Evrensel.net https://www.evrensel.net tr Emek Evrenseldir https://evrensel.net/nhy/upload/diger/favicon.ico https://www.evrensel.net/tema/evrensel16/img/apple-touch-icon-114x114.png Evrensel.net Berberistan nereye düşer usta, Britanya nereye? https://www.evrensel.net/yazi/77074/berberistan-nereye-duser-usta-britanya-nereye https://www.evrensel.net/yazi/77074/berberistan-nereye-duser-usta-britanya-nereye? Deyimler, kalıp sözler işlevseldir. Uzun anlatmak yerine onu söylersin, konu kapanır. “Berber muhabbeti” kalıbı da epey bir zamandır “sığ siyasi yorum” manasına geliyor. İçinde haksızlıklar barındırsa da (Kızıltepe’nin iki şahane berberi Salih Abi’yi ve Şükrü’yü tenzih ediyorum), işlevsel elbette. Bugün bir kere daha, bizatihi deneyimledim. Televizyonda Fransa-Nice saldırısıyla alakalı haberler dönüyor bir haber kanalında. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu basın açıklaması yapacağı için canlı yayın kesildi. Genç bir adam girdi berber dükkânına, beni tıraş eden berberin tanıdığı belli ki. Televizyona şöyle bir bakış atıp “Fransa için konuşuyor değil mi? Anca Fransa için konuşsun,” dedi ve telefonu çaldı. Küçücük dükkânın dışından konuşmaya başladı, sesi varıyor bize kadar. “Arabasızım, he. Yok yok, araba serviste. (gülüşmeler) Senin arabanın önü gitse 300 lira, benimkinin aynası 3000 biliyon,” dedi ve gülüşmeye devam ettiler telefondaki arkadaşıyla. İçeri gir..]]> Sun, 17 Jul 2016 05:00:20 +0300 Lîs e* https://www.evrensel.net/yazi/76977/l-s-e https://www.evrensel.net/yazi/76977/l-s-e? Darasa: Ders gördü, öğrendi. D-r-s üçlüsüyle birbirinden güzel kelimelerden bahsedeyim isterim. Ders mesela. Bir olay olur, ders alırız. Doğaya bakar ders çıkarırız. Ödevlerimiz dersler verir. Hoca gelir, ders anlatır. Tedrisat; tedris kelimesine çoğulu ekle. Öğretim demek. Müderris, ders veren. Eş anlamıyla muallim. Öğretmen. Mamoste. Hangisini canımız çekiyorsa o. Medrese; ders okutulan yer, okul, mektep. En geniş anlamıyla, aslında günümüzün üniversiteleri. Ondan önce de Yunan sitelerinde gelişen bütün düşünsel faaliyetlerin merkezi, bir tür toplanıp öğrenme yeri. Bütün bunların olabilmesi için de iki form lazım: İlki eldeki malzemeyi (“bilgi” olsun bu) aktaran yapı (hoca olsun bu da), ikincisi öğrenmeye talip olan muhatap (talebe, öğrenci, fakih). Türkiye isimli sepsevimli bu memlekete bakalım biraz bağlama d-r-s üçlüsünden uzaklaştırmadan. İletişim Yayınları’nın devasa emekle yayımladığı Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi’nin 2. cildinde “Eğitim” başlıklı epe..]]> Sun, 03 Jul 2016 04:24:08 +0300 Ramazan Demir için başıbozuk alıştırma https://www.evrensel.net/yazi/76932/ramazan-demir-icin-basibozuk-alistirma https://www.evrensel.net/yazi/76932/ramazan-demir-icin-basibozuk-alistirma? Şimdi, bu yazıya oturmadan evvel Marc Nichanian’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan Edebiyat ve Felaket’ine elim gitmeliymiş gibi düşündüm. Kalktım, evin içinde dört dönerek kitabı aradım, bulamadım. Ararken de muhtelif kitaba şöyle alıp baktım, yazı için kitap aradığım zamanlarda hep yaptığım gibi. Roland Barthes’ın Yas Günlüğü’nü açtım mesela. Ağustos 2009’da almışım Ankara’dan, ilk sayfasındaki imza onu söylüyor. Arjen Arî’nin Evrensel Basım Yayın’dan çıkan iki kitabına şöyle bir baktım: Heftê û du Nefî ile Xasenezer. Heftê u du Nefî’nin kimi şiirlerine tekrar baktım, birkaçına notlar düşmüştüm, belki çevirsem mi diye. Getirdim koydum masanın üstüne. Cemal Süreya’nın 99 Yüz’ünü kim bilir kaçıncı defadır çektim raftan, kim bilir kaçıncı defadır ilk portre olan Turgut Özal’ı okudum. Bilhassa şu kısmın daimi güncelliğine bir daha şaşırdım: “Demirel’in karikatürü; ama onun cücesi değil, devi. Kısmi seçimlerden sonra kendi kendisinin karikatürü. ‘Kırk Haramiler’i bir sıfır atarak ‘Dört E..]]> Sun, 26 Jun 2016 07:32:08 +0300 Şimdilik afiyet olsun https://www.evrensel.net/yazi/76883/simdilik-afiyet-olsun https://www.evrensel.net/yazi/76883/simdilik-afiyet-olsun? Bizim başımıza gelmez diye düşündüğümüz her şey, her an başımıza gelebilir. Evimiz pirelenir mesela, karşında aslan olsa nasıl bertaraf edeceğini bilirsin ama bit kadar uçuşan şeye karşı çaresiz kalırsın. Elin kolun bağlanır, Doğan SLX arabayla geçmişten ışınlanmış gibi gözlüklü bir adam gelir evine, iki dakika sonra uzaylı kostümü giymiş, elinde komplike bir ilaçlama aleti tutmaktadır. Pireler ölür mü ölmez mi, onu kimse bilemez. Duyarız, bir arkadaşın yakın arkadaşı varmış, annesi Parkinson olmuş, günleri eza içinde geçiyormuş. Ne yapacaklarını bilemez haldelermiş. Üzülürsün ama senin başına gelecek değil ya. Gelmez. Yeni Zelanda’da deprem olur, haberlerde 30 saniye geçer, vah vah eder geçersin, senin başına gelmesine ohoo daha çok vardır –olur a gelecekse bile. Evin mesela, asla yıkılmaz, savaş evine kadar sokulacak değil ya. Güvenli mahallende, güvenli apartmanında kimseye karışmadan yaşamaktasındır, sen niye evinden olasın? 30 saniye Cizre geçiverir ekrandan, hayatına devam ede..]]> Sun, 19 Jun 2016 07:57:25 +0300 Hurşit Külter nerede? https://www.evrensel.net/yazi/76839/hursit-kulter-nerede https://www.evrensel.net/yazi/76839/hursit-kulter-nerede? Kelime Farsça, “güneş” demek. Âftâb, hûr, mihr, şems gibi kelimelerle akrabalığı var. Akraba kelimelerin önemli bölümü de isim olarak kullanılıyor; Afitap isminde bir komşunuz, Mihri isminde bir yoldaşınız, Şemsi isminde arkadaşınız olmuştur. Şems, ayrıca Mevlâna bağlamıyla birçok insanın hayatında yer etti. Şemsiye kelimesi de bununla ilgilidir, geçerken diyeyim. Farslar şemsiyeyi yağmura karşı değil, güneşe karşı kullanırlar ilkin. Sonra yağmurdan koruyan dulda haline gelir, kelimenin manası genişler. Kimi terkipleri de var kelimenin, Devellioğlu’nun sözlüğünden devam edelim: “Hurşîd-i cihân-tâb” mesela, dünyayı aydınlatan güneş demek. Hurşîd-i iştihâr, şöhret güneşi. Sessiz harflerden takip edebiliriz, şöhret iştihar. O kısım epey verimli: Şehir de o kökten geliyor, meşhur da, teşhir de. Teşhiri cümle içinde kullanalım mesela, pekişsin: “Kadın gerillanın çıplak bedeni askerler tarafından teşhir edildi.” “Hurşîd-i ser-i dîvân” güneşin batışı demek. Mecazı da var ama, hayatın so..]]> Sun, 12 Jun 2016 08:15:24 +0300 Yer yerinden oynamıyor https://www.evrensel.net/yazi/76731/yer-yerinden-oynamiyor https://www.evrensel.net/yazi/76731/yer-yerinden-oynamiyor? Küçücük bir kitap, 76 sayfa. Sonu başı toplandığında, yayıncılık dilinde beş forma ediyor. Dikişsiz yapıştırma cilt, üçüncü hamur kâğıt, 13*19 boyut. İlk basımı Kasım 1995, ilk sayfasının sağ üstüne tarih atmışım. Ocak 2006 – Kızıltepe. Kitap çıktıktan 11 yıl sonra almışım, ben alalı da 10 yıl olmuş. İnsan ömrü ediyor 26 yıl şimdilerde. Ne kadar az şey değişmiş mavi gezegenimizin bu hararetli, şekilsiz, tuhaf memleketinde. Kitap Yıldırım Türker’in, adı Gözaltında Kayıp – Onu Unutma. Metis Güncel’in “Siyahbeyaz Dizisi”nin yedinci kitabı. Künyeden takibe devam: Metis’in adresi değişmemiş, İpek Sokak. O zaman için numara 9 demişler, şimdi 5 numarada; muhtemelen zamanla sokak tabelalarının gazabına uğranıldı. Adreslerin bile sabit duramadığı, sokak adlarının bile kımıl kımıl oynadığı bir memleket aynı zamanda tabii bahsini ettiğimiz. Devam edelim. Kitap evvelden dergide tefrika edilmiş, Ekspres dergisinde. Demek ki o zamanlar “x” ile değil “ks” ile yazıyorlarmış. Sonradan Express ola..]]> Sun, 29 May 2016 04:57:17 +0300 15 Mayıs 2010 https://www.evrensel.net/yazi/76638/15-mayis-2010 https://www.evrensel.net/yazi/76638/15-mayis-2010? Geçende yayınevinde epey kitabı çıkmış, yazarlık hayatında uzun yol kat etmiş bir yazarla sohbet ederken hatırlama, arşiv gibi bahisler açıldı. Arşivinin asla olamadığından, habire taşınmak zorunda kaldığı kiralık evlerden ötürü zaten “yerleşme”nin mümkün olmadığından ve arşivi olan insanlara şaşırdığından bahsetti. Yıllar evvel yazılmış bir yazıyı, yazarımızın başka bir arkadaşı (yazı ondan söz ediyor diye) kesip saklamış. Ve o yazı söz konusu olduğunda, şak diye çıkarıp vermiş. Yazarımız, bu durumu çok da takdir etmediğini, dahası böyle bir hayatı donuk ve sıkıcı bulduğunu saklamaz biçimde “Ne insanlar var,” dedi. Ben de katıldım bu dediklerine –arşiv konusunda pek fena sayılmam oysa ki. Bundan tam altı yıl evvel, Gelibolu’dan bir otobüse binmiş ve İstanbul’a varmıştım. O yol o kadar beklenmişti ki, bittabi arıza yapmıştı otobüs. Öyle kolay, ha diye varamamıştım menzile. Bahardı, aylar boyunca terhis olmayı beklemiştim. Kışın “teslim” olduğu haki elbiseler, baharda üstümden çıkabi..]]> Sun, 15 May 2016 04:52:38 +0300 Urfa Mardin’e bakar, Toledo Diyarbekir’e https://www.evrensel.net/yazi/76594/urfa-mardine-bakar-toledo-diyarbekire https://www.evrensel.net/yazi/76594/urfa-mardine-bakar-toledo-diyarbekire? Urfa, hakikaten Mardin’e bakar. Konumlanışı öyledir, komşudurlar. Viranşehir’den çık mesela, hop Kızıltepe’desin. Sınır nerede, arada ne değişti, niye iki ayrı ismi var... onlar başka tartışmanın konusu. Peki Toledo, Diyarbekir’e bakar mı? Neden Mardinkapısı’ndan atlayamayan Murat’ın Diyarbekirkapı’da kendini buluvermesine dair değil bu yazı? Zımnen, sabık başbakan olan Ahmet Davutoğlu (aka “Hoca”), Diyarbekir’i Toledo yapmak hayalinden söz etmişti. Önce o sözlere bakalım: “Bu şehirler 90’lı yıllarda çarpık ve kontrolsüz bir şekilde gelişen şehirler. Bu olaylar yaşanmamış olsaydı bile kentsel dönüşümün yapılması gereken yerlerdi. Sur, Silopi, Nusaybin ve benzer yerlere insanca yaşanabilecek konutlar yapılabilecek. Özellikle Sur’da bir taş üzerine taş konsa haberim olacak dedim. Tescilli Diyarbakır evleri, camiler, kiliseler, hanlar Diyarbakır’ın mimari dokusuna hiçbir zarar vermeden restore edilecek. Diyarbakır Sur’u öyle inşa edeceğiz ki aynen Toledo gibi mimari dokusuyla herkesin gö..]]> Sun, 08 May 2016 05:00:21 +0300 Nisan 30 https://www.evrensel.net/yazi/76544/nisan-30 https://www.evrensel.net/yazi/76544/nisan-30? İç içe geçen halkalar gibi hayat. Feleğin yedi katı, boğazın yedi kursağı, çakraların altı bölümü var. Hepsi açılıyor, genişliyor, ferahlıyor vakti geldiği zaman. Geçen sene (yoksa evvelki sene mi? Yok, o kadar olmamıştır, değil mi?) Evrensel Pervaz’ının ilkini yazarken şöyle başlamışım: <<Nerdeyse on yıl oluyor, zamanın bu kadar hızlı geçmesi sinir bozucu. Daha dün doğan Emre seneye okula başlıyor ve yaşlanmaya dair geçmişte okuyup burun kıvırdığım her şey şimdi daha cismani ve insancıl geliyor. Cahit Sıtkı’yı bile anlayabiliyorum, bekliyormuş bazı yaşları demek ki, bazı insanlar da. sadece şiirler değil. On yıl olacak, Ankara’dan İstanbul’a gelmiştim sırtımda küçük bir el kamerasıyla. Görsel olan şeyin estetik hükmünü bile hakkıyla vermekten uzakken, utanmadan bir de eyleyen olmayı göze alıyordum. Sergilenmek üzere bir video çekecektim ve bir şeyin nasıl çekileceği konusunda hiçbir fikrim yoktu. İstanbul’daki arkadaşlara da güveniyordum gerçi, yalan yok. Böyle bir deliliğe b..]]> Sun, 01 May 2016 05:00:28 +0300 Zekât kadar özgürlük https://www.evrensel.net/yazi/76491/zek-t-kadar-ozgurluk https://www.evrensel.net/yazi/76491/zek-t-kadar-ozgurluk? 58 Batman doğumlu ama Mardinli. Halen izi sürülecek denli kozmopolit bir memleketten, Midyat’tan. Büyük bir ailenin evladı. Bir zamanların namdar okullarından Diyarbakır Maarif Koleji mezunu. Akabinde de Ankara’da mühendislik okuyacak. Babası Bedii Tan’ı, tarihin gördüğü en aşağılık cezaevlerinden biri olan (aşağılık olmayanı yok gerçi ya) Diyarbakır Cezaevi’nde genç yaşta yitirdi. Neden? Çünkü işkenceye dayanamamıştı Bedii Tan. Aynı cezaevinde Ferhat Kurtay’ın öncülüğünde “dörtlerin gecesi”ni de biliyoruz. Kendini yakan dört kişiyi. Refah Partisi’yle başladığı siyasi macerası, şimdilik HDP’de devam ediyor, Diyarbakır mebusu olarak. CNN Türk’te Cüneyt Özdemir’in programında, AK Parti Batman Milletvekili (sonradan Batman ikinci sıra olmasını beğenmeyip adaylıktan istifa edecek) Mehmet Emin Ekmen, gerginlik anında söylüyor Altan Tan’a: “Benim Ak Parti’de söz söyleme hürriyetim senin HDP’de söz söyleme hürriyetinden 10 kez fazladır.” Tan, öfkeyle yanıtlıyor: “Bak Mehmet Emin, sen benim..]]> Sun, 24 Apr 2016 05:00:53 +0300 Durakta üç kişi https://www.evrensel.net/yazi/76392/durakta-uc-kisi https://www.evrensel.net/yazi/76392/durakta-uc-kisi? İlki, şimdilerde yangın yeri olan bir memleketten geliyor. Zaten orası bir yangının adıyla da anılır, bir sinema yangınının. Yıllardır memleketinden uzak yaşıyor. Konuşmasında “vatanım çocukluğumdur artık,” diyecek. Dillerden beden ve ruh olarak söz edecek. İkincisi, yangının ortasından geliyor. Mahalleler boşalmış, yüzlerce ev yıkılmış, binlerce insan göçmüş gene bir başkentten. “Şahî” ile geliyor ama, bir sevinçle. Düğün etmiş gelmiş, yüzünde hem yorgunluk, hem mutluluk var bu yüzden. Üçüncüsü, kendisinin olmayan başka bir başkentten gelmiş. İlkiyle sınır komşusu, ikincisinin memleketinde dünyaya gelmiş (eskiden olsa “fırlatılmış” derdi belki). Fransa’nın Almanya sınırında, sessiz sakin bir şehrin tramvay durağında bekleşiyorlar. Birazdan şehrin üniversitesinde konuşacaklar kendileri, memleketleri, uzak düştükleri toprakları, içinde yaşadıkları toprakları, yanan yakılan toprakları ve kimi kelimeler üstüne. Fawaz Hisên [Fawaz Hussain], Murat Özyaşar ve ben; üçümüz, bir durakta bek..]]> Sun, 10 Apr 2016 05:00:08 +0300 Kamulaştırılan kimindir? https://www.evrensel.net/yazi/76343/kamulastirilan-kimindir https://www.evrensel.net/yazi/76343/kamulastirilan-kimindir? Bir kuşağın öyküsünü bence gayet başarılı anlatan Bahoz’u (Kazım Öz, 2008) izleyenler de anımsar. İstanbul kitap fuarına gitmeye hazırlanan öğrencilerin içinde yer alan Cemal, arkadaşlarının kitapları çalma planlarını hayretle izler. Sonunda o da katılır aralarına, bir tür eğlencedir bu. Gülüşerek yürürlerken bu eylemin hırsızlık olup olmadığı, etik olarak neye tekabül ettiği konuşulur ve nihayet içlerinden fırlama olanı “Yahu kamulaştırma bu,” der. Konu kapanır. Askerlik yapanlar bilir, “yer değiştirme” denir. Bir uyanmışsın jilet yok. Bir sonraki sabah köpük de yok; e jileti alan köpüğünü de alır haliyle. İlkin kızarsın, sonra alışırsın. Çok kıymet verdiğin bir şey gitmeyene kadar da öfkelenmezsin pek. Olur öyle, herkesin ihtiyacı olur o tuhaf yerde. Bir de taşranın hırsızlarına dair efsaneler dolaşır daima. İki kardeş biliyorum ben mesela, ağabeyleri üzerine de ayrıca konuşmuşluğum var (Zeki Demirkubuz’un Masumiyet’ine şahit olmuştuk neredeyse bütün detaylarıyla, -isimler dahi..]]> Sun, 03 Apr 2016 05:00:39 +0300 Razı olmamak https://www.evrensel.net/yazi/76293/razi-olmamak https://www.evrensel.net/yazi/76293/razi-olmamak? Rıza ekonomisi diye bir şey var: Birinin ötekinden razı olmasının avantaj gibi algılanması ve ona göre bir pozisyon alınması. Ben razıyım, o razı, seni ne ilgilendirir, deniyor. Doğrudur ama etik ve politik bir kamyon dertle beraber hücum ediyor bu ekonomi. Hatta daha çok sevdiğim kelimeyle söylersem, rıza iktisadı. Bir de kavramın kendisinin aşındığı bir hal var: “Allah rızası için sadaka” isteyen dilencinin kulaklardaki sesi. Allah’ın rızasının, tekrarlana tekrarlana ve duyula duyula neredeyse sadaka ile beraber hatırlanması aşınması. 1300’lerin ilk yarısında, Âşık Paşa’nın Garib-name’sinde rastlanmış; Nişanyan alıntılamış: “dost riıâsında olan anı bulur”. Buradaki, “anı” şimdiki “onu” olarak okunuyor. Arapçadan geçmiş Türkçeye; razı olma durumu, memnuniyet manasına geliyor. Kubbealtı Sözlüğü, Şinasi alıntısı yapmış: “Rızâ-yıkabâhatayn-ı kabâhattir, sen de onun gibi cezâya müstahaksın” yani “kabahate razı gelmek, kabahati tekrar etmektedir, ta kendisidir. Kabahati işleyen gibi, se..]]> Sun, 27 Mar 2016 05:00:06 +0300 Kravatla başlayan Newroz ateşi https://www.evrensel.net/yazi/76243/kravatla-baslayan-newroz-atesi https://www.evrensel.net/yazi/76243/kravatla-baslayan-newroz-atesi? Osman Baydemir kravatını yakmış yakılacak odunlara polis el koyunca. Kravat yakmanın birden fazla manası var. Şirince’ye yaptığı güzellikler yüzünden cezalandırılan Sevan Nişanyan’ın notundan bağlamını, sonra da maddesinden etimolojisini öğreniyoruz: 30 Yıl Savaşları (1618-1648) döneminde Fransız ordusundaki Hırvat paralı askerlerin giydiği boyunbağından geliyor kelime, Croate – Hırvat kökünden. Ahmed Rasim’in 1897 tarihli müthiş metni Şehir Mektupları’nda geçmiş ilk: “[K]alıplı bir fes, bildiğim gustoda bir yakalık, sevdiğim tarzda bir kravat”. Kürtçeye de benzer bir sesle girmiş “qerewat” şeklinde. Birkaç kelime daha var karşılayan, “stovank”, “stûkurbend” gibi. Medeniyetin göstergesi sayılan ve uzunca bir süre takılmasının bir tür yenilgi, teslimiyet gibi algılandığı kravat, boyun bölgesine dolanıp şık bir aksesuar olmaktan daha fazlasıydı. Hatırlayanlar vardır, İslamcılar da şiddetle karşı çıkarlardı; şimdi iktidarda olanlarının rozetleri ve kravatları kendilerinden önce giriyor ..]]> Sun, 20 Mar 2016 04:21:59 +0300 Hâlâ mümkün https://www.evrensel.net/yazi/76194/h-l-mumkun https://www.evrensel.net/yazi/76194/h-l-mumkun? Çocuk babasına merakla soruyor, gözlerini büyütmüş. Çocuklar gözlerini sık sık büyütür neyse ki, o büyümek dünyanın ferahlamasına delalettir. “Baba bunlar ne zaman gidecek?” Baba, düşünüyor. Babalar düşünmüş gibi yapan varlıkların adına denir. Kimi zaman düşünür de gerçekten ama esas düşünenin o olmadığını içten içe bilir. Şimdi oğluyla baş başa olduklarından, mecburen düşünüyor. Bir cevabı var ama oğluna nasıl anlatacağının kelimelerinden yoksun o baba. Deniyor. “Gitmeyecekler.” Çocuk, mahzun ama meraklı ve halen diri konuşuyor. Sormaktan vazgeçti, babasıyla aynı hizada olduğunu fark ediyor bir şekilde. Bilgi değil ama sezgi. Doğduktan hemen sonra toprakla birleşen tuhaf sezgi. Büyüdüğün direnişçi ruh falan diyecekler o sezgisine. “Ben onların burada olmasını sevmiyorum. Senin de sevmediğini biliyorum. Kimse sevmiyor ama gitmiyorlar. Utanmıyorlar mı?” Çocuk bu, sonuna bir soru işareti koyacak illa. Baba rahatlıyor. Oğluyla aynı hizada. Uzun uzun düşünmeye gerek yok ama gücü de yok ..]]> Sun, 13 Mar 2016 05:00:18 +0300 Evimiz de hep oradadır https://www.evrensel.net/yazi/76151/evimiz-de-hep-oradadir https://www.evrensel.net/yazi/76151/evimiz-de-hep-oradadir? Bir zamandı, gündüzleri odalarda, bilgisayar başında yahut kâğıt başında geçirmek zorunda olmadığım bir zamandı. Biriyle karşılaşmıştım, bir teyze. Sonra oturup yazmıştım: Elinde uzundur kullanıldığı belli olan, çok güzel işlenmiş bir baston var. Bota benzer bir ayakkabı var ayağında, bol geliyor ayağına. Kalın, gri bir çorap giymiş. Siyah, uzun bir pardesüsü var. Yaşlı, hafif kambur. “Bana bir çay ver,” diye bağırıyor çaycıya. Oturacak yer bakarken bana dönüp “Hemşeriyiz seninle” diyerek yanıma oturuyor. Bir daha “Çay ver” diyor, çaycıdan “Duyduk teyze, duyduk” homurdanması geliyor akabinde. Sakine oturuyor yanıma. “Nerelisin?” Karslıymış o. Kulakları iyi duyuyor, seviniyorum buna nedense. “Sizin oralarda öğretmenlik yaptım, çok gençtim, çok iyi davrandınız bana…” diyor. İşimi, ailemi öğreniyor. Gurbette kaldığıma hayıflanıyor biraz. Çay geliyor, masayı hafifçe ona doğru kaydırıyorum rahat etsin diye, alınmış gibi “Dursun dursun, elim uzanır” diyor. Şekeri çaya atmadan ağzına götür..]]> Sun, 06 Mar 2016 03:30:05 +0300 Yedi iklim dört köşede... https://www.evrensel.net/yazi/76038/yedi-iklim-dort-kosede https://www.evrensel.net/yazi/76038/yedi-iklim-dort-kosede? * “Beyrut’ta nasıl yaşanıyormuş, diye düşünenimiz vardı, ona cevap veriyorlar sanırım,” dedi telefonda bir arkadaşım. Demedim bir şey. Ne diyeyim? * Dövüşen konuşur. Karenin dört köşesi vardır. Şelaleden su akar. Dövüşen konuşur. Epey net. * Bir film sahnesi gibi, defalarca yazdım ama doyamamışım, soğumamış içim belli ki. Ben 9-10 olduğuma göre, birader 5’inde en çok. Babam ve amcam karın kapadığı yolda kalmışlar Batman çıkışında. İlk defa gördüğüm kar âfet olmuş. Sağlıklarından haber yok, ince uzun salonun ucundaki divanda oturmuş, yanık yanık “Makber” söylüyor bizimki. Biraderim. Filmden duymuş, aklında da sadece “her yer karanlık” kısmı kalmış, geriye kalan melodisi. O “her yer karanlık” dedikçe ağlayanların farkında değil tabii. Çok kar yağdı o sene, babamlar salimen geldi. Ve Urfalı Kel Hamza çok müthiş müzisyen. * “Baykuş sesini bülbül-i şeydâya değişmem.” * Artvin’in ilçeleri: Ardanuç, Arhavi, Borçka, Hopa, Murgul, Şavşat, Yusufeli. Hepsini bir kere içinden geçir, na..]]> Sun, 21 Feb 2016 04:57:46 +0300 Cizre, biraz daha Cizre https://www.evrensel.net/yazi/75983/cizre-biraz-daha-cizre https://www.evrensel.net/yazi/75983/cizre-biraz-daha-cizre? Medresa Sor içinde, Medresetu’l Hamra diye de biliniyor. Tuğladan inşa edildiği için, Kırmızı Medrese diye biliniyor. Ehmedê Xanî’nin dünyaca bilinen eseri Mem û Zîn oranın civarında geçiyor. Bir halk destanı olan Memê Alan’dan hareket eden bu aşk mesnevisinin iki karakteri Mem ve Zîn’e atfedilen mezarlar da orada. Ortalarında, mesnevinin matematiği gereği buluşmalarını önleyen kötü karakter Bekoyê Awan da ortalarında yatıyor. Yani, mezarda da rahat vermiyor onlara. Melayê Cizîrî, yani tam adıyla Cizreli Molla’nın memleketi. Mela’nın Divan’ı 17. yüzyıl klasik dünya edebiyatının tamamıyla boy ölçüşecek denli güçlü ve tertiplidir. Kurmancî kaleme alınmıştır ve elimizde sahih el yazması bulunur. Transkripsiyonu mevcuttur, Avesta başta olmak üzere mühim yayınevlerinden divanın şerhi de yayımlanmıştır. Ulu Camii vardır, 13. yüzyıla ait olduğu düşünülen bu yapının eşsiz ahşap kapı tokmağından biri Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde, biri Kopenhag’da sergilenmektedir. Tokmakların üzer..]]> Sun, 14 Feb 2016 04:54:10 +0300 ‘Devam etmek, devam etmek işte gerekli olan bu...’ https://www.evrensel.net/yazi/75940/devam-etmek-devam-etmek-iste-gerekli-olan-bu https://www.evrensel.net/yazi/75940/devam-etmek-devam-etmek-iste-gerekli-olan-bu? * Bisiklete ilk bindiğim zamanlarda, ne kadar çok bisikletli insan olduğunu fark edivermiştim. Sonra kazağın içine gömlek giydiğimde. Sonra gözlük taktığımda. Benzerini görme kardeşliği. Göz hizasında. * Kuruyemişin üstünde “Günkurusu” yazıyor, kuru kayısının yeni isimli hali. Daha havalı ve %100 doğalmış. Ama ben ısrarla “Günkusuru” olarak okuyorum. “ben çok şeye kusur kaldım/ çok şey kusura baksın bu yüzden”. * Bizim kuşağın kült dizisiydi Süper Baba. Şimdi bakıyorum, çok kusur görüyorum ama çok içtenmiş. Kusuru da içten. Halen, ne zaman o çay bahçesine gitsem, bir yerden Nihat çıkacakmış gibi hissediyorum. O semtte gözüm İpek’in eczanesini arıyor. Alim’in gittiği lisenin hangi lise olduğunu öğrendim, hatta içinde bir sempozyuma katıldım, ders gibi bir şey verdim. Ortaokuldaki o halim bir kenarda benimle hep: Lacivert ceket (biraz büyük geliyor, çok kısayım), beyaz gömlek (yazın İstanbul’dan almışız, kolundaki iplikler sökülmüş hafif), lacivert kravat (üstünde okulun arması var..]]> Sun, 07 Feb 2016 04:57:05 +0300 Defterin ortasından konuşmak https://www.evrensel.net/yazi/75882/defterin-ortasindan-konusmak https://www.evrensel.net/yazi/75882/defterin-ortasindan-konusmak? * Ev enteresan bir şey. Dile “canlı” denir, esas canlı ev. Ses çıkarıyor (gecenin kör sessizliğinde anlamadığınız bir yerden geliveren “çıt” sesi en tuhafıdır), susuyor (bazı günler gıcırdayan kapı aniden vazgeçer gıcırdamaktan), hastalanıyor, temizleniyor. Hastalanıyor: İki senedir civarına varmadığım musluk 15 gün önce tamir edildi. Şimdi başka yerinden su sızdırıyor. “Hastayım benimle ilgilen” çağrısı tamam ama sanki o ilk tamir olmazsa, ikincisine de hiç ihtiyaç olmayacaktı duygusu da peşimi bırakmıyor. Bizim buraların ustaları da hep aynı ailedenmiş: Altı erkek kardeşin tamamı tesisatçı ve çocukları da baba mesleğini yapıyor. Bir öncekinden şikâyet ediyordum ki, kısık sesle yanıt geldi. “Amcam dikkatlidir aslında...” * “Defterin ortasından konuşmak” diye bir şey yok sanırım; söylenecek şeyi erkenden söylemek, bunu da rahatsız edici bir dürüstlükle yapmak manasında “kitabın ortasından konuşmak” deniyor yanılmıyorsam. Ama şimdi ben uydurdum, defterin ortasından konuşuyorum. Çünkü..]]> Sun, 31 Jan 2016 05:00:01 +0300 Sırf bunun için bile ‘hayalci’ olunur... https://www.evrensel.net/yazi/75833/sirf-bunun-icin-bile-hayalci-olunur https://www.evrensel.net/yazi/75833/sirf-bunun-icin-bile-hayalci-olunur? * Aşk-ı Memnû’nun son okumasını yaparken şimdi, “intikal” kelimesine takıldım. Neden ilgilendirdi beni, ne anımsattı diye düşünürken buldum: İntikal varmış, tugayın bir kısmı oraya gidecekmiş, Ankara’daymış, çadırlarda kalınıyormuş, insan karın beyazıyla esmerleşirmiş, belki kısa dönemler de gidebilirmiş. Gitmesek bile, intikalin bakiyesi olarak nöbete çıkarmışız, bazı nöbetler dört saat bile sürermiş. Askerlikte ne kadar sıkıldığımı sanki bir roman boyunca anlatsam değmez derdime. İntikal, ne sıkıcı kelime. * Hastane ziyareti. Kalp krizi, ameliyat, yoğun bakım (rahmetli babaannem “bakım yoğum” derdi), anjiyo tabirleri. Hastane bahçesi, kantinden karton bardakta alınan çaylar. Dostluk ve üzgünlük. Neşe gayreti, geçmişe dönüp anılar birikintisinden kimi anları çekmek. İyilik dilekleri ve dua. Hastaneler, insanlığın hakiki arka bahçesi. Ve Türkiye’dekiler hep çok pis kokuyor. * Kış mevsimi yasaklanabilir bir şey olabilirmiş o yedi günde. Kış, neden var kış? Bu soruya ancak kuşlar yanıt..]]> Sun, 24 Jan 2016 05:00:25 +0300 Notlar – başıbozuk https://www.evrensel.net/yazi/75777/notlar-basibozuk https://www.evrensel.net/yazi/75777/notlar-basibozuk? * Utku Lomlu’dan defterler geldi. Birbirinden güzel defterler. Dolma kaleme gitti elim ama nedense erteledim yazmayı. Defterin tazeliği ve ilk harf heyecanı üzerine kim bilir ne çok şey yazılmıştır. Dolma kalemin mürekkebiyle kan analojisi kurmak da şık. Ama kan, bunca gerçekken, şıklık arayışı şık değil. Hatta belki edebiyatın kendisi bile. * Annem, telefonda. “Elektrikler kesik, artık delirdik. Hadi biz neyse de, köydekiler ne yapacak?” Yutkunuyorum. Köyde, elektriğe daha çok ihtiyaç var çünkü gündelik hayatta. Ve, o yok 15 gündür Kızıltepe’de. İnsanlar delirmemek için bahane buluyor. Ben de işte o bahanelere yaslıyorum sırtımı. Delirsek ya şöyle bi’ güzel. * Yeni kitaplar çıkıyor. Bazılarını ben “yapmış” oluyorum. Editör jargonu: “Kitap yapmak”. Son zamanlarda çıkanların bir kısmını evvelden okumuş oluyorum. İyi bir şey mi bu? * Bir türlü yazamadığım bir yazı için Nurdan Gürbilek’e baktım. Sonra unuttum yazıyı, onu okumaya başladım. Felaket zamanlarında yazmakla ilgili ne ..]]> Sun, 17 Jan 2016 04:56:23 +0300 2015 https://www.evrensel.net/yazi/75668/2015 https://www.evrensel.net/yazi/75668/2015? Çıkıyoruz. Maviye boyanmış bir salıncak. Betonu taze kurumuş. Üçümüze, üç amca çocuğuna yapılmış. O ânın tarifi, dünya üzerinde konuşulan hiçbir dilde henüz yok. İcat edilmedi. Böyle bir sevinmek yok. Bir süre, yaşlı gözlerle salıncağı izliyoruz. Ben istemiştim ki, o salıncağa ağlayalım sadece. 32 yıldır, kiminin burun kıvırdığı, kiminin inanmadığı, kiminin hürmet etmediği, kiminin de bana yoldaş olduğu ağlamaklardan geçiyorum. Bugün, 5 Haziran Cuma günü bir meydana ağladım. Oranın civarında salıncakta sallanan çocuklar vardı. Vurun ulan vurun, en kolay ben ölürüm. Ben kolay ölürüm de, hıncım ne kadar sürer. Sen de yüz yıl, ben diyeyim bin yıl. Yağmur yağıyor. Salıncak uzakta, meydan uzakta, çocukluk uzakta. Bir ipim var, o beni bağlıyor dünyaya. Edebiyat denen şeye kimileyin mesafe kesbeder insan. Tuhaf bir mesafedir bu; “amaan,” dersin içinden, zaten yazılabilecek her şey yazıldı, konuşulabilecek her şey konuşuldu. Benim de okuyacaklarım yazacaklarım sınırlı zaten, ne diye uğraş..]]> Sun, 03 Jan 2016 05:00:56 +0300 Biliyor musun? https://www.evrensel.net/yazi/75564/biliyor-musun https://www.evrensel.net/yazi/75564/biliyor-musun? İnsan neden bir şeyler yazar? Binyıllık soruların binyıllık birbirinden zeki yanıtı var. Ateşe su olur, derde derman olur, derdin abarması olur, dermanın etrafını yumuşakça kaşıyan tırnak olur, toprağı kazan el olur; olur da olur. Benim yanıtlarım pek zekice sayılmaz. Köşe yazısı diye bir şey var. Sözüm ona ben de birkaç senedir (o kadar oldu mu?) iki gazetenin birer köşesinden yazılar yazdım. BirGün’e başlarken Ece Temelkuran’a “Ben köşe falan yazamam, matematiği vardır muhtemelen ve ben aritmetik bilmiyorum,” gibi şeyler demiştim. Sonra Pervaz yazarken buldum kendimi; mübalağa edip sanki büyülü bir zamanmış gibi anlatmaya da gerek yok. Yazılabilir mi, yazılsa ne olur, orası da bir mevzidir, yazalım, diye girdim; bir süre de yazdım Pazartesileri. Ama o aritmetik bilmeme iddiası doğru çalıştı; öğrenemedim. Birkaç yazı dışında çok kişinin okuduğu yazım olmadı, orada burada alıntılanmadım, çok parlak övgülere falan da mazhar olmadım. Olsun, gam değil. Bir süre sonra annem de yazıları ..]]> Sun, 20 Dec 2015 05:00:14 +0300 Türklük Hakanı https://www.evrensel.net/yazi/75461/turkluk-hakani https://www.evrensel.net/yazi/75461/turkluk-hakani? Adının anlamı, “doğruluk, dürüstlük”. Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde danışmanlık yapan, şimdilerde Hürriyet yazarı Akif Beki’nin yaptığı televizyon programında “ruhuma uymasa da iş adamlığı yapıyorum. Kapitalist düzende yaşıyoruz, paranın önemini anladık.” diyor. Kendinden “biz” diye söz edenlerden. “Bizim düğünümüze hoş geldiniz” derken, sadece kendini kastediyor muhtemelen. Boğaz kenarında şatafatlı bir düğün yapmış, görüntülerine ulaşmak mümkün. Birçok ünlü var davetliler listesinde: “Hatasız Kul Olmaz”ın Orhan Gencebay’ı ve eşi Sevim Emre, “Duyanlara Duymayanlara”nın Cengiz Kurtoğlu’su, her daim meşhur, her daim galip Seda Sayan, Oya Aydoğan, “Reis’e özel şarkı” söylemişliği mevcut İsmail Türüt, Galatasaray’ın Ümit Karan’ı, Gezi zamanı yanlışlıkla sokağa karışıp sonra defalarca nedamet getiren Şafak Sezer ve dahası. Havai fişek gösterisinin ardından genç çift pasta kesiyor, damadın elinde kılıç var. Lakabı Reis. Sonradan Erdoğan yanlıları da ona kendi aralarında ..]]> Sun, 06 Dec 2015 05:00:57 +0300 ‘Üsküdar İstanbul’a Diyarbakır kadar uzaktır’ https://www.evrensel.net/yazi/75301/uskudar-istanbula-diyarbakir-kadar-uzaktir https://www.evrensel.net/yazi/75301/uskudar-istanbula-diyarbakir-kadar-uzaktir? Sait Faik bir hikâyede söylüyordu; İstanbul tabir edilen yer uzun yıllar sur içi, Pera gibi bölgeleri imlediği için. Şimdi dönüştürmemiz mümkün: Paris Silvan’a ne kadar uzaktır? Terör denen şeyin, benim okuyabildiğim kadarıyla dünya tarihinde belli bir amacı olmuş. Kötü, pis, saçma, uzak, manasız ama bir derdi var. Amaç dairesinde ikna olanlar –burada “beyni yıkananlar” diyelim mesela– suçsuz insanlara zarar vermiş tarih boyunca. “Sivil” tabiri, bu yüzden geniş ve lekesiz. Elinde silah yok, durduk yere kimseyi darp etmeye, malını çalmaya, canına kastetmeye çalışmıyor. Ama diyelim ki çok yüce bir amacı var ve bu amaç uğruna gerekirse o sivili de katletmeyi göze almış, işte o zaman bir “mesaj” taşıyor bu. Geriye kalanlara, bağlandığı o yüce şeyin esas hadise olduğunu ileten bir mesaj. Alamut fedaisi bile, uyuşmasının yanında bu mesajı taşıyor olmalıydı. Peki sadece son altı ayda olanları nereden doğru okuyacağız? Kerterizimiz ne olacak Diyarbakır, Suruç ve Ankara için? Silvan’a ne diy..]]> Sun, 15 Nov 2015 08:01:06 +0300 Artık eskisi gibi olmayan şeyler https://www.evrensel.net/yazi/75253/artik-eskisi-gibi-olmayan-seyler https://www.evrensel.net/yazi/75253/artik-eskisi-gibi-olmayan-seyler? Eski, şimdiye ait olmayan şeylerin genel adı. Tarih denen şeyin mütemmim cüzü. Yani eskiden vardı, şimdi yok. Dolayısıyla eski. Polisin bianet muhabirine söylediğini tashih ediyorum o yüzden: Her şey eskisi gibi olamaz, çünkü her şey şimdiki gibi. Nasıl mı? 80 öncesinin hikâyelerini çok dinledim. Dinlediğim zamanlar, bana eski gibi gelirdi. Fis köyü, Kobanê’ye çıkış, Eruh, Dörtlerin Gecesi, Mehmet Sincar, Musa Anter, bombalanan parti binaları, öldürülen gazeteciler, Seydo Aydoğan, Uğur Kaymaz, Erdal Can, Ceylan Önkol... Aralara haksızlık ederek saydım ve bir kısmını iyi dinlediğim, bir kısmını gördüğüm şeyleri yazdım sadece. Eski sanıyordum her defasında. Sonra gördüm ki, eskiyen pek bir şey yok. Olan, halen oluyor olan. Kadri Bağdu ismini anımsıyoruz, değil mi? 10 Ekim 2014’te Adana’da katledilen gazete dağıtımcısı. Bir kuşağın Press filmiyle izlediği ve “vay canına ne zamanlarmış” dediği zamanların aslında “eski” olmadığını gördük. Cizre serhildanını videolardan izlemiştik..]]> Sun, 08 Nov 2015 04:57:11 +0300 ‘Anladım ki poz içinde pozun var’ https://www.evrensel.net/yazi/75207/anladim-ki-poz-icinde-pozun-var https://www.evrensel.net/yazi/75207/anladim-ki-poz-icinde-pozun-var? Kasımın ay olan halini biliyor, kullanıyoruz halen. Kelimenin bir de “kasm” kökünden gelen hali var, “kâsım” şeklinde. Taksim eden, bölen, ikiye ayıran manasında. Eski matematik kitaplarında rastlanabilir mesela “kâsım-ı müşterek-i âzam” tabirine. Ortak bölenlerin en büyüğü demek. “Çoktan seçmeli” dendiğinde, ilkin anlamamıştım. Ne ola ki çoktan seçmek? Yazılı var işte, sözlü var, öğretmenin kanaat notu var, devamsızlığı da hallettin mi tamam. Sonra dediler test sistemi, önce dört şık, sonra beş şık (“Ç”ye nedense haksızlık edilir şıklarda). Beş ihtimalden biri doğrudur o sistemde, elin mahkûm birini işaretlersin. Gün gelir kaydırırsın işaretlerken (onun da “optik okuyucu”dur sanki uzay mekiği), gün gelir şaşırtmacalı sorudaki “-mamaktadır”ı “-maktadır” okur ve yanılırsın. O sistem, seni doğruyu seçmeye yöneltmek yerine, yanlışa itmek ister gibidir. Hele bakalım oyunumuza gelecek mi? Ben geleneksel aklın önerdiği sınavı sevdim hep. Soru var, istersen anlama ama bir yanıt ver. O yanı..]]> Sun, 01 Nov 2015 04:57:17 +0300 Beyaz Toros https://www.evrensel.net/yazi/75160/beyaz-toros https://www.evrensel.net/yazi/75160/beyaz-toros? “[Neşe Düzel:] Toplu cinayet olaylarına karıştınız mı? [Abdülkadir Aygan:] Bir kez üç kişinin birden öldürüldüğünü gördüm. Diğer cinayetler hep tek tek ya da iki ikiydi. Mesela birini yakalayıp JİTEM’e getirmişler, sorgusu yapılıyor. Ertesi gün başka birini daha alıp getiriyorlar. Bu durumda ikisi aynı anda öldürülebiliyor. Zaten üçten fazla infaza imkânlar da müsait değildi. Anlamadım, ne müsait değildi? Araç olarak elde bir Toros araba vardı. Arabaya, bagaja kaç kişiyi sığdıracaksın? Çünkü personel de binecek arabaya. Ama ben gene de bir tane toplu cinayete tanık oldum. Abdülkerim Kırca 1993’ten sonra Diyarbakır JİTEM Grup Komutanı oldu. Bazı cinayetleri bizzat gözümüzün önünde kendisi işledi. Sağlık-Sen Diyarbakır Şubesi’nin üç üyesi Necati Aydın, Mehmet Ay ve Ramazan Keskin JİTEM’de sorgulandıktan sonra Silvan yolunda bir araziye götürüldüler. Aman Tanrım! Gençler yan yana dizildiler. Elleri ve gözleri arkadan bağlandı. Sonra komutan Kırca gençlere diz çöktürttü ve t..]]> Sun, 25 Oct 2015 05:00:39 +0300 Yorulan yorulsun ben yorulmazam https://www.evrensel.net/yazi/75111/yorulan-yorulsun-ben-yorulmazam https://www.evrensel.net/yazi/75111/yorulan-yorulsun-ben-yorulmazam? İp “Yorulan yorulsun ben yorulmazam/ Derviş makamından ben ayrılmazam/ Dünya kadısından ben sorulmazam/ Kalsın benim davam divana kalsın” diyor Pir Sultan Abdal. Abdalların piri. O büyük şiirlerin, belki de anonim ismi. Ve şimdilerde kulağa çalındığında, insanların hafif yüzünü ekşitip, “arkaik”lik hissettiği o isim. Ruhi Su’nun çok sevdiği abdalların piri. “Yorulan yorulsun ben yorulmazam”da iki mana var kanımca: İlki, bildiğimiz manasıyla yorulmak. Yorgun argın olmak, canı burnuna gelmek, takat bulamamak. İkincisi de, yorumlamaktaki yorulmak. Yani, dava divana kalmışsa, beni orada yorsunlar. Kim kendini yorduruyorsa yordursun, sen kimsin de beni yoruyorsun? Pir Sultan’ın muhataplarının şimdi asla anımsanmadığını biliyoruz, değil mi? Kalan o oldu. Tıpkı Ruhi Su gibi. Kumaş “Altın Hızma”yla başlayan albümü var Ruhi Su’nun. Orada “15’lere Ağıt” diye bir de Karadeniz ağıdı. “Bir yanımda Suphi, Nejat ölüyor/ Bir yanım deryada çalkanır şimdi” diyor içinde şarkının. Oradaki virgül mü..]]> Sun, 18 Oct 2015 04:54:10 +0300 Ateş hâlâ benim elimde değil https://www.evrensel.net/yazi/75065/ates-h-l-benim-elimde-degil https://www.evrensel.net/yazi/75065/ates-h-l-benim-elimde-degil? O zamanlar vurdulu kırdılı dizilerin henüz yaygınlaştığı zamanlardı. Şimdilerde çok meşhur olmuş Ankaralı jön oynuyordu başrolünde. Sonradan neredeyse bir steryotip olacak “deniz kenarında uzlete çekilmiş bilge adam” rolüyle de sakallı biri vardı dizide. Jönümüz sıkıştığında, daraldığında, sakinlemek için o adamın yanına giderdi. Deniz kenarında falan otururlar, sakallı adamımız jön adamımıza kıssaları şahit gösterip hisse verir, jönümüz de bu hisselerden payına düşeni bir tomar özlü söz eşliğinde heybesine kordu. Sonra o ışıltılı, yalan, gürültülü dünyasına geri dönerdi. Işıltı, yalan ve gürültü de zaten bize dayatılan, öyle düşünmemiz için gözümüze sokulan dünyanın muhtelif eşyaları, ilişkileri, sakillikleriydi. Birçoğumuz için o kadar göze sokulması da sakildi zaten ama gene konu bu değil. Benden dört beş yaş kadar büyük biri vardı; birkaç yaş farkın çok büyük olduğu zamanlar vardır, o zamanlardaydık. Okulla ev arası yürünmeyecek kadar uzak gelir. Oysa şuncacık yoldur. Akşam bir ba..]]> Sun, 11 Oct 2015 05:00:37 +0300 ‘Ordan golü var!’ https://www.evrensel.net/yazi/74969/ordan-golu-var https://www.evrensel.net/yazi/74969/ordan-golu-var? Coğrafya kaderdir, tamam da, ya isimlerimiz ne kadar kaderdir? Bir bölümüyle yanı başımızda durur, bizi uyarır, çelmeler, silkeler isimlerimiz. Bir yanıyla da onun tam hilafına bir hayat yaşadığımızı fark ettiriverir. Yahut çıkar biri söyler ismimizin gerçek manasını; belki ömür boyu yanlış bilmişizdir. Küçükken baktığımız sözlük bize yalan söylemiştir ve hayatımızın devamında bir kere olsun, başka sözlüğe ‘gitmek’ aklımıza gelmemiştir. Türkiye’de şu an 500 bin kişiden fazla insanın adı İbrahim. Kökü çok doğurgan, üstelik birçok dilden takip edilebiliyor. Rahman, rahim, rahmet, merhamet, istirham, merhum... hep aynı RHM kökünden. Üç kutsal kitapta da geçiyor; Kur’an’da peygamber olarak var; kurban bayramı münasebetiyle tekrar dolaşıma giren kıssa da malum [“kurban” kökünden de tanıdık bir kelime var; “akraba” olan. “Kurbiyet” yakınlaşmak demek]. İbrahim Peygamber bir rüya görür, oğlu İsmail’i kurban edecekken, gökten bir koç iner. Nemrut’un düşmanıdır, Allah’ın dostu, yani “halil”id..]]> Sun, 27 Sep 2015 04:56:54 +0300 ‘Leyla kimdir, Leyla nedir, Leyla benim’ https://www.evrensel.net/yazi/74876/leyla-kimdir-leyla-nedir-leyla-benim https://www.evrensel.net/yazi/74876/leyla-kimdir-leyla-nedir-leyla-benim? İç “Ringo’yla ben o yaz, tütsü kulübesinin arkasında yere, savaşın yaşayan bir haritasını çizdik.” Faulkner’ın Yenilmeyenler romanının ilk cümlesi. Adına Türkiye denen bu ülkede savaşın yaşayan bir haritasını çizmeye kalksam kimi çağırırım diye düşünüyorum. Aklıma o geliyor. Leyla Zana. Kök Adı, “gece”den geliyor. Çok etkileyici o terkip leyle-i hâmûşta da adı geçiyor. Suskun gece. Sessiz ve suskun gece. Ben ilk sessiz bir geceden hemen önce gördüm onu. Televizyonda. O geceye dair fotoğraf var. Zihnim iki fotoğrafı üst üste bindiriyor, muhtemelen ikisinde de kürsü olduğu ve çok etkilendiğime ikna olduğum için. İlki Özal’ın vurulma gecesi. İkincisi yemin gecesi. 6 Kasım 1991. 30 yaşında gencecik bir kadın. Silvan birkaç haneli Bahçe köyünde doğmuş. Yıllarca “Mehdi Zana’nın eşi” olarak anılmış; eşi cezaevine girdikten sonra okuma yazma öğrenmiş, okul kapısından içeri adım atmadan ilkokul, ortaokul ve liseyi bitirmiş, Yeni Ülke’de gazetecilik yapmış bir kadın. 6 Kasım 1991, bu tari..]]> Sun, 13 Sep 2015 04:55:40 +0300 Savaşın zıddı barış değildir https://www.evrensel.net/yazi/74777/savasin-ziddi-baris-degildir https://www.evrensel.net/yazi/74777/savasin-ziddi-baris-degildir? Savaş, doğası gereği geriye kalan her şeyin üzerine çıkar. 123 yaşında ama sağlıklı babaannenizin (Allah sağlıklı ömür versin) ölümün eşiğinde olduğunu düşünün. Cuma akşam üstü iş yerinden çıkmak üzeresiniz ve anneniz size bu haberi versin telefonda. Aranızda 3000 kilometre var. Gidip görme ihtimaliniz bile çok düşük. Çıktınız, arkadaşınızla buluştunuz. Komik, neşeli bir arkadaş bu arkadaş da. Sizi gördüğü anda “Ne oldu yahu?” demez mi, der. Siz de “babaannem ölüm döşeğindeymiş,” demez misin, dersiniz. O neşeli, latif arkadaşınız da o gecelik şaka yapmayı erteler mi, erteler. Düşün ki savaş var ve çocuklar ölüyor. O yüzden her şeyin üzerini örtüyor, perdeliyor, gerekirse gizliyor da bu. Çünkü çocuklar, gençler, yaşlılar ölüyor. Barış istemeli diyoruz. Doğrudur, insansak, biraz aklımız, izanımız, vicdanımız, kalbimiz varsa barış istemeliyiz. Ama bu diskurda kanımca şöyle bir sıkıntı var: Savaşın zıddı barış değil. Savaşın, süregiden vahşetin, ölümün zıddı çatışmasızlık. Önce çatışmasız..]]> Sun, 30 Aug 2015 05:00:44 +0300 Arınç, Akdoğan, Erdoğan ve kafes https://www.evrensel.net/yazi/74727/arinc-akdogan-erdogan-ve-kafes https://www.evrensel.net/yazi/74727/arinc-akdogan-erdogan-ve-kafes? Adım adım gidelim. Üç tavır üzerine konuşacağız: Bülent Arınç, yakın zamanda, vekil titri olmadan sanırım “kontenjan senatörü” olarak Meclis’te söz aldığı esnada “Bir kadın olarak sus!” dedi HDP sıralarına. Sonradan lafın Pervin Buldan’a söylendiği anlaşıldı. Hayatta her cümle, bağlamı içinde değerlendirilir. Bu cümlenin tuhaflığını dünyada herhangi bir dili konuşmayı becerebilen herkes sanıyorum ki tespit edebilir. Cinsiyetçilik 101 dersi olarak okutulabilir. Kabul etmeyeceklerdir elbette; fakat, AKP’nin cinsiyetçi dil konusunda sicili epey kabarık. Ortalama bir AKP siyasetçisi, “berber muhabbeti” isimli o çok sıkıcı konuların en hevesli katılımcısı gibi duruyor uzaktan. Yakından bakarsan her şey değişebilir. Ben AKP’lilere uzaktan bakarak konuşuyorum. AKP’li de bana uzaktan bakarak konuşuyor zaten çok uzun zamandır. Belki ilk günden beridir. ‘PKK’ MI, ‘PKK’ Mİ? AKP’ye yakın gazetelerde yazanların içinde kimisi arşiv taramaya falan meraklı oluyor. Kendi arşivinden bihaber oluyor ..]]> Sun, 23 Aug 2015 04:37:21 +0300 Yavri yavri Huma kuşu yükseklerden seslenir https://www.evrensel.net/yazi/74672/yavri-yavri-huma-kusu-yukseklerden-seslenir https://www.evrensel.net/yazi/74672/yavri-yavri-huma-kusu-yukseklerden-seslenir? ÇOK UZAKLARDA Mehmet Açar’ın 2009’da çıkan romanı Çok Uzaklarda Bir Yaz, “Yıllar geçtikçe hafızamı uçsuz bucaksız bir ülkeye benzetiyorum. Şimdiki zaman, hükümranlığını kurduğum, içinde yaşadığım bir başkent; onun ötesiyse esrarengiz, sürekli hareket halinde tekinsiz bir coğrafya. Bana yabancı değil o topraklar ama yine de geçmiş, çok uzak bir ülke...” cümleleriyle başlar. Açar’ın neden daha çok roman yazmadığına hayıflanmam bir kenara, 1977 yazından başlayan bu kitap, 80 sonrası “arada kalmış kuşağı” anlatan bence en iyi metinlerden biridir. Tesadüf olmasa gerek bu yaz bu kitaba elimin gitmesi. O kuşağı iyi tanıyorum. Onlarla çok konuştum, çok dinledim anlattıklarını. Tarih onları kahramanlığa layık görmemiş, üzerlerinden 12 Eylül geçmiş ama tam olarak onları değil, bir büyüklerini ciddiye almış, cezaevine girememiş, girmişse uzun kalamamış, doğru düzgün örgütlenmeye bile fırsat bulamamış bir kuşak. Bir kısmı, 90’larda ülkenin entelektüel bakiyesini oluşturacak ama hep buruk kalacakl..]]> Sun, 16 Aug 2015 04:36:05 +0300 8.8.15 https://www.evrensel.net/yazi/74628/8-8-15 https://www.evrensel.net/yazi/74628/8-8-15? “Anlatayım: Cenazende oğlum, tabutunu Macar bayrağına saracaklar. Kırmızı! Beyaz! Yeşil! Neyse, vatan millet diye birtakım yalanlar atacaklar. Sesini duyacağım, ‘Ağırlıklar benim cebimde,’ diyeceksin gülerek. Ama o ince papaz, o arkadaşın olan, herkesi susturacak. ‘Rica ederim, dinleyin,’ diyecek elini kaldırarak. Bundan fazlası onun da elinden gelmez. Tanrı’da hoşuma gitmeyen, her şeye kadir olması... Sanırım orada, buğulanan gözlük camlarını silen dostun Tanrı olsaydı, daha rahat hissederdim kendimi. Neyse.” Bu uzun alıntı taze okuduğum bir kitaptan. Adını taze duyduğum Macar yazar Peter Esterhazy’nin Kalbin Yardımcı Fiilleri’nden bir parça. Anne, oğluna konuşuyor. Öncesinde oğlu annesine konuşuyordu. Ölüm. “Ölüm de var” diye bağıran bir film karakteri mi vardı? Mungan’ın en sevdiğim kitabı halen Yaz Geçer’dir. Tevriyeli adını, bendeki o dalgalı mavi kapağı, sonraki baskılarını da almama rağmen ilk baskısını kütüphaneye koymak istediğimi iyi hatırlıyorum. Evet, otur kalemi al elin..]]> Sun, 09 Aug 2015 05:00:02 +0300 Elimden hikâye gelmiyor https://www.evrensel.net/yazi/74585/elimden-hik-ye-gelmiyor https://www.evrensel.net/yazi/74585/elimden-hik-ye-gelmiyor? Sözlükte muhalif için, karşı çıkan, karşı koyan kimse yazıyor. Peki muhalif basın ne ola ki o vakit? Haberin, yani olan bir şeyin, yani vuku bulan, hareket eden, gerçekleşen bir şeyin karşı koymak ve karşı çıkmakla ne alakası olabilir? Esasen hiçbir alakası olmaması gerekir: Mesela ülke elbirliğiyle soyuluyor mu? Ayakkabı kutusu, gemicik, altınlar, telaşla alınan evler, kızının okul parasını iş adamından dilenen danışmanlar ve dahalar ve sairler nal gibi, gün gibi haberdir. Diyarbakır’daki patlamanın failine ne oldu? Orada binlerce kişinin içinde, apaçık katliam hevesiyle ve muhtemelen kolektif, organize hareket eden o insan kim? Nereden gelir, nereye gider? Bunca insanın canına kastetmeyi kimden öğrenmiş? Gezi Direnişi sırasında Dolmabahçe’yi delice korudukları gün gibi aklımda. Çatışmalı gecelerden birinde, iki polis kendi aralarında konuşuyordu: “Ağanın evi var orada, bırakmazlar bunları. Taksim’de takılsınlar işte.” Onlarca korumayla dolaşan, bir dört duvarı hepimizin ciğerinden..]]> Sun, 02 Aug 2015 05:00:21 +0300 Zor, çok zor https://www.evrensel.net/yazi/74545/zor-cok-zor https://www.evrensel.net/yazi/74545/zor-cok-zor? Sıkıcı, çok sıkıcı bir yazı bu. Ben olsam okumam. Yeni bir şey demeye ne halim, ne takatim, ne de müktesebatım uygun. Her hafta oturup bir şeyler yazan âdemoğlu olarak, elimden başka bir şey yazmak da gelmeyecek. Mesele Suruç, konu çok zor, yazı sıkıcı. Düşünüyorum, aklımda sadece kırmızı var. “Hadi üç kelime söyle,” dediğimde de “kırmızı” yanıtı geldi. Tesadüf mü, tevafuk mu; adı neyse o. Kırmızı, kızıl, al, sor, red, kaç dilde kaç kelimeyle söyleniyorsa işte, öyle. Çok çaresiz hissettiğim çok zaman oldu. Yaş büyüdükçe ölümün karşısında hizaya geçip elimi kavuşturduğum, çaresizlikle ve mecburi sessizlikle durduğum çok oldu. Normal bir insan hayatı ölçeğine vurursak, cenaze namazı, Cemevi uğurlaması, mezarlık görme, Fatiha okuma, sol yumruğu kaldırma, slogan atma gibi şeyleri yaşımın hak ettiğinden fazlasını yaparak karşıladım. Kaza da gördüm, genç yaş ölümü de, çat diye kalp krizi de, feryat da figan da, öldürülme de, şehit cenazesi de, taziye çadırı da, Fatiha’dan hemen sonra dağı..]]> Sun, 26 Jul 2015 04:58:27 +0300 Beraber Berber https://www.evrensel.net/yazi/74492/beraber-berber https://www.evrensel.net/yazi/74492/beraber-berber? Erkan Oğur’un ihya ettiği gazellerden birinin adıdır “Seyreyle Güzel”. Türkiye sinemasının dönüm noktalarından biri olduğu konusunda üzerinde uzlaşılmış 1996 tarihli Yavuz Turgul filmi Eşkıya’nın film müziklerinden biri olarak yaygınlaşmıştı: Benim halen dinlediğim kayıt, bir Tarlabaşı damında oteldeki küçük çocukla eşkıya Baran’ın (Şener Şen) kısacık diyaloguyla başlar: “Ekşıya ne?” “Yol kesen, haraç alan, dağlarda yaşayan, yani senin benim gibi insanoğlu.” “Sen ekşıya tanır mısın?” “Birini bilirim, adı Baran’dı!” Seyreyle güzel kudret-i mevlâ neler eyler Allah’a sığın adl-i Teâlâ neler eyler Ben çok berber tanıdım. Tanıdığım ilk berber, bahçedeki düğünlerden birinden hemen önceydi. Şükrü Abi damat tıraşı için eve gelmiş, şaşkın bakışlarım eşliğinde damadı salonun ortasında tıraş etmeye başlamıştı. Berber dükkânlarını sevmezdim, koltuğa boyum yetmediği için bir tahta münasebetiyle boyum yükseltilir, boynumu çok sıkan önlükten aşırı sıkılırdım. Önlüğün arkasına iliştirilen toplu..]]> Sun, 19 Jul 2015 04:09:54 +0300 Vedat Aydın, Ali İsmail Korkmaz ve Hozan Serhad https://www.evrensel.net/yazi/74452/vedat-aydin-ali-ismail-korkmaz-ve-hozan-serhad https://www.evrensel.net/yazi/74452/vedat-aydin-ali-ismail-korkmaz-ve-hozan-serhad? Ya öğlen rakısı ya da gecikmiş kahvaltı için memleketin güneyinde denizin kenarına konuşlanmış güzel bir yazlık restoranda ama kışın garsonla muhabbete durmuşuz. Oralarda tanıdık biri olmasına imkân yok, kışın göbeğindeyiz, yazlık bir yerde kışın turist birine nasıl muamele edilebilirse, öyle. İleride gözlüksüz gözümün seçebildiği gazeteler var müthiş rehavet içindeki bakkalın önünde. “Aha bizim gazeteleri satıyorlar, buralarda bizimkiler vardır illa,” diye içimden mi geçirmiştim, söylemiş miydim, emin değilim. Siparişler veriliyor, müşteriyi misafir gibi gören tertemiz bir yer. Daha iki dakika geçmiyor, Diyarbakırlı olduğunu öğreniyorum. Kızıltepeliyim ben de, diyorum. On yaş en az var aramızda. Benim hafızamla onunki bir değil. 91’de ben sekiz yaşındaysam, o on sekiz. “Vedat Aydın’ın cenazesini hiç unutmadım,” diyor çat diye. “Orada mıydın?” diyorum, çokça dinlediğim o cenazede olan biriyle daha tanışıyorum böylece, çok alakasız bir mevsimde, çok alakasız bir yerde ve çok alakası..]]> Sun, 12 Jul 2015 04:58:41 +0300 Ki, belki https://www.evrensel.net/yazi/74403/ki-belki https://www.evrensel.net/yazi/74403/ki-belki? Anlatmaktan bıkmadığım şeyler var. Mesela memleket. Mesela memlekette, sonradan dönüp bakınca kimi manalar yüklediğim anlar. O esnada manalı olduğunu bildiğim, hissettiğim şeylerin bir daha anımsanması. Gibi şeyler; bunları anlatmaktan bıkmadım. Çok sık, muttasıl, tekrarla. İNANÇ Önceleri apartmanın adı bu idi. Sonra Birlik oldu, sonra gene İnanç. Son durum ne bilmiyorum. İlki 22, sonrakiler 19 basamak olan beş kat. Soldaki kapı, kapının tokmağı ve aniden yüze çarpan anne kokusu. Ömrümün en uzun evi. Ali Abi’ler karşı çaprazda otururdu. O uzun yazlarda, elimde defter kalemle geçirdiğim sanki sonsuza uzayan gecelerin sonunda güneş doğarken şöyle bir bakardım etrafa balkondan. Karşıya kazulet gibi o bina dikilmemişti henüz, dağlar görünürdü uzaktan. Bir de dağın üzerine kurulmuş bir şehir. Sol yanda da Ali Abi’lerin damı. Uyandıklarını, yatağı topladıklarını falan görürdüm. Ali Abi daha inmeden aşağıdaki fırının mesaisi başlardı. Tek tük gidip gelenler, vakit biraz ilerledikçe çoğ..]]> Sun, 05 Jul 2015 05:00:24 +0300 Kobanê bir kere daha https://www.evrensel.net/yazi/74352/koban-bir-kere-daha https://www.evrensel.net/yazi/74352/koban-bir-kere-daha? Gece 01:40’ta gelen mesaj. Ben sabahına okuyacağım: “Daiş’in bugün bastığı Bozan Bey’in konağı idi. Bozan Bey, Ağrı isyanında Rojava’dan destek olarak isyan çıkaran tek önderdi. Anılar tarafsız değildir boşuna denmemiş.” Mesajı yazan ağabeyimden çok söz ettim muhtelif yazıda. Nimet’in kahvehanesinde yaz-boz kâğıdına Akif Kurtuluş dizesi yazan Ali Abi’nin mesajda “anılar tarafsız değildir” diye andığı da aynı Akif Kurtuluş’tur şimdi. Anılar bir de buradan doğru tarafsız değil. 2001 ila 2015 yılı arasına neler neler girdi. Sonra anımsadım: Kobanê’yle ilgili bir kere daha bir şey yazarsam, “Ateşten Tarih” belgeselinde geçen o kısmı da alıntılarım demiştim. Al sana bir Kobanê yazısı daha. Ben bu yazıyı yazarken, İMC’nin geçtiği haberdir: “YPG/YPJ ve Asayiş güçlerinin dün Kobani’ye saldırıdan IŞİD’e yönelik başlattığı geniş çaplı operasyon ikinci gününde devam ederken saldırıda yaşamını yitirenlerin sayısı 152’ye ulaştı.” Yüz elli iki. Sivil. Anne, baba, dede, torun, çocuk, bebek, amca, ..]]> Sun, 28 Jun 2015 05:00:55 +0300 Saçların kusursuz üç günlük aydan https://www.evrensel.net/yazi/74308/saclarin-kusursuz-uc-gunluk-aydan https://www.evrensel.net/yazi/74308/saclarin-kusursuz-uc-gunluk-aydan? Aynalı Tahir Nereden estiyse, nasıl olduysa Jessica adını vermişti annem kaplumbağaya. Küçücük bir su kaplumbağası, Malatya’da üniversite okuyan dayımın yanından dönerken almıştık. Sıhhat düşkünü annem, elbette ki akvaryuma da çok özenmişti. Cam gibi tertemiz bir kavanozda şapşal şapşal dolaşan, dünyaya oradan bakan kaplumbağamız, Jessica’mız vardı artık. Çocukluğumun ilk evcil hayvanı. Sonra yalnız kaldığını ve sıkıldığını düşündük hep beraber. Kardeşim o vakit beş yaşında var ya da yok. Kasabada başka bir su kaplumbağası edineceğimiz “shop” da namevcut; bir yerlerden bulundu, Jessica’dan daha küçük, biraz daha koyu renkli yeni hayvanımız da geldi. İsim tartışmalarının ardından, ailede yıllar boyu şaka meselesi olan teklif kardeşimden geldi: “İsmi Aynalı Tahir olsun!” Aynalı Tahir’imize ve Jessica’mıza yıllarca baktık. Sonra bu dünyadan göçmeye karar verdiler. Törenle, üzülerek evden yolcu ettik onları. Kendileri gitti, isimleri kaldı yadigâr. Azê Derya’yı sanki yüz yıldır..]]> Sun, 21 Jun 2015 07:21:57 +0300 Hasan’a mektup https://www.evrensel.net/yazi/74255/hasana-mektup https://www.evrensel.net/yazi/74255/hasana-mektup? Hasan’ım, Nasılsın sorusu üzerine düşündüğüm bir zaman vardı. Ne zor soru yahu, gibi düz cümleler de kurdum. Sonra vazgeçtim böyle cümleler kurmaktan. Hepimiz herkese benzemekten nasıl da korkuyoruz, nasıl da birbirimize benziyoruz oysa. Bak bir düz cümle daha kurdum. Sahi, nasılsın? Askerdeymişsin, ondan çıkmazmış sesin. Ben de yaptım o şeyden, biliyorsun. Gelibolu’daydım; sen Ankara’daymışsın. Bildiğim bir şehirde olmana nedense sevindim. Kızdım da kendime, neden haberim yok diye. Sana da kızdım ama şimdi konu bu değil. Askerde olana kızılmaz. Belli ki sen bile kendini ikna etmekte zorlandın giderken. Ondan ses etmedin. Ya sen, nasılsın? İyisin, değil mi? Birkaç defa oturdum sana mektup yazmaya, el yazımla. Sonra düşündüm, “okunmuştur”lu bir şey demeyi becerebilecek miyim? Bu gene acayip, tuhaf, zor, sevinçli, ağlamaklı ve daha birçok şeyli zamanlarda neyi nasıl anlatabilirdim, çıkamadım içinden. Şimdi buradan yazıyorum, en azından oradan kurtulduğunda okuyabilirsin. Bel..]]> Sun, 14 Jun 2015 05:00:06 +0300 Vurun ulan vurun ben kolay ölmem https://www.evrensel.net/yazi/74206/vurun-ulan-vurun-ben-kolay-olmem https://www.evrensel.net/yazi/74206/vurun-ulan-vurun-ben-kolay-olmem? Örümcek Yağmur yağıyor. Bütün önemli zamanlarda yağmasını bilen şeyin adıdır yağmur. Kendi yağmazsa da adını geçer. Şimdi, gene, bu gece yağmur yağıyor. Ali İsmail’i elimizden kayıp gittiği gece o teras katında yağdığı gibi. Rahmet. Yağmur yağıyor. Bu gece bir arkadaşım aradı. Dedi, “Anneme ne kadar dedimse de dinletemedim, gecenin bu saatinde aramayayım.” Annesi “Ara, arkadaşları nasılmış öğren,” diye tutturmuş. Suskunluk telefonları. Hepimizin mahcubiyetle birbirine sustuğu zamanlar. Ölüm. Suskunluk. Bir meydanda ölen insanlar. Biz, meydanlarda öle öle mahcup olduk. Biz, meydanlarda öle öle mahbup olduk. Bir Arap tanımıştım, herkese “Habibi” diyordu. Ama nasıl içten. Yağmur yağıyor. Biz susuyoruz. Birhan Keskin konuşsun “Örümcek” şiirinin sonu ile: “Örümcek bağlıyormuş hatıra Hah hah ha. İpim indirsene beni dünyaya Ha.” Sıkıntı Hep olur; âfeti hissederiz. Âfet olmazsa ama, o sıkıntı geçip gider. Sahibinin bile hatrına gelmez. Deprem gecelerini düşün, hepimi..]]> Sun, 07 Jun 2015 04:54:03 +0300 ‘Perişan halimi sor da öyle git’ https://www.evrensel.net/yazi/74155/perisan-halimi-sor-da-oyle-git https://www.evrensel.net/yazi/74155/perisan-halimi-sor-da-oyle-git? Behçet Necatigil denince, benim aklıma hep aynı fotoğraf gelir: Elinde çantası, kafası önünde, yeri incitmekten korkar gibi yürüyen bir adam. Beşiktaş’tan yürüyor, istikameti öğretmenlik yaptığı Kabataş Lisesi. Kimi dizeleri beni çok ilgilendirmişti ama hiçbir zaman iyi bir Necatigil okuyucusu olamadım. Bugünlerde hayatımın ortasına kuruldu yazdığı bir radyo oyunuyla. Tesadüfen Cemal Süreya’nın onun için yazdıklarını okudum sonra, meğer okumuşum ama çıkmış bile aklımdan: “İlk şiirlerinde söz klişelerinden parodiler yaratıyor, sözgelimi ‘Üzgünüm Leyla’ diyor, bir şeyin duygularını anlatmak istiyordu; sonra sonra hayattaki klişelere taktı aklını; onların bir anlatım yolunu anlatmaya yöneldi. Böylece tedirginliği toplumsal olmaktan çıkıp, denebilirse, kötümser bir kişisel felsefe haline gelmeye başladı. Baştan beri çok sevdiği Rilke’ye en benzediği yerler de bu son yıllardaki çalışmalarıdır. Kuşkusuz bunun üzerinde durulacaktır. Ama, ben kendi payıma, yine de Evler’deki Necatigil’in tiry..]]> Sun, 31 May 2015 05:00:09 +0300 Baba bugün dağda duman yeri var https://www.evrensel.net/yazi/74104/baba-bugun-dagda-duman-yeri-var https://www.evrensel.net/yazi/74104/baba-bugun-dagda-duman-yeri-var? Bazan yazmak istemediğimiz için değil, yazacak şeyi beklediğimiz için erteleriz kimi şeyler üzerine yazmayı. Konuşmak da diyebilirdim. Ama dağda duman yeri var. Yazıyoruz. İki hece, aynı iki harf birbirini takip ediyor. Ne desen, oğulluğun incinir; ne desen, oğulluğun gönenir. Bir tuhaf sarkaç, bir döngü: Kimileyin kısır, kimileyin en doğurgan. Arası yok, olmaz da zaten; “Oğlum ayakkabı istemiş, yarın gidip ona bir kamyon alacağım.” Kimileyin bir cümleyi anımsamak bile insanı iyi eder. Varsın kamyonun tekeri dönmemiş olsun. Baba. Üzerine konuşmak çok zor. Gencim, hep çok gencim. Gençliğin bütün kusurları ve bütün gözü karalığıyla çok gencim onun karşısında. Öğretmen ama bana ders vermek değil derdi. Bunu hiç düşünmedi babam. Öğrencilerine de ders vermek istediğini sanmıyorum. Sever o, sevmektir bu hayattaki bilgisi. Gençliğinde beraber çalıştığı “siyasi şef”ini anlatırken de sevmek fiiliyle tarif eder onu, açtığı kafede öğretmenini ağırlamaya çalışan talebesine uzaktan bakarken de s..]]> Sun, 24 May 2015 05:00:28 +0300 ‘İkinci katın merdivenlerine gelince durdu’ https://www.evrensel.net/yazi/74053/ikinci-katin-merdivenlerine-gelince-durdu https://www.evrensel.net/yazi/74053/ikinci-katin-merdivenlerine-gelince-durdu? “İkinci katın merdivenlerine gelince durdu.” Bu cümle bir kitabın ilk cümlesi. İlk cümleler üzerine bir zaman, okuduğum “ilk cümle mühimdir” metinleri yüzünden düşündümdü. Şimdi o kadar da önemli bulmuyorum, her ilk cümle çok hikmetli bir söz söyleyecekmiş gibi beklemek manalı değil. Diyebilen varsa ne âlâ. Ama nedense bu cümleyi birçok ilk cümleden daha çok severim. Sakin ol sevgili okuyucu, birazdan öğreneceksin hangi kitabın ilk cümlesi olduğunu. Ki, söylemezsem ne gam? Google’dan –yerinize baktım– arandığında, kitabın PDF kopyası da dahil olmak üzere, muhtelif sonuç çıkıyor, sorulara yanıt dertlere derman oluyor aramalar. Ama şimdilik, bu yazı sınırında en azından, biraz sabır. Kitabın bende üç kopyası var. Ayrı tarihlerde yayımlanmış, yayınevinin kapak malzemesi, kâğıt kalınlığı tercihlerine göre ayrı kalınlıklarda olan üç kopya. Kitabı, her üç kopyasından da okudum. Sanırım kitabın üç kopyasını da birden fazla kere okudum. İnce de sayılmaz; mesela o üç kopyadan birinde 74..]]> Sun, 17 May 2015 04:49:19 +0300 Velakin https://www.evrensel.net/yazi/74008/velakin https://www.evrensel.net/yazi/74008/velakin? Kimileyin notlar Memleket tarihinin gördüğü en büyük işçi felaketlerinden birinden sonra sorumlu olduğunu düşündüğümüz hükümetten tek bir insan istifa etmedi. Geçenlerde Ümit Kıvanç, “birkaç fukara Japon mühendis intiharı” demişti. İnsan artık gülemiyor bile. 1 Mayıs’ın ardından ise “havuz medyası” diye tabir edilen mecmualarda kimi mühim mütefekkirler “1 Mayıs kutluyorlar içinde işçi yok” diye akıllarınca istihza ile bir şeyler dedi. İnsan artık gülemiyor bile, evet. İşçi eşittir kolgücü işçisi ezberini değiştirmeye gayret etmek bile acıklı geliyor. Ne diyordu Cansever? “Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile”. *** Edebiyat denen şeye kimileyin mesafe kesbeder insan. Tuhaf bir mesafedir bu; “amaan,” dersin içinden, zaten yazılabilecek her şey yazıldı, konuşulabilecek her şey konuşuldu. Benim de okuyacaklarım yazacaklarım sınırlı zaten, ne diye uğraşıyorum sanki? Kütüphanedeki kitapların feri söner senin için, elin gitmez, gittiğinde iki satır okuyup aynı bıkkınlıkla kenara bırakırsın...]]> Sun, 10 May 2015 05:00:31 +0300 Yasak özgürlük https://www.evrensel.net/yazi/73960/yasak-ozgurluk https://www.evrensel.net/yazi/73960/yasak-ozgurluk? SABIR Ben hiç çiçek bilmem. Bununla övünmüyorum da. Ki, yazmışlığım var “güzel ağam”ın sonunda, “ben hiç çiçek bilmem ki” diye. Ama “sarısabır” diye bir çiçek duymuşluğum var. Bitişik yazılıyor, “Mikrobeta Türkçe Sözlük”e göre tanımı şöyle: “Zambakgillerden, sıcak bölgelerde yetişen, yaprakları oldukça yüksek bir sapın tepesinde rozet biçiminde toplanmış bulunan bir süs bitkisi (aloes).” Esasen sabredip, hakikaten kara sarı beyaz artık hangisiyse, onunla sabredip “koku”dan söz açmak istiyordum. Kokuların bize açtığı kapılar, ilkgençlikte duyduğum bir kokunun bana şimdi anımsattıkları, Süskind’in romanı ve sonra çekilen film, elbette Proust, akabinde konuda dair okuduğum ufuk açıcı bir makale. Buydu niyetim ve “serinlik” umuyordum. Değil mi geçen hafta 1 Mayıs’tan söz etmiştim, bu hafta da serin konuşuverirdim. Çok muydu? Çok tabii ki. Hep beraber tekrar ediyoruz: Coğrafya kaderdir. ASLAN Diş hekimi olsam ve bana “dişçi” denilse, sanki biraz bozulurdum gibi geliyor. İki ihtima..]]> Sun, 03 May 2015 05:00:11 +0300 ‘Bu otelin eski adını hatırlıyorum’ https://www.evrensel.net/yazi/73908/bu-otelin-eski-adini-hatirliyorum https://www.evrensel.net/yazi/73908/bu-otelin-eski-adini-hatirliyorum? Nerdeyse on yıl oluyor, zamanın bu kadar hızlı geçmesi sinir bozucu. Daha dün doğan Emre seneye okula başlıyor ve yaşlanmaya dair geçmişte okuyup burun kıvırdığım her şey şimdi daha cismani ve insancıl geliyor. Cahit Sıtkı’yı bile anlayabiliyorum, bekliyormuş bazı yaşları demek ki, bazı insanlar da. sadece şiirler değil. On yıl olacak, Ankara’dan İstanbul’a gelmiştim sırtımda küçük bir el kamerasıyla. Görsel olan şeyin estetik hükmünü bile hakkıyla vermekten uzakken, utanmadan bir de eyleyen olmayı göze alıyordum. Sergilenmek üzere bir video çekecektim ve bir şeyin nasıl çekileceği konusunda hiçbir fikrim yoktu. İstanbul’daki arkadaşlara da güveniyordum gerçi, yalan yok. Böyle bir deliliğe başka türlü girişmek zaten zor olurdu. Bir fikrim vardı ama, sergilenecek şeyin ne olması gerektiğini biliyordum. En azından bir cümlem vardı: “77 1 Mayıs’ı Unutulmaz”. DİNLEDİĞİM 77 Bilindik hikâyedir, benim kuşağımdan epey insan 80 öncesinde yaşananları ayrı ayrı ağızlardan, çoğu zaman b..]]> Sun, 26 Apr 2015 04:53:28 +0300