçlüleriyse Kahireli Sisi ve Moskovalı Putin’miş. Onları alt etmiş ve ikincilik tahtına oturmuş. Şerefli ikincilik ülkeye gelmiş ama niyeyse kimsede tık yok. Yandaşı suskun, yalakası suskun,..]]> Thu, 04 Feb 2016 05:00:02 +0300 Tabuttaki karanfil https://www.evrensel.net/yazi/75805/tabuttaki-karanfil https://www.evrensel.net/yazi/75805/tabuttaki-karanfil? “Bu benim vasiyetimdir. Canım anneciğim! Senden benim güzel gülüşlerimi hatırlamanı ve yatağımı olduğu gibi bırakmanı istiyorum. Ve sen ablacığım! Arkadaşlarıma de ki: ‘O, açlıktan öldü...’ Ve sen abiciğim! Üzülme ama ikimiz birlikte, ‘Biz açız!’ dediğimizi hatırla. Ey ölüm meleği! Acele et ve ruhumu al ki artık cennette yemek yiyeyim. Ben çok açım. Ve ey ailem! Benim için korkmayın. Ben sizin yerinize de cennette yiyebildiğim kadar çok yiyeceğim.” Bu sözler; Filistinli şair Mahmud Derviş’in, Samih El Kasım’ın, Suriyeli Adonis’in, İranlı Furuğ Ferruhzad’ın, Faslı Abdüllatif Laabi’nin bir şiiri değil. Bir mektup. Suriyeli bir kız çocuğunun ölmeden önce yazdığı bir açlık çığlığı. Keşke şiir olsaydı. O zaman “hayal” der geçerdik ama “hayat.” Daha doğrusu “ölüm.” Ölüm, onun gözüne açlıkla görünmüş. Suriye’de kurşundan ya da açlıktan ölen yüzlerce çocuktan biri. Vasiyet mektubuna çizdiği bir resmi de iliştirmiş. Bir tabut ve tabutta karanfil gibi uzatılmış bir kız çocuğ..]]> Thu, 21 Jan 2016 05:00:33 +0300 Şairin intihar daveti https://www.evrensel.net/yazi/75700/sairin-intihar-daveti https://www.evrensel.net/yazi/75700/sairin-intihar-daveti? Cemal Süreya, Yeni Yaprak dergisinin kasım 1989 sayısında öykücü Muzaffer Buyrukçu’yu da kışkırtarak dönemin “reis-i cumhur”u Turgut Özal’a şiirli bir öneride bulunur. Şiir şöyledir: Ülkemizi sizden, Sizi de kendi özel sıkıntılarınızdan Kurtarmak için Arkadaşım Muzaffer Buyrukçu’yla Bir önerimiz var: İntihar etmelisiniz! Ben ve Buyrukçu bu konuda Dostça omuz veriyoruz size. Gelin, halkın önünde, Üçümüz birlikte intihar edelim. Yer: Kadıköy eski iskelesinin önü, Günü ve saatini siz saptayın. Ülkemiz sizden kurtulsun, Biz de işe yaramış olalım. Eceliyle mi öldü, zehirlendi mi vakanüvistler tartışadursun, eski reis-i cumhur, şairin bu “romantik ölüm” önerisini anlayacak incelikte değildi kuşkusuz. Özal gelmez, Yeni Yaprak dergisi de o sayıda şiirin altına şu mektubu iliştirir: “Sayın Halil Turgut Özal Geçenlerde Cemal Süreya ile Muzaffer Buyrukçu size Kadıköy eski vapur iskelesinin önünde birlikte intihar etmeyi önerdiler. Ve bir gün sonra da sizi aynı yerde bekledi..]]> Thu, 07 Jan 2016 04:52:59 +0300 Güncel atasözleri sözlüğü https://www.evrensel.net/yazi/75590/guncel-atasozleri-sozlugu https://www.evrensel.net/yazi/75590/guncel-atasozleri-sozlugu? Sülün Osman’ın, Deli Dumrul’un ve Arsen Lüpen’in aziz hatırasına... Atasözleri, halkların belleğidir. Bir çuval sözü, süze damıta inciye zümrüde çevirir. Bir ambar keçiboynuzu çiğnemeye ne lüzum! Bal, arının berisinde, iğnesinde. İşte, size derlenmiş bir kovan “söz balı”. Bereketli olsun! Hırsız evden olursa dana bacadan çıkar. Hırsız evden olursa bulunması müşkül olur. Hırsız hırsıza yoldaştır. Hırsıza beylerin borcu var. Hırsız anahtar istemez. Hırsıza ip, mücrime (suçlu) zindan gerek. Hırsıza iş ısmarlamak, köpeğe peynir tulumu ısmarlamaktır. Hırsıza kapı kilit olmaz. Hırsızı evine kadar kovalamalı. Hırsızın azgınlığı, subaşının ihmalindendir. Hırsızın çoğalması, subaşının başı altındandır. Hırsızlık, bir yumurtayla başlar. Hırsızlığa çıktı, ay akşamdan doğdu. Hırsızlığı da öğren, başucunda bulunsun. Hırsız hırsızdan aşırmış, Allah görmüş şaşırmış. Hırsızlık çalmaktır, çalanı söylemeyen de hırsızdır. Hırsızlığın sonu kötüdür. Hırsızlığın azı çoğu olmaz, ikisi d..]]> Thu, 24 Dec 2015 04:52:36 +0300 Beyaz adam, ölün diyor https://www.evrensel.net/yazi/75484/beyaz-adam-olun-diyor https://www.evrensel.net/yazi/75484/beyaz-adam-olun-diyor? Bir Buda kanunu şöyle der: “Usta, öğrencinin başını uzun zaman suyun altında tutar. Yavaş yavaş su kabarcıkları seyrelir. Usta, son anda öğrenciyi sudan çıkarıp yeniden canlandırır. İşte, gerçek de böyledir. Onu havayı istediğin zaman, evet işte o zaman bileceksin onun ne olduğunu.” Ülkede, tutulmuş aklın gerçeği bilmek, görmek gibi bir derdi yok. Kafaları katran karanlık bir suyun içinde, boğuldukça boğuluyorlar. Bu kara bataklıkta başkasını da çekiyorlar uçurumun dibine. Cehalet, her şeyi kutsallaştırıyor. Kutsallaştırılan her şeyinse uçurumun üstü değil, dibi olduğunu bilmiyoruz. Din Bayrak Tanrı Toprak Kim için? İnsan için elbette ama insanlık kutsallara kurban ediliyor. Oysa insan, ülkesinin mutluluğu için ölmemeli, daha çok yaşamalıdır. “Bayrakları bayrak yapan, üstündeki kandır/ Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” demişti milli şiirci Mithat Cemal Kuntay. “Bayrakları bayrak yapan, bayrak imalatçılarıdır/ Toprak eğer uğrunda ölen varsa utanmalıdır” demişti deli ş..]]> Thu, 10 Dec 2015 05:00:26 +0300 Şair Ana: Gülten Akın https://www.evrensel.net/yazi/75374/sair-ana-gulten-akin https://www.evrensel.net/yazi/75374/sair-ana-gulten-akin? “İlk Yaz” şiirinde, “Ah, kimselerin vakti yok/ Durup ince şeyleri anlamaya.” dedi ve Gülten Akın da gitti. Güz bitti bitecek, kışın da eli kulağında. İlkyaza daha çok var. Şiirler kışta kıyamette, karda boranda ısıtır mı içimizi? Niye olmasın? Kışa şiirlerle girin. İçinizden bir şiir tutun. İlkyazın şiirini de kıştan hazırlayın. Mesela Gülten Akın’ın bir şiirini katlayıp koyun yaka cebinize, defterinizin arasına, kalbinizin tam üstüne. İşliklerde, dersliklerde, grev çadırlarında, gece nöbetlerinde, uzun yolculuklarda okumak için. Direnci, yalnızlığı, aşkı, umudu onunla yeniden temize çekin. Şiire dönün yüzünüzü. İnsanın, insanlığın yüzünü öfkeye, kıyıma, kırana, kabalığa, hoyratlığa döndüğü şu kıyıcı günlerde ne çok gereksinimimiz var “durup ince şeyleri anlamaya.” Öyleyse heybenize atacağınız ilk şiiriniz “İlkyaz” şiiri olsun “inceliklerin şairi”nin. Acımasız günler önümüzde. Şiir, yaralarımıza merhem olmaz belki ama ruhlarımızdaki savaş baltalarını gömebilir. Savaş tamtamlar..]]> Thu, 26 Nov 2015 04:51:30 +0300 Sennur Sezer'e mektup https://www.evrensel.net/yazi/75272/sennur-sezere-mektup https://www.evrensel.net/yazi/75272/sennur-sezere-mektup? Sevgili Sennur Sezer, Komşu, geç oldu biliyorum. Dünya telaşı işte. Elim iyice soğumadan yazayım dedim. Mektup yazmayı yeniden anımsattın bizlere. Üç yıl oldu “Boş Ders”le bu sayfaya taşınalı. Geldim, kapı komşun oldum. Önce senin kapını çalıyordum kapının altından attığın mektupları okumak için. “Perşembe Mektupları”n yeni olsa da gazetende dünya üstüne söylediklerin eskiydi. Yeryüzünün ilk emeği kadar eski. O emek için dilini ve ruhunu kazdın da kazdın. İnsan için. Emeğiyle, direnciyle, yenilgisiyle, yanılgısıyla, umuduyla, hüznüyle “insan” insandı çünkü. Karşı çıktıkların yalnızca yılgınlıklar, ikiyüzlülükler, ödleklikler, dönekliklerdi bir ömür boyu. ... “İnsanın insandan korkmasına karşıyım İşte bunun içindir Bütün yazıp Altına imza attıklarım.” diyordun “İfademdir” şiirinde. Altına imza attığın her şiir, yüzüne ve kalbine benzedi. Severdin yüzü şiirine, şiiri yüzüne benzeyen şairleri. Şiir içtenlikti çünkü senin için. Yalansız dolansız olmalıydı şairin sözü. Yüzü kızarma..]]> Thu, 12 Nov 2015 05:00:31 +0300 Laflar ve gaflar https://www.evrensel.net/yazi/75188/laflar-ve-gaflar https://www.evrensel.net/yazi/75188/laflar-ve-gaflar? Pot kırmak çam devirmek baltayı taşa vurmak gaf yapmak... Nedir gaf? Zamansız, yersiz, zamana ve duruma uymayan lakırdı... “Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz.”, “Seçimden önce zam yapacak kadar enayi miyim?” diyen bırakalım yapsınlar, bırakalım geçsinlerci Özal’ın Çankaya’ya çıkınca başbakan koltuğuna 23 Nisan çocuğu gibi oturttuğu Yıldırım Akbulut’u anımsarsınız. Gaflarıyla adına cilt cilt fıkra kitapları yazılan Erzincan hal müdürünü... “Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz.” diyen Çoban Sülü’nün Çankaya’ya çıkınca başbakan koltuğuna barbi bebek gibi yerleştirdiği Tansu Hanım’ı... Amerikalı “gaflar kraliçesi”ni... Şimdi de Konyalı bir prensimiz var. Eksik olmasın. “Elhamdülillah şeriatçıyız.”, “Ben Millet Meclisi’nin de dua ile açılmasından yanayım.”, “Demokrasi bizim için bir amaç değil, araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız.” diyen Kasımpaşalı sultanın Çankaya’dan Saray’a çıkınca başbakan koltuğuna emanet bir ceket g..]]> Thu, 29 Oct 2015 04:08:26 +0300 Barış için diz dize... https://www.evrensel.net/yazi/74996/baris-icin-diz-dize https://www.evrensel.net/yazi/74996/baris-icin-diz-dize? “Savaş artık kapımızda değil bahçelerimizde. Barış için bir dize ver! Odalarımızda kan ve gözyaşı oturuyor artık. İnsan insanın derdi değil kurdu oldu. Ülkemizin geldiği bu kanlı eşik, ancak şairlerin vicdanıyla yıkanabilir. Doğuda ve batıda her ölüm bizim ölümümüzdür. ‘ Ölüm gelecek, senin gözlerinle bakacak.’ demişti Pavese. Ölümün çocuklarımızla göz göze gelmesini istemiyoruz.” Türkiye Yazarlar Sendikası, barış dizelerini şairlerinden bu çağrıyla istemişti ve seksen altı şair, yazar bu çağrıya kulak vermiş, diz dize gelmişler. Dizeler de bir ortak şiire dönüşmüş. Ne için? Barış için. Barış gelecek mi? Hiçbir şiir, barışı getiremez ancak insanların birbirlerini boğazlamamaları, ruhlarını kanla, kinle yıkamamaları için azıcık serinlik serpebilir içlerine. Daha ne olsun?! Barış böyle böyle göverir belki de. Yine yazarlar, şairler Kadıköy’de Surp Takavor Kilisesi’nin gölgesinde her pazartesi akşamı “Barış susuyor”larmış. Gandhi, sömürgen İngilizleri susarak sürmedi mi s..]]> Thu, 01 Oct 2015 04:52:23 +0300 Güvercin kasapları https://www.evrensel.net/yazi/74901/guvercin-kasaplari https://www.evrensel.net/yazi/74901/guvercin-kasaplari? Ölümün başka adı var mı, bilmiyorum. Varsa da hepsini tükettik. “Ölüm, yaşayanı yakalar” diyordu Marx. Diyalektik. Evet, ölüm yaşayanı yakalar ama bu topraklarda ölüm bir kez değil, bin kez yaşanmıyor mu? Anacığının koynunda sabaha kadar uyuyan, sonra da evinin buzdolabında saklanan Cemile kızın, caminin dondurucusuna yatırılan Muhammed bebeğin öyküsünü okuyun, anlarsınız ölümün bir görüntüsünün de olduğunu. Bodrum kıyılarına vuran Aylan oğulun fotoğrafına bakın, anlarsınız ölümün bir gölgesinin de olduğunu. Göçte, sürgünde ya da savaşta... Ölen sessizliği bir gömlek gibi giymiştir ruhuna ama ya bizim ruhlarımıza sinen o gölgeler ve görüntüler? Bizimle yaşayacak, uykularımızdan uyandıracak, bir kıymık acısı gibi zonklayıp duracak kalbimizde. Bilirdik ki ölüm, ölümün dediğidir ancak. Öyle değilmiş. Çağ kasapları ecelimiz, celladımız oldu. Çağ kasapları, Tahsin Saraç’ın o güzelim kitabına verdiği adla, o güzelim şiiriyle: “Güvercin Kasapları.” O kıyıcılar, bahçelerimizde sok..]]> Thu, 17 Sep 2015 05:00:23 +0300 HESler ve HÖSTler https://www.evrensel.net/yazi/74803/hesler-ve-hostler https://www.evrensel.net/yazi/74803/hesler-ve-hostler? Kısacası HES, uzuncası hidroelektrik santrali? HES nedir? Ülkenin özgür derelerine, çaylarına, ırmaklarına vurulan kelepçe. Elektrik üretmek için su kaynaklarını köleleştirmek. Bir damla eti için bülbülü öldürmek yani. Zararları say say bitmez. HES yapılırken dere yatakları bozuluyor, değiştiriliyor. HES’ler için ulaşım yolu yapılırken ağaçlar kesiliyor, doğanın dengesi altüst ediliyor. Endemik bitkiler yolunup atılıyor, bölgenin faunası, florası talan ediliyor. Tünel yapımı için kullanılan dinamitlemeler; sellere, heyelanlara yol açıyor. Kazılardan çıkarılan kum, toprak, çakıl, dere yataklarına dolduruluyor. Doldurulan ve daraltılan dere yataklarının yamacına dikilen devlet binaları, evler, yurtlar da sellerle iskambil kuleler gibi yıkılıyor. Doğanın diyalektiği! Hopa’yı gördünüz. Dokuz ölüm ve kayıplar. Belediye başkanı buyuruyor: “Takdiriilahi” Buna da höst deniyor! Selde ölenleri de şehit sayıyorlar. Bu kafadan Osman-ı Aliye’de gani gani. Tüp patlar, aşçı şehit. S..]]> Thu, 03 Sep 2015 05:00:02 +0300 Kekliği dürtmek https://www.evrensel.net/yazi/74705/kekligi-durtmek https://www.evrensel.net/yazi/74705/kekligi-durtmek? Gazetede bir fotoğraf. Hazretin elinde bir şemsiye, kafeste bir keklik... Hazret, şemsiyeyi kuşcağızın orasına burasına sokuşturuyor uçsun diye. Kuş bu, ağzı var dili yok. Ne desin ki? Islık çal, kaş göz et, kış kışla, türkü söyle... Keklik uçsun. Koca cumhurbaşkanına yaraşır mı avuç içi kadar bir kuşu dürtüklemek. Meşrebi bu! Hoyratlık. Halkın on dört yıldır neler çektiğini, nasıl dürtüklendiğini fotoğrafa bakın, anlayın artık! Keklik uçurarak çevreciliğini gösterecek. Göstermiş de Rize’de güvercin, sülün ve keklik uçurmuş. Cami yaptırmak için ağaçları kestirip kelleştirdiği dağın tepesinden koparılıp “Tabiat Parkı”na tıkıştırılmış kekliklerden biri dönüp dolaşıp hazretin tepesine konmuş. Recep Bey memnun, keklik telaşlı. Kimin başına tünediğini bilse akşama pilavlık! Allah’tan korumalar haydalamışlar da garibim gagasını kurtarmış. Hikayeyi bilirsiniz. Kentin meydanlarından birinde bir elinde anayasa, diğer elinde adalet terazisiyle duran heykele sorarlar: “Tanrı siz..]]> Thu, 20 Aug 2015 05:00:50 +0300 Hıfzı Bey yaşıyor mu? https://www.evrensel.net/yazi/74608/hifzi-bey-yasiyor-mu https://www.evrensel.net/yazi/74608/hifzi-bey-yasiyor-mu? Aşağıdaki iki bölüm Servet-i Fünun gazetesi sahibi, gazeteci Ahmet İhsan Tokgöz’ün “Matbuat Hatıraları” kitabından alınmıştır, sonrasını “bazı isimler”den biri anlatacak. “Saraçhanebaşı’nda bahçe içinde bir beyaz konak. Her gün güneş battıktan sonra bu konak kapısının çıngırağı sık sık çalınır. Her çalışta kapıdan içeri elinde ya da koltuğunda tomar halinde sarılı kâğıtlarla bir hamal girer. Hamal yolu bilir; hiç kimseye bir şey sormadan doğru konağın kahve ocağına gider, elindeki yarı ıslak kâğıt tomarını oradaki uşağa uzatır, kendisi kahve ocağının bir köşesine çöker. Her akşam gelen hamallar iki olur, üç olur, dört olur, bazen ona kadar çıkar. Bu hamallar, gazete matbaalarından gelirler. Konak, Abdülhamit’in Matbuat Müdürü ve Başsansörü Hıfzı Bey’indir. Beyefendi yukarıda odasındadır. Gazete provalarını ilk gelen hamallar sırasıyla Sansür Bey’in önüne dizerler. Hıfzı Bey, hepsini okur, beğenmediği yerleri bozar, kuruntuya dokunacak şeyleri kaldırır, bazen üç dört sütunluk yazıyı ba..]]> Thu, 06 Aug 2015 05:00:03 +0300 Kan, oruç bozar mı? https://www.evrensel.net/yazi/74519/kan-oruc-bozar-mi https://www.evrensel.net/yazi/74519/kan-oruc-bozar-mi? Ramazan da geçti bayram da. Ramazanda ulema, “Hangi seks haramdır, hangisi caizdir?” sorularının yanıtını aradı durdu. “Ne oruç bozar, ne bozmaz?” sorusunu yanıtlamak için televizyon kanallarında iftarda sahurda vaizler, hatipler dünyanın parasını kasalarına istifledi. Parada pulda gözümüz yok, Allah versin ama Ortadoğu’da dökülen kanın oruca halel getirip getirmediği sorusu kimsenin aklına gelmedi nedense. Kafirin, müşrikin kanı Müslümana belli ki helal! Oruç da bozmuyor. Ortadoğu’da ramazanda, bayramda sokaklarda kan aktı. Cihat sürdü, sürüyor. El Kaide, El Nusra, IŞID... On- on iki yaşındaki çocuklar, cennet vaadiyle “kafir”in kellesini uçuruyorlar. Camilerde, çarşıda pazarda, kültür merkezlerinde patlayan bombalar... Din için savaş, oruç bozmuyor. Dökülen her kan, Allah’a kutsal bir adak! Ayetler, hadisler de böyle diyor. Buhâri’nin Hazreti Muhammed’in sözlerinden derlediği “Sahih-ül Buhâri” adlı yapıtından bu köşe için seçtiğim “Cihat Hakkında” bölümü, Ortadoğu’da dökülen kan..]]> Thu, 23 Jul 2015 05:00:37 +0300 Baş ve kuyruk https://www.evrensel.net/yazi/74425/bas-ve-kuyruk https://www.evrensel.net/yazi/74425/bas-ve-kuyruk? “Bir kafayla bir testinin çarpışmasından boş bir ses çıkıyorsa özrü her zaman testide aramayın.” diyor bir Çin sözü. Özür testide değil, kafada. Ülkede satırlı bıçaklı, silahlı külahlı av bitti, sıra Çinli kovalamaya geldi. Onlar da Koreli çıktı. Şu tosuncuklar akıllanmayacak. Testi ne yapsın? Sultanahmet’te Koreli gezgin; Tophane’de Uygur Türk’ü aşçı, Anadolulu lokanta sahibi… Dayak, Türk’ün cennetinden çıkmaymış! Kimi protesto ediyorlar? Uygur Türkü’ne zulmeden Çinlileri! Kim dayak yiyor? Anadolu Türk’ü, Uygur Türk’ü… Arada da Koreli! Has Türk işi eylem de böyle olur! Bereket ki Çin’e savaş açmıyorlar. Çin’e savaş açsalar Japonya’yı vurabilirler. Suriye’yle uğraşırken başımıza Japonya’yı çıkarmayalım. Başbuğları daha hükümet kurulmadan savaş davullarını çalmaya başlamadı mı? Balığın başına bak, kuyruğunu anla! Neyse ki düşman belli. Araplar; Çinliler, Koreliler, Japonlar gibi birbirlerine de benzemiyor. Acem’i ayrı, Suudi’si ayrı, Nuseyri’si ayrı, Bedev..]]> Thu, 09 Jul 2015 04:51:38 +0300 Yeminli demokrasi https://www.evrensel.net/yazi/74334/yeminli-demokrasi https://www.evrensel.net/yazi/74334/yeminli-demokrasi? Ne derler, doğru söz yemin istemezmiş. Sen doğruysan ister inansınlar ister inanmasınlar. Yemine ne gerek var? Şu milletvekili yeminlerini oldum olası anlayamadım. Yine de üşenmedim, milletvekili yemin törenini baştan sona izledim. Herkeste bir eda, bir endam... Kimi vekil, baş temennası, kimi vekil topuk selamı... Meclis Reisi Deniz Baykal. Sıkıldığı belli ama kibar adam... Ara sıra belli etmeden esniyor. Vekiller müsamere çocukları gibi... Kimi hüzünlü, kimi coşkulu... Yeminin kantarına kıratına göre de parti sıralarından alkışlar... Kim “büyük Türk milleti” sözünü “büyük” sözcüğünü uzata çatlata söylemişse alkış, şamata gırla... Sakallılar, türbanlılar, lacililer, tayyörlüler... Belli ki mecliste oturumlar bu dönem çok daha renkli geçecek. Yemin mi? Şöyle. “Devletin varlığını ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına..]]> Thu, 25 Jun 2015 05:00:27 +0300 Balkon konuşması https://www.evrensel.net/yazi/74232/balkon-konusmasi https://www.evrensel.net/yazi/74232/balkon-konusmasi? Kaç seçim geçti, bir balkon konuşması yapamadım. Eller yapıyor da benim başım kel mi, diyeceğim ama laf aramızda üç buçuk tel kaldı tepemde. Gerisi mi? Bırakın dağınık kalsın. Fıkrayı bilirsiniz, adam berbere girer, kafasında dört tel saç vardır. Berber sorar: “Sağa mı yatırayım beyim, sola mı?” “Sağa.” der adam. Berber, saçı sağa yatırırken bir teli koparır. Adam, hiddetlenir: “Sola yatır.” der bu kez. Berber üç teli sola yatırırken bir tel daha sizlere ömür. Adam kel başa, iki tel saça kalır. Küp üstüne küpe biner. Berber yeniden sorar: “Şimdi nasıl olsun efendim? Sağa mı yatırayım sola mı?” Adam, berber koltuğundan hışımla kalkar: “Bırak, dağınık kalsın!” Seçim sonrası koalisyon salvoları, ikna turları derken öyle görünüyor ki dört tel saçımız bir sağa yatacak bir sola. İki teli de koparırsak cascavlak kalıvereceğiz orta yerde. Bırak, dağınık kalsın deme halimiz de yok artık. İktidar, ya sola yatacak ya sağa... Umut edelim ki sola yatsın! Ama hangi sola? Batı’nın s..]]> Thu, 11 Jun 2015 05:00:08 +0300 Seçimin yalellisi https://www.evrensel.net/yazi/74129/secimin-yalellisi https://www.evrensel.net/yazi/74129/secimin-yalellisi? Bay Erdoğan, 18 Mayıs öğleninde Samsun’a ayak bastı, aynı gün “Büyük Samsun Mitingi”ni yaptı ve geldiği gibi gitti. “Geldiği gibi” gitmedi elbette. Ortalığı birbirine katarak, Samsun’u sürekli bir “teyakkuz”da bırakarak gitti. “Taşıma sistemli” seyirciler, maaşlı amigolarla yapılan mitinge parklardan, kahvelerden toplanan yoksullar, pek ilgi gösterdi(!) Nereden mi biliyorum? O günün sabahı ben de ilki yapılacak “Karadeniz TÜYAP Kitap Fuarı’nda Melih Cevdet Anday ve Düşünce Özgürlüğü panelleri için Samsun’daydım. Uçaktan inince Metro Turizm’in kurbanlık bayram develeri gibi süslenmiş otobüsünü kapıda görünce anladım hazretin Samsun’a geldiğini. Afişlerin birinde onca alavere dalavereyi kapatmak için yargıç satın alan Galip Öztürk’ün vesikalık bir fotoğrafı, yanında da onca kiri çıfıtı örtmek için savcıları, yargıçları açığa alan, polis müdürlerini kodese atan Erdoğan’ın afili bir fotoğrafı… Yakışmışlar. “Sayın Cumhurbaşkanımız, Samsun’a hoş geldiniz.” Beni karşılayan yoktu elbette. Çare..]]> Thu, 28 May 2015 05:00:43 +0300 Kur'an ve nutuk https://www.evrensel.net/yazi/74032/kuran-ve-nutuk https://www.evrensel.net/yazi/74032/kuran-ve-nutuk? Yaşı yetenler, 12. Eylül darbesinden hemen sonra gazetelerde, siyah beyaz tek kanallı televizyonda sebilhane bardağı gibi dizilmiş dört generali ve liderleri Kenan Evren’i sıkça görmüşlerdir. O şef, gittiği her şehirde, yalnızca şehrin adını değiştirerek bir darbe bildirisi okur, öteki eliyle de bir Kur’an-ı Kerim sallardı. “Bak Allah, peygambere ne demiş?” diye başlayan hamaset ve cehalet sinmiş konuşmalarla, özellikle Anadolu’yu “darbe anayasası”na hazırlayan bir diktatör ve gölgesinde dört diktatör yamağı… O anayasanın ünlü 15. maddesiyle kendini güvenceye aldıktan sonra, yine meydan meydan dolaşan ve nutuk atan bir cuntacı… Sonra da 7. Cumhurbaşkanı… Son Cumhurbaşkanına mı benzettiniz? Doğrudur. Anadolu yine aynı Anadolu, meydanlar yine aynı meydan, nutuklar ve Kur’an aynı senaryonun figürleri. Son cumhurbaşkanı, kendisini bu makama kadar getiren 12 Eylül Anayasası’nın şerrinden şerbet yaparak kılavuzu Evren gibi kendini güvenceye almak istiyor. Seçim ve Siyasi Partiler Yasas..]]> Thu, 14 May 2015 05:00:24 +0300 Karnik ile Hrant https://www.evrensel.net/yazi/73934/karnik-ile-hrant https://www.evrensel.net/yazi/73934/karnik-ile-hrant? Terzi Karnik’i bilir misiniz? Zurnacı Rıza’yı… Ben de bilmiyordum, öğrendim. Bazı hikayeler, insana ağır gelir. Karnik’le Rıza’nın hikayesi de öyle bir hikaye işte. Kurgusuz, gerçek, hüzünlü… 50’li yıllar… Demokrat Partinin gemi azıya aldığı zor yıllar. 6-7 Eylül sonrası. Yer, Sivas’ın Şarkışla’sı… Rumlar, Atatürk’ün Selanik’teki evini bombaladılar yalanıyla, Türklüğün damarına basıldığı, ortalığın yangın yerine çevrildiği, özellikle İstanbul’da yağmanın talanın arşı alaya çıktığı, Rumların, Ermenilerin, Musevilerin dükkanlarının yerle bir edildiği yıllar… Anadolu da bu yağmadan, acıdan payına düşeni alır. Şarkışla’da kalan üç buçuk Ermeni’den biridir Terzi Karnik. Köylünün yoksulluğunu yamadığı bakla içi kadar terzihanesinde o zamana değin mutludur. Ancak İstanbul’daki yangın, kasabaya kadar gelmiştir. Kasabalı, Karnik’i ve “ötekiler”i istemez artık. Eşraf, Karnik’e karşı, kasabanın yarı akıllısı Rıza’yı kışkırtır. Rıza, köy kasaba düğünlerinde boğaz tokluğuna zurn..]]> Thu, 30 Apr 2015 04:53:36 +0300 Kulak misafirliği https://www.evrensel.net/yazi/73830/kulak-misafirligi https://www.evrensel.net/yazi/73830/kulak-misafirligi? Sizi bilmem de ben severim kulak misafirliğini. Günahı var mı bilemem ama burnunuzun ucunda bağıra çağıra konuşan birini isteseniz de istemeseniz de duymak, dinlemekten daha olağan ne olabilir ki? Bazen bir vapurda, bazen bir minibüste, otobüste, çarşıda pazarda “derin memleket tahlilleri”ni kahve falı gibi önünüze açan halkın; acısı, özlemi, kahrı, sevinci gizlidir o misafirlikte. Bugünlerde o misafirliklere daha çok gideceğiz anlaşılan. Malum memleket seçim sathına da girdi. Çay ocağında iki hemşehri konuşuyor: “Oğlum,” diyor biri. “Güvenlik Yasası, Türk usulü başkanlık, cumhurbaşkanına örtülü ödenek derken hacamat edecekler bizi.” Argoda “hacamat”, affedersiniz insanın “gerisi”nden kan almak. Sülük yapıştırmak, cerahat temizlemek, arpacık deşmek gibi lüzumlu bir “operasyon” ama halk böyle de kullanıyor işte. “Hacamat etmek!” Şu “operasyon” sözcüğünün adını da kötüye çıkardık çok şükür. İyileştirmek için yapılan cerrahi bir müdahale sayılan sözcüğü kan içinde bıraktı..]]> Thu, 16 Apr 2015 04:52:30 +0300 Çukurovalı Don Kişotlar! https://www.evrensel.net/yazi/73727/cukurovali-don-kisotlar https://www.evrensel.net/yazi/73727/cukurovali-don-kisotlar? Halkın ekmeğidir şiir.” demiştim geçen yazımda. O ekmeği bölüşelim, yeryüzüne ilişkin iyicil, evrensel düşlerimizi yineleyelim, “yeni gün”ü karşılayalım diye Adana’daydım iki hafta önce. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri’nde. Bir avuç “fedailer mangası”nın direne çarpışa düzenledikleri festival, 9 yaşına geldi. Dokuz yıldır Çukurova’nın bereketli toprakları şiirle, müzikle, resimle, yontuyla her yıl yeniden göveriyor. Mersin’den Gaziantep’e güneyde boydan boya sıcacık bir güneş dolanıp duruyor ilkyazın ilk günlerinde. Bu yıl da Adana’da, Antakya’da, Mersin’de, Gaziantep’te hayatı, sanatla bir daha temize çekti Çukurovalılar. “Sanat ve Toplumsallık” temalı etkinliklerde şairler, yazarlar, ressamlar, karikatüristler, müzisyenler başka bir dünya sanatla mümkün dediler. Festivalin cengaverlerinden Çetin Yiğenoğlu’nun da açılış konuşmasında dediği gibi “ Siyasal iktidarlar, belediyeler değişir, alt yapılar çöker ancak sanatla hayat yeniden kurulabilir. Beethoven olmasaydı savaşla yıkı..]]> Thu, 02 Apr 2015 05:00:37 +0300 Halkın ekmeğidir şiir https://www.evrensel.net/yazi/73630/halkin-ekmegidir-siir https://www.evrensel.net/yazi/73630/halkin-ekmegidir-siir? İki gün sonra Newroz. Doğa, yeniden merhaba diyecek bahara… “Yeni gün”; yeni umutlar, yeni düşler bırakacak insanlığa. Demirci Kawa’nın, Prometheus’un ateşi saracak yeryüzünü. Onların özgürlük ateşinden sıçrayan kıvılcımlarla yeniden ışıyacak dünya. Yeniden düşler saracak ruhumuzu. Düşleyeceğiz. Neyi? Barışı. Neyi? Özgürlüğü. Neyi? Kansız silahsız, eşit, sömürüsüz, adil bir yeryüzünü. Düşleyince gerçek olacak mı? Düşler, eylemin de kıvılcımıdır. Önce düşleyelim de… İstimi ardından gelsin. İnsan düşünürken dilenci, düşlerken tanrıymış. Bunun için Şilili Şair Vicente Huidobro “Şairler, neden gülleri yazıyorsunuz? / Şiirinizle yaratı gülü! / Yalnız bizim için yaşar / güneşin altında ne varsa. / Küçük bir tanrıdır şair.” demiyor mu? O “küçük tanrılar”ın düşleri bir gün gerçekleşecek elbet. Hep avuç açarak yaşanır mı? Barış, bağış değildir. Eşitlik ister. Yeryüzünü düşleyerek kirden pasaktan ayıklayan, barışçıl, özgürlükçü düşbazlardır şairler. İki gün sonra onla..]]> Thu, 19 Mar 2015 04:54:24 +0300 Tokmak demokrasisi https://www.evrensel.net/yazi/73529/tokmak-demokrasisi https://www.evrensel.net/yazi/73529/tokmak-demokrasisi? “Tımarhane mi, Millet Meclisi mi?” Ben değil, Oktay Saral söylemişti. Kim Oktay Saral? AKP İstanbul Milletvekili. Meclisin ilk tokmak atma şampiyonu. Böyle bir spor mu varmış, diyeceksiniz. Varmış. Disk atma, çekiç atma, gülle atma, cirit atma gibi bir spor dalı. Bilmiyorduk, öğrendik. İlk rekor iki hafta önce Mecliste kırıldı. HDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün başında. Ertesi gün Kürkçü, Meclise kaskla geldi. İç Güvenlik Paketi’ne göre suç! Kask yasak! Maske yasak! Gözlük yasak! Sapan yasak! Silaha iki yıl, sapana dört yıl! Tokmağa ceza yok, at atabildiğin kadar. Ne için? Spor olsun diye. Başkanlık kürsüsünde çan, sürahi, bardak… Meclis sıralarında kafa göz yarma, kaburga kırma, sinkaf küfür… İktidar milletvekilleri, Meclisin güvenliği için beş milletvekilini revirlik, hastanelik etti. Ne konuşuluyordu? İç Güvenlik Yasası. Balık, baştan kokar. Terör, Mecliste. Molotof yasak, tokmak serbest! Pankart yasak, küfür serbest! Eylem yasak, sumo güreşi, kic..]]> Thu, 05 Mar 2015 05:00:40 +0300 Ümmetten cinnete https://www.evrensel.net/yazi/73433/ummetten-cinnete https://www.evrensel.net/yazi/73433/ummetten-cinnete? İnanmak istediklerimize inandırıyoruz kendimizi oysa gerçek, o denli yalın ki düşüncelerimizin başka başka olması, gerçeği gerçek olmaktan çıkarabilir mi? Sevinçlerimiz ve coşkularımız, zaferlerimiz, usançlarımız, yenilgilerimiz kadar benziyor birbirine. Hepimiz aynı suda yüzüyoruz çünkü. O suların üstünden geçen köprülerse bize güven veriyor. Ancak bu güven ve iyimserlik, ne acılarımızı azaltıyor ne bizi mutlu ediyor. Her şeyin alabildiğine aşındığı bu yüzyılda geçmişin gümüş zırhını kuşanarak mutlu olmaya çabalamak da mutsuzluğun başka adı değil mi? Yalancı mutluluklar mı kurtaracak günü? Bu sahtelik, bizi ne kadar yana yana tutabilir ki? İki kişinin yan yana yürümediği, yürüyemediği bulvarlar çoğalıyor günden güne. Bizi yalnız kılmak için bir başkası yetip de artıyor. Yalnızlaştırmak değil, kimsesizleştirmek istiyorlar. İnsansızlaştırmak… Tek insanın çektiği acı, özgürlüğe atılan çentiktir. Acı çeken insanın da insanlığın da özgürlüğünden söz edilebilir mi? İktidarlar; acıyı, öf..]]> Thu, 19 Feb 2015 05:00:14 +0300 Arpalık https://www.evrensel.net/yazi/73329/arpalik https://www.evrensel.net/yazi/73329/arpalik? Bazen bir gazetenin önemsiz bir köşeciğinde bir habercik, belleğin kapılarını ardına kadar açabiliyor. Haber şöyle: “Tayland’da Veliaht Prens Maha Vajiralong’un eşi Prens Srirasmi, ailesinin karıştığı yolsuzluklar nedeniyle kraliyet unvanından feragat etti. Srirasmi’nin kraliçe olması bekleniyordu.” Buna “dik duruş” diyorlar. Balçıkta batakta debelenip de “dik duruyoruz” demeye benziyor mu? Hayır. Dik durmak ne demek öyleyse? Onurunu, ahlakını paraya pula satmamak… Kraliçenin yaptığı bu. Krallık, sultanlık parayla pulla, köşkle sarayla değil, erdemle ölçülür. Erdemi, vicdanı olmayanın geleceği de yoktur. Zulümle, soygunla bayındır olmuş hangi sultan, hangi kral halkının belleğinde ışıyıp durmuştur. Hep karanlıkla anılır onlar. Prenses Srirasmi, ülkesinde unutulmayacak. Sadece orada mı? Dünya, bu evrensel erdemin, onurlu insanlığın yüzü suyu hürmetine dönmüyor mu? Onca saltanat nimetini az bulup maaşına zam, torununa torbasına villa isteyen bakanları, eşeği palan..]]> Thu, 05 Feb 2015 04:52:10 +0300 Altı kaval üstü şeşhane https://www.evrensel.net/yazi/73230/alti-kaval-ustu-seshane https://www.evrensel.net/yazi/73230/alti-kaval-ustu-seshane? Şeş nedir? Farsça “altı.” “Hane” nedir? Bildiğiniz “ev, bölüm.” Ne oldu? “Şeşhane.” Şeşhane nedir? “Altı bölüm”, “ Altı yivli, tuhaf, uydurma bir tüfek…” Deyimi “Altı kaval, üstü şişhane.” diye biliriz de doğrusu “ Altı kaval, üstü şeşhane”dir. Deyim nerede kullanılır? Altı üstüne uymayan, bir yeri kalk gidelim derken öbür yanı otur oturduğun yerde diyen acayip eşyalar, yerler, yapılar, işler için uyduruvermiş halk. Kentliler, “postmodernizm” de diyorlar. Altta türkü bar, lahmacun; üstte caz havyar… Altta tayt, pantolon; üstte çarşaf, yeldirme… Altta dükkan, çarşı; üstte cami medrese… Yarısı Doğu, yarısı Batı… Yarısı kuş, yarısı deve… Yarısı at, yarısı araba… At Doğu, araba Batı… Araba atı değil, at arabayı çekiyor. “Şeşhane” neresidir? Cumhurbaşkanlığı Sarayı, nam-ı diğer Kaç-Ak Saray… Altı bölüm değil, bin yüz elli altı bölüm… Bin oda, salon salamanje, alaturka hela, alafranga banyo… Altı kısım tekmil eğlence, kılıç kalkan, gürz tokmak, on altı civan merdan. S..]]> Thu, 22 Jan 2015 05:00:33 +0300 Jinekolog https://www.evrensel.net/yazi/73129/jinekolog https://www.evrensel.net/yazi/73129/jinekolog? Jinekolog doktor, bir zengin nikahında nikâh şahidi, geline damada, davetlilere konuşuyor: “Bu ülkede yıllarca bir doğum kontrolü ihaneti yaptılar ve neslimizi kurutma yoluna gittiler.” Doğurun da bize iş çıksın demeye getiriyor sözü. Beypazarlı uzman jinekolog amcasını da bu veciz söze şahit gösteriyor. “Beypazarlı bir amcamın bana tavsiyesi var, diyor ki: Bir olur garip olur, iki olur rakip olur, üç olur denge olur, dört olur bereket olur, gerisi Allah kerim…” Malkara Keşan, hoppala paşam! Başka ne denir ki? Öyle erken kontrol, ertesi gün hapı, kürtaj gibi gavur icatlarıyla neslimizi nesebimizi, sulbümüzü zürriyetimizi kurutmayın. Ekmeğimizi küçültmeyin, pastamızı ufalamayın. Üç çocuk, beş çocuk, ikizi üçüzü… Kindarı dindarı, hırlısı hırsızı, soylusu soysuzu… Allah ne verdiyse artık! Doğurun ki soy sürsün, soygun çoğalsın! Jinekolog doktor, Konya mitinginde konuşuyor: “Bu sabah bakıyorum, bir televizyon kanalında Ankara’da bir polis panzerine tırmanan bir tane kız mıdır,..]]> Thu, 08 Jan 2015 04:43:41 +0300 Uydum imama... https://www.evrensel.net/yazi/73028/uydum-imama https://www.evrensel.net/yazi/73028/uydum-imama? (Kıssadan Hisseler 1) Hikaye bu ya, zamanın birinde Rizeli’nin biri, hac farizesini eda etmek için merkep sırtında Rize’den Arabistan’a yola revan olur. Kervansaraylarda dura dinlene, hanlarda yata kalka, hamamlarda yuna yıkana üç vakit sonra Erzurum’un Pasinler’ine kadar varır. Dadaşlar şehrinde birazcık soluklanmak için bir köy kahvesinin çardağına eşeğini bağlar. Az sonra da köylüler etrafını sarar: “Hayırlar ola efendi, nereden gelip nere gidersin?” “Kâbe-i Şerif”e.” der adam. Köylüler, yeniden sorarlar: “Senin bilgin derin, nefesin çetindir. Geçenlerde köyümüzün imamı hakkın rahmetine kavuştu. Günlerdir duasız, namazsızız. Camimize imam durur musun?” Hacının imanı kavi de kıraati yufkadır. Namaz kıldıracak ne duası vardır ne bilgisi. Düşünmeden hayır, der. Köylüler üsteler: “Sana on koyun on dana verelim her sene.” Olmaz, der bizimki. Yirmi koyun yirmi dana, otuz koyun otuz dana, kırk koyun kırk dana derken bakmış ki dünyalık arttıkça artıyor. Ahretlik zaten çantada keklik...]]> Thu, 25 Dec 2014 05:00:10 +0300 Dalkavuk https://www.evrensel.net/yazi/72921/dalkavuk https://www.evrensel.net/yazi/72921/dalkavuk? Sarayın nesi olur? Soytarısı. Soytarı, Doğu’da dalkavuktur. Soytarı, dalkavuğa göre daha şen handandır. Nüktedan, civelek, hazırcevap… Kimileyin kralı bile alaya alır, sözünü esirgemez. Dalkavuk, öyle midir? Padişah, burnunu çeker, yerine dalkavuk hasta olur. Sallamaktan günde üç kavuk eskitir, beş püskül düşürür. Padişahın hınk deyicisi, aman efendim yaman efendimcisi, evet efendim sepet efendimcisidir. Padişah, sever dalkavukları. Besler, büyütür. Sadrazam eder, kolağası kılar. Onların güçsüzlüklerinde kendi gücünü sınar. Onların cehaletinde kendi yarım aklını ulemadan sayar. Onların yalakalıklarıyla özgüvenini, saltanatını cilalar. Onlar, boyun eğdikçe iktidarını güçlü, toprağını bayındır sanır. Onlar, yoksulluğu, ikiyüzlülüğü kutsadıkça varlığını sonsuz beller. Sarayının helalarını gümüşten, bardaklarını altından döktürür. Halkı çöplüklerde bir dilim ekmek için eşinir, bebeler kırık camlı gecekondularda ölürken o, bin yüz elli küsur odalı saraylarda zümrü..]]> Thu, 11 Dec 2014 05:00:10 +0300 Eyvah Mahmut Hoca https://www.evrensel.net/yazi/72822/eyvah-mahmut-hoca https://www.evrensel.net/yazi/72822/eyvah-mahmut-hoca? Üç beş yıl önce patates baskı bir cümle geziniyordu İstanbul’un sokaklarında, duvarlarında: “Dünya Türk olsun.” Bu masum söze (!) önceleri gülerek bakıyordum. Sonraysa bu ülkede hiçbir şeye şaşmamak gerektiğini anladım. Vikinglerin, Eskimoların, Aborjinlerin, Keltlerin, Zuzuların Türk olduğu, henüz ders kitaplarına girmese de Oğuzların Kayı boyundan geldiği rivayet edilen Osmanoğulları, at sırtından inip gemilere binebilselerdi, Amerika kıtasını Araplardan önce keşfedip Kızılderilileri de Türkleştirebilirlerdi. Osmanlılara değil, Araplara nasipmiş! Bay Recep Tayyip, bu akıllara ziyan “makul iddia”nın ders kitaplarına alınmasını buyurmuş. “Milli Coğrafya” derslerimizin “müfredat”ı da zenginleşecek demek ki(!) Kaptan Cousteau’yu sünnetleyip Müslüman eyledikten sonra, Pasteur’ü, Madam Curie’yi, Einstein’i, Newton’u, Pascal’ı, Edison’u, Pisagoru, Kopernik’i, Darwin’i de kafirlikten kurtarabilirsek “Milli Fizik, Milli Kimya, Milli Matematik, Milli Astroloji” derslerinin programları da haz..]]> Thu, 27 Nov 2014 04:54:14 +0300 Şiir: Şeytan Uçurtması https://www.evrensel.net/yazi/72717/siir-seytan-ucurtmasi https://www.evrensel.net/yazi/72717/siir-seytan-ucurtmasi? “Bugünün şiiri çıkagelir / Karanlık alınlara vurunca gün / Dağıtınca yağan yıldızları gökten /Ve o bırakılmış, bilinmeyen yer / Kaplayınca dünyayı, çıkagelir. / Her günün şiiridir bugünün şiiri, / Sonranın, sonsuzun şiiridir, / Bir elin yorulmadan, sevinçle / Uçan bir kağıda gökler, yıldızlar / Ve sıcak sesler çizdiği tek şiirdir, / Karanlık basınca akşamleyin / Bizimle konuşmaya gelecektir.” Roberto Fernandez Retamar Zamanın ne olduğunu, ne işe yaradığını bilemediğim yaşlarda, çocukluğumun o ilk günlerinde, babamın bir uçurtma sözünü anımsıyorum. Mahallenin kopilleri şeytan uçurtmalarıyla, rengarenk çıtalılarla uçurtmaların ve haytalıklarının peşi sıra seğirtirlerken ben de onlara içimi kabartıp bir akşam yemeğinde uçurtma isteyivermiştim babamdan. O da gözlerini devirip “yarın” diye geçiştirmişti bu saf isteğimi. Yarının ne zaman olduğuna pek aklım ermediğinden susmuş oturmuş, annemle göz göze gelmiştim. Çünkü o, ekmeğimize sürüp bizi sokağa saldığı şekerli yağlı ekmekler gibi bi..]]> Thu, 13 Nov 2014 04:52:18 +0300 Açık tutun kapıyı https://www.evrensel.net/yazi/72601/acik-tutun-kapiyi https://www.evrensel.net/yazi/72601/acik-tutun-kapiyi? Bir sabah kuşlarla, ağaçlarla, gökyüzüyle çıkıyorsunuz sokağa ve akşam gölgeniz bile dönmüyor eve. Ne bir iz ne bir ses ne bir görüntü… Yalnızca bir sayı. Bir kişi daha “kayıp.” Sonra alanlarda, sokaklarda, bulvarlarda kimi hüzünlü, kimi gülümseyen, kimi öfkeli yüzler… Kayıp fotoğrafları… Anneler, kız kardeşler, ağabeyler, babalar acıları ve vicdanlarıyla kayıpların gölgelerini arayarak her yerdeler. Karakol kapılarında, jandarma karargahlarında, muhtarlık odalarında, savcılık koridorlarında. Hepsinin belleğinde çınlayan tek cümle: “Bizde yok.” Önce umut, sonraysa karabasan… Aranmadık, sorulmadık yer kalmadıktan sonra belleklerine kazınan yine aynı söz: “Bizde yok.” Sonra yine alanlar ve sokaklar. Artık umudun öfkeye ve kedere döndüğü günlerdeyiz. “Bağışlamıyoruz ve unutmuyoruz.”, “Geri istiyoruz onları.”, “Sağ aldınız, sağ istiyoruz.” Arjantin’in Plaza de Mayo Annelerinden, (Perşembenin Delileri’nden) ülkenin Cumartesi Annelerine aynı acı ve uzun yolun sonunda gelinen bunaltı..]]> Thu, 30 Oct 2014 06:00:37 +0300 Eskişehir, yeni şiir, yine şiir https://www.evrensel.net/yazi/72490/eskisehir-yeni-siir-yine-siir https://www.evrensel.net/yazi/72490/eskisehir-yeni-siir-yine-siir? Dört yıl önce de Eskişehir Uluslararası Şiir Festivali’nin konuğuydum. Festivale yine dünyanın her yerinden şairler gelmişti. Nâzım Hikmet’le arkadaşlık etmiş bir Fransız şaire, Mallerme Şiir Akademisi Başkanı Leonel Ray’e, “Dünyada o yıllarda savaş vardı ama şairler direniş şiirleri yazıyorlardı ve bu şiirler, her yere ulaşıyordu. İletişim, bugünkü kadar da gelişmiş değildi, bu haberleşme nasıl oluyordu?” diye sormuştum. Şairin yanıtı iki sözcüktü: “Uçakla, gizli.” Öyleydi. Yeryüzü bugünkü gibi kan ırmağıydı ancak şairler birbirleriyle kapı komşuydu. Pablo Neruda, Nâzım Hikmet’i; Nâzım Hikmet, Yannis Ritsos’u; Yannis Ritsos, Louis Aragon’u; Louis Aragon, Gabriel Garcia Lorca’yı görmeden tanıyor, birbirlerine şiirler yazıyorlar, faşizmin zulmüne şiirle direniyorlardı. Onca iletişimsizliğe karşın dünya, toplu..]]> Thu, 16 Oct 2014 00:03:28 +0400 Velev ki sakat! https://www.evrensel.net/yazi/72391/velev-ki-sakat https://www.evrensel.net/yazi/72391/velev-ki-sakat? Anakiklik ve anagram! Duymuş muydunuz? Anakiklik: Tersinden okununca da aynı anlama gelen söz. Bkz. Velev Anagram: Bir sözcüğün harfleriyle yeni sözcükler oluşturma. Bkz. Takas Velev ki sakat! Erdoğan, “velev ” sözünü seviyor. Ne demek velev? “Kaldı ki, ister, isterse, olsa da” “Dediğim dedik, çaldığım düdük” Yakışıyor da ağzına. Meşrebine uygun! İlk nerede kullanmıştı? Başbakanken yine bir dış gezide, İspanya’da cûş ü hurûşa gelip başörtüsü serbestisi için ne demişti? “Velev ki simge olarak taktığını düşünün. Bir siyasi simge olarak takmayı suç kabul edebilir misiniz? Simgelere bir yasak getirebilir misiniz?” O simge, dokuz yaşında sabi sübyanın özgürlüğünü alan bir kara örtüye dönüştü şimdi. İslimi ardından geldi! Simge..]]> Thu, 02 Oct 2014 00:25:45 +0400 Bu filmde siz de varsınız https://www.evrensel.net/yazi/72284/bu-filmde-siz-de-varsiniz https://www.evrensel.net/yazi/72284/bu-filmde-siz-de-varsiniz? 40 yıl. Dün gibi ama değil. Her şey güllük gülistanlık olsaydı yazacaklarıma şaşırabilirdiniz ancak hiçbir şey size yabancı değil. Ne diyordu Avrupa’da dolaşan o koca sakallı hayalet? “Anlatılan senin hikâyendir.” Marx’ın bu sözü, Türkiyeli yazarların sadece yazılarında değil, yaşamlarında da bir ilke kırk yıldır. Kurucular da böyle yola çıkmışlardı. Kimler mi? Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Bekir Yıldız, Adnan Özyalçıner, Turgut Uyar, Leyla Erbil, Orhon Murat Arıburnu, Adalet Ağaoğlu, Tomris Uyar, Ali Özgentürk ve Nihat Behram. Adı: Türkiye Yazarlar Sendikası Doğum yeri: İstanbul Yaşı: 40 Bu kısa künyenin içinde yine darbeler, savaşlar, isyanlar… 68’in özgürlük rüzgârı, Fransa’dan Şili’ye, Arjantin’e, Türkiye’ye darbelerle dağıtılırken ülkede de on bir yürekl..]]> Thu, 18 Sep 2014 00:36:29 +0400 Kul Fakir ve yetim hakkı https://www.evrensel.net/yazi/72182/kul-fakir-ve-yetim-hakki https://www.evrensel.net/yazi/72182/kul-fakir-ve-yetim-hakki? “Biz çalışak siz de yiyin, / Yatın eşek sıpaları / Arkamızdan deli deyin, / Atın eşek sıpaları / Bir gün bitecek bu çile, / Meydana çıkacak hile / Memleketi bile bile / Satın eşek sıpaları.” Ne eğlenceli memleket! Âşık Kul Fakir’in “Satın Eşek Sıpaları” türküsünü Arguvan Türkü Festivali’nde çığırdıkları için Türkücü Kutsal Evcimen ve Sinan Güngör, Malatyalı AK Partililerin hışmına uğramışlar. Üzerlerine alınmışlar. AKP Malatya Milletvekili, iki fakir türkücüye, “Sanatçı müsveddeleri, soytarılar, yoncası fazla kaçmış eşekler.” demiş. Yoncası fazla kaçan eşek ne yapar? Uzun uzun anırır. Eşek bu, anırmayıp da ne yapacak! Vekilin hakaretinin eski başvekilin o anlı şanlı hakaretlerinden kalır yanı yok. İte atsan it, ata atsan at yemez. Ne et ne ot, zehir mi zehir! Yarası olan gocunur ..]]> Thu, 04 Sep 2014 00:11:39 +0400 Saksı mı, termos mu? https://www.evrensel.net/yazi/72081/saksi-mi-termos-mu https://www.evrensel.net/yazi/72081/saksi-mi-termos-mu? Devletin vitrinine saksı seçmiyoruz, vazo seçmiyoruz.” 10 Ağustos öncesi partisinin grup toplantısında böyle diyordu başbakan. 10 Ağustos sonrası sandıktan saksı, vazo değil termos çıktı. Termos ne yapar? İçine konan şeyi, her neyse o, sıcak ya da soğuk saklar? Isıtmak için termosun kapağı kapalı olmalı. Soğutmak için de öyle. Yeni cumhurbaşkanı, gündemi bazen sıcak bazen soğuk tutmayı iyi bilir. Ancak şimdilik termos dolmadı. Ülkede olay çok, ama termos neyle dolacağına karar vermiş değil. Vazo, kendini termos sanıyor. Bu kararsızlık da ondan. Hem öyle hem böyle. Zor iş. Başbakan, başbakanlıktan vazgeçemiyor. Öyle de demişti, şaşacak bir şey yok ama insan çayı da vazodan, saksıdan içemez ya! Termos lazım. Yüksek Seçim Kurulu da (YSK) böyle düşünüyor. Sen artık vazo, saksı değil termossun diyor. Görevlerini hatırlatıyo..]]> Thu, 21 Aug 2014 00:22:20 +0400 Cümbür cemaat https://www.evrensel.net/yazi/71987/cumbur-cemaat https://www.evrensel.net/yazi/71987/cumbur-cemaat? Cumhur Türkçesi halk, reis Türkçesi başkan. Halk başkanı. Hangi halkın? IŞİD’in, Hamas’ın, el Kaide’nin, Müslüman Kardeşler’in, İslami Cihat’ın… IŞİD’ciler İstanbul’un göbeğinde, Ömerli’de, Allah için cihat, başbakan için dirayet namazı kıldılar cümbür cemaat… Cümbür”, “cumhur”un milletin ağzında yuvarlana yuvarlana aldığı biçim. Yani “Milletin Adamı”, “cümbür”den reislik için rey istiyor. Ne reisi? Aile reisi, şirket reisi, cemaat reisi, parti reisi, çete reisi… Reisliğin bin bir çeşidi var. Kim kime yakışırsa o oluyor. Parti reisi; cümbürreisi olmak için, devlet bütçesi, cemaat zulası, millet sotası, yastık altı, gizli çekmece, örtülü ödenek ne varsa seferber ettiriyor. &Ccedi..]]> Thu, 07 Aug 2014 00:32:56 +0400 Bir Filistin yine var https://www.evrensel.net/yazi/71890/bir-filistin-yine-var https://www.evrensel.net/yazi/71890/bir-filistin-yine-var? Şiir, bir savaş uçağını düşüremez ama pilotunun düşüncelerini değiştirebilir.” diyor Filistinli Şair Mahmud Derviş. Ülkesi, sevgili Gazze’si yine bombalanıyor. Altta tanklar, üstte savaş uçakları kan döküyor. Derviş’in sözünü duymuş bir İsrailli savaşçı var mıdır, varsa düşünceleri ne kadar değişmiştir bilinmez ama görünen o ki Filistinli şairler yine kan ve gözyaşı arasında savaş ve barış şiirleri yazmayı sürdürecekler. Ne istiyorlar? Özgür Filistin. 1914’te kurulan ilk koloniyle işgale başlayan İsrail’in elinden topraklarını geri almak. Bu zor görünüyor ancak Filistinli şairlerin düşleriyle baş etmekse İsrail için daha da zor. Filistin’in 1967 yenilgisinden sonra yükselen kavga ve direniş şiirleri, yeryüzüne yepyeni şairler de tanıttı. Mahmud Derviş, Tevfik el Zeyyad ve Samih el Kası..]]> Thu, 24 Jul 2014 00:07:42 +0400 2 Temmuz 1619 https://www.evrensel.net/yazi/71778/2-temmuz-1619 https://www.evrensel.net/yazi/71778/2-temmuz-1619? Uzak tanışma anları, soluk renkler, uçucu kokular gibidir. Zamanla hayal meyal, kırık dökük bir iki görüntü, birkaç hüzünlü söz kalır bellekte. Ne olmuştur, neler konuşulmuştur pek önemi olmaz da tanıştığınız kişiyle kurduğunuz dostluğun serinliği sarıverir içinizi andıkça, anımsadıkça. Dostluk sürdükçe o tazelik de büyür gider. Asım Bezirci’yi de böyle tanıdım, dostluğumuz da daha doğrusu ağabey kardeş yakınlığımız da böyle sürdü gitti. Nereye kadar? Yirmi bir yıl öncesinin o kanlı yangınına kadar. Hani Behçet Aysan kardeşi de o yangında kalmadan çok önce “Sen bu şiiri okurken ben belki başka bir şehirde ölürüm.” demişti de sözünde durmuştu ya, öyle işte. Öncesinde de “Gidiyorum bu şehri bu yağmuru / bu düşleri / bu aşkı bu kavgayı bu kederi / size bırakarak.&rdqu..]]> Thu, 10 Jul 2014 00:32:52 +0400 Sonsuzluğun kum saati https://www.evrensel.net/yazi/71612/sonsuzlugun-kum-saati https://www.evrensel.net/yazi/71612/sonsuzlugun-kum-saati? Sanat ne kadar uzun Tanrım, hayat ne kadar kısa!” diyor Goethe. Hayatı uzatansa yine sanat değil mi? Bilim mi? O, yalnızca ölümü geciktirebilir, hayatı değil. Onu yaşayan, yaşatan sanatçılardır. Ressamlar, heykeltıraşlar, şairler, oyuncular… Onlar, hayatı yaşarlar, ölümü herkes yaşar. Ölümsüzlük, sanat yapıtının aradığı tek gerçekliktir. Ona da sanatçı düş gücüyle gider. Bilim insanları da aynı yolu yürürler. Bilimi de sanatı da gerçek kılan düş gücü değilse nedir ki? İkisi de insanı arar. Bulur mu? Belki. İnsanı ararken sonsuzluğu yakalarlar. Buldukları hem insanın hem de kendilerinin sonsuzluğudur. Altamira mağarasının duvarlarından bugün bilgisayarların duvarlarına yansıyan düş gücü, sonsuzluğun olduğu kadar uygarlığın da en önemli aynası olmalı. O aynanın yansıttığı ışıkla beslenir bilim de sanat da. Bilimin aydınlığı o..]]> Thu, 19 Jun 2014 09:13:18 +0400 Tevfik Fikret'in terazisi https://www.evrensel.net/yazi/71494/tevfik-fikretin-terazisi https://www.evrensel.net/yazi/71494/tevfik-fikretin-terazisi? Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman, beyaz bir karanlık ki gittikçe artan ağırlığının altında her şey silinmiş gibi bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki bakanlar, onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar! Ama bu derin karanlık örtü sana çok layık Layık bu örtünüş sana, ey zulümler sahası!” diyor bir sabah sise bürünmüş “kırk kocadan arda kalmış bakire azize İstanbul”a “bir tepeden” bakarken Tevfik Fikret. Sisle örtülen şehir değil, şehrin yazgısıdır şaire göre. Sis, bir simgedir yalnızca. Abdülhamit baskısıyla inim inim inleyen İstanbul’u sise bürünmüş bir karanlıkta görür şair. Her baskı dönemi böyledir. Şehirler, kasabalar sisin pusun içinde karanlıktadır hep. Yalan talan ayyuka çıkmıştır ve halk, o alacakaranlıkta iğne g&o..]]> Thu, 05 Jun 2014 00:06:48 +0400 Fıtrat ve tıynet https://www.evrensel.net/yazi/71388/fitrat-ve-tiynet https://www.evrensel.net/yazi/71388/fitrat-ve-tiynet? Sonra söyleyeceğimi önce söyleyeyim de lafı fazla uzatmayayım: Her şeyin yapısı, işleyişi fıtrata, kadere göreyse bu yüzsüzlükle, tıynetsizlikle ortalıkta adam kalmamalıydı. Ama cudamların kelamı, adamlardan bol... Reyhanlı’da halkın üzerine “destekli bombalar” yağdı. İşin fıtratı bu. Roboski’de yoksul Kürt çocukları “insansız hava araçları” ile vuruldu. İşin fıtratı bu. Tuzla’da tersaneler “ölüm gemileri” üretiyor. Her gün iş cinayeti, gün yirmi dört saat sömürü. Sömürenler, gemiciklerinden filolar, donanmalar kuruyor. İşin fıtratı bu. Soma’da yüzlerce madenci kardeşim “ölüm kuyuları”nda. Ucuz iş gücü, ucuz emek, ucuz ölüm. Taşeron sermayenin kasalarına dolan büyük servet… İşin fıtratı bu. Diyanet, isyan değil dua edin diyor. ..]]> Thu, 22 May 2014 00:07:29 +0400 Kültür suikastı https://www.evrensel.net/yazi/71269/kultur-suikasti https://www.evrensel.net/yazi/71269/kultur-suikasti? Hani Tayyip Efendi, şekeri zıplayınca olur olmaz yerde “Vandallar yine yaktılar, yine yıktılar” diyor ya, şu “vandal” kim ola ki diye sözlüğe yeniden bakayım dedim. Şöyle diyor devletin TDK’si: “Miladın başlangıç yıllarında yaşayan ve Roma İmparatorluğu ile yaptığı savaşlarda acımasızlığı ile ün salan bir Doğu Germen halkı.” Mecazı da şu: “Eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkan; bunların değerini bilmeyen kimse ya da halk.” İster gerçeğini alın, ister mecazını parmak iktidarı gösteriyor. 1 Mayıs bir savaş, İstanbul da bir savaş alanı değildi ama iktidar polis gücünü kullanıp güzelim şehri kuşattı ve halkına vandal Germenler gibi gün boyu saldırdı. Söze böyle girdim ama bu yazı, bir 1 Mayıs yazısı olmayacak. Geçen yılki yazımı okuyun, üzerine de kırk bin sivil, resmi, çevik, trafik, kasklı kasksız, Tomalı akrepli, yı..]]> Thu, 08 May 2014 07:14:03 +0400 İyilik kitabı https://www.evrensel.net/yazi/71156/iyilik-kitabi https://www.evrensel.net/yazi/71156/iyilik-kitabi? De ki onlara göğüs kafesinizdeki küçük boşluk, kalp yerine taşla doldurulmuşsa yönettiğiniz halk için yapacağınız hiçbir şey kalmamıştır. Onlar ki günahsız bir sabi sübyanı, gün görmemiş bir bebeyi hem öldürür hem kendi kavimlerine düşman kılarlar, aşağılatırlar, kargışlatırlar onlara ve kavimlerine biz yeni bir cehennem kuracağız, sizin inandığınız cehennemin ateşini söndürecek denli ağır ateşlerle kurulmuş bir cehennem… Ey imanlarını gündelik kinleriyle bezeyenler, iyi sözlerini öfkeyle, düşmanlıkla çar çur edenler bizim cehennemimize girdiğinizde kendi cehenneminiz sizin için bir ödül sayılacaktır. Ben sizi “insan” diye “halk” kıldım ama siz, kavminizi “biz” ve “onlar” diye ayırdınız ve yalnızca insana değil, bana da şirk koştunuz. Ben size buyurdum ki, “ Sizi topr..]]> Thu, 24 Apr 2014 00:05:05 +0400 Barbarlar yine gelmedi https://www.evrensel.net/yazi/71045/barbarlar-yine-gelmedi https://www.evrensel.net/yazi/71045/barbarlar-yine-gelmedi? Barbarlar bugün de gelmedi. Onları bekliyorlar, demiştim önceki bir yazımda. Her şeyi onlar çözebilirdi ancak. Gelmediler. Meydanlarda, iskelelerde, bahçelerde, bulvarlarda bekliyorlar. Gelsin de düze çıkarsın ülkeyi. Ama gelmiyorlar. Gelseler yasalar, gelenekler, tüzeler, alışkanlıklar yeniden çekilecek tenimize. Amel defterimiz silinecek. Ülkenin ufku ışıyacak. Onlar gelmeyince yönetenler görüyor onların işlerini. Biz barbarız, diyorlar. Mahkemeler, gazeteler, şirketler satın alıyorlar; paranın altın postunu seriyorlar altın tahtlara. Ülkenin bakanları, başbakanı, son bakanı, bar bar bağırıyor barbarları beklerken duyurmak istiyorlar seslerini. Barbarlar değil de halk duyuyor bu öfkeli sözleri, çığlıkları, yakarıları. Onlar siniyorlar. Sandıklar kuruyorlar şehrin büyük alanlarına. Yaralarınızı atın, diyorlar. Oy kağıtları değil, yaralarını atıyor şehir ahalisi sandıkla..]]> Thu, 10 Apr 2014 00:12:10 +0400 Picasso’nun hırsızı https://www.evrensel.net/yazi/70930/picassonun-hirsizi https://www.evrensel.net/yazi/70930/picassonun-hirsizi? Evimize hırsız girince “Hırsız var!” diye bağıramayacağız artık. Es kaza duyup da polis gelirse hırsızı değil ev sahibini götürüyor çünkü. İsnat ne? Başbakana hakaret! Hırsız denince Başbakan geliyor nedense akla. Her gün bir dava, her gün bir niza! Siz siz olun, hırsıza hırsız demeyin bundan böyle! Picasso’nun evine bir gece yarısı pencereden bir hırsız sızar. Yükte hafif, pahada ağır ne varsa üfürür. Pencereden atlayacağı sırada ressam, ay aydınlığında eline geçirdiği füzenle, bir parça kağıda hırsızın eşkalini çizer. Mal mülk değil de ışıkla gölge çekmiştir sanatçıyı. Birinin derdi para Birinin derdi hayal. Kim nereden bakarsa öyle görür hayatı. Neyse, ertesi gün elindeki eşkalle polis merkezine uğrar Picasso. Resmi verir. Polis müdürü, “Tamam efendim.” der. “Size bilgi veril..]]> Thu, 27 Mar 2014 00:08:02 +0400 Timsahın gözyaşları https://www.evrensel.net/yazi/70816/timsahin-gozyaslari https://www.evrensel.net/yazi/70816/timsahin-gozyaslari? Bernardin de Saint Pierre, Hintli Kulübesi’nde şöyle diyor: “Gerçek, eşi az bulunur bir incidir. Kötü kişi, kulakları olmadığı için bu inciyi takamayan timsaha benzer. İnciyi timsaha attınız mı süslenecek yerde onu yemeye kalkar.” Berkin çocuğu yediler. Oysa o, onları da süslemek için kaç ömrü olsa onlara vermeyi isterdi. Bırakmadılar süslesin diye onları. Onun gerçeği, bütün kötüleri de süsleyecek eşsiz bir inciydi. Ancak kötülükten kurdukları tahtlarını süsleyen, bu gerçek inciler değil, yapma ve acımasız yaşamlarına iliştirdikleri plastik vicdanlarıydı. Bu eprimiş süsü, dünyanın en değerli hazinesi sayıyorlardı. Naylondan kalplerine dolan kirli kanla sulanıyordu, ruhlarının bataklık çiçeği. Kendilerine atılan gerçek incileri önce o etobur, acımasız timsahlar gibi yutuyorlar, sonr..]]> Thu, 13 Mar 2014 00:34:35 +0400 Uyan B.E çocuk! https://www.evrensel.net/yazi/70696/uyan-be-cocuk https://www.evrensel.net/yazi/70696/uyan-be-cocuk? “Dönerler kırık anahtarlara / Uykularından uyandırılmış çocuklar.” demişim “Gök Yüzünü Yıkayınca”da. Çocuklara şiirler kitabımda. Yazıldığında B.E. çocuk uykuya yatmamıştı daha. Uzun uykusu bitecek elbet. Uyandıralım da uyansın da isterse dönsün kırık anahtarlara. Ne kadar kırılsa da açacağı bir kilit bulur o. Bir değil, bin kilit olsa vız gelir. Dünya, o çocukların hatırına dönmüyor mu? Kana baruta kesse de… Haramiler, soyguncular, katiller sarsa da dört bucağı. Onlar açacaklar Kırk Haramiler’in mağara kapılarını. Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte devler, cinler nasıl dursunlar ki onların önünde. Onları gizleyen harami başları da… Silinip gidecekler. Tarih, masal değil elbette. Gerçek, o denli çırılçıplak ki onun çıplaklığı utandırıyor bizi. Oysa utanacak neyimiz var ki? Çalmadık, ç..]]> Thu, 27 Feb 2014 00:05:44 +0400 Bir gül değil omzundaki https://www.evrensel.net/yazi/70578/bir-gul-degil-omzundaki https://www.evrensel.net/yazi/70578/bir-gul-degil-omzundaki? Bir baba, bir fotoğraf, mezra yolu. Kurt kuş kar altında. Babanın omzundaki bir rüzgâr değil, bir çuval. Ne taşıyor? Oğul ölüsü. Bir baba, bir fotoğraf, kasaba uzakta. Dağ taş kar altında. Babanın omzundaki bir gül değil, bir çuval. Ne götürüyor? Oğul ölüsü. Bir baba, bir fotoğraf, tipi dindi. Göze, çiçek kar altında. Babanın omzundaki gökyüzü değil, bir çuval. Ne götürüyor? Oğul ölüsü. Bir baba, bir fotoğraf, o sonsuz uğultu. Börtü böcek kar altında. Babanın omzundaki türkü değil, bir çuval. Ne götürüyor? Oğul ölüsü. Bir baba, bir fotoğraf, gün düştü. Uzak yakın kar altında. Babanın omzundaki yıldız değil, bir çuval. Ne götürüyor? Oğul ölüsü. *** Bir Yılmaz Güney, Nuri Bilge Ceylan görünt&..]]> Thu, 13 Feb 2014 00:12:54 +0400 Boğa hırsızın kazanında https://www.evrensel.net/yazi/70459/boga-hirsizin-kazaninda https://www.evrensel.net/yazi/70459/boga-hirsizin-kazaninda? Yunan Şair Yannis Ritsos’un şiiridir “Bir Saban, Tek Başına.” Ritsos, 1967 Albaylar cuntasının hışmıyla sürgünlerden sürgün beğenen bir büyük şair, dünya şairi. Bizim Nâzım’ın başına iktidarlar ne açmışsa Yunan kardeşi de ülkesinde faşizmden payına düşeni fazlasıyla almış. Mahpusluklar, sürgünler, ayrılıklar, yasaklamalar… Bu şiiri de cuntayla aynı yıl doğar. O günün zalimlerini değil de başını melanetten kaldıramamış, zorba kara düzenin, adaletsizliğin, soysuzluğun, yolsuzluğun, hırsızlığın, karmaşanın gemi azıya aldığı herhangi bir zamanda, herhangi bir ülkede, herhangi bir kötülüğü, başıboşluğu yazmış sanki. O gün Yunanistan, bugün Türkiye, yarınsa kim bilir neresi? Şairlerin öngörüsü işte! Gününü yazarken yarını da söylemek… İyi şairlerin gücü, böyle anlaşılır. C..]]> Thu, 30 Jan 2014 00:11:52 +0400 Baş şiirle tartılır https://www.evrensel.net/yazi/70342/bas-siirle-tartilir https://www.evrensel.net/yazi/70342/bas-siirle-tartilir? Bazı kuşlar uyurken başlarını kanatlarının altına gömermiş, yüreklerinin sıcaklığını duymak için. Kuşlar ayakta uyurlar, buldukları tek dal, yuvalarıdır onların. Böylesi şairleri seviyorum. Kanatlarının altında uyuyan şairleri... Onlar için mal mülk, tünedikleri o tek daldır. Orada dinlerler yüreklerinin tıpırtısını. Şiir, kanadın altındaki o sıcaklıktan doğar. O yalınlık, o sıcaklıktır onlara şiiri söyleten. Yazmaksa sonra gelir. Kaza kurcalaya belleğe oturan şiiri her kalem yazabilir. Öncesi şairin işidir, sonra kağıdın kalemin. Onlar olmasa da olur. Tek mekan, şairin belleğidir. Orada yazılır şiir. Kağıdı, kalemi, sümeni, dosyası şairin belleğidir. Şair, belleğini çalışma odası gibi kullanmalıdır. Bazen her şey yerli yerinde, tozu alınmış, ak pak bazen de bir yangın yeri... Bu gelgitten doğar şiir. Şairin ruhu da öyle değil mi? Evcil ve vahşi. Hangi halin hangi şiir yazdıracağını ne şiir bilir ne de şair..]]> Thu, 16 Jan 2014 00:46:52 +0400 Kuyruklu bilmece https://www.evrensel.net/yazi/70218/kuyruklu-bilmece https://www.evrensel.net/yazi/70218/kuyruklu-bilmece? Bir kediyi kuyruğuyla oynarken gördünüz mü? Yakalayabilmek için kan ter içinde fır döner önce, sonra da yarım ağız tutar bırakır. Isırmaz. Başı dönene kadar yakalar salar, salar yakalar. Kuyruk yorulmaz, kedi yorulur. Kedi döner, kuyruk ondan önce döner. . Ağzı yüzü kir içinde de olsa kuyruğundaki pirelerle didişir. Kedinin yalanıp temizleyemediği tek yeri yüzüdür. Fır fır eder topaççık Kuyruğu yandı azıcık. Kim kedi, kim kuyruğu bu bulmacıyı da siz bulun artık! Ahmet Rasim’in “Şehir Mektupları”ndan okumuştum. Meşhur Filozof Voltaire’in “Mikromega”sını Fransızcasından okuyanlar veyahut Türkçeye tercüme edilmişini gözden geçirenler mutlaka pireye mikro, file mega derler. Yani pire büyümüş büyümüş fil olmuş, fil küçülmüş küçülm&u..]]> Thu, 02 Jan 2014 01:06:39 +0400 Fırça ve kalay https://www.evrensel.net/yazi/70087/firca-ve-kalay https://www.evrensel.net/yazi/70087/firca-ve-kalay? Nasıldı söz? “Açtırmayın benim bayramlık ağzımı.” Ne oluyor açılınca? Kötülükler, Pandora’nın kutusu gibi dökülüp saçılıveriyor ortalığa! Açıldığı yer de önemli. Bir statta elli bin kişi hakemin, oyuncunun anasının danasının kulaklarını çınlatıyorsa başka, iş yerinde patron usta yamağına, minibüste şoför yolcuya, yolcu, şoföre sıralıyorsa başka. Evde koca karısına, kadın çocuğuna sövüyorsa başka, Mecliste bakan vekile, vekil bakana saydırıyorsa başka. Özel alan, kamusal alan diyelim! Savur savurabildiğin kadar… Küfür, ev baklavasıyla çarşı baklavası gibi bir şeydir! Yiyen bilir. Kıvamlısı var, kıvamsızı var, katmerli yufkalısı, cevizlisi, fıstıklısı, kaymaklısı… Merdanelisi, oklavalısı… İster evde aç, ister mecliste… Bazı sövgüler de neredeyse yüceltme sayılırmış eskiden...]]> Thu, 19 Dec 2013 00:30:34 +0400 Afyon patlaması https://www.evrensel.net/yazi/69972/afyon-patlamasi https://www.evrensel.net/yazi/69972/afyon-patlamasi? Başbakan, Araklı’da konuşuyor. “Benim kızımın imam hatipte okuyamama durumu vardı. İnanabiliyor musunuz? Ben kızımı Araklı’ya gönderdim. kimseye duyurmadan. İlk defa açıklıyorum. Burayı bitirdikten sonra da yurt dışına gönderdim. Gitti ABD’de okudu. Gitti İngiltere’de mastırını yaptı. Demek ki başörtülü de okuyabiliyormuş. Şimdi Amerika’da.” İnandık. Dershanelerin fırsat eşitsizliği yarattığını, yoksulların okuyamadığını, zenginin horozunun bile yumurtladığını anlatırken söylüyor bunları. Önce Araklı, sonra Amerika… Çok çekmiş Sümeyye kızımız! Maltepe’de bir dershanede tedrisattan geçtiğini de benden duymayın. (Dershanelerin bu toz duman içinde kapatılamayacağını ise geçen yazımda benden duymuştunuz. Öyle de oldu. İktidarla cemaatin dershane maçı, uzatma penaltılarına kaldı.) Bay başkan, İstanbul Şehremaneti şerifiyken oğlu A..]]> Thu, 05 Dec 2013 00:08:05 +0400 Sakalımı kestirmem https://www.evrensel.net/yazi/69858/sakalimi-kestirmem https://www.evrensel.net/yazi/69858/sakalimi-kestirmem? Şu “kızlı erkekli meselesi”ni yazayım derken dershaneler ve “Diyarbakır düeti” çıkıverdi ortaya. Şivan’la İbo, Tayyip’le Barzani… Meğer aşkları Arzu ile Kamber, Yusuf ile Züleyha, Kerem ile Aslı hikâyeleri gibi bir aşk hikâyesiymiş de bizim haberimiz yokmuş. Biraz koklaştılar, biraz ağlaştılar ve “Doğu meselesi” çözüldü. Başbakan, “iki gözüm”ün kulaklarını çınlattı, şiirler okudu. Ahmet Kaya’nın kemikleri sızladı. Emine Hatun, Vezir Bülent iki gözü iki çeşme… İnandık. Darkapı’da Mardinkapı’da Suriçi’nde “mapusane çeşmesi yandan akıyor yandan” “kaleden kaleye şahin uçurdum” türküsü. Bismil’de ise Zaloğlu Rüstem, Malkoçoğlu, “Estargon Kalesi.”, “Yine de şahlanıyor aman, kolbaşının kıratı.” ..]]> Thu, 21 Nov 2013 00:07:46 +0400 Meclis, Mescit ve yüzme havuzu https://www.evrensel.net/yazi/69742/meclis-mescit-ve-yuzme-havuzu https://www.evrensel.net/yazi/69742/meclis-mescit-ve-yuzme-havuzu? Ecevit başbakan, Erbakan yanbakan. Milli Selamet Partisi Genel Başkanı. Kanlı, kansız devrim tartışmalarından önce. Hoca Efendi’nin kadayıfı kızartmak için ocağın altını yaktığı yıllar. Karaoğlan, bir gezi için Avrupa’ya uçuyor. Ülke vekaleten, selameten Erbakan’a emanet. Vekil Başbakan, fırsatı ganimet bilip sıvıyor kolları. İç temizlik, kaba temizlik derken sıra sanat sepet işlerine geliyor. İlk işi de Ecevit’in Heykeltıraş Gürdal Duyar’a Cumhuriyet’in 50.yıl anısına yaptırdığı “Güzel İstanbul” heykelini, Yıldız Parkı’na ücra bir köşeye sürgün etmek oluyor. Duyar, İstanbul’un çekiciliğini bir kadın heykeliyle simgelemiş. Dinen caiz olmayan bu heykel, arzı endam ettiği Karaköy Meydanı’ndan “ahlaka mugayir” gerekçesiyle koparılıp parka “mecburi iskân”a gönderiliyor. Bir bavul cinayetine ..]]> Thu, 07 Nov 2013 08:57:34 +0400 Sultanım, yağmur yağacak https://www.evrensel.net/yazi/69631/sultanim-yagmur-yagacak https://www.evrensel.net/yazi/69631/sultanim-yagmur-yagacak? Sultanhamit Hazretleri’nin burun azameti dillere destandır. Okkalı, kemerli burnundan ötürü alınganlığı, buluttan nem kapmışlığı da öyle. Bir sabah vezirlerinden biriyle sarayın verandasından Kadıköy ufuklarında kararıp giden bulutlara dalmışlarken vezir efendi, “Sultanım, hava karardı.” deyiverir. Sonra da seyreyleyin gümbürtüyü. -Vay, sen bana ördek dedin. Zavallı vezir neye uğradığını şaşırır: -Sultanım, nereden çıkardınız? -Kuşluk vakti hava kararınca ne olur? -Yağmur yağar. -Yağmur yağınca ne olur? -Ne bileyim, göller gölcükler oluşur. Sultan Hazretleri, “Eee, oralarda kimler yüzer?” deyince vezir, dilini, kavuğu yoklar ve susar. Kelle Nereden geldi bu öykü aklıma? Kimi insanların alınganlığı, akıllarıyla ölçülür. Anlamadıkları her söze kızarlar veya küsüverirler. Bu köşedeki ilk yazımın ba..]]> Thu, 24 Oct 2013 09:50:32 +0400 Baltalar elimizde https://www.evrensel.net/yazi/69525/baltalar-elimizde https://www.evrensel.net/yazi/69525/baltalar-elimizde? Geçen yazımda kızım Yazı’nın kısa eğitim yolculuğundan söz etmiştim. Şimdi de yarım yüzyıl önceye döndüm. O zaman adı ilkokuldu. İlkokulun ilk veya ikinci yılındayım. “Belirli günler ve haftalar”dan birinde, “Orman Haftası”nda bir müsamereye hazırlanıyoruz. Günlerce elimde teneke bir baltayla ve belimde koca bir urganla dolaştığımı anımsıyorum. Provalar için. Sahneye çıkacağız, üç beş kopil heyecanla oradan oraya koşturup duruyoruz. Yapacağımız da ne ki! O zamanın moda okul şarkılarından birini sahnede söyleyeceğiz: “Baltalar elimizde / Uzun ip belimizde / Biz gideriz ormana / Hop ormana. / Yaşlı kütük seçeriz / Testereyle biçeriz.” Dört beş dizelik bir şarkıya değil de Shakespeare’in “Kral Lear”ına, Sofokles’in Antigone’sine hazırlanıyoruz sanki. Ezberler, provalar, nazlar, kaprisler… ..]]> Thu, 10 Oct 2013 06:00:51 +0400 Gazanız mübarek olsun! https://www.evrensel.net/yazi/69002/gazaniz-mubarek-olsun https://www.evrensel.net/yazi/69002/gazaniz-mubarek-olsun? Birden bir esinti, serinlik, sanki çiçeklerden bir yaz yağmuru / Karşıda boynuma doladığım mendil kadar bir deniz / parkta el ele dolaşan çocuklar gibi gemiler.”Kızım Yazı, Refik Durbaş’ın “Çaylar Şirketten”ini, bu güzelim kitaptan bu güzelim dizeleri okuyacak yaşta değildi henüz. Dört ya da beş yaşında. Şiir yazacak yaşta da değil. Ancak şiir söyleyecek zamanda. Hadi, benim mırıldanmalarımdan, sayıklamalarımdan etkileniyor diyelim. Bir yaz günü. Yukarıda mendil kadar bir gökyüzü, karşıda avuç içi kadar bir deniz. Bizimki çalışma odamda bir sandalyeye tünemiş kendi kendine konuşuyor, ben yan odadayım, büyükanne salonda. “Deniz deniz, kız kardeşim ol. Gel otur yanıma, saçını tarayayım.” Yalnızlık, şaire ettiğini o yaşta bir çocuğa da ediyormuş demek ki! Odada yalnız. Coşmuş gidiyor. Denizi çağırıyor, bulutlarla ko..]]> Wed, 25 Sep 2013 17:05:00 +0400 Tarlakuşları ve kargalar https://www.evrensel.net/yazi/67727/tarlakuslari-ve-kargalar https://www.evrensel.net/yazi/67727/tarlakuslari-ve-kargalar? İtalya'da tarlakuşlarını hiç durmamacasına öttürmek için, ateşle kıpkızıl kızartılmış topluiğne uçlarıyla cızz diye bir gözünü, cızz diye öteki gözünü yakarlar. İki gözü kör olan tarlakuşunu bir kafese koyarlar. Mavi, açık, duru göklerde özgür uçmaya alışkın kuş, ilk önce, gözlerini örttüğünü sandığı kapkara paçavrayı tırnaklarıyla parçalamaya çabalar ve zavallı, kendini bir kat daha yaralar. Karanlığın gözüne yapışan bir paçavra, bir is ya da kurum değil, bir zindan gece olduğunu anlayınca, kanat hızıyla geceyi aşmaya, güne güneşe ulaşmaya çabalar, acır acır. Kara gece, aşılmaz bir duvardır. Uçucu kanatlardan kat kat güçlü, iç hızıyla ötmeye koyulur, öter öter." "Mavi Sürgün"ünde böyle diyor Cevat Şakir. Hi&cced..]]> Thu, 12 Sep 2013 18:42:17 +0400 Eski bir yol hikayesi https://www.evrensel.net/yazi/66343/eski-bir-yol-hikayesi https://www.evrensel.net/yazi/66343/eski-bir-yol-hikayesi? Trenin penceresinden, yeşile kesmiş köyler, Nazilli basmalı pencereler ve uzaklarda balkıyıp duran bir yaz güneşi akıp duruyor. Az önce kompartımana giren hacı eşraf, dağa taşa üfürdükten sonra biletini buluyor, kondüktöre uzatıyor. Görevli, bir cerrah titizliğiyle bileti, kesiyor ve hacıya veriyor. Hacı eşraf, ayakkabılarını çıkarıp kanepeye uzanıyor. Odanın kapısı yeniden açılıyor, bir simitçi çocuk giriyor içeri. Hacı, çocuktan bir simit alıyor ve iş olsun diye çocuğa, günde kaç simit sattığını, bayatlayan simitleri ne yaptığını, kaç para kazandığını filan soruyor. Çocuk, fazla konuşmuyor. Kısa, net karşılıklarla hacının laf salvosunu savuşturuyor. Sonra bana geliyor sıra. Yolculuk gereğince nereli olduğumu soruyor önce, sonra da ne iş yaptığımı. “Niğdeliyim, yazarım.” diyorum kısaca. Memleketimi anlıyor da mesleğimi anlamadığını gözlerini de..]]> Wed, 28 Aug 2013 17:00:26 +0400 Ben de terör kampındaydım https://www.evrensel.net/yazi/64983/ben-de-teror-kampindaydim https://www.evrensel.net/yazi/64983/ben-de-teror-kampindaydim? İsnat edilen suç: Şiir, müzik, tiyatro, felsefe, heykel, resim gibi yasa dışı faaliyetlerde bulunmak suretiyle halkın toplumsal huzurunu, bozmak; devletin güvenliğini tehdit etmek ve hükümeti silahsız ama son derece tehlikeli bir yolla devirmeye teşebbüs etmek. Suç aletleri: Kâğıt kalem, kitap defter, gitar davul, murç pastel, divit hokka… Suç mahali: Çadır, hurç, uyku tulumu gibi halkın gelenek-göreneklerine aykırı kökü dışarıda uyku malzemeleri kullanarak toplumun alışılmış istirahat ve tatil alışkanlığını bozan birtakım yaz kampları, çapulcu mekânları. Adı geçen mekânlarda, adı geçen malzemelerle “Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmeye veya anayasayı tağyir, tebdil ve ilgaya…” Pardon, bu o ünlü eski TCK 141-142’ydi. Huylu huyundan vazgeçmiyor, şimdi TMK var..]]> Wed, 14 Aug 2013 17:29:10 +0400 Masal masal matitas https://www.evrensel.net/yazi/63623/masal-masal-matitas https://www.evrensel.net/yazi/63623/masal-masal-matitas? Yeryüzünün soylu masalcılarına… -Gözlerin neden bu kadar büyük büyükanne? -Seni daha iyi gözetleyebilmek için! -Kulakların neden bu kadar büyük büyükanne? -Seni daha iyi dinleyebilmek için! -Ağzın neden bu kadar büyük büyükanne? -Seni ve halkı daha iyi yutabilmek için! Masalı bilirsiniz. Kurt, Kırmızı Başlıklı Kızı yutacak ve iyi kalpli bir oduncu nacakla kurdun işini bitirecek, kızı kötü kalpli kurdun karnından çıkaracak ve Tavşan Ormanı huzura erecek. Çıkaracak mı? Tavşan Ormanı’nın dört yanı yüzyıllardır kurt doluymuş. Orman halkı birinden kurtulsa ötekinin kucağına düşüyormuş. Memleketin birinde de Kırmızı Başlıklı Kız’ın Tavşan Ormanı’na benzer bir orman varmış. Bu ormanda da zulümperver bir padişah yaşarmış. Bu ormanın padişahıysa kurtları salıp taşları bağlıyor, tavşanlar parçalandık&ccedi..]]> Wed, 31 Jul 2013 18:15:20 +0400 Satır ve satır https://www.evrensel.net/yazi/62246/satir-ve-satir https://www.evrensel.net/yazi/62246/satir-ve-satir? “Kırk katır mı kırk satır mı?” Şair, yazarken bu soruyu sorar mı? Ölümlerden ölüm beğen, der mi kendine? Sormaz elbette ama bir şiirinden, sivri dilinden ötürü urgana çekilmiş, derisi yüzülmüş, boğdurulup bir çukura atılmış, horlanıp aşağılanmış, işkencelerden geçmiş, sürgüne gönderilmiş, zindanlarda çürütülmüş şairlerle doludur uzak yakın şiir tarihimiz. Nefî, Şeyhî, Seyyid Nesimi, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Nâzım Hikmet, Rıfat Ilgaz, Neyzen Tevfik, Can Yücel… Daha kimler kimler… Yunus Emre’nin bile ilahilerinden ötürü Kanuni’nin Şeyhülislamı Ebusuud Efendi’nin “katli vaciptir” fetvasına uğradığını bilmez miyiz? Divan ve halk şiirimizde taşlamalarıyla, hicviyeleriyle, çağdaş şiirimizde satirleriyle iktidarların hışmına uğramış şairler saymakla bitmez. Şiirden ..]]> Wed, 17 Jul 2013 15:36:53 +0400 Nerem doğru ki! https://www.evrensel.net/yazi/61086/nerem-dogru-ki https://www.evrensel.net/yazi/61086/nerem-dogru-ki? Bektaşi, caminin köşesinde avuç açmış bir yoksul görür. Dilencinin iler tutar yeri yoktur. Ağzı bir tarafta, burnu bir tarafta, kol çolak, ayak küt, baş mekik palanga… Acır adama. “Be Müslüman sana verecek param yok, ben de senin kadar zil zurna yoksulum ama dilersen koynumda bir iki damla şarabım var, bir damlasını sana verebilirim.” Dilenci sağ gözünü belertir, sağ gözünü çökertir, diklenir. “Yoo!” der, “Zinhar, hâşâ, sümme hâşâ, düşmanın gözü çıksın…” “Niye?” der Bektaşi. “Allah çarpar!” Bu kez de Bektaşi’nin tepesi atar. “Yahu iyi ya, bırak çarpsın, çarparsa düzelirsin belki!” Niye anlattım bu fıkrayı? Hani deveye sormuşlar, boynun neden eğri, nerem doğru ki demiş ya, bu sözü söylemekti niyetim. Bu fıkra takı..]]> Wed, 03 Jul 2013 12:07:37 +0400 Ya öp ya ısır https://www.evrensel.net/yazi/59840/ya-op-ya-isir https://www.evrensel.net/yazi/59840/ya-op-ya-isir? Zağarın biri bir tavşan yakalamış, sağına çevirip öpüyor, soluna çevirip ısırıyormuş hayvanı. Öyle böyle derken zağarın keyfi yerinde ancak tavşancık inim inim inliyormuş. Sonunda bir oraya bir buraya devrilmekten bizar tavşan, dayanamamış ve belalısı avcı uşağına seslenmiş: “Yahu, ya öp ya ısır da dost musun, düşman mısın anlayayım!” On altı gündür bir öyle bir böyle sözleriyle bir öpüp bir ısırarak, bir sarıp bir kötekleyerek tavşanın canını çıkardılar ve olan oldu. Şimdi tüm tavşanlar sokakta. Onlar yine de tavşana kaç tazıya tut, diyorlar. Kendi seçmenini yüreklendirmek için yaptığı Sincan ve Kazlıçeşme mitinglerinden anlaşıldı ki AKP oyun bozmayı seviyor. Gezi Parkı’nda güzel güzel oynayan çocukların oyunlarının yarım kalacağı iktidarın iki şehre astığı afişlerden anlaşılıyordu. Ne diyordu afişler, pankartlar:”Mi..]]> Wed, 19 Jun 2013 10:48:31 +0400 O kedi buraya gelecek! https://www.evrensel.net/yazi/58678/o-kedi-buraya-gelecek https://www.evrensel.net/yazi/58678/o-kedi-buraya-gelecek? Dört gündür eve bucağa uğramadım. Taksim, Beşiktaş, Kadıköy… Biber gazı, portakal gazı, su, panzer, TOMA derken eve ancak dün sabah girebildim. Hazır girmişken kahvaltı edeyim dedim ama gördüm ki mutfağın da Taksim Meydanı’ndan farkı yok. Tencere tava, hep aynı hava. Bulaşıklar dağ olmuş, dolapsa tam takır kuru bakır… Fare düşse başı yarılır. Fare demişken bir fareye alkole dayanıklılık deneyi yapıyorlar. Önce bir bardak bira verirler hayvana. Bizimki birayı içince pelteleşip mayışır, bir iki cıyaklayıp sızıp kalır. Sonra bir kadeh şarap… Hayvan kadehi devirince başlar dans etmeye, deneyciye kur yapmaya, tatlı tatlı konuşmaya. Artından da bir kadeh susuz rakı… Son yudumu alınca da şöyle bir dikilir ve elini masaya indirerek aslan gibi kükrer: “O kedi buraya gelecek!” Aslan sütünün üstüne bir haftadır gaza dumana boğulan fareler, o kediyi arıyor ama kediy..]]> Wed, 05 Jun 2013 11:22:15 +0400 Ayran ayarı https://www.evrensel.net/yazi/57512/ayran-ayari https://www.evrensel.net/yazi/57512/ayran-ayari? Bezirgan züğürtleyince eski defterleri karıştırırmış. Hele bir de kirli çıkıysanız o defterde neler yoktur neler! Şu ayranı ben de bir karıştırayım dedim. Hani birdenbire şu “milli içkimiz” kımızdan sonra ünlü olan yoğurtla cacığın hısım akrabası “milli içkimiz” ayranı... Vaka eski aslında. Kağıtlar, dosyalar, kitaplar derken, defterlerimin birinin arasından sararmış bir bildiri düşüverdi ayağımın ucuna. Bugünler için saklamışım. 27 Mart 1994 belediye seçimlerinin üç hafta öncesinde Refah Partisi Taksim Şubesi antediyle, imzasıyla gönderilmiş. Gönderen: Refah Partisi Taksim Şubesi, Alıcı: Levent’te bir şarap restoranı. Konu: Ayran iç, akıllı ol ayarı. 2 Temmuz gerici kalkışmasından yaklaşık bir yıl sonra. O yıl, “Allah’ın izni ve Peygamber efendimizin verdiği iman gücü ve iman bütünlüğü sayesinde” se&cced..]]> Wed, 22 May 2013 10:46:48 +0400 Alçak mı, çukur mu? https://www.evrensel.net/yazi/56290/alcak-mi-cukur-mu https://www.evrensel.net/yazi/56290/alcak-mi-cukur-mu? Masal masal matitas… Şehrin büyük meydanlarından birinde büyük mü büyük bir çukur varmış. Bu çukura her gün üç beş kişi düşüp telef olur ya da hastaneye karga tulumba, yayan yapıldak yetiştirilirmiş. Masal ya da fıkra bu ya, günün birinde şehrin ileri gelenlerinden ikisi ve bizim Temel bir “çukur zirvesi” için toplanmışlar. Önce ak sakallı ekabirlerden biri almış sözü: “Çukurun yanında bir ambulans bekletelim, düşenleri tez elden hastaneye yetiştirsin.” Sonra ikinci akil buyurmuş: “Çukurun yanına bir hastane yaptıralım, düşenleri hastaneye yetiştirmek için zaman da yitirmeyiz.” Söz Temel’e gelince bizimki de şöyle demiş: “Bu çukuru kapatalım, hastanenin yanına yeni bir çukur açalım, düşenleri hastaneye yetiştirmek daha kolay olur.” *** Kimse &cce..]]> Wed, 08 May 2013 11:07:25 +0400 Vicdan, şairin evlatlığı mı? https://www.evrensel.net/yazi/53890/vicdan-sairin-evlatligi-mi https://www.evrensel.net/yazi/53890/vicdan-sairin-evlatligi-mi? Sait Faik’in “Kriz” öyküsünün “içini kemiren bir acayip rahatsızlıkla İstanbul sokaklarında dolaşıp duran” Necmi’si, yıllarca kendi kendine sorduğu o korkunç soruyu durup dururken bir arkadaşına da soruverir: “Luvr Müzesi yanıyor, ya Jokond ya küçük bir zenci çocuk kurtarılabilecektir. Siz olsanız hangisini kurtarırsınız?” Dostundan, “Çocuğu kurtarırdım, sadece insan olduğu için…” karşılığını alınca, avareliğin de bir sonu olduğunu anlar ve yaşama sıkı sıkıya sarılır. Serseriliği bilince dönüşür. “Edebi eserler, insanı yeni ve mesut başka, iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye, kurmaya yardım etmiyorsa neye yarar?” diye düşünür ve “Bir şimşek ışığı gibi mavi ziyalı bir lirizmle dolduğunu ve mevcudiyetinin aydınlandığını, içinin bir ışıkla bütün karanlıklardan sıy..]]> Wed, 10 Apr 2013 10:19:00 +0400 Devekuşu https://www.evrensel.net/yazi/52666/devekusu https://www.evrensel.net/yazi/52666/devekusu? Devekuşuna sorarlar: “Sen kuş musun, deve misin?”, “Kuşum.” “Kuşsan uç da görelim.” “Ben uçamam, deveyim.” “Deveysen yük taşı da anlayalım develiğini” dediklerinde de “Ben kuşum” der yeniden. Türkiye aydınının hali melali budur. Başlarını kuma gömerek yaşarlar, diyeceğim ama öyle değilmiş. Geçenlerde yapılan bir araştırmaya göre devekuşları düşmanlarını gördükleri için başlarını kuma gömmezler, kulaklarını toprağa yaslayıp tehlikeyi sezmeye çalışırlarmış. Pabucun pahalı olduğunu anlayınca da tavana kuvvet… Aydınımız da devekuşuna benzemiyor mu? Zoru zararı gördü mü kodunsa bul! Üniversiteler hop oturdu hop kalktı, Roboski’nin yıldönümü, duymadım! Şişe-cam, ulaşım, tekstil, sağlık işçileri ayaktaydı! Sendikalar basıldı, kadına yönelik şiddet, gazetelerin üç&uum..]]> Wed, 27 Mar 2013 10:47:36 +0400 Köle ve balta https://www.evrensel.net/yazi/51468/kole-ve-balta https://www.evrensel.net/yazi/51468/kole-ve-balta? Makedonya Kralı yüce Philip’in dumanı tepesindedir. Oğlu Büyük İskender’in hocası Aristo’ya köpürür: “Seni oğluma öğretmen tutacağıma bir köle tutsaydım.” Aristo, gülümser: “O zaman iki köleniz olurdu efendim!” Nikitin, köle düşünmesiyle, konuşmasıyla ayrılır baltadan dese de kölenin eğiteceği insan yine köledir. Baltanın sapıysa işlenmemişse sap değil, odundur. Eğitim özgürlüktür! Gençleri aydınlatmakla suçlanan Sokrates’i egemenler ölüme mahkum ederler. Karısı, “Ah zalimler seni haksız yere ölüme gönderiyorlar.” deyince Sokrat, “Ya haklı olsalardı, daha mı iyi olurdu?” karşılığını verir. Sonra da dostu Krito’ya seslenir: “Ey Krito, Esklapios’a bir horoz borçluyuz, kurban etmeyi sakın unutma!” Baldıran zehrini içer ve ölüme gider..]]> Wed, 13 Mar 2013 10:51:48 +0400 Yaşasın kötülük! https://www.evrensel.net/yazi/50117/yasasin-kotuluk https://www.evrensel.net/yazi/50117/yasasin-kotuluk? Yağmur yağıyordu. Taş binanın çatısındaki güvercinler ve kırlangıçlar, silah seslerinden önce uçmuştu. Bir daha dönmemek üzere… İçeridekiler, kırlangıçlardan tez canlıydı ama kıstırılıp kalmışlardı bu odada. Sokak, gündelik giysileri içindeydi. Onlarsa her günkü alışveriş dilleriyle konuşuyorlardı. Sıradan bir gündü işte! Geliyorlar, öldürüyorlar ya da her yeri darmadağın ediyorlar, sonra da kapıyı çarpıp çıkıyorlardı. Tadı tuzu kalmamıştı hiçbir şeyin. Hep çatışma bekliyorlardı, biraz sarsıntı, kanlarını soğutacak birazcık korku… Kahramanlıklarını kutsayacak bir karşı duruş, onları daha da kıvançlı kılacaktı. Ama olmuyordu, ne yapsalar olmuyordu. Kıyımlardan sonra balkonlara asılan bayraklar, “yaşasınlar” ve “kahrolsunlar” arasında damarlarına yayılacak birkaç dakikacık o kanlı haz, önemli bir simge,..]]> Wed, 27 Feb 2013 11:13:44 +0400 Can sıkıntısı https://www.evrensel.net/yazi/48926/can-sikintisi https://www.evrensel.net/yazi/48926/can-sikintisi? Kaynanasını doğrayan gelin, yavuklusunu şişleyen delikanlı, dalak, şirden, işkembe… ustasının ensesinde boza pişiren çırak… Kazıklı Voyvoda, Samatya canavarları, Testere, Hannibal Lecter, Doktor Moro, Frankeştayn, Drakula… Sünnet çocuklarının ellerinde ışık saçan lazerli uzay silahları, plastik, bakalit tabancalar, maytaplar, fişekler, kız kaçıranlar … bilgisayarda savaş oyunları, vampir öyküleri, beyaz camda cin peri, ak sakallı ihtiyar, zombi, Rambo dizileri… Boston’da, Osetya’da taranan ilkokul, lise, Madrid’de bombalanan metro, Paris’te basılan büro, Eruh’ta kafatası fışkıran vadi, Uludere’de bombalanan köy, Zeytinburnu’nda satırla, saldırmayla basılan düğün salonu, 2 bin 500 polisle, panzerle, robocopla, biber gazıyla, topla tüfekle işgal edilen üniversite, Arkadaşlarını kurşuna dizen asker, ölüme teskere bırakan kışla, Ci..]]> Wed, 13 Feb 2013 09:22:21 +0400 Our boys ve bizim eşekler https://www.evrensel.net/yazi/47738/our-boys-ve-bizim-esekler https://www.evrensel.net/yazi/47738/our-boys-ve-bizim-esekler? Darbenin baş paşası, 19 Ocak 1979 tarihli Genel Kurmay Başkanlığı Sıkıyönetim Koordinasyon Toplantısı’nda emniyetin amme asayişini sağlayamamasından yakınırken II. Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı yerle yeksan edişine değinerek şöyle buyurmuş: “II. Mahmut Yeniçeri Ocağı’nı kaldırıp yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye kurulmuştur ve yeniden uzmanlar getirilmiş ve uzmanlar orduyu yetiştirmiştir. O halde ben derim ki emniyet müdürlüğü teşkilatına, vilayetlere Amerikalıların bize verdiği uzmanlarla ekipler gelecek. Bir süre 3 ay, 6 ay, 1 sene bunları yetiştirecekler, kurslar açacaklar, yeni teknikleri öğretecekler. Ancak biz bu teşkilatı böyle yola koyabiliriz ve onların işe yaramaz dedikleri adamları atmak lazım.” Bu çok “gizli” ve çok ciddi toplantı tutanağının bu cümlelerini okuyunca bir eşek hikâyesi düşüverdi aklıma. Köyün birinde..]]> Wed, 30 Jan 2013 11:59:19 +0400 Afiyet olsun! https://www.evrensel.net/yazi/46542/afiyet-olsun https://www.evrensel.net/yazi/46542/afiyet-olsun? Pasta alır mısınız? Meyveden de buyurun! Karnıyarık, mantar sote, alinazik, bumbar, analıkızlı, şakşuka, şehriye, mücver, çılbır… Bolu Bol Kepçe Lokantası’nın, Mengen Kırık Tabak Aşevi’nin menüsü mü? Hayır! Ne peki? Bir anaokulunun ayet okuma ödül yemeği! “Bolu’daki Özel Lale Bahçesi Anaokulunda 3-5 yaş arasındaki çocuklara kaçak Kur’an-ı Kerim dersi verildiği öğrenildi” …“Anaokulu öğretmenlerinin, öğrencilerin Arapça harf öğrenimi konusunda motivasyonunu arttırmak için Kur’an-ı Kerim pastası kestikleri belirtildi.” Pasta çilekli mi, vanilyalı mı, çikolatalı mı, kaç ayete kaç dilim… Haberde yok! Haber sürüyor: Öğretmen, öğrencinin defterine bir de pusula iliştiriyor: “Allahümme İnna Nesteinüke duasından 2 ayet yaptık, 3 defa tekrarlatalım”,..]]> Wed, 16 Jan 2013 10:09:25 +0400 Sülün Osman Pırr! https://www.evrensel.net/yazi/45337/sulun-osman-pirr https://www.evrensel.net/yazi/45337/sulun-osman-pirr? Yenicami avlusunda sıkıntıdan güvercinleri sayan taşralı tüccara bir tokatçı yanaşır: “Hemşerim, ne yapıyorsun burada?”, “Güvercinleri sayıyorum.”, “Bu avluda güvercinleri saymanın parayla olduğunu bilmiyor musun?”, “Yoo!” der adam. “Kaç güvercin saydın?”, “Yüz”, “O zaman borcun yüz lira…” Garibim, hık mık eder ama fazla da direnemez. Çıkarır parayı verir. Bizim avlu muslukçusu, parayı alıp yeke yelken giderken, zokayı yutan taşralı, “Amma da kandırdım enayiyi, oysa iki yüz güvercin saymıştım.” diye mırıldanır. Osman Ziya Sülün’ü bilir misiniz? Hani kırklı, ellili yıllarda İstanbul’un kulelerini, köprülerini, meydan saatlerini, Dolmabahçe’ye demirlemiş 6. Filo’nun bir savaş gemisini hacıağalara satan ünlü özel teşebbüsçüy&uum..]]> Thu, 03 Jan 2013 05:19:17 +0400 Eğri baca, doğru duman https://www.evrensel.net/yazi/44104/egri-baca-dogru-duman https://www.evrensel.net/yazi/44104/egri-baca-dogru-duman? “Anılar kuşlar gibidir, dal ister konacak.” diyor Oktay Rifat. İnsan yaşlandıkça dallar da kırıla kırıla çoğalıyor sanki. Yunus Emre’nin “Aşkın Aldı Benden Beni” şiirindeki halkın ağzında en çok gezinen dörtlüğünden ilk yazımda söz etmiştim. İki üç gün önce de bu dörtlüğün okul kitaplarından tırpanlandığını öğrendik. Şaşırdık mı? Şaşırmadık. Bu yasaklamayı duyunca otuz yıl öncesinin Kütahya Gedizi’nde bir taşra okulunun bahçesinde, bir güz sabahı dut ağacının çıplak dallarına konuverdi o kuşlar. Bir anma gününde, bahçede Ömer Seyfettin’in “Bomba” öyküsünü okuyorum öğrencilere. Öykünün bir yerinde Makedon genç sosyalist Boris, mandoliniyle “Enternasyonel”i (Sosyalist marşını) söyleyip marşı “Da Jivee truda” (Yaşasın emek!) diy..]]> Wed, 19 Dec 2012 09:53:55 +0400 3E=1E https://www.evrensel.net/yazi/42834/3e1e https://www.evrensel.net/yazi/42834/3e1e? Konstantin Simonov, “Bekle Beni” şiirini sevgilisi Valentine Serova için II. Dünya Savaşı’nda Sovyetlerin ünlü “Stalingrad Savunması”nda cephede, ateş altında yazar. Şiir, savaşın sıçramadığı şehirlerden birinde bir gazetede yayımlanır. Sonra bir gün askerlerden biri şiiri gazeteden keser, nişanlısına gönderir Genç kız da şiiri arkadaşlarına gönderince,”Bekle Beni” şiiri elden ele gezinir. Bir savaş boyunca cephenin cehenneminden kuzey limanlarındaki bahriyelilere kadar Sovyet ordusu bu şiiri ezberler. O dönemde cephede ölen ya da yaralanan Sovyet askerlerinin göğüs ceplerinde “Bekle Beni “ şiiri bulunur. Bu şiirin Ortodoks kutsal metinlerinden sonra Rus halkının en çok okuduğu yazı olduğu söylenir. Fransız şair Paul Eluard da sevgilisine bir şiir yazacak ve şiirin sonunda sevgilisinin adını söyleyecektir ama şiir onu öyle bir yere getiri..]]> Wed, 05 Dec 2012 09:47:46 +0400 Çocukluk: O sonsuz ülke https://www.evrensel.net/yazi/41494/cocukluk-o-sonsuz-ulke https://www.evrensel.net/yazi/41494/cocukluk-o-sonsuz-ulke? Jorge Amado, “İnsanın anayurdu çocukluğudur.” diyor. Nereye gitsek dönüp dolaşıp geleceğimiz yer orasıdır. Özlenen saflıktır. O saf ülkede yıllar da geçse bizi bekleyen bir çocuk vardır. Çocukluğumuz… Hani Cahit Sıtkı Tarancı, “Affan Dede’ye para saydım sattı bana çocukluğumu. / Artık ne yaşım var, ne adım; / Bilmiyorum kim olduğumu/ Hiçbir şey sorulmasın benden; haberim yok olup bitenden.” diyor ya! İstenen saflıktır ama büyüdükçe saflıkta satın alınması gereken bir şeye dönüşebilir. Şairin bilinçaltı, saflıkla parayı değiştiriverir. Unutmak başka bir ülkedir onun için. Çocukluğun gamsızlığına, kayıtsızlığına bunun için dönmek ister. Mümkün mü? Aklımız, ruhumuz bunca ıvır zıvırla tıka basayken. Mümkün müdür çocukluğun o sonsuz gökyüzüne dönmek? “U&cce..]]> Wed, 21 Nov 2012 12:39:00 +0400 Özgürlüğün gözleri https://www.evrensel.net/yazi/40181/ozgurlugun-gozleri https://www.evrensel.net/yazi/40181/ozgurlugun-gozleri? Ne var bu resimde? - Ağaçta kuşlar! Başgardiyan, çocuğun elinden resmi hışımla alır, el pençe divan gardiyanlardan birine uzatır: - Kuşlar mı? Yırtın, yakın, parçalayın şunu! Oysa çocuk, on yıldır duvarlardan başka bir şey görmeyen babasını birazcık sevindirmek istiyordu. Ama cezaevine özgürlüğü düşündürecek hiçbir şey giremezdi. Bir kıvılcım gökyüzü, balkıyıp giden deniz, kanadını güz güneşiyle yıkayan kuşlar, bir kemer gibi vadiyi saran ırmak, bir kurşun kalem gibi açılan ova... Ertesi ziyarete çocuk, babası için yaptığı bir resimle gelir yine. Kâğıtta yine bir ağaç vardır ve bu kez de ağaçta birkaç siyah benek... Başgardiyanın fitiliyse yine üstünde: - Ne var bu resimde? - Yalnızca bir ağaç! Başgardiyan efendi, resmi evirir çevirir. Dişe dokunur “örgütlü bir suç” bulamaz n..]]> Wed, 07 Nov 2012 10:07:26 +0400 Kaz mı koz mu? https://www.evrensel.net/yazi/39026/kaz-mi-koz-mu https://www.evrensel.net/yazi/39026/kaz-mi-koz-mu? Asperger’i duydunuz mu? Mecazı anlamama hastalığıymış. Diyelim birine, bir yere, bir olaya kızdınız ve şöyle okkalı bir “Yok devenin başı” çektiniz. Karşınızdaki muhterem, beyninin sağ lobundaki dil kıvrımlarından birkaçını yitirdiğinden ne deveyi anlayacaktır ne de başını… Deveyi havuduyla yutmak, devlet malı deniz, yemeyen domuz, Ali kıran baş kesen, dediği dedik çaldığı düdük, şeytana külahını ters giydirmek, tebeşire peynir bakışlı, düğün evinde kınacı, ölü evinde duacı, Ebusuut Efendi’nin gelini gibi, düttürü Leyla, bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü, bir donu var kırmızı kah anası giyer kah kızı, bir eli kan bir eli katran … Ne anladı? Tıs yok! Mecaz yoksunuyla anlaşmak zordur. Kazı koz anlar. Tersi düz anladığı için öfkelidir. Dil beğenisi yoktur. Ağıtlara ağlayamaz, türkülerle hüzünlenemez, coşup meyda..]]> Wed, 24 Oct 2012 13:43:42 +0400