Evrensel.net https://www.evrensel.net tr Emek Evrenseldir https://evrensel.net/nhy/upload/diger/favicon.ico https://www.evrensel.net/tema/evrensel16/img/apple-touch-icon-114x114.png Evrensel.net Sinema, senaryo ve Hüseyin Kuzu https://www.evrensel.net/yazi/82639/sinema-senaryo-ve-huseyin-kuzu https://www.evrensel.net/yazi/82639/sinema-senaryo-ve-huseyin-kuzu? Senaryo yazarı, senaryo hocası Hüseyin Kuzu ile tanışıklığımız çok eski yıllara dayanır. Tanıştığımız günlerde Hüseyin Kuzu ile birkaç kez söyleşi de yapmıştım. O söyleşilerden birini güncelleştirerek aktarıyorum sizlere. 1955 yılında Balıkesir’de doğan Hüseyin Kuzu, önemli filmlere imza atmış bir senaryo yazarı. Tekstilci olmayacağını bile bile Güzel Sanatlar Akademisi, Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu Tekstil Bölümü’nü bitirir. Aklında edebiyatçı veya ressam olmak vardır fakat bir süre sonra onun yerini sinema alır. Tekstil Bölümünü bitirdikten sonra zamanın tek okulu Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlı Sinema Televizyon Enstitüsü’ne girer. Üçüncü yıl kısa dönem askere gider. Dönüşte sektöre gider, sinema ve reklam filmlerinde çalışmaya başlar ve bir daha okula dö..]]> Sun, 11 Nov 2018 03:02:13 +0300 Sinema, müzik ve A. Baki Çallıoğlu https://www.evrensel.net/yazi/82593/sinema-muzik-ve-a-baki-callioglu https://www.evrensel.net/yazi/82593/sinema-muzik-ve-a-baki-callioglu? Tanıdığımda Pendik’te yaşıyordu A. Baki Çallıoğlu. A. Baki Çallıoğlu’nun kartvizitinde şunlar yazılıydı: “Duayen A. Baki Çallıoğlu. Şair bestekar ses sanatçısı, oyuncu ve prodüktör film yönetmeni.” “Aşka Gönül Vermem Aşka İnanmam”, “Unut Sevme Beni” adlı besteleri yıllardır dilden dile dolaştı, söylendi kuşaklar boyu. Genç kuşaklar da Candan Erçetin’in söylediği şarkılarda eşlik ediyor Baki Bey’in bestelerine. Candan Erçetin’le yeniden ünlenen “Çapkın” da bir A. Baki Çallıoğlu bestesi.[RTF bookmark start: _GoBack][RTF bookmark end: _GoBack] 1928 yılında Denizli’de doğan Baki Beyin çocukluğu, müzik öğretmeni olan babasının işinden dolayı Mardin, Mersin, Adana gibi şehirlerde geçer. Askerlik sonrası İstanbul’a gelip Tünel Apartmanı’nda oturan anneannesi ve d..]]> Sun, 04 Nov 2018 04:00:13 +0300 Konulu ilk filmler: Kişisel bir keşif öyküsü https://www.evrensel.net/yazi/82543/konulu-ilk-filmler-kisisel-bir-kesif-oykusu https://www.evrensel.net/yazi/82543/konulu-ilk-filmler-kisisel-bir-kesif-oykusu? Çocukluğumun düş bahçesi sinemalarında sayısız film izlemiştim. Altmışlı, yetmişli yılların yazlık bahçe sinemalarına, pikniğe gider gibi giderdi aileler. Gündüzden hazırlık yapılır, dolmalar sarılır, ev işleri imece usulü bitirilirdi. “Gelecek Program”ı, “Pek Yakında”yı bilenler gelecek haftanın planlarını da yapardı. Her yaştan, her kesimden insan için bir serüven ve şenlikti sinema o yıllarda. Fikrin oluşmasından, yapım aşamalarına ve izleyiciyle buluşana dek sürerdi bu heyecan dolu serüven. Bu serüvende, yaşamdan perdeye yansıyan görüntüler, bizi kimi zaman fantastik bir öyküyle başka dünyalara yolculuğa çıkarır, kimi zaman da hüznün ve mizahın iç içe yaşandığı bireyin iç dünyasına... Düş bahçelerinin beyazperdesine yansıyan hayal kahramanları, kalbimizden hayatımıza akar, örnek aldığımız kahramanlar..]]> Sun, 28 Oct 2018 04:00:58 +0300 Geçmişin değerlerini yansıtıyordu Yeşilçam https://www.evrensel.net/yazi/82507/gecmisin-degerlerini-yansitiyordu-yesilcam https://www.evrensel.net/yazi/82507/gecmisin-degerlerini-yansitiyordu-yesilcam? Yetmişli yılların ilk yarısında Yeşilçam dönemi bitmiş, birçok oyuncu, yönetmen sinemadan uzaklaşmıştı. Televizyonun evlere girmesiyle de, eski Yeşilçam televizyonda sürdürmeye başlamıştı varlığını filmlerle, dizilerle. Yeşilçam dönemi sinemasına yönelik yeniden bir keşfediş yaşanmıştı 90’lı yılların ortalarından bu yana. Bunda o günlerde televizyonlarda gösterilen ‘eski’ filmlerin payı büyüktü. Belki televizyonlar zamanında çok ucuza mal ettikleri için bu kadar çok film aldı ve gösterdi. Ama zamanla bu anlamını yitirdi. Çünkü önemli olan izleyicinin beğenmesiydi ve izleyici eski Türk filmlerini sahiplendi. O filmlerde kendilerini buldular. Geçmişlerini, yitip giden erdemleri fark ettiler. Bugün yaşanan her türlü insan ve doğa kirlenmesi, geçmiş değerlerin yok olması insanları rahatsız eder hale geldi. ..]]> Sun, 21 Oct 2018 04:00:01 +0300 Cihat Özegemen’i anımsamak https://www.evrensel.net/yazi/82449/cihat-ozegemeni-animsamak https://www.evrensel.net/yazi/82449/cihat-ozegemeni-animsamak? Geç tanımalarımdan, tanışmalarımdan biriydi Cihat Özegemen. Tanıştıktan kısa bir süre sonra da yitirmiştik onu. Bir ‘kültür’ gazetemizin kültür servisinde bir aya yakın yayınlanmayı bekleyen, yer olmadığı için yayınlanmayan yazımı anımsıyorum. Sanatçısına bu kadar zulmeden bir ülkede, “kültür” ürettiğini söyleyen bir gazete o bir ay boyunca bazı sanatçılarımızın aşklarına, evliliklerindeki sorunlarına rahatça yer bulabiliyordu kültür-sanat sayfalarında. Sürrealist ressam Cihat Özegemen’i yitirişimiz küçük bir haber bile olamıyordu. Bir yazımda “Birçoğunu yitirdik. Keşke bugün artık yaşamayan, ama sanatımıza -resme, müziğe, edebiyata, sinemaya- hayatını vermiş, karşılığını alamamış, unutulmuş, kırgın ve acılı gidenlerle de konuşabilseydim. Onların acılarını, kırgınlıklarını, duygularını kendi sesleriyle akt..]]> Sun, 14 Oct 2018 04:15:08 +0300 Sahici, sade, samimi: Feride Çetin https://www.evrensel.net/yazi/82406/sahici-sade-samimi-feride-cetin https://www.evrensel.net/yazi/82406/sahici-sade-samimi-feride-cetin? Yeni Türkiye sinemasından söz etmeye başladığımızdan bu yana birçok yeni isimle, yeni yüzle de tanıştık. Sinema her döneminin yıldızlarını, oyuncularını, yaratırken önemli ölçüt seyircinin beğenisi oldu. Objektifin/kameranın sevdiği yüzü seyirci de seviyordu. Kimi zaman çok iyi oyuncu olmak kameraya, seyirciye sıcak gelmek için yeterli olamıyordu. Tiyatro sahnesinde sahne sempatisi ne kadar önemliyse, kamera önü oyunculuğunda da benzer sempatilere, sıcaklıklara gereksinim vardı. Hem iyi oyuncu hem de objektife/seyirciye sıcaksanız yıldızınız yolun başında parlayabiliyor. Sinemanın ara kuşaklarından örneğin erkek oyuncularda, Talat Bulut, Uğur Polat ve Fikret Kuşkan, Nejat İşler böyle oyunculardan... Bu başarıyı yakalamış kadın oyuncular arasında Başak Köklükaya, Nurgül Yeşilçay, Meltem Cumbul, Vildan Atasever, Özgü Namal, Tülin Özen, Fadik Sevin At..]]> Sun, 07 Oct 2018 03:00:14 +0300 Işıkla Karanlık Arasında yayılan aydınlık: Ö. Lütfi Akad https://www.evrensel.net/yazi/82353/isikla-karanlik-arasinda-yayilan-aydinlik-o-lutfi-akad https://www.evrensel.net/yazi/82353/isikla-karanlik-arasinda-yayilan-aydinlik-o-lutfi-akad? 19 Kasım 2011’de yitirdiğimiz Ö. Lütfi Akad 2 Eylül 1916 İstanbul doğumluydu. Usta çırak ilişkisiyle yürüyen sektörde, ustalığını kendi çabasıyla kazanmış, sonrasında birçok ustaya el vermiş isimlerin başında geliyordu Ö. Lütfi Akad. Işıkla Karanlık Arasında yarattığı aydınlık alanda yaşadı hayatını da, sinema serüvenini de. Bilge bir duruşun taşıyacağı sessizlikte ve fakat kısa insan ömrüne çokça iyi işi sığdırma ustalığında yaşadı. Son ustalığını da kaleminin sineması kadar güçlü olduğunu okuduğumuzda gördüğümüz, usta işi bir edebiyat eseri olan yaşam öyküsünü, sinema serüvenini aktardığı Işıkla Karanlık Arasında adlı otobiyografik kitabıyla gösterdi. Değeri tam olarak anlaşılamasa da, kıymeti sağlığında bilindi, hem yaptığı işlerle hem de duruşuyla övgüler, ödüller aldı. Çok daha fazlası ol..]]> Sun, 30 Sep 2018 04:07:31 +0300 Solgun bir çağın hülyalı çocuklarıydık https://www.evrensel.net/yazi/82309/solgun-bir-cagin-hulyali-cocuklariydik https://www.evrensel.net/yazi/82309/solgun-bir-cagin-hulyali-cocuklariydik? Eylül… Sonbaharın hüzünlü kızı… Çözümsüzlük her zaman desteklerini gördüğün arkadaşlarına ‘sığınmaktan başka çare bırakmaz kimi zaman. Başına ağrılar girer, beynin zonklar günlerce, sorunlar karşısında çaresiz kalmaktan, açmazlara yenik düşmekten. Sesine ses veren olur, omzuna sıcak bir el dokunur; iyi ki dostlarım arkadaşlarım var dersin. Tütüncü ödünç verir tütünü, defterine yazan bakkalın vardır aldığın ekmeği, suyu. Simidini, katığını bölüşür birileri seninle. Ölümlerden ölüm beğenip gün saysan da hayat akar tüm zorluklarıyla... Dostluk, arkadaşlık dediğin şey nedir ki, en ihtiyaç duyulduğu anda yoksan, bir derde çare, bir yaraya merhem olmuyorsan. Birçok insan sokağı, hayatı, dostluğu varlığı ve yokluğuyla, acısı ve güzellikleriyle paylaşırken, konfor..]]> Sun, 23 Sep 2018 03:00:05 +0300 Sanata ve sanatçıya düşmanlık https://www.evrensel.net/yazi/82265/sanata-ve-sanatciya-dusmanlik https://www.evrensel.net/yazi/82265/sanata-ve-sanatciya-dusmanlik? Sanat dünyayı güzelleştirme, dönüştürme aracıysa üretimi de bu yönde olacak, güzellikleri, umudu çoğaltarak yol alacaktır geleceğe. Bütün dallarıyla sanat, toplumsal dönüşümler amaçlayan muhalif güçler için önemli olduğu gibi iktidarların devamlılığı açısından da önemli alanlardır. Kültür sanat alanı, ana akım/egemen sanat anlayışlarıyla siyasal iktidarların, egemen ideolojinin meşruiyetini, muhafazasını, devamlılığını sağlama işlevi de görür. Sinemasıyla, tiyatrosuyla, müziğiyle bütün sanat dalları sanat olmanın yanı sıra yaygın, geniş yığınları sarmalayıp etkileyebilen, sosyalleştiren kitle iletişim araçları işlevi de görmektedir. Sanat ve kitle iletişim araçları aynı zamanda her türden iktidar ve muhalefetin mücadele ettiği alanlar olarak da var olur. Sanatın ekonomik, ideolojik ve estetik olarak &..]]> Sun, 16 Sep 2018 04:18:34 +0300 Sinemaya adanmış bir hayat: Halit Refiğ https://www.evrensel.net/yazi/82223/sinemaya-adanmis-bir-hayat-halit-refig https://www.evrensel.net/yazi/82223/sinemaya-adanmis-bir-hayat-halit-refig? Defalarca izlediğim “Şehirdeki Yabancı”, “Gurbet Kuşları”, “Şafak Bekçileri”, “Karılar Koğuşu” gibi filmleri ve tabii ki unutulmaz “Aşk-ı Memnu”, “Yorgun Savaşçı” gibi televizyon için yapılan projeleriyle hayran olduğum, benim için çok özel bir yeri olan Halit Refiğ ile birkaç kez konuşabilme, söyleşi yapabilme şansım olmuştu. Halit Refiğ, içinde yaşadığı toplum üzerine de, mesleki seçimi olan sinema üzerine de çok fazla kafa yoran sinemacılarımızdan, aydınlarımızdan biriydi. Yönetmenliğe başlamadan önce yaptığı sinema yazarlığı, eleştirmenliği döneminde de, sonrasında da hem toplumun sorunları hem de sinemanın sorunları üzerine yazılar yazmış, araştırmalar yapmış, önermelerde bulunmuş, inandığı “doğrular” için karşılaştığı ağır eleştirilere rağmen, “kavga” vermiş bir aydın, ..]]> Sun, 09 Sep 2018 03:00:33 +0300 Yeni devlet ve değerlere saldırmak https://www.evrensel.net/yazi/82172/yeni-devlet-ve-degerlere-saldirmak https://www.evrensel.net/yazi/82172/yeni-devlet-ve-degerlere-saldirmak? 68 yıldır bu ülkeyi sağ iktidarlar yönetiyor. Devlet katından devrim değil karşı devrim üretilir. Körler ülkesinde körleşerek “ötekini”nin şaşı baktığını söylemek de yeni devletin karşı devrim dilidir olsa olsa. Sola yönelik söylemler devlet katında üretildi. Yeni devletin kindar nesli de geçmişin değerlerine saldırırken aynı dili yeniden üretiyor. Yıkamıyorlarsa, kirletme, itibarsızlaştırma yoluna gidiyorlar. Bunu da iktidar diliyle yapıyorlar. Buraya nasıl gelindi? İki kutuplu dünyanın, oluşturulan ‘yeşil kuşak’ yapılanmalarıyla tek kutuplu ‘Yeni Dünya Düzeni’ne dönüştürülmesi küresel psikolojik savaş ve toplum mühendislikleri desteğiyle gerçekleştirilmişti. Dünyanın tek efendisi olmaya yönelen gücün ilgili kuruluşlarında üretilen projeler böylece egemenlik alanlarına dayatılmaya başlanmıştı. ..]]> Sun, 02 Sep 2018 04:15:11 +0300 Belki de yaşamaktı korkunç olan https://www.evrensel.net/yazi/82127/belki-de-yasamakti-korkunc-olan https://www.evrensel.net/yazi/82127/belki-de-yasamakti-korkunc-olan? Karşımızda mücadele ettiğimiz, bizlerle gücünü sınayan acımasız bir hayat vardı ve biz onun o gücüne aldırmadan düşlerimizi hayata geçirebilmek için ölümüne bir savaş veriyorduk. Hayat ‘kötü sürprizini’ esirgememişti. 1 Ağustos 2008 sabahı fenalaşıp hastaneye kaldırıldığımda beyin damarlarımda tıkanma nedeniyle, ödem oluştuğunu, felç geçirdiğimi bilmiyordum henüz. O günlerde evlerinde kaldığım ve ben sabaha kadar hastalıktan kıvranırken başımda televizyon izleyen o tanıdık, bildik ‘sanatçı insanlar’ hastaneye kaldırmayı ‘akıl edememiş’, her zamanki hırçınlıklarıyla kendi kavgalarına dalmışlardı. Felç geçirdiğimi, ölümden döndüğümü öğrendiğimde ve bu hoyrat vurdumduymazlık karşısında sabaha kadar sol kolunu nasıl kaybettiğimi anımsadıkça içleniyordum. Sabah olduğunda..]]> Sun, 26 Aug 2018 03:20:41 +0300 Dev gibi düşleri olan gençleri seviyorduk https://www.evrensel.net/yazi/82085/dev-gibi-dusleri-olan-gencleri-seviyorduk https://www.evrensel.net/yazi/82085/dev-gibi-dusleri-olan-gencleri-seviyorduk? Ortaokulda politik seçimimi yapmış, duruşumu belirlemiştim. CHP’li ailemin, evde bağıra bağıra Nazım Hikmet şiirleri okuyan amcamın etkisiyle sola yatkınlığım, 12 Mart darbesinin ardından gelişen yeniden yapılanma ve saflaşma içinde çocukluk yıllarımda dev gibi gençler sandığım, yaşım ilerledikçe onların dev gibi yürekleri ve düşleri olduğunu düşündüğüm gençlerin safında yer almamı sağlamıştı. Dev gibi düşleri olan gençleri seviyor, açtıkları yoldan yürüyor, dev gibi düşler ve düşlediğimiz başka bir dünya için kök salacak çınarlar büyütüyorduk içimizde. Henüz yarattığımız aşklar dağlar, asırlık çınarlar gibi devrilmiyordu üzerimize. En yakınımızdan ihanetler görmemiştik; düşlerimizin, umutlarımızın üzerinden tank paletleri geçmemişti. Yükselen değerlerimiz, erdemlerimiz farklıydı..]]> Sun, 19 Aug 2018 04:00:02 +0300 Melodramdan güldürüye https://www.evrensel.net/yazi/82039/melodramdan-gulduruye https://www.evrensel.net/yazi/82039/melodramdan-gulduruye? 1960’ların ilk yarısında hayat bulan toplumsal gerçekçi filmlerin son bulmasıyla ve oluşan yeni hayat koşulları nedeniyle ticari/popüler Yeşilçam filmleri egemen konuma geçer. ‘Yerli Sinema’nın kendisine dönüşen ana akım filmlerin omurgasını da melodramlar, salon komedileri oluşturur. Güldürü/gülmek tarihler boyu her kültürde küçük görülür. Buna karşın alt kültür, geniş halk yığınları egemen güçlere, seçkin zümrelere karşı gülmeceye sarılır. Gülmece onlar için hayata direnme, başkaldırı aracı olur. Ezilen, hor görülen halk ve kendi içlerinden çıkan kahramanlar güldürü öğeleriyle egemenlere, kendisine tepeden bakanlara karşı bir duruş sergiler. Hacivat-Karagöz oyunları bu anlamda önemli örneklerdir. Geleneksel tiyatronun ortaoyunu da bu alanda önemli..]]> Sun, 12 Aug 2018 03:00:58 +0300 Erden Kıral https://www.evrensel.net/yazi/81995/erden-kiral https://www.evrensel.net/yazi/81995/erden-kiral? Yılmaz Güney’in senaryosunu en küçük ayrıntısına kadar yazdığı Arife-Bayram (daha sonra Şerif Gören’in yönetmenliğinde Yol adıyla çekilen) projesine başlayıp anlaşmazlık nedeniyle ayrılan Erden Kıral, kısa film ve Osman F. Seden gibi yönetmenlere asistanlık sonrasında 1978 yılında Yaşar Kemal’in Teneke adlı yapıtından hareket ederek ilk uzun metraj sinema filmi Kanal’ı çeker. Topraksız, yoksul köylülerin ağa düzenine karşı verdikleri mücadelenin anlatıldığı filmde yöre halkının geçim kaynağı pirinç ekimidir. Kasabaya yeni atanan genç kaymakam ise bu sorunlara yabancıdır. Yörenin tek hakimi çeltik ağası Haşim Bey deneyimsiz kaymakamı avucunun içine alır. Kendi çıkarı için, devlete ait iki kanalı açtırır. Çevre köylerini su basar, sağlık koşulları yetersiz olduğundan çocuklar sıtmaya yakalanır. Kaymakam k&ou..]]> Sun, 05 Aug 2018 04:00:37 +0300 Yılmaz Güney’in izinde https://www.evrensel.net/yazi/81956/yilmaz-guneyin-izinde https://www.evrensel.net/yazi/81956/yilmaz-guneyin-izinde? ŞERİF GÖREN Kurgucu olarak başladığı sinemada Yılmaz Güney’in asistanlığını yaparken Endişe filmini tamamlayarak yönetmenliğe başlayan Şerif Gören, Endişe’yle yine bir Yılmaz Güney filmi olan Yol arasında (1974-1981) Köprü (1975), Darbe (1976), Deprem (1976), Taksi Şoförü (1976), Nehir (1977), İstasyon (1977), Derviş Bey (1978), Gelincik (1978), Evlidir Ne Yapsa Yeridir (1978), Derdim Dünyadan Büyük (1978), Almanya Acı Vatan (1979), Aşk ve Nefret (1979), Aşkı Ben mi Yarattım (1979), Kır Gönlünün Zincirini (1980) filmlerini çeker. KORHAN YURTSEVER Korhan Yurtsever’in Osman Şahin’in öyküsünden senaryosunu İhsan Yüce’yle yazdıkları Fırat’ın Cinleri (1977), Doğu Anadolu’nun geri bırakılmışlığı, feodal yapının, ağalık düzeninin tüm sonuçları destansı bir hava içinde, yarı belgesel bir tutumla ve Güney’in &..]]> Sun, 29 Jul 2018 04:00:37 +0300 Yılmaz Güney’in son filmleri https://www.evrensel.net/yazi/81918/yilmaz-guneyin-son-filmleri https://www.evrensel.net/yazi/81918/yilmaz-guneyin-son-filmleri? Yılmaz Güney’in senarist ve yapımcı olarak imza attığı son filmleri İzin, Bir Gün Mutlaka, Sürü, Düşman, Yol ve senaryosunu da yazıp yönettiği son filmi Duvar’dı. İZİN Yılmaz Güney Endişe filmini tamamlayamadan yaşanan talihsiz olay nedeniyle bir kez daha cezaevine girer. Daha önce zamansızlıktan, kafasında şekillendirdiği ya da not aldığı öykülerden yola çıkarak senaryosuz film çeken Yılmaz Güney, bu kez cezaevinde vaktini senaryo çalışarak değerlendirir. Bu dönemin ilk ürünü, detaylı olarak yazdığı ilk senaryo çalışması İzin, Güney Film (Yılmaz Güney) yapımcılığında 1975 yılında Temel Gürsu yönetmenliğinde filme alınır. BİR GÜN MUTLAKA Filmin öyküsünü Agâh Özgüç’ün cümleleriyle aktaralım: “Grevleriyle, öğrenci yürüyüşleriyle, kanlı çatışmaları..]]> Sun, 22 Jul 2018 04:35:48 +0300 1970’li yıllar ve sinema https://www.evrensel.net/yazi/81881/1970li-yillar-ve-sinema https://www.evrensel.net/yazi/81881/1970li-yillar-ve-sinema? 1970 tarihi ve Umut filmi sonrası sinemanın akışını değiştirmiştir Yılmaz Güney. Sinema Yılmaz Güney’e göre şekillenmeye başlar; Yılmaz Güney’den önce ve Yılmaz Güney’den sonra diye anılır. Yılmaz Güney’le birlikte çalışan, Erden Kıral, Zeki Ökten, Şerif Gören, Ali Özgentürk gibi yönetmenler 1970-1983 yılları arasında toplumcu gerçekçi filmler yaparlar. Yaptıkları sinemada Yılmaz Güney’in önemli bir etkisi olan, Yılmaz Güney sinemasının izini süren, açtığı yoldan yürüyen yeni kuşağın Yeşilçam dışı arayışları ’70’li yıllar boyunca yaşanan toplumsal koşulları da yansıtır sinemaya. Özellikle 1975’ten sonra Türkiye’nin ve Türk sinemasının bu en çalkantılı, en bunalımlı yılları aynı zamanda eytişimsel biçimde ilk kez topluca, genç sinemacıların birbirinden ilginç &ccedi..]]> Sun, 15 Jul 2018 03:57:14 +0300 Sancılı yıllar ve sinema https://www.evrensel.net/yazi/81837/sancili-yillar-ve-sinema https://www.evrensel.net/yazi/81837/sancili-yillar-ve-sinema? 1965 seçimlerini Adalet Partisi’nin kazanması yeni bir dönemin de başlangıcını oluşturuyordu. Bu yeni dönem, sinemaya bireysel çıkışlar dışında toplumsal gerçekçi filmlerin sona ermesi biçiminde yansıyordu. Sansürün, denetimin yok edici baskısı oto sansürün oluşmasına sebep oluyordu. 1960’larda yükseliş dönemine giren fakat kültür çevrelerinden, büyük sermayeden ve devletten gerekli desteği göremeyen sinema bunu olumlu bir atılıma dönüştüremez, hiçbir zaman bir sektör olamaz. Önemli sinemacılarla, kuramcılarla kurulmaya çalışılan sinema dili ve iyi filmler Yeşilçam’ın egemen olan popüler kanadı tarafından ve kimi zaman da aydınların/eleştirmenlerin olumsuz tutumları yüzünden boğulur, desteksiz bırakılır. Film sayısındaki artışa karşın, teknik imkânların yetersizliği ve senaristinden yönetm..]]> Sun, 08 Jul 2018 03:15:58 +0300 Maden, demiryol ve darbeyle kesilen yollar https://www.evrensel.net/yazi/81789/maden-demiryol-ve-darbeyle-kesilen-yollar https://www.evrensel.net/yazi/81789/maden-demiryol-ve-darbeyle-kesilen-yollar? “Okula gidemiyoruz. Emperyalizmin maşası eli silahlı faşist çeteler canice saldırılarını sürdürüyorlar. İyiye yaklaşıldıkça tedhişçilerin saldırıları artıyor. Sokaklarda, kahvelerde, duraklarda insanları kurşunlamakla yetinmeyip evlerin kapılarını çalmaya, yurtseverlerin, devrimci aydınların üstüne ölüm kusmaya vardırdılar işleri. Bununla da yetinmediler, bombalı paketler ve ardından organize ettikleri kargaşayla dünyayı kana bulamayı sürdürüyorlar. Aslında kafamı karıştıranlar bunlar değil tabii, çünkü emperyalizmin ilk tezgahı değil bu. Dünyanın birçok yerinde aynı oyunu oynadı, oynuyor. Benim kafamı karıştıran, faşizme karşı birleşik cephe oluşturması gereken devrimci güçlerin gün günden daha da bölünmesi. Tabii, bunun da emperyalizmin bir oyunu olduğunu gözden uzak tutmuyorum. Ancak yeryüzünde bunca örneğini gö..]]> Sun, 01 Jul 2018 03:26:12 +0300 Yeşilçam, erotizm ve ötesi https://www.evrensel.net/yazi/81739/yesilcam-erotizm-ve-otesi https://www.evrensel.net/yazi/81739/yesilcam-erotizm-ve-otesi? Henüz evimize televizyonun girmediği yıllar... Hemen her mahallede yazlık sinemaların olduğu Cüneyt Arkın’lı, Yılmaz Güney’li filmleri bahçe sinemalarında izlediğimiz günler... İlk gençliğimi yaşadığım günlerde hayatımızın akışı da değişmeye başlıyordu yavaş yavaş. Bugünlerde özlemini daha çok çektiğimiz değerler, erdemler, yaşam biçimleri hayattan el çekmeye başlamışlardı birer birer. Tramvaylar, troleybüsler, bahçe içindeki evler, boş yeşil alanlar, çocukluk oyunlarımız; mendil kapmacalar, köşe kapmacalar, saklambaçlar ve aç kapıyı bezirgânbaşılar, gazoz kapakları, hatta gazozlar, tahta bacak canbazlar, misketler, macuncular ve pamuk helvacılar, çikletlerden çıkan artist resimleri... Her biri birer birer çekiliyordu hayatımızdan. 70’li yılların ortalarına geldiğimizde iyi filmleri izleyeceğimiz salonlar kalmamıştı..]]> Sun, 24 Jun 2018 05:02:48 +0300 Adile Naşit’in kahkahalarıyız https://www.evrensel.net/yazi/81686/adile-nasitin-kahkahalariyiz https://www.evrensel.net/yazi/81686/adile-nasitin-kahkahalariyiz? Maraş’ta vergi müfettişleriyle sahurda bir araya gelen AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal “Adile Naşit’in ninni okuduğu Türkiye çok güzel bir Türkiye’ydi.’ Valla o Türkiye sizin için çok güzel bir Türkiye olabilir ama o Türkiye bizim için tam bir kâbustu.” dedi. Adam dünyada hiçbir şeyden zevk almadığı, hiçbir şeye gülemediği şikâyetiyle doktora gider. Doktor çeşitli önerilerde bulunur. Fakat adam bunların hepsini denediğini yine de bir sonuç alamadığını söyler. Doktor bu kez şehirde temsiller veren sirke gitmesini ve oradaki palyaçoyu seyretmesini salık verir; “O palyaçoyu seyret, mutlaka neşelenip güleceksin. O’nun dünyada güldüremeyeceği insan yoktur” diyerek. Adamın buna yanıtıysa şöyledir: “Ne diyorsunuz doktor! O ..]]> Sun, 17 Jun 2018 03:59:21 +0300 Anımsamalar... https://www.evrensel.net/yazi/81640/animsamalar https://www.evrensel.net/yazi/81640/animsamalar? O zamanlar sanki yağmurlar başka yağardı bu kente. Yıllar sonra öyle yağdı yine. Siyah beyaz bir İstanbul Hatırası gibiydi kent. Tüm çocukluk, gençlik anılarımın simgeleri, kahramanları birer birer çekiliyordu hayatımdan. Son günlerde yeni korkular edinmiştim. Kırkımdan sonra yükseklik korkusu nedeniyle balkondan bile bakamaz olmuştum. Ölümden korkmuyordum fakat annemin ölümünden sonra acı çekerek ölmekten, en çok da başkalarına bağımlı ya da muhtaç olmaktan korkuyordum. Geçtiğimiz günlerde yazdığım bir yazıya iliştirdiğim fotoğrafa bakarken, birkaç ay önce bilinçsizce çektiğim fotoğrafta, tam da yıllar önce babamın bir tren kazasında öldüğü yeri görüntülediğimi fark ettim; bir rastlantıydı elbette. 2007 yılının ekim ayında bir arkadaşım aramıştı önce, sonra da diğer telefonlar ve e-postalar gelmişti arka arkaya:..]]> Sun, 10 Jun 2018 04:00:21 +0300 Dünden bugüne hatırlamalar https://www.evrensel.net/yazi/81591/dunden-bugune-hatirlamalar https://www.evrensel.net/yazi/81591/dunden-bugune-hatirlamalar? 1950’li yıllar toplumsal, siyasal çalkantılarla geçiyordu. 14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimler Türkiye’de 27 yıllık tek parti devrini sona erdirdi. 1923 yılından itibaren ülkeyi tek başına yöneten Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı, seçim sonucunda yönetimi Demokrat Parti’ye devredecekti. Seçim sonuçlarına göre DP yüzde 52.7 oy alarak 408 milletvekilliği kazanmıştı. CHP yüzde 39.4 ile 69 milletvekiliyle temsil edilme hakkı kazandı. Atatürk’ten sonra 11.5 yıldır cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan İsmet İnönü artık ana muhalefet lideri oluyordu. 22 Mayıs 1950 günü TBMM açıldı. Refik Koraltan başkanlığa seçildi. Ardından yapılan cumhurbaşkanlığı oylamasında, DP Genel Başkanı Celâl Bayar, 453 milletvekilinin katıldığı oylamada 387 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü cumhurbaşkanı seçild..]]> Sun, 03 Jun 2018 03:16:52 +0300 Herkes fırtınasını içinde yaşar https://www.evrensel.net/yazi/81543/herkes-firtinasini-icinde-yasar https://www.evrensel.net/yazi/81543/herkes-firtinasini-icinde-yasar? Bir lokma, bir hırka; koca bir hayat... *** Baharda bir gül dalıydı annem tüm yaprakları ömrünün aynası *** Solgun bir çağın hülyalı çocuklarıydık. ömrümüz düş bozumlarıyla geçti. *** Yolculuğum sürüyor arkamda kelebek ölüleri *** Belki de hayatımın son şanslarını arıyorum düşsel öykülerde *** Anlarda, anılarda kalır insan... *** Gün geçer, geceye devreder kederini *** Dünya bir çıkmaz sokak... *** Aşk hayattan çekildi iyice kirlendi dünya *** Bazı ıssız gecelerde yalnızlık değil de kimsesizlik bunaltıyor, yoruyor beni. *** Hayat boşluk kabul etmez derler, öyleyse içimde neden koca bir boşluk var benim. *** Kalabalıklara yurt olan büyük kentler, yalnız insanların evi değildir. *** Birilerine yaslanmak, koltuk değneği gibi görmek... O çekilirse düşersiniz *** Zamanın geçip ..]]> Sun, 27 May 2018 03:05:20 +0300 Hiçlikten hepliğe Neyzen Tevfik https://www.evrensel.net/yazi/81502/hiclikten-heplige-neyzen-tevfik https://www.evrensel.net/yazi/81502/hiclikten-heplige-neyzen-tevfik? Kimine göre ‘bir acayip adam’, kimine göre yaşamı söylenceye dönüşen bir bilge; konformist yaşamı benimseyenler için bir ‘serseri’, bu dünyaya sanki akıl satmaya gelmişler için bir ‘zırdeli’, tüm bunların toplamında O hiçlikten gelip hepliğe gittiğini bilen bir bilge: Neyzen Tevfik Kolaylı. Delilikle dahilik arsındaki o çizgide yaşayan Neyzen Tevfik, yaşamı boyunca biz zavallı ölümlülerin çok önemsediği dünya malını hiç umursamaz. ‘Hiç’liği seçer, hepliğe ulaşabilme bilinciyle. Var olabilmek ‘tutunabilmek’ için çirkinleşmez. İnsanların yüzünün çirkinliğiyle değil içinin güzelliğiyle, sahiciliğiyle, ‘saf’lığıyla ilgilidir. Yaşamın zorluklarına, çirkinliklerine hicivleriyle, kimi zaman sövgüye dönüşen yergileriyle ve ‘ne..]]> Sun, 20 May 2018 02:59:05 +0300 Anımsamak acıtır bazen https://www.evrensel.net/yazi/81451/animsamak-acitir-bazen https://www.evrensel.net/yazi/81451/animsamak-acitir-bazen? Duvar yazılarıyla ilkokulda tanışmıştım. Okul yolundaki evlerin duvarlarında “Tek Yol Devrim Dev-Genç” yazıları olurdu. Dev-Genç’lileri dev gibi gençler sanıyordum. 15-16 Haziran’ı anımsıyorum. İşçilerin ‘ayaklandığı’ yakınımızdaki Yakacık Yolu’nda ve Ankara Asfaltı’nda yürüyüş yaptıkları söyleniyordu. 12 Mart Darbesi’ni, devriye gezen askerleri de anımsıyorum. O günlerde bahçelere saklanan gençler devriye gezen askerleri kolluyor, onlar uzaklaştığında çıkıp duvarlara yazılar yazıp ortadan kayboluyorlardı. O günlerden çok net hatırladığım iki olay vardı. Biri Deniz Gezmişlerin asıldığı gün babaannem ve annemin ağlamaları (Annemin yıllarca Deniz Gezmiş adı geçtiğinde gözleri dolmuştur), diğeri de Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir’in Maltepe’de bir evde kuşatıldıklarında yaşıma ve bacak kadar boyuma aldırmadan..]]> Sun, 13 May 2018 03:26:21 +0300 Herkes geçmişini yanında taşır https://www.evrensel.net/yazi/81407/herkes-gecmisini-yaninda-tasir https://www.evrensel.net/yazi/81407/herkes-gecmisini-yaninda-tasir? Çocukluğumun düş bahçesi sinemalarında sayısız film izlemiştim. Altmışlı, yetmişli yılların yazlık bahçe sinemalarına pikniğe gider gibi giderdi aileler. Gündüzden hazırlık yapılır, dolmalar sarılır, ev işleri imece usulü bitirilirdi. ‘Gelecek program’ı, ‘pek yakında’yı bilenler, gelecek haftanın planlarını da yapardı. Kışlık sinemalar da pek farklı değildi fakat yine de bahçe sinemalarının keyfi başkaydı. Sinemalar sadece film gösterilen salonlar da değildi o yıllarda. Konserler, sünnet düğünleri, tiyatro gösterimleri, özel geceler de yapılırdı o derme çatma salonlarda. Kartal’ın Uzunkaya Sineması Uzunkaya Çarşısı’na dönüşmeden önce, çok film izlemiştik, bu sinemaların kışlık salonunda da, yazlık bahçesinde de. Uzunkaya tarihinin aynı zamanda Yeşilçam’ın da, bizlerin de tarihi olduğunu bilmiyorduk henüz. Sinema..]]> Sun, 06 May 2018 04:15:46 +0300 İşçinin emekçinin bayramı ya da Karanlıkta Uyananlar https://www.evrensel.net/yazi/81364/iscinin-emekcinin-bayrami-ya-da-karanlikta-uyananlar https://www.evrensel.net/yazi/81364/iscinin-emekcinin-bayrami-ya-da-karanlikta-uyananlar? Nazım Hikmet, “Elbette ki, sevgilim, elbet,/ dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,/ dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla/ bu güzelim memlekette hürriyet” dizeleriyle sınıf mücadelesinin hayatı dönüştürüp özgürleştireceğine olan inancını, umudunu aktarır. Kısa Türkiye tarihi, uzun soluklu sınıf mücadelesinin görkemli örnekleriyle, grevlerle, işgallerle, direnişlerle doludur. Büyük kentlerde sanayileşme, kapitalist üretim ilişkileri gelişmeye başladığında açılan irili ufaklı fabrikalarla işçi sınıfı ve sorunları da girer hayatımıza. Fabrikalarda işçiler sendikasız, güvencesiz çalıştırılır ucuz iş gücü olarak. Çalışanın yoksulluğunda, yaşamında bir değişim olamazken sermaye sahipleri çalışanlarının sırtından kazandıkça kazanır. Kültürsüz, köksüz burjuvalar büyük kentleri..]]> Sun, 29 Apr 2018 03:01:48 +0300 Siz hâlâ o büyük yıldızsınız https://www.evrensel.net/yazi/81321/siz-h-l-o-buyuk-yildizsiniz https://www.evrensel.net/yazi/81321/siz-h-l-o-buyuk-yildizsiniz? Geçtiğimiz yıllarda sabaha karşı uyanmış, televizyonlarda gece yarısından sonra gösterilen Türk filmlerinden birini izliyordum. Bir zamanlar çok ünlü olan ses sanatçısı esas kız ‘film icabı’ şöhretini yitirmiş, küçük pavyonlarda çalışmaya başlamış, cinnetini alkolde yaşayan, ‘düşkün’ bir sanatçıya dönüşmüştü. Aşkını hâlâ koruyan esas oğlan, O’nu o hayattan kurtarıp eski günlerine döndürmeye çalışıyordu. Birden esas oğlanın ağzından, bu isteğe direnen, artık tükendiğini düşünen esas kıza söylediği o büyülü cümle döküldü: Sen hâlâ o büyük yıldızsın. Cahide Sonku 18 Mart 1981, Sadri Alışık 18 Mart 1995 yılında arkalarında unutulmaz derin izler ve eserler bırakarak aramızdan ayrılmıştı. Bir dönemin efsane kadınıydı Cahide Sonku. Tür..]]> Sun, 22 Apr 2018 04:15:45 +0300 Kadın oyuncular ve Afife Jale https://www.evrensel.net/yazi/81263/kadin-oyuncular-ve-afife-jale https://www.evrensel.net/yazi/81263/kadin-oyuncular-ve-afife-jale? Cumhuriyet öncesi dönemde Müslüman Türk kadınlarının filmlerde oynaması yasaktı. Bu nedenle ilk dönem Türk filmlerinde Ermeni, Rum, Beyaz Rus gibi gayrimüslim azınlıklardan kadın oyuncular rol alır. 1916 yılında çekilen Himmet Ağa’nın İzdivacı filminde oynayan Rozali Benliyan ve Lusi Avuşyak, Sedat Simavi’nin çektiği ‘Pençe’ (1917) filminde oynayan Eliza Binemeciyan bu oyuncuların ilklerindendir. Onları Matmazel Blanche (Binnaz, 1919), Lydia Ley (Koruyan Ölü, 1917), Madam Kalitea, BayzarFasülyeciyan (Mürebbiye, 1919), Madam Sarmatova, AnnaMariyeviç, Helena Antinova (Boğaziçi Esrarı, 1922) gibi isimler izler. Yine 1922 yılında Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘İstanbul’da Bir Facia-ı Aşk’ filminin başrolünde Anna Mariyeviç oynar. Aynı filmde oynayan diğer kadın oyuncular da gayrimüslim azınlık oyuncularıdır. Roza Felekyan, Liane..]]> Sun, 15 Apr 2018 03:49:35 +0300 Ütopyaların izinde https://www.evrensel.net/yazi/81222/utopyalarin-izinde https://www.evrensel.net/yazi/81222/utopyalarin-izinde? Kaçıncı gece... Uykusuz geçirdiği kaçıncı geceydi. Beklediği telefonlar da, uğramalarını beklediği arkadaşları da gelmemişti. Bugün uğrarlar ya da telefonla ararlar diye geçirdi içinden. Günlerdir evden çıkmıyor, kimseyle görüşmüyordu. İyiden iyiye kapanmıştı yine eve. Kendini yeni kaçışların eşiğinde yakaladığında öfkeliydi, kırgındı. ‘Boş zamanlarında ne yaparsın?’ diyenleri “hata yaparım” diye yanıtlıyordu. “Bu ne öfke demişti” bir tanıdığı. “Siz öfkenizi yitirdiğiniz için her şey bu denli kötüye gidiyor” demişti ona da. Evet, işte her şey kötüye gidiyordu. “Bugün İlhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar ve Cemal Süreya okumalıyım, tekrar tekrar” diye düşündü. Çok sevdiği Galata’nın, Pera’nın sokaklarını da İlhan Berk’in yol göstericiliğini ekleyerek dola..]]> Sun, 08 Apr 2018 03:09:29 +0300 Yılmaz Güney çok yönlü sinemacılarımızdandı https://www.evrensel.net/yazi/81182/yilmaz-guney-cok-yonlu-sinemacilarimizdandi https://www.evrensel.net/yazi/81182/yilmaz-guney-cok-yonlu-sinemacilarimizdandi? Yılmaz Güney, sinema dışında edebiyatçıydı aynı zamanda. Çok genç yaşta öyküler kaleme alarak başlamıştı edebiyatla ilişkisi. Sonraki yıllarında da şiirler, romanlar yazdı. Sinema alanında da çok yönlü bir Yılmaz Güney vardır karşımızda: senarist, oyuncu, yönetmen, yapımcı olarak. Senaryo alanında ilk önemli çıkışını Ö. Lütfi Akad’ın yönettiği Hudutların Kanunu filmiyle yapar. Yılmaz Güney’in Yılmaz Pütün olarak öyküsü 1930’ların hemen başında, Adana’nın Yenice köyünde başlar. İlk, orta ve liseyi Adana’da okurken pamuk işçiliğinden simitçiliğe kadar birçok işte çalışır. O yıllarda iyi bir sinema izleyicisi olan Yılmaz Pütün, lisedeyken And Film ve Kemal Film’de çalışmaya başlar. Bir yandan da öyküler yazıyordur. İktisat fakültesinde okumak için İstan..]]> Sun, 01 Apr 2018 04:55:02 +0300 Yeşilçam ve sinema https://www.evrensel.net/yazi/81132/yesilcam-ve-sinema https://www.evrensel.net/yazi/81132/yesilcam-ve-sinema? Muhsin Ertuğrul döneminde de, Geçiş Dönemi filmlerinde de sıkça gördüğümüz kalıplar, klişeler, kurallar Yeşilçam döneminin vazgeçilmezleri olur. Bu dönemdeki ticari sinemanın, Yeşilçam filmlerinin en abartılı örneklerini Muharrem Gürses verir. Kendinden sonra gelen bazı yönetmenleri de etkileyen Gürses filmleri bütün o kaba anlatımına karşın, kalabalık seyirci kitlelerini salonlara çeker. Muharrem Gürses köy melodramları ağırlıklı, her türden film çekmeyi sürdürürken, sinemamızın sonrasına damgasını vuracak yönetmenler de film yapmaya başlar. Bu dönemde tiyatrocular kuşağından gelen yönetmenler, geçiş döneminin yönetmenleri filmler yapsalar da, sinemacılar kuşağı ve belli bir sinema dili oluşturma arayışları gelişir. Bu isimlerin en önemlileri arasında Lütfi Ö. Akad, Metin Erksan, Atıf Yılmaz,..]]> Sun, 25 Mar 2018 05:06:43 +0300 Geçiş dönemi ya da Ön-Yeşilçam https://www.evrensel.net/yazi/81080/gecis-donemi-ya-da-on-yesilcam https://www.evrensel.net/yazi/81080/gecis-donemi-ya-da-on-yesilcam? İşgal ve milli mücadele yıllarının ardından kurulan Cumhuriyet’in ilk yıllarına denk gelen konulu filmler, Muhsin Ertuğrul’un egemenliğinde yapılmıştı. 1930’lu yıllar biterken sinemaya farklı sesler, farklı isimler gelip filmler yapmaya başlar, yeni film yapım şirketleri kurulur. Bu gelişmeler yaşanırken İkinci Dünya Savaşı’nın olumsuz etkileri de yansır sinemaya. Geçiş dönemi olarak adlandırılan dönemin ilk yönetmeni Faruk Kenç, fotoğraf ve sinema okumak için gittiği Almanya’dan dönerek film yapmaya başlar. Ha-Ka Film’in sahibi Halil Kamil akrabasıdır ve geçiş dönemini de başlatan ilk filmi “Taş Parçası”nı 1939 yılında çeker. Faruk Kenç’i tiyatro dışından gelen yeni yönetmenler izler. Fakat tiyatronun etkisinden, tiyatrovarilikten birden bire kurtulma söz konusu değildir, yine de gittikçe azalan bu etki ve yeni arayışlar yeni bir si..]]> Sun, 18 Mar 2018 04:00:40 +0300 Muhsin Ertuğrul ve sinemamız https://www.evrensel.net/yazi/81038/muhsin-ertugrul-ve-sinemamiz https://www.evrensel.net/yazi/81038/muhsin-ertugrul-ve-sinemamiz? 1922 yılında Muhsin Ertuğrul sinemaya girer ve sinemamızın “Tiyatrocular Dönemi” olarak adlandırılan evresi başlar. Muhsin Ertuğrul’un, 1939 yılına kadar (Başından sonuna kadar damgasını vurduğu), tek isim olarak anıldığı, tiyatrocuların egemenliğinde geçen, çekilen 27 filmden 23’ünü Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘uzunca’ bir dönemdir bu. Dönemin diğer isimleri de -Mümtaz Osman adıyla senaryolar yazan, kendi adıyla filmler yöneten Nâzım Hikmet dışında- İstanbul Şehir Tiyatrosu kadrosundan oluşur. Cumhuriyetin ilk yıllarında Muhsin Ertuğrul, ulusal konulara yönelse de (Ateşten Gömlek-1923, Bir Millet Uyanıyor-1932) “1922-1953 yılları arasında yönetmiş olduğu 30 filmin en azından üçte ikisi ya yabancı kaynaklardan alınmıştır ya da Batı sinemasının çeşitli etkilerini taşımaktadır. Ancak yönetmenimiz ilk filmlerinde aslında yerli kaynaklara el..]]> Sun, 11 Mar 2018 04:54:41 +0300 Cinematographe ve sinemamız https://www.evrensel.net/yazi/80985/cinematographe-ve-sinemamiz https://www.evrensel.net/yazi/80985/cinematographe-ve-sinemamiz? Sinema, Avrupa’da ve Amerika’daki seyircili sinema gösterileri ile başladığında büyük bir ilgiyle karşılanır. Çok kısa bir sürede bütün dünyaya yayılır, başlangıcından günümüze dünyada da, ülkemizde de birçok aşamadan geçer. Hiçbir ticari başarı ve gelecek görmeyen sinemanın mucitleri, metrelerce pelikülden düş şatolarının beyaz perdesine yansıyarak bize akacak öykülerin anlatılabileceğini hayal bile edemezler. Dahası Edison ve Lumiere Kardeşlerin icatlarının ardından, ‘Sinemanın bir öyküsü ve kurgusu olmalı, en çok düşe ihtiyaç var’ diye işe girişen panayır hokkabazı Georges Melies, ne yazık ki yoksulluk içinde sürdürür yaşamının son yıllarını. Yine sinemanın ilk büyük ustalarından kabul edilen “Bir Ulusun Doğuşu” (1915) ve “Hoşgörüsüzlük”..]]> Sun, 04 Mar 2018 03:27:03 +0300 Cumhuriyet öncesinde sinema... İlk filmler... https://www.evrensel.net/yazi/80948/cumhuriyet-oncesinde-sinema-ilk-filmler https://www.evrensel.net/yazi/80948/cumhuriyet-oncesinde-sinema-ilk-filmler? Sinemanın ülkemize gelmesi ilk kez Lumiere Kardeşlerin dünyanın birçok ülkesine gönderdikleri kameramanlardan biri olan Alexandre Promio’nun gelip 1896 yılında çekimler yapması ile olur. Ülkemize gelişi, önceleri yabancıların çektikleri belge filmlerle, sarayda ve Pera’da film gösterimleriyle olsa da, kısa sürede film çekmeye dönüşen sinemanın başlangıcına yönelik belirsizlik ve tartışmalar bugün de sürmektedir. Sinemamızın geçmişine, ilk yıllarına yönelik bilgi ve belge eksikliği bazı soruları bugün de yanıtsız ya da tartışmalı bırakmaktadır. İlk Türk filmine yönelik tartışmalar, araştırmalar yeni sorularla ve yeni belgelerle bugün de sürmektedir. Ülkemizde sinemanın “sembolik” doğum tarihi 14 Kasım 1914 olarak kabul edilmektedir. 1876-1877 yıllarında yaşanan ve 93 Harbi olarak anılan Osmanlı-Rus Savaşı’nda yaşanan yen..]]> Sun, 25 Feb 2018 04:15:31 +0300 Polat Tezel: Sigaramda duman duman https://www.evrensel.net/yazi/80901/polat-tezel-sigaramda-duman-duman https://www.evrensel.net/yazi/80901/polat-tezel-sigaramda-duman-duman? İhtiyar Bir Adamın Anatomisi Uyanırım nemrut bir suratla Başucumda rakı, bana bakar Bir duble atınca dirilirim Kimseyi rahatsız etmem Fazla konuşmam Önceleri amca, dede diyenlere kızardım. Kendimi hâlâ genç sanırdım. Şimdi ihtiyarlığımı kabullendim, kimseye kızmam. Kaldığım otelin penceresinden Kulağıma ezan sesleri gelir Salep yüz bin lira.. Demir alırım sesleri. Alıştığım yataktan başkasında yatamam Oturduğum köşeden kalkmam Hüzünlenirim. Dağılmış ailelerin çocukları çok üzer beni. Başımdan geçti de... Hepsi yüksekokul talebesi barda çalışanların Onlara bakarak, göğsüm kabarır İftihar ederim. Emekli maaşımla, şarkılarımın telifi Yeter bana. Maaş günü oteli de, barları da öderim. Ya daha önce ölürsem diye düşünmem Geride bıraktıklarım, öderler. Bilirim. Mütevazı bir insandım. Tevazuunun fazlasının apta..]]> Sun, 18 Feb 2018 04:52:34 +0300 Metin Bükey: Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek https://www.evrensel.net/yazi/80856/metin-bukey-bir-sarkisin-sen-omur-boyu-surecek https://www.evrensel.net/yazi/80856/metin-bukey-bir-sarkisin-sen-omur-boyu-surecek? Metin Bükey Türk sinemasının rekortmenlerindendi. Çok genç yaşlarda film müziği yapmaya başlayan Metin Bükey yüzlerce filme müzik yaparak dünyada da ulaşılması zor bir rekora imza atmıştı. Siz onu belki de en çok unutulmaz Samanyolu bestesiyle tanıyorsunuz. 1933 yılında İstanbul’da doğan Metin Bükey, müzisyen bir anne babanın ilk çocuğuydu. Kavala’dan göç eden babası Mehmet Bey ut, Selanikli olan annesi Münevver hanım da piyano çalıyordu. Dedeleri mübadeleyle önce İstanbul’a sonra da Samsun’a yerleşmiş. Bafra’da ilk tütün ziraatını başlatmışlar. Fakat Metin Bükey’in babası Kavalalı Mehmet beyin aklında hep müzik vardır. “Ben müzik yapmak istiyorum, benim mesleğim burada geçmez” der ve İstanbul’a gelir. Ardından anne babası da İstanbul’a gelir ve Kasımpaşa’ya yerleşirler. Mehmet Be..]]> Sun, 11 Feb 2018 04:38:48 +0300 Bir doğal komikti Necdet Yakın https://www.evrensel.net/yazi/80811/bir-dogal-komikti-necdet-yakin https://www.evrensel.net/yazi/80811/bir-dogal-komikti-necdet-yakin? Sinemanın ve tiyatronun adından çok yüzü bilinen oyuncularındandır Necdet Yakın. İlk sınır ötesi yolculuğunu, anne karnında yaşamış. Aslen Yunanistanlı olan ailesi, Türkiye’ye gelebilmek için önce Bulgaristan’a geçer. Anne o yolculukta Necdet Yakın’a hamiledir. 1932 yılında Bulgaristan’da, Filibe’de doğar. O doğar doğmaz Türkiye’ye gelirler. “Biz üç kardeşiz. Çok fakir bir aileydik. Annem-babam tütün işçisiydiler. İlkokul, derken orta ikiye kadar ite kaka devam ettim. Sonra bıraktım okulu. Muhtelif işlerde çalışmaya başladım. Askerden sonra bir şirkete muhasebe yardımcısı olarak girdim.” Kurukahveci Mehmet Efendi ve Mahdumları’nın muhasebe bölümünde işe başlar. O sıralarda Teknik Üniversite’de okuyan bir arkadaşı vardır. Akşamları ona oturmaya gider, projelerine yardım eder. “Tiyatroya meraklıydı bu ar..]]> Sun, 04 Feb 2018 04:15:47 +0300 Bir Beyoğlu yurttaşıydı Madam Anahit https://www.evrensel.net/yazi/80768/bir-beyoglu-yurttasiydi-madam-anahit https://www.evrensel.net/yazi/80768/bir-beyoglu-yurttasiydi-madam-anahit? Beyoğlu, gerçekten de bir “Babil Kulesi”dir. “Soyluluk düşkünü” bir kısım insana ve resmi tarihe göre eskiden erkeklerin kravatsız, kadınların şapkasız, yelpazesiz girmediği söylenen Beyoğlu, dün de bugün de özelliğini farklı kültürleri, inançları hoşgörü içinde bir arada barındırmasından alır. Dünün Yahudi, Ermeni, Rum, Beyaz Rus meyhanecisi, sucusu, tütüncüsü, terzisi ve bugünün tinerci çocukları ile Türk, Kürt, Laz gibi her kültürden, milliyetten insanın yaşadığı Beyoğlu Cumhuriyeti’nin kendine özgü yasaları, kendi yurttaşları vardır. Eski Pera sakinlerinden sebzeci Cristo’ya, çizmeci Pandelis’e, antikacı Vitali’ye, fotoğrafçı Abdullah’a, bakkal Alexandre’a, saatçi Aslan Bey’e rastlamak artık olanaksız. O güzel mekânların yerini..]]> Sun, 28 Jan 2018 04:52:28 +0300 Sanat çığlıkları ve buluşmalar https://www.evrensel.net/yazi/80718/sanat-cigliklari-ve-bulusmalar https://www.evrensel.net/yazi/80718/sanat-cigliklari-ve-bulusmalar? Yazının başlığını ‘Bir Buluşmanın Ardından’ olarak da yazabilirdim. 6-7 Ocak’ta İstanbul, Avcılar’da Çığlık Sanat Atölyesi’nin “Büyük Sanat Buluşması”na davetliydim. Yıllardır İstanbul’dan ayrı yaşıyor olmama, İstanbul ve büyük şehir fobim oluşmasına karşın bu tür davetleri reddetmiyor, katılıyordum. Yeni insanlar tanımak, güzel etkinlikler, izlemek, yeni keşifler yaşamak, yeni bilgiler edinmek önemliydi. Öğrenerek, etkileşerek, gelişiyor, dönüşüyorduk sonuçta. Buluşma imza, etkinlikleri, tiyatro gösterisi, müzik dinletisi, resim sergisi, söyleşiler gibi farklı sanat disiplinlerinin sergilenmesinden oluşuyordu. Sabahın erken saatlerinde Avcılar’a ulaştığımda Atölyenin Kurucusu ve Yönetmeni, Tiyatrocu ve Şair Cemal Uçarman karşılıyordu beni. Atölyeye ulaştığımızda buluşma için hazırlıklarını sürdüren o..]]> Sun, 21 Jan 2018 03:11:24 +0300 Üretken bir yönetmen: Zeki Ökten https://www.evrensel.net/yazi/80674/uretken-bir-yonetmen-zeki-okten https://www.evrensel.net/yazi/80674/uretken-bir-yonetmen-zeki-okten? 19 Aralık değerli ve üretken Yönetmen Zeki Ökten’in ölüm yıl dönümüydü. 2009 yılında kaybetmiştik Zeki Ökten’i. 4 Ağustos 1941 İstanbul doğumlu Zeki Ökten, Haydarpaşa Lisesi mezunudur. Öğrencilik yıllarında tiyatro çalışmalarına başlar. Bir süre amatör tiyatroculuk yaptıktan sonra, yönetmen yardımcılığı ile sinemaya 1960 yılında girdi. Ve 1961 yılında bu düşünü gerçekleştirip, Nişan Hançer’in yönettiği “Acı Zeytin” filminde yönetmen yardımcılığı yaparak Yeşilçam’a ilk adımlarını atar. Lütfi. Ö. Akad, Halit Refiğ, Memduh Ün ve ağırlıklı olarak Atıf Yılmaz, yönetmen yardımcılığı yaptığı ustalarıdır. Ökten, 1963’te ilk filmini çeker. Adı “Ölüm Tuzağı”dır. Ne var ki bu ilk deneme bir “Zeki Ökten filmi” olmadığı gibi hazır da değildir. Ve dönemi..]]> Sun, 14 Jan 2018 04:15:59 +0300 Ve tiyatro, ve sinema ve Bilge Zobu https://www.evrensel.net/yazi/80629/ve-tiyatro-ve-sinema-ve-bilge-zobu https://www.evrensel.net/yazi/80629/ve-tiyatro-ve-sinema-ve-bilge-zobu? Yaşıtlarımın misketli, gazoz kapaklı oyunlarından ve devamsızlıktan sınıfta kalmayı göze alıp okuldan kaytardığım zamanlarda, küf kokan havasız sinema salonlarına kapatıyordum kendimi. O yıllarda yaşadığım ilçenin ‘Uzunkaya’, ‘Çınar’, ‘Çamlık’, “Kömürlük” isimli sinemalarında izlediğim filmler, o filmlerin unutulmaz oyuncuları beni o büyülü dünyalarına alırlardı. Düş dünyamda onlarla birlikte türlü serüvenler yaşardım. 1960’lı yıllar Yeşilçam’ın yaşadığı özel bir dönemdi. Rekor sayıda çekilen yüzlerce filmle birlikte, birçok yönetmen ve oyuncu da bu yıllarda sinemayla tanışıyordu. Unutulmaz filmler yapıldı, unutulmaz oyuncular, usta yönetmenler yetişti. ’70’li yıllara kadar süren bu büyü bozulduğunda birçok oyuncu uzaklaştı Yeşilçam’dan. Bazı..]]> Sun, 07 Jan 2018 04:53:50 +0300 Murat Soydan: Beyazperdeden sahneye https://www.evrensel.net/yazi/80581/murat-soydan-beyazperdeden-sahneye https://www.evrensel.net/yazi/80581/murat-soydan-beyazperdeden-sahneye? Türk sinemasının sembolik “doğum yılı” sayılan 1914 yılından bu yana yaklaşık 400 yönetmen tarafından binlerce film çekildi. Agâh Özgüç’ün araştırmalarından öğrendiğimize göre, 1990 yılına kadar olan 77 yıllık süreçte 5 bin 578 film üretilmiş (Agâh Özgüç, Türk Filmleri Sözlüğü, 2. Cilt). Bu binlerce filmde Behzat Butaklardan, Muhsin Ertuğrullardan, Vasfi Rızalardan, Bedia Muvahhitlerden, Neyyire Neyirlerden bu yana binlerce oyuncu rol aldı. Unutulmaz isimler, unutulmaz yüzler... Bu yüzlere 1951 yılında Yıldız dergisinin düzenlediği yarışmayla Ayhan Işık, Belgin Doruk ve Mahir Özerdem katılır. Bu yarışmayla hem dergilerin, gazetelerin düzenlediği yarışmalardan sinemaya yeni oyuncular kazandırma dönemi, hem de Ayhan Işık’la Türk sinemasında yıldız sistemi başlamış oluyordu. ’50’li ve 60’lı yıllar en..]]> Sun, 31 Dec 2017 04:49:31 +0300 Kötü adamın dublörü, bir kötü adam: Kudret Karadağ https://www.evrensel.net/yazi/80537/kotu-adamin-dubloru-bir-kotu-adam-kudret-karadag https://www.evrensel.net/yazi/80537/kotu-adamin-dubloru-bir-kotu-adam-kudret-karadag? “İstanbul, Kadıköy’de doğdum, 1934 senesinde. Çocukluğum pek mutlu geçti sayılmaz. Çocukluğumun daha baharında 2. Dünya Savaşı patlamıştı. Bildiğiniz gibi o yıllarda ekmek bile karneye bağlıydı. Işıklar devamlı sönüyor, İstanbul her gece karanlığa gömülüyordu. İlkokulu bitirdiğim zaman savaş da bitmişti. Ortaokul, sanat okulu derken askerlik geldi çattı. 1956’da terhis olduğumda, teskereyi kutlamak için arkadaşlarla Beyoğlu’ya çıktık. Pasaj kutlama için o zamanlar en ideal yerdi. Bu eğlence sırasında masamıza bir beyefendi geldi. Yönetmen olduğunu, filmde oynayıp oynamayacağımı sordu. Ben de oynarım dedim. Zeki Canlı’ydı o beyefendi, bugün artık yaşamıyor. İlk filmim Ağla Gönül’dü, rejisörü Tekin Akpolat. Ne yazık ki akıl hastanesinde öldü. 40 sene geçti, bu 40 seneye yaklaşık 300’ün üstünde film..]]> Sun, 24 Dec 2017 05:05:46 +0300 Bütün güzellikler ölüyordu https://www.evrensel.net/yazi/80494/butun-guzellikler-oluyordu https://www.evrensel.net/yazi/80494/butun-guzellikler-oluyordu? Kentin büyük ve kalabalık caddesinde yürüyordu. Oradan oraya koşuşturan insan kalabalığı içindeki bir başınalığını hissetti, irkildi. Kara duygularıyla sarı sıcak kentlere göçüp, orada da aykırı duran sonbahar sürgünlerini düşündü. Aynı yerlerden aynı sözcüklerle geçiyordu kaçıncı kez. Sözcükler öldürüyordu sanki her şeyi. Bu kenti terk etmeye hazırlanıyordu. Mülksüz ve çıplak. Sevgiliye siz diyen şarkıları anımsadı. Böylesine inceliklerin gittikçe yok olduğu günümüzde, karşılaştığı sahici incelikler onu duygulandırıyordu. Hoyrat davranışlarla hırpalanıyor, aldığı yaralarla yiten dostlukların ardından ağlıyordu. Hüznü ve melankolisiyle kentin sokaklarını dolaşırken, insanları çıplak düşünürdü. Duygularını, düşüncelerini neden giyinik yaşarlardı sanki? Gizli, kaçamak, alabil..]]> Sun, 17 Dec 2017 04:52:27 +0300 Yenilen kazanıyordu bu oyunda https://www.evrensel.net/yazi/80444/yenilen-kazaniyordu-bu-oyunda https://www.evrensel.net/yazi/80444/yenilen-kazaniyordu-bu-oyunda? “Toplumsal cesaret, kişinin anlamlı bir yakınlık kurma umuduyla tehlikeye atılabilme yetisidir” diyordu yazar. “Yakınlık cesaret gerektirir, çünkü risk kaçınılmazdır. İlişkinin bize nasıl etki edeceğini daha baştan bilemeyiz. Kimyasal bir değişim gibi birimiz değişirse, ikimiz de değişeceğiz. Gelişecek mi yoksa tüketecek miyiz? Emin olabildiğimiz tek şey, eğer kendimizi ilişkiye tüm varlığımızla bırakırsak bundan etkilenmeksizin çıkamayacağımızdır.” (Yaratma Cesareti-Rollo May) Yaşadığı, yaşamaya çalıştığı bundan başka neydi ki zaten? Sevgilerde de arkadaşlıklarda da hayatın değişim yasaları bunu gerektirmiyor muydu? Her insan, her ilişki her olay, yaşadığımız her ‘an’ bizi başka bir noktaya, başka birikimlere götürmüyor muydu? Öyleyse niye bu kadar çekingen ve anlamsız yaşanıyordu ilişkiler? “Birini tanımaya çalışmayalı, bunu istemeyeli çok za..]]> Sun, 10 Dec 2017 03:46:58 +0300 Yeşilçam'da bir yalnız adamdı İbrahim Kurt https://www.evrensel.net/yazi/80394/yesilcamda-bir-yalniz-adamdi-ibrahim-kurt https://www.evrensel.net/yazi/80394/yesilcamda-bir-yalniz-adamdi-ibrahim-kurt? Yalnız yaşadı, yalnız öldü. Avantür sinemanın ve Yeşilçam sokaklarının simge isimlerindendi İbrahim Kurt. Ona her gün Gazeteci Erol Dernek Sokak’taki oyuncu kahvelerinde ya da Ayhan Işık Sokak’ın köşesindeki büfelerin önünde rastlardınız. Oradan geçerek bürolarına giden yapımcı ya da yönetmenler, “Senin abideni dikeceğiz bu köşeye” diye takılırlardı ona. İbrahim Kurt, “Ben öldükten sonra abidemi dikeceklerine, sağlığımda hatırımı sorsalar daha mutlu olurum” diyordu. İbrahim Kurt, Yeşilçam’ın yalnız adamıydı. O hep yalnızdı ve aynı yerde uzun süre kalamazdı. Kimsenin canını sıkmamaya çalışır fakat çoğu zaman “Bazı adamlara” canı sıkılırdı. Son derece saygılı ve sevecendi. Ürkütücü iri cüs-sesinin aksine hoş sohbet ve kibardı. Beyaz saçları ve beyaz sakalıyla, boynundan hiç eksik etmediği fula..]]> Sun, 03 Dec 2017 04:15:10 +0300 Süheyl Eğriboz: Adı ‘sütçü’ye çıkmış bir kötü adam https://www.evrensel.net/yazi/80351/suheyl-egriboz-adi-sutcuye-cikmis-bir-kotu-adam https://www.evrensel.net/yazi/80351/suheyl-egriboz-adi-sutcuye-cikmis-bir-kotu-adam? “Bizimle çalışmak jönlerin avantasıdır, yararınadır. Çünkü biz jöne katkıda bulunuruz. Biz jönlerden bir şey beklemeyiz, jönler bizden beklerler. Mesela Cüneyt’i ele alalım; benim en fazla çalıştığım jönlerden biri. Cüneyt ne yapar, elini uzatır, yumruk atmak için. Pencereden dışarı uçan biziz, attan düşen biziz. Ondan sonra ‘helal olsun’ diyorlar jöne. Bir yumruk vurdu, adamı pencereden çıkarttı dışarıya. Gel bir de sen pencereden çıkana sor bakalım.” Yeşilçam belki de dünyanın en cefakar oyuncularına sahiptir. Neredeyse hepsi doğal yetenek. Kimi tesadüfen kendini Yeşilçam’da bulmuştur, kimi bir tanıdığı aracılığıyla. Kimi de çocukluğunda sevdalanmıştır beyazperdeye. Bizleri o büyülü dünyalara öylesine almışlar, oynadıkları rollere öylesine inandırmışlardı ki, onların özel ha..]]> Sun, 26 Nov 2017 04:53:54 +0300 Türk Rambo’su ‘Ramo’: Sönmez Yıkılmaz https://www.evrensel.net/yazi/80302/turk-rambosu-ramo-sonmez-yikilmaz https://www.evrensel.net/yazi/80302/turk-rambosu-ramo-sonmez-yikilmaz? Sönmez Yıkılmaz Türk Rambosu. Kendi deyimiyle sinemanın “hamalı”. Kavgacı olarak başladığı oyunculuk serüveninde başrole kadar gelmiş. Söyleşi yaptığımız günlerde son “artistler kahvesinin” üstünde, birçok yan rol oyuncusunun uğrak yeri olan kendi film yazıhanesi vardı. Burada hem sinema okulu, hem tiyatro, hem de casting yapmayı düşünüyordu. “Benim burada bir hedefim var. Sinemalarda yerli film oynatacağım. Amerikan filmleri seyrediyoruz, bizim seyircimiz bizim filmlerimizi de seyredebilsin. Ben de ona göre, o filmlere rakip filmler çekeceğim. Onun savaşını veriyorum şu anda. İnanıyorum Türk sineması yine eski parlak günlerine dönecek, seyirciyi sinemaya çekecektir. İyi avantür filmler çekeceğim. Zaten dünyamız avantür. Televizyonu açıyoruz savaşlar, vurgunlar. Yok vatanını koruyan Vietnamlılar haksız, işgal eden Amerikalılar haklı; topr..]]> Sun, 19 Nov 2017 03:32:18 +0300 Mehmet Güler: Bir Yeşilçam marjinali https://www.evrensel.net/yazi/80258/mehmet-guler-bir-yesilcam-marjinali https://www.evrensel.net/yazi/80258/mehmet-guler-bir-yesilcam-marjinali? Hani simgeler vardır, simgeleşen insanlar... Sokaklar, mekanlar, semtler onlarla özdeşleşmiştir, onlarla anımsarız o yerleri. Mehmet ağabey de yani Mehmet Güler, namı diğer Tokmak Mehmet de öyle insanlardandır. Hangi saatte giderseniz gidin onu mutlaka Ayhan Işık Sokak’ta görürsünüz. Ya o sokakta o tarihlerde işlettiği Kafe Kontak’ın önünde dikilirken ya da kim var kim yok diye kahvehaneleri kolaçan ederken rastlarsınız ona. Tokmak Mehmet dendiğinde tanımayan yoktur. Hatta postacı bir gün bir mektup getirir. Mektup İzmir’den geliyordur. Mehmet Güler zarfa baktığında şaşırır çünkü zarfın üstünde “Tokmak Mehmet, Beyoğlu” yazıyordur sadece. “Tokmak”, yönetmen Memduh Ün’ün sıkça kullandığı bir sıfatmış. Mehmet Güler de 50’li yılların jönlerinden Saltuk Kaplangı’nın prodüksiyon amirliği yaptığı yıllarda ..]]> Sun, 12 Nov 2017 04:15:04 +0300 Devrim ve sinema https://www.evrensel.net/yazi/80207/devrim-ve-sinema https://www.evrensel.net/yazi/80207/devrim-ve-sinema? “İnanılmaz, harika günlerdi; devrimci bir sanatın ilk adımları. Sanat çalışmalarımıza ilk başladığımız yıllardan söz ederken, o devrin neredeyse bütün yönetmenleriyle belli başlı sanatçılarının doğum tarihlerini duyan herkesin ağzı açık kalmaktaydı. Hepimiz inanılmaz derecede gençtik! Sanat hayatımıza atıldığımızda on altı-on yedi yaşlarındaydık. Oysa bunun çok basit bir açıklaması vardı: Devrim biz gençlerin önünü açmıştı. O zamanlar bütün bir kuşağın yok olmuş olduğu unutulmamalıdır. Büyüklerimiz ülkenin her tarafına dağılmışlar, İç Savaş’ta kırılmışlar ya da Rusya’yı terk edip gitmişlerdi. Bu yüzden Devrim açıkça örgütlenme eksikliği, insan eksikliği duyuyordu; bunu anlamıştık, ülkemiz bizden çalışmamızı bekliyordu. Açıktı ki, ülkemizin kültürün her alanında insanlara ihti..]]> Sun, 05 Nov 2017 02:57:32 +0300 Cem Erman: Bir Yeşilçam Çilekeş’i https://www.evrensel.net/yazi/80164/cem-erman-bir-yesilcam-cilekesi https://www.evrensel.net/yazi/80164/cem-erman-bir-yesilcam-cilekesi? Bildik ve ne yazık ki kanıksadığımız bir manşetti gazete sayfalarına yansıyan: “Cem Erman’ın cenazesinde kimse yok!” “Evinde ölü bulunan sinema sanatçısı 64 yaşındaki Cem Erman’ın cenazesi Kabasakal mezarlığında toprağa verildi” ara başlığıyla verilen haber şu cümlelerle sürüyordu: “Adana’da birlikte olduğu Sevim Demiroğlu’nun evinde ölü bulunan sinema sanatçısı 64 yaşındaki Cem Erman’ın cenazesi Kabasakal mezarlığında toprağa verildi. Erman’ın cenazesine ne bir yakını ne de sinemacı dostlarından kimse katıldı. Sevim Demiroğlu, eşi toprağa verildikten sonra gözyaşlarını tutamadı, sanatçı dostlarının vefası için ise ‘Şu an bir şey konuşmak istemiyorum’ dedi. Hep mutsuz ve huzursuzdu Cem Erman. Ortak tanıdığımız bir sinemacı arkadaşı “Çilekeş” demişti Cem Erman için. “Yeşilçam’ın çilekeş..]]> Sun, 29 Oct 2017 03:05:03 +0300 Yeşilçam’ın çilekeşleri https://www.evrensel.net/yazi/80122/yesilcamin-cilekesleri https://www.evrensel.net/yazi/80122/yesilcamin-cilekesleri? Taksim’den İstiklal Caddesi’ne doğru yürümeye başladığımda nedense hep Cahide Sonku, Yıldırım Önal ve beyaz kefenleri içinde protestosunu haykıran Ferda Ferdağ gelir aklıma; bir de oturacak kiralık ev bile bulamayan Özcan Özgür. Cahide Sonku bataklıkta gül olmayı seçmişti seçmesine fakat bizler beter bataklıklardık. O, Beyoğlu’nun arka sokaklarında, salaş meyhanelerinde ulaşması mümkün birçok lüksü reddederek alkolde dostluk arıyordu. Kader ve cinnet arkadaşlarıyla yaşadığı dram, o günün Yeşilçam starlarından kaçını ilgilendirmişti? Daha sonra aynı dramı yaşayanlar onu hatırladıkça neler hissetmişlerdi? Kimi anılarını dinledikçe bugün bile bizlere çok önemli hayat dersleri verdiğini düşünüyorum. Cahide Sonku cinnetini en çok başkalarıyla olduğunda mı yaşıyordu? Yaşadığımız dünyada çığlıklarınız b..]]> Sun, 22 Oct 2017 04:15:40 +0300 Yırt Kazım: Kazım Kartal https://www.evrensel.net/yazi/80070/yirt-kazim-kazim-kartal https://www.evrensel.net/yazi/80070/yirt-kazim-kazim-kartal? “Her dönem Yeşilçam’da gruplaşmalar olmuştur. Şimdi de var böyle bir şey. Arabesk filmler döneminde de, seks furyası döneminde de vardı bu, şimdi de var. Herkes kendi çevresini, arkadaş grubunu tutuyor. Şimdi sinema zor durumda, az film çekiliyor. Örneğin şimdi de entelektüel bir grup oluştu. O grubun içine ben giremem, birçok karakter oyuncusu giremez. Hor görürler, onları aktör saymazlar. Yeşilçam’ın yeşerebilmesi için entelektüel grubun var olması gerekiyor. Ben onlara saygı duyuyorum. Yeşilçam’ın çamı kurumuştu, yeni bir kuşağın gelmesi gerekiyordu. İlişkiler eskisi gibi olmayacak, yıllardır da kültürsüz, bilgisiz insanlar hüküm sürdü. Yıllarca onlarla uğraştık. Şimdi çok başarılı filmler çekiliyor.” 1936 yılında Niğde’de doğan Kazım Kartal, ilkokulu bitirdikten sonra Konya Ereğli&rsq..]]> Sun, 15 Oct 2017 04:52:16 +0300 Parçala Behçet https://www.evrensel.net/yazi/80025/parcala-behcet https://www.evrensel.net/yazi/80025/parcala-behcet? Gazeteci Erol Dernek Sokak’taki Atlas Apartmanı’nın bodrum katında, duvarlarında film afişlerinin, aksesuarların, Danyal Topatan’lı, Arap Celal’li fotoğrafların bulunduğu yazıhaneye girdiğimde sinemayla iç içe bulmuştum Behçet Nacar’ı. Avantür filmlerin hızlı kavgacısı, kendi firmasını kurduktan sonra, film çekme ve işletmeciliğin dışında teknik malzeme kiralamasıyla da uğraşıyordu. “Firmanın 100 kilovata kadar ışıkları, minibüsü, 3-4 tane 35’lik kamerası var. Şarjörmüş, silahmış, polis elbisesiymiş, kostümmüş yani film için gerekli olan aksesuarları kiraya veriyoruz.” 1934’te İstanbul, Sultanahmet’te doğmuş Behçet Nacar. “Sultanahmet Erkek Sanat Enstitüsünü dökümcü olarak bitirdim. İstanbul’un çeşitli fabrikalarında dökümcü olarak çalıştıktan sonra şoförlüğe atıld..]]> Sun, 08 Oct 2017 05:00:12 +0300 Bir Sami Hazinses vardı https://www.evrensel.net/yazi/79976/bir-sami-hazinses-vardi https://www.evrensel.net/yazi/79976/bir-sami-hazinses-vardi? Çocukluğumu, ilk gençliğimi yaşadığım yıllarda ince kalaslarla birbirine bağlanmış tahta iskemlelerin olduğu açık hava sinemaları, ‘aileler’ ve ‘aile olmayan’ izleyicileri ikiye ayırırdı. Kabuklu yemiş yemek, Fruko, Çamlıca gazozu içmek, yoksul aile çocukları için bile vazgeçilmez bir ayrıcalıktı. Yine de komşusu gittiği için ya da çocuğunu kıramadığından sinemaya geldiği halde, gazoz alamayacak denli yoksul aileler de vardı. Genellikle annem ve babaannemle izlediğim filmlerde Ömercik’in, Ayşecik’in dramlarına birlikte ağlardık. İşte, çocukluğumun o Fruko gazozlu yazlık sinemalarında izlediğim filmlerden, unutulması olanaksız yüzler anımsıyorum. Bahçıvan, uşak, manav... Acı çeken, horlanan, hayat karşısında acemi ve komik kalan insanlar. Nubar Terziyan, Osman Alyanak, Cevat Kurtuluş, Danyal Topatan, Sami Hazinses... Yeşilçam’a yılları..]]> Sun, 01 Oct 2017 04:15:47 +0300 Sinemanın komikleri https://www.evrensel.net/yazi/79930/sinemanin-komikleri https://www.evrensel.net/yazi/79930/sinemanin-komikleri? Bizde mizah üreteni de, alıp tüketeni de “Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız” diye başlar söze. Binlerce yıl öncesine uzanan geleneksel temaşa sanatımız sözlü öykü anlatma geleneğiyle orta oyunlarında, meddahlarda, seyirlik köy oyunlarında, kukla ve gölge oyunlarında, operetlerde insanları eğlendirirken düşündürmüş, çoğu zaman toplumsal bilinç oluşmasında öncü bir rol oynamış ama hep güldürmüştür. Komik halk kahramanlarımız aslında birer antikahramandır. Karagöz, Nasreddin Hoca, Keloğlan yarı hayal yarı gerçek kahramanlarımızdır. Yüzyıllardır güldürürken düşündürmeyi ve ders vermeyi sürdürdüler dilden dile geçen hikayeleriyle. Sinema öncesinde var olan bu gelenek sinemanın ilk dönemini de etkiler, perdeden akan görüntülere yansır. Adam dünyada hi&ccedi..]]> Sun, 24 Sep 2017 05:00:32 +0300 Bir fantastik kahramandı Metin Demirhan https://www.evrensel.net/yazi/79893/bir-fantastik-kahramandi-metin-demirhan https://www.evrensel.net/yazi/79893/bir-fantastik-kahramandi-metin-demirhan? Fantastik kahramanlarımdan biriydi Metin Demirhan. ’90’lı yılların sonunda ne zaman Beyoğlu’ya çıksam, yolum Atlas Pasajı’ndan geçse Metin’i Giovanni Scognamillo ile “Atılgan adlı dükkanının önünde sohbette görürdüm. Metin’le tanışıklığımızın başlangıcı daha eskiye uzansa da arkadaşlığa, dostluğa evrilmesi de o tarihlerde başlar. Öküz dergisinde “Artizler Kahvesi”ni yazdığım günlerdi. Metin “iyi bir iş” yaptığımı, her anlamda beni desteklediğini söylüyor, kendi çalışmalarından söz ediyordu. Yeşilçam’ın “Zagor”u,, “uçan Süpermen”i Levent Çakır’ın hâlâ özenle koruduğum bir fotoğrafını vermişti, Levent Çakır söyleşisinde yayımlamam için. Öncesinde de kitap, lobi, film ve fotoğraf alışverişlerimiz olurdu. Fanzinleri ve bazı sinema dergileri..]]> Sun, 17 Sep 2017 04:15:12 +0300 Mine Soley: Yeşilçam’ın açık sözlü güzel oyuncusu https://www.evrensel.net/yazi/79849/mine-soley-yesilcamin-acik-sozlu-guzel-oyuncusu https://www.evrensel.net/yazi/79849/mine-soley-yesilcamin-acik-sozlu-guzel-oyuncusu? Yeşilçam’ın en açık sözlü, “mert”, güzel ve zarif kadınlarındandır Mine Soley. Fotoğraflarına en çok çocukluk yıllarımda cikletlerden çıkan “artist fotoğrafları”nda rastlardım. Magazin dergilerine ve gazetelere çok sık çıkmazdı. Yıllardır Yeşilçam’dan uzak kalmasına karşın belleklerden silinmemişti Baskıcı aile ortamını bırakıp İstanbul’a geldikten sonra Yeşilçam’la tanışır Mine Soley. Teyzesi Nezihe Güler filmlerde anne rollerinde, yan rollerde oynuyordur. Mine Soley de birkaç filme figüran olarak gider. Sinemadaki isim babası Yönetmen Çetin Karamanbey’dir. Asıl adı Emine’dir. “Biraz da ailemin mutaassıplığından dolayı o ismi ve soyadımı kullanmadım. Onu öyle temiz olarak rafa kaldırmıştım. E’sini attık Mine oldu. Çetin Karamanbey de Eşref Şefik de, enteresandır o zaman çok güzel de..]]> Sun, 10 Sep 2017 05:01:29 +0300 Yaşamı boykot eden ‘Yeşilçamzede’ Suphi Kaner https://www.evrensel.net/yazi/79806/yasami-boykot-eden-yesilcamzede-suphi-kaner https://www.evrensel.net/yazi/79806/yasami-boykot-eden-yesilcamzede-suphi-kaner? Telgraf hat bakıcısı Ömer Efendi ve Nâzime Hanım’ın tek çocuğu olan Suphi Kaner, 19 Ocak 1933 yılında Cerrahpaşa’da dünyaya gelir. Alt katında marangozhane olan yoksul, ahşap, kira evinde... Babası genç yaşta ölür ve yaşlı, hasta annesi evlere çamaşıra gider. Suphi Kaner de çok küçük yaşlarda çalışmaya başlar. “İlk olarak Hayat Karamelaları” satar, okul tatillerinde de ayakkabı tamirciliği yapar. Elektrikçilik, marangozluk gibi işlerden sonra Şehzadebaşı’ndaki Ferah ve Turan sinemalarında fıstık, gazoz satar. O yıllarda oyunculuğa gönül vermiştir. Yazarlığı da vardır Suphi Kaner’in. Hikâye ve şiir yazar. Yazdığı hikâyeleri yayınlatmak üzere götürdüğü gazetenin yazı işleri müdürü, “Bununla para kazanamazsın. Gel en iyisi gazete sat” der ve Suphi Kaner o işi de yapar. Sonra yine bir sinemada yer ..]]> Sun, 03 Sep 2017 05:00:11 +0300 Sansür hikayeleri https://www.evrensel.net/yazi/79764/sansur-hikayeleri https://www.evrensel.net/yazi/79764/sansur-hikayeleri? Sinemacıların korkulu rüyası sansür yıllardır dillere destan ve çoğu neredeyse komik uygulamalarıyla cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak günümüze kadar süregelmiştir. Çoğu zaman keyfi kararlarla yasaklanan filmler hatta yakılan filmler izleyicilere ulaşamamış ya da film birçok sahnenin çıkarılmasıyla izleyiciye ulaşabilmiştir. 1939 yılında “filmlerin ve film senaryolarının kontrolüne dair nizamname” yürürlüğe girer. Nizamnamenin 7. maddesi denetimini şu hükümlere göre yapıyordu: 1) Herhangi bir devletin propagandasını yapan, 2) Herhangi bir ırk ve milleti tezyif eden, 3) Dost devlet ve milletlerin hislerini rencide eden, 4) Din propagandası yapan, 5) Milli rejime aykırı olan siyasi, iktisadi ve içtimai ideoloji propagandası yapan, 6) Umumi terbiyeye ve ahlaka ve milli duygularımıza mugayyir bulunan, 7) Askerlik şeref ve haysiyetini kıran ve askerlik aleyhine propaganda ya..]]> Sun, 27 Aug 2017 04:15:38 +0300 Kuzey Vargın: Yeşilçam’ın asi jönü https://www.evrensel.net/yazi/79713/kuzey-vargin-yesilcamin-asi-jonu https://www.evrensel.net/yazi/79713/kuzey-vargin-yesilcamin-asi-jonu? 50’li, 60’lı yıllar Yeşilçam’da starın en fazla yetiştiği yıllardı. Kuzey Vargın da bu yıllarda tanışır sinemayla. 1957’de Bakırköy’de Fuat Rutkay’ın Halk Film Stüdyosunda laborant olarak çalışıyordur. ’60’ların hemen başında Hasan Kazankaya’nın çektiği filmlerde rol alır. İlk filmlerinde Yılmaz Güney’le birlikte oynar. Sinemada adının duyulması Yasak Sokaklar filmiyle olur. “O zamanlar Ayhan Işık, Göksel Arsoy, Ediz Hun, İzzet Günay, Fikret Hakan, Cüneyt Arkın, Yusuf Sezgin var. Böyle bir ortamda sinemaya girdim. Buradan bize ekmek çıkar mı diye düşünüyordum. Fakat yanlış düşünüyormuşum. Ben aktörlerden korkarken, aslında yapımcı ve yönetmenlerden korkmam gerektiğini çok sonra öğrendim. O zamanlar çok az paralar alı-yorduk. Genellikle peşin para yoktu, 3 aylık, 6 aylık senetler veriyorlardı. Ferd..]]> Sun, 20 Aug 2017 05:02:28 +0300 Orhan Kemal ve sinema https://www.evrensel.net/yazi/79666/orhan-kemal-ve-sinema https://www.evrensel.net/yazi/79666/orhan-kemal-ve-sinema? “Çukurova’da bahar harikadır. Gök masmavi, kırmızı topraklar yemyeşildir. Çukurova’nın toprağına dört kilo çiğit at 80 kilo pamuk versin. Çukurova insanına peygamberler, kitaplar dolusu sabır, tevekkül ve kanaat getirmiştir. Allah hakkı! Ölseler bile ne! Öte dünya vardır. Kuş gibi uçup gideceklerdir cenneti âlâya. Cenneti âlâda yağdan, baldan dağlar; sütten ırmaklar…” Bu cümlelerle başlar Çukurova gerçeğinin anlatıldığı Bereketli Topraklar Üzerinde filmi. Seyhan ve Ceyhan’ın kucakladığı Adana, hayatın her alanında olduğu gibi sanat alanına da, sinemaya da cömert davranmış, bereketini esirgememiştir. Dadaloğlu’nun, Karacaoğlan’ın, Kul Halil’in ve edebiyatçısıyla, müzisyeniyle daha nice sanatçının yetiştiği topraklarda, sinemanın kaderini değiştirecek, ona güzellikler katacak gü..]]> Sun, 13 Aug 2017 05:00:04 +0300 Mahmut Hoca, Yaşar Usta ya da Münir Özkul https://www.evrensel.net/yazi/79630/mahmut-hoca-yasar-usta-ya-da-munir-ozkul https://www.evrensel.net/yazi/79630/mahmut-hoca-yasar-usta-ya-da-munir-ozkul? “Ben tüccar değilim, eğitimciyim.” Hababam Sınıfı öğrencilerinin korkulu rüyası, otoriter fakat sevecen Mahmut Hocası, okul müdürüne gözleri dolu dolu bunları söyledikten sonra fenalaşır, yığılır kalır. İşte o sahne izleyicinin yüreğine bıçak gibi saplanır. Film boyunca gülen insanlar ağlıyordur artık. Yine başka bir film sahnesi; Adile Naşit hasta, yatağında yatıyor, Münir Özkul hemen yanındaki masada rakısını yudumlarken bir yandan da ağlıyor ve iç paralayan repliğini söylüyor. Eminim izleyiciler de onunla birlikte ağlıyorlar bu iç paralayan sahnede. Onlarca film, onlarca tiyatro oyunu; neredeyse yaşamı boyunca sahnedeydi Münir Özkul. “Bazı şeylere sanatla ulaşmamız gerekir, diğerleri yazgı ya da şansla elde edilir” (Agathon). Ne hayatını ne de oynadığı oyunları, filmleri, bu kısa yazıya sığdırmak olanaklıdır. Yaşamı da oynadığı roller gibi gelgitlerle dolu geçer. 1925 yılının 15 Ağustosu’nda Bakırköy’de doğar Münir Özkul. O doğuştan sanatçıdır. Daha ortaokul yıllarında yaptığı ta..]]> Sun, 06 Aug 2017 04:52:40 +0300 Tiyatrodan sinemaya Çolpan İlhan https://www.evrensel.net/yazi/79591/tiyatrodan-sinemaya-colpan-ilhan https://www.evrensel.net/yazi/79591/tiyatrodan-sinemaya-colpan-ilhan? Turist Ömer filminin finalinde Rüknettin (Vahi Öz), Bedia’sına kavuşur. Turist Ömer de Avrupa’da ameliyat olup gözleri açılan Mine’sini (Çolpan İlhan) bekliyordur. “Artık o da bize vurgun iyi mi. Turist Ömer diyormuş başka bir şey demiyormuş.” Mine koşarak gelir, Turist Ömer’i (Sadri Alışık) geçip arkada “hususi” arabası ve şık giysileriyle “Mine hanımı göreceğim” diye bekleyen beyefendiye sarılır, Turist Ömer diye. Yüzünü kameraya döndüğünde Sadri Alışık olduğunu gördüğümüz şık giyimli beyefendi, “Bu kız turist, murist diye bir şeyler söylüyor, anlamıyorum. Kimdir bu Turist Ömer, tanımıyorum, bilmiyorum ama böyle güzel bir kız için Turist Ömer bile olunur ha, ne dersiniz?” diyordu. O “güzel kız”la, Çolpan İlhan’la bir ömür boyu birlikte olmuştu, Türk sinemasının unutulmaz aktörü Sadri Alışık. Küçük Sahne’nin turne grubunda başlayan ilk karşılaşma, ilk tanışma... 1958’de birlikte oynanan ilk tiyatro oyunu Soytarı... Birlikte oynanan ilk film Şeytan Mayası... Yine aynı yıl birlikte oyna..]]> Sun, 30 Jul 2017 04:15:26 +0300 Vurun Kahpeye, Damga, Şoför Nebahat ve... Sezer Sezin https://www.evrensel.net/yazi/79544/vurun-kahpeye-damga-sofor-nebahat-ve-sezer-sezin https://www.evrensel.net/yazi/79544/vurun-kahpeye-damga-sofor-nebahat-ve-sezer-sezin? Sinemanın yarattığı ilk büyük yıldızdır Sezer Sezin. Çünkü tarihi doğru okumak ya da doğru yazmak gerekir. Bilgi eksikliğinden, var olan eksik ya da yanlış bilgilerin çoğaltılmasından, kişisel nedenlerle yok saymaya yönelik metinler üretmekten kaynaklanan yanılgılar zincirinin her yeni yayınlanan kitapta, metinde sürdüğünü görüyoruz. “İlk” ve önemli çalışmalar ürettiğini söyleyen araştırmacıların, akademisyenlerin, tarih yazıcıların, sinema üzerine fikir üretenlerin kendilerine ve “sahici” belgelere ulaşmaları zor değil. Yıldızlığın henüz bir sisteme dönüşmediği günlerin yıldızlarını yok saymak, öncesinde sadece Cahide Sonku’dan söz edip “yıldızlar geçidini” Ayhan Işık ve sonrasına bırakmak, dahası eğer yıldızlardan söz edilecekse başrol oyuncularıyla yıldızları ayırt etmemek bir yanılgı ve bilgi eksikliği olarak tanımlanabilir. Sezer Sezin, Türk sinemasının ilk yıldız oyuncularından, öncü sinemacılarındandır. Muhsin Ertuğrul dönemi sineması “Tiyatrocular Dönemi”dir. Tiyatrocula..]]> Sun, 23 Jul 2017 05:00:46 +0300 Fikret Hakan: Şair, öykücü, tiyatrocu, sinema oyuncusu https://www.evrensel.net/yazi/79500/fikret-hakan-sair-oykucu-tiyatrocu-sinema-oyuncusu https://www.evrensel.net/yazi/79500/fikret-hakan-sair-oykucu-tiyatrocu-sinema-oyuncusu? Fikret Hakan Türkiye sinemasının en “baba” oyuncularından, ilk yıldızlarındandı. 1953 yılından bu yana neredeyse hiç aralıksız yüzlerce filmde rol almıştı ve film çalışmalarını bugün de aynı heyecanla sürdürüyordu. Türk sinemasının duayenlerinden olan Fikret Hakan sadece sinemacı da değildi üstelik. Şair, öykücü, tiyatrocuydu aynı zamanda. 60’lı yılların dergilerini karıştıranlar onun için “Türk sinemasının en entelektüel oyuncusu” gibi manşetlere rastlayacaklardır. “Benim şöyle bir konumum oldu, yıldızdım ama öyle Ayhan Işık gibi, Zeki Müren gibi, Orhan Gürşiray gibi hiçbir zaman kapı baca kırdıran cinsten bir yıldız olmadım. Ama ben daima var oldum. Yıldız olup da bir yere çıkıp, sonra da halkın bıkıp sırtından attığı oyunculardan olmadım. Bu tuzağa düşmedim. Benim dönemimdeki oyuncuların büyük çoğunluğu bir dönem çok büyük yıldız oldular, ondan sonra da bazıları patır patır döküldüler. Üzülerek söylüyorum ama bir gerçektir bu. Şimdi söyleyeceklerim önemli, bunu bütün genç arka..]]> Sun, 16 Jul 2017 04:15:12 +0300 Yenilen kazanıyordu bu oyunda https://www.evrensel.net/yazi/79450/yenilen-kazaniyordu-bu-oyunda https://www.evrensel.net/yazi/79450/yenilen-kazaniyordu-bu-oyunda? Toplumsal cesaret, kişinin anlamlı bir yakınlık kurma umuduyla tehlikeye atılabilme yetisidir” diyordu yazar. “Yakınlık cesaret gerektirir, çünkü risk kaçınılmazdır. İlişkinin bize nasıl etki edeceğini daha baştan bilemeyiz. Kimyasal bir değişim gibi birimiz değişirse, ikimiz de değişeceğiz. Gelişecek mi yoksa tüketecek miyiz? Emin olabildiğimiz tek şey, eğer kendimizi ilişkiye tüm varlığımızla bırakırsak bundan etkilenmeksizin çıkamayacağımızdır.” (Yaratma Cesareti-Rollo May) Yaşadığı, yaşamaya çalıştığı bundan başka neydi ki zaten. Sevgilerde de arkadaşlıklarda da hayatın değişim yasaları bunu gerektirmiyor muydu? Her insan, her ilişki her olay, yaşadığımız her ‘an’ bizi başka bir noktaya, başka birikimlere götürmüyor muydu? Öyleyse niye bu kadar çekingen ve anlamsız yaşanıyordu ilişkiler. “Birini tanımaya çalışmayalı, bunu istemeyeli çok zaman geçti. Biriyle konuşmak istediğinizde, siz de istiyor olursanız benimle konuşabilirsiniz” demişti; ‘an’ların verdiği hazzı, heyeca..]]> Sun, 09 Jul 2017 04:15:04 +0300 Yalnızlaşma çağının tarihsel serüveni https://www.evrensel.net/yazi/79408/yalnizlasma-caginin-tarihsel-seruveni https://www.evrensel.net/yazi/79408/yalnizlasma-caginin-tarihsel-seruveni? Zamanı hızlandırabilirsiniz, yavaşlatabilirsiniz de. Dondurabilirsiniz bile. Ancak başa saramazsınız. Yapılanı geri alamazsınız. Cashback Hatırlamanın bile büyük acı verdiği 17 Ağustos depreminden, o telafisi imkânsız büyük yıkım günlerinden belleklerimize kazınan en çarpıcı çığlıktı; “Orada Kimse Var mı?” Aradan yıllar geçti, belki acılar unutuldu fakat belleklerimize kazınan o çığlık unutulmadı. İçinde bulunduğumuz iletişim/sizlik çağının yalnızlaşan ve yabancılaşan insanının ortak çığlığını da aynı sözcükler oluşturuyor. Bir adım öncesinde iletişim çağı, şimdilerde psikopati çağı diye de tanımlanabilen, ölçüsüz ve kontrolsüz gelişen teknolojinin bireyi daha da yalnızlaştırdığı, bencilleştirdiği günümüzde aslında kimse kimsenin çığlığını da duymuyor. Herkesin en çok ötekine sağır olduğu günler yaşanıyor. 70’li yılların başından bu yana yaşanan gelişmeler, bunlara bağlı dönüşümler hayal sınırlarının çok ötesine geçti fakat bunlar insanlığın hayrına yaşanan dönüşümler ol..]]> Sun, 02 Jul 2017 04:52:08 +0300 Yusuf Sezgin: Yeşilçam’ın vefakâr aktörü https://www.evrensel.net/yazi/79361/yusuf-sezgin-yesilcamin-vefak-r-aktoru https://www.evrensel.net/yazi/79361/yusuf-sezgin-yesilcamin-vefak-r-aktoru? 1960’lara gelindiğinde Yusuf Sezgin’in oynadığı Hz. Yusuf filmiyle dini filmler modası başlar ve arka arkaya bu tarz filmler çekilir. O güne kadar yan rollerde, karakter rollerinde oynayan Yusuf Sezgin de birden ünlenir, star olur. Bu filmlerin ardından da salon filmlerinin romantik jönü olarak en çok film çeviren oyunculardan biri olur o yıllarda. Anadolu’da seyirci onu Hz. Yusuf olarak tanıyor, bugün de o dönemin seyircisi öyle hatırlıyordur. “Hz. Yusuf filmini çektiğimiz dönemde filmin galası için Adana’ya götürdüler beni. Nabi Dilbaz vardı Adana bölgesinden, Yılmaz Güney’e de çok katkıları olmuştu onun. Yeni oyuncular yaratan biriydi. Filmi Televizyon Film’le ortak yapmışlardı Nuri Akıncı’nın yönetmenliğinde. O zaman yazlık sinemalar çoktu. Akşam filmde oynadığım Hz. Yusuf giysileriyle filmin oynadığı sinemaları dolaşıyoruz. Sahneye çıkıyorum, sorular soruyorlar, konuşuyoruz. Başka bir sinemaya yetişmek için sahnenin merdivenlerinden iniyorum, kadının biri geldi ve ‘Bismillahir..]]> Sun, 25 Jun 2017 04:51:16 +0300 Yılmaz Köksal: Komik Kovboy https://www.evrensel.net/yazi/79320/yilmaz-koksal-komik-kovboy https://www.evrensel.net/yazi/79320/yilmaz-koksal-komik-kovboy? Avantür-komedi filmlerin, hareketli sahnelerin unutulmaz oyuncusu Yılmaz Köksal 1939 yılının 15 Temmuz’unda Adana, Osmaniye’de doğar. 1950’de ilkokulu bitirdiği yıl İstanbul’a gelir. Tophane Sanat Okulu’nda okumaya başlar. O sıralar bütün hayali, isteği denizci olmaktır. Astsubay okulunun sınavlarına girer ve kazanır. Boyu 1 cm kısa diye almazlar. Ortaokulu bitirdiği yıl gemilere girer, Avrupa’yı dolaşır. Macera duygusu, hareketli yaşam, heyecan yapısında vardır. Bir-iki yıl gemilerde çalıştıktan sonra döner ve okuluna devam eder. Fakat bu gemi yolculuklarında, uğradıkları İtalya’da içine sanat aşkı düşmüştür. “Geminin ikinci kaptanı İhsan Çatık, çok muhteşem bir insandı, sanata çok düşkündü. Venedik’te, San Marco Meydanı’nda Aida Operası’na götürdü beni. Hayran kaldım. Sanatçı ateşinin ilk düştüğü yer, San Marco Meydanı’nda o muhteşem dekoruyla izlediğim Aida Operası’dır. Liseyi bitirdiğim yıl ne yapacağımı düşünürken, Haldun Dormen’in Küçük Sahne’ye yetiştirmek üzere stajyer taleb..]]> Sun, 18 Jun 2017 04:15:48 +0300 Selma Güneri: Sanatçı ailenin sanatçı kızı, iyi filmlerin oyuncusu https://www.evrensel.net/yazi/79267/selma-guneri-sanatci-ailenin-sanatci-kizi-iyi-filmlerin-oyuncusu https://www.evrensel.net/yazi/79267/selma-guneri-sanatci-ailenin-sanatci-kizi-iyi-filmlerin-oyuncusu? Benden önceki döneme ben çok daha fazla titizleniyor, saygı duyuyorum. Ben çok ucundan yakaladım, sonuna doğru diyebilirim. 50’li yıllara bakıyorum, 60’lı yılların başına bakıyorum Sezer Sezin’lerin, Belgin Doruk’ların, Ayhan Işık’ların dönemi müthiş bir şey. Büyük bir aşkla yapıldığını gördüm. Ben ilk filmimde heyecanımdan ve üzüntümden düşüp bayıldım. İnanılmaz yokluklara rağmen sinema yapılıyordu. Öyle sarıyor ki sizi, o zor şartlarda her şeye rağmen sinema yapıyorsunuz. Çok büyük saygı duyuyorum o dönemin insanlarına. Şimdi olacak şey değil, mümkün değil yapılamaz. O bir dönemmiş her şeye rağmen, bütün ‘yok’lara rağmen sinema yapmış insanlar. Yürekle, aşkla yapılmış. Zaten öyle yapılır bu iş. Şartlarınız konforlaşsa da, çok elverişli şartlarda da çalışsanız yine de sevmek zorundasınız. Gerçekten de oyunculuk çok zor bir iş. Yüreğinizle yoruluyorsunuz, beyninizle yoruluyorsunuz. Her oynadığınız tipleme, her çizdiğiniz karakter sizden bir şeyler koparıp götürüyor. Hissedenler için ko..]]> Sun, 11 Jun 2017 04:53:00 +0300 Hayatımın en sahici kahramanıydı annem https://www.evrensel.net/yazi/79215/hayatimin-en-sahici-kahramaniydi-annem https://www.evrensel.net/yazi/79215/hayatimin-en-sahici-kahramaniydi-annem? Annem Şerif Kara, 1957 yılının eylülünde tanımadığı, daha önce hiç görmediği babamla evlenerek Yeşilköy’deki eve gelmiş. Annemin, 1958 yılında doğan ilk çocuğu Emine üç ay, 1959 yılının haziran ayında doğan ikinci çocuğu Nesrin de yalnızca altı ay yaşayabilmiş. Yeşilçam filmlerini çağrıştırırcasına söylersem ‘Benim annem de bir melekti.’ Birçok çocuk gibi ben de geç anlamış, geç sevmiştim annemi. Babamın hırpalamalarına karşı duracağım yerde, ben de (dayatılan erkek rolünü erken yaşlarda reddetmeme karşın) gençliğin verdiği hırçınlıkla üzmüş, kırmıştım, ilk gençlik yıllarımda. O babamın da, benim de, kardeşlerimin de hırpalamalarını tüm anaçlığıyla göğüslemiş, hoyratlıklarımızı karşılıksız sevgisiyle, bize hayat dersi verircesine ‘sessiz’ karşılamıştı. Bizler onun bu bilge duruşuna karşın içlendiğini, içine attıklarının onu içten çürüttüğünü fark edemeyecek kadar ‘dünyalı’ydık. Bizim küçük ailemiz kadar, yakın akrabalarımızın her ferdi üzerinde emeği vardı; sevilir, sayılırdı. Babaa..]]> Sun, 04 Jun 2017 05:59:01 +0300 Fantastik kahramanlar (2) https://www.evrensel.net/yazi/79170/fantastik-kahramanlar-2 https://www.evrensel.net/yazi/79170/fantastik-kahramanlar-2? Çizgi roman uyarlamaları, süper kahramanlarla ya da kovboylarla sınırlı kalmaz. Tamamen yerli kahramanlardan uyarlanan tarihsel fantazya en önemli damarını oluşturur bu furyanın. Her şey belki de Karaoğlan’la başlar. İlk Karaoğlan filmi Karaoğlan – Altaydan Gelen Yiğit’tir. 19 Mayıs 1965 günü Akşam gazetesinde “Karaoğlan’ı beyazperdede canlandıracak bir genç aranıyor” başlıklı ilanla duyurulan yarışmayı Kartal Tibet kazanır. Kartal Tibet çizgi romanın yaratıcısı ve sonrasında sinemaya uyarlayan Suat Yalaz’ın düşündüğü oyuncudur. Suat Yalaz’ın kapısını çalanlar arasında o yılların romantik jönü Cüneyt Arkın da vardır. Suat Yalaz “senden Karaoğlan” olmaz diye geri çevirir Cüneyt Arkın’ı. Bu reddediş yeni bir Cüneyt Arkın’ın doğmasına yol açar. Karaoğlan – Altaydan Gelen Yiğit öylesine tutar ki o yıllarda bir furyayı da başlatır. Gişede büyük hasılat elde eden ilk filmin ardından Baybora’nın Oğlu ve Camoka’nın İntikamı’nı yönetir Suat Yalaz. Karaoğlan’lar Yeşilçam’da bir çığır a..]]> Sun, 28 May 2017 05:00:43 +0300 Fantastik kahramanlar (1) https://www.evrensel.net/yazi/79122/fantastik-kahramanlar-1 https://www.evrensel.net/yazi/79122/fantastik-kahramanlar-1? Yeşilçam sineması ve seyircisi salonlardan çekilmiş, televizyona taşınmıştı seksenli yıllarda. Filmlerle birlikte sanki iyilikler de çekiliyordu hayattan. Sonu belirsiz bir maceraya sürükleniyordu dünya. Kötüler, tüm insani değerleri ve insanları ezmeye girişmişken tanklarıyla, silahlarıyla bir adam dünyayı kurtarmaya kalkışmıştı sessiz sedasız. Hepimizin çok yakından tanıdığı, sevdiği bu adamın dünyayı kurtarma çabalarından habersizdik o günlerde. Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü’nün “esefle sunduğu” Cüneyt Arkın filmi Kara Korsan ve iftiharla sunduğu Dünyayı Kurtaran Adam gösterimleri yeni bir keşfin başlangıcı oldu. Fantazyanın kurgusal dünyasında, geriye dönüş yolculuğu başlamıştı; dün küçümsenen, horlanan, yok sayılan filmler ve yönetmenleri yeniden keşfediliyordu. Bu keşif başlangıçta bir alaycılığı içerse de zamanla bir sahiplenmeye dönüştü. Kinema dergisinin Dünyayı Kurtaran Adam ve Cüneyt Arkın özel sayısıyla her şey değişti. Dünyayı Kurtaran Adam bu keşfin dönüm ..]]> Sun, 21 May 2017 05:00:52 +0300 Aytaç Arman: Sıra dışı filmlerin sıra dışı oyuncusu https://www.evrensel.net/yazi/79079/aytac-arman-sira-disi-filmlerin-sira-disi-oyuncusu https://www.evrensel.net/yazi/79079/aytac-arman-sira-disi-filmlerin-sira-disi-oyuncusu? “Çok sıcak bakıyorsunuz, gözlerinizde pırıltılar var. Çocukluğunuz sevgi ortamı içinde mi geçti?” diye sorar Nuray Oğuz, Aytaç Arman’a. 1991 yılıdır ve Aytaç Arman o tarihte 21 yıllık oyunculuğunu doldurmuştur. Gerçekten de gözlerinde pırıltılar vardır ve sıcak bakıyordur. Aynı zamanda hüzün de vardır bakışlarında. “Ben hüzünlü bir coşku ya da coşkulu bir hüzünüm diye tanımlarım kendimi. Hayat da öyle değil mi zaten? İnsanlar genellikle hayatın ya hüznüne kaptırır gider ya coşkusuyla sürüklenir. Olur mu? O bir bileşkedir ve ikisini birden yaşamak lazım. Çünkü mutluluk ve mutsuzluk bir med-cezir halinde gelir ve gider.” 1970 yılında bir yarışma sonucu sinemayla tanışan Aytaç Arman 1949 Adana doğumludur. Köy kökenli ailesinin kentte doğup büyüyen ilk ferdidir. “İlkokul sonrasında teknik okullarda okudum. Yapılanmamın temelinde geometri ve matematik, giderek logaritmik, trigonometrik değerler ve dengeler var. İstanbul’da Elektrik Mühendisliği okudum 3. sınıfa kadar. Sinemaya başladığım..]]> Sun, 14 May 2017 04:59:13 +0300 Kartal Pendik gittik geldik https://www.evrensel.net/yazi/79026/kartal-pendik-gittik-geldik https://www.evrensel.net/yazi/79026/kartal-pendik-gittik-geldik? Bu başlık Kartal, Pendik arasında mekik dokuduğumuz, gidip geldiğimiz gençlik yıllarımızda sinema salonlarını kaplayan erotik-komedi filmleri çağrıştırıyor olsa da (bu isimde 1976 yapımı bir film var ayrıca), Pendikliler resmi işlemleri, arkadaş-akraba ziyaretleri için Kartal’a, Kartallılar da yine arkadaş-akraba ziyaretleri, alışveriş ve diğer güzellikleri için Pendik’e sıkça gidip geliyordu. Pendikliler de idari anlamda ‘Kartallı’ sayılıyordu o günlerde. Ortaokul ikinci sınıftaydım yanılmıyorsam; ders arasında kızlar tuvaletinin önündeki kalabalıktan lisede okuyan kızlardan birinin intihar girişiminde bulunduğunu öğreniyoruz. Okulun güzel kızlarından olan Ayşen, sevgilisinden hamile kaldığı için intihar girişiminde bulunmuş, ölmek istemişti. Onu daha sonraki günlerde okulda görmedik. Yaşanan bütün dramlara rağmen hayat akıp gidiyordu. Aradan yıllar geçti. İlk gençliğimi yaşadığım günlerde hayatımızın akışı da değişmeye başlıyordu. Şimdilerde özlemini daha çok çektiğimiz değer..]]> Sun, 07 May 2017 04:50:37 +0300 Kıyıda bir çıplak adam durmuş düşünür https://www.evrensel.net/yazi/78983/kiyida-bir-ciplak-adam-durmus-dusunur https://www.evrensel.net/yazi/78983/kiyida-bir-ciplak-adam-durmus-dusunur? “Bulut mu olsam, gemi mi yoksa? Balık mı olsam, yosun mu yoksa? Ne o, ne o, ne o Deniz olunmalı, oğlum, bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.” Şiirdeki ‘deniz’i devrim olarak okuyabiliriz. Yazı başlığı da önce “Devrim yapılmaz, devrim olunur”du. Hepimiz uzun bir yolculuğun içindeyiz; arayışlarımız buluşturuyor bizi kimi zaman, yollarımız kesişiyor. Toplumlar sınıflara ayrıştığından bu yana çatışarak gelişiyor. Öncesinde de olan ‘çatışma’nın sınıfsal yolculuğunda yaşanan gelişmeler, dönüşümler her zaman güzellikleri, mutlulukları çoğaltarak sürmedi ne yazık ki. Açlıklar, sefalet, büyük savaşlar, insan kıyımları, soykırımlar büyük trajediler olarak kazındı insanlık tarihine, geçmişimize… Tarih söylendiği ya da sanıldığı gibi her zaman ileri gitmez, geri dönüşler de yaşanır. İşte devrim de sanat da yaşanan trajedilerin yinelenmemesi, olumsuza geri dönüşlerin olmaması, gelişmenin “güzele” doğru olması, güzelliklerin çoğaltılması için başvurduğumuz “araçlar.” Tarih boyu ..]]> Sun, 30 Apr 2017 05:00:24 +0300 Cumhuriyet öncesinde sinema... İlk filmler... https://www.evrensel.net/yazi/78939/cumhuriyet-oncesinde-sinema-ilk-filmler https://www.evrensel.net/yazi/78939/cumhuriyet-oncesinde-sinema-ilk-filmler? Sinemamızın geçmişine, ilk yıllarına yönelik bilgi ve belge eksikliği bazı soruları bugün de yanıtsız ya da tartışmalı bırakmaktadır. İlk Türk filmine yönelik tartışmalar, araştırmalar yeni sorularla ve yeni belgelerle bugün de sürmektedir. Ülkemizde sinemanın “sembolik” doğum tarihi 14 Kasım 1914 olarak kabul edilmektedir. 1876-1877 yıllarında yaşanan ve 93 Harbi olarak anılan Osmanlı-Rus Savaşı’nda yaşanan yenilgiden sonra, Ruslar Ayastefanos’a (bugünkü Yeşilköy) bir “zafer anıtı” yaparlar. 1914 yılında Almanya ile ittifak yaparak 1. Dünya Savaşı’na katılan Osmanlı İmparatorluğu, halkın “milli duyguları”ndan yararlanmak, desteği artırabilmek için Rusların Ayastefanos’ta (Yeşilköy’de) yaptıkları anıtı yıktırır. “Savaşa resmen katılışımızın üçüncü günü resmi politika ve propagandayla halkın üzerinde oluşturulan kışkırtıcı milli duygular anıtın yıkılmasını adeta kaçınılmaz kıldı. Dünyada olup bitenlerden habersiz bırakılan halk, Rus Savaşı’nın yenilgisiyle acısını, 1. Dünya Savaşı’nı..]]> Sun, 23 Apr 2017 04:55:33 +0300 Menderes Samancılar: Çukurova’dan film setlerine https://www.evrensel.net/yazi/78888/menderes-samancilar-cukurovadan-film-setlerine https://www.evrensel.net/yazi/78888/menderes-samancilar-cukurovadan-film-setlerine? Son olarak oynadığı Babamın Kanatları filmiyle ve aldığı ödüllerle adından söz ettiren Menderes Samancılar, oynadığı bütün filmlerde, başarılı oyunculuğuyla hep öne çıkmış ve izleyiciye kendini sevdirmeyi bilmiştir. “1954’te Adana’da doğdum. Mayıs’ın 1’inde doğduğum için, doğum günlerimi genellikle 1 Mayıs alanlarında kutladım. Son çocuk olduğum için biraz şımarık büyümüşüm. Bu yüzden babamdan ve ağabeyimden hep dayak yerdim. Babam ırgatlık falan derken at arabacılığı yapmaya başlamış.” Saklambaç’lı, Kelebekli yıllardır. Hürriyet Gazetesi’nin Kelebek’i, fotoroman Kral ve Kraliçe’leri seçiyordur. Menderes Samancılar o yıllarda at arabacılığından, eczacı çıraklığına, taksi şoförlüğünden ırgatlığa, fabrika işçiliğine kadar birçok işte çalışıyordur. Fabrikada çalıştığı yıllarda, ustalarının baskısıyla resim gönderir yarışmaya. 1974 yılıdır, ilk resim elemesini kazanır. Ardından Adana’da canlı elemeyi ve İstanbul’daki son elemeyi de kazanır. Artık, Fotoroman Karakter Kralı’dır. Valizi..]]> Sun, 16 Apr 2017 04:51:16 +0300 Notlar/Karalamalar https://www.evrensel.net/yazi/78840/notlar-karalamalar https://www.evrensel.net/yazi/78840/notlar-karalamalar? Adım mesut, ruhumun buna aldırdığı yok. *** Ne kadar masumdu aşk, tahta sandalyeli yazlık bahçe sinemalarında, pelikülden perdeye akan görüntülerle aktı hayat, Fruko çamlıca gazozlu seyirlerde bıraktım düşlerimi. Hani elli yılda bir yaşayabileceğimsin, aşksın demiştim ya, o filmlerdeki kadar sahici gibi gelmiştin de ondan. Gözlerin kelebek ömrümün yeniden doğumuydu, küskün yalnızlığımdan çıktım sana geldim. Yalınayak koşuyordun mevsimleri yakalamaya. Şimdi sen başka baharlarda yaşayacağını umduğun yeni aşklara bıraktın, bende unuttuğun acemiliklerinle yitirilmiş tüm duyguları, ben o filmlerde bıraktım çocuksu gülümseyişimi. Şimdi söylediklerin boşlukta bir yankı... *** Çarpışa çarpışa geldiğin yerden, kopa kopa çekiliyorsun. Yorgun ve umutsuzsun. Hayata dokunduğun yerlerden çekiyorsun, dönmüyorsun bıraktıklarına. Uzaklaştıkça umut, silikleşen bir ütopya artık düşlerin. Kiminle yürüyebilirsin ki kalan yolu; kim yürüyebilir ki seninle, o kumun kızgınlığından yükseğe uçabilmey..]]> Sun, 09 Apr 2017 05:45:08 +0300 Güle güle Güdük Necmi, güle güle Halit Akçatepe https://www.evrensel.net/yazi/78797/gule-gule-guduk-necmi-gule-gule-halit-akcatepe https://www.evrensel.net/yazi/78797/gule-gule-guduk-necmi-gule-gule-halit-akcatepe? Ölümlerin ardından yazmak çok zor. Her ölümle biraz daha eksiliyor, yalnızlaşıyoruz. Anılarımız ıssızlaşıyor, çocukluk, gençlik anılarımız yok oluyor. Hababam sınıfı bir daha eksildi. Hababam sınıfının Güdük Necmi’si, Canım Kardeşim’in Halit’i, sinemamızın gelmiş geçmiş en sempatik oyuncusu Halit Akçatepe de hayatını kaybetti. Halit Akçatepe çekirdekten ve aileden sinemacıydı. 5 yaşında oyunculuğa başlayan Akçatepe’nin babası Sıtkı Akçatepe, annesi Leman Akçatepe de birçok yapımda rol almış oyunculardı. Sıtkı Akçatepe, Hababam Sınıfı film serisinde oynadığı Paşa Nuri tiplemesiyle tanınmaktadır. 1 Ocak 1938 tarihinde doğan (Üsküdar, İstanbul) Halit Akçatepe ilkokulu Refik Halit Karay Mektebi’nde okur. Saint Benoit Fransız Lisesi’nden mezun olan Akçatepe 1959’da Anıtkabir’de 1,5 yıl askerlik görevini yapar. 70’li yıllarda arka arkaya oynadığı filmlerdeki oyunculuğuyla şöhreti yakalar, sinemanın sevilen sempatik oyuncusu olur. Özellikle Ertem Eğilmez filmlerindeki oyunculuğu onu sin..]]> Sun, 02 Apr 2017 05:00:14 +0300 Kuzey Vargın: Yeşilçam’ın asi jönü https://www.evrensel.net/yazi/78737/kuzey-vargin-yesilcamin-asi-jonu https://www.evrensel.net/yazi/78737/kuzey-vargin-yesilcamin-asi-jonu? 50’li, 60’lı yıllar Yeşilçam’da starın en fazla yetiştiği yıllardı. Kuzey Vargın da bu yıllarda tanışır sinemayla. 1957’de Bakırköy’de Fuat Rutkay’ın Halk Film Stüdyosu’nda laborant olarak çalışıyordur. 60’ların hemen başında Hasan Kazankaya’nın çektiği filmlerde rol alır. İlk filmlerinde Yılmaz Güney’le birlikte oynar. Sinemada adının duyulması Yasak Sokaklar filmiyle olur. “O zamanlar Ayhan Işık, Göksel Arsoy, Ediz Hun, İzzet Günay, Fikret Hakan, Cüneyt Arkın, Yusuf Sezgin var. Böyle bir ortamda sinemaya girdim. Buradan bize ekmek çıkar mı diye düşünüyordum. Fakat yanlış düşünüyormuşum. Ben aktörlerden korkarken, aslında yapımcı ve yönetmenlerden korkmam gerektiğini çok sonra öğrendim. O zamanlar çok az paralar alıyorduk. Genellikle peşin para yoktu, 3 aylık, 6 aylık senetler veriyorlardı. Ferdinand Manukyan vardı, Matild Manukyan’ın abisi. Galatasaray’da tefecilik yapıyordu. Filmcilerin çoğu o adamla anlaşmış, senetlerin tarihini ne kadar uzun tutarlarsa, biz doğru o adama gidiy..]]> Sun, 26 Mar 2017 05:00:03 +0300 Süleyman Turan: Ressam ve mizahçı bir aktör https://www.evrensel.net/yazi/78695/suleyman-turan-ressam-ve-mizahci-bir-aktor https://www.evrensel.net/yazi/78695/suleyman-turan-ressam-ve-mizahci-bir-aktor? Sinema dünyasında on parmağında on marifet olan çok yönlü sanatçılarımız vardır. Onlar genellikle mütevazıdırlar, kendilerinden söz etmeyi sevmezler. Çoğu, kendisiyle ilgili fazla konuşmaz, yaptıkları işlerle var olmak isterler. Çok yönlü sinemacılara örnek olarak hemen aklımıza gelen Orhan Arıburnu, İhsan Yüce, Sadri Alışık, Fikret Hakan, Yılmaz Güney, Bülent Oran gibi isimleri sayabiliriz. Onlar oyunculuklarının yanı sıra mizahçıdırlar, ressam, şair, öykü, roman ve senaryo yazarıdırlar. Süleyman Turan da çok yönlü sinema oyuncularımızdan biridir. Sinema ve tiyatro oyunculuğunun dışında ressam, çizgi-romancı ve mizahçıdır. Belki de birçoğumuz onun oyunculuk dışındaki becerilerinden, yeteneklerinden, örneğin onun mizahçılığından, ressamlığından haberdar değiliz. Çünkü o da, üreten birçok sanatçı gibi mütevazı ve kendinden söz etmeyi pek sevmiyor. Birçoğumuz yıllardır gazetelerde Süleyman Turan imzasıyla tefrika edilen çizgi-romanların çizerinin sinema oyuncusu Süleyman Turan olduğun..]]> Sun, 19 Mar 2017 05:45:20 +0300 Ediz Hun: Bilim insanı ve duygusal bir aktör https://www.evrensel.net/yazi/78649/ediz-hun-bilim-insani-ve-duygusal-bir-aktor https://www.evrensel.net/yazi/78649/ediz-hun-bilim-insani-ve-duygusal-bir-aktor? 1963 yılına gelindiğinde Yeşilçam bir ilke daha imza atıyordu, Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit’i aynı filmde oynatarak. Bu filmin adı ‘Genç Kızlar’dı. Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit’in birlikte oynadıkları ilk ve son film. Jön olarak başrolde ise o güne kadar adı sanı duyulmamış genç ve yakışıklı bir oyuncu vardır. Sinemayla yeni tanışan bu oyuncunun adı Ediz Hun’du. Almanya’ya gitmek, yarım bıraktığı üniversite öğrenimine devam etmek için hazırlık yaparken, Acar Film’de çalıştığını öğrendiği aile dostları Sebahattin Sürmeligil, “Türk sineması yeni yüzler arıyor, sen de istersen bir resim çektir de gönder” demiştir. “1960’ta liseyi bitirdikten sonra Almanya’ya gitmiştim. Würzburg Üniversitesi’nde Diş Doktorluğu okuyordum. 3. sömestrde babam bir rahatsızlık geçirdiği için İstanbul’a gelmem gerekti. Sonra o rahatsızlık geçti ama babamın yanında kalmak beni daha mutlu edecekti. Daha sonra yedek subay olarak askere gidip döndüm. Büyükada’da yeni ev yaptırmıştık, orada kalıyorduk. Okulumu..]]> Sun, 12 Mar 2017 03:50:36 +0300 Engin Çağlar: Salon filmlerinin romantik jönü https://www.evrensel.net/yazi/78605/engin-caglar-salon-filmlerinin-romantik-jonu https://www.evrensel.net/yazi/78605/engin-caglar-salon-filmlerinin-romantik-jonu? Yıldız dergisinin 1951 yılında sinemaya yeni oyuncular kazandırmak amacıyla düzenlediği yarışmadan sonraki yıllarda da başka sinema, magazin dergileri bu tarz yarışmalar düzenlerler. Bu yarışmalarla yeni yüzler, yeni yetenekler gelir sinemaya. 60’lı yıllarda yayın hayatına başlayan Ses dergisi de ilk kez 1962 yılında “Sinema Artisti Yarışması” düzenler ve bunu sürdürür. Hülya Koçyiğit, Tamer Yiğit, Ediz Hun, Kadir İnanır, Ajda Pekkan, Engin Çağlar, Tarık Akan gibi birçok oyuncu Ses’in düzenlediği yarışmayla sinemayla tanışmıştır. Engin Çağlar da 1968 yılında Ses dergisinin yarışmasını kazanarak sinemaya gelir. Gerçek adı Çağlan Övet olan Engin Çağlar 1940 yılında Fatih’te doğar. Çocukluğu ve gençliği Şişli’de geçer. Robert Kolej’den sonra Şişli Terakki Lisesi’nden mezun olur ve iç mimari okumak için Almanya’ya gider. “Sinemayı çok seviyordum. 1950’lerden itibaren takip ediyordum filmleri. Yarışmaya severek ve isteyerek girdim. İlk filmim Fatma Girik’le birlikte oynadığımız Ök..]]> Sun, 05 Mar 2017 04:52:27 +0300 Karaoğlan’dan Tarkan’a Kartal Tibet https://www.evrensel.net/yazi/78561/karaoglandan-tarkana-kartal-tibet https://www.evrensel.net/yazi/78561/karaoglandan-tarkana-kartal-tibet? Bir dönem sinemamızın sevilen romantik jönlerindendir Kartal Tibet. Fakat biz onu Karaoğlan ve en çok Tarkan tiplemesiyle anımsarız. Kartal Tibet de tiyatrodan sinemaya geçtiğinde önce Karaoğlan ardından da Tarkan olarak çıkar izleyicinin karşısına. Bu filmler seri olarak çekilir, iş yapar. Kartal Tibet sinema oyunculuğundaki on yılını kapsayan dönemde tarihi, kostüme filmlerin, çizgi-roman tiplemelerinin yanı sıra romantik jön olarak da beyazperdede kendine yer edinir. Melodramların, avantür ve komedi filmlerin aranan jönüdür. 120 civarında filmde oynar. İlk filmi 1965 yılında oynadığı Karaoğlan serisinden Altay’dan Gelen Yiğit’tir. 1975 yılından sonra oyuncu olarak büyük rollerde görmemeye başlarız Kartal Tibet’i. Sinema filmlerinde ve televizyon dizilerinde yönetmenlik yapıyordur o yıllardan bu yana. Ankara’da doğmuş Kartal Tibet. Annesi ve babası öğretmendir. Baba aynı zamanda da avukattır. Kartal Tibet’in oyunculuğu Konservatuar öncesine, çocukluk yıllarına dayanıyor. 1945 yıl..]]> Sun, 26 Feb 2017 05:00:22 +0300 Benim filmlerim vardı https://www.evrensel.net/yazi/78515/benim-filmlerim-vardi https://www.evrensel.net/yazi/78515/benim-filmlerim-vardi? Çocukluğumun Yeşilçam’ı en çok Ahmet Tarık Tekçe, Suphi Kaner, Yıldırım Önal ve Yılmaz Güney’di fakat sadece bu kadar değildi. Orhan Günşiray’dı, Cüneyt Arkın’dı, Sami Hazinses’di, Vahi Öz’dü, Hüseyin Baradan’dı, Necdet Tosun’du, Mürüvvet Sim’di, Mualla Sürer’di... 70’li yılların başında şimdiki adı Gazeteci Erol Dernek Sokak olan sokaktaki “Ata’nın Kahvesi”nin önünden geçtiğimde en çok Arap Celal’i görürdüm. Sokağın öbür ucunda Hayati Hamzaoğlu görünürdü. Havva Sokak’ta Renan Fosforoğlu’na, Anadolu Pasajı’nın önünde Cevat Kurtuluş’a, Yeşilçam Sokak’ta “Tecavüzcü Coşkun”a rastlardım. O yıllarda insanlar “artiz” olmak için evlerinden kaçar, soluğu İstanbul’da, Beyoğlu’da alırlardı. Anadolu’dan bakıldığında İstanbul sinema demekti. Yeşilçam’ın o büyülü dünyası her zaman insanları içine çekmişti. 60’lı yıllarda Sadri Alışık Turist Ömer, Göksel Arsoy Altın Çocuk, Yılmaz Güney Eşref Paşalı filminde ve daha birçok filmde “gangster”di. Bol yıldızlı, geniş kadrolu filmler vardı en çok. Bir..]]> Sun, 19 Feb 2017 07:28:32 +0300 İnsan yaşadığı yere benzer https://www.evrensel.net/yazi/78464/insan-yasadigi-yere-benzer https://www.evrensel.net/yazi/78464/insan-yasadigi-yere-benzer? “İnsan yaşadığı yere benzer / O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer” diyordu Edip Cansever. Hepimizin hayatında yaşadığı yerler, o yerlerdeki mekânlar önemlidir. Çocukluğumun İstanbul’u ve mekânları (plajlar, istasyonlar, sinemalar) bir masal ülkesi gibiydi. “Bir varmış bir yokmuş.” Kentin, yoğun göç alıp yaşanması güç bir ‘mega köy’e dönüşmediği, insanların henüz Ege’nin, Akdeniz’in tatil yörelerini keşfetmediği, oralara ‘kaçmadığı’ yıllarda geçmişti çocukluğum, ilk gençliğim. Hayat henüz böylesine kirletilmemişti doğduğum, büyüdüğüm yıllarda. İstanbul’un‘en güzel’ sayılan yıllarında yaşamıştım gençliğimi. Mahalle kültürünün, komşuluğun, mahalle arkadaşlığının olduğu yıllardı. İnsanlar tıpkı Yeşilçam filmlerinin hayal kahramanları gibi ‘fakir ama onurluydular.’ Örneğin, bir çıkar amacıyla kendilerine teklif edilen, hak etmediklerini düşündükleri parayı tüm yoksulluklarına karşın reddedebiliyor, karşısındakinin yüzüne çarpabiliyorlardı; 50’li yıllarda Türkiye’yi “küçük Amerika” y..]]> Sun, 12 Feb 2017 04:57:55 +0300 Kendine sürgün insanlar https://www.evrensel.net/yazi/78419/kendine-surgun-insanlar https://www.evrensel.net/yazi/78419/kendine-surgun-insanlar? Hayatın içinde, içimizde yaşayan bir berduşun da, bir kâğıt toplayıcısının da, kendine sürgün bir yaşam sürdüren müzisyenin, ressamın, şairin-edebiyatçının da ulaşılmayı bekleyen yaşam öyküsü vardır. Her insanın şiiri de öyküsü de olabilir keşfedilmeyi bekleyen, saklı tutulan. Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden, müziğe Sultan-ı yegâh gibi bir başyapıt ve onlarca eser armağan eden Ergüder Yoldaş hayatının bir bölümünü Büyükada’da “bir mağarada” ‘kendine sürgün’ yaşamayı seçmişti. Sinemamızın ilk yıldızlarından Cahide Sonku’nun iç acıtıcı yaşam öyküsü bilinir. Böyle onlarca kırık dökük hayat vardır bildiğimiz. İlk Yeşilçam kitabım Artizler Kahvesi’nin giriş yazısında şunları yazmıştım: “Beyoğlu biraz da Yeşilçam demektir. Sınıf atlama düşleriyle, artist olma umuduyla evlerinden, ailelerinden uzaklaşanlar soluğu Beyoğlu’nda alırdı bir zamanlar. Yeşilçam’ın büyülü dünyası onları da etkilemiştir çünkü. Fakat gerçek hayatla filmlerde gördüklerinin aynı hayatlar olmadığını anlamaları..]]> Sun, 05 Feb 2017 04:05:29 +0300 Yeni hayatın getirdiği yeni ahlak https://www.evrensel.net/yazi/78379/yeni-hayatin-getirdigi-yeni-ahlak https://www.evrensel.net/yazi/78379/yeni-hayatin-getirdigi-yeni-ahlak? Yalnızlaşan insan gelecek düşlerini yitirdi. Tek kutuplu dünyaya egemen olan ‘yeni dünya düzeni’nin, tüm dünyada “ustalıkla” gerçekleştirdiği operasyonlarla, toplum mühendislikleri yaparak yeni yaşam biçimleri, yeni değerler yarattığına tanık olduk. Ülkemizde 12 Eylül 1980 darbesiyle başlayan, küreselleşen uluslararası ağ ile uyumlu gelişen süreç, uluslararası uygulayıcıları tarafından “yeni dünya düzeni”, bu “düzenin” dayattığı, dönüşüm¸ sağlayan değerler de “yükselen değerler” olarak sunuldu. Dünyanın birçok coğrafyasında olduğu gibi¸ ülkemizde de çok çabuk benimsendi, kanıksandı, içselleştirildi. Süreç ve ‘operasyon’ çok önceki yıllarda başlatılmıştı elbette; sonuçları 80’li yıllardan itibaren alınmaya başlandı. Ülkemizde 80 öncesi başlatılan provokasyonlarla, yılgınlık ve korku egemen hale getirilmiş, “başka güçlerden” yardım beklenir bir ortam yaratılmıştı. Buna sol güçlerin bu provokasyonları, gelişmekte olan süreci görememeleri, yaşanan karmaşa ortamında birçok insani değerin..]]> Sun, 29 Jan 2017 03:41:52 +0300 Vurun Kahpeye https://www.evrensel.net/yazi/78336/vurun-kahpeye https://www.evrensel.net/yazi/78336/vurun-kahpeye? 40’lı, 50’li yıllardan itibaren salonların ve gösterim olanaklarının artmasıyla, sinema kentten kırsala yönelirken, filmlerin kahramanları da köyün, kasabanın gerçekliklerine yönelir. İdealist devlet görevlileri dönemin filmlerinde başrollerdedir. Bu filmlerde öğretmenler, doktorlar köylere gelirler ve oradaki yaşamla yüzleşirler; ‘genç cumhuriyetin aydınlanmacı öncüleri olarak’ gericiliğe, cehalete, hastalıklara karşı mücadele ederler. Reşat Nuri Güntekin’in eserinden uyarlanan, Turgut Demirağ’ın 1947 yılında yönettiği Bir Dağ Masalı adlı filmde, geri kalmış bir köye yerleşen, idealist bir öğretmenin öyküsü anlatılır. Dönemin asıl önemli filmi, Lütfi Ö. Akad’ın 1949’da yönettiği ve Sezer Sezin’i de yıldızlığa taşıyan Vurun Kahpeye’dir. Film Halide Edip Adıvar’ın aynı adlı eserinden uyarlanır. Vurun Kahpeye filminin üç kez sinemaya uyarlanmış olması da filmin ayrı bir özelliği/başarısıdır. 1884, İstanbul doğumlu olan ve kayıtlara “yazar, siyasetçi, akademisyen, öğretmen” olar..]]> Sun, 22 Jan 2017 06:01:45 +0300 Köy gerçeği ve başyapıt filmler https://www.evrensel.net/yazi/78286/koy-gercegi-ve-basyapit-filmler https://www.evrensel.net/yazi/78286/koy-gercegi-ve-basyapit-filmler? Metin Erksan’ın 1952 yılında çektiği, Aşık Veysel’in öyküsünü anlattığı Karanlık Dünya ‘ilk gerçekçi köy filmi’ sayılıyordu. Gerçekçi köy filmleri içinde yine Metin Erksan’ın yönettiği Fakir Baykurt’un romanından uyarladığı, sansür nedeniyle başına gelmeyenin kalmadığı unutulmaz filmi Yılanların Öcü (1962) ve yine yasaklarla, sansürle boğuşan filmi Susuz Yaz (1964) da başyapıt filmler olarak sinema tarihindeki yerlerini alır. Metin Erksan’ın sansürle başının derde girdiği ve Sansür Komisyonu’nun filmin adının “Aşık Veysel’in Hayatı” olarak değiştirilmesini istediği filmi Karanlık Dünya, şartlı olarak gösterim izni alabilir. İznin şartlı olmasının gerekçeleri de, filmde görünen ekinlerin boylarının kısa ve cılız olması, tarım işleminin çok ilkel gösterilmesi ve filmde turna dansı yapan kızlardan ikisinin çıplak ayaklı, ikisinin çarıklı olmasıydı. Yılanların Öcü’nde Bayram rolüyle Fikret Hakan’ın, Haççe rolüyle Nurhan Nur’un, Haceli rolüyle Erol Taş’ın, Irazca rolüyle Aliye Rona’n..]]> Sun, 15 Jan 2017 05:00:13 +0300 Ah Güzel İstanbul https://www.evrensel.net/yazi/78242/ah-guzel-istanbul https://www.evrensel.net/yazi/78242/ah-guzel-istanbul? 50’li, 60’lı, 70’li yıllarda askerlik için ya da öğrenim görmek için büyük kente gelenler geldikleri büyük kentlerde kök salma umuduyla ‘yerleşmeyi’ seçti. O yıllarda başka bir göç dalgası daha yaşanmıştı büyük düşlerin kenti, taşı toprağı altın bellenen İstanbul’a. Yeşilçam filmlerinin büyülü dünyaları tüm ülkeyi sarmış, “gişe rekorları kıran”, büyük işler yapan filmler salonları doldurmuştur. Olanaksızlıklar içinde ortaya çıkan filmler halk tarafından beğeniyle izleniyordur. Bu filmlerin unutulmaz oyuncuları, starları da o yılların en gözde, şöhretli ve özenilesi insanları olur. İnsanlar şöhret olmak, “artist” olmak için evden kaçıp, soluğu İstanbul’da alıyordur. O yıllarda İstanbul, Beyoğlu biraz da Yeşilçam demektir. Sınıf atlama düşleriyle, artist olma umuduyla evlerinden, ailelerinden uzaklaşanlar soluğu Beyoğlu’nda alır. Yeşilçam’ın büyülü dünyası onları da etkilemiştir fakat gerçek hayatla filmlerde gördüklerinin aynı hayatlar olmadığını anlamaları uzun sürmez. Yeşilçam’ı..]]> Sun, 08 Jan 2017 03:18:32 +0300 Şehirdeki Yabancı’dan Şehrin Gurbet Kuşları’na https://www.evrensel.net/yazi/78204/sehirdeki-yabancidan-sehrin-gurbet-kuslarina https://www.evrensel.net/yazi/78204/sehirdeki-yabancidan-sehrin-gurbet-kuslarina? Halit Refiğ’in yönettiği Şehirdeki Yabancı (1962) filmi de sansüre takılan, sinema tarihimizdeki önemli ilk toplumcu gerçekçi filmlerdendi. Moskova Film Festivali’ne davet edilen Şehirdeki Yabancı’nın Sovyet basınındaki tepkileri, en iyi şekilde M. Kvasnetskaya’nın Festival Sputnik’teki eleştirilerinde şu sözlerle özetleniyordu: “Bazı teknik aksaklıklarına rağmen Şehirdeki Yabancı genç Türk film endüstrisinin araştıran, düşünen, halkının hayatına bağlı olarak hisseden birçok yetenekli insanlara sahip olduğunu göstermektedir.” 1963’te yazıldığı halde bugün için hâlâ geçerli olan, Türk sineması üzerine en doğru yargı... (Halit Refiğ, Ulusal Sinema Kavgası, Sf. 27 Hareket Yayınları, İstanbul, Ekim 1971). Bu dönemde çekilen Gecelerin Ötesi (Metin Erksan, 1960), Yılanların Öcü (Metin Erksan, 1962), Otobüs Yolcuları (Ertem Göreç, 1961) Şehirdeki Yabancı (Halit Refiğ, 1962), Acı Hayat (Metin Erksan 1963), Susuz Yaz (Metin Erksan, 1964), Kızgın Delikanlı (Ertem Göreç, 1964), Karanlıkta Uya..]]> Sun, 01 Jan 2017 04:50:07 +0300 Sinemamızda köy filmleri https://www.evrensel.net/yazi/78164/sinemamizda-koy-filmleri https://www.evrensel.net/yazi/78164/sinemamizda-koy-filmleri? 1930’lardan 2000 yılına kadar 403 adet köy filmi çekildiğini görüyoruz. Türk sineması 1930’larda, konusu köyde geçen filmlerin ilk örneklerini vermeye başladığında, yaşanan süreç savaş sonrası atmosferidir. O yıllarda köylüler merkezden o kadar uzaktadır ki, konusu Anadolu’da geçen filmlerin çekimleri bile İstanbul civarındaki geniş kırsallarda veya çiftliklerde yapılır. Muhsin Ertuğrul’un 1934 yılında çektiği Aysel Bataklı Damın Kızı, ilk köy filmi örneği olarak kabul edilir. Film, bir uyarlamadır. Senaryolaştıran Nâzım Hikmet Ran’dır. Filmde Anadolu’daki iki aileden Aysel ile Ali’nin aşk öyküsü anlatılır. Bu filmden sonra 1950’lere kadar çekilen köy filmi sayısı 11’dir. Kentte oluşturulan köy dekoru içinde çekilen bu filmler, ağırlıklı olarak, aşk ve macera konuları üzerine yoğunlaşmıştır. Bu dönemde köy egzotik bir mekân/dekor olarak algılanır. Reşat Nuri Güntekin’in eserinden uyarlanan, Turgut Demirağ’ın 1947 yılında yönettiği Bir Dağ Masalı adlı film, konu olarak dönemindeki fi..]]> Sun, 25 Dec 2016 05:00:54 +0300 Nedim V. Otyam: Benim sinema müziği hocam, sinema https://www.evrensel.net/yazi/78117/nedim-v-otyam-benim-sinema-muzigi-hocam-sinema https://www.evrensel.net/yazi/78117/nedim-v-otyam-benim-sinema-muzigi-hocam-sinema? Müzik, sinemanın vazgeçilmez parçalarından biridir. Sessiz sinema döneminde oyuncuların konsantre olmaları için çekim anında ve daha sonra da izleyicinin ilgisini dağıtmamak için salonlarda küçük gruplara, filme uyumlu müzik parçaları çaldırılırmış. Sesli sinema dönemine geçildiğinde müzikal filmler çekilmeye başlanmış. 1920’li yıllarda Batı sinemasında moda olan müzikaller, şarkılı filmler kısa bir süre sonra bizde de çekilmeye başlandı. İlk örnekler Muhsin Ertuğrul’un 1933 yılında yönettiği “Karım Beni Aldatırsa”, “Cici Berber”, “Söz Bir Allah Bir”dir. Bu filmlerin senaryolarını da Mümtaz Osman takma adıyla Nâzım Hikmet yazmıştır. Daha sonraki yıllarda da daha önce yapılmış çeşitli müzikler, şarkılar çekilen filmlere uygulanıyordu. Bunlar film için yapılmış müzikler değildir. İlk özgün film müziği 1951 yılında “İstanbul’un Fethi” filmi için Nedim V. Otyam tarafından bestelenir. Böylece filme uygulanan müzikler yerine, o film için bestelenen özgün film müziği dönemi başlar. 1919..]]> Sun, 18 Dec 2016 04:43:07 +0300 Öztürk Serengil: Yeşşee... https://www.evrensel.net/yazi/78072/ozturk-serengil-yessee https://www.evrensel.net/yazi/78072/ozturk-serengil-yessee? “Artist, her zaman kazanacağını sanır. Oysa bilmez ki ömrü gece kelebeği kadar kısadır. Aynı gün doğar, yaşar ve ölür. O, hep hayal dünyasında yaşar. Cenazesinde bile espri yapılır. Ona yapılan her şey göstermeliktir. Cenaze dönüşü, daha yolda aleyhinde atılıp tutulmaya başlanmıştır bile.” “Yeşilçam’ı Benden Sorun” adını verdiği anılarında bunları söylüyordu Öztürk Serengil, kendi deyimiyle “Artist Takımı” için. Kendisine yapılan acımasızlıkları, dedikoduları, vefasızlıkları, kırgınlıkları da bütün ayrıntılarıyla ve kendi üslubuyla anlatır anılarında. Yıllar önce Feridun Karakaya’yı Cilalı İbo, Sezer Sezin’i Şoför Nebahat, Neriman Köksal’ı Fosforlu Cevriye, Sadri Alışık’ı Turist Ömer, Belgin Doruk’u Küçük Hanımefendi olarak tanıdıysa içimdeki sinema sevdalısı o hiç büyümeyen çocuk, yine o yıllarda Adanalı Tayfur olarak tanımıştı Öztürk Serengil’i de. KÖTÜ DEĞİL ‘TATLI SERSERİ’ Hayatını adadığı, anılar biriktirip acılar biçtiği 68 adımlık Yeşilçam Sokağı’nda, “tutunamayan” ..]]> Sun, 11 Dec 2016 04:34:10 +0300 İzzet Günay: Komik jön https://www.evrensel.net/yazi/78031/izzet-gunay-komik-jon https://www.evrensel.net/yazi/78031/izzet-gunay-komik-jon? Bugüne değin 120 film yaptım. 3-4 tanesi hariç hepsi başrol. Bir oyuncunun on yıllık hayatı içindedir bu. 1971-72’de sinemanın dışına çıktık, ara verdik. Bir oyuncunun Türk sinemasında esas hayatı on yıldır. Böyle bir sinema yapısı var. Amerikan sinemasına, batı sinemasına benzemiyor. Altmışımızda jön oynayamıyoruz, John Wayne gibi. Belki de ondan Türk sineması fazla gelişemedi. Kamerayı öğreniyorsun, oyunculuğun oturuyor fakat çocuk yüzümüz kayboldu, çizgilerimiz geldi ve biz sinemanın dışında kaldık. Tam oyuncu olduğumuz sırada biz sinemanın dışında kaldık. Ne oldu, yeni çocuklar geldi, sinemayı yeni baştan öğrendi. Jönlere senaryo yazılan bir sinemaydı. Jön, jöndam ve kötü adam üçlemesi... Çok şanssız işler yaptık, yapmak zorunda kaldık. Bu devirde gelseydik bu sinemayı yapacaktık biz de. Bu çocuklar da o zaman gelseydi o sinemayı yapacaklardı. Kurtuluş yok.” 1960’lı yılların komik jönü (aynı zamanda birçok filmde de romantik jön) İzzet Günay’la Şişli’deki antikacı dükkânında ..]]> Sun, 04 Dec 2016 09:39:57 +0300 Orhan Günşiray: Yeşilçam’ın çapkın jönü https://www.evrensel.net/yazi/77980/orhan-gunsiray-yesilcamin-capkin-jonu https://www.evrensel.net/yazi/77980/orhan-gunsiray-yesilcamin-capkin-jonu? Yeşilçam’ın en popüler jönlerindendi Orhan Günşiray. Gençliğini 70’lerde yaşayan bizim kuşak daha çok Yılmaz Güney ya da Cüneyt Arkın’cıydı fakat Orhan Günşiray’ı da bilirdik. Yarın Bizimdir, Mahalleye Gelen Gelin, Fosforlu Cevriye, İkimize Bir Dünya, Vurguncular gibi filmlerini izlemiş, sinema-magazin dergilerinde “çapkınlığına” yönelik çok haberler okumuştuk. Polisiye komedi ve macera filmlerinin gözünü budaktan sakınmayan, korkusuz ve çapkın jönüydü. Filmlerinde çapkın jönü oynayan Orhan Günşiray’ın özel hayatında da çapkınlıklarıyla ilgili çok hikâyeler anlatılırdı. Hayatını dolu dolu yaşamıştı. “Benim gibi yaşayan insan azdır” diyor. Bir eşiyle iki kez olmak üzere 7 kez evlenen Orhan Günşiray’ın 5 çocuğu var. Çocukları çok sevdiğini söylüyor. Çocuklarından biri yakından tanıdığımız sinema ve tiyatro oyuncusu Mahir Günşiray. Sinema öncesinde uzun süre ticaretle uğraşmış. Eniştesiyle birlikte müteahhitlik yapmışlar. Futbol ve voleybol da oynuyordur o yıllarda. Futbolu Beyoğlu Spo..]]> Sun, 27 Nov 2016 04:20:36 +0300 Dikenli Yol https://www.evrensel.net/yazi/77936/dikenli-yol https://www.evrensel.net/yazi/77936/dikenli-yol? Çetin Öner ve Nezih Tuncay’ın değerli hatıralarına... 1986 yapımı Dikenli Yol, filmi, Hüseyin’in cezaevinden çıktıktan sonra evine gitmek üzere yaptığı otobüs yolculuğu ile başlar. Yolculuk esnasında geri dönüşlerle Hüseyin’in evinden polisler tarafından alınıp götürüldüğünü ve örgüt üyesi bir arkadaşı onun adını verdiği için suçlandığını görürüz. Yolda mola sırasında yemek yerken geriye dönüşle cezaevinde zorla yaptırılan yemek duasını görürüz. Dikenli Yol’da da kahramanın gördüğü şiddet bu tür geriye dönüş sahneleri ile verilir. Eve geldiği andan itibaren de sık sık izlediğimiz geri dönüşlerle geçmişe yolculuklar yapar Hüseyin; yalnızca cezaevi günlerine değil ailesiyle yaşadığı eski günlere de. “Ölüm korkusuyla iç içe yaşayıp ender kişilerdeniz biz. Her sabah uyanıp bugün de ölmedim anne demenin ne olduğunu o cehennemde yaşamayanlar anlayamaz” diyen Yadigâr, üniversiteden arkadaşıdır Hüseyin’in. Tanıyınca âşık olduğu Yadigâr’ın kardeşi Şükran’la evlenirler. Geçmişle o an iç iç..]]> Sun, 20 Nov 2016 04:13:14 +0300 Nilüfer Aydan: O hâlâ romantik https://www.evrensel.net/yazi/77885/nilufer-aydan-o-h-l-romantik https://www.evrensel.net/yazi/77885/nilufer-aydan-o-h-l-romantik? Beyazperdede ve daha sonraları televizyonlarda birçok filmde hayranlıkla izlediğimiz oyuncularla tanışmak, dostluklar kurmak, söyleşiler yapmak beni hep heyecanlandırdı. 90’lı yıllarda Sevda Ferdağ’a uğradığım günlerden birinde tanıştığımız birçok kez İstiklal Caddesi’nde, sinema derneklerinde rastladığım Nilüfer Aydan’la söyleşi yapmaya giderken de aynı heyecanı yaşamıştım. Genç kız coşkusunu hiç yitirmemişti Nilüfer Aydan. İlk filmi Zeki Müren’le birlikte oynadığı Altın Kafes. Kemal Film’in 1957 yılında çektiği Altın Kafes filminde oynamadan önce, dans ediyordur Nilüfer Aydan. Çok küçük yaşta Sinop Gemisi’nde telsizci olan babasını kaybeder. Annesi çalışmaya başlar, ablası da Kervansaray’da dans ediyordur. “Ablamdan dolayı Yılmaz Duru’yla tanışmıştım. Ondan dans dersleri aldım ve beraber dans etmeye başladık. Kemal Film’den teklif geldi.” 1941 doğumlu olan Nilüfer Aydan henüz 15’indedir. Her şey “pespembedir”. Teklifi kabul eder. “Birden bire beni başrole oturttular. Ben çok çaba ha..]]> Sun, 13 Nov 2016 05:00:48 +0300 Hulusi Kentmen: Yeşilçam’ın babacan aktörü https://www.evrensel.net/yazi/77841/hulusi-kentmen-yesilcamin-babacan-aktoru https://www.evrensel.net/yazi/77841/hulusi-kentmen-yesilcamin-babacan-aktoru? 300’e yakın filmde oynayarak dünya ölçeğinde bir rekora imza atan, Yeşilçam’ın pos bıyıklı babacan oyuncusu Hulusi Kentmen şöyle diyordu: “Yıllarca hep zengin, fabrikatör baba rolünü oynadım. İşin en acıklı kısmı ise bütün gün zengin baba rolünü oynayıp çekim bitiminde eve gitmek için soğukta, köşedeki durakta dolmuş beklemem olmuştur.” Yeşilçam filmlerinin sevimli olduğu kadar babacan aktörü Hulusi Kentmen’i, birçok filmde baba ve dede rolünde izledik. Salon komedilerinin, melodramların babacan zengin fabrikatörü olarak kazındı belleklerimize. Birçoğumuz izlerken öyle bir babamız/dedemiz olsa özlemiyle iç çekmişizdir. Yarattığı imajın simgesi pos bıyıkları, şen kahkahaları, güleç yüzü, muzip halleri ile oynadığı her role oturan Hulusi Kentmen, Yeşilçam filmlerinin en sevilen oyuncularından biri oldu. Hem komediye hem drama yatkındır, yalnız kötü adam oynayamaz. 1912 yılında Bulgaristan’ın Tırnova kentinde doğar Hulusi Kentmen. Balkan Harbi başladığında oradan kaçarak İstanbul’a gel..]]> Sun, 06 Nov 2016 05:00:37 +0300 Ercan Kesal: Hekim, yazar, oyuncu, senarist... https://www.evrensel.net/yazi/77797/ercan-kesal-hekim-yazar-oyuncu-senarist https://www.evrensel.net/yazi/77797/ercan-kesal-hekim-yazar-oyuncu-senarist? Hekim, yazar, sinema oyuncusu, senarist, tıp doktoru. Önce hekim olarak tanıdık Ercan Kesal’ı. Sonra iyi filmlerin oyuncusu, senaristi ve yazar olarak çıktı karşımıza. Uzak filmiyle başlayan sinema serüvenine kısa sürede oyuncu olarak yer aldığı kısalı uzunlu 16 film, çekilmiş 3 senaryo ekledi. Vavien’in Süleyman’ı, Üç Maymun’un Servet’i, Albatrosun Yolculuğu’nun Maruf Şükrü’sü, Bir Zamanlar Anadolu’danın Muhtar’ı, Yozgat Blues’un Yavuz’u, Hükümet Kadın’ın Aziz’i, Küf’ün Basri’si, Ben O Değilim’in Nihat’ı, Sen Aydınlatırsın Geceyi filminin İrfan’ı, Bulantı’nın Doktor’u, bütün bunların toplamında sinemanın Ercan Kesal’ı başarılı oyunculuğunun ve senaryo yazarlığının karşılığını da ödül olarak alır. Üç Maymun filmine katkısıyla 2009 yılında 2. Yeşilçam Ödülleri’nde En İyi Senaryo, 14. Sadri Alışık Ödüllerinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerini alır. 2012 yılında Bir Zamanlar Anadolu’da filmiyle hem En İyi Senaryo hem de En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerini alır. 2013 yılında Yo..]]> Sun, 30 Oct 2016 05:00:50 +0300 Nazan Kesal: İyi filmlerin iyi oyuncusu https://www.evrensel.net/yazi/77750/nazan-kesal-iyi-filmlerin-iyi-oyuncusu https://www.evrensel.net/yazi/77750/nazan-kesal-iyi-filmlerin-iyi-oyuncusu? Büyüleyici bir oyunculuk, duru bir güzellik, tiyatroda sahne büyüsü denen durumun sinemadaki hali; beyazperdeye yansıyan etkileyicilik, kameranın sevdiği yüz. Nazan Kesal’dan söz ediyorum. Doktor, senarist, oyuncu, yazar Ercan Kesal’ın eşi, Poyraz’ın annesi. Tiyatro, sinema, reklam ve dizi oyuncusu; tiyatroda yönetmen. Oyunculuk onun yaşam kaynağı gibi. İyi filmlerin iyi oyuncusu. En çok, iyi bir oyuncu olabilmek için mücadele ettiğini söylüyor. Sinema kariyerinde Tayfun Pirselimoğlu, Yavuz Özkan, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan ve Yavuz Turgul gibi önemli yönetmenlerle çalıştı. Bir söyleşisinde “Bu, özellikle seçtiğin bir durum muydu?” sorusunu, “Evet. Oyuncu, seçimleriyle vardır. Hayır diyebilmeli bir oyuncu. Bu tamamen mesleğinizi yapma biçimiyle ilgili. Oyunculuk yaparken bu filmlerin içinde olduğumda kendimi daha iyi ifade edebiliyorum. Ama çok iyi bir popüler film gelirse neden oynamayayım.” diye yanıtlıyor. ŞANSLI MERHABA: GÖLGE OYUNU İlk filminden şanslıdır Nazan Ke..]]> Sun, 23 Oct 2016 04:51:35 +0300 Giovanni Scognamillo: Korku edebiyatı ve korku sanatları uzmanı bir sinema tarihçisi https://www.evrensel.net/yazi/77701/giovanni-scognamillo-korku-edebiyati-ve-korku-sanatlari-uzmani-bir-sinema-tarihcisi https://www.evrensel.net/yazi/77701/giovanni-scognamillo-korku-edebiyati-ve-korku-sanatlari-uzmani-bir-sinema-tarihcisi? Aynı dergilerde yazdık, aynı mekânları paylaştık, aynı insanlarla arkadaşlık yaptık. Ne zaman Beyoğlu’ya çıksam Giovanni’ye rastlardım. En önemli ortak dostumuz birlikte kitaplar yazdığı ve çok erken yaşta yitirdiğimiz Metin Demirhan’dı. Giovanni’yi çoğunlukla Metin’in Atlas Pasajındaki dükkânı Atılgan’da bulurdum. Giovanni Scognamillo’nun, birlikte yazdığımız Merhaba Beyoğlu dergisinde “Mesut Kara ve Küçük İskender olmasa Beyoğlu çekilmez” demişliği de vardı. Birçok kez evinde sohbetler, söyleşiler yaptık. Birçok konuda, özellikle fantastik sinema alanında Giovanni’ye danışırdım. 2006 yılında Giovanni Scognamillo, Metin Demirhan ve Yılmaz Atadeniz’in danışmanlığında Fantastiğin Sineması adlı belgeselimi çekmiştim. Yeni projelerimiz Metin’in vefatıyla yarıda kalmıştı. Birlikte Erotik Türk Sineması belgeseli çekecektik. Şimdi Giovanni’nin vedasıyla daha da yalnızlaştık. Kimi insanları tanımlamak, onları anlatmak çok zordur. Nereden başlayacağınızı, hangi özelliğini anlatacağını..]]> Sun, 16 Oct 2016 04:52:00 +0300 Sen türkülerini söyle https://www.evrensel.net/yazi/77653/sen-turkulerini-soyle https://www.evrensel.net/yazi/77653/sen-turkulerini-soyle? Ülkenin yakın geçmişi ‘on yılda bir’ yapılan askeri müdahalelerin, darbelerin yaşandığı büyük altüst oluşlar, acılar, sarsıntılar yaşatan süreçlerle anılıyordu. 12 Eylül darbesinden bu yana 36 yıl geçmesine rağmen bugün de darbe koşullarında yaşamayı sürdürüyoruz. 12 Eylül AKP iktidarıyla sürüyor. Karşı devrim içinde karşı devrim yaşıyoruz sürekli. Fethullahçı darbe girişiminin ardından devletin tüm kurumlarını elinde bulunduran iktidar KHK’lerle ülkeyi cehenneme çevirmeyi sürdürüyor. Öğretmenler, akademisyenler görevden alınıyor, yazarlar, gazeteciler hapse atılıyor, muhalif gazeteler, televizyonlar kapatılıyor. Darbe girişimini fırsat bilen tek adam ve iktidarı karşı devrimini sürdürüyor. 12 Mart darbesi edebiyat ürünlerinde romanda, şiirde karşılığını bulurken, sinemada ertelenmiş, uzak durulmuş bir sorun olarak kalmıştı. 12 Eylül 1980 darbesiyle başlayan süreç sonrasında ise yaşananlar sinemada karşılığını bulur. 1986 yılından itibaren, sonrasında 12 Eylül filmleri olarak tanıml..]]> Sun, 09 Oct 2016 04:52:32 +0300 Şener Şen: Köy öğretmenliğinden oyunculuğa, figüranlıktan zirveye https://www.evrensel.net/yazi/77599/sener-sen-koy-ogretmenliginden-oyunculuga-figuranliktan-zirveye https://www.evrensel.net/yazi/77599/sener-sen-koy-ogretmenliginden-oyunculuga-figuranliktan-zirveye? Köy öğretmenliğinden oyunculuğa, figüranlıktan zirveye büyülü bir yolculuk. Yeşilçam’ın unutulmaz oyuncularından Ali Şen’in oğlu Şener Şen. Sinema tarihimizin son 50 yılına damgasını vuran bir oyunculuk destanı. Hababam Sınıfı’nın Badi Ekrem’i, Süt Kardeşler’in Kumandan Hüsamettin’i, Tosun Paşa’nın Tellioğlu Lütfü’sü, Gülen Gözler’in Vecihi’si, Kibar Feyzo’nun Maho Ağa’sı, Çiçek Abbas’ın Şakir Serengil’i, Şekerpare’nin Ziver’i, Namuslu’nun Mutemet Ali Rıza’sı, Züğürt Ağa’nın Ağası, Çıplak Vatandaş’ın İbrahim’i, Değirmen’in Kaymakam Hilmi’si, Milyarder’in Mesudiyeli Mesut’u, Selamsız Bandosu’nun Latif Şahin’i, Arabesk’in Şener’i, Zengin Mutfağı’nın Lütfü Usta’sı. Gölge Oyunu’nun Abidin’i, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’nin Haşmet Asilkan’ı, Amerikalı’nın Şeref’i, Eşkıya’nın Baran’ı, Gönül Yarası’nın Nazım’ı, Kabadayı’nın Ali Osman’ı, Av Mevsimi’nin Ferman’ı, avcısı… Can verdiği, canlandırdığı unutulmaz karakterleriyle sinemamızın en önemli ve değerli usta oyuncusu Şener Şen. Oyunc..]]> Sun, 02 Oct 2016 03:51:30 +0300 Darbe ve Av Zamanı https://www.evrensel.net/yazi/77554/darbe-ve-av-zamani https://www.evrensel.net/yazi/77554/darbe-ve-av-zamani? Darbe (Ümit Efekan 1990), işkenceye dayanamayarak örgüt arkadaşlarını ele veren, daha sonra da Pişmanlık Yasası’ndan yararlanarak estetik ameliyatla yüzünü ve kimliğini değiştiren bir devrimcinin yeni hayatında kendisiyle hesaplaşmasını anlatan bir filmdir. Onun itiraflarıyla örgütten pek çok arkadaşı içeriye girmiş, bir arkadaşı da idam edilmiştir. Kimliğini gizleyerek karısı ile tekrar ilişki kurar, ama gerçek anlaşılınca karısı, devrime ve arkadaşlarına ihanet ettiği için onu reddeder. İşkenceye dayanmak için direnen ama sonuçta yenik düşen itirafçı ise tek suçlunun kendisi olmadığını, “toplum sorunları ile ilgilenmeyen suskun aydınların da kendisi kadar suçlu olduğunu” düşünmektedir. Televizyonda yayınlanan 80’li yılların bir özeti yayınlanmaktadır. Bir milyon insanın ölümüne yol açan körfez savaşı, işgalci İsrail askerlerinin bir direnişçinin kollarını taşlarla vurarak kırdıkları görüntüler... O esnada çalan kapıyı açan kadın, karşısında eşi Hamdullah Şimşek’i soran polisi bulur...]]> Sun, 25 Sep 2016 04:22:53 +0300 Eylül Fırtınası ve yitirdiklerimiz https://www.evrensel.net/yazi/77505/eylul-firtinasi-ve-yitirdiklerimiz https://www.evrensel.net/yazi/77505/eylul-firtinasi-ve-yitirdiklerimiz? Önce “Aile Şerefi”nin Selim’i, “Gülen Gözler”in Temel’i oyuncu-yapımcı Mahmut Hekimoğlu’nun acı haberi geldi. Yeşilçam’ın güzel yüzlü jönlerinden Hekimoğlu’ya 2014 yılında prostat kanseri teşhisi konulmuştu. 8 Eylül 2016’da rahatsızlanan ve yoğun bakıma kaldırılan unutulmaz oyuncu, 10 Eylül’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. 20’ye yakın filmin yapımcısı da olan Mahmut Hekimoğlu ardında oyuncu olarak yer aldığı onlarca film bırakıyordu. Eylül’dü bir kez… Kanlı, acımasız Eylül’dü ve yaprak dökümü sürüyordu. Bu kez yönetmen, senarist, yapımcı ve oyuncu Çetin Öner’in ölüm haberini alıyorduk. 14 Eylül’de yitirdiğimiz Çetin Öner’in ölüm haberine alışamamışken sinemamızın unutulmaz jönlerinden, önemli oyuncularından Tarık Akan’ın ölüm haberi geldi. Eylül fırtınası gibi… Eylül yine acımasız yüzünü göstermişti. Yılmaz Güney gibi, Erkan Yücel gibi onların arkadaşları ve meslektaşları Çetin Öner’i, Tarık Akan’ı da yine Eylül’de yitiriyorduk. Çetin Öner’i 2005 yılında Erkan Yücel bel..]]> Sun, 18 Sep 2016 04:13:15 +0300 Devlet Devrim: Kara Boncuk https://www.evrensel.net/yazi/77464/devlet-devrim-kara-boncuk https://www.evrensel.net/yazi/77464/devlet-devrim-kara-boncuk? “Yıllardır ben hiç basında gözükmedim, filmde oynamadım. Bunca sene geçmesine rağmen eşimle bir yere gittiğimiz zaman hoş bakışlarla karşılaşıyordum. Bu benim hoşuma gidiyordu. Basında görünmediğim halde bu kadar sene sonra bana hoşlukla bakmaları, tanımaları güzel bir şey. Demek ki bir iz bırakmışız.” Bu sözler bir dönem güzelliği dillere destan olan Türk sinemasının “Kara Boncuk”u Devlet Devrim’e ait. Güzelliğinden hiçbir şey yitirmemişti Devlet Devrim. Çok cana yakın, çok içtendi. Yeşilçam filmleriyle yetişmiş kuşaklar o dönemin filmlerini, o filmlerin oyuncularını unutamazdı elbette. O yıllarda bir saflık, bir iyi niyet ve doğallık vardı. Bugünün dünyasında pek karşılığını bulamadığımız incelikler, dürüstlükler yaşanıyordu dostluklarda ve hayatın birçok alanında. Bugün özlemini çektiğimiz birçok duygu Yeşilçam filmlerine de yansıyordu doğal olarak. Bugün bize abartılı gelen filmler, tek seçeneği ve “eğlencesi” sinema olan halk tarafından beğeniyle izleniyordu. Filmlerin o büyülü ..]]> Sun, 11 Sep 2016 03:59:54 +0300 Pervin Par: Sinemanın büyülü dünyasından çiçeklerin renkli dünyasına https://www.evrensel.net/yazi/77413/pervin-par-sinemanin-buyulu-dunyasindan-ciceklerin-renkli-dunyasina https://www.evrensel.net/yazi/77413/pervin-par-sinemanin-buyulu-dunyasindan-ciceklerin-renkli-dunyasina? Pervin Par Türk sinemasının unutulmayan yüzlerinden, önemli oyuncularındandır. Çocukluğunda rüyalarına giren, tutkuyla bağlandığı sinema oyunculuğuna Muradın Türküsü gibi önemli bir filmle başlamış, Haremde Dört Kadın, Hudutların Kanunu, Gurbet Kuşları gibi iyi filmlerde oynayarak “iyi filmlerin iyi oyuncusu” olarak ünlenmişti. 50’li yılların ikinci yarısında Muhterem Nur ve Belgin Doruk’la birlikte en çok aranan başrol oyuncusu olmuş, bu ününü 60’lı yıllarda da sürdürmüştü. Filmlerinde genellikle “masum kız”, “çile çeken kız”dı. O döneme ait fotoğraflarına baktığınızda da size bu duyguyu veriyor, bunu çağrıştırıyordu. 1939 yılında Bursa’da doğan Pervin Par’ın çocukluğu İzmir’de geçmiş. Gerçek adı Pervin Doyum. Çocukluk yıllarında başlamış sinema tutkusu. Öyle bir tutku ki çocuk yaşlarda, bu isteğine karşı çıkan ailesine rağmen evden kaçıp İstanbul’a gelecek kadar güçlü. Hiçbir yeri bilmiyor, hiç kimseyi tanımıyordur İstanbul’da. Pervin Par çocuk yaşlarda bir fotoğrafçıda, Foto Can’da..]]> Sun, 04 Sep 2016 05:00:42 +0300 Altın çocuk Göksel Arsoy https://www.evrensel.net/yazi/77366/altin-cocuk-goksel-arsoy https://www.evrensel.net/yazi/77366/altin-cocuk-goksel-arsoy? Yönetmen Sırrı Gültekin hocamızın Türk sinemasına oyuncu kazandırma konusunda azımsanmayacak bir katkısı vardır. Bu da neredeyse Bakırköylü olmakla özdeşleşmiştir. Bakırköylü olmanın Yeşilçam’da ayrı bir yeri vardır. Birçok sinemacı Bakırköylüdür ve öncüleri, onları sinemaya kazandıran da Sırrı Gültekin’dir. Göksel Arsoy’un da sinema oyuncusu olmasında önemli pay yine Sırrı Gültekin’indir. 15 Mart 1936’da doğan Göksel Arsoy’un çocukluğu Kayseri’de geçer. Babası Kayseri Hava Üssü’nde görevlidir. “Çocukluk yıllarım neşeli, zevkli ve hep spor içinde geçti. Çünkü Kayseri Hava Üssü bir spor cennetiydi. Ayrıca Amerikalı pilotlar da olduğu için, onlara gelen son yılın filmlerini de biz Türkiye’de beş sene önce seyrediyorduk. O tabii çok büyük avantajdı. O sıralar içimde bir pilotluk aşkı vardı. Dayanılmaz bir arzuydu bu. Liseyi Haydarpaşa Lisesi’nde okudum. Bitirdikten sonra Hava Harp Okulu’na girmek istedim. Maalesef ailem buna itiraz etti ve engel oldu. İktisat Fakültesi’ne girdim. Orada ..]]> Sun, 28 Aug 2016 04:14:23 +0300 Necdet Mahfi Ayral: O çınar hiç devrilmedi https://www.evrensel.net/yazi/77324/necdet-mahfi-ayral-o-cinar-hic-devrilmedi https://www.evrensel.net/yazi/77324/necdet-mahfi-ayral-o-cinar-hic-devrilmedi? “Aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz bu hoş kubbede bir hoş seda olarak kalır. (…) Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır durur sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perdeee!” Yüzlerce oyunda oynamıştı Necdet Mahfi Ayral. Onlarca sinema filminde... Sahnede geçen yetmiş küsur yıl… Tiyatronun ve sinemanın asırlık çınarıydı o ve o çınar hiç devrilmedi; çünkü “Ağaçlar ayakta ölür.” Birçok sanatçı arkadaşı gibi, o da kırgın ayrıldı aramızdan. Kırgındı, çünkü oturacak evi bile yoktu. İnsanların fakir ama onurlu olduğu günlerden miras sanatçılara yakışan, bedeli ağır bir duruştu bu. Acıydı elbette fakat bu yaşanan dram Necdet Mahfi Ayral’ın değil, bu ülkenin dramıydı. Necdet Mahfi Ayral, hayatı boyunca vakur ve sade yaşadı. Cenaze töreninde konuşan tiyatro sanatçısı arkadaşı İhsan Devrim’in söylediği gibi “Tiyatroda çok para kazanılmaz, ancak geçinilir. O bu sahneye en büyük sevda..]]> Sun, 21 Aug 2016 04:53:11 +0300 Sevda Ferdağ: Sinemanın aykırı Sevda’sı https://www.evrensel.net/yazi/77277/sevda-ferdag-sinemanin-aykiri-sevdasi https://www.evrensel.net/yazi/77277/sevda-ferdag-sinemanin-aykiri-sevdasi? 60’lı yıllarda insanlar “artiz” olmak için evlerinden kaçar, soluğu İstanbul’da, Beyoğlu’da alırlardı. Anadolu’dan bakıldığında İstanbul sinema demekti. Yeşilçam’ın o büyülü dünyası her zaman insanları içine çekmişti. Çocukluk yıllarımdan itibaren düş bahçesi sinemalarda, filmden filme büyülü yolculuklara çıkarken unutulmayan yüzler tanımıştım; hayattan beyazperdeye yansıyan görüntülerde. Kimler yoktu ki… Sonraki yıllarda, çocukluk idollerim olan birçok sinema oyuncusunu tanıma, konuşma olanağı buldum. Altmışlı yılların sonuna denk gelen çocukluk yıllarımda, okul tatillerinde gittiğimiz kasabada, köyde “artist” görüp görmediğimiz sorulurdu en çok. Kasabadaki çocuklar etrafımızı sarar, gördüğümüzü söylediğimiz artistler hakkında soru yağmuruna tutarlardı biz kentte doğmuş çocukları. Biz o yaşlarda gördüklerimize görmediklerimizi de ekleyerek abartılı kurgularla ballandıra ballandıra anlatırdık. Çocukları en çok Kral Ayhan Işık, Çirkin Kral Yılmaz Güney, Malkoçoğlu Cüneyt Arkın, Karao..]]> Sun, 14 Aug 2016 04:33:02 +0300 Atıf Terzioğlu’dan Yahya Kaptan’a Atıf Kaptan https://www.evrensel.net/yazi/77220/atif-terziogludan-yahya-kaptana-atif-kaptan https://www.evrensel.net/yazi/77220/atif-terziogludan-yahya-kaptana-atif-kaptan? “Bir Millet Uyanıyor adlı bir film ve bu filmin bir ‘Yahya Kaptan’ı vardı. Milli mücadeleyi konu olarak ele alan bu filmde, Atıf Terzioğlu adındaki gencin oynadığı ‘Yahya Kaptan’ rolü öylesine benimsenmişti ki, o zamanın genç oyuncusu soyadını ‘Kaptan’ olarak değiştirmek zorunda kalmıştı. İşte o günden bu yana Atıf Terzioğlu Atıf Kaptan olarak bilinir.” Darülbedayi’nin başarılı oyuncusu Atıf Terzioğlu, “Bir Millet Uyanıyor” filminde, Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Yahya Kaptan rolünü öylesine başarılı oynamıştır ki, sinemadaki “ilk ödülünü” kendisini Yahya Kaptan’la özdeşleştiren halk tarafından böylece almış olur. Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Bir Millet Uyanıyor”, Atıf Kaptan’ın ikinci filmidir. İlk filmi 1929 yılında yine Muhsin Ertuğrul’un yönettiği Kaçakçılar’dır. Tiyatro geçmişi ise 1928 yılına uzanır. Atıf Kaptan, tiyatrocular kuşağındaki tiyatrovari oyunculuktan ilk filmlerinde de sıyrılarak, tüm sinema hayatı boyunca abartısız ve sade oyunuyla belleklerde unutulmaz bir yer..]]> Sun, 07 Aug 2016 05:00:24 +0300 Turgut Özatay: Film icabı kötü adam https://www.evrensel.net/yazi/77175/turgut-ozatay-film-icabi-kotu-adam https://www.evrensel.net/yazi/77175/turgut-ozatay-film-icabi-kotu-adam? “Sinema Adına Teşekkürler… Yıllar yılı Türk sinemasına emek vermiş bir sanatçının, hayatı boyunca beklentisi duygu zenginliği ve insanlar tarafından sevilmek, anılmak, kalıcı bir şeyler bırakmaktır. Sinema sanatçısı yıldız arkadaşlarım ile nostaljik duygulardan yola çıkarak en eski filmlerden kesitlerle bugüne kadar uzanan bir sinema yıldızları albümü hazırladım. Kütüphanenizin bir köşesini lütfen bizlere ayırın. Bütün sevenlerime ve sevmeyenlerime de sonsuz sevgi ve saygılarımı sunarım. Turgut Özatay” Bugün birçok evin, işyerinin kütüphanesinde yer alan “Turgut Özatay Sinema Yıldızları Albümü”nün son sayfasında yer alıyordu yukarıdaki satırlar. Bizzat kendisinin şehir şehir, kapı kapı dolaşarak dağıttığı albüm, Turgut Özatay’ın bilgisi dâhilinde ve ne yazık ki çok özensiz hazırlanmıştı. Hiçbir zaman harcayamayacağı kadar çok paralar biriktirdiği konuşuluyordu o günlerde Yeşilçam sokaklarında. Bu nedenle o günlerde, birçok sahtekâr, “alocu” türemiş, çeşitli sanatçıların adını kull..]]> Sun, 31 Jul 2016 05:00:14 +0300 İçinden darbe geçen filmler https://www.evrensel.net/yazi/77129/icinden-darbe-gecen-filmler https://www.evrensel.net/yazi/77129/icinden-darbe-gecen-filmler? 1986’daki uygun ortamı beklemeden çekilen Şerif Gören’in yönettiği Yılmaz Güney filmi Yol (1981) 12 Eylül koşullarında baskılar altında yapılır. Bu koşullar filme de yansıtılır. Yol, darbe koşullarında Türkiye’de, Duvar da darbe yıllarında Yılmaz Güney yurt dışına çıkmak zorunda bırakıldığından Fransa’da çekildikten sonra uzun bir suskunluk dönemi yaşanır sinemada. 1986 yılında Şerif Gören’in yönettiği “Sen türkülerini söyle” filmiyle başlayan, zamanla yenileri de eklendiğinde 12 Eylül filmleri tanımlaması/gruplaması yapılan filmler, farklı zaman aralıklarıyla üretildi, gündeme geldi. Son 12 Eylül filmi 2012 yılında Orçun Benli’nin yönettiği Bu Son Olsun’da sokaklarda yaşayan beş evsiz 12 Eylül 1980 darbesiyle sokağa çıkma yasağı ile karşı karşıya kalırlar. Ancak onların gidebilecekleri tek evleri vardır; o da yine sokaklardır. Yaşanan bir dizi yanlışlıklar komedisi sonucu kendilerini siyasi mahkûmlarla birlikte aynı cezaevinde bulurlar. “Bu son olsun” filmi de Sırrı Süreyya..]]> Sun, 24 Jul 2016 04:39:24 +0300 Hüseyin Baradan: Çekilin aradan https://www.evrensel.net/yazi/77075/huseyin-baradan-cekilin-aradan https://www.evrensel.net/yazi/77075/huseyin-baradan-cekilin-aradan? Kötü adam olarak ünlenmiştir Hüseyin Baradan. Fakat birçoğumuzun belleğinde dalgacı, matrak bir adam olarak yer alır yine de. Necdet Tosun’lu Vahi Öz’lü, Ayşecik’li Yumurcak’lı filmlerde ve başka filmlerde de sevimli adam ya da ‘kötü adam’ olarak izledik onu. Eşkıya oldu, mafya oldu, köylü kurnazı oldu. Ufacık bir çocukken başladığı fotoğrafçılıktan, foto muhabirliğine, oradan da sinema oyunculuğuna geçerek Yeşilçam’da iz bırakan, sevilen bir oyuncu, hepimizin tanıdığı kaytan bıyıklı, dalgacı Hüseyin Baradan oldu. Film setlerinde de rollerinde olduğu gibi şakacı, matrak sevilen bir insan olduğunu başka oyunculardan da dinledim. Ayrıca başarılarının arasında bir “ilk” de var; Hüseyin Baradan Çekilin Aradan. Yeşilçam’da ilk kez oyuncu adının, film adına taşındığı filmdir. Türk Sineması’nın önemli filmlerinden Gurbet Kuşları’nda (1964), yönetmen Halit Refiğ, yeni bir yaşama kavuşma hayalleriyle köyden kente göç sorununu ilk kez kapsamlı bir biçimde sinemaya aktarır. Film, memleketinde iş..]]> Sun, 17 Jul 2016 05:00:31 +0300 Herkesi Güldüren Adam: Kemal Sunal https://www.evrensel.net/yazi/77027/herkesi-gulduren-adam-kemal-sunal https://www.evrensel.net/yazi/77027/herkesi-gulduren-adam-kemal-sunal? Çekimler için uçakla Trabzon’a gideceklerdir fakat Kemal Sunal’ın uçak fobisi vardır. Uzun yıllar binemez uçağa. Çok uzun yollar için bile araba yolculuğunu tercih eder. O gün de uçağa bineceği için tedirgindir. Uçağa binmeden önce bilet kontrollerini yaptırırken hostese: ‘‘Canım, hiç gitmek istemiyor. Ama film çekimi var, gitmek zorundayım’’ der. Kalkıştan hemen önce geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeder Kemal Sunal. Tarih 3 Temmuz 2000’dir ve büyük oyuncu henüz 56 yaşındadır. Vefa Lisesi’nin ortaokul kısmına başladığında, arkadaş çevresi de değişmiş ve gelişmiştir. Lisede aynı sınıfı, aynı sıraları paylaşacağı bazı arkadaşlarının ileride çok ünlü insanlar olacağından habersizdi o sıralar. Onlar da arkadaşlık yaptıkları Ali Kemal’in, sonraki yıllarda herkesi güldüren çok ünlü bir komedyen, ünlü sinema oyuncusu Kemal Sunal olacağını tahmin edemezlerdi. O arkadaşlarından biri geleceğin önemli televizyoncusu Uğur Dündar, diğeri de ünlü tiyatro ve sinema oyuncusu Müjdat Gezen’di...]]> Sun, 10 Jul 2016 05:00:39 +0300 Tanju Gürsu: Filmlerin bıçkın delikanlısı https://www.evrensel.net/yazi/76976/tanju-gursu-filmlerin-bickin-delikanlisi https://www.evrensel.net/yazi/76976/tanju-gursu-filmlerin-bickin-delikanlisi? “Benim en büyük özelliğim sinemayı örgütleyen adam olmam. Sinema örgütlerinin hepsinin lideriydim. Ben 1978, 5 Kasım’ında Türk sinemasının sosyal hakları için 3500 kişiyi Ankara’ya yürüten liderim. O yürüyüş neticesinde biz sosyal haklarımızı, emeklilik haklarımızı arkadaşlarımıza kazandırdık. Filmciler Derneği’nin kurucusuydum. 12 Eylül’de kapatıldı bütün dernekler. 1983’te SESAM’ı (Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği) kurduk. Sonra SODER’i (Sinema Oyuncuları Derneği) kurduk arkadaşlarla beraber. Hepsinin kurucu üyesiyim, başkanı, genel sekreteri ya da ikinci başkanıyım. Film-Ko diye bir kooperatif kurduk, ham film getirdik, Türk sinemasını karaborsacılardan temizledik. FİYAP’ı (Film Yapımcıları Derneği) kurduk. Bu derneklerin hepsi bugün yürüyor, hepsi gayet güzel işlevlerini de yerine getiriyor.” Kendisini “sinemayı örgütleyen adam” olarak tanımlayan Tanju Gürsu, hiç kimseyi ve hiçbir şeyi ciddiye almıyormuş edasıyla, dev cüssesi, gür sesiyle yanıtlıyordu sorularımı. Film..]]> Sun, 03 Jul 2016 04:22:35 +0300 Ferda Ferdağ: Bu genç kız artist olmak istiyordu https://www.evrensel.net/yazi/76931/ferda-ferdag-bu-genc-kiz-artist-olmak-istiyordu https://www.evrensel.net/yazi/76931/ferda-ferdag-bu-genc-kiz-artist-olmak-istiyordu? 1950’li yıllar... Cağaloğlu Yokuşu’nu yeşil gözlü, kestane rengi saçlı, 13 yaşında bir genç kız tırmanıyordur. Henüz 13 yaşındadır ve en büyük arzusu artist olmaktır. Elinden tuttuğu kendinden yaşça büyük halasının kızı, “Artist” mecmuasına, Oğuz Özdeş’le görüştürmeye götürüyordur onu. Halasının kızı onu yokuşun başında durdurur ve “Seni meşhur romancı Oğuz Özdeş’e götürüyorum. 15 yaşındayım diyeceksin. Hakkında yazı yazılacak, resimlerin çekilecek. Artist olacaksın. Fikriye adın da hiç güzel değil. Adını Ferda koydum. Ferda ne demek biliyor musun? Gelecek, ati demek. Çabuk ezberle, beni rezil etme.” der. Genç kız, “Gelecek, ati. Gelecek, ati...” diye ezber yaparak Cağaloğlu Yokuşu’nda, geleceğe doğru adım atmaya devam eder. O genç kız Ferda Ferdağ’dır. O yıllardan itibaren yaşamı boyunca Yeşilçam’da var olma, ayakta kalabilme savaşı verir. Yeşilçam onu çok çabuk hırpalar, “harcar”. Kırgın ve öfkelidir. İlk anı kitabını şu cümlelerle bitirir: “Sevgili Oğuz Özdeş, ben yine Cağaloğlu’na..]]> Sun, 26 Jun 2016 07:30:21 +0300 Gülistan Güzey: Mutsuz güzel https://www.evrensel.net/yazi/76876/gulistan-guzey-mutsuz-guzel https://www.evrensel.net/yazi/76876/gulistan-guzey-mutsuz-guzel? Tiyatro sahnesinde izleme olanağı bulamadığım Gülistan Güzey’in yanılmıyorsam izlediğim ilk filmi Ertem Göreç’in yönettiği “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler”di ve yıllarca oradaki görüntüsüyle yer etti belleğimde. Ayhan Işık’la birlikte oynadıkları ve Ayhan Işık’ı da Gülistan Güzey’i de zirveye taşıyan “Kanun Namına” filmini daha önce mi yoksa sonra mı izledim anımsamıyorum fakat oradaki Gülistan Güzey de belleğimde unutulmayan yüzler arasında önemli bir yere sahip oldu. Biri gençlik diğeri olgunluk dönemine ait iki görüntü… Filmlerinde canlandırdığı karakterler gibi, -örnekse “Kanun Namına”daki Ayten- saf, iyi niyetli ve içten olduğunu, yıllar sonra arkadaşlarından dinlediğim anılardan öğreniyordum. 1996 yılında tanıdığım Sezer Sezin, Gülistan Güzey’in en yakın arkadaşı, sırdaşı. Sezer Sezin de, buluşmalarımızda zaman zaman Gülistan Güzey’le ilgili anılarını paylaştı benimle. Ortaya çıkan hep iyi niyetli, arkadaş canlısı bir Gülistan Güzey’di. Bir başka yakın arkadaşı Saduman Ayşın da, ..]]> Sun, 19 Jun 2016 04:41:16 +0300 Danyal Topatan: Güzel yürekli bir 'çirkin' adam https://www.evrensel.net/yazi/76838/danyal-topatan-guzel-yurekli-bir-cirkin-adam https://www.evrensel.net/yazi/76838/danyal-topatan-guzel-yurekli-bir-cirkin-adam? Yeşilçam, güzel yüzlü “cici” hanımefendilerin, yakışıklı beyefendilerin, “esas kızlar”ın, “esas oğlanlar”ın dünyasıydı. Filmlerin başrollerinde olan bu esas kızlar, esas oğlanlar hayatın gerçeğinden kopuk birer masal kahramanıydılar birçok filmde. Modern masalların büyülü dünyalarında yaşayan özenilesi güzelliklerdi. Bu özelliklere sahip olmayanlarsa yan rollerde oynamak durumundaydılar. Belki de bu yüzden yan roller ve oyuncular daha sahiciydi, hayatın kendisiydi. İşte o yılların bol starlı, “güzel” adamların, “cici” hanımların salon filmlerinin, melodramların dünyasında “sıradan filmlerin” iyi oyuncusu olarak seyirciyi fethederek, “çirkin kral”lığa doğru yol alan biri vardı… Yılmaz Güney… Toplum dışına itilmiş, horlanmış insanların kendini bulduğu bir kahraman. Türk sinemasında bir dönüm noktası olan “Umut” filmine kadar, onlarca vurdulu-kırdılı filmin yanı sıra “Kızılırmak/Karakoyun”, “Hudutların Kanunu” ve “Seyit Han” gibi iyi filmlerde de oynayarak yol almıştı çirkin krallığa do..]]> Sun, 12 Jun 2016 07:25:00 +0300 Neriman Köksal: Ve fosforlu… ve şahane… ve lekeli kadın… https://www.evrensel.net/yazi/76780/neriman-koksal-ve-fosforlu-ve-sahane-ve-lekeli-kadin https://www.evrensel.net/yazi/76780/neriman-koksal-ve-fosforlu-ve-sahane-ve-lekeli-kadin? Filmin ilk sahnesinde beş erkek arasındaki “erkek gibi” kız, hedef yaptıkları kutulara ateş eder, diğerlerinden daha fazla kutu vurarak gücünü gösterir onlara. Giyim kuşamıyla, konuşma biçimiyle “erkek gibi” olan bu kız Fosforlu Cevriye’dir. Neriman Köksal’ın Fosforlu Cevriye olarak filmi nasıl başlıyorsa, Hatice Kökçü olarak çocukluğu da öyle başlar. Neriman Köksal, çocukluğunda da yaşıtı komşu kızları etek giyerken, o yıllarda pek de alışık olunmadığı halde pantolon giyer, topaç çevirir, erkek çocuklarla bilye ve futbol oynar. Anne baba göçmen. Annesi Lütfiye Hanım Yugoslavya’da Üsküp şehrinde doğmuştur. Altı aylıkken Türkiye’ye göçen ailesi İstanbul’a, Rami’ye yerleşir. Baba Ahmet Bey semtin en yakışıklı erkeği. Rami kulübünde futbol oynar. 1929 yılında Neriman Köksal gelir dünyaya. Ailenin ilk çocuğudur. Doğduğunda o kadar zayıftır ki leğende yıkarlarken kemikleri kırılacak diye korkarlar. 15 yaşından sonra fazlaca serpilip gelişir. Bir yaşına basmamıştır babası öldüğünde. Annesi,..]]> Sun, 05 Jun 2016 05:00:45 +0300 Kadir Savun: En ‘baba’ kahramanımızdı https://www.evrensel.net/yazi/76726/kadir-savun-en-baba-kahramanimizdi https://www.evrensel.net/yazi/76726/kadir-savun-en-baba-kahramanimizdi? İri cüssesi, sert bakışları, babacan tavrı ve haksızlığa isyan eden duruşuyla “en baba” kahramanlarımızdandı Kadir Savun. Bilge bir tavrın izini sürdü oynadığı rollerde. Hiçbir zaman esas oğlana, esas kıza, kahramanlarımıza kenar süsü rollerde görmedik onu. Onlara yol gösterir, gerektiğinde kaşlarını çatarak sert tavrını koyar ve ‘raconu’ keserdi. Kahramanlarımıza da boyun büküp, ‘Kadir Baba’nın söylediklerini yapmak düşerdi. Hangi filmini yeni izlemiştim, hangi yıldı anımsamıyorum, hafiften yağmur çiseliyordu, Ayhan Işık Sokak’tan Beyoğlu’ya yürüyordum. Oradaki binalardan birinden Kadir Savun çıktı ve kapının önünde duran taksiye bindi. Belki de o sokakta bulunan sinemacı kahvelerinden birinden çıkmıştı. Bacaklarının güçlükle taşıdığı iri cüssesiyle karşımdaydı. Ne o zaman, ne de sonraki zamanlarda konuşma olanağı bulamadım. Yaşamöyküsünü, sinema serüvenini, acı tatlı anılarını kendi sesinden aktarmak isterdim. 1926 yılında Erzurum’da doğan Kadir Savun, İstanbul’a geldiğinde 5 ..]]> Sun, 29 May 2016 04:51:51 +0300 Ödül niyetine taşlanan aktör: Erol Taş https://www.evrensel.net/yazi/76681/odul-niyetine-taslanan-aktor-erol-tas https://www.evrensel.net/yazi/76681/odul-niyetine-taslanan-aktor-erol-tas? Taş kalpli kötü adam rollerinin yufka yürekli, iyi kalpli usta oyuncusuydu Erol Taş. Zaman zaman iyi adam rollerinde oynasa da belleklerde kötü adam olarak yer etti. Türk sinemasının ‘karakter’ oyuncuları açısından ne kadar şanslı olduğunu kanıtlayan önemli oyunculardandı. Birçok oyuncu gibi ödülünü her zaman halktan, izleyicisinden aldı Erol Taş da. Onun ödülleri, benzer rolleri oynayan diğer arkadaşları gibi, esas kızlardan, esas oğlanlardan farklıydı biraz. Atılan taşlar, şişeler, sopalar, çekilen yuhlar, edilen hakaretler en büyük ödülüydü Erol Taş’ın. Çünkü bunlar rolünü ne kadar başarıyla oynadığının göstergesiydi onun için. Festivallerde aldığı ödüllerin yanı sıra, gittiği film galalarında, yürüdüğü sokaklarda, Cankurtaran’da işlettiği kahvehanede, çekim için gittiği setlerde sıcağı sıcağına alıyordu ödüllerini ve bu ödüller onun için hep daha sahici oldu. Televizyon programlarında da anlattığı, birçok oyuncu için ders sayılabilecek ve belleklerden silinmeyen o unutulmaz konu..]]> Sun, 22 May 2016 05:00:43 +0300 Taçsız Kral: Ayhan Işık https://www.evrensel.net/yazi/76637/tacsiz-kral-ayhan-isik https://www.evrensel.net/yazi/76637/tacsiz-kral-ayhan-isik? Yeşilçam’ın ‘Taçsız Kral’ı Ayhan Işık 5 Mayıs 1929 İzmir doğumluydu. Çocukluğumun geçtiği 60’lı yıllardan, Ayhan Işık’lı çok fazla film, çok fazla fotoğraf yok, belleğimin silikleşen siyah-beyaz görüntüleri arasında. Daha çok, çocukluktan ilk gençliğe, delikanlılığa evrildiğim 70’li yıllardan filmler, fotoğraflar, haberler yansıyor belleğimin sinema perdesine. Kral Ayhan Işık’ın olgunluk çağını yaşadığı yıllar, benim ilk gençliğim… Benim ilk gençliğim, Çirkin Kral Yılmaz Güney’in “usturanın keskin tarafında” yürüdüğü yıllar… Ayhan Işık, annemin komşu kadınlarla Belgin Doruk’lu “Beraber Ölelim”i, Serpil Gül’lü “Aşktan da Üstün”ü, Leyla Sayar’lı “Yangın Var”ı, Türkan Şoray’lı “Otobüs Yolcuları”nı, “Acı Hayat”ı, Sezer Sezin’li “Üç Tekerlekli Bisiklet”i, ve Belgin Doruk’lu “Küçük Hanım” serilerini, illaki ‘esas oğlan’ı Ayhan Işık olan diğer filmler gibi kimi iki göz iki çeşme, kimi gülmekten yerlere yatarak izlediği ve fakat her fırsatta rüyalarının erkeğini alkışladığı yılların kahramanıy..]]> Sun, 15 May 2016 04:51:49 +0300 Cilalı İbo: Feridun Karakaya https://www.evrensel.net/yazi/76593/cilali-ibo-feridun-karakaya https://www.evrensel.net/yazi/76593/cilali-ibo-feridun-karakaya? Çocukluğumun birçok idolüyle, ‘ailemden miras’ anıların kahramanlarıyla tanışma, uzun uzun sohbetler yapma olanağı buldum. Cem Karaca, Suat Sayın gibi dinlediğim ilk 45’liklerin kahramanlarından, filmlerini o yıllarda da bugün de hayranlıkla ve sevgiyle izlediğim Sezer Sezin’den Muzaffer Tema’ya, Fikret Hakan’dan Ediz Hun’a, Cüneyt Arkın’dan Önder Somer’e, Sevda Ferdağ’dan Nilüfer Aydan’a, Ekrem Bora’dan Aytaç Arman’a, Menderes Samancılar’a kadar birçok oyuncu, Halit Refiğ’den Çetin İnanç’a kadar birçok yönetmen buna örnektir. Fakat ne yazık ki babamla birlikte çekilmiş fotoğraflarını çocukluğumdan bu yana özenle sakladığım Feridun Karakaya ile -80’li yıllarda birkaç kez girişimde bulunmak istesem de- tanışma olanağı bulamadım. Yeşilçam’ın Cilalı İbo’su Feridun Karakaya’yı 24 Nisan 2004 tarihinde kaybetmiştik. Cilalı İbo’nun Feridun Karakaya olarak öyküsü, 1958 yılında İstanbul Fındıklı’da başlar. İlkokulu Fındıklı’da okur, ortaokula geldiğinde çok okul değiştirir Feridun Karakaya. Ga..]]> Sun, 08 May 2016 05:00:07 +0300 Aşk filmlerinin unutulmaz senaristi: Bülent Oran https://www.evrensel.net/yazi/76543/ask-filmlerinin-unutulmaz-senaristi-bulent-oran https://www.evrensel.net/yazi/76543/ask-filmlerinin-unutulmaz-senaristi-bulent-oran? Popüler Yeşilçam filmlerinin senaryo rekortmeni Bülent Oran, aynı zamanda 50’li, 60’lı yılların yakışıklı jönlerindendi. Ortaokul yıllarında başlamıştı sinema tutkusu. Hayatını yerli film gibi yaşamış ve bu durum senaryolarına da yansımıştı. Güzel bir yalıda zengin ve “iyi bir ailenin” çocuğuyken, fabrikada çalışan bir kıza âşık olup evi terk ettikten sonra, gecekonduda süren bir yaşam. Bir yandan Hukuk Fakültesinde okurken bir yandan da fabrika işçiliğinden, mürettipliğe, klişe ressamlığına, sokak satıcılığından, öğretmenliğe, mizah yazarlığından sinema oyunculuğuna, senaristliğe uzanan bir serüven. Bunca serüven içinde jön olarak kendine Yeşilçam’da bir yer edinmişken senaryolar yazmaya başlar. Oyunculuğu zamanla ikinci plana düşer ve popüler Yeşilçam filmlerinin, en çok da aşk filmlerinin, melodramların aranan senaristi olur. Filmlerin çok iş yaptığı, gişe rekorları kırdığı yıllarda 500’e yakın senaryo yazarak bir rekora da imza atar. Fakat yazdıklarından dolayı “tüccar senarist”,..]]> Sun, 01 May 2016 05:00:31 +0300 Aşk filmlerinin rekortmen yönetmeni: Ülkü Erakalın https://www.evrensel.net/yazi/76490/ask-filmlerinin-rekortmen-yonetmeni-ulku-erakalin https://www.evrensel.net/yazi/76490/ask-filmlerinin-rekortmen-yonetmeni-ulku-erakalin? Yeşilçam filmleri aynı zamanda birer İstanbul belgeseli gibidirler. Eski İstanbul’un hemen hemen her köşesinde çekilen filmlerde, o güzellikleri yeniden yaşarız. Bazı filmler de vardır ki, Yeşilçam’ın neredeyse bütün unutulmaz yüzlerini bir arada görürüz. Birer yıldızlar geçidi gibidir o filmler. Starlara, esas kızlara, esas oğlanlara eşlik eden Yeşilçam’ın bildik, tanıdık, unutulmaz yüzleri... Hulusi Kentmen, Vahi Öz, Aliye Rona, Bedia Muvahhit, Nubar Terziyan, Mürvet Sim, Mualla Sürer, Sami Hazinses, Semih Sezerli... Eski İstanbul’u ve unutulmayan yüzlerin yer aldığı filmleri düşündüğüme ilk aklıma gelen isimlerden biri, Yeşilçam’ın rekortmen yönetmeni Ülkü Erakalın’dır. Müzisyen, gazeteci, sinemacı... Yeşilçam’ın en fazla film çeken yönetmeni Ülkü Erakalın, 9 Temmuz 1934 yılında müzisyen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Klarnet ve saksafon çalan babası, annesinin kanto ve düetlerine eşlik ediyordur. Musik-i Hümayun’da okumuş olan babası İstanbul’a Malatya’dan gelmiştir, 190..]]> Sun, 24 Apr 2016 05:00:52 +0300 Yeşilçam'da işçi filmleri: Dünyanın bütün işçileri birleşiniz! https://www.evrensel.net/yazi/76442/yesilcamda-isci-filmleri-dunyanin-butun-iscileri-birlesiniz https://www.evrensel.net/yazi/76442/yesilcamda-isci-filmleri-dunyanin-butun-iscileri-birlesiniz? Büyük kentlerde sanayileşme, kapitalist üretim ilişkileri gelişmeye başladığında açılan irili ufaklı fabrikalarla işçi sınıfı ve sorunları da girer hayatımıza. Fabrikalarda işçiler sendikasız, güvencesiz çalıştırılır ucuz işgücü olarak. Çalışanın yoksulluğunda, yaşamında bir değişim olamazken sermaye sahipleri çalışanlarının sırtından kazandıkça kazanır. İşçilerde sınıf bilinci oluştukça, hak arama mücadeleleri başlar. Fabrikalarda sendika ve grev hakkı için harekete geçen işçilerin mücadeleleri, direnişleri, ödedikleri bedeller sinemaya da yansır. Bu türün ilk örneği, sendikalaşma sürecinin anlatıldığı, 1964 tarihli ilk işçi-sendika-grev filmi olarak sinema tarihine geçen, senaryosunu Vedat Türkali’nin yazdığı, Ertem Göreç’in yönettiği Karanlıkta Uyananlar’dır. Filmde ustabaşı, “Sendikaya girelim de kapı dışarı mı etsinler işimizden?” diyen işçiye şunları söyler: “Sendika sensin, sen, ben, o, hepimiz. (ürettikleri boya kutusunu eline alıp göstererek) Şu meydana gelir miydi emeği..]]> Sun, 17 Apr 2016 04:50:08 +0300 Şakayla karışık Sadri Alışık https://www.evrensel.net/yazi/76391/sakayla-karisik-sadri-alisik https://www.evrensel.net/yazi/76391/sakayla-karisik-sadri-alisik? Ameneeeyy, Turist Ömer derler benim adıma, adıma/Pişman olur bakmayanlar tadıma amaneeey/Sabahları bir kadeh, akşamları beş kadeh/Neşemi de bulunca dalgama da bakarım amaneeeyy. Onu en çok Turist Ömer olarak hatırladık, sevdik. Turist Ömer olarak yamyamların arasına gitti, boğa güreşçisi oldu, uzayda dolaştı. Ofsayt Osman oldu başka bir zaman ya da İstanbul’un o başka zamanlarından, ille de ‘Ah o güzel günlerinden’ şipşak sokak fotoğrafçısı bestekâr Haşmet Bey olarak çıktı karşımıza. Ali Baba’ydı Kırk Haramiler’in karşısında ya da Atını Seven Kovboy Red Kit’ti Daltonlara Karşı. Banazlı İsmail’di Attila İlhan imzalı unutulmaz televizyon dizisinde ya da Ayhan Işık’ın has arkadaşıydı Küçük Hanımefendi serilerinde… Güldürürken düşündürdü, hüzünlendirdi. Kimi zaman izleyenlerin gözleri kan çanağına döndü ağlamaktan, kramp girdi çenelerine katıla katıla gülmekten kimi zaman. Günahsızlar filmiyle başlayan sinema serüveninde o, Zümrüt’ün de, Yalnızlar Rıhtımı’nın da, Yengeç Sepeti’nin de ve..]]> Sun, 10 Apr 2016 05:00:21 +0300 Aşık Veysel’i sevmek yetmez, anlamak gerekir https://www.evrensel.net/yazi/76342/asik-veyseli-sevmek-yetmez-anlamak-gerekir https://www.evrensel.net/yazi/76342/asik-veyseli-sevmek-yetmez-anlamak-gerekir? ‘İnsan insana sadık bir yâr olmalıdır’ diye hep bir özlemim vardır benim! Bu özlemimi kişisel tarihim bir tarafa, aşkın, müziğin, sinemanın, tiyatronun, plastik sanatların ve şiirin tarihi dile getirse de konuşsa; Efendi olmak, sanat üretmek ve hep aşık kalmak en büyük derdim ve sebebimdir. “Varlığım, yokluğum bir Veysel adım, Kalacaktır gök kubbede ses kadim, Bunca yıldır kendi kendimi aradım, Hiçbir türlü bulamadım ben beni.” Sarsalım biraz kendimizi. Burada ya da sıcak odalarımızın rahat koltuklarında otururken pek de bir rahatız tüm bencilliğimizle. “Oysa yalnızca aptalların kendini mutlu sandığı bir çağda yaşıyoruz.” Birçoğumuz, yazılar yazıyor, okumalar yapıyoruz. Kişisel tarihimizin kâğıt helva tatlılığındaki yaşanmışlıklarında düşsel yolculuklara çıkıyoruz, yetmiyor, kendimize lüks bunalımlar üretiyoruz. Yazmak da, okumak da bir yolculuksa; en çok başkalarının hayatına benciliz bu yolculuklarımızda. Çünkü yurt olamıyoruz bizi sevenlere. Üstümüze ağaç devrilirken, ba..]]> Sun, 03 Apr 2016 04:59:35 +0300 Buruk bir dünya: Orhon Murat Arıburnu https://www.evrensel.net/yazi/76292/buruk-bir-dunya-orhon-murat-ariburnu https://www.evrensel.net/yazi/76292/buruk-bir-dunya-orhon-murat-ariburnu? Seliiim/ Selim/ Bu eller kimin/ Benim/ Bu gözler kimin/ Benim/ Aferin Selim Seliiim/ Selim/ Bu dağlar kimin/ Benim/ Yapma Selim Seliiim/ Selim/ Uçan kuşlar kimin/ Benim/ Esen rüzgâr kimin/ Benim/ Allah mısın Selim Aaah Selim/ Vah Selim/ Bu insanlar kimin/ Benim Kör ol Selim (*) Tanıyamamış olmaktan hep üzüntü duyduğum insanlardan biridir Orhon Murat Arıburnu. Şair, oyuncu, senarist, yönetmen… Dinlediğim anılardan, okuduklarımdan tanıdığım, bugün artık çevremizde, ilişkilerimizde benzerlerine pek rastlayamadığımız incelikli, duygulu, dürüst, iyi kalpli, çizgisinden ödün vermeyen bir sanatçı… Gençlik yıllarımda onun yaşadığı sokaklarda, onun varlığından habersiz dolaşırken sıkıntılarından, yalnızlığından, öfkelerinden, özlemlerinden ve hastalığından da habersizdim. Şairliğinde de, ömrünü verdiği sinemada da, gündelik yaşamında da hep ‘insan gibi insan’ bir Arıburnu çıkıyor anılardan. Tanışma olanağı bulamasam da Arıburnu, hep benim ‘kendine sürgün’ insanlarımdan oldu. Kendi sürgün..]]> Sun, 27 Mar 2016 05:00:57 +0300 Barışı şiirle kotarmak https://www.evrensel.net/yazi/76242/barisi-siirle-kotarmak https://www.evrensel.net/yazi/76242/barisi-siirle-kotarmak? “Barışı şiirle kotarmak olacak iş değil elbet! Şair aklı işte, çocuktan farksız! İnsan doğasına aykırı her olumsuzluğun karşısına çıkacak cesareti ve muhakeme gücünü kendinde görüyor herkesten önce; yangına körükle giden savaş bezirgânlarının eğreti düşmanlıklarını şiirle alt etmeye çalışıyor. Hele bu yürekli karşı çıkış hedefini Türk-Yunan dostluğunda yoğunlaştırınca daha bir önem kazanıyor. Dostluğu düşmanlığı girintili çıkıntılı sınırlarla ayırıp, neredeyse ortak tarihleri yok sayan geleneksel duvarları Marmara Depremiyle (19 Ağustos 1999) çöküverdi birden. Resmi makamlardan ferman bekleyen Yunan halkı, tüm içtenliğiyle bitiverdi yaralı bir ahtapotu andıran Türk depremzedelerinin yanında. Yardımlar, kurtarmalar. Gözü yaşlı kucaklaşmalar komşuluk ilişkilerimizin kapısını ardına değin açarken, bu kez Atina’nın sarsılmasıyla biz taşındık Ege’nin öte yakasına. Derken politik ortamın sisli havası yavaş yavaş dağılmaya başladı ister istemez. Ardından sanatsal etkinlikler gündeme taşındı ..]]> Sun, 20 Mar 2016 04:20:48 +0300 Bir gün kadrim bilinirse https://www.evrensel.net/yazi/76193/bir-gun-kadrim-bilinirse https://www.evrensel.net/yazi/76193/bir-gun-kadrim-bilinirse? Nâzım Hikmet, 1920’de arkadaşı Vâlâ Nureddin ile Milli Mücadele’ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu’ya geçer. Daha sonra Batum üzerinden Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okur. 1921’de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık olur ve komünizm ile tanışır. 1924’te Türkiye’ye dönerek Aydınlık dergisinde çalışmaya başlar, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği’ne gider. 1928’de af kanunundan yararlanır ve Türkiye’ye döner, Resimli Ay dergisinde çalışmaya başlar. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. 1925 yılından itibaren şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılanır Nâzım Hikmet. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılır. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kalır. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverilir. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı ha..]]> Sun, 13 Mar 2016 05:00:05 +0300 Nâzım Hikmet ve sinema https://www.evrensel.net/yazi/76150/n-zim-hikmet-ve-sinema https://www.evrensel.net/yazi/76150/n-zim-hikmet-ve-sinema? Nâzım Hikmet’in babası Hikmet Bey, Almanya’da konsolosluk, İstanbul’da Matbuat Müdürlüğü yapmış, emekliliği sonrası Cumhuriyetin ilk yıllarında Kadıköy’de bir sinema işletmeyi denemiş, başaramayınca Süreyya Paşa Sineması’nda yönetici olmayı seçmiş. Nâzım Hikmet’in annesi Celile Hanım, Nâzım’ın deyimiyle dünya güzeli bir kadındır. Resme olan tutkusu onu Paris’e gidebilmek için çocukları Samiye ve Nazım’dan ayırmış. Nâzım, valilik yapmış, edebiyata meraklı dedesinin yanında büyümüş. 19 yaşında gittiği Sovyetler Birliği’nde, Moskova Meydanı’nda izlediği “Açlık… Açlık… Açlık…” adlı belgesel Nâzım Hikmet’i hem sinema ile tanıştırır hem de şiir anlayışının değişmesinde önemli rol oynar. Mayakovski’nin şiirinden de etkilenen Nazım, şiirinde görsel vurgunun belirginleştiği sinemasal bir anlatımı seçer. Moskova’da kaldığı sürece, Doğu Emekçilerinin Komünist Üniversitesi’nde okuyan Nâzım Hikmet, 1924 yılında bu kez Cumhuriyet Türkiye’sine döner. 1923-24 yılları arasında Süreyya Paşa sinema..]]> Sun, 06 Mar 2016 03:16:51 +0300 Muhsin Ertuğrul ve sinema https://www.evrensel.net/yazi/76087/muhsin-ertugrul-ve-sinema https://www.evrensel.net/yazi/76087/muhsin-ertugrul-ve-sinema? Bugün tiyatronun ve sinemanın en önemli isimlerinden Muhsin Ertuğrul’un doğum günü. 28 Şubat 1892 yılında İstanbul’da doğan, tiyatronun batılı anlamda kurucusu olarak kabul edilen Muhsin Bey, sinema alanında da ilk önemli katkıları gerçekleştirmiş; 1922-1939 yılları arasında Türkiye’de film yapan tek kişi olmuştur. Nijat Özön, Türk Sineması’nı “İlk Dönem (1914–1923), Tiyatrocular Dönemi (1923–1939), Geçiş Dönemi (1939–1950), Sinemacılar Dönemi (1950–1970), Genç/Yeni Sinema Dönemi (1970–1987)” olarak tanımlar. Tarihlerdeki küçük oynamalar dışında genel kabul görmüş bir tanımlamadır bu. Farklı dönemlendirmeler de olmasına karşın genellikle araştırmacılar Nijat Özön’ün tanımını kabullenir. MUHSİN ERTUĞRUL VE TİYATROCULAR DÖNEMİ Muhsin Ertuğrul, 1922 yılında sinemaya girer ve sinemamızın “Tiyatrocular Dönemi” olarak adlandırılan evresi başlar. Muhsin Ertuğrul’un, 1939 yılına kadar tek isim olarak anıldığı, tiyatrocuların egemenliğinde geçen, çekilen 27 filmden 23’ünü Muhsin Ertuğrul..]]> Sun, 28 Feb 2016 05:00:42 +0300 Sen hiç oğul emzirdin mi kör kurşun https://www.evrensel.net/yazi/76032/sen-hic-ogul-emzirdin-mi-kor-kursun https://www.evrensel.net/yazi/76032/sen-hic-ogul-emzirdin-mi-kor-kursun? Ne çok gencimizi, çocuğumuzu yitirdik on yıllardır süren devlet teröründe, kirli çatışmalarda. 80 öncesi, 12 Eylül’e giden süreç ayrı, darbe süreci ve sonrası ayrı ne çok can yandı ne çok anne-baba, kardeş ağladı. Saymakla bitmez; dile bile kolay değil. Daha geçen hafta Diyarbakır’da gerçekleştirilen Sur ve Cizre’deki operasyonları protesto eylemleri sırasında polisin açtığı ateş sonucu başından vurulan 16 yaşındaki Mahmut Bulak yaşamını yitirdi. Binlerce insanın uğurladığı Mahmut Bulak’ın cenaze töreninde halası “Çıkma dışarı, burada insanlar ekmek almaya giderken öldürülüyor dedim dinlemedi” diyerek gözyaşı döküyor, feryat ediyordu. Mahmut Bulak’ın mezarı başında konuşan DBP İl Eş Başkanı Ali Şimşek, Mahmut Bulak’ı da diğer öldürülen gençler gibi toprağa vermenin acı olduğunu, AKP Hükümetinin bölgede gençleri katletme politikasının devam ettiğini belirtiyordu. Şırnak’ın Cizre ilçesinde operasyonların sona erdirildiği açıklandığında geride yüzlerce ölü ve yaralı bırakıyordu ik..]]> Sun, 21 Feb 2016 04:51:07 +0300 Sarhoş atlar zamanı https://www.evrensel.net/yazi/75980/sarhos-atlar-zamani https://www.evrensel.net/yazi/75980/sarhos-atlar-zamani? -Adın ne senin? - Amaneh (Emine) - Kaç yaşındasın? - Madi’den ufağım - Madi kim? - Abim. Topaldır. Hep hastadır o. İşte oradaki. Bugün onu hastaneye, doktora götürüyoruz. - Baban ne iş yapar? - Kaçakçı. Katıra yüklediğimiz mallarla Irak’a gider. Götürdüklerini satıp yeni mallarla döner. - Annen var mı? - Hayır. Kız kardeşimi doğururken öldü. Rojin bize annelik yapar. - Rojin kim? - Kız kardeşim, ablam yani. - Rojin burada mı? - Yok. Evde küçük kız kardeşime bakıyor. Oradaki Ayoub(Eyüp), abim. - Kaç kardeşsiniz? - Üç kız, iki erkek. - Sen ne iş yapıyorsun? - Paketleri kırılmasın diye gazeteyle kaplıyoruz. Ben, Ayoub(Eyüp) ve köyün diğer çocukları. Hemen her zaman geliriz buraya. - Köyün nerede? Buradan uzakta. Irak sınırında. SINIRDA Bahman Gobadi’nin 2000 yapımı ilk filmi Sarhoş Atlar Zamanı (Dema Hespên Serxweş) bu diyalogla başlar. Emine ile görünmeyen adam arasındaki konuşma karanlık ekranda akan jenerik boyu sürer. Bu kısa diyalog bile Kürtlerin ve Kürt co..]]> Sun, 14 Feb 2016 04:51:02 +0300 Kaplumbağalar da uçar https://www.evrensel.net/yazi/75935/kaplumbagalar-da-ucar https://www.evrensel.net/yazi/75935/kaplumbagalar-da-ucar? Irak-Türkiye sınırı. Amerika Birleşik Devletleri-Irak savaşından birkaç hafta önce. Türkiye-İran sınırında bulunan bir Kürt mülteci kampı. Kamp sakinleri televizyon antenlerinin yönünü ayarlayarak ülkede olup biteni izlemeye çalışmaktadır. - “Şu Saddam’ın bize yaptığına bak. Suyumuz yok, elektriğimiz yok, hiçbir şeyimiz yok. Her şeyden mahrum kaldık. Televizyonlarımız bile çalışmıyor ki. Neler geldi başımıza, neler geldi.” Soran’la Agrin de bu esnada kampta tanışırlar. Mayın toplayarak yaşayan Uydu lakaplı Soran 13 yaşında bir çocuktur. Ailesi katliamda öldürülen Agrin, Halepçe’den gelmiştir. Sınıra gitmek istiyordur. Ağabeyi Henkov, mayına bastığından kollarını kaybetmiş. Geleceği görebilme yeteneğine sahiptir. Arin’le Henkov’un yanında kardeşleri sanılan küçük bir çocuk vardır. Henkov Arin’in çocuğu olduğunu söylese de Arin’in yanıtı nettir ve savaşın acımasızlığını gösterir. - O, ailemizi öldüren ve bana bunu yapanların çocuğu değil mi? Benim çocuğum mu yani? Benim çocuğumsa..]]> Sun, 07 Feb 2016 04:51:19 +0300 Meş (Yürüyüş) https://www.evrensel.net/yazi/75881/mes-yuruyus https://www.evrensel.net/yazi/75881/mes-yuruyus? Yanılmıyorsam 2011 yılının 13 Ekim’iydi. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Suriye doğumlu Yönetmen Shiar Abdi’nin Meş (Yürüyüş) filmini izlemiştik. Film Türkiye/Almanya ortak yapımıydı. Türkçe, İngilizce alt yazıyla izlediğimiz film Kürtçeydi. Filmin senaryosunu da yazan yapımcı Selamo’nun (Abdulselam Kılgı), 12 Eylül darbesinden sonra Almanya’ya ‘kaçmak’ zorunda kaldığını film sonrasında yapılan söyleşide öğreniyorduk. Toplumsal bir altüste yol açan, egemenler adına toplumun yeniden şekillenmesini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen Cumhuriyet tarihinin en kanlı darbesi 12 Eylül 1980, toplumun her kesiminde onarılması zor yaralar açmıştı. Bu gün de etkisi altında olduğumuz 80 darbesi Kürt coğrafyasında daha zorlu yaşanmıştı. Meş, 1980 12 Eylül’ünün öncesinde ve sonrasında Mardin’in Nusaybin ilçesinde Halilo adlı “deli” ve onun çevresinde yaşananları aktarıyordu. Halilo’nun arkadaşlarının kimi babasız kalır, kiminin ailesi ilçeyi terk eder, kiminin yakınları gözaltına alınıp b..]]> Sun, 31 Jan 2016 05:00:08 +0300 Küçük Kara Balıklar https://www.evrensel.net/yazi/75829/kucuk-kara-baliklar https://www.evrensel.net/yazi/75829/kucuk-kara-baliklar? “Küçük Kara Balıklar/Güneydoğu’da Çocuk Olmak” belgeseli on yıllardır sürmekte olan savaşı, çocukların ya da savaşın en şiddetli olduğu 90’lı yıllarda bu cehennemi çocuk olarak yaşayanların gözünden anlatıyor. 5 yönetmen (Haluk Ünal, Ezel Akay, Serpil Güler, Cem Terbiyeli ve Önder İnce) kameralarını Güneydoğu’ya, Kürt çocuklarına çevirmiş ve ortaya “Küçük Kara Balıklar / Güneydoğu’da Çocuk olmak” filmi çıkmıştı. “Devlet Dersinde öldürülmüş tüm çocukların anısına.” Ece Ayhan’ın “Meçhul Öğrenci Anıtı” şiirinin bu dizesine göndermeyle başlıyor film. 90’lı yıllarda çocuk olan ya da o yıllarda doğan 11 Kürt ‘yaşadıklarını’ anlatıyor. “Bir adam bağırıyordu ‘Vayyy, vayyy.’ Dediler ‘aç gözlerini.’ ‘Açamam’ dedim, ‘artık halim kalmadı.’ Açtım, karşımda on yaşlarında, göğüsleri belirgin olmayan bir kız çocuğu. Saçları kocaman, böyle dağılmış. Kızın bacaklarının arasından kan akıyor, boşalıyor böyle. Ya düşünsene babasını konuşturmak için küçücük kızını getirmiş, gözünün önünde tecavüz ediyorl..]]> Sun, 24 Jan 2016 05:00:10 +0300 İki dil bir bavul https://www.evrensel.net/yazi/75772/iki-dil-bir-bavul https://www.evrensel.net/yazi/75772/iki-dil-bir-bavul? Ülkenin bir bölümünde abluka, sokağa çıkma yasakları, çatışmalar ve ölümler sürüyor. Her yeni güne ölüm haberleriyle uyanıyoruz. Sokağa çıkma yasağının 12’nci gününde Cizre’de Sur Mahallesi’ne polisin açtığı yaylım ateşinde kurşunların bir eve isabet etmesi sonucu 6 aylık bebek yaşamını yitirirken, bebeği ambulansa taşıyan aileyi polis taradı. Hamile kadınlar öldürülüyor, çocuklar öldürülüyor, çocukların eğitim hakları oyun oynama, sokağa çıkma hakları ellerinden alınıyor. SAVAŞIN SAVUNMASIZ YÜZÜ: ÇOCUKLAR Türk Psikologlar Derneği, Çocuk İhmalini ve İstismarını Önleme Derneği, İnsan Hakları Derneği ve Gündem Çocuk Derneği’nin çağrısıyla Birleşmiş Milletler’in Ankara’daki binası önünde bir açıklama yapıldı. 67 örgütün imzacısı olduğu açıklamada konuşan Özge Çelik, “16 Ağustos tarihinden bugüne 7 il ve 17 ilçede uygulanan sokağa çıkma yasaklarının, Bölgede süren çatışma halinin ve başta çocuklar olmak üzere ölümlerin durmasını talep ediyoruz” dedi. 22 Temmuz tarihinden bu yana daha..]]> Sun, 17 Jan 2016 04:51:56 +0300 Ağlama anne, güzel yerdeyim https://www.evrensel.net/yazi/75720/aglama-anne-guzel-yerdeyim https://www.evrensel.net/yazi/75720/aglama-anne-guzel-yerdeyim? “Gülemiyorsun ya, gülmek/ Bir halk gülüyorsa gülmektir” demişti Edip Cansever Mendilimde Kan Sesleri adlı şiirinde. “Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar/ Mendilimde kan sesleri.” Bu yazıyı hazırladığım sırada bir yandan Roboski katliamının dördüncü yıl anmalarına Ankara’dan, İzmir’den, İstanbul’dan polis saldırısı haberleri geliyordu, bir yandan da Cizre’den, Silopi’den çocuk ölümü haberleri. Cizre’de 5 yaşındaki çocuk ensesinden vurularak yaşamını yitiriyordu. Bu satırları yazarken (28 Aralık 2015) devlet güçlerinin saldırıları nedeniyle, 15 günde Cizre ve Silopi’de aralarında henüz anne karnındaki bir bebek ile 3 aylık Miray bebeğin de bulunduğu 36 kişi yaşamını yitirmişti. İSTİHBARAT KAZASI DEĞİL KATLİAM Roboski katliamının dördüncü yılında tek bir tutuklama, görevden alma olmaz, failler ortaya çıkarılıp yargılanmazken ülkenin her yanı yaşanan katliamlarla Roboski’ye dönüyordu. Roboskî katliamı üzerinden tam 4 yıl geçti. 28 Aralık 2011 tarihinde Roboskî’de dünyanın..]]> Sun, 10 Jan 2016 05:00:16 +0300 Bir mahallede yaşanabilecek her şey https://www.evrensel.net/yazi/75667/bir-mahallede-yasanabilecek-her-sey https://www.evrensel.net/yazi/75667/bir-mahallede-yasanabilecek-her-sey? Çocukluğumun ilk kahramanları tüm çocuklar gibi, çizgi roman ve sinemadandı. Her çocuğun hayran olduğu bir süper kahramanı vardı, bir de hepimizin neredeyse ortak kahramanları olan çizgi romanlar vardı elden ele dolaşan. Teksas, Tommiks, Zagor, Tom Braks, Kaptan Swing, Mandrake, Kızıl Maske, Red Kit en yaygın ve hepimizin mutlaka okuduğu, biriktirdiği, değiş tokuş yaptığı çizgi romanlardı. Her kahramanın eğlenceli yardımcıları da vardı bu çizgi romanlarda. Örneğin Çelik Blek Teksas’ın Profesör Oklitus ve genç Rodi, Tommiks’in Doktor Salloso ve Konyakçı, Baltalı İlah Zagor’un Çiko, kılıktan kılığa giren Tom Braks’ın Tonton ve Baron, Kaptan Swing’in Gamlı Baykuş, Mister Blöf, Blöf’ün köpeği Puik en eğlenceli olanlarıydı. ‘Esas kahraman’ kadar onları da severdik. Bunların dışında yayınlanmış çok sayıda çizgi roman vardı. Çizgi romanların süper kahramanları dışında, sinemanın kahramanları da bizler için örnek aldığımız öykündüğümüz, onlar gibi olmak istediğimiz figürlerdi. Karaoğlan, Malko..]]> Sun, 03 Jan 2016 05:00:32 +0300 Masal gibi yılların, masal sinemasıydı Yeşilçam https://www.evrensel.net/yazi/75563/masal-gibi-yillarin-masal-sinemasiydi-yesilcam https://www.evrensel.net/yazi/75563/masal-gibi-yillarin-masal-sinemasiydi-yesilcam? Masal gibi yılların, masal sinemasıydı Yeşilçam. Nice unutulmayan yüz tanıdık, hayattan beyazperdeye yansıyan görüntülerde, unutulmaz filmler izledik. Esas kızlar, esas oğlanlar evlerimizin duvarlarını süsleyen kartpostallarda birer ikonaya dönüştüler. Esas kızlar, esas oğlanlar kadar sevdik kötü adam ya da kötü kadın suretinde perdeye yansıyan ve gönlümüzde yıldızlaşan Yeşilçam’ın iyi kalpli oyuncularını. Aslında bir melek olan anneler, kanımızın hemen ısındığı, baba demek istediğimiz amcalar, posbıyıklı iyi kalpli fabrikatörler ve daha niceleri. Sanki sinemanın kahramanları değil mahalle komşularımızdı onlar. Öylesine sahici, öylesine inandırıcı ve bizden olan. Yeşilçam bir furya sinemasıydı aynı zamanda. Ya türler ya da tipler furyaya dönüşür, seri filmler halinde yansırdı beyazperdeye. Kimi zaman masallar diyarında gezindik Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’le, kimi zaman dünyayı kurtardık kötülerden yıldız savaşlarında. Popüler Yeşilçam döneminin furyalara dönüşen en önemli damarıy..]]> Sun, 20 Dec 2015 05:00:08 +0300 Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda https://www.evrensel.net/yazi/75512/son-bakistaki-o-gozler-kaldi-aklimizda https://www.evrensel.net/yazi/75512/son-bakistaki-o-gozler-kaldi-aklimizda? Erdal benden 3 yaş küçüktü. Farklı şehirlerde benzer düşlerin peşine düşmüştük o yıllarda. Birbirimizi tanımıyorduk. Hepimiz için başka ve daha güzel bir dünya mümkündü. Gerçekçiydik ve imkânsızı istiyorduk. Dev gibi düşleri olan gençleri seviyor, açtıkları yoldan yürüyor, dev gibi düşler ve düşlediğimiz başka bir dünya için kök salacak çınarlar büyütüyorduk içimizde. Henüz yarattığımız aşklar dağlar, asırlık çınarlar gibi devrilmiyordu üzerimize. En yakınımızdan ihanetler görmemiştik; düşlerimizin, umutlarımızın üzerinden postallar, tank paletleri geçmemişti. Yükselen değerlerimiz, erdemlerimiz farklıydı. Düşündüğümüz ve söylediklerimiz gibi yaşıyor, kabul görmek için piyasa maymunluğuna soyunup gördüğümüz her objektifin önüne atlamıyorduk. Sahici düşlerimiz vardı. O sahici düşlerin, başka bir dünyanın izini sürmeye başlamıştık o günlerde. YÜKSELEN TOPLUMSAL MUHALEFET VE DEVLET TERÖRÜ Toplumsal muhalefet yükselmiş, işçiler fabrikalarda grev, köylüler toprak işgalleri, öğrenciler..]]> Sun, 13 Dec 2015 05:00:01 +0300 Gece, Melek ve Bizim Çocuklar https://www.evrensel.net/yazi/75455/gece-melek-ve-bizim-cocuklar https://www.evrensel.net/yazi/75455/gece-melek-ve-bizim-cocuklar? Yüreklerin hep tetikte olduğu, korkulara dar sokaklarda gece üşür, meleklerine sarılır. Beyoğlu’nun arka sokakları her dönem gece insanlarına ‘yataklık’ yapmıştır. Hayat kadınları, eşcinseller/travestiler, seks işçileri, üzerlerinden para kazananlar, alkol ve madde bağımlıları, garibanlar, evsizler… Atıf Yılmaz’ın Yıldırım Türker’in senaryosuyla çektiği 1993 yapımı filmi Gece Melek ve Bizim Çocuklar Beyoğlu’nun arka sokaklarında yaşayan gece insanlarını anlatır. 20 yaşlarındaki Serap o sokaklarda bedenini satar, hayatını seks işçiliğiyle geçirir. “Bazen sokaklardan müşteri alır, bazen de gece kulüplerine takılır. Hakan da onun gibi Beyoğlu’nun arka sokaklarında yetişmiş, gene de fazla bozulmamış bir delikanlıdır. İki genç birbirlerine âşık olurlar.” Polis sokaklarda seks işçiliği yapan travesti, hayat kadını avına çıkmıştır. Serap yakalanmaktan bir apartman girişine saklanarak kurtulur. Evine geldiğinde kapıda eski kiracı Meral’e gelen bir travestiyi bulur. Serap’ın acıyıp evine al..]]> Sun, 06 Dec 2015 05:00:06 +0300 Güneşe Yolculuk https://www.evrensel.net/yazi/75399/gunese-yolculuk https://www.evrensel.net/yazi/75399/gunese-yolculuk? İnsan insanın kurdu değil de yurdu olmalı diyenler çoktur, her toplumda. Yine de bencillikten, bireycilikten yakınılır. Çıkıp dağlara güneş toplasak birbirimiz için insanlığa yurt olmanın kapısını da aralamış oluruz. Hayat bölüşmenin, paylaşımcılığın öne çıkamadığı anlamsızlıklar içeriyorsa, kenar süsü olmak yerine ona anlam katmayı seçtiğimizde güneşin fethi de yakınlaşacaktır. Dayanışmayı, dostluğu, bölüşmeyi seçtiğimizde hayat hepimiz için daha da anlamlı olacak, değişim, dönüşüm yolunda güneşin çocukları imkânsızı imkânlı kılabileceklerdir. GÜNEŞE YOLCULUK Yeşim Ustaoğlu’nun bol ödüllü Güneşe Yolculuk filminde bir dostluk ve dayanışma öyküsü anlatılır. Türkiye’nin iki ucundan iki genç -Batı’dan gelen Mehmet ve Doğu’dan gelen Berzan- İstanbul’un alt tabaka yaşamının içinde ayakta kalmaya çalışırken tanışırlar. Milli maç sonrası taşkınlaşıp sağa sola saldıran, arabaları parçalayan gruba engel olmak isteyen Mehmet, tepkiyi üstüne çeker. Kalabalığın saldırısına uğrayan Mehmet, B..]]> Sun, 29 Nov 2015 05:00:36 +0300 Sinemayı yazmak https://www.evrensel.net/yazi/75344/sinemayi-yazmak https://www.evrensel.net/yazi/75344/sinemayi-yazmak? SİNEMANIN ABC’Sİ Rıza Kıraç tarafından hazırlanan ve Say Yayınları ABC dizisinin dokuzuncu kitabı Sinemanın ABC’si, ‘yedinci sanat’ olarak belleklerimizde yer eden, yaşamın ve sanatın her noktasıyla doğrudan ilişki kuran sinema sanatına bir giriş niteliği taşıyor. Sinemanın ABC’si, sinema tarihinden senaryoya, film yönetmekten yapımcılığa kadar sinemanın ana bileşenleri hakkında temel bilgileri içeriyor. Yazar ve sinemacı Rıza Kıraç kitapla ilgili şunları söylüyor: “Bu kitap boyunca dünya ve Türkiye sinema tarihinin temelleri ve en önemlisi film üretim biçimlerinin teorik ve pratik süreçleriyle ilgili bilgiler vermeye çalıştım. Ama temelde unutmamamız gereken şey sinema yapma biçiminin kesinleşmiş, keskinleşmiş kuralları olmadığıdır. Bu sinema yapmanın temel kriterleri olmadığı anlamına gelmiyor. Sinemanın ABC’si, tam da bu kriterler üzerine yazıldı. Sanat yapan insan ‘yapan’ olduğundan daha çok ‘bozan’ biridir. Sanat değişime, gelişime ve önemlisi de muhalefete açık bir aland..]]> Sun, 22 Nov 2015 04:51:20 +0300 Tutkulu, imkânsız aşklar: Vesikalı Yarim https://www.evrensel.net/yazi/75295/tutkulu-imk-nsiz-asklar-vesikali-yarim https://www.evrensel.net/yazi/75295/tutkulu-imk-nsiz-asklar-vesikali-yarim? Lütfi Ö. Akad’ın unutulmaz filmlerinden “Vesikalı Yârim”de (1968) de manav Halil’le konsomatris Sabiha’nın tutkulu fakat karşılıksız aşkları anlatılır. Jenerik “Kalbimi Kıra Kıra” şarkısının müziği ile akar. Manav dükkânlarına götürmek üzere, üç arkadaşıyla birlikte at arabasına sebze yükleyen Halil’i (İzzet Günay) görürüz ilk sahnede. Filmin esas kızı, arzu ve aşk nesnesi konsomatris Sabiha’yı (Türkan Şoray) görmek için, dört arkadaşın Beyoğlu’ndaki Şen Saz’a gitmelerini bekleriz. Dört arkadaşın sıklıkla yaşadıkları, rakılı meyhane gecelerinden birinde Fethi’nin (Semih Sezerli) isteğiyle gidilir Beyoğlu’ya ve Şen Saz’a. “Bir büyük şişe ve nevalesi benden. Fazlasına aklım yetmez. Size bu ikramı Beyoğlu’da yapacağım. Bıktım Ayı Rıfat’ın meyhanesinden. Daha masraflı olur ama gözümüz gönlümüz açılır birazcık.” Sahnede Şükran Ay’ın sesinden “Kahverengi Gözlerin” söylenmekte, Müjgan (Ayfer Feray) elinde sigara dolanmaktadır dört kafadar içmeye başladığında. “Sokağın Ardındayım” başladığ..]]> Sun, 15 Nov 2015 04:51:33 +0300 Kanlı tarih ve tekerrür (4) https://www.evrensel.net/yazi/75249/kanli-tarih-ve-tekerrur-4 https://www.evrensel.net/yazi/75249/kanli-tarih-ve-tekerrur-4? 12 Eylül 1980 sabahına Hasan Mutlucan’ın sesinden kahramanlık türküleriyle uyananlar radyo ve televizyonlarını açtığında okunan darbe bildirileriyle, pencereye koşup sokağa baktıklarında her köşe başını tutmuş silahlı askerlerle, sokaklarda dolaşan tanklarla, panzerlerle cemselerle karşılaşırlar. İlk şaşkınlık atlatıldığında ülkede askerin yönetime el koyduğu, darbe yaptığı anlaşılır. Toplumun huzurunu ve güvenliğini sağlamak için yapıldığı söylenen darbe, daha ilk gününden itibaren toplum için çok ciddi bir huzur ve güvenlik sorununa dönüşür. Kenan Evren 3 Ekim 1984’te Muş’ta yaptığı konuşmada, “Asmayıp da besleyecek miyiz?” der, gencecik insanları asarlar. Darbeci generaller ve hizmetindekiler ‘yanlış buldukları her şeyi toplum yararına’ değiştirmeye başlarlar. Evlerin duvarları emirle beyaza boyanır, 1980 öncesi yazılmış bütün yazılar, sloganlar silinir; boyamayanlar cezalandırılır. Geçmişi çağrıştıran hiçbir şeye izin verilmeyecek, toplumun hafızası tümüyle silinecektir. Düğünl..]]> Sun, 08 Nov 2015 04:51:48 +0300 Kanlı Tarih ve Tekerrür (3) https://www.evrensel.net/yazi/75204/kanli-tarih-ve-tekerrur-3 https://www.evrensel.net/yazi/75204/kanli-tarih-ve-tekerrur-3? 12 Mart, egemenler açısından ‘görece’ başarılamamış bir darbe olarak yeni baskı süreçlerine, dahası yine ülke egemenleri ve küresel sermaye güçleri açısından bütün toplumu yeniden yapılandıracak, uluslararası sisteme bağlayacak bir darbeyle sonuçlanacak sürecin ara durağı olmuştu. Yükselen toplumsal muhalefeti yok edebilmek, yönetemedikleri toplumu tasarımlamak ve içine düştükleri ekonomik açmazlara karşı küresel kapitalizminin dayattığı politikaları, ekonomik paketleri yürürlüğe sokabilecek ortamı darbeyle sağlayabilmek için 1 Mayıs 1977’de düğmeye basılır. 1970’lerin ikinci yarısında zirve yapan toplumsal muhalefetin bastırılması, ekonomik ve siyasal istikrarsızlığın giderilmesi devleti yönetenler açısından kolay değildir. Yüz binler sokaktadır, işçiler ekmek, köylüler toprak, gençler özgür demokratik eğitim, insanca hayat/iş koşulları istiyordur. Süleyman Demirel, daha sonra tarihe 24 Ocak kararları olarak geçen ‘ekonomik istikrar programı’ hazırlama görevini, 1979 yılında Baş..]]> Sun, 01 Nov 2015 04:51:33 +0300 Kanlı Tarih ve Tekerrür (2) https://www.evrensel.net/yazi/75156/kanli-tarih-ve-tekerrur-2 https://www.evrensel.net/yazi/75156/kanli-tarih-ve-tekerrur-2? 1970’te çalışma hayatını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen tasarı, Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin işbirliğiyle önce Millet Meclisi, ardından Senato’dan geçirilir. Yapılan değişiklik, işçilerin sendika seçme özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlamakta, sendika değiştirmeyi güçleştirmekteydi. Yasa taslağı 11 Haziran 1970’te cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın onaylamasıyla yürürlüğe girer. Kanunlaşan tasarı esas olarak Türk-İş’ten DİSK’e işçi akışını önlemeyi amaçlamaktaydı. DİSK ve bağlı sendikalar yeni yasaya tepki gösterirler. Türkiye İşçi Partisi ise söz konusu yasa değişikliklerini Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini açıklar ve iptal davası açar. DİSK’li sendikacılar, yöneticiler ve sendikaya bağlı işçiler, 15 Haziran 1970 sabahı tepkilerini göstermek için fabrikalarından sokağa çıkarak İstanbul’un belli başlı merkezlerine doğru yürüyüşe geçerler. Gösterilere pek çok fabrikadan 75 bin dolaylarında işçi katılır. Gösterilen tepki esas olarak DİSK üyesi işçilerden geldiği h..]]> Sun, 25 Oct 2015 05:00:08 +0300 Kanlı tarih ve tekerrür (1) https://www.evrensel.net/yazi/75110/kanli-tarih-ve-tekerrur-1 https://www.evrensel.net/yazi/75110/kanli-tarih-ve-tekerrur-1? Osmanlıdan miras iktidar savaşları Cumhuriyet tarihi boyunca da çoğu zaman ‘derinden’, kimi zaman açıktan sürdü. Toplumsal muhalefetin yükseldiği dönemlerde iktidar gücünü elinde tutanlar devlet terörü kullanmaktan, kan dökmekten geri durmadılar. Kendi aralarındaki savaşta da kılıçlar çekildiğinde her yol mubahtı. Şimdiki iktidarın öncülleri Demokrat Parti döneminde ve Özallı yıllarda yaşananların tekerrürü gibi yıllar yaşadık yakın dönemde. Yaşananlardan ders almayan iktidar güçleri, tekerrüre düşerken bu iktidarı ve başını yüz yılın demokratı ilan edenlerin sapmaları da tuz biber oldu. Yenilenen seçim döneminde yaşanan açık faşizm tarihten ders çıkartmayı gerektiriyor. İktidar savaşlarının anımsattıklarıyla biz de geçmişten günümüze bir yolculuğa çıkalım. ANIMSAMALAR 1950’li yıllar toplumsal, siyasal çalkantılarla geçiyordu. 14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimler Türkiye’de 27 yıllık tek parti devrini sona erdirdi. 1923 yılından itibaren ülkeyi tek başına yöneten Cumhuriyet Halk Par..]]> Sun, 18 Oct 2015 04:49:08 +0300 Tutkulu, karşılıksız aşklar: Acı Hayat https://www.evrensel.net/yazi/75060/tutkulu-karsiliksiz-asklar-aci-hayat https://www.evrensel.net/yazi/75060/tutkulu-karsiliksiz-asklar-aci-hayat? Salon filmlerinin umutsuz, karşılıksız aşkları çokça işlenir Yeşilçam’da. Kalıp bellidir zengin kız fakir oğlan ya da fakir kız zengin oğlan ve kötü kadın ya da adam. Bu üçgen içinde yaşanır her şey. Verem olunur, kör olunur, aşkı uğruna cinayet işlenir ve fakat yine de mutlu sonla biter filmler. Kadının toplumsal hayattaki belirlenmiş rolü, popüler Yeşilçam filmlerine sorgulanmadan, dahası bu konumu perçinleyen öykülerle yansır. Aile içindeki hiyerarşi içinde, itaat eden bir konumdur bu. Var olan kurulu ve dayatılan sistemi onaylayan, devamını savunan filmlerdir popüler Yeşilçam filmleri. Kadın da bu düzen içinde payına düşeni, tıpkı gerçek hayattaki gibi filmlerde de alır. Bu erkek egemen sistem içinde ailesine, eşine boyun eğen de, aşkı uğruna olmadık özverilerde bulunan da, her türlü ezaya boyun eğmek zorunda kalan da kadındır. Bu konumu sorgulayan, gerçekçi filmler de vardır. 50’li, 60’lı yıllarda kadın erkek ilişkilerini anlatan, karşılıksız, umutsuz aşkların yaşandığı öyküle..]]> Sun, 11 Oct 2015 05:00:42 +0300 Göç öyküleri ve Gurbet Kuşları https://www.evrensel.net/yazi/75016/goc-oykuleri-ve-gurbet-kuslari https://www.evrensel.net/yazi/75016/goc-oykuleri-ve-gurbet-kuslari? 1960’lı yılların başında toplumsal gerçekçi filmler çeken yönetmenler, ulusal bir sinema dili oluştururken estetik kaygılar da taşıyorlar ve bunu filmlerine yansıtmaya çabalıyorlardı. Yapılan toplumsal gerçekçi filmlerle, yalnızca yaşanan hayatın salt gerçekliğini değil, bu gerçekliğin toplumsal boyutlarını da yansıtarak hem Yeşilçam sinemasının masal/hayal dünyasının dışına çıkılıyor hem de ‘devrimci’ bir uyanışın, toplumsal muhalefetin oluşmasına katkı sağlanıyordu. Demokrat Parti-Menderes iktidarıyla başlayan ‘çarpık kapitalistleşme’ sürecinde toplumun genetiğiyle ve algılarıyla da oynanmaya başlanmıştı. Her mahallede milyoner yaratma söylemleriyle sınıf atlama düşleri körüklenirken, başarıya giden yolda her yol mubah anlayışı yaygınlaştırılır. Sonuçta gemisini kurtaran kaptandı ve her koyun kendi bacağından asılıyordu. 12 Eylül ve sonrasında çok daha bilinçli toplum mühendislikleriyle gerçekleştirilen durumun ilk tohumları böylece atılmış oluyordu. Geleceğini Amerika’ya/NATO’ya, ..]]> Sun, 04 Oct 2015 04:18:16 +0300 Medeniyet açlık, ve bizimkiler https://www.evrensel.net/yazi/74965/medeniyet-aclik-ve-bizimkiler https://www.evrensel.net/yazi/74965/medeniyet-aclik-ve-bizimkiler? Otobüs (2) Geçen haftadan devam “Otobüs filmi övüle övüle göklere çıkarılıyor. Bu durumda bu filmin özünün kötü ve yanlış olmasının da ötesinde insanoğlunun aşağılanması olduğunu söylemem, yine şimşekleri üzerime çekebilir diyen Aziz Nesin filmle ilgili şunları söyler: “Özgün olmak, özgün görünmek meraklısı değilim. Herkesin, eleştirmenlerin, ilerici çevrelerin ve sanatçıların çok beğenip alkışladıkları bir filmi, kötünün kötüsü bir film diye nitelemek, bu aykırılık-son yayınlanan bir masalımın uğradığı saldırılar gibi- yeni saldırılara da neden olabilir ama yinede susamadım, bu konuda yazmayı görev sayıyorum. ‘Bu saçları değirmende ağartmadıksa’ uyarı görevimizi yapmamız gerekiyor. Duyduklarım doğruysa, Otobüs filmi değişik ülkelere değişik montajlarla sunulmuş. Sinemaya güzel bir film seyredeceğim umuduyla gitmiştim. Yabancı ülkelerde ödüller kazanmış, Türkiye‘de oynatılması yasaklanmış bir Türk filmi. Böyle bir filmi seyredeceğim için daha baştan mutluluk duyuyorum. Ned..]]> Sun, 27 Sep 2015 04:51:25 +0300 Otobüs https://www.evrensel.net/yazi/74921/otobus https://www.evrensel.net/yazi/74921/otobus? Her yanın karlarla kaplı olduğu, puslu havada yol alan eski otobüs görüntüsüyle başlar film. İçinde kendi halinde, düşünceli, dalgın 9 yolcusu vardır. Bunlar umuda, ‘medeniyete’ yol alan Türkiyelilerdir. Her birinin ayrı hikâyesi olsa da artık aynı hikayenin kahramanlarıdırlar. Kendinden öncekiler gibi, yaşadıkları ülkenin büyük kentlerini görmemişken dilini, kültürünü bilmedikleri ülkelere, kentlere yolculukta buluşup tek dişi kalsa da ‘medeniyete’, refaha, paraya, insan gibi yaşamaya yol aldıklarına inanıyorlardır. İnsan kaçakçısı şoför direksiyonda keyfi yerinde “ağlama değmez hayat bu gözyaşlarına” şarkısını söylerken bir yandan da otobüstekilere kendince moral vermeye çalışıyordur: “Ulan nasıl da uyuttuk gümrükçüleri beee. Ne ulan öyle dut yemiş bülbül gibi düşünüyorsunuz ha? Kurtuldunuz ulan, medeniyet ulan burası, para lan para…” Buz tutmuş göl kenarında ihtiyaç molası verdiklerinde çaresizliklerine eklenen ürkeklik yansır her adımlarına. Tahta köprüde ihtiyaç gidermek için ya..]]> Sun, 20 Sep 2015 04:06:12 +0300 Umuda yolculuk https://www.evrensel.net/yazi/74875/umuda-yolculuk https://www.evrensel.net/yazi/74875/umuda-yolculuk? İnsan kaçakçıları, göçmen kaçırma çeteleri, batan tekneler, sulara gömülen insan bedenleri, kıyıya vuran insan cesetleri, bebekler… İnsan kaçakçılarının yarattığı trajedi toplu katliamlara dönüştü. Filmlerde daha çok traji-komik öykülerde izlediğimiz mülteci/göçmen/insan kaçakçılığı sorunu, bölgede yaşanan savaşlar sonrası vicdanların, yüreklerin kaldıramayacağı kadar ağır bir trajediye dönüştü. Umut olmazsa hayat olmaz, yaşam sürüyorsa umut var demektir. Bu durumda Umuda Yolculuk kaçınılmaz. Yabancı Dilde En İyi Oscar Ödülünü (1990) kazanan, başrollerinde Necmettin Çobanoğlu, Nur Sürer, Yaman Okay ve Emin Sivas’ın yer aldığı İngiltere, İsviçre ve Türkiye ortak yapımı Umuda Yolculuk filminin yönetmeni Xavier Koller. Senaryosu Feride Çiçekoğlu’na ait filmde Maraşlı yoksul aile yalnızca kartpostallarda gördüğü ve Haydar’ın “Orada umut var” dediği İsviçre’ye gitmek ister. Haydar umuda yolculuk için ellerinde avuçlarında ne varsa yok pahasına satar. Dağların ardındaki bilmediği o d..]]> Sun, 13 Sep 2015 04:49:46 +0300 İsyan https://www.evrensel.net/yazi/74821/isyan https://www.evrensel.net/yazi/74821/isyan? 21. yüzyılın ilk yıllarında üçüncü dünya savaşı çıktı. Bu savaştan kurtulanlarımız, insanoğlunun dördüncü bir savaştan kurtulamayacağını biliyordu. Her an patlamaya hazır doğamız, insanlığın içindeki vahşet duygusuyla daha fazla yaşaması riskini alamazdı. Bu yüzden yeni bir güvenlik gücü yarattık; “Gramaton Rahibi”. Tek görevi gerçek kaynağı bulup yok etmekti; insanın insana kötü davranmasının kaynağı... Yeteneği ise hissetmekti. 2002 yılında, Kurt Wimmer’in yazıp yönettiği bilimkurgu-distopik filmi İsyan, bu cümlelerle başlar. Ardından polisin, özel (Gramaton) kuvvetlerin baskınına tanık oluruz. Baskında orijinal Mona Lisa heykeli ‘ele geçirilir’. SANATA DÜŞMAN Üçüncü Dünya Savaşı sona ermiş, Libria şehrinde faşistler yönetime hâkim olup baskıcı bir sistem kurmuştur. “Barışı korumak adına” insanların duygularını baskı altına almaktadır. Sanatsal nesneler bulundurmak ve güzel sanatlarla ilgilenmek yasaktır. Duygu ve heyecan uyandıracak şeylerle ilgilenmek, ölüm cezasına bile yo..]]> Sun, 06 Sep 2015 05:00:15 +0300 Bırak, güneş içeri girsin https://www.evrensel.net/yazi/74776/birak-gunes-iceri-girsin https://www.evrensel.net/yazi/74776/birak-gunes-iceri-girsin? “Sevgi, Barış, Özgürlük (Love, Peace, Freedom) sloganıyla yola çıkıp dünyayı çiçek bahçesine çevirmişlerdi. Anti-militaristtiler, savaş karşıtıydılar, özgür bir dünya istiyorlardı. Amerika’nın Vietnam’ı işgaline karşı durup, protesto ettiler. Barış amblemlerini çiçeklerle yaptılar, karşılarına dikilen silahların namlularına çiçek soktular; dönemin simgesi Wosvagen’lerini çiçek motifleriyle donattılar. 60’ların Hippi olarak da anılan bu isyankâr damarının adı Çiçek Çocuklarına çıkmıştı. Hızlı ve çarpık kapitalistleşmenin yarattığı yabancılaşmaya baş kaldırdılar. İnandıklarını yaşamaktan çekinmediler; alternatif bir hayatı sürdürmeyi denediler. Kapitalizmin simgelerinden parayı ve mülkü reddedip, komün yaşam biçimini seçtiler. Çiçek çocukları, 1960’ların ortalarında ABD’de ortaya çıkıp birçok ülkeye yayılıp karşılık bulan hippi alt kültürünün diğer adıydı. Hayatın kötülüklerine karşı rock müziğe ve uyarıcılara sarıldılar, tabuları yıkıp, cinsel devrimi savundular. En önemli etkinlikler..]]> Sun, 30 Aug 2015 05:00:09 +0300 Toplumlar, devletten korkmamalı, devletler toplumlarından korkmalı https://www.evrensel.net/yazi/74726/toplumlar-devletten-korkmamali-devletler-toplumlarindan-korkmali https://www.evrensel.net/yazi/74726/toplumlar-devletten-korkmamali-devletler-toplumlarindan-korkmali? “Hatırla, 5 Kasım gününü hatırla. Patlamayı, ihaneti ve komployu. Bu ihaneti unutmak için hiçbir neden bulamıyorum. Peki ya o adam. Adının Guy Fawkes olduğunu biliyorum ve 1906’da Parlamento Binası’nı yakmak istediğini de. Ama gerçekte kimdi? Nasıl biriydi? Bize adamı değil fikrini hatırlayın dendi. Başarısız olabilir, yakalanabilir, öldürülür, unutulabilirdi. Ama 400 yıl sonra bile düşüncesi dünyayı değiştirebilirdi. Ben bu fikre bizzat şahit oldum. Bu uğurda insanların öldüğünü gördüm. Onu korurken öldüklerini. Ama bir fikre dokunamaz, tutamaz hatta öpemezsin. Fikirler kanamaz, acı çekmez ve sevmezler. Ve özlediğim şey fikir değil, o adam. 5 Kasım’ı bana unutturmuyor. Onu Asla unutamıyorum...” V for Vendetta, bu cümlelerle açılıyor. Ardından bir televizyon kanalında işçi olarak çalışan Evey Hammond’la kalkıştığı bireysel başkaldırıyı toplumsal bir isyana dönüştüren Guy Fawkes’ın (V), karşılaşmalarına ve bunu sağlayan olaylara tanık oluyoruz. BİR MENDİL NİYE KANAR Film, Alan Moo..]]> Sun, 23 Aug 2015 04:35:01 +0300 Önde tek kişi, arkasında koca bir dünya https://www.evrensel.net/yazi/74671/onde-tek-kisi-arkasinda-koca-bir-dunya https://www.evrensel.net/yazi/74671/onde-tek-kisi-arkasinda-koca-bir-dunya? Abidin Dino’dan ve yarattığı, arkasından bıraktığı koca bir dünyadan söz ediyoruz başlıkta. Geçen hafta kaldığımız yerden sürdürelim Abidin Dino üzerine yazmayı. Divanı Muhasebat Müdürü Rasih Bey ile müzik ve edebiyatla ilgili bir kadın olan Saffet Hanım’ın oğlu olan Abidin, ailenin beşinci çocuğudur. Doğduğu yıl ailesi Cenevre’ye, ardından Fransa’ya yerleştiğinden çocukluğu Avrupa’da geçer. Altı yıl İsviçre’de kalınır, ardından aile Paris’e yerleşir. Birinci Dünya Savaşı yıllarıdır. Üç, dört yıl Paris’te kalındıktan sonra, Korfu adasından geçerek yurda döner, Yeniköy’de, Nuri Paşa Yalısı’na yerleşirler. Robert Kolej’de öğrenimini sürdürürken, önce babasının, ardından da annesinin ölümünden sonra sanata olan ilgisi nedeniyle öğrenimini yarıda bırakır ve ağabeyi şair Arif Dino’nun desteğiyle resim, karikatür ve yazı alanında kendini geliştirmeye başlar. “Babıâli Okuluna” yazılmıştır. İleri gazetesinin kurucusu, Suphi Nuri İleri eniştesidir. Kardeşi, ünlü karikatürist Sedat Nuri de ai..]]> Sun, 16 Aug 2015 04:34:22 +0300 Sen mutluluğun resmini yapabilir misin? https://www.evrensel.net/yazi/74627/sen-mutlulugun-resmini-yapabilir-misin https://www.evrensel.net/yazi/74627/sen-mutlulugun-resmini-yapabilir-misin? Adını ilk kez gençlik yıllarımda Nazım Usta’nın Saman Sarısı şiirinde duymuştum. Araştırdığımda tek kişilik koca bir dünya çıkmıştı karşıma. Sonraki yıllarda sinema tarihini araştırmaya, yazılar yazmaya başladığımda sinemayla ilgisini de öğrenmiştim. Ansiklopedik bilgilerde “Çağdaş Türk resminin öncülerinden, karikatürist, yazar, senarist, film yönetmeni yazıyordu yaşam öyküsünün başında. Oysa derya deniz yaşam öyküsüyle bunların çok ötesinde, çok yönlü bir kültür insanıydı Abidin Dino. Türk resim tarihinde D Grubu ve Yeniler Grubu adlarıyla anılan sanat topluluklarının öncülerinden olan Abidin Dino, Türkiye’nin yanı sıra Fransa, Cezayir, ABD gibi ülkelerde sergiler açmış; yurt dışında Fransa Plastik Sanatlar Birliği Onur Başkanlığı, New York Dünya Sanat Sergisi Danışmanlığı gibi görevler üstlenmiştir. Sosyalist bir aydın olan Dino, siyasi düşünceleri nedeniyle bir süre Türkiye’de sürgünde yaşamış 1952’den itibaren hayatını Paris’te sürdürmüştür. 1961 yılıdır. Dünya tarihine geçecek ..]]> Sun, 09 Aug 2015 05:00:09 +0300 Çingeneler arasında https://www.evrensel.net/yazi/74580/cingeneler-arasinda https://www.evrensel.net/yazi/74580/cingeneler-arasinda? “Şaban Çingeneler Arasında” dendiğinde hemen herkes bir Kemal Sunal filmi olduğunu düşünür. Oysa Semih Evin’in yazıp yönettiği 1952 yapımı söz konusu filmin oyuncuları Renan Fosforoğlu, Turgut Özatay, Meral Körmükçü, Vahi Öz, Mürüvvet Sim, Nimet Alp ve Orhan Erçin’di. Film, Yeşilçam’da adında/içinde Çingene geçen ne ilk ne de son filmdi. Filme çekilmiş ilk senaryo değildi, çünkü öncesinde çağdaş resim sanatımızın öncülerinden Abidin Dino, “Çingeneler” (1950) adlı bir film senaryosu yazmıştı.1950 yılından bu yana da adında ya da temasında Çingene olan 10’u aşkın film yapıldı. Sinemada büyük ilgi gören “Çingeneler Arasında” geçen filmler, saltanatlarını Yeşilçam sonrası dizi film formatında televizyonda da sürdürdüler. Abidin Dino’nun yazdığı “Çingeneler” (1950) adlı senaryo ve Semih Evin’in yazıp yönettiği “Şaban Çingeneler Arasında”nın ardından Nuri Akıncı’nın yönettiği, başlıca rollerinde Ayfer Feray, Ahmet Mekin, Sevda Ferdağ, Tuncer Necmioğlu, Tuncel Kurtiz ve Hüseyin Peyda’nın ye..]]> Sun, 02 Aug 2015 05:00:08 +0300 Düşersen eğer gölgeden çıkan biri alır senin yerini https://www.evrensel.net/yazi/74538/dusersen-eger-golgeden-cikan-biri-alir-senin-yerini https://www.evrensel.net/yazi/74538/dusersen-eger-golgeden-cikan-biri-alir-senin-yerini? “Gençliğimin hatıra defteri, seni geç sevdim ben!” demişti şair dostum A. Ertan Mısırlı; çarpıcı dizeleriyle ördüğü şiirinde. Geçmiş, biriktirdiğimiz hatıralar hep güzelliklerle, sevgiyle, özlemle hatırlanmıyor. Geride kalan milenyum boyu geçmiş, acılarla dolu. Dünya savaşları, bölge savaşları, savaşlar, katliamlar, soykırımlar; kırımlar, ölümler, kan, gözyaşı, acılar... 20 Temmuz’da 31 genç devrimci/sosyalist kardeşimizin ölümüyle sonuçlanan Suruç’taki katliam da tarihin acıyla, öfkeyle, yasla ve fakat hep isyan duygularıyla hatırlanacak kanlı katliamlar sayfasına yazıldı. Bu katliam sonrasında da önceki kırımlarda, antifaşist, antiemperyalist savaşlarda, isyan ve direnişlerde olduğu gibi olduğu gibi toprağa düşen her dostumuzun, yoldaşımızın gölgesinden, gölgelerden, gölgelerimizden çıkan biri alır yerini, yerimizi... GÖLGELER ORDUSU “Mutsuz hatıralar; kapım yine de size açıktır... Sizler yitip gitmiş gençliğimsiniz...” cümleleriyle başlar Jean-Pierre Melville’in yönettiği 1969 ..]]> Sun, 26 Jul 2015 04:51:41 +0300 Korkoro; kimsesiz ve özgür https://www.evrensel.net/yazi/74491/korkoro-kimsesiz-ve-ozgur https://www.evrensel.net/yazi/74491/korkoro-kimsesiz-ve-ozgur? Dünyanın birçok ülkesinde ‘yabancı’, ‘öteki’ olarak dışlanan, çeşitli ithamlarla horlanan, küçümsenen, tüm bunlara karşın acılarını içlerine atıp neşelerini dışa vuran, rengârenk yaşamlarını her koşulda sürdürmeye çalışan Çingenelerin tarihsel yolculuklarından söz etmiş, Yugoslav yönetmen Emir Kusturica’nın filmleriyle sinemada ‘Çingeneler Zamanı’na giriş yapmıştık geçen hafta. Çingene filmleri dendiğinde akla gelen bir başka isim de Cezayir doğumlu, anne tarafından Çingene olan yönetmen Tony Gatlif. Gadjo Dilo (Çılgın Yabancı) senarist, müzisyen ve oyuncu olarak da tanıdığımız Gatlif’in izlediğim ilk filmiydi ve tabii ki bu keşiften sonra izlediğim diğer filmleri gibi teması Çingene/lerdi. Stephane adlı genç Fransız, bilinmeyen bir şarkıcının izini sürmek için Romanya’ya gider. Babasından kaldığı için manevi değeri de olan kasetteki sesin sahibi Çingene şarkıcıyı bulup gün ışığına çıkarmak istiyordur. Elindeki tek ipucu kasetin üzerinde yazılı isimdir: Nora Lurca. Dolaşırken, kırsal..]]> Sun, 19 Jul 2015 04:08:56 +0300 Çingeneler zamanı ya da buçuk millet https://www.evrensel.net/yazi/74446/cingeneler-zamani-ya-da-bucuk-millet https://www.evrensel.net/yazi/74446/cingeneler-zamani-ya-da-bucuk-millet? Ansiklopedik bilgilerde “Çingeneler, günümüzde ağırlıklı olarak Avrupa’da yaşayan, aslen Kuzey Hindistan kökenli olan göçebe bir halktır. 1050 civarında Hindistan’ın Pencap-Sind (Pakistan, Karaçi) nehir havzası boyunca Pakistan ve Afganistan’ın da içinde bulunduğu bölgelerden İran ve Anadolu üzerinden dünyaya yayılmışlardır” yazsa da Türkiye’de tercümesi, evleri ateşe verilebilen, mahalleleri sabahın köründe (Keşan’da) 1000 polisle ırkçı söylem ve marşlar eşliğinde basılabilen halk olarak okunabilir. Çingene göçünün V-XI. yüzyıllar arasında farklı dalgalarla Hindistan’dan İran’a olduğu, buradan Batı ve Güney olmak üzere ikiye ayrıldığı biliniyor. İkiye ayrılan bu Çingene göç hareketinin bir kısmı, Suriye ve Ermenistan üzerinden Anadolu’ya geçmiş. Onların Türkiye’ye kesin geçiş tarihleri bilinmemekle birlikte, 820 - 834 yılları arasında Araplar tarafından Bizans İmparatorluğu sınırları içinde bulunan Anazarva’ya (Ain Zebra) sürülen, orada Ermenilerle bağlantı kuran Catların Çingenele..]]> Sun, 12 Jul 2015 04:51:49 +0300 Viva Zapata: Meksika’nın beyaz atlı kaplanı https://www.evrensel.net/yazi/74399/viva-zapata-meksikanin-beyaz-atli-kaplani https://www.evrensel.net/yazi/74399/viva-zapata-meksikanin-beyaz-atli-kaplani? John Steinbeck’in senaryosundan Elia Kazan’ın yönettiği filmin tanıtım sloganı şöyleydi: “Efsane olmuş bir haydut! Meksika’nın beyaz atlı kaplanının kükreyen öyküsü.” Başlıca rollerinde Marlon Brando, Anthony Quinn ve Jean Peter’in yer aldığı 1952 yapımı Viva Zapata, Meksika Devrimi’nin en önemli kişiliklerinden Emiliano Zapata’nın, diktatör Díaz’ın baskıcı rejimine karşı yürüttüğü mücadelenin öyküsünü anlatır. YAŞASIN ZAPATA Aralarında Emiliano Zapata’nın da bulunduğu bir grup Meksikalı köylüden oluşan heyet, yaşadıkları bölgedeki adaletsizlikleri aktarmak üzere devlet başkanı Porfirio Diaz’ın huzuruna çıkarlar. Hükümete yakın toprak ağaları tarafından verimli topraklarına el konmuş, çorak ve kayalık bir bölgede yaşamaya zorlanmışlardır. Bu şikâyetleri ve istekleri Diaz tarafından önemsenmez. Bu tavra Zapata itiraz eder. Bu itirazı Diaz tarafından listedeki adı işaretlenerek mimlenmesine neden olur. Köylüler haklarını alamayınca Emiliano Zapata, kardeşi Eufemio ile birlikte Mek..]]> Sun, 05 Jul 2015 05:00:35 +0300 Maden ocağının dibinde: Tohumlar yeşerince https://www.evrensel.net/yazi/74351/maden-ocaginin-dibinde-tohumlar-yeserince https://www.evrensel.net/yazi/74351/maden-ocaginin-dibinde-tohumlar-yeserince? “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” diyordu Efes’te yaşamış olan filozof Herakleitos. Her şey akar ve sürekli değişir. “Aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar” (Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz.) Buna inanır bunu söyleriz fakat hayat görelidir. Bu Herakleitos’a göre de böyledir. Değişim de öyle; görelidir. Hayatın diyalektiği, dönüşüm karşıtların birliği ve savaşıyla oluşur. Bu var oluşun zorunlu ve tek şartıdır. Zıtların birliği belli bir aşamaya kadar ve süreksizdir, ancak zıtlıkların savaşı süreklidir ve bu gelişimi, dönüşümü sağlar. Doğada her olay ve süreç kendi zıddını, çelişkisini de içinde barındırır. Gelişim ve devrim ancak bu çelişkilerin savaşımı ile olanaklıdır. Toplumdaki uzlaşmaz kesimlerden egemen olan üstünlük sağladığı sürece ‘yeni’ye evrilinmez, ancak bu ‘yeni’nin er ya da geç ortaya çıkmasını engellemez. ‘Yeni’ belli bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşemese de uzlaşmaz çelişkilerin çatışması sonucu mutlaka gerçekleşecek ve doğanın, toplumun v..]]> Sun, 28 Jun 2015 05:00:13 +0300 Kasabanın Sırrı: Büyük insanlık dayanıştığında https://www.evrensel.net/yazi/74303/kasabanin-sirri-buyuk-insanlik-dayanistiginda https://www.evrensel.net/yazi/74303/kasabanin-sirri-buyuk-insanlik-dayanistiginda? Bildik meseldir, kıssadır; küçük balıklar birleştiğinde büyük balıkları yenebilir. Güncelden örneklersek “büyük insanlık” bir araya geldiğinde, dayanıştığında büyük güçleri yenebilir. Yaşadığımız son iki seçim süreci de bunu gösterdi. Dönüp baktığımızda, tarihin de benzer örneklerle dolu olduğunu görürüz. HDP’nin insanlığa yakışır yeni bir yaşam çağrısı karşılığını buldu, halklar, muhalif güçler on yıllar sonra böylesine güçlü temsil olanağını yakaladı. Büyük İnsanlık Çağrısı “içinde bulunduğumuz karanlık günlerin hep birlikte, dayanışma içinde aşılacağına inananlarız.” cümlesiyle başlıyor, cümleten kurtuluşun özgürlüğe, adalete, eşitliğe gidişin yolunu gösteriyor “BİZ’LER, herkesin özgürlüğü için mücadele eden insanlarız.” diyordu. Dayanışmaya inanan, sırt sırta, kol kola, omuz omuza vermiş, ‘Büyük İnsanlık Çağrısı’nı dile getiren, güçlünün yaydığı korkuya teslim olmayacağını ilan eden, zulmün, baskının karşısında insanlığı savunarak barış adına dikilenler karşılığını büyük bir topl..]]> Sun, 21 Jun 2015 05:00:37 +0300 Kırık Ok: Savaş değil barış https://www.evrensel.net/yazi/74251/kirik-ok-savas-degil-baris https://www.evrensel.net/yazi/74251/kirik-ok-savas-degil-baris? İnsan Hakları Derneği (İHD), 7 Haziran 2015 seçimleri sürecinde partilerin seçim bürolarına, araçlarına, adaylarına, çalışanlarına yönelik baskın, saldırı, tehdit ve polis baskınları sonucu 196 saldırı gerçekleştiğini, bunun 176’sının HDP’ye yönelik olduğunu açıkladı. Yeni ve şaşırtıcı bir durum değildi bu. Cumhuriyet tarihi boyunca saldırıya uğramış, yok sayılmış, horlanmış bir halktan, Kürtlerden ve destek verdiği siyasal partiden söz ediyoruz. 80’li, 90’lı yılların karanlığı ve acıları hepimizin belleğinde. On yıllardır süren her türden saldırı çözümün, barışın konuşulduğu, bunun için çeşitli adımların atıldığı son yıllarda da azalmadı. Bir yanda devletin eski sahipleri, diğer yanda yeni sahipleri ve iki kanadın da her türden ırkçı-milliyetçi ittifak güçleri kendilerinden olmayan herkesi, her kesimi düşman sayıyordu. 35-40 yıldır bu ülkenin en önemli meselesi sayılan çatışmalı ortamın çözümü için, atılacak adımlar ve barış konuşulurken de kandan, acıdan, gözyaşından beslenenler sava..]]> Sun, 14 Jun 2015 05:00:27 +0300 Zincirleri kır, kafesleri parçala https://www.evrensel.net/yazi/74151/zincirleri-kir-kafesleri-parcala https://www.evrensel.net/yazi/74151/zincirleri-kir-kafesleri-parcala? “Peki, kim özgür öyleyse? Yalnızca kendi kendinin buyruğunda olan, yoksulluktan, ölümden ve zincirlerden korkmayan, kendi tutkularına meydan okuyacak ve rütbeye ve nişana değer vermeyecek kadar güçlü, yetkin, olgun ve çok yönlü, akıllı adam.” demişti Romalı şair Horatius. Milattan önce yaşamış şairden günümüze yüzlerce yıl geçti. İnsanoğlunun (tekil/toplumsal) özgürlük mücadelesi sürüyor; özgür ve güzel günler görme umudu da. İnsan hakları, insanların özgürlüğü ve insan özgürlük hareketi üzerine de yüz yıllardır yazılıyor, çiziliyor, konuşuluyor. Bu dünya, yeryüzü, gökyüzü yalnızca insan soyuna aitmiş ve yalnızca insanlar yaşıyormuş gibi, diğer canlı türlerini hiç önemsemeden, her türlü ayrımcı yaklaşımla tümden göz ardı ederek, yok sayarak yazıldı, yazıyoruz… HAYVANLARI UMURSAMAK Amerikalı hayvan hakları savunucusu filozof Steve Best, bir söyleşisinde konuyla ilgili “İnsan ve hayvan özgürlüğü hareketleri birbirinden ayrılamaz; çünkü hepsi özgür olmadan hiçbiri özgür olamaz. İn..]]> Sun, 31 May 2015 05:00:01 +0300 Yerüstünden notlar-2 https://www.evrensel.net/yazi/74099/yerustunden-notlar-2 https://www.evrensel.net/yazi/74099/yerustunden-notlar-2? Darbeci başı öldü ya bir kez daha anımsandı, unutulması ve telafisi imkânsız yaşanmışlıkların bilançosu. Darbeciler birer birer –hesap sorulamadan- ölüyor olsalar da fikirleriyle, kanunları, kurumları ve uygulamalarıyla iktidarda olmayı sürdürüyorlar. Darbenin, darbecilerin ürünü, sivil uzantısı Özallı, Erdoğanlı yıllarda yaşanan budur. 12 Eylül cehennemi tüm yakıcılığıyla, insanlık dışı uygulamalarıyla bugün de sürüyor. Dile bile kolay değil; 650 bin kişi gözaltına alındı, 230 bin kişi yargılandı, 50 kişi idam edildi, 171 kişi işkenceden öldü, 299 kişi cezaevlerinde yaşamını yitirdi, 95 kişi ‘çatışmada’ öldü, 14 kişi açlık grevinde öldü, 217 kişi kuşkulu biçimde öldü, 16 kişi kaçarken vuruldu, 43 kişinin intihar ettiği bildirildi. 30 bin kişi fişlenip işten çıkarıldı, 14 bin kişi vatandaşlıktan atıldı, 39 ton kitap, dergi, gazete yakıldı ve imha edildi, 937 sinema filmi sakıncalı bulunarak yasaklandı. Darbeci başı öldü, mirasçıları iktidarda. Devlet için ‘darbecini biri öldü, yaşasın..]]> Sun, 24 May 2015 05:00:42 +0300 Yaşama cesareti ya da yerüstünden notlar https://www.evrensel.net/yazi/74052/yasama-cesareti-ya-da-yerustunden-notlar https://www.evrensel.net/yazi/74052/yasama-cesareti-ya-da-yerustunden-notlar? “Toplumsal cesaret, kişinin anlamlı bir yakınlık kurma umuduyla tehlikeye atılabilme yetisidir.” diyordu yazar. “Yakınlık cesaret gerektirir, çünkü risk kaçınılmazdır. İlişkinin bize nasıl etki edeceğini daha baştan bilemeyiz. Kimyasal bir değişim gibi birimiz değişirse, ikimiz de değişeceğiz. Gelişecek mi yoksa tüketecek miyiz? Emin olabildiğimiz tek şey, eğer kendimizi ilişkiye tüm varlığımızla bırakırsak bundan etkilenmeksizin çıkamayacağımızdır.” (Yaratma Cesareti-Rollo May) Dev gibi düşler, dünyayı, hayatı güzelleştirmek için kök salacak çınarlar büyütüyorduk içimizde. Başka bir dünya mümkündü çünkü. Henüz ‘yarattığımız, yaşadığımız aşklar’ dağlar, asırlık çınarlar gibi devrilmiyordu üzerimize. En yakınımızdan ihanetler görmemiştik; düşlerimizin, umutlarımızın üzerinden tank paletleri geçmemişti. Yükselen değerlerimiz, erdemlerimiz farklıydı. Düşündüğümüz ve söylediklerimiz gibi yaşıyor, kabul görmek için piyasa maymunluğuna soyunup gördüğümüz her objektifin önüne atlamıyor..]]> Sun, 17 May 2015 04:48:29 +0300 Hayat ve şov https://www.evrensel.net/yazi/74005/hayat-ve-sov https://www.evrensel.net/yazi/74005/hayat-ve-sov? Başarılı operasyonlarda iliştirilmiş değerlerle dolaşan, pazarda kendine ‘yer edinip’ etraflarına ölümcül ilişkiler yaşatan insanlarla karşılaştığında ‘gelecekte anımsamak için bugünümüzden ‘iyi şeyler’ bulabilecek miyiz?’ diye düşündü. Masanın başına oturduğunda yazacağı yeni yazılar, çıkacağı yeni yolculuklar için küçük küçük kâğıtlara yazdığı eski notlarını incelerken, yıllar önce başlayıp da sürdüremediği günlüğüne takıldı gözü. Günlüğün sayfalarını karıştırmaya başladığında ilk notlarında takıldı. İnsanlığın yaşadığı bunca yıldan sonra ne değişmişti iyiden, güzelden yana? Henüz Oğuz Atay’ın yok sayıldığı, genç okurun yeniden keşfetmediği ve kimilerince ‘içinin boşaltılmadığı’ günlere ait üç ayrı notla başlamış günlüğüne… 17 Aralık 1985 … Kendimle konuşmalar… Hiç kimseye mektuplar… Belki de Oğuz Atay’ın yazdığı gibi: “Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana bunu da yaptınız.” 18 Aralık 1985 ..]]> Sun, 10 May 2015 05:00:50 +0300 Şov devam ediyor https://www.evrensel.net/yazi/73955/sov-devam-ediyor https://www.evrensel.net/yazi/73955/sov-devam-ediyor? Şov başlamıştır bir kez. “Ne olursa olsun gösteri devam etmeli.” Hayata dair her şey seyirlik bir şova dönüştükçe, duyarlılıklar, tepkisellikler (tepkiler) de gücünü yitirdi ve geldik bugünlere. Şov devam ediyor. “Öğreneceğimiz en önemli şey sevmek olacaktır ve bir de sevilmek. Moulin Rouge, bir gece kulübü; bir dans salonu ve genelev. Sahibi ise Harold Zidler’di. Gece zevkleri kralı. Zengin ve güçlülerin genç ve güzel alt tabaka yaratıklarıyla oynaşmaya geldiği bir yer.” Kırmızı Değirmen (Moulin Rouge) filminin başında gözyaşları içinde söyler bunları yetenekli şair Christian, yaşananları anımsarken. Moulin Rouge adlı müzikholün “parıldayan elması”, büyük yıldızı olan âşık olduğu kadın Satine, ölümcül hastalığına yenik düşer, hayatını kaybeder. Christian, yaşadığı aşkı yazmaya karar verir. “Günler haftalara, haftalar aylara döndü. Sonra pek de özel olmayan bir günde daktilonun başına geçtim. Oturdum ve onun hikâyesini yazdım. Bu bir zamanın, bir yerin ve bazı insanların hikâyesiydi. ..]]> Sun, 03 May 2015 05:00:16 +0300 Atları da vururlar https://www.evrensel.net/yazi/73907/atlari-da-vururlar https://www.evrensel.net/yazi/73907/atlari-da-vururlar? 1984’e gelindiğinde kurgu ve yazın dünyasının değil gerçeğin de 84’üne gelmiştik. O katı, geri dönüşsüz, acımasız gerçekliğin. Yalnız küresel ‘Büyük Abi’nin değil, yerli-yabancı, ulusal-uluslararası bütün Büyük Abi’lerin, çıkar gruplarının koca kulağa dönüştüğü herkesin dinlendiği, herkesin dinlediği zamanlara gelmiştik. Üstelik ‘izlemek’ yalnızca dinlemekle sınırlı kalmıyor, ‘dolu dolu yaşanıyor’, gözleniyor, gözetleniyorduk da. Hayat Truman Show gibi yaşanıyordur; artık ‘şov başlamıştır’. Yaşananlar bir yanılsama mıdır? Kurgu ya da gerçek nerede başlıyor, nerede bitiyor; kurgu nedir, gerçek nedir? Ayırt etmek güçtür. Hayat “reality (gerçeklik) show”a dönüşmüş ya da reality şovlar hayatın kendisi olmuş gibidir. Kolay benimsenmiştir reality (gerçeklik) show, ‘sanal gerçeklik’ gibi kavramlar. ‘One man show’lar da sürecin olmazsa olmazı, tamamlayıcısıdır. Her dönem kendi yıldızlarını yaratır sonuçta. Yeni dünya düzeninin yükselen değerlerinin de şovmenleri, starları yaratılacaktır. ..]]> Sun, 26 Apr 2015 04:51:28 +0300 Bitmeyen yol ve Toprağın kanı https://www.evrensel.net/yazi/73850/bitmeyen-yol-ve-topragin-kani https://www.evrensel.net/yazi/73850/bitmeyen-yol-ve-topragin-kani? Sinema, bilimsel bir buluş olarak icadından sonra insanların ve toplumların yaşamını anlatan, yeni ve en etkili araçlardan biri olarak girmişti hayatımıza. Sinema sosyal, kültürel tarihimizin önemli bir unsuru oldu hep. Sinema “Gelişip büyüdüğü toprakların bir aynası olarak görülmeye başlamış, bununla ilişkili olarak artık ‘bir yönetmenin baş ödevi, içinden çıktığı toplumun yaşayışını, gerçeklerini, sorunlarını, büyük bir dürüstlükle yansıtmak’ olarak tarif edilmiştir.” BİTMEYEN YOL “Gettikce kötülüyor torpak, doyurmaz gayrı köyü.” Duygu Sağıroğlu senaryosunu da yazıp yönettiği Bitmeyen Yol’da (1965) göçün yarattığı sorunların, işsizliğin, yoksulluğun filmini çeker. Ekmek aslanın ağzındadır. Toprağın doyuramadığı altı arkadaş ekmek parası kazanabilmek için daha önce köylülerinin de göçtüğü İstanbul’a gelirler. İş bulabilmek için taşı toprağı altın kentin sokaklarına dağılırlar. Amele pazarında hayvandan sayılırlar. Köylüleri Güllü Bacı (Aliye Rona), tek göz gecekondu evinde iki..]]> Sun, 19 Apr 2015 05:00:04 +0300 Gecelerin ve duvarların ötesi https://www.evrensel.net/yazi/73800/gecelerin-ve-duvarlarin-otesi https://www.evrensel.net/yazi/73800/gecelerin-ve-duvarlarin-otesi? 1960’lı yılların başında yapılan toplumsal gerçekçi filmlerle, yalnızca yaşanan hayatın salt gerçekliğini değil, bu gerçekliğin toplumsal boyutlarını da yansıtarak hem Yeşilçam sinemasının masal/hayal dünyasının dışına çıkılıyor hem de ‘devrimci’ bir uyanışın, toplumsal muhalefetin oluşmasına katkı sağlanıyordu. Menderes-Demokrat Parti iktidarıyla başlayan süreçte toplumun genetiğiyle ve algılarıyla oynanmaya başlanır, ‘kazanmak için her yol mubah anlayışı yaygınlaştırılır. Her mahallede milyoner yaratma söylemleriyle sınıf atlama düşleri körüklenir. Eski-yeni devletin ‘sahipleri Menderes’ten Demirel’e, darbecilerden Özal’a, Erdoğan’a kadar sürekliliği benzer uygulamalarla çoğaltarak, geliştirerek sürdürürler. GECELERİN ÖTESİ Toplumsal gerçekçi filmlerin ilk örneği, Metin Erksan’ın yönettiği Gecelerin Ötesi (1960), yaşanan toplumsal/bireysel dönüşümü yalın gerçekçi bir dille anlatan önemli bir filmdi. 2. Türk Film Festivali’nde Metin Erksan’ın En Başarılı Senaryo Ödülü aldığı, Sinem..]]> Sun, 12 Apr 2015 05:05:57 +0300 Şehirdeki yabancı ve kızgın delikanlı https://www.evrensel.net/yazi/73750/sehirdeki-yabanci-ve-kizgin-delikanli https://www.evrensel.net/yazi/73750/sehirdeki-yabanci-ve-kizgin-delikanli? 1960’ların başında Vedat Türkali ve Ertem Göreç’in ortak çalışmalarından ilk işçi ve grev filmi olarak kabul edilen Karanlıkta Uyananlar (1964) adlı film çekilir. Bir boya fabrikasındaki işçilerin bilinçlenmesi, uyanışı anlatılır. Film, senaryo yazarı Vedat Türkali’nin toplumcu kimliğinin bir ürünüdür. 2. Antalya Film Şenliği’nde (1965) Karanlıkta Uyananlar filmiyle, 14. Antalya Film Şenliği’nde de (1977) Kara Çarşaflı Gelin filmiyle en iyi senaryo ödüllerini alır Vedat Türkali. ŞEHİRDEKİ YABANCI Halit Refiğ 1962 yılında çektiği Şehirdeki Yabancı filminde, kara elmas kenti Zonguldak’a götürür bizi. Filmin senaryosunu Vedat Türkali yazmıştır. Şehirdeki Yabancı filmi sansüre takılan, sinema tarihimizdeki önemli ilk toplumcu gerçekçi filmlerdendir. Maden mühendisi Aydın, yurt dışındaki eğitimini tamamlamıştır ve doğup büyüdüğü Zonguldak’a döner, maden işletmesinde çalışmaya başlar. İdealisttir, hayatın kötülükleriyle mücadele edebileceğini ve dönüştürebileceğini düşünür. Yıllar ö..]]> Sun, 05 Apr 2015 05:00:11 +0300 Uzak git ölüm https://www.evrensel.net/yazi/73703/uzak-git-olum https://www.evrensel.net/yazi/73703/uzak-git-olum? “Burası bizim değil bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi” demişti Tezer Özlü. “Unutmak ihanettir, boyun eğmektir” de denmişti bir kez. Biz de yaşanılan, yaşatılan hiçbir şeyi unutmayacağız. İyiyi de kötüyü de, iyilikleri de, kötülükleri de. Kızıldere’yi (30 Mart 1972) nasıl unutabiliriz ki, ya da 6 Mayıs 1972’yi, 18 Mayıs 1973’ü. 1977 1 Mayıs’ını nasıl unutabiliriz ki ya da Roboski’yi. Anımsamak acı verse de, hüzünlendirse de anımsayacağız; unutmayacağız. Deniz’lerin, Mahir’lerin, İbrahim’lerin, yolumuzu aydınlatan öncülerin ışığı, belleğimize kazınan anıları devlet terörüyle, darbelerle, baskılarla, katliamlarla, cinayetlerle yok edilemeyecek, silinemeyecek denli güçlü. Psikopati çağının cinnet ülkesinde on yıllardır cinayet şebekeleri ekilip, katil sürüleri biçildi. Rakel Dink’in söylediği “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı” büyüttüler on yıllardır. “Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27” kindar, itaatkâr, devlet beslemesi katiller yaratıp ‘ötekiler’in üstüne sürdüler. Taşları..]]> Sun, 29 Mar 2015 04:52:49 +0300 Sinemanın Yaşar Kemal’i https://www.evrensel.net/yazi/73599/sinemanin-yasar-kemali https://www.evrensel.net/yazi/73599/sinemanin-yasar-kemali? “1925-33 yılları arasında Toros Dağları’nda yüz elliden fazla eşkıya dolaşırdı; hikâyesini ettiğimiz İnce Memed bunlardan biriydi.” diyordu Yaşar Kemal, “İnce Memed” romanının girişinde. (Dördüncü Baskı, Remzi Kitabevi 1960) Romanı İstanbul’da yazan Yaşar Kemal’in esin kaynağı ailesindeki ve yakın çevresindeki eşkıyalar olmuş. Sonrasında bir buçuk milyona yakın satan roman ilk kez Ertem Eğilmez, Refik Erduran ve Haldun Sel’in ortakları olduğu Çağlayan Yayınevi tarafından basılmış. Romanın sinema filmi haklarını Kemal Film ve yönetmen Osman Fahir Seden alır. Kemal Film ‘İnce Memed’ için o döneme göre oldukça büyük bir telif bedeli öder; ancak yazılan senaryonun filme çekilmesine Türkiye Film Sansür ve Denetim Kurumu/Kurulu izin vermez. “Kemal Film’in Yaşar Kemal’le anlaşması bitince romanın sinema filmi haklarını satın alan yabancı film şirketleri romanı uyarlamaya çalışırken Oscar ödüllü Elia Kazan ile Peter Ustinov’la, ikisi de Oscar ödülüne aday gösterilen Nicholas Ray ile Akira K..]]> Sun, 15 Mar 2015 05:00:11 +0300 Zengin mutfağı ya da selamsız devlet https://www.evrensel.net/yazi/73352/zengin-mutfagi-ya-da-selamsiz-devlet https://www.evrensel.net/yazi/73352/zengin-mutfagi-ya-da-selamsiz-devlet? Epik tiyatronun Türkiye’deki önemli örneklerinden biri kabul edilen Zengin Mutfağı yazıldığı, ilk sahnelendiği günden bu yana önemini ve güncelliğini koruyor. Vasıf Öngören’in 1977’de yazdığı tiyatro eseri ilk olarak 1977’de İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Başar Sabuncu yönetiminde sahnelendi ve başrolde Şener Şen oynadı. Aralarında İsmet Küntay Ödülü de bulunmak üzere çeşitli ödüller alan oyun Devlet Tiyatroları tarafından da 1994-1995 sezonundan itibaren defalarca sahnelendi. 2012-2013 tiyatro sezonunda yazarın kızı Aslı Öngören yönetiminde İstanbul Şehir Tiyatroları’nda yeniden sahnelendi. Zengin Mutfağı, siyasi tarihin önemli bir olayını, 15-16 Haziran 1970’teki işçi eylemlerini anlatarak başlar. Dönemin emek-sermaye ilişkileri zengin işadamı Kerim Bey’in köşkünde aşçılık yapan Pehlivan Lütfü Usta’nın gözünden anlatılır. 1970’ler Türkiyesi’nde zengin köşkündeki hizmetlilerin, o yıllardaki toplumsal kavga içinde taraf olup olmama konusunda yaşadıkları çelişkiler, geçirdikleri değiş..]]> Sun, 08 Feb 2015 05:00:42 +0300 Zengin ve yoksul ya da Züğürt Ağa https://www.evrensel.net/yazi/73303/zengin-ve-yoksul-ya-da-zugurt-aga https://www.evrensel.net/yazi/73303/zengin-ve-yoksul-ya-da-zugurt-aga? Kaldığımız yerden sürdürüyoruz yazmayı. Önceki haftalarda söz ettiğimiz filmlerde ve hayatın kendisinde en önemli çelişki/çatışma emek sermaye çelişkisi, çatışması. Sistem, üretim ilişkileri insanları emek sermaye temelinde zenginler (mutlu azınlık) ve yoksullar (mutsuz çoğunluk) olarak ikiye ayırıyor. Hayatın birçok gerçeği gibi bu da kurgu dünyasına, filmlere yansıyor. Bir yanda sınıf atlamaya, lüks tüketime özendirilen, yönlendirilen yoksulluğa mahkum çoğunluk, diğer yanda lüks içinde yaşayan, emek hırsızlığıyla zenginliğine zenginlik katan bir avuç asalak. Bir yanda umut fakirin ekmeği ye Memed ye avuntusu, bir yanda fakirin çenesini yoran zenginin parası, bir yanda çalış senin de olur aldatmacası, bir yanda bal tutan parmağını yalar durumu. Bir yanda başka bir dünyanın vaat edilen cennetiyle avutulan yoksul çoğunluk diğer yanda yaşadığı hayatı dünya nimetleriyle cennete çeviren hırsız azınlık. ‘PEHLİVAN’IN UMUDU 12 Eylül sonrasının yeni dünya düzenine uyumlu darbecilerinin ..]]> Sun, 01 Feb 2015 04:52:04 +0300 Bir Avuç Cennet ya da Düttürü Dünya https://www.evrensel.net/yazi/73256/bir-avuc-cennet-ya-da-dutturu-dunya https://www.evrensel.net/yazi/73256/bir-avuc-cennet-ya-da-dutturu-dunya? Cuntacı generallerin ‘paşa gönüllerine’ uygun en acımasızından darbe yönetimi ve sonrasında neoliberal sivil uzantıları Özal iktidarı tank-tüfek-postal zoruyla toplumu tepeden tırnağa tüm kurumlarıyla dönüştürmeye, yeniden yapılandırmaya girişmişken ‘yeni dünya düzeni’nin yükselen değerlerini pohpohlamakla, pompalamakla başlamıştı işe. “Cilalı imaj devri”ne geçilirken tüketim toplumunun tüm kapıları ardına kadar açılıyordu. Özendirme ve sınıf atlama düşleri, ne acı ki geçmişte sınıfsız toplum için sınıf mücadelesi vermiş fakat ‘ilk fırsatta’ sınıf atlamış ‘eski muhalifler’ eliyle yapılır olmuştu. Yeni sistemin, kırpıp kırpıp reklamcı ya da işadamı/kapitalist yaptığı, düşlerinden, ideallerinden kopmuş yeni toplum mühendisleri kraldan çok kralcı olmuşlardı. Kral öldü yaşasın yeni kral (yeni sistem, giderek ‘yeni Türkiye’) diye ortalığa saçılanlar darbeli ve Özal’lı yıllardan itibaren medya üzerinden ödüllendirildiler. Toplumu yeniden yapılandırmaya uygun yönlendirmek, biçimlendirmek i..]]> Sun, 25 Jan 2015 12:56:54 +0300 Zübükler, bankerler ya da dolap beygiri https://www.evrensel.net/yazi/73200/zubukler-bankerler-ya-da-dolap-beygiri https://www.evrensel.net/yazi/73200/zubukler-bankerler-ya-da-dolap-beygiri? Zübükler ülkesinde kimi yoksuldu, çıplaktı, namusluydu, kimi talihli, kimi banker, kimi züğürtleşen ağa, kimi de düttürü dünyanın klarnetçisi. ‘Öteki Eylül’ rüzgârında savrulan ‘büyük insanlığın küçük insanları... 12 Eylül’ün yarattığı toplumsal-bireysel yıkımların sinemaya farklı biçimlerde yansıyan ‘anti-kahramanları.’ 80’li yıllar, 50’li yıllar gibi köklü toplumsal dönüşümlerin yaşandığı sancılı yıllardı. Menderesli yıllardan ve 1960-65 yılları arasında çekilen toplumsal gerçekçi filmlerden daha önceki yazılarımızda söz etmiştik. Yine 1985 sonrası çekilen ve “12 Eylül Filmleri” başlığı altında değerlendirilen filmler üzerine de yazmıştık. (http://www.evrensel.net/yazi/46161/12-eylul-filmleri) 12 Eylül’ün yarattığı korku ve baskı ortamın fiili uygulamalar olarak yumuşamaya başladığı yıllarda, içinden 12 Eylül geçen temaların yansıdığı filmler öncesinde çekilen filmler, içerik olarak toplumsal eleştiriden uzak filmlerdi. Darbe koşullarında çekilen Yol ve Hakkâri’de Bir Mevsim film..]]> Sun, 18 Jan 2015 04:50:02 +0300 Ölürse ten ölür canlar ölesi değil https://www.evrensel.net/yazi/73151/olurse-ten-olur-canlar-olesi-degil https://www.evrensel.net/yazi/73151/olurse-ten-olur-canlar-olesi-degil? Gençlik yıllarımın dönüp dönüp başvurduğum, yeniden okuduğum başucu kitaplarımdandı Haldun Taner’in “Ölürse ten ölür canlar ölesi değil” adlı kitabı. Yazarlık serüvenimde yol gösterici oldu. Birçok değerli insanı o kitaptan, Haldun Taner’in yazılarından tanıdım. Sakallı Celal’i de (Celâl Yalnız), Celâl Sılay’ı da, Cemal Sahir’i de… Bilgi sahibi olduğumu sandığım insanlar hakkında da yeni bilgiler idindim. Örneğin İsmail Dümbüllü, Muhsin Ertuğrul, Vâla Nurettin, Galip Arcan, Muammer Karaca, Orhan Kemal (Öğütçü), Kemal Tahir (Demir) ve daha birçok sanatçıyı daha ‘yakından’ tanıdım. Vefayı, sevgiyi gördüm Haldun Taner’in kitapta yer alan sanatçı portrelerinde. Portre yazmaya başladığım günlerde “Portre nasıl yazılır” arayışımda yolumu aydınlatan yazılardı her biri. Kitap adını Adım Yunus Emre’nin bir dizesinden alıyor; “Ten fanidir can ölmez/ Çün gitti geri gelmez/ Ölürse tenler ölür/ Canlar ölesi değil.” Haldun Taner’in yakından tanıdığı arkadaşlarının, sanatçı dostlarının ölümlerinin a..]]> Sun, 11 Jan 2015 05:00:37 +0300 Sudan ucuz insan hayatları ve sudan işler https://www.evrensel.net/yazi/73098/sudan-ucuz-insan-hayatlari-ve-sudan-isler https://www.evrensel.net/yazi/73098/sudan-ucuz-insan-hayatlari-ve-sudan-isler? "Artık tiyatroda orospu rolü oynamak yasak” başlığıyla yansımıştı haber. Nedim Saban’ın, Twitter hesabından paylaştığı mesaja dayanan haberin devamında şunlar yazılıydı: “İstanbul Şehir Tiyatrolarının oyunu olan Cibali Karakolu’nda yer alan bir ‘orospu’ rolüne yasak geldi. İddiaya göre Şehir Tiyatrosu Cibali Karakolu’nda bu rolü oynayan oyuncunun sahnelerini kaldırıp, oyuncuyu attı.” İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Müdürlüğü’ne, kısa bir süre önce Su Hali Müdür Yardımcılığı da yapan uluslararası güreş hakemliği bulunan Şevket Demirkaya atanmıştı. Sanatla güreş olmaz. Kültür-sanat alanıyla su işlerini birbirine karıştıran iktidar, sudan gerekçelerle sanatın, sanatçının önüne setler çekmeyi sürdürüyor. Sanat da, hayat da baraj tanımaz. Bülent Ortaçgil’in Bu Su Hiç Durmaz şarkısında söyler; “Yaşamak dopdoluydu akan pınarlar gibi.” GERÇEĞİN PEŞİNDE Yukarıdaki haberle aynı gün, bir başka haber “2014 yılında 66 gazeteci öldürüldü” başlığıyla yansıyordu medyaya. ..]]> Sun, 04 Jan 2015 05:00:44 +0300 Kırık dökük zamanlar https://www.evrensel.net/yazi/72998/kirik-dokuk-zamanlar https://www.evrensel.net/yazi/72998/kirik-dokuk-zamanlar? Gösterime girdiği günlerde 12 Eylül filmlerini gündeme taşıyan, 12 Eylül’ün yeniden konuşulmasına ‘vesile olan’ filmlerden biriydi Çağan Irmak’ın yönettiği Babam ve Oğlum. Fakat ‘içinde geçen’ 12 Eylül’den çok “ağlatan film” olmasıyla gündeme geldi, seyirci çekip gişe yaptı. Filmin doğrudan 12 Eylül’le ilişkisi jenerikle başlayıp jenerikle bitiyordu. Sonrasında film boyunca 12 Eylül’ün Sadık’ın hayatına etkilerini bir Yeşilçam melodramı anlatımıyla izliyoruz. Yönetmen Çağan Irmak söyleşilerinde filme ilişkin bir 12 Eylül vurgusu yapsa da kuşak çatışmasından, baba-oğul arasındaki çatışmadan bir melodram yaratmıştı. Çağan Irmak, Çemberimde Gül Oya dizisinin 12 Eylül günü bittiğini, devamının ise Babam ve Oğlum olduğunu söyler. Çemberimde Gül Oya dönem dizileri furyasını başlatan diziydi. 12 Eylül 1980 öncesi Türkiye’sindeki yaşamdan kesitler aktarıyordu. İlk gösterimi Mayıs 2004’te, 40. son bölümü de 18 Mart 2005’te yayınlamıştı. Çağan Irmak’ın yönettiği dizi dönemin politik ortamını..]]> Sun, 21 Dec 2014 05:00:10 +0300 Katiller, işkenceciler aramızda https://www.evrensel.net/yazi/72948/katiller-iskenceciler-aramizda https://www.evrensel.net/yazi/72948/katiller-iskenceciler-aramizda? Asker-polis devleti değil, hukuk devleti istiyoruz!” diyen Cumartesi Anneleri, 506. haftalarında “Hüseyin Taşkaya Nerede?” diye sordu. Kayıp aileleri ve insan hakları savunucuları 506 haftadır her Cumartesi İstanbul’da Galatasaray Meydanı’nda; onlarca, yüzlerce haftadır her Cumartesi Amed, Yüksekova, Urfa, Batman ve Cizre’de aynı yerde, aynı saatte hafızamızı canlı tutmak için, ‘gerçeğin hatırlatıcısı olarak’ bir araya gelip kayıpları arıyor; “faili meçhul” şekilde kaybettirilenlerin akıbetini sorarak faillerinin cezalandırılmasını istiyorlar. Gözaltında kaybedilen, işkencede, faili meçhul cinayetlerde, yargısız infazlarda öldürülen, akıbeti bilinmeyen insanlarımızın izine ulaşılamıyor yıllardır. “Bana oğlumun cansız bedenini, kemiklerini verin, başına gidebileceğim bir mezarı, mezar taşı olsun” diyen analara, eşlere, çocuklara teslim edilecek cansız bedenlerine, kemiklerine bile ulaşılamazken katiller, işkenceciler ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyor. Kenan Evren, darb..]]> Sun, 14 Dec 2014 05:00:59 +0300 Sanatçının öyküsü ya da buruk dünya https://www.evrensel.net/yazi/72892/sanatcinin-oykusu-ya-da-buruk-dunya https://www.evrensel.net/yazi/72892/sanatcinin-oykusu-ya-da-buruk-dunya? Esin Afşar’ın söylediği, sözlerini Çiğdem Talu’yla birlikte yazdıkları, Sanatçının Kaderi adlı şarkı sanatçının dramını anlatır. Müziği Emil Dimitrov’un Arlekino’sundan alınan şarkının düzenlemesi Timur Selçuk’a aitti. Şarkı şu sözlerle başlıyordu: (Her dizeden sonra “Alkışlarla alkışlarla” nakaratı yer alır) “Sanat için çarpardı yüreğim/ Hüzün dolu olsa da gözlerim/ Her gün açılmalı diye perde/ Çıktın neşe içinde sahneye” (…) ve devam eder; “Açılırdı perdeler / Kahkahayla kahkahayla coşardı seyirciler/ Hahahah hihhihhi hohohooh/ Lalalal ohohohoh hahaha lalalalal/ Şöyle bir baktın mı uzaktan/ Bütün salon inlerdi alkışlarla/ Sanat denen görkemli dünyada/ Hiç farkın yoktu bir hükümdardan/ Hiç korkmazdın hayattan/ Bir gün gelip unutulmaktan başka/ Canın gibi sevdiğim sahneden” Finale doğru; “Şimdi ne kadar yalnızsın/ Nerde şu iyi gün dostların/ Gelip de görseler ya bir kez/ Nasıl biter sonu oyunlarının” Ve final; “İşte sahne sen ordasın ama/ Seyre gelen hiç kimse yok/ Yaşlandım mı ..]]> Sun, 07 Dec 2014 04:50:24 +0300 Fıtrat ve Afife Jale’ye atılan tokat https://www.evrensel.net/yazi/72841/fitrat-ve-afife-jaleye-atilan-tokat https://www.evrensel.net/yazi/72841/fitrat-ve-afife-jaleye-atilan-tokat? Kadın ve Adalet Zirvesi” isimli etkinlikte konuşan Cumhurbaşdüşmanı RTE “Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir” dedi. O esnada Aile ve Sosyal Politikaları Bakanı’na soru sormak isteyen kadın ise ağzı kapatılarak salondan çıkarılıyordu. “İktidarı” temsil eden bir erkek olarak kadının ihtiyaçlarını tarif eden Erdoğan, “Bizim dinimiz kadına bir makam vermiş, annelik makamı. Bunu feministlere anlatamazsın, onlar kabul etmiyor. Ama anlayanlar yeter bize diyoruz, onlarla yola devam ederiz” dedi. Erdoğan bir süredir ‘fıtrata uygun’, ‘fıtrata ters’ durumlar listesi yayınlıyor. Buna göre işçilerin güvenli iş koşullarında çalışmaları fıtrata ters, 301 madencinin yaşamını yitirdiği maden faciasında ölmeleri fıtrata uygun, “bunlar sürekli olan şeyler, bu işin fıtratında bu var.” “Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir” fakat kadınların sokak ortasında vahşice öldürülmeleri fıtrata uygun. Önerilen/dayatılan yaşam biçiminin fıtratında var. KA..]]> Sun, 30 Nov 2014 04:50:05 +0300 Kürt sineması: Yurtsuzluk, sınır ve ölüm https://www.evrensel.net/yazi/72790/kurt-sinemasi-yurtsuzluk-sinir-ve-olum https://www.evrensel.net/yazi/72790/kurt-sinemasi-yurtsuzluk-sinir-ve-olum? Bir Kürt sineması fikri şimdi, Yılmaz Güney, Bahman Ghobadi, Hiner Saleem, Kazım Öz, Hüseyin Karabey gibi isimlerin dâhil olduğu (ama onlarla da sınırlı kalmayan) başarılı yönetmenlerin kolektif çalışmalarına dayanır. Keza adını andığım Kürt sinema yönetmenlerinin hepsine başka ulusal sinemalar da sahip çıkabilir ve çıkmıştır; üstelik böyle bir iddia çok da temelsiz değildir. Yılmaz Güney örneğin, Türk sinemasında öncü rol oynamış bir yönetmendir. Bahman Ghobadi İran sinemasına derin kökler salmıştır. Yine de bu durum, söz konusu yönetmenlerin Kürt sineması kategorisine dâhil edilmelerine engel değildir. Kürt dili, kültürü, siyaseti, ulusal özlemleri ve gündelik gerçeklikleri açısından bu yönetmenlerin sunduğu görsel topografya bize çok şey yansıtmakta ve bizim gözümüzde Kürt gerçekliğini canlandırmaktadır.” Hamid Dabaşi, Müjde Arslan’ın derlediği “Kürt sineması: Yurtsuzluk, sınır ve ölüm” adlı kitabın (Agora Kitaplığı, 2009) önsözünde Kürt gerçekliğini aktaran sinema ve yönetmenleri ..]]> Sun, 23 Nov 2014 05:00:28 +0300 Beyazcama yansıyan hayat https://www.evrensel.net/yazi/72738/beyazcama-yansiyan-hayat https://www.evrensel.net/yazi/72738/beyazcama-yansiyan-hayat? Toplumsal hayatın, yaşanan ‘sosyal olayların’ sinemaya yansımalarını, örneklemelerle sürdürüyoruz uzunca bir süredir. Yeşilçam’ın, ‘eski dönem sinema’nın uzak durduğu, görmezden geldiği, kayda değer görmediği toplumsal olaylar/sorunlar 80’li yılların ortalarından itibaren televizyon haber programlarına, belgesellere, dizilere yansır. Mehmet Ali Birand, gazeteciliği ve kitap yazmayı sürdürürken, televizyon ile sesini daha geniş kitlelere duyurmak ister; 1985 yılında 32.Gün adlı haber programına başlar. Programda uluslararası ilişkileri ele alan haberler yapar ve yabancı devlet adamlarını konuk eder. Kimi zaman kimsenin ulaşamayacağı sanılan ya da dünyanın önemli medyalarını ve haber ajanslarını reddeden devlet başkanları, sivil toplum ya da yer altı örgütlerinin ‘ulaşılmaz’ liderleri, yönetici kadrolarıyla yapılan söyleşiler programda yer alır. Program çok ilgi görür, gazeteci olarak parlak bir dönem yaşayan Birand daha da ünlenir. HABERDEN BELGESELE Birand’ın Avrupa TV’lerinde g..]]> Sun, 16 Nov 2014 05:00:58 +0300 Toplumsal, bireysel dönüşümler ve sinema https://www.evrensel.net/yazi/72683/toplumsal-bireysel-donusumler-ve-sinema https://www.evrensel.net/yazi/72683/toplumsal-bireysel-donusumler-ve-sinema? Dünyada da, Türkiye’de de son 30-35 yıldır yaşanan toplumsal değişim-dönüşümler, sarsıntılar, altüst oluşlar olağan dışı bir seyir izledi. Çoğu zaman ne hızına ayak uydurabilmek olanaklı olmuştur ne de olan biteni anlayabilmek. Birçok toplumsal kesim hayatın dışında kalmış, akışa, gidişata müdahale edemez duruma düşmüştür. Temsiliyet ve etki gücünü, yeteneğini yitiren, yaşananları ‘doğru’ okuyamayan toplumsal yapılanmalar müdahil olmaktan çok ‘izleyici’ olma durumunda kaldı. Bu süreçte yaşanan toplumsal yükselişlerin çoğu ‘kendiliğinden’ oluşmuştur diyebiliriz. Elbette hayatın diyalektiği içinde toplumsal hafızanın, toplumsal bilinçaltının da yok sayılmaması gerekir. Yaşananlar kültür sanat alanına da yansır; doğrudan ya da dolaylı etkiler. Dünyada yenidünya düzeni olarak adlandırılan dönüşüm ve buna uygun yaşanan süreç; bizde de 12 Eylül darbesi dönüşümlerin, yeniden yapılandırmaların miladını oluşturur. Sinemanın bunalımlı yıllarına denk gelen bu ortamda sinema da payına düşeni a..]]> Sun, 09 Nov 2014 04:52:21 +0300 Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü https://www.evrensel.net/yazi/72632/devletin-ulkesi-ve-milletiyle-bolunmez-butunlugu https://www.evrensel.net/yazi/72632/devletin-ulkesi-ve-milletiyle-bolunmez-butunlugu? 51. Altın Portakal ödül törenine de yansıyan ‘Türk sineması mı? Türkiye sineması mı? tartışması bir adlandırma/kavramsallaştırma tartışması değildir yalnızca. Sinemaya, hayata bakıştaki duruşu, siyasi/ideolojik yaklaşımı içeren bir ayrışmayı da içerir. Uzak durma, kayda değer görmeme, sansür/otosansür v.b. ‘eski dönem Türk Sineması’na özgü durumlardı. Elbette koşulları göz ardı etmemek gerekir. Geçmiş yıllarda tabu sayılan birçok konu, yeni dönem Türkiye sinemasında yer alabildi. Hoşçakal Yarın (1998), Güz Sancısı (2008) gibi yıllar sonra beyazperdeye yansıyabilen yaşanmışlıklar gibi, tabu sayılan kimi konular kayda alınabiliyor. Sinemacının elini kolunu bağlayan, sinemanın tüm özgürlük alanlarını kısıtlayan, yok eden “Denetleme Kurulu” ve sansür Yeşilçam sinemasını daha başlangıç yıllarından itibaren cenderesine almış, ‘yerli’ sinemanın yanlış biçimlenmesine yol açmıştı. Hiçbir meslek grubunu eleştiremeyen, toplumsal sorunları dilediğince yansıtamayan, devletin tabu saydığı konul..]]> Sun, 02 Nov 2014 04:57:49 +0300 Faili meçhul, faili meşhur, faili devlet https://www.evrensel.net/yazi/72573/faili-mechul-faili-meshur-faili-devlet https://www.evrensel.net/yazi/72573/faili-mechul-faili-meshur-faili-devlet? Geçen haftaki yazımızda adı geçenlerin tamamı* ve orada adı geçmeyen fakat bildiğimiz daha onlarca isim, insanların kısaca ‘derin Devlet’ dedikleri altmış yıldır bu topraklarda kontrgerilla faaliyetleri yürüten özel harp yapılanmasının kadrolarını oluşturuyordu. Varlıklarıyla, yaptıklarıyla son derece sığ ve yüzeyde olan bu devlet yapılanmasının karanlık, kirli ilişkiler ağı ‘dokunulamayacak’ kadar derindeydi yalnızca. Susurlukta açığa çıkan yapılanmaya dokunmayan devletin, 17 Aralıkta açığa çıkan yolsuzluklar dosyasında adı geçenlere dokunmamasına, ilişkiler ağını karartmasına, iddiaları, davayı buharlaştırmasına şaşırmak abesle iştigal olur. Çalışanın, halkın parası asalakların, kan emicilerin, bu kirli yapılarda bal tutanların parmağına sunuluyor. PRESS: GAZETECİ OLMAK 1950’lerden bu yana yaşanan toplumsal dönüşümler, bu dönüşümler içinde özel harp yapılanmalarının kontrgerilla faaliyetleri ve bunların sinemaya, televizyon dizilerine yansımaları üzerine yaptığımız yolculukta..]]> Sun, 26 Oct 2014 06:00:56 +0300 Devlet, toplum ve sinema https://www.evrensel.net/yazi/72516/devlet-toplum-ve-sinema https://www.evrensel.net/yazi/72516/devlet-toplum-ve-sinema? 70’li yıllarda yaşanan siyasi cinayetlerin, suikastların, katliamların, faili meçhullerin arkasında Abdullah Çatlı’nın ve (Haluk Kırcı, M. Ali Ağca gibi arkadaşlarının da yer aldığı) ekibinin olduğunu kitaplara, araştırmalara, belgesellere ve iddianamelere yansıyan belgelerden öğreniyoruz. 12 Eylül’de yıllarca biat ve hizmet ettikleri, uğruna onlarca, yüzlerce insanı katlettikleri devletten, birdenbire ‘dışlanan evlat’ muamelesi gören ülkücü kadrolar büyük hayal kırıklığı ve savrulma yaşar. Kullanıldıklarını, hizmet ettikleri devletin işi bitince buruşturup attığını, düşünenlerden silaha, kabadayılığa aşina olanlarının bir kısmı mafyalaşma yolunu seçer. Çek-senetten, arazi işine kadar birçok alanda kısa sürede “ülkücü mafya” olarak nam salarlar; birçok insanın canını yakarlar. Çeteleşen, mafyalaşan ülküc&u..]]> Sun, 19 Oct 2014 00:16:49 +0400 Derin devlet, büyük reis, çetesi ve çetelesi https://www.evrensel.net/yazi/72461/derin-devlet-buyuk-reis-cetesi-ve-cetelesi https://www.evrensel.net/yazi/72461/derin-devlet-buyuk-reis-cetesi-ve-cetelesi? Başcumhurbaşkanı ve AKP iktidarı, ABD ‘ricasıyla’ IŞİD’in terör örgütü olduğunu söylemiş, örgütün saldırılarına karşı da Kobanê’nin düşmesine izin vermeyeceklerini açıklamıştı. Kent kuşatılıp saldırılar artarken ve olası katliama karşı direniş sürerken Türkiye’nin birçok kentinde de insanlar sokağa çıkmış destek eylemleri yapmaya başlamıştı. Gösterilerin olduğu kentlerde devletin polisinin yanı sıra ülkücüsünden, Hizbullahçısına elleri sopalı, silahlı organize kontra güçler sürüldü sokağa; saldırılarda 10’u aşkın insan öldürüldü. Ülkücü olduğu söylenen ve kışkırttıklarıyla binlerce kişiye ulaşan kalabalıklar HDP parti binalarını yaktı, yağmaladı, kuşattıkları binalarda mahsur kalanları öldürmekle tehdit etti. Bunları yaparken de ‘kelle kesen’ mas..]]> Sun, 12 Oct 2014 00:12:05 +0400 Vadim o kadar kanlıydı ki, kurt besledik https://www.evrensel.net/yazi/72417/vadim-o-kadar-kanliydi-ki-kurt-besledik https://www.evrensel.net/yazi/72417/vadim-o-kadar-kanliydi-ki-kurt-besledik? Hayatı kurtlar vadisine, bumerang cehennemine çeviren, sağır odalarda yazdıkları senaryoları hayatın her alanında uygulamaya sokan karanlık güçlerin yarattığı kanlı tarihin ve sinemaya, televizyon dizilerine yansıyan kurgu dünyasının izini sürüyoruz haftalardır. İlginçtir, “millici” güçlerin de inanarak bağlandıkları, yıllarca hizmet ettikleri “misyon”un çıkış noktası, 1952’de ordu içinde kurulan ve Özel Harp Dairesi’nin önceli olarak bilinen, NATO’ya bağlı Seferberlik Tetkik Kurulu’nun, (Türkiye gladyosu) ülkede “vatansever hücreler” oluşturmasıydı. Amerika’nın savaş örgütü NATO eliyle ‘Türk vatansever kuvvetler güç birliği’… O tarihten bu yana bu güçlerin iktidar savaşına tanıklık ediyoruz. Yukarıda filler savaşırken aşağıda çimenler eziliyor yıllardır...]]> Sun, 05 Oct 2014 09:10:31 +0400 Kurtlar şehirleri kuşattığında https://www.evrensel.net/yazi/72359/kurtlar-sehirleri-kusattiginda https://www.evrensel.net/yazi/72359/kurtlar-sehirleri-kusattiginda? 1968 özgürlük hareketinin güzel gülen devrimci öncülerindendi Taylan Özgür. Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve daha birçok yol arkadaşıyla birlikte hemen her eylemin içindeydi. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun kurucuları arasında yer aldı. Henüz 21 yaşında, 23 Eylül 1969’da İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Genel Kurulu’na katılmak için geldiği İstanbul’da Beyazıt Meydanı’nda arkadan vurularak katledildi. Bu satırları yazdığım gün, 68’in ilk faili meçhul cinayetinde öldürülen Taylan Özgür’ün 45. ölüm yıldönümüydü. Cinayetin katili açığa çıkarılmamış, kayıtlarda faili meçhul kalmış olsa da faili malum bir cinayetti. Talat Turhan yıllar sonra o malum adresi gösterir: Kontrgerilla. Katil, cinayetin tetikçisi, devlet tarafın..]]> Sun, 28 Sep 2014 00:09:08 +0400 Devlet ve teferruat https://www.evrensel.net/yazi/72311/devlet-ve-teferruat https://www.evrensel.net/yazi/72311/devlet-ve-teferruat? Öktem Bey: Bu kadarız işte; Bir sen bir de ben Gürkan: (istihbarat başkanı) Böyle devam edemeyiz. Kurum yeteri kadar saldırı altında. Kurum dışından bu işi çözmemiz gerek. Öktem Bey: Aynı şeyi mi düşünüyoruz? Gürkan: Bizimle bağlantısı kurulmayacak çok küçük ama bu davaya başını koyacak bir ekip kurmamız lazım. Sezonun merakla beklenen iddialı dizi filmi Reaksiyon bu diyalogla başladı. Behzat Ç. ile ‘hayran kitlesini’ katlayarak arttıran Erdal Beşikçioğlu’nu ve derin devlet öykülerini sevenleri ilk bölümüyle ekran başına çeken dizinin yönetmeni Güneydoğudan Öyküler Önce Vatan, Kurtlar Vadisi Pusu, Sağır Oda gibi televizyon dizilerinden bildiğimiz Onur Tan. Proje Tasarım ve Konsept Danışmanı Cüneyt Aysan ile proje danışmanlarından Bahadır Özdener, senaryo ekibinden Ozan Aksungur da Kurtlar Vadisi ekib..]]> Sun, 21 Sep 2014 07:34:03 +0400 Bereketli topraklar üzerinde https://www.evrensel.net/yazi/72253/bereketli-topraklar-uzerinde https://www.evrensel.net/yazi/72253/bereketli-topraklar-uzerinde? Ya olmalı insan, vermeli canını insan için yahut etmemeli kalabalık dünyamızda” demişti bereketli toprakların edebiyatçısı Orhan Kemal. Yalnızca edebiyatın ustası değildi Orhan Kemal; sinema için de çokça emek veren, yapıtları en çok sinemaya, televizyon dizilerine uyarlanan bir sinemacıydı da. “Çukurova’da bahar harikadır. Gök masmavi, kırmızı topraklar yemyeşildir! Çukurova’nın bereketli toprağına dört kilo çiğit at, seksen kilo kütlü, yani tohumlu pamuk versin!” cümleleriyle başlıyordu Bereketli Topraklar Üzerinde filmi. Filmin başrol oyuncularından biri de 9 Eylül’de andığımız Erkan Yücel’di. Hem sanat dünyasında hem gerçek hayattaki iki gerçek kahramanım Yılmaz ve Erkan Yücel bir yıl arayla aynı gün o güzel atlara binip gittiler. (Yılmaz Güney 9 Eylül 1984, Erkan Yücel 9 Eylü..]]> Sun, 14 Sep 2014 00:13:19 +0400 Vatan, millet, Sakarya https://www.evrensel.net/yazi/72207/vatan-millet-sakarya https://www.evrensel.net/yazi/72207/vatan-millet-sakarya? Salon filmlerinin romantik jönü Cüneyt Arkın, avantür-fantastik filmlerin başrollerinde de at binip kılıç sallarken bir yandan da toplumsal sorunlara duyarlı filmlerde kalp kazanıyordur. Karanlık, sağır odalarda kanlı senaryolar planlayan kurtlar konseyi, silahşörlerine başroller yazarken Malkoçoğlu’ndan ‘kanun koruyucu adalet savaşçısı ulusalcı komser Cemil’e dönüşen Cüneyt Arkın’a bu kez cehennem vadisinde figüran olmak düşüyordu. Güneş Ne Zaman Doğacak filminde oynamayı ‘millici’ duygularla mı, ekonomik ya da kıramayacağı ilişkiler nedeniyle mi kabul etmiştir bilemiyorum ama ‘Cüneyt Arkın Efsanesi’ne düşen bir kara leke olarak kalmıştır hep. 7 Nisan 1978’de Ankara’dan PTT aracılığıyla bombalı bir paket, Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na gönderilir. Hamit Fendoğlu gönderilen paketi açmış, patlama ..]]> Sun, 07 Sep 2014 08:50:08 +0400 Kurt dumanlı havayı sever https://www.evrensel.net/yazi/72154/kurt-dumanli-havayi-sever https://www.evrensel.net/yazi/72154/kurt-dumanli-havayi-sever? 60’ların ikinci yarısında toplumsal muhalefetin yükselmesi, sokağa çıkması egemen sınıfları rahatsız eder. Okullarda boykotlar, fabrikalarda grevler, köylerde toprak işgalleri yaygınlaşıyor, işçi ekmek, köylü toprak öğrenci demokratik lise/üniversite istiyordur. Toplumsal muhalefet ve demokrasi güçlerinin itirazlarını, taleplerini kitlesel olarak sokak, okul, fabrika gibi hayat alanlarında dile getirmesini engelleyemeyen devlet şiddete başvurur. Sonraki yıllarda Süleyman Demirel’in, “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz,” dediği sağcılar, milliyetçisiyle İslamcısıyla bir kontrgerilla örgütlenmesi olan Komünizmle Mücadele derneklerinde, Ülkü Ocakları’nda kümeleniyorlardır. Devletin militarist güçlerine Komünizmle Mücadele Derneği’nin başlattığı kanlı mirası devralan ve kamplarda eğitilen, komandolar diye anıla..]]> Sun, 31 Aug 2014 00:05:52 +0400 Bumerang Cehennemi’nden Kurtlar Konseyine https://www.evrensel.net/yazi/72105/bumerang-cehenneminden-kurtlar-konseyine https://www.evrensel.net/yazi/72105/bumerang-cehenneminden-kurtlar-konseyine? Cumhuriyet tarihi, toplumsal belleğe kazınan birçok acı olayı ve toplumsal dönüşümü barındırır. ‘Türk tarihi’ ve milli meselelerde milliyetçi hamaset filmleri üreten Yeşilçam; toplumun, ülkenin yolculuğunu etkileyen, belirleyen bu toplumsal olaylarla fazla ilgilenmez. Örneğin Rumların kendilerini güvende hissetmedikleri için, büyük göç dalgalarıyla ülkeden ayrılmasına sebep olan 6-7 Eylül 1955 olayları, sinemaya ancak 2009 yılında (Güz Sancısı) yansıyabilir. ‘68 kuşağının devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş ve arkadaşları Yusuf Arslan’la Hüseyin İnan’ın devlet güçlerince yakalandıktan sonra yargılanmaları, idamları ancak 1998 yılında bir filme (Hoşça kal Yarın) konu olabilir. Menderesli yıllarda yaşananlar da son yıllara kadar filmlere konu olmaz. Menderes iktidarı ile muhalefet arasındaki ilişkiler günden ..]]> Sun, 24 Aug 2014 00:02:30 +0400 Bumerang Cehennemi https://www.evrensel.net/yazi/72058/bumerang-cehennemi https://www.evrensel.net/yazi/72058/bumerang-cehennemi? Deli Yürek: Bumerang Cehennemi filminin galasında yönetmen Osman Sınav’a ‘Siz derin devletin sözcülüğünü mü yapıyorsunuz?’ diye sormuştum. Böyle bir soru beklemeyen yönetmen, ilk şaşkınlık sonrası “Ben aydınım, aydın sorumluluğumu yerine getiriyorum. Bunları göstermek görevim” diye yanıtlamıştı. Filmin oyuncularından Selçuk yöntem’e de oynadığı karakteri sormuştum “Bozo kimdir?” diyerek. Mealen “devletini, vatanını seven, sorumluluk hisseden ve durumdan vazife çıkaran, eski bir asker” yanıtını almıştım. Bu soruları sorduran, filmin öncülü ve Ömer Lütfi Mete-Osman Sınav birlikteliğiyle ortaya çıkan, Deli Yürek adıyla 4 sezon (113 bölüm) yayınlanan televizyon dizisiydi. 5 Ekim 1998’te başlayan dizi, 24 Haziran 2002 tarihinde sona eriyordu. Filmin (Deli Yürek: Bumerang Cehennemi) yapım tari..]]> Sun, 17 Aug 2014 09:15:16 +0400 Komser Cemil’den Behzat Ç.’ye https://www.evrensel.net/yazi/72009/komser-cemilden-behzat-cye https://www.evrensel.net/yazi/72009/komser-cemilden-behzat-cye? 60’lı yıllarda toplumsal muhalefetin, halkçı, Anadolucu, aydınlanmacı aydınların, sosyalist yapılanmaların bir kısmı Doğan Avcıoğlu’nun tezlerinin etkisindeydi. “Ordu-millet (buna ‘duruma’ göre polis de ekleniyordu) el ele milli cephede” sloganında özetlenebilen, bugün kendilerini ulusalcı-millici olarak tanımlayanların savunularında vücut bulan bu tezler Melih Gülgen-Cüneyt Arkın işbirliğiyle gerçekleştirilen üçlemenin de (Cemil-Adalet-Cemil Dönüyor) özünü/mesajını oluşturur. Doğan Avcıoğlu’na göre devrim asker-sivil Kemalist aydınların önderliğinde geniş bir devrimci cephe tarafında gerçekleştirilebilirdi. Ülkemizin sorunlarının köklü ve devrimci dönüşümlerle ve antiemperyalist mücadele temelinde üstesinden gelinebilirdi, mücadele ulusal temelde yükselmeliydi. Avcıoğlu, sosyalizmin yerel ve u..]]> Sun, 10 Aug 2014 00:03:45 +0400 Kirli Harry’den Komiser Cemil’e https://www.evrensel.net/yazi/71958/kirli-harryden-komiser-cemile https://www.evrensel.net/yazi/71958/kirli-harryden-komiser-cemile? Televizyonun kült dizisi Behzat Ç. furyası eserken hemen herkesin aklına gelen geçmişin iki kült kahramanı, iki isim vardı. Kirli Harry ve Komser Cemil. Biri Don Siegel’in yönettiği Dirty Harry filminin San Francisco Polis Müdürlüğünde görevli “nevi şahsına münhasır” polis müfettişi, Kirli Harry lakaplı Harry Callahan suretindeki Clint Eastwood, diğeri Melih Gülgen’in yönettiği Cemil filminin Komser Cemil’i Cüneyt Arkın. YIL 1971, KİRLİ HARRY GÖREV BAŞINDA Özgün adı Dirty Harry olan 1971 ABD yapımı polisiye gerilim filmi, Türkiye’de Kirli Adam adıyla gösterilmişti. Dirty Harry çok tutulup iş yapınca ve kısa sürede kült filme dönüşünce ardından dört “Kirli Harry” filmi daha gelir. Hepsinin de başrolünde Clint Eastwood vardır. Bu filmler Magnum Force (1973), The Enforcer (1976), Sud..]]> Sun, 03 Aug 2014 00:09:26 +0400 Dünyayı Kurtaran Adam Cüneyt Arkın efsanesi-3 https://www.evrensel.net/yazi/71912/dunyayi-kurtaran-adam-cuneyt-arkin-efsanesi-3 https://www.evrensel.net/yazi/71912/dunyayi-kurtaran-adam-cuneyt-arkin-efsanesi-3? Halit Refiğ gibi önemli bir yönetmenin Gurbet Kuşları gibi önemli bir filmiyle doktorluktan sinemaya geçiş yapıp Cüneyt Arkın’a dönüşen ve sonrasında “Adını Unutan” ve sinema efsanesine dönüşen adam ilk filmiyle aynı yıl (1964) on dört filmde oynar. Salon filmlerinin romantik jönü olmuştur. Sonrasında Medrano sirkinde at binmeyi, akrobatik hareketler yapmayı öğrenir. Yetmez karate çalışır, kavga, yüksek atlama çalışır, silah kullanır, kılıç kuşanır. Kişisel çabalarıyla yakışıklı ve romantik jönden bir başka Cüneyt Arkın daha yaratır. Artık avantür filmlerin de aranan, ‘en önemli’ yıldızı olma yolu da açılmıştır önünde. “Ben sinemaya başladığımda çok basit hareketler vardı. Biz o zaman parendeler attık, havalarda uçtuk. Biraz dinamizm getirdik sinemaya. O sıralarda Suat Yalaz’ın çi..]]> Sun, 27 Jul 2014 00:07:49 +0400 Cüneyt Arkın efsanesi 2 https://www.evrensel.net/yazi/71861/cuneyt-arkin-efsanesi-2 https://www.evrensel.net/yazi/71861/cuneyt-arkin-efsanesi-2? Çok yönlü sinemacılardandı Cüneyt Arkın. Öykücü, şair, senaryo yazarı, yönetmen, oyuncu... Farklı zamanlarda sohbet edebilme, söyleşi yapma olanağı bulmuştum Cüneyt Arkın’la. Sinema öncesi dönemde hikâye ve şiirler yazıyordur. Bu konuda kendini Cemal Süreya’nın ve İkinci Yeni’nin öğrencisi sayıyor. Söyleşilerimizden birinde şunları söylemişti: “Bozkırda büyüdüm, üç ay bostan bekçiliği yapardım. Çok uzaktan bir kara tren geçer, ona koşardım. Yalnızlığımı azaltacak bir şeydi o. Otlar, bozkır hayvanları, yıldızlar, güneş, kuşlar dostumdu. O bozkırın hüznü, kederi yalnızlığı insanın içini öylesine zenginleştiriyor ki, hissediyorsunuz, tefekküre dalıyorsunuz. Ben daha çok hikâye yazdığım için, şiirlerimi Erde Us adıyla yayınlıyordum. Varlık’ta epey çıktı.” ..]]> Sun, 20 Jul 2014 08:17:37 +0400 Cüneyt Arkın efsanesi https://www.evrensel.net/yazi/71805/cuneyt-arkin-efsanesi https://www.evrensel.net/yazi/71805/cuneyt-arkin-efsanesi? Başlığın açılımı oldukça uzun, kapsamı, içiriği çok geniş. Damgalı Adam, Yalnız Adam, Yarınsız Adam, Yıkılmayan adam, Asılacak Adam, Bitmeyen Adam, Sert Adam, Babaların Babası, Vatandaş Rıza, Gırgır Ali, Komiser Cemil, Komiser Kemal, Kanun Adamı ve bütün bunların toplamında Dünyayı Kurtaran Adam. Ve tabii ki Horasan’dan Gelen Bahadır, Kolsuz Kahraman, Malkoçoğlu, Alpaslan’ın Fedaisi Alpago, Hacı Murat, Malkoçoğlu, Ringo Kid, Yüzbaşı Kemal, Zengin ve Serseri, Hacı Murat, Köroğlu, Osmanlı Kartalı, Adsız Cengâver, Battal Gazi, Kara Murat, Kılıç Aslan, Korkusuz Cengâver, Altay’dan Gelen Yiğit, Kılıç Bey, Kartal Bey, Ölüm Savaşçısı ve bütün bunların toplamında ‘türün’ Son Savaşçı’sı. ADINI UNUTAN ADAM Kabalcı Yayınevi’nin sinema dizisinden 2001 yılında yayınlanan Cüneyt Arkın imzalı Adını Unuta..]]> Sun, 13 Jul 2014 07:25:31 +0400 Kötüyüm karanlığım biraz çirkinim https://www.evrensel.net/yazi/71747/kotuyum-karanligim-biraz-cirkinim https://www.evrensel.net/yazi/71747/kotuyum-karanligim-biraz-cirkinim? Bütün dünya egemen sinemaları “güzel yüzlü cici hanımefendiler”in, “yakışıklı beyefendilerin”, ‘esas kızlar’ın, ‘esas oğlanlar’ın, iyilerin, güçlülerin sinemasıydı. İyilerin ve güzellerin dünyasında “çirkin”e çok az yer olsa da kötü adamıyla, kötü kadınıyla “kötüler” çatışmanın önemli ayağı olarak hep var oldu. Sinema tarihinin kült filmlerinden, western klasiklerinden ‘İyi, Kötü, Çirkin’deki ‘çirkin’ Tuco karakteriyle efsaneleşen, sinema tarihinin unutulmaz kötü adalarından Eli Wallach geçtiğimiz günlerde 98 yaşında hayatını kaybetti. Oyunculuğa 15 yaşında tiyatroda başlayan ve sahnede oynamayı yıllarca sürdüren Wallach’ın, sinemadaki ilk rolü 1956’daki Elia Kazan’ın yönettiği ‘Bab..]]> Sun, 06 Jul 2014 00:08:34 +0400 Ulus sineması mı, ülke sineması mı? https://www.evrensel.net/yazi/71691/ulus-sinemasi-mi-ulke-sinemasi-mi https://www.evrensel.net/yazi/71691/ulus-sinemasi-mi-ulke-sinemasi-mi? Geçen haftaki yazımıza şu cümlelerle başlamıştık: “Yeşilçam “Türk Sineması”ydı; hep öyle adlandırıldı, anıldı. İlk dönemlerinde “yerli sinema” diye de tanımlandı uzunca bir süre. Filmler yerli film (Türk filmi)-yabancı film (ecnebi filmi) diye tanımlanırdı.” Siyasal-toplumsal alanda yaşanan kimlik tartışmaları kültürel alanda da kimlik üzerinden yeni tartışmaların yolunu açtı. Çeşitli alanlarda da ‘eski tartışmaları’ yeniden gündeme getirerek adlandırmalar, tanımlamalar, kavramsallaştırmalar üzerine söylenen yeni sözleri, kurulan yeni cümleleri gündeme taşıdı. Ulus sineması mı, ülke sineması mı? ‘TÜRK SİNEMASI’ MI ‘TÜRKİYE SİNEMASI’ MI? Kimlik, ulus, ‘ulus devlet’ üzerinden yürüyen tanımlama, kavramsallaştırma tartışmalarının sinema alanında da bir karşılı..]]> Sun, 29 Jun 2014 00:12:18 +0400 Adile Işıyan, Kirkor Nubar https://www.evrensel.net/yazi/71636/adile-isiyan-kirkor-nubar https://www.evrensel.net/yazi/71636/adile-isiyan-kirkor-nubar? Yeşilçam “Türk Sineması”ydı; hep öyle adlandırıldı, anıldı. İlk dönemlerinde “yerli sinema” diye de tanımlandı uzunca bir süre. Filmler yerli film (Türk filmi)-yabancı film (ecnebi filmi) diye tanımlanırdı. “Türk sineması” olmasına, Türk filmi üretmesine karşın başlangıcında oyuncularının önemli kısmı azınlıklardan oluşuyordu. Cumhuriyet öncesi döneminde Müslüman Türk kadınlarının filmlerde oynaması yasaktı. Bu nedenle ilk dönem Türk filmlerinde Ermeni, Rum, Beyaz Rus gibi gayrimüslim azınlıklardan kadın oyuncular rol alır. 1916 yılında çekilen Himmet Ağa’nın İzdivacı filminde oynayan Rozali Benliyan ve Lusi Avuşyak, Sedat Simavi’nin çektiği “Pençe”(1917) filminde oynayan Eliza Binemeciyan bu oyuncuların ilklerindendir. Onları Matmazel Blanche (Binnaz, 1919), Lydia Ley (Koruyan Ölü, 1917), Madam Kalit..]]> Sun, 22 Jun 2014 00:19:49 +0400 Kula kulluk edene yazıklar olsun https://www.evrensel.net/yazi/71584/kula-kulluk-edene-yaziklar-olsun https://www.evrensel.net/yazi/71584/kula-kulluk-edene-yaziklar-olsun? Önceki yazılarda ayrıntılı söz etmiştik; Lütfi Ö. Akad, Yılmaz Güney’le birlikte çalıştığı Hudutların Kanunu filminde Anadolu’nun güneydoğu yöresini ve kaçakçılık konusunu ele alır. Arkasından kan davası temasını işleyen Ana’yı ve düşman aşiret çatışması içinde gelişen bir aşk öyküsünü anlatan Kızılırmak-Karakoyun’u çeker. Bu üç film Anadolu Üçlemesi, Vesikalı Yârim, Kader Böyle İstedi ve Seninle Ölmek filmleri de Kent Üçlemesi olarak adlandırılır. Göç Üçlemesi de Gelin, Düğün, Diyet filmlerinden oluşur. Kadir Kesemen’in yapımcısı olduğu Kızılırmak-Karakoyun filminin müziğini yapan Orhan Gencebay’dır. Filmdeki şarkıları Sevim Şengül’le birlikte seslendirirler. Lütfi Akad’ın aynı yıl yönettiği Ana filminin müzik ekibinde de ..]]> Sun, 15 Jun 2014 09:17:15 +0400 Haziran’larda yaşamak https://www.evrensel.net/yazi/71522/haziranlarda-yasamak https://www.evrensel.net/yazi/71522/haziranlarda-yasamak? “Ben bir ozanım,/ mart’lı eylül’lü ülkemde,/ omzumda halkımın sesi,/ yüreğimde yıldızlar,/ şarkılar türküler söylerim.” demişti Onur Şenli, Selda’nın seslendirdiği Ben Bir Papatyayım adlı şiirinde. Dostoyevski bugünleri görse ‘yer üstünden notlar’ı da yazardı denir. “Orhan Kemal’in güzel anısına” armağan ettiği unutulmaz şiirinde “Haziran’da ölmek zor” diyen Hasan Hüseyin Korkmazgil de bugünleri görse başka ayları da ekler miydi Haziran’a ya da bu ülkede yaşamak, hayatta kalmak zor der miydi? Hasan Hüseyin’i yitirdiğimiz günden bu yana bu ülkede yaşamak, hayatta kalmak ölmekten daha zor artık. Haziran direnişinde yitirdiğimiz kardeşlerimizin yıl dönümünde onlarla birlikte bir kez daha Mayıs, Haziran kayıplarımızı da andık. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakk..]]> Sun, 08 Jun 2014 11:27:39 +0400 Yüreklerin kulakları sağır https://www.evrensel.net/yazi/71465/yureklerin-kulaklari-sagir https://www.evrensel.net/yazi/71465/yureklerin-kulaklari-sagir? Hava kurşun gibi ağır!/Bağır/bağır/bağır/bağırıyorum./Koşun/kurşun erit-/-meğe/çağırıyorum” demişti Nazım usta 1930 tarihli Kerem Gibi şiirinde. Bugünleri söyler gibi; “Deeeert/çok,/hemdert yok/Yürek/lerin/kulak/ları/sağır/ Hava kurşun gibi ağır” SERİ KATİL Sungur Savran, geçtiğimiz günlerde Soma katliamı üzerine katıldığı bir televizyon programında “bu hükümet seri katil” demişti. Son yıllardaki en doğru tanımlamalardan biriydi. Beki öncesinde de söyleyen olmuştur, bilmiyorum. Ender İmrek’in Evrensel’de “Her gün kan akıyor. Her gün yeni canlar kaybediyoruz. Maden işçilerinin tüm ülkeyi saran matemi soğumadan, yeni bir polis cinayetiyle sarsıldık.” diye başladığı yazısının başlığı da “İktidar seri katile döndü” idi. Öldürücü/öldüren kadar, ölüme sebep olanın da kat..]]> Sun, 01 Jun 2014 00:36:39 +0400 Madencinin çığlığı ve yer üstünden notlar https://www.evrensel.net/yazi/71415/madencinin-cigligi-ve-yer-ustunden-notlar https://www.evrensel.net/yazi/71415/madencinin-cigligi-ve-yer-ustunden-notlar? Madencinin çığlığı hiç kesilmedi bu ülkede. Maden ocaklarında yaşanan iş cinayetleri, göçükler, patlamalar on yıllardır kapanmayan, hep kanayan bir yara olarak bugün de can yakıyor, can alıyor. Soma’da yalnızca ülkemizin değil, dünyanın en büyük maden facialarından birini yaşadık. Soma’da yaşanan iş cinayetinin çok ötesindeydi; bir emekçi katliamıydı. Umutsuz bekleyiş sürerken hayatını kaybeden maden işçilerinin sayısı her saat artıyor, yüzlerce işçi de yerin altında kurtarılmayı bekliyor, öfke ve isyan bütün ülkeye yayılıyordu. AKP iktidarı yine bildiğini okuyor, felaketi örtbas etmek için provokasyon peşinde koşuyor, acılı halkın karşısına devlet terörüyle çıkıyordu. Bu kez bizzat RTE de sahaya inip insanları tokatlıyor, yumrukluyor, korumalarına dövdürüyordu. MADENCİNİN ÇIĞLIĞI İktidar..]]> Sun, 25 May 2014 08:37:47 +0400 Fatmagül’lerin çığlığı ve kirlenen insanlık https://www.evrensel.net/yazi/71349/fatmagullerin-cigligi-ve-kirlenen-insanlik https://www.evrensel.net/yazi/71349/fatmagullerin-cigligi-ve-kirlenen-insanlik? Cinsiyetinin belli olduğu, doğduğu anda başlıyor kadının “yazgısı”. Yazgı sözün gelişi. İnsan marifetiyle belirlenen, kirletilen geleceği diyelim. Hayatı boyunca taşımak zorunda kalacağı, taşıyamayacağı kadar ağır yük doğduğu anda, içine doğduğu erkek dünyası tarafından yüklenir kadına. En ağırı da içini/içeriğini kendilerinin (erkek egemen sistemin) doldurduğu, sınırlarını kendilerinin belirlediği ve sonradan yine kendi elleriyle “kirletecekleri” namus yükü. Kirlenmek, kirletmek vb. de erkek dünyasının kavramları. Kadının payına düşen ‘kirletilmişlik’ duygusuyla ağır bedeller ödeyerek, paramparça edilmiş bir ruh dünyası ve kuşatılmışlıklarla sürdüreceği bir hayat. Oysa kirlenen yalnızca insanlık. Kız çocuğu, erkek çocuk ya da yetişkin kadın demeden uygulanan cinsel şiddet, taciz, tecavüz gibi yüz kızartıcı insanlık suçu kadı..]]> Sun, 18 May 2014 00:34:05 +0400 İffet ya da can kırıkları https://www.evrensel.net/yazi/71290/iffet-ya-da-can-kiriklari https://www.evrensel.net/yazi/71290/iffet-ya-da-can-kiriklari? Fatmagül’ler, İffetler, “kadının namusu” ya da can kırıkları… ‘Tecavüze uğrayan da aklanmak zorunda kalan da sensin’ başlıklı yazımızda kadına yönelik şiddetin, cinayetlerin, taciz ve tecavüzlerin ürkütücü rakamlarını vermiştik. Tecavüze uğrayanların yüzde 50’si 18 yaş altında. Bunların yüzde 90’ını kız, yüzde 10’unu erkek çocukları oluşturuyor. Her türlü şiddetten, işkenceden çok daha ağır, daha acımasız, yalnızca fiziksel zarar vermekle sınırlı olmayan, insanın ruh dünyasını da hayatını da paramparça eden bir insanlık ayıbı, insanlık suçudur tecavüz. Dün de bugün de cinsel saldırılara, taciz ve tecavüze karşı önlem alması gereken devlet bu insanlık suçuna ortaktır. Bu suç ortaklığında medyanın payı da büyüktür. Geçen yılın verilerine göre cinsel saldı..]]> Sun, 11 May 2014 06:37:24 +0400 Darağacında çoğalmak: Aşk olsun size https://www.evrensel.net/yazi/71240/daragacinda-cogalmak-ask-olsun-size https://www.evrensel.net/yazi/71240/daragacinda-cogalmak-ask-olsun-size? Herkes ona kısaca ‘Bizim Deniz’ der; tıpkı Ernesto Che Guevara’ya kısaca Che dendiği gibi. Can Yücel hepimizin bildiği, bestelenip birçok sanatçı tarafından şarkılarda dillendirilen Mare Nostrum adlı şiirinde “En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de Devrim,/ O, onun en güzel yüz metresini koştu” demişti. Deniz Gezmiş mücadele ederken de, o yüz metreyi koşarken de, idama giderken de yalnız değildi. Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve onlarca yoldaşı, yol arkadaşı vardı. İdama da Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’la birlikte gitti. Onlar darağacına yürürken ölüme değil geleceğe, çoğalmaya yürüyorlardı. İlkokul öncesine uzanan anılarımı, bugün unutulmuş, adı bile anımsanmayan oyunlar kaplıyordu. Saklambaç, köşe kapmaca, mendil kapmaca, yakar top, istop, aç kapıyı bezirgân başı… Yaşımız ilerledikçe uzuneşek, isim şehir,..]]> Sun, 04 May 2014 06:57:41 +0400 Tecavüze uğrayan da aklanmak zorunda kalan da sensin https://www.evrensel.net/yazi/71184/tecavuze-ugrayan-da-aklanmak-zorunda-kalan-da-sensin https://www.evrensel.net/yazi/71184/tecavuze-ugrayan-da-aklanmak-zorunda-kalan-da-sensin? Niye kabul görmeyi bekleyen ben oluyorum ki, niye başımı eğeyim? Niye böyle bir mücadele vermek zorunda olayım? Benim ne yaşadığımdan haberleri yok. Uzaktan insanların acısını izlemek bu kadar mı kolay geliyor? Hepsi beni kendinde yargılıyor, benim hakkımda kendi karar veriyor. Bir ben değilim tabii, onu da biliyorum. Benim durumumda birçok kız çevresinden aynı tavrı görüyor. Çektiğimiz yetmez gibi bir de böyle acıtıyorlar canımızı.” Fatmagül’ün Suçu Ne dizisinde tecavüze uğradıktan sonra her yerde olduğu gibi yeni taşındıkları mahallede de dışlanan, psikolojik ve fiili taciz-şiddet gören Fatmagül, “Hepsi teker teker gelecek Fatmagül, göreceksin. Bak Esma bir tane tabakla geldi, yarın başka biri bir saksı çiçek alacak eline, başka biri kurabiye getirecek, biri kolonya. Hiç getirmeyen gülümsemesini getirecek.” diye moral destek olmaya..]]> Sun, 27 Apr 2014 08:26:31 +0400 Büyümez ölü çocuklar https://www.evrensel.net/yazi/71124/buyumez-olu-cocuklar https://www.evrensel.net/yazi/71124/buyumez-olu-cocuklar? Arabalı vapurdan denize araç düştü: 3 yaşındaki çocuk öldü.” Sirkeci’de arabalı vapura binen bir araç denize düştü. Araçta bulunan 4 kişi yaralı olarak denizden çıkarıldı. Yaralılardan 3 yaşındaki Ece Su Yılmaz hastanede yaşamını kaybetti. - “4 yaşındaki Yusuf derede boğuldu.” Van’da 4 yaşındaki Yusuf Baysal’ın evlerinin önünden geçen dere kenarında oynarken kaybolduğunu fark eden ailesi polise haber verdi. Minik Yusuf’un cesedi, 3 saat sonra derenin Van Gölü’ne döküldüğü bölgeye yakın bir alanda bulundu. - “9 yaşındaki Mert’in cesedi bulundu.” Kars’ta babasına yemek götürmek üzere evden çıkan 9 yaşındaki Mert Aydın’dan bir daha haber alınamadı. Polise, Karadağ Çöplüğü’nde bir çocuk cesedi bulunduğu ihbarı yapıldı. Buluna..]]> Sun, 20 Apr 2014 00:10:48 +0400 Charlie Chaplin sinemadır https://www.evrensel.net/yazi/71073/charlie-chaplin-sinemadir https://www.evrensel.net/yazi/71073/charlie-chaplin-sinemadir? Batı cephesinde değişen bir şey yok. Sinema dendiğinde akla gelen ilk isim olan Charlie Chaplin’le ilgili akla ziyan (aslında bildik) başlıklarla haberler yapıldı. Farklı başlıkları olsa da tek kaynaktan üretilip çoğaltılan ve ‘tümünde aynen’ yayınlanan haber, “Charlie Chaplin ile ilgili yazılan bir biyografi şok etkisi yarattı. İddiaya göre Charlie Chaplin seks düşkünü bir adamdı ve hayatı boyunca 2 bin kadınla birlikte oldu.” cümlelerini içeriyordu. Kendi değerlerimiz üzerinden son 30-35 yıldır alışkın olduğumuz bu itibarsızlaştırma haberinin hiçbir haber değeri yoktu aslında. Yeni bir bilgi yoktu. İnternette ki ya da yazılı kaynaklardaki Charlie Chaplin biyografilerine, özgeçmişine bakan herkesin göreceği bilgilerin ‘sansasyonel’ biçimde yeniden sunumundan ibaretti haber. Yayınlayacak reyting arttırıcı ‘Şarlo seks kasetleri-tapeleri&rsqu..]]> Sun, 13 Apr 2014 07:14:17 +0400 Uzun ince bir yol https://www.evrensel.net/yazi/71018/uzun-ince-bir-yol https://www.evrensel.net/yazi/71018/uzun-ince-bir-yol? Ben giderim adım kalır/ Dostlar beni hatırlasın” demişti halk ozanı Âşık Veysel. Hiç unutulmadı elbette, dostları da, sevenleri de hep hatırladı büyük ozanı; türküleri dilden dile dolaştı. Geçtiğimiz günlerde (21 Mart) ölüm yıldönümüydü. Hararetli, gergin seçim kampanyaları, havada uçuşan tapeler vs. arasında sosyal paylaşım ağlarında Âşık Veysel’i anan paylaşımlar yapıldı. Aynı günlerde Âşık Veysel’in hayatı beyaz perdeye taşınıyor” haberi yer aldı gazetelerde. Filmin adı; Uzun İnce Yol. Hayat hepimiz için böyleydi. İlk gençlik yıllarımda Deniz’lere, Mahir’lere, İbrahim’lere yakılan türküler, ağıtlar dışında en çok Enternasyonal ve Avusturya İşçi Marşı söylenirdi bulunduğum ortamlarda. “Hayat denilen kavgaya girdik, çelik adımlarla yürüyoruz.” Yolculuğumuz s&..]]> Sun, 06 Apr 2014 08:06:58 +0400 Ah Güzel İstanbul! https://www.evrensel.net/yazi/70960/ah-guzel-istanbul https://www.evrensel.net/yazi/70960/ah-guzel-istanbul? Bedri Rahmi Eyüboğlu İstanbul Destanı şiirinde "İstanbul deyince aklıma martı gelir/ Yarısı gümüş, yarısı köpük/ Yarısı balık yarısı kuş/ İstanbul deyince aklıma bir masal gelir/ Bir varmış, bir yokmuş" demişti. Can Yücel de "bana bir varmış de/ bir varmış, bir yokmuş deme/ içime dokunuyor" diyordu. Geçtiğimiz hafta Evrensel'de Edebiyatımızın iki önemli ismi değerli Adnan Özyalçıner ve Sennur Sezer'in Yok Olan İstanbul yazı dizisinin başlayacağını duyuran anonsu gördüğümde, girişte alıntıladığım şiirleri/dizeleri anımsadım. Bir de Yeşilçam filmlerinde bir belgesel gibi izlediğimiz fondaki İstanbul'u ve Sadri Alışık'lı, Ayla Algan'lı Ah Güzel İstanbul filmini. Çocukluğumun İstanbul'unu anımsadım, bir de bugününü düşündüm; içime dokundu. Hayatın henüz böylesine kirletilmediği, mahalle kültürünün, komşu..]]> Sun, 30 Mar 2014 08:14:31 +0400 Devlet dersinde öldürülmüştür https://www.evrensel.net/yazi/70900/devlet-dersinde-oldurulmustur https://www.evrensel.net/yazi/70900/devlet-dersinde-oldurulmustur? Lafa da bakıyoruz icraata da. Lafın da icraatların da sahibi aynı adam. ‘Adam’ lafın gelişi, ağız alışkanlığı. Sözünü ettiğimiz ölüme de ölüye de, çocukları öldürülmüş annelere, babalara da saygısı, sevgisi olmayan, vicdanını yitirmiş bir muktedir; bir diktatör. Lafa bakıyoruz, “biz sizi seviyoruz yaratandan dolayı” diyor sonra hem lafa hem icraata bakıyoruz meydanlara topladığı sessiz yığınlara hakaret ettiği acılı insanları yuhalatıyor. Rakiplerine “senin çocuğun yok anlamazsın” diyor, kendi çocukları var da ne oluyor? Çocuklarına hırsızlık yaptırıp halkın çocuklarını da öldürtüyor. 14’ünde bir fidandı Berkin Elvan. Saflığın, masumiyetin, umudun, direncin simgesiydi. Acılı hikâyesini biliyorsunuz. Devlet teröründe insan öldürmekten sabıkalı polis ordusunun sıktığı gaz bombasının fişeğiyle vuruldu. 2..]]> Sun, 23 Mar 2014 06:48:39 +0400 İnsanı değiştirmezse aşk neye yarar https://www.evrensel.net/yazi/70845/insani-degistirmezse-ask-neye-yarar https://www.evrensel.net/yazi/70845/insani-degistirmezse-ask-neye-yarar? Metin Erksan ustanın Sevmek Zamanı bilmeyen yoktur. Birçok sinema yakın çevresinden arkadaşın evinde, ofisinde afişi asılıdır bu kült filmin. ‘Yerli film’ sevip de izlemeyeni yoktur sanırım. Gazetelerde, dergilerde, sosyal paylaşım ağlarında filmin fotoğrafları, çarpıcı replikleri paylaşılır yıllardır. Ustası Mustafa’yla birlikte boyacılık yapan, boyamaya girdiği evin duvarında asılı kadın resmine âşık olan Halil’in ve resmin aslı Meral’in öyküsüdür anlatılan. Bir ‘surete âşık olma’ öyküsü. Adada badana boyama işi yapan Halil ustasıyla birlikte gittikleri köşkte duvarda asılı kadın resmine tutulur. Her gün boş köşke giderek resmi seyreder. Bir gün köşk sahibinin kızı, fotoğrafın aslı olan Meral köşke gelir ve resmini seyreden Halil’i görür. Sonrasında Halil’in kendisine âşık olduğunu düşünen Meral ..]]> Sun, 16 Mar 2014 06:28:54 +0400 Kendine ait bir cüzdan, gelir, bütçe https://www.evrensel.net/yazi/70789/kendine-ait-bir-cuzdan-gelir-butce https://www.evrensel.net/yazi/70789/kendine-ait-bir-cuzdan-gelir-butce? İktidar her yerde. İktidar kavramı, yaygın kullanıldığı (ve sanıldığı) gibi yalnızca siyasal iktidarı işaret eden bir kavram değil. Yine çok yaygın kullandığımız gibi yalnızca erkeğin (kadın üzerindeki) cinsiyet alanındaki iktidarıyla da sınırlı değil. Herkesin bir diğerine devlet olmaya kalktığı günümüzde, ‘küçük devletler’, güç ve baskı alanları oluşturan iktidar biçimleri, alanları da var. Egemen ulusun aynı devlet içinde ya da diğer egemenlik alanları üzerindeki uluslar üzerinde kurduğu baskı/iktidar; inançlar alanında, cinsiyetler üzerinde oluşturulan iktidar… Yaşam biçimlerine karşı da iktidar/lar oluşturuluyor; gündelik hayat içinde de sistemin beslendiği farklı iktidar biçimleri var. Örneğin güzelin çirkin, güçlünün güçsüz, zayıfın şişman, uzunun kısa, heteroseksüelin farklı cin..]]> Sun, 09 Mar 2014 08:17:26 +0400 İktidar ve sokağın sanatı https://www.evrensel.net/yazi/70729/iktidar-ve-sokagin-sanati https://www.evrensel.net/yazi/70729/iktidar-ve-sokagin-sanati? İktidar, yolunda, devlet katında beraber yürüyüp, aynı şarkıyı söyleyenler, musluk akarken beraber ıslanıyorlardı yağan yağmurda. İktidar olan akapeli-cemaatli devlet koalisyonu, her türden ‘akar musluk romantizmi’ yaşarken ülke insanlarına da kan kusturuyordu. Bastıkları, el attıkları yerde ot bitmiyordu Telekulak bütün ülkeyi sararken “çetelerle”, “terör örgütleriyle” mücadele ediyoruz, darbecileri yargılayacağız söylemleri bazı çevrelere ‘güzel’ gelmişti. İkinci 12 Eylül, (referandumu) geniş yelpazeli “evet” desteğiyle 12 Eylül faşizminin, 12 Eylül sürdürücülüğünün, devleti (eksik parçaları tamamlayarak) bütün kurumlarıyla ele geçirmenin yolunu açıyordu. O süreçte RTE’de, “evet” desteği veren güçler de bu ..]]> Sun, 02 Mar 2014 07:20:54 +0400 Üçlemeler https://www.evrensel.net/yazi/70663/uclemeler https://www.evrensel.net/yazi/70663/uclemeler? Eyvah Eyvah da seriye dönüştü, 3’ledi. Tabi, üçleme ya da seri ve devam filmi ayrı şeyler. Her üçleme seriye dönüşmediği gibi seri filmlerin de üçleme olması söz konusu olmaz. Dünya sinemasında da, bizde de “üçleme diye tanımlanan filmler yapılmıştır. Yönetmenin birbiriyle bir biçimiyle bağlantılı çektiği üçlü film grubu için kullanılan bu tanımlama içine bağlantısız filmlerin de dâhil edildiği olmuştur. Tematik bir bütünlüğe sahip üçlemeler olduğu gibi, konuları birbirinden tamamen farklı üçlemeler de var. Üçleme olarak tanımlanan filmlerin çoğu aynı yönetmene aittir ve bir kısmı yönetmenin adıyla da anılır. Az sayıda da olsa yönetmenleri farklı üçlemeler de vardır. Dizi filmler benzeri devamlılık içeren üçlemeler olduğu gib..]]> Sun, 23 Feb 2014 00:08:34 +0400 Uğur Yücel: Zaman dışı olma hali https://www.evrensel.net/yazi/70610/ugur-yucel-zaman-disi-olma-hali https://www.evrensel.net/yazi/70610/ugur-yucel-zaman-disi-olma-hali? Kendisine sorulduğunda “ben hiçbir şeyin doruğunda değilim” diyor ama o yaptığı her işin doruğunda. Duyduğu acıları sanata dönüştüren, sanat diliyle anlatan insan. Düz biyografilerde adının yanında oyuncusu, senarist ve yönetmen yazılı. Güncellediklerinde ya da gerçekten araştırdıklarında müzik ve yazı/edebiyat insanı olduğu da eklenecektir. Ne eklenirse eklensin, hangi tanım, sözcük, sıfat; yetersiz kalacaktır. Yazıyı düşünmeye başladığımda tanımlayacak bir başlık bulamadım örneğin. Uğur Yücel’den söz ediyorum. Hep sahici, hep ortada, hep kendisi. Hep rüyada gibi ama hep hayatın da sanatında içinde. Rüyada gibi, çünkü yaratıcılık ona göre; “insanın kendisiyle şakalaşması gibi. Kurcaladıkça kapılar açılıyor. İnsan, kendi de şaşıyor gördüklerine. Rüya görmek gibi.” Yolculuğu kendisinedir aslında a..]]> Sun, 16 Feb 2014 07:04:35 +0400 Yeşilçam hatırası https://www.evrensel.net/yazi/70544/yesilcam-hatirasi https://www.evrensel.net/yazi/70544/yesilcam-hatirasi? Sabaha karşı uyanmış, televizyonlarda gece yarısından sonra gösterilen Yeşilçam filmlerinden birini izliyordum. 2000’li yılların başıydı. Bir zamanlar çok ünlü olan ses sanatçısı esas kız ‘film icabı’ şöhretini yitirmiş, küçük pavyonlarda çalışmaya başlamış, cinnetini alkolde yaşayan, ‘düşkün’ bir sanatçıya dönüşmüştü. Aşkını hâlâ koruyan esas oğlan, O’nu o hayattan kurtarıp eski günlerine döndürmeye çalışıyordu. Birden esas oğlanın ağzından, bu isteğe direnen, artık tükendiğini düşünen esas kıza söylediği o büyülü cümle döküldü: Sen hâlâ o büyük yıldızsın. Bu cümle, Yeşilçam Hatırası’nı oluşturmaya başladığım günlerde, bir ışık olmuştu. 2003 yılında, Akşam gazetesinin haftalık sinema eki olarak yayınlanmaya başl..]]> Sun, 09 Feb 2014 06:44:40 +0400 Mülksüz ve çıplak https://www.evrensel.net/yazi/70486/mulksuz-ve-ciplak https://www.evrensel.net/yazi/70486/mulksuz-ve-ciplak? Ocak 1999’da yayınlamıştık UÇ adını verdiğimiz derginin ilk sayısını. ‘Edebiyat ağırlıklı bir kültür-sanat dergisiydi’ Uç. Farklı, ‘aykırı’ tasarımıyla, içeriğiyle hemen dikkat çekmiş, kısa sürede “fanları”, takipçileri, katılımcıları oluşmuştu. Uç’ta yayınladığım yazıların üst başlığı ‘Mülksüz ve Çıplak’tı. Reddederek yaşamanın ‘kişisel serüveni… Anımsamalar, sayıklamalar, kırgınlıklar, kızgınlıklar, öfke… Kimi zaman ‘Bütün güzellikler ölüyordu’ oldu bu ‘edebi metin’lerin başlığı, kimi zaman ‘Yenilen kaybediyordu bu oyunda’ oldu, ya da ‘Bir varmış bir yokmuş’, ‘Kaçıncı kez’. Seçerek ve reddederek yaşamak. Uzun zamandır sağlığıyla ilgili olumsuz haberlerin yansıdığı Nejat İşler, geçtiğimiz günlerde fenal..]]> Sun, 02 Feb 2014 00:13:15 +0400 Bereketli toprakların sinemacıları https://www.evrensel.net/yazi/70425/bereketli-topraklarin-sinemacilari https://www.evrensel.net/yazi/70425/bereketli-topraklarin-sinemacilari? Çukurova’da bahar harikadır. Gök masmavi, kırmızı topraklar yemyeşildir. Çukurova’nın toprağına dört kilo çiğit at 80 kilo pamuk versin. Çukurova insanına peygamberler, kitaplar dolusu sabır, tevekkül ve kanaat getirmiştir. Allah hakkı! Ölseler bile ne! Öte dünya vardır. Kuş gibi uçup gideceklerdir cenneti âlâya. Cenneti âlâda yağdan, baldan dağlar; sütten ırmaklar...” Bu cümlelerle başlar Çukurova gerçeğinin anlatıldığı Bereketli Topraklar Üzerinde filmi. Seyhan ve Ceyhan’ın kucakladığı Adana, hayatın her alanında olduğu gibi sanat alanına da, sinemaya da cömert davranmış, bereketini esirgememiştir. Dadaloğlu’nun, Karacaoğlan’ın, Kul Halil’in ve edebiyatçısıyla, müzisyeniyle daha nice sanatçının yetiştiği topraklarda, sinemanın kaderini değiştirecek, ona güzellikler katacak güç..]]> Sun, 26 Jan 2014 00:10:06 +0400 Kuşlar toplanmış göçüyorlar https://www.evrensel.net/yazi/70366/kuslar-toplanmis-gocuyorlar https://www.evrensel.net/yazi/70366/kuslar-toplanmis-gocuyorlar? Yazının başlığı Cemal Süreya’dan. “Hayat kısa, kuşlar uçuyor” da demişti usta ve 9 Ocak 1990 yılında uçmuştu aramızdan sonsuzluğa. Üstelik giderken, “Ölüyorum tanrım /Bu da oldu işte./ Her ölüm erken ölümdür/ Biliyorum tanrım./ Ama, ayrıca, aldığın şu hayat/ Fena değildir/ Üstü kalsın...” demişti. 2013 yılında acı kayıplar yaşamış, kültür sanat dünyasından çok değerli insanlarımızı yitirmiştik arka arkaya. 2014 de acılarla, ölümlerle geldi; yaprak dökümü sürüyor. Her gün ölüm haberleri, her gün felaket. Her gün değerli bir kayıp. “Ölüm adın kalleş olsun.” Bazı ölümlerden haberimiz bile olamıyor. Örneğin pantomim sanatının öncüsü olarak kabul edilen Erdinç Dinçer 20 Ağustos 2013’te hayatını kaybetmiş; yeni öğreniyorum. 2013 ..]]> Sun, 19 Jan 2014 00:07:01 +0400 Güler misin korkar mısın? https://www.evrensel.net/yazi/70306/guler-misin-korkar-misin https://www.evrensel.net/yazi/70306/guler-misin-korkar-misin? İnsanın kendi şeytanıyla yüzleşmesinden bahsediyordu ya, yani korkularımız.” Tür sineması zordur, iki türü iç içe yapmak daha da zor. Orçun Benli’nin, korku ile komedinin iç içe olduğu fantastik filmi Gulyabani 28 Şubat’ta gösterime giriyor. Gulyabani’nin başrollerinde Deniz Uğur, Ceyda Ateş, Didem Balçın ve Melike Öcalan’ın yanı sıra Perihan Savaş ve Cüneyt Arkın yer alıyor. Dört kadın, fantastik bir filmin senaryosunu yazmak üzere korku dolu bir ormanda yer alan av evine gider. Dört güzel Kadın, atmosferi soluyup mekânı keşfetmeye çalışırken, peş peşe beklenmedik olaylarla karşılaşırlar ve kendi korkuları ile yüzleşmek zorunda kalırlar. İlk olarak Süt Kardeşler filmi ile sinemada boy gösteren Gulyabani, bu sefer hem korkutacak hem de güldürecek. Yönetmen Orçun Benli, “ülkenin ilk korku kara..]]> Sun, 12 Jan 2014 00:09:10 +0400 Umumi terbiyeye ve ahlaka mugayir https://www.evrensel.net/yazi/70245/umumi-terbiyeye-ve-ahlaka-mugayir https://www.evrensel.net/yazi/70245/umumi-terbiyeye-ve-ahlaka-mugayir? Yazının başlığını ‘kamu düzeni’ ve ‘genel ahlaka’ aykırılık olarak tercüme edip, ‘sinemaya devlet desteğine ahlak kriteri (sansür)’ diye de okuyabilirsiniz. Geçtiğimiz günlerde Evrensel’e “Sinemaya da ahlak kriteri geldi” başlığıyla bir haber yansıdı. “Özel tiyatrolara destek için ‘genel ahlak kurallarına uygun’ oyun sergileme şartı getiren Kültür ve Turizm Bakanlığı, benzer bir kriteri sinema filmleri için de uygulamaya koydu” bilgisinin olduğu haberin girişinde şu cümleler yer alıyordu: “Sinema Filmlerinin Desteklenmesi yönetmeliğinde yapılan değişikliğe göre, destek verilen sinema filmlerinin, ‘+18’ ibareli olması durumunda bakanlık filme sağladığı desteği geri alacak.” Ayrıca yönetmelik değişikliğine göre, destek alan sinema filmleri, mutlaka Türkiye’de vizyona girmek zorunda olacak. Y..]]> Sun, 05 Jan 2014 07:13:21 +0400 Deprem ve zulüm https://www.evrensel.net/yazi/70115/deprem-ve-zulum https://www.evrensel.net/yazi/70115/deprem-ve-zulum? 23 Ekim 2011 tarihinden bugüne (22 Aralık 2013) dek kaç saat, kaç gün, kaç hafta, kaç ay geçti ey devlet! Van o günden bu yana üşüyor. Vanlı depremzedeler ölüme terk edildi. Başta barınma olmak üzere hiçbir ihtiyacının karşılanmadığı depremzedeler yerleştirildikleri konteynırlardan çıkarılmak isteniyor, elektrikleri kesiliyor. Depremzedelerin kaldığı çadırlarda yangınlar çıkıyor, insanlar yangınlarda ölüyor; kış koşullarında çocuklar donarak ölüyor. Yangından, soğuktan kurtulan açlıktan ölüyor. Haftalardır açlık grevinde olan ve yaklaşık 4 aydır elektriksiz yaşam mücadelesi veren depremzedeler, konteynırlara yeniden elektrik bağlanması için yaptığı girişimlerin de Valilik tarafından engellendiğini söylüyor. Konteynırları kaplayan kar ve soğuk hava nedeniyle zor günler yaşayan depremzede bir anne "..]]> Sun, 22 Dec 2013 07:08:55 +0400 Masaldan gerçeğe otomobiller ve yıldızlar https://www.evrensel.net/yazi/70051/masaldan-gercege-otomobiller-ve-yildizlar https://www.evrensel.net/yazi/70051/masaldan-gercege-otomobiller-ve-yildizlar? Klasik otomobil sevdası Yeşilçam sedasıyla birleşince masal gerçeğe dönüşebiliyor. Masal gibi yıllarda Yeşilçam filmleri hayatla paralel kurgu gibi akıyordu düş bahçesi sinemaların beyazperdesinden bizlere. Hayat tüm hızıyla akarken Yeşilçam filmlerinde bir masala dönüşüyordu. 1950’li ve 1960’lı yıllar siyasal-ekonomik ve kültürel alanlarda köklü değişimlerin, gelişmelerin yaşandığı yıllardır. Bu, kaçınılmaz olarak sinemaya, izlediğimiz filmlere de yansır. Büyük kentlerde hayatımıza giren yenilikleri, örneğin büyük kentlerin caddelerinde çoğalan lüks otomobilleri, dolmuşları, onların etrafında yaşanan hayatları taşrada yaşayanlar önce filmlerde görüyordu. Yeşilçam döneminde esas kızlar, esas oğlanlar birer yıldıza dönüşür. Kimi Şoför Nebahat olarak iz bırakır, kimi Küçü..]]> Sun, 15 Dec 2013 07:15:26 +0400 Sanat hayattır, hayat sokakta https://www.evrensel.net/yazi/69994/sanat-hayattir-hayat-sokakta https://www.evrensel.net/yazi/69994/sanat-hayattir-hayat-sokakta? 33 yıldır süren Eylülist yıllar ve bugünkü sürdürücüsü AKP iktidarının devlet zulmü, halk düşmanı neo-liberal yönetimi, insanların özel hayatına müdahaleye kadar uzanan faşist uygulamaları halkın isyanıyla karşılık bulmuştu Gezi sürecinde. Cumhuriyet tarihi boyunca hükümetler, yönetenler değişse de, iktidarda ister sivil giyimliler ister üniformalılar olsun devlet zulmü değişmedi. Dün Sabahattin Ali’ye Nazım Hikmet’e, Ruhi Su’ya, Yılmaz Güney’e, Erkan Yücel’e ve daha birçok sanatçıya, aydına yönelen her türden devlet şiddeti bugün de birçok sanatçıyı hedef alıyor, arkadaşlarımıza yöneliyor; özgürlüklerini yok etmekle tehdit ediyor. İzmir Yenikapı Tiyatrosu’nun iki emekçisi Nazlı ve Orçun Masatçı kardeşler(imiz) de bu devlet şiddetinin, saldırısı..]]> Sun, 08 Dec 2013 07:33:49 +0400 Zalim, acımasız, ürkütücü https://www.evrensel.net/yazi/69939/zalim-acimasiz-urkutucu https://www.evrensel.net/yazi/69939/zalim-acimasiz-urkutucu? Yeşilçam’ın iyi kalpli fakat film icabı kötü adamları, tüm tepkilere rağmen sinemanın yıldızları, başrol oyuncuları kadar ilgi çekmiş, sevilmiştir hep. En tanınan, bilinen yüzlerdir “kötü adam”lar, kolay kolay unutulmazlar. Çoğunun rekor sayıda filmi vardır. Hangi filmi izleseniz bu yüzlerden birini mutlaka görürsünüz. Film gibi hayat öyküsü vardır her birinin fakat filmlere yansıyan suretlerindeki gibi kötü değildir kalpleri gerçekte. Yeşilçam’ın kötü adamlarının hepsi film icabı çok kötüdür, çok zalimdir, acımasızdır, ürkütücüdür. Öylesine başarılıdırlar ki rollerinde seyirci onların ve filmde izlediklerinin gerçek olduğuna inanır. Perdeden bize yansıyan görüntülerde ölümsüzleşen öyle roller ve oyuncular vardır ki kötün&u..]]> Sun, 01 Dec 2013 07:48:31 +0400 Film icabı kötü adamlar ve Sütçü https://www.evrensel.net/yazi/69884/film-icabi-kotu-adamlar-ve-sutcu https://www.evrensel.net/yazi/69884/film-icabi-kotu-adamlar-ve-sutcu? Neredeyse her mahallede bir yazlık sinema olduğu yıllarda hayat öylesine saftı ki, insanlar beyazperdede gördüklerinin sahici olduğuna inanabiliyorlardı. İzledikleri filmlerdeki esas kızlarla, esas oğlanlarla konuşmaya çalışıyor, kötü adamları yuhalıyor, iyileri alkışlıyorlardı. Oysa her şey film icabıydı. Film icabı çekilen görüntülerden beyazperdeye yansıyanlar, yıllarca insanları büyüledi. İyiler alkışlarla ödüllendiriliyor, kötüler atılan taşlarla cezalandırılıyorlardı. Kendisine taş atan seyircisine “atın atın, siz bana taş değil ekmek atıyorsunuz” demişti Erol Taş. Gerçekten de atılan o taşlar onun ödülüydü, rolünü başardığının göstergesi. Evlerde televizyonun olmadığı yıllarda, sinemalarda film izleyenlerden “hain adam”, “kalleş”, ya da “dikkat, arkanda”, “sen ona inanma kızım” gibi bağ..]]> Sun, 24 Nov 2013 07:12:52 +0400 Şoför Nebahat, Fosforlu Cevriye https://www.evrensel.net/yazi/69828/sofor-nebahat-fosforlu-cevriye https://www.evrensel.net/yazi/69828/sofor-nebahat-fosforlu-cevriye? Yeşilçam’ın hüzün yüzlü ‘komik adamı’ Sami Hazinses’le konuştuğum günlerde Yeşilçam henüz ‘yeniden’ keşfedilmemiş, filmler, oyuncular gündeme gelmemişti. Sami Hazinses, gerçek adıyla Samuel Uluç Diyarbakır’dan İstanbul’a geldiğinde kimsesi yoktur. Besteler yapıyordur, Yeşilçam’da bulur kendini. Bir film çekilecektir, yönetmen Metin Erksan “Bu filme şarkı yapacaksın” der. “Üç gün var sahneyi çekeceğiz, şarkı sahnesini. ‘Üç günde şarkı mı yazılırmış’ dedim. ‘Sen yaparsın’ dedi. ‘Sen yaparsın’ diyor başka bir şey demiyor. O kadar bana inanmış, o şarkılarımı duyunca. Sezer Sezin geliyor, ‘Sen yaparsın’ diyor, sarılıyor, öpüyor. Neyse şarkıyı bitirdim, ‘Haydi oku, sahneyi çekelim’ dedi. ‘Haydi, Nebahat abla, Dodg..]]> Sun, 17 Nov 2013 07:36:12 +0400 Cilalı İbo, Adanalı Tayfur, Turist Ömer https://www.evrensel.net/yazi/69768/cilali-ibo-adanali-tayfur-turist-omer https://www.evrensel.net/yazi/69768/cilali-ibo-adanali-tayfur-turist-omer? “Yavyumm, şinek aykadaşım” seslenişiyle seyirciyi güldüren Cilalı İbo’nun Feridun Karakaya olarak portresi 1958 yılında İstanbul Fındıklı’da başlar. İlkokulu Fındıklı’da okur, ortaokula geldiğinde çok okul değiştirir Feridun Karakaya. Sebebi tiyatrodur. 1943 yılında ‘okul temsili’ verirlerken oyunu izleyen Necdet Mahfi Ayral tarafından ‘keşfedilir’. Ayral’ın isteğiyle 1944 yılında Şehir Tiyatroları’nın Çocuk Tiyatrosu bölümüne girer Feridun Karakaya. Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Kızılırmak - Karakoyun” filminde figüranlık yapar. Lütfi Akad’ın yönettiği “Beyaz Mendil” filmindeki rolüyle başarılı bir kompozisyon çizer. Oyunu çok beğenilmiştir, “Rüyalarım gerçek oldu” diye düşünür; fakat aylar geçer kimse yeni bir film ve ‘iyi bir rol’ için ..]]> Sun, 10 Nov 2013 08:49:16 +0400 Melodramdan güldürüye https://www.evrensel.net/yazi/69710/melodramdan-gulduruye https://www.evrensel.net/yazi/69710/melodramdan-gulduruye? Güldürü/gülmek tarihler boyu her kültürde küçük görülür. Buna karşın alt kültür, geniş halk yığınları egemen güçlere, seçkin zümrelere karşı gülmeceye sarılır. Gülmece onlar için hayata direnme, başkaldırı aracı olur. Ezilen, hor görülen halk ve kendi içlerinden çıkan kahramanlar güldürü öğeleriyle egemenlere, kendisine tepeden bakanlara karşı bir duruş sergiler. Keloğlan masalları, Hacivat-Karagöz oyunları bu anlamda önemli örneklerdir. Geleneksel tiyatronun ortaoyunu da bu alanda önemli bir yer tutar. Yakın tarihe kadar varlığını sürdüren ortaoyununun son temsilcilerinden biri de sinemada da izleme imkânı bulduğumuz İsmail Dümbüllü’ydü. Bütün bunlara -komedinin önemli bir muhalefet ve başkaldırı aracı olmasına karşın- belli dönemlerde, öze..]]> Sun, 03 Nov 2013 00:27:17 +0400 Kadının konumu ve aşkın halleri https://www.evrensel.net/yazi/69659/kadinin-konumu-ve-askin-halleri https://www.evrensel.net/yazi/69659/kadinin-konumu-ve-askin-halleri? Yazının başlığını "Toplumsal Hayattan Sinemaya Kadının Konumu" olarak da okuyabilirsiniz. Kadının sinema teması olması, ülkemizin sinemayla tanıştığı yıllarda, ilk filmlerde başlar. 1917 tarihli Pençe'de şehvet düşkünü isterik bir kadınla ilişki kuran Pertev ve evli bir kadın uğruna yuvasını unutan, arkadaşı Vasfi'nin, Binnaz'da da (1919) Lale Devri'nde güzelliği ve fettanlığıyla iki erkeğin başını döndüren, birbirine düşüren Binnaz'ın öyküsü anlatılır. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın aynı adlı romanından uyarlanan 1919 tarihli Mürebbiye'de, Fransa'da dikiş tutturamayarak sevgilisi Maksim'le İstanbul'a gelen ve bir ailenin konağına mürebbiye olarak giren Anjel'in öyküsü anlatılır. Maksim, Anjel'i otel odasında başka bir erkekle suçüstü yakalar ve kovar. Konaktaki tüm erkekleri baştan çıkarır, Konağın sahibi Behri Efendi'den aşçıbaşı Tosun ..]]> Sun, 27 Oct 2013 00:08:05 +0400 Devrimin sineması https://www.evrensel.net/yazi/69601/devrimin-sinemasi https://www.evrensel.net/yazi/69601/devrimin-sinemasi? “İnanılmaz, harika günlerdi; devrimci bir sanatın ilk adımları. Sanat çalışmalarımıza ilk başladığımız yıllardan söz ederken, o devrin neredeyse bütün yönetmenleriyle belli başlı sanatçılarının doğum tarihlerini duyan herkesin ağzı açık kalmaktaydı. Hepiniz inanılmaz derecede gençtik! Sanat hayatımıza atıldığımızda on altı-on yedi yaşlarındaydık. Oysa bunun çok basit bir açıklaması vardı: Devrim biz gençlerin önünü açmıştı. O zamanlar bütün bir kuşağın yok olmuş olduğu unutulmamalıdır. Büyüklerimiz ülkenin her tarafına dağılmışlar, İç Savaş’ta kırılmışlar ya da Rusya’yı terk edip gitmişlerdi. Bu yüzden Devrim açıkça örgütlenme eksikliği, insan eksikliği duyuyordu; bunu anlamıştık, ülkemiz bizden çalışmamızı bekliyordu. Açıktı ki, ülkemizin kültürün her alanında insanlara i..]]> Sun, 20 Oct 2013 14:00:47 +0400 Hüzün fotoğrafları https://www.evrensel.net/yazi/69552/huzun-fotograflari https://www.evrensel.net/yazi/69552/huzun-fotograflari? Osmanlı Devleti 1912 yılında, Balkan Savaşı sonrasında Rumeli’deki topraklarının neredeyse tamamına yakınını kaybeder. Osmanlı tebaasıyken bir anda başka bir devletin azınlık statüsündeki vatandaşları konumuna düşen yüz binlerce “Müslüman Türk” kalmıştır geride. Yunanlılar tarafından potansiyel tehlike olarak görülen Müslümanlara karşı, yoğun baskı ve katliamlar yapılmaktadır. 1922’de Yunan ordusunun Anadolu’dan mağlup ayrılmasının ardından Rumlar da artık Anadolu’da can ve mal güvenliğini kaybettiğini düşünür. Hem Yunanistan’daki hem de Türkiye’deki azınlıkların sorunlarının daha da artması üzerine Lozan şehrinde barış anlaşmasının hazırlığı için görüşmelerin başladığı dönemde 30 Ocak 1923 tarihinde, Türkiye ile Yunanistan arasında mübadeleyi öngören sözleşme imzalanır. 1923 yılında imzalanan Lozan anl..]]> Sun, 13 Oct 2013 11:23:41 +0400 Yaprak döker bir yanımız https://www.evrensel.net/yazi/69484/yaprak-doker-bir-yanimiz https://www.evrensel.net/yazi/69484/yaprak-doker-bir-yanimiz? Eylül yine acı/masız yüzünü göstererek geçti. “Kanlı Eylül ve hayatın renkleri” başlıklı yazımızı “Sinemanın akışını değiştiren adam: Yılmaz Güney”, “Yılmaz Güney ve Eylül” yazılarıyla sürdürmüştük bu sayfada. Yılmaz Güney’in Duvar filmi üzerine biraz daha ayrıntılı yazmayı planlarken Duvar’ın Tonton Ali’si Tuncel Kurtiz ustayı kaybettik, Yılmaz Güney ve Erkan Yücel gibi yine bir Eylül günü; yine tiyatronun bir başka önemli ismi Beklan Algan gibi 27 Eylül’de. Sağlık nedeniyle düşerek kaybetse de hayatını, aslında ayakta öldü Tuncel Kurtiz, hem de dimdik ayakta; son nefesine kadar “İnsana yakışır olduğundan komünistim” diyerek. Son Kuşlar’ın Turgut’u, Hudutların Kanunu’nun Bekir’i, Umut’un Hasan’ı, Sürü’nün Hamo’su, ..]]> Sun, 06 Oct 2013 13:56:24 +0400 Yılmaz Güney ve Eylül https://www.evrensel.net/yazi/69210/yilmaz-guney-ve-eylul https://www.evrensel.net/yazi/69210/yilmaz-guney-ve-eylul? Geçen haftaki yazımızı kaldığımız yerden sürdürelim: Yılmaz Güney Endişe’nin çekimlerinin başladığı günlerde hâkim Sefa Mutlu’yu öldürdüğü gerekçesiyle tutuklanır; ‘daha yapacak çok şeyi, filmleri’ varken, hayatının en verimli günlerini hapishanelerde geçirir. Hapisteyken yeni filmlerinin düşünü kurar, projelerini geliştirir. Senaryosunu da kendi yazdığı Yarın Son Gündür filminde, “Biz usturanın her zaman keskin tarafında yürüyoruz. Önümüzde mezarlıklar ve hapishaneler var,” diyordu. Gerçek hayatında da hep hapishaneler oldu. Endişe filminin başında tek sahnede, kamyon üstünde görülür Yılmaz Güney. O tek sahnenin bugüne dek görsel medyada hiç yayınlanmamış fotoğrafını da ilk kez yayınlama olanağı buluyoruz bu yazı vesilesiyle. (Bu özel arşiv fotoğrafın..]]> Sat, 28 Sep 2013 15:32:45 +0400 Sinemanın akışını değiştiren adam: Yılmaz Güney https://www.evrensel.net/yazi/68691/sinemanin-akisini-degistiren-adam-yilmaz-guney https://www.evrensel.net/yazi/68691/sinemanin-akisini-degistiren-adam-yilmaz-guney? Yeşilçam dışı sinema arayışları sürerken Yeşilçam içinde kendini yetiştiren bir adam izleri bu günlere dek süren bir sinemanın temellerini atıyordur. Bu sinemacı, Yılmaz Güney’dir. Geçen hafta Kanlı Eylül ve Hayatın Renkleri başlıklı yazımızda ölüm yıldönümü nedeniyle söz ettiğimiz Yılmaz Güney’i bir yazıya, gazete sayfası boyutlarına sığdırıp anlatmaya çalışmak olanaksız. Yılmaz Güney çok yönlü sinemacılarımızdandı. Sinema dışında edebiyatçıydı aynı zamanda. Çok genç yaşta öyküler kaleme alarak başlamıştı edebiyatla ilişkisi. Sonraki yıllarında da şiirler, romanlar yazdı. Sinema alanında da çok yönlü bir Yılmaz Güney vardır karşımızda: senarist, oyuncu, yönetmen, yapımcı olarak. Senaryo alanında ilk önemli çıkışını Ö. Lütfi Akad’ın yönettiği Hudutların Kanunu ..]]> Sat, 21 Sep 2013 15:15:55 +0400 Kanlı Eylül ve hayatın renkleri https://www.evrensel.net/yazi/67933/kanli-eylul-ve-hayatin-renkleri https://www.evrensel.net/yazi/67933/kanli-eylul-ve-hayatin-renkleri? Devletin gri zihniyetine karşı, hayatı gökkuşağına çeviren demokrasi güçlerinin boyama eylemleri de Eylül’e denk geldi. Merdivenleri, sokakları, meydanları devletin grisinden arındırıp renklerin kardeşliğini/direnişini isyana ekleyenler bu karanlık günlerde umudu çoğaltıyorlar. Bu satırları yazdığım sırada Hatay’dan ne yazık ki acı bir haber daha geliyordu, gecenin ilerlemiş saatlerinde. AKP devletinin zulmüne, karanlığına direnen, isyanı büyütmek için sokağa çıkanlardan 22 yaşındaki Ahmet Atakan’ın ölüm haberi bütün bu renklerin içinde devletin karanlığına öfkeyi körüklüyordu; yılgınlığı değil. Eylül, bir kez daha tedavisi, telafisi olanaksız acılar yaşatıyordu bize. 33 yıldır kesintisiz Eylül günlerindeyiz. Toplumu/devleti yeniden yapılandırmak, toplumsal muhalefeti bastırmak, ezmek, ülkeyi yönetemez duruma düşen egemenl..]]> Sat, 14 Sep 2013 15:20:21 +0400 Sinemamızın Edebiyatçıları https://www.evrensel.net/yazi/67246/sinemamizin-edebiyatcilari https://www.evrensel.net/yazi/67246/sinemamizin-edebiyatcilari? Yedinci sanat sinema, kendi dilini oluştururken bütün sanatlardan yararlanır. En çok da edebiyattan yararlanmıştır. Türkiye sinemasında da edebiyat uyarlaması filmlerin sayısı oldukça fazladır, fakat edebiyatçıların sinemayla ilişkisi aynı oranda güçlü değildir. Bunun nedeni edebiyatçıların, sanatçıların, aydınların Yeşilçam sinemasına mesafeli durmaları, küçümsemeleriydi. Oyuncu, yönetmen ve teknik kadrolar açısından oldukça şanslı olan Yeşilçam’ın en önemli sorunu, eksikliği senaryoydu denebilir. Bülent Oran, Safa Önal, Erdoğan Tünaş gibi rekortmen senaristin, az sayıdaki farklı ismin sipariş üzerine yazdıkları senaryolar bir süre sonra birbirinin tekrarı seri üretimlere dönüşmüştü. Sinemaya destek olan, senaryolar yazan edebiyatçılarımız da vardı. Bir elin parmakları sayısındaki bu edebiyatçıl..]]> Sat, 07 Sep 2013 17:35:37 +0400 Hayatı belgelemek https://www.evrensel.net/yazi/66655/hayati-belgelemek https://www.evrensel.net/yazi/66655/hayati-belgelemek? Belgesel sinema için geleceğin sineması denir. Belki de bütün zamanların sineması denebilir. Sinema -belgesel sinema değilse de- belge filmlerle başlamıştı. Kısa sürede öykülü anlatıya dönüşen, G. Melies, E. Porter, D. W. Griffith gibi ilk düşbazlarıyla bilimsel buluştan yedinci sanata evrilen sinema, ilk ticari başarısından günümüze ticari kaygılı “eğlence aracı” olarak gelişerek sürdürür varlığını. Yedinci sanat sinema, aynı zamanda en etkili, en yaygın sanat dalı olarak da 1900’lerin başından bu yana önemli bir yol aldı. Egemen sinema biçimi, bugün klasik sinema da diyebileceğimiz öykülü sinemaydı. Belgesel sinemanın sinema içinde çeşitli türleriyle ayrı bir yeri vardı fakat olması gereken değeri, ilgiyi görmedi, olması gereken yerde olamadı. Yine ticari nedenlerle seanslara bölünen, süre sınırlaması getirilen sin..]]> Sat, 31 Aug 2013 14:54:17 +0400 Hayatı savunmak için sanat https://www.evrensel.net/yazi/65906/hayati-savunmak-icin-sanat https://www.evrensel.net/yazi/65906/hayati-savunmak-icin-sanat? Umudun tazelendiği, güzelliklerin çoğaldığı, vefanın, dostluğun, paylaşımın ‘orantısız sevgi gücü’yle hayata geçtiği bir Türkiye Tiyatro Buluşması daha yaşadık. 7. Türkiye Tiyatro Buluşması 15-18 Ağustos tarihleri arsında Dikili’de gerçekleştirildi. Buluşmanın ana sloganı “Hayatı Savunmak için Sanat”tı; şehir tiyatrolarında yönetmelik değişikliğine karşı, devlet tiyatrolarının yok edilmesine karşı, özgürlük alanlarımızın kısıtlanmasına karşı, adaletsizliklere karşı, özgürlüğümüz için, Hayatı Savunmak için 7. Türkiye Tiyatro Buluşması. Buluşmanın hakları, emeklerinin karşılığı kolay ödenemez iki büyük ekibi vardı; Orçun Masatçı öncülüğünde İzmir Yenikapı Tiyatrosu’nun sanat emekçileri ve Dikili’ye “Emeğin, Barışın, Sanatın Kenti” tanımlamasını/övgüs&uum..]]> Sat, 24 Aug 2013 14:11:41 +0400 Işıyarak yok olan aktör Erkan Yücel https://www.evrensel.net/yazi/65170/isiyarak-yok-olan-aktor-erkan-yucel https://www.evrensel.net/yazi/65170/isiyarak-yok-olan-aktor-erkan-yucel? 15-18 Ağustos’ta Dikili’de gerçekleştirilen 7. Türkiye Tiyatro Buluşması günlerinde ölüm yıldönümü de yaklaşan Erkan Yücel’i anımsamak, anmak… Erkan Yücelin zamansız ve talihsiz ölümü tanıyan herkes gibi beni de derinden etkilemişti. Bir kez daha iyilerin bu dünyayı erken terk ettiğini görmüş, “o güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler” dedirtmişti Erkan Yücel’in erken kaybı. Ölümünün birinci yıldönümünde İstanbul İnci sinemasında sanatçı arkadaşlarının, sevenlerinin, siyasi yol arkadaşlarının katılımıyla görkemli, unutulmaz bir anma töreni yapılmıştı. Günler, aylar, yıllar geçtikçe Erkan Yücel’in adının daha az anılır olması, unutuluşa terk edilmesi canımı yakıyordu. Oysa kitaplar yazılmalı, belgeseller yapılmalı, adı yaşatılmalı, genç kuşaklara tanıtılm..]]> Sat, 17 Aug 2013 14:04:02 +0400 Barış için sinema https://www.evrensel.net/yazi/64573/baris-icin-sinema https://www.evrensel.net/yazi/64573/baris-icin-sinema? % 100 BARIŞ PROJESİ yalnızca barışın sinemadaki 100’ü olarak kalmadı, aynı zamanda Türkiye’nin ilk ve tek ücretsiz ve herkese açık sinema kampını düzenledi ve bu kampta kamera, ışık, montaj seti gibi imkânları ortaklaştırarak, kısa filmcilerin buluşmasını ve barış filmleri hazırlamasını sağladı. Projeye yollanan ya da kampta ortak üretilen toplam 100 film ilk olarak o yıl 1 Eylül Barış Günü’nde ve ardından çeşitli festivallere katıldı, özel gösterimlerle seyircilerle buluştu. 10. YILINDA YİNE BARIŞ İSTİYOR Hiçbir sermaye grubundan destek almayan, herhangi bir fon ya da sponsor bağlantısı bulunmayan, tamamen dayanışma ilişkileri çerçevesinde yürütülmekte olan ve her yönetmenin 1’er dakikalık BARIŞ konulu filmlerinden oluşacak %100 BARIŞ FİLMİ yeniden başlıyor. 2004 yılında Aytuğ Aydın ve Bülent Büyükgezici ile birlikte o zamanki Kana..]]> Sat, 10 Aug 2013 14:42:30 +0400 Büyülü dünya Yeşilçam https://www.evrensel.net/yazi/63898/buyulu-dunya-yesilcam https://www.evrensel.net/yazi/63898/buyulu-dunya-yesilcam? Çocukluğumun geçtiği Kartal’ın rutubet kokulu Kömürlük Sineması’nda, Uzunkaya Sineması’nın kışlık ve yazlık salonlarında, Belediye Sineması’nda izlemiştim çocukluğumun unutulmaz filmlerini. Yine o yıllarda arka arkaya yazlık bahçe sinemaları açılmıştı. Çamlık, Çınar, Kent bunlardan sadece birkaçıydı. 70’li yılların ilk yarısında Kartal’da, hafızam beni yanıltmıyorsa dokuz tane sinema salonu vardı. Masal gibi yılların, masal sinemasıydı Yeşilçam. Nice unutulmayan yüz tanıdık, hayattan beyazperdeye yansıyan görüntülerde, unutulmaz filmler izledik. Esas kızlar, esas oğlanlar evlerimizin duvarlarını süsleyen kartpostallarda birer ikonaya dönüştüler. Esas kızlar, esas oğlanlar kadar sevdik kötü adam ya da kötü kadın suretinde perdeye yansıyan ve gönlümüzde yıldızlaşan Yeşilçam’ın iyi kalpl..]]> Sat, 03 Aug 2013 16:31:31 +0400 Çok yönlü sinemacılarımız https://www.evrensel.net/yazi/63217/cok-yonlu-sinemacilarimiz https://www.evrensel.net/yazi/63217/cok-yonlu-sinemacilarimiz? Yeşilçam dünyası’nın renkliliği kadar Yeşilçamlıların dünyası da çok renkli, çok yönlüydü. On parmağında on marifet vardı birçoğunun. Örneğin Yeşilçam’ın kralı Ayhan Işık, ressamdır, ‘çirkin kral’ Yılmaz Güney, Fikret Hakan, Cüneyt Arkın edebiyatçı, Sadri Alışık ressam-edebiyatçı, Hulki Saner, Muzaffer Tema, Sami Hazinses, Ülkü Erakalın müzisyen, Bülent Oran mizah yazarı, Süleyman Turan çizgi-romancıdır. YAKIŞIKLI JÖN BÜLENT ORAN Popüler Yeşilçam filmlerinin senaryo rekortmeni Bülent Oran, aynı zamanda 50’li, 60’lı yılların yakışıklı jönlerindendi. Lisedeyken bisiklet almak istiyordur, bunun için para kazanması gerekiyordur. Komşuları “Şaka dergisinde işçi arıyorlar istersen tatilde orada çalış” der ve bir mektup yazarak derginin sahibine gönder..]]> Sat, 27 Jul 2013 15:55:23 +0400 İsyan, direniş, grev https://www.evrensel.net/yazi/62519/isyan-direnis-grev https://www.evrensel.net/yazi/62519/isyan-direnis-grev? Geçtiğimiz Salı günü Evrensel manşetten verdi haberi; “İsdemir grevde”. Greve giden işçiler ekonomik kriz dönemlerinde meydana gelen kayıplarının, bu toplusözleşme döneminde telafi edilmesini talep ediyordu. Grev haberlerine sıkça rastlıyoruz Evrensel’de. İşçilerin hak mücadeleleri ve grevler sürüyor. Gezi dayanışmasıyla başlayan isyan ve direniş de. İlk grev filmi ‘Karanlıkta Uyananlar’dan önceki yazılarımızda söz etmiştik. Senaryosunu Vedat Türkali’nin yazdığı filmi Ertem Göreç yönetmişti. Geçen haftaki yazımızda söz ettiğimiz Demiryol filminde de Yavuz Özkan demiryolu işçilerinin mücadelesini ve grevini anlatıyordu. Yavuz Özkan 1978 yılında ilk politik sinema örneğini verdiği Maden’i, 1979 yılında da yine politik sinema örneği olan Demiryol’u çeker. Her an ölüm tehlikesiyle ka..]]> Sat, 20 Jul 2013 15:30:05 +0400 Sinema yayıncılığı https://www.evrensel.net/yazi/61968/sinema-yayinciligi https://www.evrensel.net/yazi/61968/sinema-yayinciligi? Dünyanın en zor işlerinden biridir film yapma, büyük çaba ve özveri ister ‘sinema sanatı’. Belki de maden işçiliğinden sonra en zor işlerden biridir der sinemacıların çoğu, yaptığı işi tanımlarken. Bütün sanat dallarından, sanatsal ve toplumsal hareketten beslenen, bireysel yaratı sonucu oluşabileceği gibi o yaratıyı “filme dönüştürme” aşamasında büyük bir ekibi, kolektifliği gerektiren bir sanat disiplinidir sinema. Sinemaya destek olan yan üretim kolları da benzer zorlukları içerir. Zorlu çabalar gerektiren, ekonomik riskler içeren ‘iş’lerden biri de sinema yayıncılığıdır. Yeşilçamlı yıllarda sinema yayıncılığı yok denecek kadar azdı. 90’lı yıllarda Afa Yayınları bu alandaki boşluğu dolduracak, -daha çok çeviri kitaplarla- önemli sinema kitapları yayınladı. Bir Yaşam (Elia Kazan), Özgürlük Arayışı (Na..]]> Mon, 15 Jul 2013 09:42:53 +0400 Örgütlü halk fobisi https://www.evrensel.net/yazi/61316/orgutlu-halk-fobisi https://www.evrensel.net/yazi/61316/orgutlu-halk-fobisi? Gezi dayanışması, direniş başladığından bu yana iktidar da, medyası da isyanı bir yerlere yamayabilmek, itibarsızlaştırmak için çaba harcadı. Erdoğan “faiz lobisi” dedi; gerçek örgütlü halk fobisiydi. Medyası, toplum mühendisi “darbe provası” dedi; gerçek tüm kurumlarıyla ele geçirdiği devletin olanaklarını kullanarak hayata müdahale etmeye kalkanlara yaşam biçimime karışma diyen halkın isyanıydı. Dış güçler dediler, Obama iç güç müydü, Obama’yla Taksim Platformu mu görüşüyordu? Tüm farklılıklarına karşın bütün bir halkı birleştiren isyanın özü anti-kapitalistti, anti-otoriterdi. İktidarın elinde devletin silahlı gücü vardı, onu kullandı. Devlet aygıtını elinde tutan bütün iktidarlar gibi bu iktidar da toplumsal muhalefete karşı devlet şiddeti uyguladı. Ehem’i, Abdullah’ı, ..]]> Fri, 05 Jul 2013 17:15:09 +0400 Sırrı Süreyya Önder: Bir sinemacının aktivist olarak portresi https://www.evrensel.net/yazi/60765/sirri-sureyya-onder-bir-sinemacinin-aktivist-olarak-portresi https://www.evrensel.net/yazi/60765/sirri-sureyya-onder-bir-sinemacinin-aktivist-olarak-portresi? Gezi Eylemi, bugün Kürt halkının tümü üzerinde aynı yakıcılıkta karşılık bulamamışsa eğer, bunun sorusunu da kendimize sormamız gerekiyor. Çünkü çok değil, daha bundan bir-bir buçuk yıl önce Roboski Katliamı oldu. Gezi Parkı eylemi etrafında örgütlenen ‘vicdan’ın yüzde biri buna bir tepki gösterseydi eğer, bugün Kürtlerin yüzde yüzü üzerinde Kürt halkının genelinde buna karşılık bulurdu.” (Sırrı Süreyya Önder) Sosyal medyada da söyledikleri çok ilgi gören, paylaşılan isimlerin başında geliyor. Kürt meselesine mesafeli duranlar, milliyetçi-ulusalcı duruşu olanlar bile “Sırrı Süreyya’yı seviyoruz” başlığıyla sözlerini yaygınlaştırabiliyor. Önce senarist-yönetmen olarak tanıdı herkes onu. İlk filmi ‘Beynelmilel’ bir ‘başyapıt kıvamındaydı’; kült film o..]]> Sun, 30 Jun 2013 02:37:31 +0400 İsyan oldu akıyor hayat https://www.evrensel.net/yazi/60068/isyan-oldu-akiyor-hayat https://www.evrensel.net/yazi/60068/isyan-oldu-akiyor-hayat? Dün muhaliflerini eleştirirken ‘sıkışınca ordu göreve der bunlar’ mealinde cümleler kuran Arınç bugün, “Eğer olaylar yayılırsa gerekirse TSK da huzurun sağlanması için görev yapabilir” diyor, huzuru sağlayabilecek güç olarak orduyu gösteriyordu. İktidarın da, başındaki diktatörün de ezberi tamamen bozuldu. 2-3 haftadır yüz binlerce insanı sıktıkları tonlarca zehirli gazla teslim alamayacaklarını gördüler; ne yapacaklarını şaşırdılar. Halk sokaktaydı, ‘halkın sanatçısı’ sokaktaydı, kokmuyordu iktidarın devlet gücünden. Direnişin sanatçısı da tarih yazdı. Osmanlı’da olduğu gibi saraydan beslenen sanatçı yoktu karşısında. (İktidardan beslenen ‘sanatçılar’ zaten direnişin dışındaydı). 60’lı, 70’li yıllardaki gibi sokağa çıkan, itirazını haykıran sanatçılar da isyanın sesi olmuş akıyordu insa..]]> Sat, 22 Jun 2013 06:12:39 +0400 Türkiye direniyor, sanatçılar alanlarda https://www.evrensel.net/yazi/59470/turkiye-direniyor-sanatcilar-alanlarda https://www.evrensel.net/yazi/59470/turkiye-direniyor-sanatcilar-alanlarda? Emek sinemasını yıkmayın ‘Emek yerinde güzel’ dedik, yıkmıyoruz üst kata taşıyoruz dediler, doğruyu söylemediler. Bir sabah iş makineleriyle Emek’i yıkmaya başladılar. Emek için direnen sanatçıları gaz bombalarıyla, tazyikli suyla sindirebileceklerini sandılar. Taksim’i insansızlaştırma, AKM’yi yıkma, Gezi Parkı’nı dönüştürme gündemdeydi, Emek direnişçileri de Taksim platformuyla birlikte Gezi direnişine geçtiler. Konserler yapıldı, Gezi’ye, Taksim’e, İstanbul’a sahip çıkıldığı, kentin sahipsiz olmadığı gösterildi. RTE’ye parti diktatörlüğü yetmiyordu, partisinde başından itibaren sürdürdüğü tek adam diktasını ülkeye de dayatıyordu. Yatak odalarına girip insanların kaç çocuk yapacaklarından içkilerinin alkollü mü alkolsüz mü olacağına kadar, yaşam biçimlerine m&uum..]]> Sat, 15 Jun 2013 06:59:42 +0400 Sinemasal anımsamalar-3 https://www.evrensel.net/yazi/58895/sinemasal-animsamalar-3 https://www.evrensel.net/yazi/58895/sinemasal-animsamalar-3? 1968 baharının ardından sancılı yıllar yaşanır. Devleti yönetenler yükselen muhalefeti bastırmak için kan dökmüşler, can yakmışlardır. Çocukluk yıllarında darbe görmüş, sıkıyönetim koşullarında ‘yaşamayı öğrenmiştik. Ortaokulda politik seçimimi yapmış, duruşumu belirlemiştim. Sosyal demokrat ailemin, evde bağıra bağıra Nazım Hikmet şiirleri okuyan amcamın etkisiyle sola yatkınlığım, 12 Mart darbesinin ardından gelişen yeniden yapılanma ve saflaşma içinde çocukluk yıllarımda dev gibi gençler sandığım, yaşım ilerledikçe onların dev gibi yürekleri ve düşleri olduğunu düşündüğüm gençlerin safında yer almamı sağlamıştı. Dev gibi düşleri olan gençleri seviyor, açtıkları yoldan yürüyor, dev gibi düşler ve düşlediğimiz başka bir dünya için kök salacak çınarlar büyütüyorduk içi..]]> Sat, 08 Jun 2013 05:38:12 +0400 Sinemasal anımsamalar-2 https://www.evrensel.net/yazi/58372/sinemasal-animsamalar-2 https://www.evrensel.net/yazi/58372/sinemasal-animsamalar-2? İstanbul deyince aklıma en çok çocukluğum ve çocukluğumun, gençliğimin geçtiği Kartal gelir. Sonra köprü altı (Galata), Ortaköy, Hisar çay bahçesi (Ali Baba) ve Beyoğlu gelir. İstanbul deyince aklıma en çok (artık bugün neredeyse tamamı yok edilmiş) sinemaları gelir. Henüz ilkokul yıllarımda, lokum kutularının altını sinema perdesi biçiminde kesip, kutunun iki ucuna geçirdiğim çubuklara gazeteden kestiğim çizgi roman şeritlerini arka arkaya ekleyip sararak yaşıtlarıma sinema gösterileri yapardım. Ortaokula geldiğimde sinema makinesiyle, film afişleriyle tanışmıştım. Ortaokul arkadaşım Orhan Karagöz’ün babası okullarda hafta sonları film oynatırdı. Yaşlanan ve yorulan babasından görevi Orhan devralmıştı. Kartal’ın, Cevizli’nin, Maltepe’nin çeşitli okullarında hafta sonları birlikte film gösterirdik. Sinema makinesini, afi..]]> Sat, 01 Jun 2013 15:42:39 +0400 Sinemasal anımsamalar https://www.evrensel.net/yazi/57752/sinemasal-animsamalar https://www.evrensel.net/yazi/57752/sinemasal-animsamalar? Güzel anılar biriktirdiğimiz bu sinema Yeşilçam’ın ana akım (1. ayak/A sinema) “aile filmlerini” gösterirdi, tıpkı (sonradan Hasan Ali Yücel Kültür Merkezine dönüşen) Belediye Sineması gibi. Avantür filmlerin, B sinemasının gösterildiği salonlar da vardı. Kartal’da da 70’li yılların sonuna kadar yazlık ve kışlık salonuyla Uzunkaya, yazlık bahçe sinemaları Çınar, Çamlık, Kervan, Bizim, Işıklar ve Yeni Sinema, kışlık salonlarıyla da Kömürlük ve Belediye sinemasında sayısız film izlemiştik. Uzunkaya tarihinin aynı zamanda Yeşilçam’ın da, bizlerin de tarihi olduğunu bilmiyorduk henüz. Sinemalar yıkılıp çarşıya dönüşürken, bir dönemin kapandığını ve duvar yazılarından sabıkalı, ütopyasının izini süren hülyalı düş gezgini ‘biz’leri acı günlerin beklediğini fark edememiştik; henüz üzer..]]> Sat, 25 May 2013 06:23:09 +0400 Cadı büyüsü https://www.evrensel.net/yazi/57102/cadi-buyusu https://www.evrensel.net/yazi/57102/cadi-buyusu? 9 Mayıs gecesi Opera binasında yapılan açılış gecesi Yetkin Dikiciler ve Lâçin Ceylan’ın sunuculuğunda gerçekleşti. 70’li yılların toplumsal hayatına, değişim ve dönüşümüne toplumsal gerçeklik zemininden bakarak hazırlanan barkovizyon gösteriminde sinemamızın serüveni de anımsatıyordu. Sinemada 70’ler demek öncelikle Yılmaz Güney ve ‘Umut’ demekti; yükselen toplumsal muhalefet, başka bir dünya düşü demekti. Gecenin sürprizi ise Melike Demirağ oldu. Hep birlikte ‘Arkadaş’ söylendi. 70’leri anımsamanın; Yılmaz Güney’i daha güzel bir dünya için mücadele edenleri, bu uğurda hayatlarını verenleri, yitirdiklerimizi anımsamanın hüznü içinde ödüllerin verilmesine geçildi. Ödüllerin sahipleri yeni anımsamaları getirdiğinden, hayat öykülerinden kesitlerde h&u..]]> Sat, 18 May 2013 06:09:32 +0400 Sinemamızın ilk kadın yönetmenleri https://www.evrensel.net/yazi/56497/sinemamizin-ilk-kadin-yonetmenleri https://www.evrensel.net/yazi/56497/sinemamizin-ilk-kadin-yonetmenleri? 2003 yılında kurulan Filmmor Kadın Kooperatifi de kadınlarla birlikte kadınlar için sinema yapmak, hep beraber itiraz etmek, üretmek, düşlemek-eylemek, tüm yaşam deneyimlerinin katkısıyla, kadınların ve kadınların sinema ürünlerinin görünürlüğünü artırmak için festival yapmayı sürdürüyor. Sinemamızda kadın filmleri kavramı, ‘kadına dair-kadının anlatıldığı, kadın temalı’ filmlerle ilgili olarak 80’li yıllarda 12 Eylül’ün oluşturduğu boşluk ve toplumsal dönüşüm içinde ortaya çıkıp kullanılmaya başlanır. Yönetmeni kadın olan filmlerin, “kadın yönetmenlerin” varlığı ise çok daha eski tarihlere uzanır. Bir kadının film yönetmesi dünyada 1896’ya uzansa da bizde Cumhuriyet sonrasında, 1951 yılında olabilmiştir. Çeşitli kaynaklara baktığımızda, 2000’lerin başına (2002) kadar kadın yö..]]> Sat, 11 May 2013 07:16:01 +0400 Sinemada 100 kadın https://www.evrensel.net/yazi/54679/sinemada-100-kadin https://www.evrensel.net/yazi/54679/sinemada-100-kadin? Cumhuriyet’le birlikte Müslüman Türk kadınları da filmlerde oynamaya başlarlar. Türk kadın oyuncuların yer aldığı ilk Türk filmi Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘Ateşten Gömlek’ (1923) filmidir. Bu filmdeki kadın oyuncular Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir’dir. 1928 yılında çekilen ‘Ankara Postası’ (Muhsin Ertuğrul) filminde Neyyire Neyir’in yanısıra İsmet Sırrı da rol alır. Filmlerde rol alan üçüncü Türk kadını İsmet Sırrı’yı, Şaziye May, Emel Rıza, Halide Pişkin izler. 1933 yılında Muhsin Ertuğrul’un çektiği, Nazım Hikmet’in Mümtaz Osman takma adıyla senaryosunu yazdığı ‘Söz Bir Allah Bir’ filmiyle Cahide Sonku gelir Türk sinemasına. ‘Aysel Bataklı Damın Kızı’ (1934) ve ‘Şehvet Kurbanı’ (1940) filmleriyle yıldızlaşır, Türk sinemasının efsane kadını Cahide Sonku. Sonraki dönemin ilk kadın..]]> Sat, 20 Apr 2013 07:03:56 +0400 Başlangıçtaki ilkler https://www.evrensel.net/yazi/54088/baslangictaki-ilkler https://www.evrensel.net/yazi/54088/baslangictaki-ilkler? Hiç bir ticari başarı ve gelecek görmeyen sinemanın mucitleri, metrelerce pelikülden düş şatolarının beyaz perdesine yansıyarak bize akacak öykülerin anlatılabileceğini hayal bile edemezler. Dahası Edison ve Lumiere Kardeşler’in icatlarının ardından, ‘sinemanın bir öyküsü ve kurgusu olmalı, en çok düşe ihtiyaç var’ diye işe girişen panayır hokkabazı Georges Melies, yoksulluk içinde sürdürür yaşamının son yıllarını. Yine sinemanın ilk büyük ustalarından kabul edilen “Bir Ulusun Doğuşu” ve “Hoşgörüsüzlük” gibi filmleriyle sinemanın sanata dönüşmesinde önemli katkıları olan David Wark Griffith de, sinema dilinin gelişiminde devrim sayılacak buluşlarına rağmen ciddi ticari başarısızlıklar yaşar. Yine de sinema sanatının düşbazları, büyük özverilerle gerçekleştirdikleri filmlerini yıllar bo..]]> Sat, 13 Apr 2013 06:21:25 +0400 Sinematek ve Genç Sinema Hareketi https://www.evrensel.net/yazi/53522/sinematek-ve-genc-sinema-hareketi https://www.evrensel.net/yazi/53522/sinematek-ve-genc-sinema-hareketi? Ticari sinemalarda gösterilmesi imkân dışı olan sayısız film dernek bünyesinde izlenir, sinemaseverlere tanıtılır. Film gösterilerinin yanı sıra sinemayla ilgili paneller, konferanslar, tartışma toplantıları ve sergiler düzenlenir. Bu etkinliklerden bazılarının konuları şöyledir: Fransız yeni dalga akımı, sinema sanatı bakımından gelişmiş ülkeler ve azgelişmiş ülkeler, Türkiye’nin toplumsal yapısı ve Türk sineması, bağımsız bir sinema Türkiye’de mümkün müdür? Türkiye’de belge filmciliği, Türkiye’de sansür sorunu, Çağdaş Bulgar sineması. Sinematek 1 Mart 1966’da kendi yayın organı olan Yeni Sinema Dergisini yayınlar. Dergi, 1 Haziran 1970 tarihine kadar 30 sayı çıkar. Yeni Sinema dergisi kapanmadan dört ay önce, 5 Şubat 1970 tarihinde Filim 70 adında ikinci bir yayın organı daha çıkarılır. 18 sayfalık küçük boyutlu bu a..]]> Sat, 06 Apr 2013 05:56:54 +0400 Bir yalnızlık şarkısı söyler sazım… https://www.evrensel.net/yazi/52915/bir-yalnizlik-sarkisi-soyler-sazim https://www.evrensel.net/yazi/52915/bir-yalnizlik-sarkisi-soyler-sazim? Hayatın daha naif, daha sahici olduğu, dostluğun, dayanışmanın ‘insanlık’ sayıldığı ve karşılıksız, çıkarsız yaşandığı yıllar geride kalmıştı artık. Sinemaların yıkılmasıyla yıkılmaya başlamıştı birçok şey. Belgin Doruk’un hayatının değişmeye başlaması, yalnızlaşması ve acı dolu öyküsü de bu yıllara denk gelir. Belgin Doruk, Yıldız dergisinin 1951 yılında açtığı yarışmayı Ayhan Işık ve Mahir Özerdem’le birlikte kazanarak gelir Yeşilçam’a. Başlangıçta her şey peri masalı gibidir. Küçük Hanımefendi’nin Belgin Doruk olarak öyküsü 28 Haziran 1936 yılında Ankara’da başlar. Dedesi, Fizan mutasarrıfı Süleyman Asaf Bey’dir. Baba Hasan Doruk Ziraat Mühendisi’dir. Anne Refet Hanım Greta Gabro hayranıdır ve kızının ona benzemesini ister. Bir de gamzeli olmasını istiyordur ki, ayva yenirse bebek gamzeli doğar inancıyla kilolarca ayva yer hamileli..]]> Sat, 30 Mar 2013 07:25:48 +0400 Şair, öykü yazarı, tiyatro ve sinema oyuncusu: Fikret Hakan https://www.evrensel.net/yazi/52349/sair-oyku-yazari-tiyatro-ve-sinema-oyuncusu-fikret-hakan https://www.evrensel.net/yazi/52349/sair-oyku-yazari-tiyatro-ve-sinema-oyuncusu-fikret-hakan? Fikret Hakan’la 80’li yılların sonunda tanışmış, birçok kez sohbet etme, kitap ya da dergi için söyleşiler yapma olanağı bulmuştum. Kimi zaman sinema anılarını, kimi zaman şiir okumasını dinlemiş, yaşam öyküsünden kesitleri, şairliğini, öykücülüğünü, tiyatro ve sinema serüvenini konuşmuştuk. 23 Nisan 1934 yılında Balıkesir’de doğmuş Fikret Hakan. Babası Gaffar Bumin Bey, orada Muallim Mektebi’nde edebiyat hocasıymış. Anne tarafı İstanbullu, fakat babasının memuriyetinden dolayı İstanbul’dan başka Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde, Bursa, Eskişehir, Balıkesir, Çanakkale ve Gelibolu’da geçer çocukluğu. Fikret Hakan’ın sinema oyuncusu olmadan önceki adı da Bumin Gaffar Çıtanak’tır. Yazdığı öykülerine Bumin Gaffar diye imza atar. Fakat bir türlü sevemez bu adı. “Tatsız bir isim. Göktürk İmpara..]]> Sat, 23 Mar 2013 10:20:48 +0400 Unutulmayan yüzler ve yıldızlarımız https://www.evrensel.net/yazi/51714/unutulmayan-yuzler-ve-yildizlarimiz https://www.evrensel.net/yazi/51714/unutulmayan-yuzler-ve-yildizlarimiz? 1970’li yılların başına kadar sürdü bu durum. Sonra büyü bozuldu. Birçok oyuncu uzaklaştı Yeşilçam’dan. Gittikçe daha az film çekilir oldu. 60’lı, 70’li yılların en büyük eğlencesi ve tek seçeneğiydi Yeşilçam filmleri. Yazlık sinemalarda izlenen filmler ve o filmlerin unutulmaz oyuncuları hâlâ belleklerde. Son yıllarda önemli bir kuşağın son temsilcilerini de yitirmeye başladık. İhsan Yüce, Osman Alyanak, Hulusi Kentmen, Aliye Rona, Sadri Alışık, Kadir Savun, Nubar Terziyan, Ferda Ferdağ, Önder Somer, Erol Taş, Neriman Köksal, Hayati Hamzaoğlu, Turgut Özatay yitirdiğimiz sanatçılardan sadece bir kaçı... Ne yazık ki 50’li yılların birçok önemli oyuncusuna yetişemedim. Cahide Sonku’yu, Ayhan Işık’ı, Belgin Doruk’u Vahi Öz’ü, Muazzez Arçay’ı, Cahit Irgat’ı, Salih Tozan&rsq..]]> Sat, 16 Mar 2013 09:50:02 +0400 Yeşilçam’dan Yeni Sinema’ya https://www.evrensel.net/yazi/51061/yesilcamdan-yeni-sinemaya https://www.evrensel.net/yazi/51061/yesilcamdan-yeni-sinemaya? 1996 yılı birçok bakımdan bir dönüm noktası oluşturur sinemamızda. 1990’lar ve 2000’li yıllar ‘başka bir sinema’ya dönüşümün yaşandığı yıllardır. Sinemanın gençleştiği, teknik imkânların yükseldiği, hem gişeyi yakalayan popüler ve ticari sinemanın hem de ‘sanat filmleri’nin, özgün arayışların olduğu, önemli dönüşümleri içeren bir süreçtir bu. Öncelikle bu tarihten itibaren, (öncesinde yaşanan on yıllık sürecin sonucu) Yeşilçam geleneğinden ve farklı temalara yönelmesiyle ayrıksı dursa da Yeşilçam içinden doğan sinema anlayışından bir kopuş yaşanır. Auteur sinemacıların kendi kimliklerini, kendi bakışlarını ve bireysel özelliklerini filmlerine yansıttıkları, biçem ve temalar arasındaki tutarlılığın öne çıktığı filmler büyük bir cesaretle, riskleri göze alarak ge..]]> Sat, 09 Mar 2013 08:40:43 +0400 Kalbinin sesini dinle, asla vazgeçme https://www.evrensel.net/yazi/50393/kalbinin-sesini-dinle-asla-vazgecme https://www.evrensel.net/yazi/50393/kalbinin-sesini-dinle-asla-vazgecme? Festivalin açılışı, Türkiye’nin ilk klarnetçilerinden sayılan, Barbaros Erköse’nin hayatını anlatan, Bertan Başaran’ın yönettiği “Barbaros Erköse: Sensiz Yaşanmaz” filmi ve Barbaros Erköse’nin katılımı ile yapıldı. Bu yıl yedincisi düzenlenen festivalde bugüne kadar bin 280 film gösterilmiş, 68 konuk ağırlanmış, 34 farklı atölye düzenlenmiş ve 13 bin 109 seyirci katılımı olmuş. Film başlıklarını yedi nota üzerinden kategorilendiren festivalde yedi notanın yedincisi Sİ- Söylediklerini İşitmedilerse’ başlığı kullanıldı. İlk nota DO- Denedin Olmadıysa, ikinci nota RE- Reddettiler Elendiysen, üçüncü nota, Mİ- Mantığına İnanmadılarsa, dördüncü nota FA- Farkını Anlamadılarsa, beşinci nota, SOL- Sinemaya Odaklanmak Lazımsa, altıncı nota LA- Lafına Aldırmadılarsa sloganı ile açıklanmıştı. NEDEN İKİNCİ EL? Festival ekibi tanıtımlarınd..]]> Sat, 02 Mar 2013 10:43:53 +0400 Yeşilçam’dan sonra, Yeşilçam’dan öte https://www.evrensel.net/yazi/49723/yesilcamdan-sonra-yesilcamdan-ote https://www.evrensel.net/yazi/49723/yesilcamdan-sonra-yesilcamdan-ote? 1970’lerin ikinci yarısından itibaren görmeye başladığımız yönetmen sinemasının örnekleri, ülke genelinde 1980 darbesinin ilk etkileri atlatıldığında ve Yeşilçam’ın üretim ilişkilerinin neredeyse tamamen çözülmesiyle film yapmak isteyen yönetmenlere başka yükler de getirir. 1975 sonrası genç yönetmenlerle başlayan bu değişim ve değiştirme isteği, Yeşilçam dışı arayışlar, toplumsal koşulların değişmesiyle kendine bir zemin bulur, dahası, bir zorunluluğa dönüşür 1980’lerin ortalarından itibaren. Çözülen Yeşilçam sineması ve üretim ilişkileri/ üretim biçimi bu anlamda da yeni arayışları ve zorunlulukları ortaya çıkarır. Bölge işletmeleri, alışıldık yapımcılar yok olur, Yeşilçam sinemasının senaryoları geçerliliğini yitirir, yeni bir sinemanın yolu açılır. YENİ YÖNETMENLER Yeni koşullarda yapımcı/se..]]> Sat, 23 Feb 2013 06:46:46 +0400 Sinema kadını, kadın kimliğini keşfediyordu https://www.evrensel.net/yazi/49176/sinema-kadini-kadin-kimligini-kesfediyordu https://www.evrensel.net/yazi/49176/sinema-kadini-kadin-kimligini-kesfediyordu? 12 Eylül’ün yarattığı ortamda, bir yanda yalnızlaşan birey, yoksullaşan kitleler diğer yanda gittikçe zenginleşen rantiyeci bir kesim oluşur. Tüketim çılgınlığının reklâmlarla, medya marifetiyle, renkli vitrinler, ışıltılı tabelalarla kışkırtılması, “Avrupa’yla boy ölçüşen gelişen Türkiye” imajıyla sunuluyordu. 1980 darbesinin yarattığı korku ve paranoya ortamında susturulan, kimliksizleştirilen birey ve kitleler, Özal yönetimine sunulanı tereddütsüz kabullenir biçimde devredilmiştir. 1980 öncesi çeşitli nedenlerle bastırılmış istekler, açığa çıkmak için bir boşluk alanı yakalar bu ortamda. ‘80 öncesi tek kutuplu ‘muhalif cephe’ içinde var olamayan renkler de bu ortamda ortaya çıkabiliyordu. Feminist, eşcinsel, çevreci ve yeşil hareket, sol/sosyalist muhalefetin susturulduğu, baskı altına alındığı zemi..]]> Sat, 16 Feb 2013 07:46:54 +0400 Toplumsal dönüşümler ve yaşanan güz sancıları https://www.evrensel.net/yazi/48564/toplumsal-donusumler-ve-yasanan-guz-sancilari https://www.evrensel.net/yazi/48564/toplumsal-donusumler-ve-yasanan-guz-sancilari? Geçtiğimiz günlerde CHP’li vekil Hüseyin Aygün’ün twitter mesajında, Dido Sotiruyu’nun Benden Selam Söyle Anadolu’ya adlı romanıyla ilgili “Ege’de Rumlara yapılan etnik temizliği anlatıyor” yazmasıyla başlayan tartışma sürerken, Birgül Ayman Güler’in “Türk ulusu ile Kürt milliyeti eşit değildir” şeklindeki sözleri, milliyetçilik-ulusalcılık-ırkçılık tartışmasını alevlendirdi.Eski devlet partisiyle yeni devletin partisi karşı karşıya gelmiş görünse de “tek dil, tek bayrak, tek millet zemininde aynı yerde durdukları biliniyordu. Siyaseten faydacılık yapan, iktidarın “ezeli ve ebedi” tek adamı, “usta”, rakibinin acemiliklerinden yararlanıyordu. Milliyetçilerin “ulusalcılar”ın, utangaç ulusalcıların, bu tartışmalar üzerine yazıp söyledikleri ayrı bir yazı konusu olabilir fakat yen..]]> Sat, 09 Feb 2013 09:10:00 +0400 Kitle iletişim aracı olarak sinema https://www.evrensel.net/yazi/47973/kitle-iletisim-araci-olarak-sinema https://www.evrensel.net/yazi/47973/kitle-iletisim-araci-olarak-sinema? Telefon, televizyon, bilgisayar, internet, CD-DVD göstericiler ‘psikopati’ ve yalnızlaşma çağının da başlatıcıları olur. Bilgisayarın ve internetin her eve girmesiyle (günümüzde neredeyse evdeki birey sayısı kadar çoğalmasıyla), bir dönem önemli ihtiyaç olarak yaygınlaşan telefon ve televizyon kısa sürede demode olur. Yeni alışkanlıkları kullanıcılarını diğer insanlarla yüz yüze gelmek, telefonda ses duymak istemez hale getirir. Her türlü ‘iletişim’ için bir bilgisayar ve internet yeterlidir. Mektubunuzu, mesajınızı internet üzerinden yazabilir, görüşmelerinizi yapabilirsiniz. Evlere girmeyen gazete, bilgisayar üzerinden okunur. Bu ‘yeni durum’la masa-bilgisayar başına kilitlenen birey artık protestosunu da, başsağlığı-cenaze ritüelini de, doğum günü kutlamasını da internet üzerinden yapabiliyordur. Bütün dallarıyla s..]]> Sat, 02 Feb 2013 05:54:03 +0400 Sinema ve barış https://www.evrensel.net/yazi/47410/sinema-ve-baris https://www.evrensel.net/yazi/47410/sinema-ve-baris? Duruşma kapılarındaki Kemal Kerinçsizlerin, Yasin Hayallerin parmak sallamaları, tehditleri, milliyetçilikte liderliği Bahçeli’ye kaptırmamakla övünen yeni Türkçü parti liderinin ‘Hepimiz Hrant’ız’ diye yürüyenlere, “hepiniz ahmaksınız” diye bağırması, seçimleri her zaman düşmanlıktan, imhadan yana olanların ruh halini yansıtıyordu. Devlet gibi, devletçi kesimler de düşmansız yapamaz. Her dönem iç-dış düşmanlar ‘yaratarak’ kendi varoluş ve devamlılık paranoyasını topluma da dayatırlar. Türk-İslam sentezcisi ideolojik seçimini tüm topluma da dayatan devlet, sindire sindire benimsenmesini sağlar. Bu ‘benimseme’ sanatımıza-sanatçımıza da yansır. Örneğin Yeşilçam döneminde yapılan Çanakkale ya da Kıbrıs filmlerine baktığımızda ‘genlerimize işleyen’ bu milliyetçilik ..]]> Sat, 26 Jan 2013 13:23:53 +0400 İşçi tulumuyla hürriyet ve karanlıkta uyananlar https://www.evrensel.net/yazi/46797/isci-tulumuyla-hurriyet-ve-karanlikta-uyananlar https://www.evrensel.net/yazi/46797/isci-tulumuyla-hurriyet-ve-karanlikta-uyananlar? Numaralı devletçilerin sanatçıyı, aydını, fabrikasında emek mücadelesi veren, direnen işçiyi kirli siyasi seçimlerine yamayıp, devletin numaralı kanatlarından birinin askeri yapma çabası da sınıf ideolojisi karşısında yıkılıp gider. Barikatları yıkacak, özgürleşmeyi getirecek olan sınıf mücadelesidir; devletin bir kanadının askeri olmak değil. Büyük kentlerde sanayileşme, kapitalist üretim ilişkileri gelişmeye başladığında açılan irili ufaklı fabrikalarla işçi sınıfı ve sorunları da girer hayatımıza. Fabrikalarda işçiler sendikasız, güvencesiz çalıştırılır ucuz işgücü olarak. Çalışanın yoksulluğunda, yaşamında bir değişim olamazken sermaye sahipleri çalışanlarının sırtından kazandıkça kazanır. İşçilerde sınıf bilinci oluştukça, hak arama mücadeleleri başlar. Fabrikalarda sendika ve grev hakkı için harekete geçen iş&cce..]]> Sat, 19 Jan 2013 13:58:41 +0400 12 Eylül filmleri https://www.evrensel.net/yazi/46161/12-eylul-filmleri https://www.evrensel.net/yazi/46161/12-eylul-filmleri? 1986 yılında Şerif Gören’in yönettiği ‘Sen Türkülerini Söyle’ filmiyle başlayan, zamanla yenileri de eklendiğinde 12 Eylül Filmleri tanımlaması/gruplaması yapılan filmler, farklı zaman aralıklarıyla üretildi, gündeme geldi. Son 12 Eylül filmi 2012 yılında Orçun Benli’nin yönettiği ‘Bu Son Olsun’da sokaklarda yaşayan 5 evsiz 12 Eylül 1980 darbesiyle sokağa çıkma yasağı ile karşı karşıya kalırlar. Ancak onların gidebilecekleri tek evleri vardır; o da yine sokaklardır. Yaşanan bir dizi yanlışlıklar komedisi sonucu kendilerini siyasi mahkûmlarla birlikte aynı cezaevinde bulurlar. ‘Bu Son Olsun’ filmi de Sırrı Süreyya Önder’in senaryosunu yazıp Muharrem Gülmez’le birlikte yönettiği Beynelmilel gibi 12 Eylül’e mizahi bir üslupla yaklaşıyor, yaşananların traji-komik yanlarına vurgu yapıyordu. ‘12 Eylül Filml..]]> Sat, 12 Jan 2013 08:04:17 +0400 12 Eylül ve sinema https://www.evrensel.net/yazi/45579/12-eylul-ve-sinema https://www.evrensel.net/yazi/45579/12-eylul-ve-sinema? 12 Eylül askeri yönetimi döneminde çekilen filmler, içerik olarak toplumsal eleştiriden uzak filmlerdir. Darbe koşullarında çekilen Yol ve Hakkâri’de Bir Mevsim filmleri devlet karşıtı ve sakıncalı bulunduğundan yasaklanırlar. İÇ YOLCULUK VE BUNALIM FİLMLERİ 1980 öncesinin kargaşa ortamından bunalmış kültür-sanat alanı ve sinema, 12 Eylül darbesinin yarattığı korku ve baskı ortamında yeniden şekillenir. Kişisel filmler, kadın filmleri, bireyin sorunlarına yönelen, iç yolculuğunu, bunalımlarını ve arayışlarını yansıtan filmler bu ortamın ürünleridir. Yalnızca kadın filmleri, kişisel ya da bireyin sorunlarına yönelen, bireyin iç yolculuğunu anlatan filmler ya da arabesk furyası olarak yansımaz sinemaya 12 Eylül. Darbenin yarattığı toplumsal-bireysel dönüşümlere, bu dönüşümlerin yarattığı insan ilişkilerine yönelik eleştiriler içe..]]> Sat, 05 Jan 2013 10:00:08 +0400 Darbe, bellek ve sinema https://www.evrensel.net/yazi/44348/darbe-bellek-ve-sinema https://www.evrensel.net/yazi/44348/darbe-bellek-ve-sinema? O günlerden net hatırladığım iki olay vardı. Biri Deniz’lerin asıldığı gün babaannem ve annemin ağlamaları (annemin yıllarca Deniz Gezmiş adı geçtiğinde gözleri dolmuştur), diğeri de Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir’in Maltepe’de bir evde kuşatıldıklarında yaşıma ve bacak kadar boyuma aldırmadan Maltepe’ye gidip kalabalığın arasında olan biteni izlememdi. Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir sığındıkları evde, evin kızı Sibel Erkan’ı alıkoyarak teslim olmamak için direniyordu. Ev kuşatılmıştı ve 1971’in Mayıs sonunda başlayan olay 1 Haziran’da Hüseyin Cevahir’in öldürülmesi, Mahir Çayan’ın da yaralı ele geçirilmesiyle son bulmuştu. BAŞKA BİR DÜNYA Dev gibi düşleri olan gençleri seviyor, açtıkları yoldan yürüyor, dev gibi düşler ve düşlediğimiz başka bir dünya için kök salacak çınarlar..]]> Sat, 22 Dec 2012 07:36:07 +0400 Toplumsal ve gerçekçi https://www.evrensel.net/yazi/43709/toplumsal-ve-gercekci https://www.evrensel.net/yazi/43709/toplumsal-ve-gercekci? 1961 Anayasası’nın getirdiği bu kısmi demokratik ortamda, önemli toplumsal dönüşümler yaşanır. Örneğin, 12 sendikacının İstanbul Valiliği’ne verdikleri bildirimle Türkiye İşçi Partisi kurulur. Hayatın akışı ve yaşanan dönüşümler sinemaya da yansır. 1960-1965 yılları arasında toplumsal gerçekçi filmler yapılır. 60’lı yılların başında toplumsal gerçekçi filmler çeken yönetmenler, ulusal bir sinema dili oluştururken estetik kaygılar da taşıyorlar ve bunu filmlerine yansıtmaya çabalıyorlardı. Menderes iktidarıyla başlayan ‘çarpık kapitalistleşme’ sürecinde toplumun genetiğiyle ve algılarıyla da oynanmaya başlanmıştır. Her mahallede milyoner yaratma söylemleriyle sınıf atlama düşleri körüklenirken, başarıya giden yolda her yol mubah anlayışı yaygınlaştırılır. Kendisi de büyük toprak sahibi olan Menderes, bir yandan dış..]]> Sat, 15 Dec 2012 06:32:14 +0400 Sanat ve suç https://www.evrensel.net/yazi/43078/sanat-ve-suc https://www.evrensel.net/yazi/43078/sanat-ve-suc? Sinemasıyla, tiyatrosuyla, müziğiyle bütün sanat dalları yaygın, geniş yığınları sarmalayıp etkileyebilen yapısıyla önemli bir toplumsal iletişim alanı olduğu gibi her türden iktidar ve muhalefetin mücadele ettiği alanlardır da aynı zamanda. Sanatın ekonomik, ideolojik ve estetik olarak üç temel işlevi düşünüldüğünde bu işlevlerin egemen ya da muhalif olanın yapısını belirlediğini söyleyebiliriz. Statükocu teoriler iktidarın, eleştirel kuramlar da muhalefetin yol göstericiliğini yapar. Sanat alanı gerçeklikten/hayattan etkilenir ve onu etkiler. Sanat insanların duruşunu, düşüncelerini değiştirebilmekte, kamuoyu oluşturabilmekte ve modalar yaratabilmektedir. Estetiğin diliyle yaratıcılığın ve hayal gücünün vücut bulduğu sanat hayata dair ve dâhildir. Bu nedenle egemen ideolojinin aktarılma aracı olduğu kadar, muhalif olanın da kendini ifade ettiği önemli bir..]]> Sat, 08 Dec 2012 06:17:05 +0400 Erkan Yücel ve sinema https://www.evrensel.net/yazi/42414/erkan-yucel-ve-sinema https://www.evrensel.net/yazi/42414/erkan-yucel-ve-sinema? Erkan Yücel mücadelelerle geçen kısacık ömrüne onlarca tiyatro oyunun yanı sıra üç tane de çok önemli sinema filmi sığdırmayı başarmıştır. Vakitsiz ve talihsiz ölümünün üzerinden geçen yirmi yedi yılda, yokluğunu çok fazla hissettiğimiz isimlerin başında geldi hep. Sahnede devleşen bir aktör, iyi bir mizahçı, iyiliklerin, güzelliklerin ve başka bir dünyanın izini süren, inançlarından hiç bir koşul altında ödün vermeyen bir dava adamıydı. 72. Koğuş’un İzmirlisi, Bereketli Topraklar Üzerinde’nin Yusuf’u, Hakkâri’de Bir Mevsim’in Kaçakçı Halit’i, Yorgun Savaşçı’nın Kör Şaban’ı. Çağdaş Nasrettin Hoca Erkan Yücel, sınırlarla tanımlanamayacak bir dünya sanatçısıydı. Onu sahnede izleyenler Kavuklu’yla, Dümbüllü’yle oldu..]]> Sat, 01 Dec 2012 06:03:58 +0400 İmkansız düşlerin sinemacısıydı https://www.evrensel.net/yazi/41740/imkansiz-duslerin-sinemacisiydi https://www.evrensel.net/yazi/41740/imkansiz-duslerin-sinemacisiydi? Hepimizin kalbinde yatan aslandır sinema. Yaşımız kaç olursa olsun, beyazperdede izlediğimiz filmlerin etkisiyle hülyalara dalar, sinemanın bize sunduğu büyülü dünyasında yolculuğa çıkarız. Çocukluktan gençliğe geçiş yıllarımda birçok işte çalışmama karşın, en çok sinemalarda çalışan yaşıtlarıma imrenirdim. Çünkü benim gidemediğim, izleyemediğim filmleri onlar hiç kaçırmıyorlardı. Yine de gittiğimiz sinemalarda ‘alaska frigo’ ve gazoz satan o çocuklar kadar iyi tanırdım sinema oyuncularını. Ahmet Uluçay’ın yaşamöyküsünü düşündüğümde o günlerimi anımsıyorum. 1950’li, 60’lı yıllarda köyleri, kasabaları gezen seyyar sinemacıları dinlemiştim önceki kuşaklardan. Köy meydanında ya da okul salonunda gösterirlermiş filmleri. Yaşam öyküsünden Ahmet Ulu&cc..]]> Sat, 24 Nov 2012 10:20:41 +0400