Evrensel.net https://www.evrensel.net tr Emek Evrenseldir https://evrensel.net/nhy/upload/diger/favicon.ico https://www.evrensel.net/tema/evrensel16/img/apple-touch-icon-114x114.png Evrensel.net Peyzaj mimarlığı-5-Cenneti cehenneme çevirmemek… https://www.evrensel.net/yazi/82697/peyzaj-mimarligi-5-cenneti-cehenneme-cevirmemek https://www.evrensel.net/yazi/82697/peyzaj-mimarligi-5-cenneti-cehenneme-cevirmemek? Çocukluğunu Denizli’ de geçirmişti bir ağabeyimiz, bir öğretim görevlisi: Prof. Nezih Eldem. (Birkaç yıl önce yitirdik onu. ) Benim Mimarlar Odasının dergisinde çıkan bir yazımı okumuştu. Denizli’deki bir evden söz ediyor, iyesinin benden evinin “anıt” olarak tanılanmasına yardım etmemi istediğini anlatıyordum. Sevgili Nezih bey telefon etti: Dedi ki: “ Cengiz, cenneti düşünmek istediğimde, bugün bile gözlerimi kapar Denizli’ yi düşünürüm.” Bedri Rahmi de, “Bursa’ nın kız kardeşi !” Demiyor muydu Denizli için? (Elbette bugünkü Bursa değil, bu günkü Denizli hiç değil!) 1950 de Denizli’ de en yüksek yapının üzerine çıkmıştım. Fır dolayı çevreyi fotoğraflamıştım. İnanın, ağaçlardan bir tek yapı görünmüyordu Şimdi gidin bakın, her yer taş… B&u..]]> Mon, 19 Nov 2018 03:15:30 +0300 Peyzaj mimarlığı -4 | Ağaçları korumak https://www.evrensel.net/yazi/82655/peyzaj-mimarligi-4-agaclari-korumak https://www.evrensel.net/yazi/82655/peyzaj-mimarligi-4-agaclari-korumak? Ağaçların da anıt yapılar gibi korunmaları gerekiyor. Onlar da bakım istiyorlar elbette Kimi duyarlı kişiler bana telefon edip bu konuda ne yapabileceklerini, nereye başvurabileceklerini soruyorlar. Taa Bakırköy’den telefon edip “Evimin önündeki ağacı kesiyorlar. Bir şeyler yapın!” Diyenler de oluyor. Kozak yaylasında (Bergama) bir köyde, 10 çınar ağacını kesip yerlerine kültür yapısı yapmak isteyen bir muhtarın neredeyse yakasına yapışıyordum yıllar önce. ( Nerden bilecek, yüzlerce yıl önce Bergama’ lıların, yendikleri Roma’ lılara ödence ( tazminat ) olarak bir orman diktirdiklerini. Muhtarın kestirmek istediği çınarları da, en az yüz yıl önce, biri Türk öteki Rum iki yakın arkadaş bir biri, bir öteki dikmişlerdi. ) Daha sonra konuşma yapmak üzere bizi Manisa’ ya çağırmışlardı. Türk – Yunan Dostluk Derneği Başkan..]]> Mon, 12 Nov 2018 04:54:27 +0300 Peyzaj Mimarlığı-3 | İlk Dergi https://www.evrensel.net/yazi/82608/peyzaj-mimarligi-3-ilk-dergi https://www.evrensel.net/yazi/82608/peyzaj-mimarligi-3-ilk-dergi? Son yazımı bitirirken uzmanlıklar arası kürsülerden söz etmiştim. Şöyle bitiriyordum: Bu gün yeryüzünün bütün üniversitelerinde “uzmanlıklar arası kürsüler” var. (interdisipliner) Bunu becerebilmeleri için de daha öğrenciyken buna göre yetiştiriliyorlar. Onları eğitecek öğretim görevlileri de… Önce bunu örnekleyerek bitirmek istiyorum. Örneğin Lund (İsviçre) Üniversitesinde 15 yıl rektörlük yapmış bir öğretim görevlisi yeni üniversite yapılarının gerçekleştirilmesinde danışmanlık yapıyordu. Fizik, kimya, biyoloji bölümlerini kafa kafaya getirtmişti. Öğretim görevlilerinin saat beş çayını içecekleri oylum da ortaktı. Böylece en az günde bir kez söyleşiyorlardı. Birbirlerinden esinleniyorlar, kimi konuları da birlikte işliyorlardı. (Bu konularda daha &oum..]]> Mon, 05 Nov 2018 03:15:29 +0300 Türkiye’de çalıştığım ilk peyzaj mimarları… https://www.evrensel.net/yazi/82552/turkiyede-calistigim-ilk-peyzaj-mimarlari https://www.evrensel.net/yazi/82552/turkiyede-calistigim-ilk-peyzaj-mimarlari? 1964 yılında askere alındım polis ile. "Komutanlık Konutları" nı tasarlama işi için mimar arıyorlarmış. Askerlik görevi bitmek üzere olan ünlü mimar Yılmaz Sanlı' nın önerisiyle beni bulmuşlar. Ben askerlik görevimi, üniversitedeki işim nedeniyle daha yapmamıştım. Tasarım işini ben yapacaktım. Yaptım… Çankaya' da, Cumhurbaşkanlığı bölgesi içinde orgeneraller için yapılacak bu konutların peyzaj mimarlığı tasarımının, Ankara Üniversitesi Tarım Mühendisliği Peyzaj Mimarlığı Bölümü' nden Günel Akdoğan ile Yüksel Öztan' a verilmesini sağladım. Bu benim Türkiye'de peyzaj mimarları ile ilk çalışmamdı. Gerçekten mutlu bir çalışma oldu… Orada Günel Akdoğan ile tartışmamızı hiç unutmam. Ben, çocukluğumdaki yatak odamdan pencere önündeki dut ağacından uzanıp dut yediğimi anımsıyordum. Komutanlık ko..]]> Mon, 29 Oct 2018 04:04:02 +0300 Peyzaj mimarlığı ile tanışmam https://www.evrensel.net/yazi/82514/peyzaj-mimarligi-ile-tanismam https://www.evrensel.net/yazi/82514/peyzaj-mimarligi-ile-tanismam? “Peyzaj Mimarlığı” uzmanlık alanıyla tanışmam 1956 yılında Münih de (Almanya) oldu. Almanca “Landschaft Architektur” deniyordu. İngilizcesi de “landskap” idi. Öğrenim gördüğüm Münih Teknik Üniversitesi’nin Mimarlık Bölümü’ nde yardımcı ders ya da seçmeli dersler arasındaydı. Daha önce böyle bir ders duymamıştım. İlgimi çekti, seçtim. Bir yarıyıllık dersti… Ertesi yarıyıl bir daha seçtim. Düşünün, bitkilerle, çiçeklerle bir tablo yapıyorsunuz… Yaşıyor… Yaşıyor… Canlı… Her mevsimde yaşayan bu görüntüde öğelerin eni –boyu, renkleri değişiyor. Kıskanılası bir durum… Eğitimden sonra, iki büyük ustanın ortak bir işlerini yürütürken de, ilk kez bir peyzaj mimarı ile tanıştım: Paolo Nestle. Bizim tasarladığımız evin bahçesin..]]> Mon, 22 Oct 2018 04:50:00 +0300 Yerli mallar haftası – 2 – https://www.evrensel.net/yazi/82463/yerli-mallar-haftasi-2 https://www.evrensel.net/yazi/82463/yerli-mallar-haftasi-2? Son yazımda, herkesin bildiği, yinelediği gibi, dışalıma koşullandığımızı anlatmıştım. Yollarımızı, köprülerimizi, her şeyimizi satanlar, günün birinde yokluklarımızı da bizimle birlikte yaşayacaklar mı? Cumhuriyetimizi kuranların, dişlerinden tırnaklarından artırdıklarıyla yaptırdıkları üretim yerlerini (fabrikaları) satanlar, kapatanlar, oralarda üretilenlerle doyunan, giyinen kişilerin yokluklarını giderebilecekler mi? Kimileri yine dışalımlarla gereksinimlerini sağlarken ya sağlayamayanlar… Ben, İsveç Başbakanı Olaf Palme’nin iş yerine bisikletle gidip geldiğini, halkından ayrı düşmediğini yaşadım. Bu nedenle yok edildiği yerde saygı duruşumu yaptım. İngiliz kralının, ikinci savaştan sonra pantolon paçalarının beş santimetre katlanmasını istemediğini biliyorum. Onu izleyen İngilizler, milyonlarca metre kumaş giderini azaltmışlardı. 1952 yılında Londra’ ya gittiğimde, bir-buçuk ay konuğu olduğum Brow..]]> Mon, 15 Oct 2018 03:13:22 +0300 ‘Yerli mallar haftası’ https://www.evrensel.net/yazi/82411/yerli-mallar-haftasi https://www.evrensel.net/yazi/82411/yerli-mallar-haftasi? Muğla’ da kuruyemişçiye girdim. -Yaban mersini var mı? -Var efendim. (“Denizli” idi satış yerinin adı. Çerezciler hep Denizli’ li Muğla’ da. Denizli’ li dediysem içinden değil Tavas ilçesinden… Tavas eskiden Muğla’ ya bağlıymış, şimdi Denizli’ ye bağlı.) Leblebi alırken onu da görünce ‘tam bu coğrafyanın ürünü’ diye, belki de yanlış bildiğim için, azıcık öylesine sordum: -Nereden geliyor yaban mersini? Beklediğim yanıt ‘Marmaris’, ‘Fethiye’ gibiydi. -Dışalım. Demez mi? Gerçekten şaşırdım. -Olamaz! Bu da mı dışalım? Neyimiz kaldı dışalım olmayan? (Altınoluk’ tan Dr. Nedim İnce’ nin aktardığı bir iletiden içtiğimiz suların bile yabancı ortaklı olduğunu öğrenmiştim.Sayılıp dökülen yerli sandığımız onlarca ürünün dış..]]> Mon, 08 Oct 2018 04:18:12 +0300 Yerel seçimler -6- https://www.evrensel.net/yazi/82361/yerel-secimler-6 https://www.evrensel.net/yazi/82361/yerel-secimler-6? Bu gün size, son altı yazımı neden bu genel başlık altında topladığımı açıklayacağım: Başta da değindiğim gibi, bana bir büyük kentimizin belediye başkanı adayı olmam için yöreden öneri getirenlere, “ben vitrine konmak için bir köşede bekleyen dansöz değilim.” Diye yanıtlayışım baştan beri anlattıklarım nedeni ileydi. Onlara en az bir- iki yıl önceden böyle bir “adaylık” için çalışmam gerektiğini söylediğimi, bu genel başlık altında topladığım yazılarımın başlarında anlatmıştım. O kentin bütün sorunları, nasıl çözümlenecekleri üzerinde gerekli bütün uzmanlarla birlikte çalışmalıydım. Gerçekçi çözüm önerilerimi, beni seçmelerini istediklerime anlatmalıydım. Ancak böyle bir çalışmadan sonra onurlu bir görevi üstlenecek duruma gelebilirdim. Doğru değil ..]]> Mon, 01 Oct 2018 04:40:52 +0300 Yerel seçimler -5- https://www.evrensel.net/yazi/82318/yerel-secimler-5 https://www.evrensel.net/yazi/82318/yerel-secimler-5? Geçen yazıma dek dallar arasındaki ilişkinin önemine değindim. Bir bakıma yalnızca dokundum. Eğitimle elde edilen dalların arasındaki sağlıklı ilişkilerin neredeyse olmazsa olmazlığının altını çizmeğe çalıştım. Geleneksel iş alanlarında doğal ilişkiler yetiyordu belki bir bütün içinde yer almağa. Onların neredeyse tümü bir çarşı içindeydi. Ortak sorunlarını birlikte çözüyorlardı. Hemen birbirlerine ulaşabiliyorlardı istediklerinde. Eğitimle elde edilen çağdaş iş alanlarındaki ilişkiler konusunda ise neredeyse ters davranıldı, davranılıyor. Çağdaş toplumlarda, bu ilişkilerin sağlıklı yürütülmeleri için, özel kürsüler kuruldu oysa. Belki bundan da önemlisi, her dalın uzmanının bir örgütçü olarak yetişmesidir. Ya da bir orkestra yöneticisi gibi… Tasarım yaparken, bir kurumu yönetirken, hangi dalı ya..]]> Mon, 24 Sep 2018 04:47:23 +0300 Yerel seçimler - 4 https://www.evrensel.net/yazi/82270/yerel-secimler-4 https://www.evrensel.net/yazi/82270/yerel-secimler-4? Bundan önceki yazımda konuyu dallar (disiplinler) arası olmazsa olmaz ilişkilerden söz ederek bitirmiştim. 25-30 yıl önce yurt dışındaki, gezip gördüğüm kimi çağdaş üniversitelerde, dallar arası ilişkiler kürsüleri kurulmuştu. Bu bile yetmemişti kimilerinde. İsviçre'de gezdiğim bir üniversitenin kuruluşunda, daha önce orada 15 yıl rektörlük yapmış bir öğretim görevlisi danışmanlık yapıyordu. Bu üniversitenin yapılarından biyoloji, fizik, kimya, matematik bölümleri kafa kafaya getirilmişlerdi. Öğretim görevlilerinin çay-kahve içme oylumu da (hepsi için) bir taneydi. Böylece çay-kahve dinlencesinde bile söyleşip tartışabiliyorlardı. Amerika Birleşik Devletlerinde matematik bölümündeki bir öğretim görevlisinin emekli olmasını öteki dalların öğretim görevlileri el birliği ile erteletmişlerdi. On..]]> Mon, 17 Sep 2018 03:36:43 +0300 Yerel seçimler -3- https://www.evrensel.net/yazi/82225/yerel-secimler-3 https://www.evrensel.net/yazi/82225/yerel-secimler-3? Son yazımda çocukluğumdan bildiğim, uygulanan, gereksinimlerimizi karşılayan iş dallarını anımsayabildiğimce anlattım. Şimdi de soruyorum, bu gün ben eğitim ile elde edilebilen ellinin üzerinde iş dalı sayabiliyorsam, bu benim çocukluk yaşlarımızda ne denli geri kalmış olduğumuzu göstermez mi? Uygar olarak tanıladığımız ülkelerde daha da çok iş dalı sayılabiliyorsa bu bizim bu gün de onlardan geride olduğumuzu göstermez mi? Bizim şimdiden, gelecekte uygulanacakları öngörülen iş dallarına göre çocuklarımızı yetiştirmemiz gerekmez mi? Böyle mi yapıyoruz? Yoksa onları daha da geri kalacakları iş dallarına mı zorluyoruz? Bu bir yana, çocuklarımız istedikleri dalları seçebiliyorlar mı? Hayır! Bu gerçek anlamda korkunç bir durum değil mi? Üzerinde, savsaklamadan, durmamız gereken durum bu: Gençlerimizin istemedikleri, sevmedikleri, belki de hi&..]]> Mon, 10 Sep 2018 03:00:03 +0300 Yerel seçimler - 2 https://www.evrensel.net/yazi/82182/yerel-secimler-2 https://www.evrensel.net/yazi/82182/yerel-secimler-2? İlkokul günlerindeyken bana “iş dallarını ( meslekleri) say” deselerdi kaç iş dalı sayabilirdim ki… O çağlarda Denizli’de, her biri bir elin parmaklarının sayısını geçmeyen doktor, avukat, öğretmen, subay dışında, fırıncı, bakkal (iğneden ipliğe her şey bulunurdu “hafız amca” nın dükkanında, kağıt da, helva da) berber, imam, müezzin şimdi usuma düşenler. Oysa Denizli seçilmiş bir kent idi. Lisesi (büyük mektep denirdi) vardı. Başka kentlerden de okumaya oraya gelirlerdi. Yukarıda saydıklarımın dışında ayrıca, kent içinde faytoncular vardı. Tek atlı, tahta kasalı, iki tekerlekli arabalarla taşımacılık yapılırdı. Yine tahta kasalı, burunlu otobüsler vardı. Sanki kamyondan bozmaydılar… Çarşıda, manifaturacılar, ayakkabıcılar… (Ayağınızın ölçüsüne göre ayakkabı dikenler, İzmir’ den getirtilen hazır ayakkabıları satanlar ..]]> Mon, 03 Sep 2018 03:00:50 +0300 Yerel seçimler https://www.evrensel.net/yazi/82134/yerel-secimler https://www.evrensel.net/yazi/82134/yerel-secimler? Biliyorsunuz, bundan bir süre önce yerel seçimlerin öne alınacağı söylentisi yayıldı. Günceler de yazdı bunu… Sonra kesildi bu söylenti… Seçimlerin öne alınması, politikacıların “en uygun süre” değerlendirilmesine bağlı olur bizde genelde… Hele bu, bir kişinin iki dudağı arsındaki bir istekse önlenmesi de kolay değildir. Yerel seçimler, Büyük Millet Meclisi üyelerini seçmekten daha önemlidir kanımca. Halk ile doğrudan ilişkide olanlar belediyelerdir çünkü. Demokrasinin gerçek okuludur- olabilirler belediyeler. Politikanın da… Uluslararası ün kazanmış birçok belediye başkanı vardır. Bu görevlerindeki başarılarının ardından Büyük Millet Meclisi adaylığına soyunmuşlardır. Bunların arasında ülkelerinin başbakanı olabilmiş olanlar vardır. Böylelerinden, yeni görevlerinin içinde de b..]]> Mon, 27 Aug 2018 03:00:41 +0300 Başımıza yıkılıyorlar https://www.evrensel.net/yazi/82093/basimiza-yikiliyorlar https://www.evrensel.net/yazi/82093/basimiza-yikiliyorlar? Altmış yıldan artık süredir mimarlık yapıyorum. Mühendislik, yüklenicilik şu bu değil,,, Örneğin betonun nasıl döküleceğini bilmesem kimse bana bir şey söyleyemez. Ama işi yapmaktan sorumlu üstenci bilmediği için ona anlatmak zorunda kalıyorum. Anlatabiliyor muyum? Ne gezer? Bu alanda önüne gelen üstenci olabiliyor. Ondan kimse mühendis, mimar, yapıcı olup olmadığını sormuyor. Diplomasını göstermesini istemiyor. Üstelik o, kimi uygulamaları bildiğini sanıyor. “Ne olacak, kumu, çakılı, çimentoyu, suyu karıştır, dök kalıba beton olur.” Sanıyor. Bundan başka bir şey tanımlayana da dikleniyor. Çevresindekiler de, işi yaptıranlar da bilisiz olunca şaşıp kalıyorsunuz. Kime ne söyleyeceksiniz? Siz altmış yıldır bu işte dirsek çürütmüşsünüz oysa,,, Son günlerde İstanbul’da yıkılan dayanak (istinat) duvarlar..]]> Mon, 20 Aug 2018 04:06:13 +0300 Nevzat Metin https://www.evrensel.net/yazi/82048/nevzat-metin https://www.evrensel.net/yazi/82048/nevzat-metin? Nevzat Metin kabına sığamayan ya da kabı ona küçük gelen bir kişi. İstanbul’ da Moda’ da bir ‘sanat galerisi’ vardı. Bu işte başarılıydı. Kalburüstü sanatçılarımızın işlerini sergilerdi. Sonra da onların özenilmiş betiklerinin yayımını örgütlerdi. Batılı örneklere bakıp içimiz giderken, bu yayınlar yüreğimizi serinletirdi. Her sanatçı için ayrı bir yazar bulurdu. Yontucu ( heykeltıraş) Saim Bugay’ ı da ben yazmıştım, Saim’ in isteğiyle. Nevzat Metin, bundan 10 yıla yakın bir süre önce, elinde bir ön tasarımla Kuzguncuk’ daki İşliğime geldi. Datça’ da Palamut Bükü’ nde bir yer almıştı. Onbeş dönüm mü ne… Orada bir sanatçı köyü, bir ‘akademi’ kuracaktı. Her yıl yurt içinden, dışından gelecek sanatçılar için kalacak yerler, açık işliklerden o..]]> Mon, 13 Aug 2018 04:26:55 +0300 'Hazır elbiseci' https://www.evrensel.net/yazi/82003/hazir-elbiseci https://www.evrensel.net/yazi/82003/hazir-elbiseci? Belki kimi kentlerimizde bu gün de bulduğum, başka yerlerde unutulmuş kimi uğraş (meslek) lar vardır. Örneğin çocukluğumun eczanelerini anımsıyorum. İçeri girince ilk göze çarpan iki camlı dolap olurdu. Biri yeşil, öteki kırmızı camlıydı. Birincinin üzerinde “hafif zehirler”, ikincinin üzerinde “şiddetli zehirler” mi ne yazardı. Belki de başka sözcükler ile… Bu çok önemli değil. Eczacıya doktorun yazdığı “reçete”yi uzatırsınız. Okur… “Şu saatte gel al.” Derdi. Ya da “otur yapayım” gibi bir şey… Doktorların yazılarını da ancak eczacılar okuyabilirlerdi. (Bu durumun da gülünç öyküleri vardı: Birine bir betik gelir. Yazıyı bir türlü okuyamaz. Dostları, “Bir eczaneye git onlar okurlar. Der… Denileni yapar, bir eczaneye girer, betiği verir. Eczacı bakar, “..]]> Mon, 06 Aug 2018 03:43:55 +0300 İstanbul'a bakmak -4- https://www.evrensel.net/yazi/81964/istanbula-bakmak-4 https://www.evrensel.net/yazi/81964/istanbula-bakmak-4? İstanbul’da yeni üretilen yapılar içtenlikli midirler? Yanıtım: Anamalcılar ne denli içtenlikli iseler ancak o denli… Bir başka soru: Bu yapılar doğaya, çevreye, birbirlerine, insana saygılı mıdırlar? Yanıtım: Bu yapılar doğaya, çevreye, birbirlerine, içindeki insanlara bile saygılı değildirler. Bunu da en iyi içlerinde yaşayanlar bilirler. Son bir soru: Bu yapılar çocukları, yaşlıları, doğayı se-verler mi? Yanıtım: Bunu yirmi beşinci kattaki, cama yapışıp, aşağıdaki boşluğa bakan zavallı çocuklara sorun. Bakalım nasıl yanıtlayacaklar bu sorunuzu? Yaşlılara sormayın bence… Çünkü işlerin buraya evrilmesinde onların da katkısı var. Kısacası şuncacık sorunların yanıtları bile durumumuzu göstermiyorlar mı? Hem de yalnız yapı alanında değil, her alanda… Görünen köy… Nasıl değişecek bu durum? Bizim mimarlığımızın olması..]]> Mon, 30 Jul 2018 04:18:30 +0300 İstanbul'a bakmak - 3 https://www.evrensel.net/yazi/81922/istanbula-bakmak-3 https://www.evrensel.net/yazi/81922/istanbula-bakmak-3? İstanbul’ a bakarak sorular sormayı sürdürüyorum. Yanıtı yarıda kalan sorum şuydu: Bu gökdelenlerin, oturanlarının da, yöreleriyle bağları olduğu söylenebilir mi? Yanıtım: Hayır! Daha önceleri de yazdığım gibi, karaltıları Sultanahmet camisinin minarelerine karışan Zeytinburnu’ ndaki üç gökdelenin, yöreleriyle kültürel bağlantıları olduğunu kim söyleyebilir? Gökdelen dışından örnek mi istiyorsunuz? Daha önce de yazdım ya… Kabataş’a kondurulmağa çalışılan martı kültürümüzle alay etmek değil de nedir? Gecekonduların arasından fışkıran gökdelenler neyi söylüyorlar? Gecekondularda oturanlarla gökdelende oturanların sosyal- kültürel bağlantılarını mı? Bir başka soru: Bu yapıların tasarım ilkelerinde biçim işlevden önce gelmiyor mu? Yanıtım: Elbette öyle! Oysa bizim halkımızın yapılarında..]]> Mon, 23 Jul 2018 04:26:34 +0300 İstanbul'a bakmak -2- https://www.evrensel.net/yazi/81887/istanbula-bakmak-2 https://www.evrensel.net/yazi/81887/istanbula-bakmak-2? Geçen yazımda İstanbul üzerine kimi sorular sorup onları yanıtlıyordum. O ilk yazımda yalnız gökdelenlerden söz ediyorum sanılabilir. Hayır… Bütün yapılara genel bir bakış atınca saptadığım yanıtları aktarmağa çalışıyorum. Ancak, geçen yazımın son bölümünde değindiğim gibi, yalnız gökdelenlere baksanız bile kimi doğrulara ulaşabilirsiniz. Bunları yapanlar, ‘koyundan kaç post çıkarabilirim’ diye bakmışlardır yaptıkları işe. Mimarlar da onların bu amaçları koşutunda çalışmışlardır. (Ağır kaçtı ise özür dilerim.) İsterseniz sorabilirsiniz, işverenin isteğinin dışına çıkabilmişler, onun kamudan hırsızlığını engelleyebilmişler midir? Onlara göre buna çabalayanlar “dinozor”lardır. Soru: Bu yapıları yaptıranlar da, onların uyumunda tasarlayanlar da biçim gösterişindedirler. Öyle değil mi? Kimi g&ou..]]> Mon, 16 Jul 2018 04:52:28 +0300 İstanbul'a bakmak https://www.evrensel.net/yazi/81844/istanbula-bakmak https://www.evrensel.net/yazi/81844/istanbula-bakmak? Yıllar önce benden bir konuşma istendi. Başka ülkelerden gelenlerle birlikte bizim mimarlarımıza, tasarımcılarımıza konuşacaktım. 900- 1000 kişilik bir topluluktu bu… Konu olarak, İstanbul’ un küçücük bir bölgesindeki yapılara bakıp gördüklerimi aktarmayı seçtim. Kimi soruları saptayıp, bunlara yanıtlarımı sundum dinleyicilerime. Örneğin şöyle soruyordum: “Bu yapıları yapan ya da yaptıranlar arasında kültür birliğinden söz edilebilir mi?” O günkü yanıtım, “Hayır.” İdi. Beni dinleyenlerin hiç biri karşı çıkmadı. Ya da çıkamadı… Aradan şunca yıl geçti. Sanırım en azından çeyrek yüzyıl… Ya da daha çok… Şimdi bunu kabaca, bütün İstanbul için deneyeceğim. Sorularım doğru mu yanlış mı siz karar verebilirsiniz. Yanıtlarımda da bilimsel olmağa &cce..]]> Mon, 09 Jul 2018 03:00:42 +0300 Büyüye inananlar… https://www.evrensel.net/yazi/81796/buyuye-inananlar https://www.evrensel.net/yazi/81796/buyuye-inananlar? Büyücü, büyülü değneğine dokunacak… Hemen her şey değişiverecek… Hem de onun istediği yönde Hiç olmuş mu böyle bir şey? Masalların dışında… Toplumumuzda çoğunluk, bütün geri kalmış toplumlarda olduğu gibi, buna inanıyor sanki. Umutları bile buna bağlı sanki… Elbette yok böyle bir şey… Umut bile durup dururken birdenbire doğmaz kişinin içinde. O da kimi ön gerçeklere bilgilere dayanır. Umutlanabilmek için bile çalışmak gerekir. Yoksa boş yere umutlanılır. Cumhuriyet, her şeyden önce buna dayanıyor. Bilgilenmeyi, bilgilere doğru bakmayı, doğru değerlendirmeyi yapmayı gerektiriyor. Doğru seçim yapabilmek için… Mustafa Kemal Atatürk de bunları daha başlangıçta görmüş, söylemiş, yazmış, durmadan yararlanacaklar üzerine toplumu uyarmış. Bunları elbette son seçimler üze..]]> Mon, 02 Jul 2018 04:05:34 +0300 Denek https://www.evrensel.net/yazi/81744/denek https://www.evrensel.net/yazi/81744/denek? Denek olarak kullanıldığımızı çoğunluğumuz bilmiyor besbelli. Amerika Birleşik Devletlerinde yerleşmiş tıp doktoru bir dostumdan öğrendiğimde ben de önce şaşırmış sonra da şaşırdığıma şaşırmıştım. Genelde yeni bir ilaç bulunduğunda üç yıl ABD de satılmıyormuş. Böyle bir ilaç bir başka ülkede deneniyormuş önce. Kötü sonuç ya da yan etkiler saptanmazsa kendi ülkelerinde de kullanılmasına onay veriliyormuş. Kısacası, ilacın üç yıl kullanıldığı ülkenin insanları denek olarak kullanılıyormuş. Bunun böyle olup olmadığından kuşku duyulabilir. Ama siz birisine, “Sen şu ilacı iç bakalım, ne olacak görelim.” Diyebilir misiniz? Hele bunu onun bilgisi olmadan yapabilir misiniz? Hani eskiden kralların mutfaklarında böyle denek insanlar varmış. Yemek önce ona yedirilir, ölmezse krala ya da sultana yedirilirmiş ya… Onun gibi… ..]]> Mon, 25 Jun 2018 04:12:03 +0300 Kervansaraylar - 3 https://www.evrensel.net/yazi/81696/kervansaraylar-3 https://www.evrensel.net/yazi/81696/kervansaraylar-3? Kervansarayları anlattım son iki yazımda. Ayrı ayrı da okunabileceklerini düşündüğümden, yazımı üçe bölmekte bir sakınca görmedim. Anlattıklarım özetin özetiydi. Yaklaşık otuz yıl önce, konuyu oldukça kalın bir dosya içinde, o günlerin turizm bakanı sn Mesut Yılmaz’a götürdüm. “Turizm” konusunda yatırımlar yapan yine o günlerin ünlü bir kuruluşunun iyesi, başındaki kişiyle birlikte… Kısacası yatırımcı ile birlikte… Sayın bakana anlattım. İlerideki bir masayı göstererek, “Oraya bırakın.” Dedi. Bıraktım. Sonra hiç bir ses çıkmadı. Oysa umutluydum… Gençlerimizin yurdumuzu tanımaları konusunda iyi bir tasarım olduğuna bu gün de inanıyorum. Bakanlığımızdan gelmeyen ses UNESCO’ dan geldi. Tasarımımdan bilgiliydiler. Bu, Unesco Büyük Elçimizin işiydi besb..]]> Mon, 18 Jun 2018 04:04:58 +0300 Kervansaraylar-2 https://www.evrensel.net/yazi/81649/kervansaraylar-2 https://www.evrensel.net/yazi/81649/kervansaraylar-2? Belgelere göre Anadolu’ daki kervansarayların sayıları 130-132’yi buluyordu. Kimileri son yıllarda sökülüp, taşlarıyla yakındaki bir köye cami yapılmıştı. Kimilerinden iz kalmamıştı. Çoğunluğu sapasağlamdı. Bir kaymakam Avanos’takini söktürüp oradaki bir derenin üzerine köprü yaptırmıştı. (Sonradan, yenilerde, bu köprü de sökülüp kervansarayın onarımında kullanıldı taşlar…) Prof Dr. Kurt Erdmann ile yaptığım geziden sonra, ayrı ayrı, yakınlarından geçtiğimde kervansaraylara yine baktım. Görüp incelediklerimi o günlerde ünlü bir gezgin kuruluşunun ilgililerine anlattım. Bunları, koruma onarımı yaparak kullanabilirdik. Bir zincir oluşturulabilirdi. Üç ayrı kümede, değişik gelir düzeyindekiler bunlardan yararlanabilirlerdi. Örneğin birinci küme öğrenciler için olabilirdi. İkişer atlayarak 1. , 4..]]> Mon, 11 Jun 2018 03:26:55 +0300 Kervansaraylar https://www.evrensel.net/yazi/81602/kervansaraylar https://www.evrensel.net/yazi/81602/kervansaraylar? 1955 yılıydı…. Mimarlık eğitimimde birinci yılımı bitirmiştim. Doğu Anadolu’da bir inceleme gezisine katıldım. Bir ay sürdü. Prof Dr. Kurt Erdmann başıydı gezinin. Erdmann, Berlin’deki Dahlem müzesinin yöneticisiydi aslında. Oranın izniyle İstanbul Üniversitesinde sanat tarihi dersini veriyordu. Güzel Sanatlar Akademisi’nde de (şimdi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) veriyordu bu dersi bizden üst sınıflara. Benim lisede almanca öğretmenim Turgut Kavur onun çevirmeniydi. Alt sınıfta olmama karşın ben de giriyordum bu derslere. Kısacası, Kurt Erdmann, Hanna Erdmann (sanat tarihçi, Erdmann’ın eşi… En yakın yardımcısı… Oktay Aslanapa, o günlerde doçent, sanat tarihçisi, sonra Prof Dr. 95 yaşındayken birkaç yıl önce yitirdik. Turgut Kavur, almanca öğretmenim… Şerare Yetkin, o günlerde asistan, sonra Pro..]]> Mon, 04 Jun 2018 05:00:04 +0300 Kim bu cennet vatanı kime bırakır? https://www.evrensel.net/yazi/81553/kim-bu-cennet-vatani-kime-birakir https://www.evrensel.net/yazi/81553/kim-bu-cennet-vatani-kime-birakir? Bu günü sanıyorum cennette geçirdim. Muğla’ ya dün geldim. Bu sabah beni alıp Ula üzerinden, Sakar yokuşundan indirdiler. Az ötedeki, iki yanında dev okaliptüs ağaçları sıralı çok sevdiğim yoldan geçirdiler. Gökova’nın sürdüğü, mavinin yeşile döndüğü bir koyağa soktular. Muğla ormanı sol yanda, önünde beni ekseniz çiçek açacağım bir ova… İtalyanlar bu düzlüğe Mussolini için bir uçak alanı düzenlemişler… Mustafa Kemal çizmelerini giymeğe kalkışınca inememişler. Sapsarı çiçekler içinde. Us almaz bir güzellik… Uçakların korunakları bile duruyor. Uçak pisti kötü bir toprak yola dönüşmüş… Ovanın kimi yanlarında susamcılık başlamış. Batıdan doğuya giderken sağ yandaki tepelere azıcık tırmanınca arı kovanları sıralanm..]]> Mon, 28 May 2018 04:50:58 +0300 Bizim engelliler https://www.evrensel.net/yazi/81510/bizim-engelliler https://www.evrensel.net/yazi/81510/bizim-engelliler? "Herkes İçin Kent” adında bir betiğim var. Engelliler için merdivenden rampaya, mutfaktan banyoya yapılacakları anlatıyorum orada. Daha çok mimarlara yardımcı olmaktı amacım. Ancak hepimizin bilmesi gerekli olan gerçek, yaklaşık 12 milyon engellimizin var olduğudur. Neredeyse Yunanistan’ın tüm halkı çokluğunda… Siz çoğunu görmezsiniz onların. Sokağa çıkamadıkları için… Neden mi? Çünkü sokaklarımız, kaldırımlarımız, alanlarımız düzenlenirken onlar düşünülmemişlerdir. Ayrıca bizde “engelli” denilince, bedensel engelliler (görmeyenler, duymayanlar, kolu bacağı olmayanlar) anlaşılıyor. Tinsel engelliler, içedönükler, yaşlılar da var biliyorsunuz. Örneğin yaşlılar, artık gençliklerindeki gibi değildirler. Yeterince hızlı davranamazlar sokakta, şurada, burada… Adım boyları daha küç&uum..]]> Mon, 21 May 2018 04:55:12 +0300 Paslanmak https://www.evrensel.net/yazi/81458/paslanmak https://www.evrensel.net/yazi/81458/paslanmak? Demirli beton deriz biz. Yapıyla uğraşanlar… Sözüm ona Türkçeye çevirerek… Yabancı adlarından biri betonarme… Bildiniz değil mi? Bugün yapılarda kullanılan gereçlerden biri… Bulunuşu 2-3 yy’ı geçmez. Ömrünün bundan daha çok olacağını da kimse söyleyemez. Demirle betonun birbirlerini tutma özelliklerine dayanır. Hem çekme hem de basınç güçlerine karşı koyar. Bu nedenle depreme karşı kullanılacak en iyi yapı gereçlerinden biridir. Beton dökülecek kalıbın içine, yapı mühendisinin yapmış olduğu ‘hesap’ lara göre belli kalınlıktaki demirlerden bir örgü yapılır. Üzerine beton dökülür. Beton, çimento- belirli tane büyüklüğündeki kum çakıl karışımına, su konulup karılarak yapılır. Suyu tuzsuz, ne az ne de çok olmalıdır. Bu karışım genelde 21 günde donar, üzerine düşecek görevi görecek duruma gelir. Eğer demir paslıysa olmaz. Çünkü beton, paslı demiri tutmaz. İşin en önemli yanı budur. Uygar, bilime inanan ülkelerde paslı demir yapı yerine sokulmaz bile. Sokulursa, kullanılırsa yapı y..]]> Mon, 14 May 2018 04:50:33 +0300 Kuzguncuk'ta yol kaplaması - 2 https://www.evrensel.net/yazi/81413/kuzguncukta-yol-kaplamasi-2 https://www.evrensel.net/yazi/81413/kuzguncukta-yol-kaplamasi-2? Son yazımda size Kuzguncuk yollarının öyküsünü anlatmıştım. Yarım kalmıştı... Bu yazımda gerisini sunuyorum: Çakıl kapladığımız kaldırımlarımızı bozmamak için verdiğimiz ayrıntıya göre sokağımızın kaplamasını değiştirdiklerini anlatmıştım. Sonra bütün öteki sokakları değiştirdiklerini de... Yıllardır her yağmurda dereye dönen sokaklarımız böylece kurtuldular. Daha doğrusu insanlarımız kurtuldular. Eskiden sokakta, anayolda, karşıdan karşıya, paçaları sıvalı birinin sırtında geçebiliyorlardı çünkü. Her şey çok güzel değil mi? Ne var ki bir gün bir eve, sokaktaki ana borudan bağlantı yapmak zorunda kalınca, bizim güzelim küp taş (granit) kaplamalarımız söküldü, bağlantı yapıldı. Bağlantıyı yapanlar taş kaplama ustası değildi doğal olarak. Düzensiz, sanki taşları oraya atıvermiş gibi oldu bizim sokak kaplamaları. Kuzguncuk’u anl..]]> Mon, 07 May 2018 04:35:38 +0300 Çölden gelen kum-yol kaplamalarımız https://www.evrensel.net/yazi/81371/colden-gelen-kum-yol-kaplamalarimiz https://www.evrensel.net/yazi/81371/colden-gelen-kum-yol-kaplamalarimiz? Birden hava karardı Muğla’ da. Gün ortasında akşam oluyor sanki. Yerli dostlara soruyorum. Kum fırtınası diyorlar. Yel, çölden (Afrika’dan) kaldırdığı kumu Muğla’ ya taşırmış. Her yıl olur mu? Yele bağlı... Her yıl olmaz. Bu yıl oldu. Yağmur da olursa, kumu aşağıya indiriyor. Çamur oluyor. Doğa bir şeyler söylüyor insanlara: Çölün yeli böyledir işte. Aldırmayın, korkmayın, geçer! Bu da geçer! Çölde sırtımızdan vurulmadık mıydı? Geçti, o da geçti... Yeter ki biz “hisse” çıkarmayı bilelim. Gökyüzü bir süre kararsa da bunun sürekli olmayacağını bilelim. Olandan “ders” çıkarmayı bilelim. Özellikle seçim yılı ya... KUZGUNCUK’TA YOL KAPLAMASI Kuzguncuk’ta, bizim sokağımızın kaldırımlarını çakıltaşı kaplama yapmıştık, yıllarca önce, hem de kendi ellerimizle. ..]]> Mon, 30 Apr 2018 04:00:57 +0300 36 yıl önce yayınlanmış bir yapıt https://www.evrensel.net/yazi/81329/36-yil-once-yayinlanmis-bir-yapit https://www.evrensel.net/yazi/81329/36-yil-once-yayinlanmis-bir-yapit? Cem yayınevince 1982’de Oğuz Akkan anısına yayınlanmış bir betiği yeniden okuyorum. Betiği yazanlar Nazan- Mazhar İpşiroğlu çifti. Adı “Düşünmeye Çağrı...” Betikliğimi elden geçirirken kimi betikleri yeniden okuyayım diye yana ayırmıştım. Andığım yapıtı da 1982 de okumuşum. Demek ki 36 yıl önce... Bu gün yeniden okumakla, geçen sürede yorumumda bir değişiklik olup olmadığını saptamak ilginç de oluyor. Yeni okuyuşumda bir bölümü sizinle paylaşmak istedim. Mustafa Kemal’in “Nutku”ndan bir alıntı bu... Onun bu günleri önceden gördüğünün kanıtı... Özellikle, “yetmez ama evet”çi, sözüm ona aydınların, nutku yeniden okumaları yararlı olur diye düşünüyorum. Andığım yapıtın 55. sayfasından başlayarak alıntıladığım bölüm şöyle: “ATATÜRKÇÜLÜĞE TEPKİ&rdquo..]]> Mon, 23 Apr 2018 03:01:05 +0300 Uygarlık https://www.evrensel.net/yazi/81274/uygarlik https://www.evrensel.net/yazi/81274/uygarlik? Bedenimizin yapısında en küçük bozukluk olsa dertlere düşeriz. Çevremizde de… Çevremizi insancalaştırmak için yüzlerce, binlerce yıldır edindiğimiz bilgilerle, deneyimlerle, birikimlerimizle de öyle… Bunlar çok uzun süreçlerde ölçülerini bulmuşlardır. Örneğin yürürken ayağımızı bir yüksekliğe dek kaldırabiliriz. Bu yükseklikten daha çok kaldırmak zorunda kalırsak yoruluruz. Merdivenlerimizin basamak yüksekliklerini, yokuşlarımızın eğimlerini buna göre oluştururuz. Adımımız 62-63 cm’dir. Merdiven buna göre ölçülendirilir. Bir basamağı 17 cm yaparsak 17+17=34 cm, 62 (adımımız)-34=28 cm. Basamağımız 28 cm olmalıdır. Kısacası iki yükseklik + bir genişlik = adım boyumuz (62-63 cm). 28 yerine 32 cm yaparsak çıkmakta zorlanırız, yoruluruz. Açık yerlerde yapılacak merdivenler de 14-15 cm y&..]]> Mon, 16 Apr 2018 03:30:14 +0300 Üretmek-tüketmek https://www.evrensel.net/yazi/81229/uretmek-tuketmek https://www.evrensel.net/yazi/81229/uretmek-tuketmek? Yarısı açlık çizgisinde yaşıyor insanlarımızın. Öteki yarısının onları düşündüğü yok. İlk tümcem araştırmalarla saptanmış… Bir anlamda varsıl-yoksul ayrımı. İkinci tümcem yalnızca gözleme dayalı. Gözleme dayalı olan, yöneticilerin tutumlarıyla da destekleniyor. Önemli olan, her şeyin hâlâ yalnızca sağlam insanlar için üretildiği, yapıldığı gibi, her şeyin doyunabilen, üsteki yüzde elli için düşünüldüğüdür. Her şey her gün pahalılaşıyor Kimselerden ses çıkmıyor. Dün 1 liraya aldığımız şey, bugün 2 liraya, giderek 3 liraya satın alınabiliyor. Hiçbir denetim yok. Sanki insanlara, “Kendi çözümünü kendin bul” deniliyor. Belki doğrusu da bu… Öyle ya ağlamayan çocuğa mama verilir mi? Gene de “Bu böyle mi olmalı?” diye sormaz..]]> Mon, 09 Apr 2018 05:00:09 +0300 Ankara Ankara güzel Ankara https://www.evrensel.net/yazi/81189/ankara-ankara-guzel-ankara https://www.evrensel.net/yazi/81189/ankara-ankara-guzel-ankara? Ankara’daydım. Ankara, Eskişehir yönünde, neredeyse Polatlı’ yı alacak içine. İstanbul yönünden gelirken de git git ulaşamıyorsunuz benim bildiğim Ankara’ya. (Ne yönden gelirsem geleyim umudum, bir gün o “ucube” kapı dedikleri yapıları yıkılmış olarak görmek.) Hermann Jansen ( Alman kent tasarımcısı) gelecek için (?) 300.000 lik bir kent olarak tasarlamıştı Ankara’ yı. Şimdilerde 5.ooo.ooo mu ne imiş. Ankara büyüdükçe, daha doğrusu çoğaldıkça, yayıldıkça, Anadolu çoraklaşıyor, boşalıyor. (Bu arada İstanbul’ da kayıtsız kuyutsuz yaşayanların da 5.000.000 u bulduğu söyleniyor.) Bu muydu ön görülen? Hayır! Anadolu ışıldayacaktı! Osmanlı asker deposu olarak kullanmıştı onu. Anadolu’ lu azıcık yekinince de 40.000 kafayla piramit kurmuştu… Bırakıyorum şimdi bunları. bırakmasam, içimin kararmasından bu ..]]> Mon, 02 Apr 2018 05:00:48 +0300 21 Mart 2018 Dünya Şiir Günü https://www.evrensel.net/yazi/81139/21-mart-2018-dunya-siir-gunu https://www.evrensel.net/yazi/81139/21-mart-2018-dunya-siir-gunu? Geçen hafta idi biliyorsunuz DÜNYA ŞİİR GÜNÜ. Bu ödülü alanın bir bildirisi yayınlanıyor bütün basında. Benden de bir bildiri istendi... Çünkü bu yılın PEN ödülüyle beni onurlandırdılar. Bu hafta sizinle bu bildirimi paylaşmak istiyorum: ŞİİR Şiir insanlığımızdır, insanlığımızın özüdür. Şiir dili yaratır, dil şiiri yaratır. Dil ile düşünce koşuttur, koşut olmazlarsa ikisi de gelişemezler. Bu koşutluk bağımsızlığımızdır, özgürlüğümüzdür, Bağımsızlığımızın ölçüsüdür. Kendimize karşı bile… Şiir düşünce özgürlüğüdür. Düşünce engellenemez, Onu kim yasaklayabilir? Benim kafamın içini… Ancak kendim… “Oto sansür…” Onun için “şiir doğrudan olmalıdır” diyor Nazım. Ninemden Yunus&rsq..]]> Mon, 26 Mar 2018 04:27:52 +0300 Beyaz Fil https://www.evrensel.net/yazi/81089/beyaz-fil https://www.evrensel.net/yazi/81089/beyaz-fil? İki hafta önce Manisa’ daydım. Niobe Şiir Ödülü verilecekti bana Manisalılarca. Daha önceleri Salihli İkindileri Şiir Ödülü veriliyordu, Salihlililerce. Bu ödülün mimarları, her zaman sevgili olmuş, yitirdiğimiz eski belediye başkanı Zafer ile sevgili Şadan Gökovalı idi. Manisalılar da en az iki otobüs dolusu geliyorlardı ödülün verilme törenine. (Son ödül de bana verilmişti.) Şunca yıldır verilen bu ödül kaldırılınca Manisalılar dediler ki: “Salihlinin yaptığını biz neden yapmayalım?) Onlar da “NİOBE Şiir Ödülü” vermeye başladılar. Bu ödülün de ilki ya da ilklerinden biri bana veriliyordu işte… Manisa’ da önemli sayıda şiirsever var. Bu hep gönendirmiştir beni… Niobe’nin çok sayıda çocuğu olmasını kıskanan tanrıça Artemis, kardeşi Apollon ile birlikte onları bir..]]> Mon, 19 Mar 2018 05:40:53 +0300 Düşünceyi açıklama https://www.evrensel.net/yazi/81044/dusunceyi-aciklama https://www.evrensel.net/yazi/81044/dusunceyi-aciklama? 4 Mart (2018) günü “Vedat Günyol Deneme Ödülü”nün verilmesi günüydü. Avukat Celal Ülgen'in “Düşünce Özgürlüğü” konulu konuşmasında açıkladığı bir konu beni şaşırttı... Vedat Günyol'un “Düşünceyi Açıklama Özgürlüğü” başlıklı bir yazısını bulmuştu bilgisunarda Sayın Ülgen... Bu yazı... Yazı bana adanmıştı. Ben nasılsa atlamışım. Okuyanlar da sanırım nasıl olsa görmüşüm diye düşündüklerinden bana söylememişlerdi. Yazıyı okuyunca “adama”nın bana neden yapıldığı da anlaşılıyordu. O günlerde, giderek bugünlerde de yapıldığı gibi Düşünceye Özgürlük deniyordu. Ben de bir ya da birkaç yazımda düşünce, isteseler de yasaklanamaz diyordum. Belki bir gün onu da becerebilirler. Ama bugünkü koşullarda, düşü..]]> Mon, 12 Mar 2018 05:00:13 +0300 Budamak https://www.evrensel.net/yazi/80996/budamak https://www.evrensel.net/yazi/80996/budamak? Son günlerde durmadan okuyorum. Önce “Vedat Günyol Deneme Ödülü” seçici kurulunda olduğum için birçok deneme okudum. Sonra da “Ceyhun Atuf Kansu Şiir Yarışması” seçici kurulunda olduğumdan şiir… İkincisi daha bitmedi. Belki şiir yarışması üzerine de yazarım bitince. Bugün size deneme yarışmasında birincilik verdiğimiz Feridun Andaç’ın “Üstümüzdeki Gül Yaprağı” yapıtından bir alıntıyı aktarmak istiyorum. 35. sayfadan bir bölümü… Okuyun… “Hayır!” Diyebileceğiniz bir yeri var mı? Düşünün diye… “Günün, zamanın her anında budama mevsimini yaşıyoruz. Sokakta, evde, işte, çarşıda, pazarda, yolda, politik arenada, tutunduğumuz yerlerde… Buduyoruz birbirimizi… İyi-kötü her şeyimizi, her yanımızı… Örseliyoruz bilincimizi, beden..]]> Mon, 05 Mar 2018 06:36:52 +0300 Biz kendi kendimize yetmiyor muyduk? https://www.evrensel.net/yazi/80954/biz-kendi-kendimize-yetmiyor-muyduk https://www.evrensel.net/yazi/80954/biz-kendi-kendimize-yetmiyor-muyduk? Patlıcanın bize Amerika’dan geldiğini ilk öğrendiğimde eni konu canım sıkılmıştı. Bozulmuştum. Domatesin de, patatesin de... Kim söylemişti bunun böyle olduğunu? Yoksa bir yerlerde yayınlanmıştı da oradan mı okumuştum? Neden önce patlıcanı yazdım? Çünkü biz Denizlililer patlıcanı çok severiz nedense. Hem de her türlü yemeğini... Kızartmasını, dolmasını, hele hele kuru patlıcan dolmasını... Karnı yarığı, imamın bayıldığını... Sanırım ondan sözümün başına onu alışım...Ama sevgimi azaltmamıştı onun başka bir ülkeden gelmiş olması. Sonra bir gün, hem de epey yaşımı başımı almışken bunun böyle olmadığını öğrendim. Bir dostum, arkeolog Haşim Yıldız, Denizli’ de eskil (antik) bir taş buldu. Fotoğrafını çekip bana yolladı. Üzerine patlıcanlar işlenmişti kabartma olarak. Hem de en azından iki bin yıl önce... Demek ki boşuna değilmiş dayı oğullarımdan birinin, Atıf ..]]> Mon, 26 Feb 2018 04:41:17 +0300 Dev aynaları https://www.evrensel.net/yazi/80908/dev-aynalari https://www.evrensel.net/yazi/80908/dev-aynalari? Yanlış anımsamıyorsam. Ortaokul ikinci sınıftaydım, Yurttaşlık bilgisi dersimizin öğretmeni aslında bir felsefeciydi. Hani şu ilk betiğini Mustafa Kemal Atatürk’ün yazdığı yurttaşlık bilgisi dersinin... Öğretmenimiz Hamdi Sayalı Bey bir felsefeciydi ama, Atatürk’ü çok sevdiği, inandığı için mi, yoksa çocuklara sıra dışı bir şeyler öğretebilmek için miydi yurttaşlık bilgisi dersine gelmesi bilmiyorum, bilmiyorduk. Belki de çocuklarla birlikte olabilerek, büyüklerin ona verdiği sıkıntılardan az da olsa kurtuluyordu. Neyse ne... Ama o da biz de hoşnuttuk dersten. Hamdi Bey bir gün derse girer girmez, -Çıkarın bakalım kağıtlarınızı kalemlerinizi. Sınav yapmalıymışım...” Dedi. -Yapmalıymışım” demekle aslında bundan hoşlanmadığını belli ediyordu besbelli. Belki ben böyle düşünüyorum. Çünkü ben de hoşlamıyorum sınav yap..]]> Mon, 19 Feb 2018 05:00:56 +0300 At atçasına kelebek kelebekçesine https://www.evrensel.net/yazi/80865/at-atcasina-kelebek-kelebekcesine https://www.evrensel.net/yazi/80865/at-atcasina-kelebek-kelebekcesine? Kimi yazılarımda bize yalnızca evde değil, okulda da “terbiye” verildiğini anlatmaya çalıştım bugüne dek. Yine öyle bir örnek vereceğim. Sabırlı olmanızı dileyerek. Öyle olduğunuzu biliyorum. Nelere sesimiz çıkmıyor baksanıza… Lisedeydim. Başlarında… Sevdiğimiz bir biyoloji öğretmenimiz vardı. Gani Bey. Gani Kuturman… Anamıza babamıza soramadıklarımızı ona sorardık. Ne ayıplardı bizi ne de kızardı. Kimi kez açık saçık şeyler sorsak da “terbiyesiz” falan deyip azarlamazdı. Sorularımız birikince içimizden biri el kaldırır, ayağa kalkar, “Bizim sorularımız birikti.” Derdi. Gani Bey hemen eliyle bir yarım çember çizer, “Ders bitmiştir. Sorun bakalım sorularınızı.” Özel yaşamımızda gerçekten içinden çıkamadığımız sorularımızı bu çok sevdiğimiz Gani öğretmenimize sorardı..]]> Mon, 12 Feb 2018 05:45:25 +0300 Manisa Laleleri https://www.evrensel.net/yazi/80819/manisa-laleleri https://www.evrensel.net/yazi/80819/manisa-laleleri? Martı bekliyorum. O da gelip geçecek… Ege’de Manisa Laleleri (anemon) açacaklar. İstediğiniz her renkte, kırlar şenlenecek. İnsanlar daha iyimser olacaklar. İçleri kıpır kıpır baharın muştucusu martla. Yollara çıkmak isteyeceğiz. Kötülükler usul usul dağılacaklar. Beyaz camda (TV), radyoda, güncelerde izlenecek coşku içinde… Şimdi soğuk… Ya yağmur, ya kar, kapalı kısacası… Hep böyle olmayacak. Kötü günler geçecek, umutlarımız yeşerecek. Biz ne havalar atlattık. Bunları mı atlatamayacağız? Daha çoook baharlar gelecek. Gidenler dönecek. Yüzümüz aydınlanacak. İnsan olduğumuzun mutluluğunu duyacağız İnsan insanın kurduymuş sözüm ona, böyle demişler… Boş verin bu sözlere, boş verin bütün kötü sözlere. Umutlanın, umut çoğaltın..]]> Mon, 05 Feb 2018 04:58:33 +0300 Ana - babanızın adı https://www.evrensel.net/yazi/80773/ana-babanizin-adi https://www.evrensel.net/yazi/80773/ana-babanizin-adi? Gecenin 03 ü… Telefon, zırr-zırr-zır,,,,,,,,, “Buyurun” diyerek ben açıyorum, Soruyor birisi, - İsa Çelik siz misiniz? - Durun. Kendisine vereyim… Hakkari’deyiz. Çağrılıyız. Bütün bir günü boğazımız sıkılıyormuş gibi geçirdikten sonra, bize özgülenen bir otel odasındayız. Yeterince oteli olmayan kentin, yeteri sayıda olmayan odalarından birinde…… Yer azlığı nedeniyle, ikişer kişi kalınıyor odalarda. Biz de İsa ile bir odadayız. Yol yorgunuyuz ya… Yorgunlukla yattığımız yeri bilerek, daha doğrusu bilmeyerek uzanıyoruz yataklarımıza. Uykumuzun en tatlı yerindeyiz. Zırr – zırr – zır…….. Evet telefon… Uyandırıyor bizi… Sonra da hemen sorular başlıyor… - Adınız? - Soyadınız? - Babanızın adı? - Annenizin adı, kızlık soyadı? Böyle başlayıp süren sorular,,, İsa’dan sonra sıra bana g..]]> Mon, 29 Jan 2018 05:00:38 +0300 Çocuklarımız için... https://www.evrensel.net/yazi/80728/cocuklarimiz-icin https://www.evrensel.net/yazi/80728/cocuklarimiz-icin? Bir şeyler yapıyor muyuz çocuklarımız için? Bilen var mı? Yıllar önce sanıyorum anlatmıştım… Son olarak da bir yöneticiye bildiri olarak verdiğim bir yazımda sözünü etmiştim: Ünlü Çekoslovak yazarı Havel gelmişti İstanbul’a. Havel yeryüzü ölçeğinde bilinen bir yazar.. . Bir dönem de ülkesinin cumhurbaşkanlığını yapmıştı… Havel İstanbul’a geldiğinde onuruna bir yemek vermiştik. Ben de o günlerde Türkiye Yazarlar Sendikası başkanıydım. Yemekte yan yana oturduk. Söyleştik. Kendimi alamadım sordum: “Çekoslovakya nasıl oldu da ikiye bölündü?” Havel’in yanıtı kısaydı,özdü: “Çocuklarımız için bir şey yapmadık.”. Onun bu özeleştirisi ne ölçüde gerçeği yansıtıyordu b.ilmiyordum. Bildiğim, bizim bu sözden öğreneceklerimizin &cce..]]> Mon, 22 Jan 2018 06:22:12 +0300 Toplumundan kopmamak https://www.evrensel.net/yazi/80682/toplumundan-kopmamak https://www.evrensel.net/yazi/80682/toplumundan-kopmamak? Son günleri geçirmek zordu benim için. Kuşkum yok birçoğumuz için de… Hemen her gün bir kötü salkı… Benim için Aydın ağabeyle başladı bu salkılar dizisi. Aydın ağabey her şeyden önce bir mimardı. Ben de mimar oluğum için bu yargı belki de… Ne güzel de yazdı. Ama ne olursa olsun, mimarlığıyla var olacak bizim aramızda. Aydın ağabey neredeyse tek başına girişti mimarların birlikteliklerini, örgütlülüklerini sağlama işine. Kapı kapı dolaştı dense yeri… Önce kendi gibi düşünenlerle bir dernek kurdu. Sonra da 1954 yılında Mimarlar Odasını… Bugün yurdun en güvenilir kuruluşu oluşunda da hep birlikteydi.. Tam bir örgütçüydü kısacası. Kimi işlerin tek başına çözülemeyeceğini deneyimlemişti. Herkes dernekleşiyor biz de dernekleşelim diye değil, özellikle bizimki gibi bir toplumda ba..]]> Mon, 15 Jan 2018 06:02:59 +0300 Kutlu olsun https://www.evrensel.net/yazi/80634/kutlu-olsun https://www.evrensel.net/yazi/80634/kutlu-olsun? Geciktim değil mi? Olsun. Çocukluk anılarım içinde de var yılbaşı... O gece hısım- akraba toplanılırdı bir evde. Dayımın evindeki bir yılbaşını hiç unutmam. Koca bir tepsi kuruyemiş, narlar, kışlık kavunlar, ayvalar darı patlağı vb. durup durur gözümün önünde. Bir de kadınların orta yerde halka olup pişmaniye (tel helva) çekmeleri... Fincan oyunu, tombala cabası... Radyodan duyurulan Milli Piyango çekilişi de... Çocuklar susturulur, sessizce izlenirdi... Adı usumda doğru mu kalmış bilmiyorum, sanırım Sait Çelebi, ballandıra ballandıra aktarırdı çekilişi. Sonra ardı ardına başka günler geldi. Yaş günü, anneler günü, babalar günü, sevgililer günü falan filan... Hepsini saysam şaşırır kalırsınız... Deliye hergün bayram demişler ya, işte öyle bir şey. Alış veriş olsun da... Yeni yıl kutlu olsun! Umutla başladığı gibi umutlarımız bitmeden s..]]> Mon, 08 Jan 2018 05:00:40 +0300 Üniversite 4 https://www.evrensel.net/yazi/80590/universite-4 https://www.evrensel.net/yazi/80590/universite-4? Üniversitelerde, doğal olarak, asıl önemli sorun öğrenci... Örneğin, varsa yurtları nasıl? Kaldıkları yerler nasıl? Beni yıllar önce bir üniversiteye çağırdılar, bir tasarım için. Dediler ki “Bizim kimliğimiz yok.” Şaşırdım... Aman ne güzel bir bilinç... Bunun ayrımına varılmıştı demek… Evet, bizim kimlik sorunumuz var... Üç gün dolaştım üniversitenin içinde... Yurtlara girdiğimde, inanın kendimi Almanya’daki toplama kampında sandım. Tel örgüler içine alınmış bir alanda, daha kapıdan girerken kız erkek ayrılıyorlardı. Üzerinde oturup, söyleşecekleri, tartışacakları bir duvar üstü bile yoktu... Sonra, Türkiye’de, öyle üniversiteler gördüm ki, öğretim görevlileri bile kadın erkek ayrı oturuyorlardı. Müzik dinlemeleri bile yasaktı... Böyle yetişen bir öğrenci nasıl demokrat olac..]]> Mon, 01 Jan 2018 04:20:22 +0300 Üniversite 3 https://www.evrensel.net/yazi/80544/universite-3 https://www.evrensel.net/yazi/80544/universite-3? Bugün yapılmış olan üniversiteler için ne düşünüyorsunuz” diye sorabilirsiniz. Bunları yıkalım, yerlerini değiştirelim mi? Hayır!.. O denli varsıl değiliz... Var olan üniversitenin kendisinin bir kent olmasına çalışmalı bence... “Kampüs” dedikleri yerleşkelerin kendi içlerinde birer kent olmasını, kent gibi yaşamasını, demokratik, sağlıklı, altyapısı, şusu - busu tamam olmalarını sağlamalıyız. Yeni yapılacak üniversiteler için, coğrafyadan, jeoloji mühendisliğinden başlayarak şehircilik, kentsel tasarım, altyapı, mimarlık, peyzaj tasarımlarının tamam olmasına özen gösterilmelidir. Elbetteki bu sırayla… Altyapısı, öteki aşamaları yapılmamış bir yerde nasıl peyzaj planlaması bitirilebilir? Diyeceksiniz ki bunların hiçbiri bundan önce böyle yapılmadı. Demek ki yanlışlık burada... Bu çalışmalar yapılmamışsa, sıradaki hiçbir uzman..]]> Mon, 25 Dec 2017 05:13:15 +0300 Üniversite - 2 https://www.evrensel.net/yazi/80499/universite-2 https://www.evrensel.net/yazi/80499/universite-2? Kendi toplumuna yaşamıyla örneklik edemeyen bir kurum, gelecek toplumun durumunu da öngöremez, saptayamaz, çözemez, önerilerde bulunamaz. Her dönem kendi damgasını kente vurmuştur. Örneğin Bizans İstanbul’unun üzerine Osmanlı yüz yıl içinde kendi siluetini yaratmıştır. Yalnızca yüz yıllık süreden sonra İstanbul’a baktığınızda Osmanlı’nın nasıl bir yönetim uyguladığını bile görürsünüz. Yedi tepe, falan filan aslında yakıştırmadır. Osmanlının, Roma’nın, Bizans’ın forumları, agoraları üzerine yerleştirdikleri kubbeleri, minareleriyle simgeledikleri, aslında yönetim birimleridir. Daha doğrusu halkın gereksinimlerine değgin kamu kuruluşlarının toplaşma yeridir. Cami bile yalnız namaz kılınan yer değildir. Namaz kılınan yer “mihrab”ın önünde küçük bir yükseltidir. Asıl alan; vaiz kürsülerinin &cced..]]> Mon, 18 Dec 2017 05:00:48 +0300 Üniversite https://www.evrensel.net/yazi/80451/universite https://www.evrensel.net/yazi/80451/universite? Bir toplumun geleceğinin aydınlığı, bireylerinin haklarını bilmelerine, o hakları savunabilme isteklerine bağlıdır. Bu istek, bilinçlenme çağında, eğitimle sağlanabilirmiş gibi görünüyor. Oysa benim kendi yöremden bildiğim kimi örneklerde, özellikle ülkemizde son çağda, bunun böyle olmadığı görülüyor. Giderek okuma yazma bilmeyen insanların bile bu haklarını daha bilinçli kullandıkları yolunda saptamalarım var. Bunu daha geniş bir çalışmada örnekleyebilirim. Buna göre eğitimde bir sorunumuz var demektir. Özellikle son dönemde, eğitimde doğru dürüst seçmelerin yapılamamış olması daha da bir öne çıkarıyor bu durumu. Bu türlü bir bilincin elde edilmesinin son olanağı, son basamağı üniversite… Ne var ki üniversite tek başına, alt aşamada bir dize sorunlar çözümlenmeden, örneğin baskıcı bir ai..]]> Mon, 11 Dec 2017 03:06:24 +0300 Değişmek... https://www.evrensel.net/yazi/80402/degismek https://www.evrensel.net/yazi/80402/degismek? Öğrenimim, ustalarımla çalışmam bitince yurda döndüm. On yıl sonra gidebildim bir daha Münih’e. 1972 Olimpiyatları için yapılan spor alanı, öteki spor yapıları, sporcuların kalacakları yerler, yönetim vb yan kuruluşlar yapılmışlardı. Onlar da, kentin dışına dökülmüş, ikinci Avrupa savaşının molozlarına biçim vererek… Kentin özeğinde, karaltısını (siluetini ) bozacak hiçbir şey yapılmamıştı o 10 yıl içinde. Onarımlardan başka… Sanırım sonra da… Oturmuş olduğum sokağın yakınında yeni bir yapı vardı yalnızca, eniyle, boyuyla çevresine saygılı. İki- üç yıldır onu da tartışıyorlarmış doğru muydu diyerek. Betikçim (kitapçım) durduğu yerde duruyordu. Kahvemi içtiğim yer de… Yemek yerim de… Sokağımda, alanımda bir değişiklik yoktu… Bir İstanbullu için bunu anlamak kolay mı? İstanbul’da her ay b..]]> Mon, 04 Dec 2017 05:20:49 +0300 Yaygın eğitim kurumu olarak müze- müze- müze … https://www.evrensel.net/yazi/80357/yaygin-egitim-kurumu-olarak-muze-muze-muze https://www.evrensel.net/yazi/80357/yaygin-egitim-kurumu-olarak-muze-muze-muze? Size bu yazımda müzelerimizin nasıl olmaları gerektiği konusunda düşündüklerimi aktarmak istiyorum. Neden? Yazımın sonunda belirteceğim… (Bilmem biliyor musunuz? Sekiz milyonluk Londra’ da iki yüzün üzerinde müze varmış. Neden ki? (Bir de bizdeki durumu düşünün…) Müze dedimse, şu nitelikleri taşıyanları demek istiyorum; *Müze, her şeyden önce, bulunduğu kentin, yediden yetmişe oturanları için düzenlenmeli ya da – yeni yapılacaksa- tasarlanmalı… Müze, *en az bir sinema, tiyatro gibi çekici olmalı, gezilmek istenilecek bir yer olmalı, bunun için de her şey yapılmalı, * bir halk yüksek okulu gibi çalışmalıdır. * Müze, bulunduğu kentin tüm çağlarını yalansız yansıtmalı, karşılaştırmalı olarak ‘bütün’ üzerinde düşündürmeli, tartıştırmalı, çevre gezileri düzenl..]]> Mon, 27 Nov 2017 04:50:10 +0300 Sen insan ben insan https://www.evrensel.net/yazi/80308/sen-insan-ben-insan https://www.evrensel.net/yazi/80308/sen-insan-ben-insan? Taşçı ustası arıyorum. İlçe ilçe, köy köy… Kimileri çıkıyor karşıma, “iyidir” deniyor, inanıyorsunuz, umutlanıyorsunuz. Bir gün çalışıyor… Bir parça duvar örerken izliyorsunuz… Görüyorsunuz ki bilmiyor… Taşları birbirine ısırtamıyor. Düşeyde ısırtsa bile, yatayda yapamıyor bunu. Daha doğrusu yapmıyor... Yapsa kazanamayacak… Geçinemeyecek, bir günde ürettiği duvarın getirisi ile. Kısacası ham hum şaralop… Marangoz ustası arıyorum. Hayır! İki ahşabı uçlarından su almayacak biçimde birleştirmiyor adı usta olan bu kişi. Tenekeci de öyle.. Kiremitçi de öyle… Doktor da öyle… Sizi dinlemiyor bile. 5-10 inceleme istiyor. Kanınızı alıyorlar, idrarınızı alıyorlar… Şuyunuzu, buyunuzu… İnceliyorlar. Sonuçta buldukları kini sayıları bilgisayarla doktora bildiriyorl..]]> Mon, 20 Nov 2017 07:07:00 +0300 Seramik/Mimarlık -5 - Cumhuriyet Dönemi https://www.evrensel.net/yazi/80266/seramik-mimarlik-5-cumhuriyet-donemi https://www.evrensel.net/yazi/80266/seramik-mimarlik-5-cumhuriyet-donemi? Osmanlının son döneminde sarayın banyo, wc, mutfak gibi ıslak oylumlarında kullanılan seramiklerde Batıya özeniliyor. Yıldız Sarayı buna örnektir... Cumhuriyetin başında, mimarlar, yüzyılların seramiğine yapılarında yer verirler. Mimar Kemalettin’ in, Mimar Vedat’ın yapılarında olduğu gibi... Cumhuriyet Dönemi’nde başka mimarlarda da bunun örneklerinin görülmesinde onların payları vardır. Böyle yapılması kendi değerlerimize dönüş yolunda yalnızca bir anımsatmadır. Onlar da usul usul “cumhuriyet”i öğreneceklerdir. Benim liseyi bitirdiğim günlerde Türkiye’de iki mimarlık okulu vardı. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü ile İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi... Her ikisi de yetenek sınavı ile öğrenci alıyordu. Her ikisinin de sınavını kazandım. Akademiyi seçtim. Çünkü orada mimarlığın yanında b&uu..]]> Mon, 13 Nov 2017 05:00:55 +0300 Seramik / Mimarlık -3 - Konya'nın renk duvarları https://www.evrensel.net/yazi/80216/seramik-mimarlik-3-konyanin-renk-duvarlari https://www.evrensel.net/yazi/80216/seramik-mimarlik-3-konyanin-renk-duvarlari? İstanbul’da olmayışım nedeniyle bu yazımın bölümlerinin sıralanmasında bir yanlışlık oldu. Bugün yayımlanan bu bölüm geçen hafta yayımlanacaktı. Geçen haftaki de bugün yayımlanacaktı. Okuyucudan özür diliyorum. Geçen haftaki günceyi atmadılarsa sıralamayı onlar düzeltebilirler. 1959 yılında Münih Teknik Üniversitesinin Mimarlık Fakültesini bitirdim. Yurduma hemen dönmedim. Çünkü, ustalarımdan öğreneceklerim vardı daha. Münih’te birkaç yıl daha kalabilmek için “doktora”ya baş vurdum. Doktora yapmam üniversitece onaylandı… Konum, “Selçuklu Kent Çekirdekleri” idi. Konuyu yerinde inceleyebilmek için 1961 yılında, 1955 yılında yaptığım gezide, eksik bıraktığım Konya’ya gittim. Mustafa Kemal ne doğru görmüştü her şeyi… 1930’ların başında gittiği Kon..]]> Mon, 06 Nov 2017 05:12:34 +0300 Seramik/Mimarlık –3 / Semerkant ile Buhara’da renkli duvarlar https://www.evrensel.net/yazi/80171/seramik-mimarlik-3-semerkant-ile-buharada-renkli-duvarlar https://www.evrensel.net/yazi/80171/seramik-mimarlik-3-semerkant-ile-buharada-renkli-duvarlar? Geçen yazımda anlattığım Konya’dan sonra Özbekistan’da Semerkant ile Buhara’da koca koca yapıların dış yüzleri sırlı tuğlalarla yapıldığını gördüm. Semerkant’daki Registan alanı konuyla ilgili herkesin bildiği bir kentsel oylumdu. Daha doğrusu kentsel oylum tasarımına en etkili örnekti. Sidar ile Uluğbey medreseleri unutulacak gibi değildiler. Şah-ı Zinde külliyesi de öyle... Tilla Kari Medesesi de öyle... Buhara’ da Kalyan Camisi ile Minaresi, Nadir Divan Bey Medresesi, sanki dış yüzleri sırlı tuğlalarla koruma altına alınmışlardı. Sırlı yüzeylere yağmur kolay kolay işlemiyordu. Renk duvarlarıyla kente önemli, dedim ya unutulmaz yüzler kazandırmışlardı. Alanlar, ev içleri gibi özenle oluşturulmuşlardı. Duvarların, kubbelerin dış yüzlerinin sırlı tuğlalarla yapılmasının asıl nedeni buydu. Güvercinlerin konup da asitli dışkılarıyla yüzlerinin bozulmamala..]]> Mon, 30 Oct 2017 03:49:14 +0300 Anadolu’da bir ay süreli selçuklu sanatı ardında gezi https://www.evrensel.net/yazi/80128/anadoluda-bir-ay-sureli-selcuklu-sanati-ardinda-gezi https://www.evrensel.net/yazi/80128/anadoluda-bir-ay-sureli-selcuklu-sanati-ardinda-gezi? Prof.Dr. Kurt Erdmann, Berlin’deki Dahlem müzesinin başındaydı. Sanırım oradan izin alınmıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü ile Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümünde sanat tarihi dersleri veriyordu. Ayrıca, yaz dinlencesinde konusu ile ilgili araştırma gezileri düzenliyordu. 1955 yılı yazında, ben mimarlık öğreniminde ikinci sınıfa geçmişken, Doğu Anadolu’ya böyle bir gezi düzenlenmişti, Selçuklu Sanatı gezisiydi bu... Bu gezi kümesiyle Karadeniz (İstanbul- Rize) vapurunda karşılaştık. Aralarında tıpkı çizim (röleve) yapan yoktu. Kurt Erdmann’ın her iki okulda da çevirmeni, benim lisedeki almanca öğretmenim sevgili Turgut Kavur’du. (Yönetmen Ömer Kavur’un amcası.) Turgut Kavur, onlara katılarak, tıpkı çizimlerde yardımcı olmamı istedi. Katıldım... Sinop, Rize, Trabzon, Erz..]]> Mon, 23 Oct 2017 05:00:08 +0300 Seramik/Mimarlık https://www.evrensel.net/yazi/80077/seramik-mimarlik https://www.evrensel.net/yazi/80077/seramik-mimarlik? Su/ bedenimizin en az %75’i su Onsuz yaşam yok... Toprak/ toprak ana... Ateş/ çiğleri pişiriyor Onsuz ev, ev olmuyor... İnsan eli/ yalnız dokunmayan, tutmayan, avuçlayan, okşayan, parmak uçlarıyla gören... (Nedensiz değil böyle düşünmem. Bir gün Afrodisyas’da müzede,genç bir hanımın yardımıyla elini bir yontu üzerinde dolaştıran, gözleri görmeyen,yaşlı bir hanımın onu gördüğünden hiç kuşku duymadım.) Suyun, toprağın, ateşin bir araya gelmesinin sonucu insan eliyle yaratılan: SERAMİK… Bana göre bir anlamda kutsallık… Kimi bilim adamları, dalları birbirine çatıp üzerine çamur sıvayarak ilk tabağı kadının yapmış olabileceğine inanıyorlar. Önceleri bu bir yakıştırmadır diye düşünüyordum. Sonra Eskişehir’de, Yazılıkaya denilen, Kibele tapınağı önündeki bir evde, böyle yapılmış, su ..]]> Mon, 16 Oct 2017 04:23:25 +0300 Eğitim, eğitim, eğitim... https://www.evrensel.net/yazi/80033/egitim-egitim-egitim https://www.evrensel.net/yazi/80033/egitim-egitim-egitim? Biliyorsunuz, oradan oraya koşturuyorum bu günlerde. O üniversite senin bu Mimarlar Odası benim... Geçtiğimiz Cuma günü çok sevdiğim Gaziantep’ de idim, Mimarlar Odası çağırmıştı, ama üniversiteden gençlerle doluydu oylum. İnanın, neredeyse hepsi torunum yaşındaydılar. Onlara önce bir kıssa anlattım: Bir gün Mustafa Kemal akşam sofrasındaymış. Ödevlilerden biri gelip, Milli Eğitim Bakanının geldiğini, onunla konuşmak istediğini iletmiş. Mustafa Kemal pek anlaşamadığı, hoşlanmadığı bakanı buyur etmiş masasına. Bakan kimi eğitim sorunlarından söz etmeğe başlamış. Gazi bir süre dinledikten sonra çevresindekilerden bir polis çağırmalarını istemiş. (Buradaki polis sözü o günlerin sanal kişilerden birini anlatıyor elbette, kimsenin alınmasına gerek yok.) Polis gelmiş, Gazi ona tavandaki aydınlatma armudunu (ampul) göstermiş. Sonra da sormuş: - Oğl..]]> Mon, 09 Oct 2017 06:51:09 +0300 Yöre https://www.evrensel.net/yazi/79983/yore https://www.evrensel.net/yazi/79983/yore? Yedi günün ikisinde Muğla’ dayım. Orada, daha önce yazdım sanıyorum, bir müze yapıyorum. Müze bizim müzemiz olacak. Gezginlerden, yabancılardan önce bizim için olacak. Yediden yetmişe… Bu nedenle’ bizim müzemiz’ diyorum: Anadolu’ ya bütün geçmişiyle “sahip” çıkan… Bu müze, kentin içinde olacak. Yaya, bisikletli ulaşması kolay olacak. Bölge müzesi niteliği ile çevresi, ili üzerine de bilgi verecek. Oralara nasıl ulaşılır gösterecek. Dünü bu güne bağlayacak… Yalan söylemeyecek… Halk bilimi bölümleri olacak… Çocuklarımıza yörelerinin yeşili, ağacı, çiçeği (bitki varlığı) üzerine bilgi vermekle kalmayacak… Onları dikili, canlı olarak, Türkçe adları ile tanıtacak. Hayvanlarını da… T..]]> Mon, 02 Oct 2017 05:00:56 +0300 Kimlere kalacak bu ülke? https://www.evrensel.net/yazi/79939/kimlere-kalacak-bu-ulke https://www.evrensel.net/yazi/79939/kimlere-kalacak-bu-ulke? Foça’dayım. Kıyı boyunda yürüyorum. Küçük denizin başındaki alana ulaştığımda Foça’lıların koca bir halka oluşturduklarını görüyorum. Halkanın ortasında eski belediye başkanlarından Nihat Dirim var. Söz dağıtıyor Nihat Dirim. Her söz alan eğitim karmaşışından yakınıyor. Gerçekleri anlatıyorlar. Atatürk’süz eğitimden… Laik olmayan eğitimden… Genç bir anne iki çocuğunu alana sürüyor. Soruyor: Bunlar ne olacaklar? Çocuklarımız, onların geleceği, bizim geleceğimiz ne olacak? Kim yanıtlayacak bu anneyi? Soğuk terler akıyor sırtımdan… İmam - Hatip’ten başka yol bırakmayanlar mutlular mı? Nihat Dirim bir ara, benim de aralarında bulunduğumu söyleyip büyüteci bana uzatıyor. Foça’lılara kısa tümcelerle, kısa bir konuşma yapıyorum. Üniversitelerdeki durumu anlatıyorum. Ö..]]> Mon, 25 Sep 2017 03:14:40 +0300 Herkes usunu başına devşirsin https://www.evrensel.net/yazi/79899/herkes-usunu-basina-devsirsin https://www.evrensel.net/yazi/79899/herkes-usunu-basina-devsirsin? Doktor dinlen demişti. Foça’nın kurtuluş günü oradaydık. Dinlenebildiğimiz tek yerde… Geçit töreni yapılıyordu… Batı komşumuzdan gelen ilköğretim öğrencileri de geçti önümüzden. Ellerinde elbette kendi bayrakları… Altı yıl Türkiye-Yunanistan Dostluk Derneği başkanlığı yapmıştım. Komşudan gelen yavruların geçit törenine katılmalarına sevinmez miyim? 1-2 gün arayla güncelerde, Helen genel kurmay başkanının uçakla adalarımız üzerinde uçtuğu bildiriliyordu. Öp babanın elini! Haftalardır küçük küçük adalarımıza bayrak dikenlerdi bunlar. Kışkırtma buralara dek gelmişti. Yıllar önce bizim bir-iki uçağımızın Helen Adaları üzerine dalış yaptıklarını yazmıştım: Her dalışımızda gebelerden çocuk düşürenler oluyordu. Yıllar içinde usumuzun yerine geldiğinden umutlandığım..]]> Mon, 18 Sep 2017 05:46:02 +0300 Kimi bilisizler… https://www.evrensel.net/yazi/79855/kimi-bilisizler https://www.evrensel.net/yazi/79855/kimi-bilisizler? İnsan öldükten sonra ancak düşünüldükçe, unutulmadıkça vardır. Kimileri unutturmağa çalışsalar da, başaramazlar, düşünenler, anımsayanlar var oldukça. Azra Erhat’ ı, Sabahattin Eyüboğlu’ nu, Vedat Günyol’ u, Halikarnas Balıkçısı’ nı düşünüyorum sık sık bu günlerde… Benim onları düşünmem kimilerince doğal sayılabilir. Ama ben bu kişilerin herkesçe de hiç unutulmamaları gerektiğine inanıyorum. Çünkü onlar, insanlarımızı birbirine bağlayacak bir kültür yorumu üzerinde çalıştılar. Öyle yaşadılar… Hiç ayrı gayrı bilmeden… Onları yakından tanımış kişilerce, hele şu günlerde, her gün anımsanmaları için, elden gelenin yapılması gerektiğine inanıyorum. Bu bir sorumluluk… Yoksa boş bırakılmış sandıkları ortalığı kimi densizler almağa &cc..]]> Mon, 11 Sep 2017 05:01:41 +0300 İrem (Cennet) 3 https://www.evrensel.net/yazi/79812/irem-cennet-3 https://www.evrensel.net/yazi/79812/irem-cennet-3? Bedri Rahmi de derdi ki Denizli için: ‘Bursa’nın kız kardeşi…’ Ne yaptık biz? Ne oldu o Denizli? Bu soruyu, değişik yerlerde, değişik ortamlarda yarım yüzyıldır yineleyip durdum. Geleceğimizin ne olacağını gösterip, iremimizin değerinin bilinmesi için… Benim, başkalarına göre, bundan önceki iki yazımda anlattığım Denizli’yi görmem için bir ayrıcalığım mı vardı? Vardı! Münih TÜ’ nde, mimarlık eğitimim sırasında, 2 yarıyıl ‘peyzaj mimarlığı’ dersi almıştım, yardımcı ders olarak. Bunu başkalarına da öneriyorum. Bütün mimarlık öğrencilerine öneriyorum; bütün gücünüzle mimarlık eğitiminin içine yardımcı ders olarak ‘peyzaj mimarlığı’ dersinin konması için uğraşın. Mimarlar onlara verilen parsel içinde çalışırlar. Üstelik yapacakları yapının eni, boyu, yü..]]> Mon, 04 Sep 2017 05:00:43 +0300 İrem (Cennet) 2 https://www.evrensel.net/yazi/79769/irem-cennet-2 https://www.evrensel.net/yazi/79769/irem-cennet-2? Denizli’ de doğduğum evin üzüm talvarını anlattıktan sonra kesmiştim Denizli’ nin yeşil dokusu ile ilgili yazımı geçen hafta yayımlamıştım. Şimdi onun ikinci bölümüyle sürdürüyorum bu konuyu: Talvarın sol içinden ilerleyince iki katlı evimizin giriş kapısına gelinirdi. Evin güneye, Karcı dağına bakan önünde de üçüncü bahçe vardı. Bu bahçede mısır (biz darı derdik), bamya, bakla, lahana yetiştirilirdi. Anımsayabildiğimce… Onun çevresinde de bizim selvi dediğimiz kavaklar, dut (beyaz ile karası), ekşi – tatlı narlar, erik, zerdali, gülhatmi (astıma iyi gelen) sıralanırlardı. Anamalcıların ikinci büyük savaşında sığınak yapmak zorunlu olunca babam üçüncü bahçeyi seçmişti bunu için. Olmadı. Çünkü bir metre kazıldığında yarım metresi suyla doldu. Evimizin kuzeyine, arkasına ..]]> Mon, 28 Aug 2017 04:15:57 +0300 İrem (Cennet) https://www.evrensel.net/yazi/79720/irem-cennet https://www.evrensel.net/yazi/79720/irem-cennet? Denizli’ de büyüdüm ben, ilkokulun dördüncü sınıfına dek. Çaybaşı mahallesinde, lise caddesi üzerindeki evimizde… İki kanatlı koca kapıdan girilirdi avlumuza. Betondu avlu. Halılar burada yıkanır. Kerpiç burada kesilir. Konuklara yemek için çağrı yapıldığında burada masa kurulur. Yazın gündüzleri öyle sıcak olur ki beton, yılan bir yandan öteki yana geçmeğe kalkarsa ortada kurur kalırdı. Akşam olunca sulanır, serinliği pek hoş olurdu. Avlunun iki yanı komşularımızla iyelik çizgimizi belirleyen bahçe duvarlarıydı. Kapıdan girince karşımıza gelen, neredeyse adam boyundaki taş duvarın sağında, solunda bakışımlı iki merdiven vardı. Bunlarla üst bahçeye çıkılırdı. Bütün duvarların önünde, yanlış anımsamıyorsam, bir metre genişliğinde çiçeklik vardı. Mevsim çiçekleri yetiştirilirdi burada. Ortancala..]]> Mon, 21 Aug 2017 03:21:44 +0300 Sizin betikliğiniz, sizin (halkın) eviniz, sizin yüksekokulunuz… https://www.evrensel.net/yazi/79674/sizin-betikliginiz-sizin-halkin-eviniz-sizin-yuksekokulunuz https://www.evrensel.net/yazi/79674/sizin-betikliginiz-sizin-halkin-eviniz-sizin-yuksekokulunuz? Kimi konular yinelenmek zorunda. On yedi - on sekiz yıldır sürdürdüğüm bu köşe yazılarında hiç yinelemedim desem doğru olur mu? Bilmiyorum. Anımsamıyorum. Hiç olmazsa kimi bölümlerini yinelemişimdir kuşkusuz. Şunu da eklemek zorundayım. Yinelemekten hiç korkmadım. Bunu da bana sağ düşünceli bir kişi ( ne demekse) öğretti. Benden bir konuşma istediğinde yanıtım şöyle olmuştu: Bu konuda daha bir hafta önce üniversitede konuşmuştum. İsterseniz bu kez konumu değiştireyim. O da, bunun üzerine, şöyle demişti: siz solcular (ne demekse) yinelemeyi bilmiyorsunuz. Aslında “yinelemeyi” demeyip de “izlemeyi” (takipçi-liği) bilmiyorsunuz deseydi daha doğru olacaktı. Oysa bizim ülkemizde izleyici olmak gerekiyor gerçekten. Kimileri, bir yerde bir şeyler söyler bir daha yinelemez. Ona göre o söyleyeceğini söylemiş işini yapıp bi..]]> Mon, 14 Aug 2017 06:00:06 +0300 Çocuklarımız https://www.evrensel.net/yazi/79635/cocuklarimiz https://www.evrensel.net/yazi/79635/cocuklarimiz? Ne yapıyoruz çocuklarımız için? Hiçbir şey! Yanıtım birden sert geliyor size değil mi? Düşünün iyice bir düşünün: Ne yapıyoruz çocuklarımız için? Büyüdüklerinde şaşırıp kalıyoruz: Bu çocuk kime çekti böyle? Bu çocuk neden böyle oldu? Yıllarca önce de sordum bu soruyu! Hem hiçbir yanıt alamadım, hem de çocuklar için bir şey yapıldığını görmedim. Parası olan bilmem ne kolejine yolluyor. Orada ana babanın, bu ülkenin yaşama kültürü uyarında öğrenim, eğitim mi alıyorlar, el bebek gül bebek büyüttüğümüz çocuklarımız? Kimi Almanya, kimi Fransa, kimi İngiltere, kimi İtalya, kimi Amerika çıkarına çalışan okullar değil mi bunlar? Neden Türkiye’de çalışıyorlar? Bizi çok sevdikleri için mi? Karakaşımız kara gözümüz için mi? Hani yeniden bizim biz olmağa başladığımız günlerde kapattığımız okullar değil mi bunlar? Şimdi neredeyse övünülüyor çocuklarımızı bunlardan birine yollamakla. Gelirleri, karı- koca çalışsalar da, geçimlerine ancak zar zor yetişenler ne yapıyorlar? Kamu okul..]]> Mon, 07 Aug 2017 05:00:06 +0300 Doğal yıkım - Bilisizliğin yıkımı https://www.evrensel.net/yazi/79597/dogal-yikim-bilisizligin-yikimi https://www.evrensel.net/yazi/79597/dogal-yikim-bilisizligin-yikimi? “İstanbul’a bir şeyler oluyor. Gün içinde akşam oldu. Yumruk büyüklüğünde dolu yağdı. Evimizin sokağa bakan yüzündeki camlar kırıldı. Kuzguncuk kötü durumda…” Bunlar, geçtiğimiz hafta Muğla’dan gelebilmek için bindiğim Bodrum uçağından Atatürk havaalanına, düpedüz karanlığa indiğimde, eşimin telefonda söyledikleriydi. Az sonra bir daha aradı: “Bizde bilgisunar (internet) tv işlemiyor. Pelin (yeğenim) telefon etti. O bilgisunara bakmış, bütün vapurlar işlemiyorlarmış. Eve nasıl geleceksin?” Bilgisunara inanamadım. Vapurların işleyemeyeceği bir durum yoktu… Bildiğim yoldan (kıyı yolu) Eminönü’ ne ulaştım. Üsküdar vapuruna bindim. Oradan da otobüsle Kuzguncuk… Bu ne biçim bilgisunardı ki? Kuzguncuk’ un durumu gerçekten içler acısıydı… (Şimdi de öyle … her yerde camcılar, çatıcılar çalışıyor.) Güneybatıya bakan bütün duvarlarda camlar paramparça… Yalnız camlar mı? Kimi pencere doğramaları da… Çatılarda kiremitler de… Sıvalar delik-deşik… Evimizde akan çatıdan sular yer..]]> Mon, 31 Jul 2017 05:00:23 +0300 Çağdaşlık için https://www.evrensel.net/yazi/79553/cagdaslik-icin https://www.evrensel.net/yazi/79553/cagdaslik-icin? Yurt dışından gelerek Ankara’ ya yerleştiğim günlerdeydi. 1960 ların başları… Aşık Veysel uğramıştı Ankara’ ya.’Halk Evleri Genel Merkezi’ nde onunla buluşulacaktı Lise yıllarımda ben tanıtmıştım arkadaşlarıma onu… Bir halk bilgesinin sözlerini aktarmıştım onlara. Elbette koştum onunla yapılacak toplantıya… Aşık, doğru bildiği yolda konuştu benim dinlediğim sonraki konuşmalarında da bu konuşmasında da. Örneğin bir sözünü ilk duyduğumda bir tepki duymuştum önce. Sonra düşündüğümde bu sözlerinin de doğru olduğuna inandım. “Köylü milletin efendisidir.” Denmişti ya... Aşık diyordu ki, köylü bu günkü durumuyla milletin efendisi olamaz. Okumuş yazmış, aydınlanmış, bu ülkenin nimetlerinden yararlanmış kişiler, köylünün kendi düzeylerine gelmesi için ellerinden geleni yapmak sorumluluğundadırlar önce. Ancak ondan sonra konuşulabilir bunlar… Bu sözlerin doğruluğu kaç kez doğrulandı toplumumuzda… “Köylü milletin efendisidir.” Sözü yanlış anlaşılınca, aydın kesimi yan çizmeğe gö..]]> Mon, 24 Jul 2017 05:00:57 +0300 Yürümek https://www.evrensel.net/yazi/79507/yurumek https://www.evrensel.net/yazi/79507/yurumek? Her düşünüşten, her yöreden, her katmandan insanlarımız YÜRÜDÜLER… Bir şeyleri yırtıp attılar. Besbelli bundan sonra da yürüyecekler. Bu bir kırılma noktası… Kesilip biçilerek iyileştirilmeğe çalışılmış, günde en az on değişik em (ilaç) almak zorunda olan bir kişi olmasam, böyle bir yürüyüşe katılmaktan beni kimse alıkoyamazdı. Ama yürüyenlerin bütün adımlarını usumla, yüreğimle duyuyorum. 1960 ın 27 Mayısından önce, yurt dışında yürüdük ilk. O günden beri yürüyoruz. “Yollar yürümekle aşınmaz” dedi biri. Şimdi sağ olsaydı sanırım o da yürürdü bu gün… Benim yürüdüğüm yollarda yürümeyenler sonradan hep utandılar. Çünkü biz onlar için de, karşı olduklarımız için de yürüdük. Yürümeyenleri birlikte olmağa çağırmak için yürüdük. Katıldı katılmadı diye hiçbir ayrım yapmadan… Böyle bir ayrım yapmağa kalkışanları da anlamadım. Büyük engelleri aşarak katılanları da biliyorum, katılmağa engelli olanları da… İşin girdisini çıktısını bilmeden bu türlü ayrımlara düşüp, başkal..]]> Mon, 17 Jul 2017 05:00:29 +0300 Böyle bir vatandaş https://www.evrensel.net/yazi/79459/boyle-bir-vatandas https://www.evrensel.net/yazi/79459/boyle-bir-vatandas? Güney Ege’ de Akyaka’ya doğru yol alıyoruz. Bir yerel yöneticinin arabasındayım. Konuşacağımız işler var… Katılacağımız bir toplantıya birlikte gidelim, arabada işleri konuşalım dedik… Yolumuzun sağdan gelen bir başka yolla kesiştiği yerde oluşan üçgeni kırmızı babalar sıralayarak belirlemişler. Yaklaştığımızda, gördüğümüzle ikimiz birden şaşırıp kalıyoruz. Yaşlı- başlı, kellifelli bir adam babalardan birini sökmeğe çalışıyor… Arabasının yanına durduk. Yönetici sordu: -Beyefendi ne yapıyorsunuz? Yanıta bakın: -Evimin önüne koyacağım. Kimse arabasını oraya bırakmasın. Bir polise sordum o böyle söyledi. -Böyle bir şey yapılabilir mi? -Hık-mık… -Burada bir ‘kaza’ olursa? -……………….. Okumuş – yazmışa benzeyen, yazlığa gelmiş, belki de emekli bir yönetici olan kişi, içinde bize bakmamağa çalışan eşi oturan arabasına bindi gitti. Mürekkep yalamış, bir vatandaşın yaptığına bakın. Buna bakıp, “Kimler neler yapmaz?” diye düşünmez misiniz? Görüyoruz işte..]]> Mon, 10 Jul 2017 05:00:37 +0300 Ve- Veya -2- https://www.evrensel.net/yazi/79414/ve-veya-2 https://www.evrensel.net/yazi/79414/ve-veya-2? Bir önceki yazımda anlattığım sayrılar evi ( hastane) olayında, bir de okuma yazma bilmeyen, bilisiz bir vatandaşımızın ne yapacağını düşünün. ’ Veya’ yı ‘ve’ diye okuyan doktor, uzman da olsa, sayrıyı nereye yollarsa sayrı oraya gidecekti belki de. Orda da bir yanlışlık yapılsa kim bilir neler gelirdi başına? İstanbul’ da mı bu böyle, yoksa tüm Türkiye’de mi? Bir uzmanın günde kaç sayrıya bakabileceğini kim belirleyebilir, daha doğrusu kim belirlemeli? Bu gün İstanbul’ da çoğu kişi sağlık işinin de tecime dönüştüğünü söylüyorsa neden? Hukukçulara güven konusu gibi, kimi doktorlarımıza güvenin de geldiği çizgi bu mu? Son yıllarda önemli sayrılıklar geçirdim. Kimi organlarım alındı. Bir türlü tanılanamayan bir sayrılık da bunlar arasında. Belki de bu nedenle konuya duyarlı oldum. Olanları anlattığımda güvendiğim bir doktor şunları söyledi: “Şimdi tıp böyle… Geçen gün bir üniversitede de söyledim: Bu Amerikan yöntemi… Kimi aygıtlarla her şey ölçülüyor. Alınan kan ü..]]> Mon, 03 Jul 2017 04:50:48 +0300 Ve- Veya https://www.evrensel.net/yazi/79368/ve-veya https://www.evrensel.net/yazi/79368/ve-veya? Ussal dengemin yerinde olduğunun saptanması gerekiyormuş. Bir alış- veriş işi için… Bir sayrılar evinden (hastaneden) aldığım buna değgin bir belgeyi, notere onaylatıp götürecekmişim. En yakın sayrılar evine gittim. Bir süre bekletildikten sonra bir tinbilim (ruhbilim)uzmanının odasına alındım. Karşısına oturdum. Gencecik bir hanım başladı sormağa: - Kaç yaşındasınız? - Çocuklarınız var mı? - Nerede yaşıyorsunuz? - Çevredeki sorunlarla ilgilenir misiniz? - Sinirli misiniz? Soracaktım: “Siz değil misiniz?” (Tam da syn Enis Berberoğlu için 25 yıl biçildiği gündü.) Bu durumda olan ülkemizde “sinirli” olmayabilen kişiye ne olduğu söylenebilir? Uzatmayayım… Daha bir sürü soru… Belki bilerek böyle yapıyor diye düşündüm. Sonunda olumlu belgeyi verdi. (Sevgili okuyucularım bilsinler: Tinsel dengem, uzman saptamasıyla, hâlâ yerinde…) Konuşmamız sırasında uzman 3-4 kez telefonla arandı. Hepsiyle konuştu. Tuttum kendimi… “Şu telefonu aç..]]> Mon, 26 Jun 2017 04:50:43 +0300 Kalimnos'un çamları https://www.evrensel.net/yazi/79328/kalimnosun-camlari https://www.evrensel.net/yazi/79328/kalimnosun-camlari? Ne ülkemde de olan Kalimnos’ un çamları, çiçekleri, taş yapıları; ne denizinin temizliği, ne de güzel insanların “selam” ları… Hepsi yerinde güzel, sevimli, vb. Ama Türkiye’m, Anadolu’m bir başka… Sakın “Benim ülkem seninkinden güzel” anlamında sanılmasın bu yazdıklarım. Herkese kendi ülkesi en güzel elbette… Bu da bülbül ile altın kafes öyküsüyle ya da sav sözleriyle karıştırılmasın. Bu benim için böyle… Son yıllarda, öğretim görevim bir yana, çağrılı konuşmacı olarak gitmediğim üniversite kalmadı neredeyse. Gençlerle söyleşebildim. Çoğunluğu Türkiye’nin dışına gitme üzerine tasarlıyorlardı geleceklerini. Oysa bana en yakın ülke bile ülkemin yerini tutabilir mi? Yeryüzünün önemli bölümünü görmüş bir kişi olarak, ülkemden daha güzel bir yer görmedim. Bunu da “ülkecilik”, “yöreselcilik” falan sanmayın. Ülkemde en eski insan sıcaklığını buluyorum. Hem de kesintisiz… Bana yalnızca bu yeter… Başkalarını bilmem ne düşünürler. Ama yalnızca bu mu ülkemin bana verdiği..]]> Mon, 19 Jun 2017 17:52:05 +0300 Kalimnos https://www.evrensel.net/yazi/79273/kalimnos https://www.evrensel.net/yazi/79273/kalimnos? Aziz Nesin İle Ekrem Akurgal’ın eş başkanlıklarından sonra altı yıl Türkiye-Yunanistan Dostluk Derneğinin başkanlığını yaptım. Her iki yandan da güzel insanlarla birlikte çalıştım. Halkların hiçbir biçimde düşmanlıklarına tanık olmadım. Yunanistan’a pek çok kez gittim. En küçük kötü bir şey gelmedi başıma. Herkes dostluk konuştu benimle. Belki anımsayacaksınız, kimi yazılarımda, betiklerimde de söz ettim bundan. Bu gün de unutmadığım anılarımı da aktardım. Yıllar sonra geçen ay, estiler, On İki Adalar’ dan Kalimnos’ a, Türkçemizle Kilimli’ye gittim. Kilimli, On İki Adalar’dan dördüncü büyüğü… Günce okumadan, akcam (TV) izlemeden, derin konuşmalar yapmadan başımı dinlemek iyi gelecekti bana. Yaşamımda dinlence diye bir şey olmadı. Bakalım nasıl bir şeymiş… Yalan olmasın, çok yorulduğumda konu değiştirdim yalnızca… Öyle de oldu! Küçücük bir kasaba Kalimnos, dedim ya, Türkçesiyle Kilimli… Turgut Reis’ den deniz motoruyla 45 dakika uzaklıkta… Genişçe bir koyun iki ya..]]> Mon, 12 Jun 2017 06:48:03 +0300 Ensemizde boza pişirenler https://www.evrensel.net/yazi/79224/ensemizde-boza-pisirenler https://www.evrensel.net/yazi/79224/ensemizde-boza-pisirenler? Ensemizde boza pişiriyorlar… Yok, sizin düşündükleriniz gibi değil… Sanki bize yaptıkları çok azmış gibi… Bir de, kendi kendimize ettiklerimiz yok mu? Bizi alıştırdılar mı ne? Ensemizde boza pişirenlere ses çıkardığımız yok. Bu yazdığım üç-beş satır genel açıklama… Özet olarak diyorum ki anlamayana davul zurna az, anlayana sivri sinek saz. Söylediklerim yaşama niteliklerimizle ilgili… Siz siyasaya da çekebilirsiniz… Ayrıca yazdıklarımı “suçlu ayağa kalk” biçiminde de anlayabilirsiniz. Yazdıklarımı kendine yakıştıranlar, kendiliklerinden ayağa kalkabilirler. Bundan bana ne? En iyi kendileri bilebilirler. Şu motosikletlerden ödüm kopuyor. Yaptıklarından çok gürültüleri var. Sanki ulaşım kuralları bunlar için geçerli değil. Arabaların her yerinden geçiyorlar:Vıınn… Gürültüleri işin kötü tarafı. Bir düzeyde sesleri ezberlenmiş gibi hep eş işi yapıyorlar. Vıınn… 1950’de Yunanistan’a gitmiştim… Otobüsümüz, bizi bir yere götürürken yazlık bir yerden geçiyorduk. Da..]]> Mon, 05 Jun 2017 04:50:43 +0300 Kuşkondurmak-2 https://www.evrensel.net/yazi/79181/kuskondurmak-2 https://www.evrensel.net/yazi/79181/kuskondurmak-2? Geçen yazımda Kabataş’ın martısından söz ederken usuma çift boynuzlu Haliç Köprüsü düştü. Sinan’ ın gözü önünde yapılacak şey miydi bu köprü? Şimdi Süleymaniye’ ye bakarken, görüş açımın içine bu köprünün girmemesine özen gösteriyorum. Martının, boynuzlu köprünün ardından usuma Zeytinburnu’ nun Sultanahmet camisinin minarelerine karışan üç gökdeleni düşüyor. Hayır, hepsini saymayacağım… Sağlığımı zorlayamam bu ölçüde, ama Kadıköy’den söz etmeden geçemem… 21. yy da insanları bu denli zora sokmağa kimseler kalkışamazdı. Önce, “Eviniz beklenen depreme dayanamaz, yıkılıp yeniden yapılacak.” Denildi. İnsanlar yüklenicilerin eline düşürüldü. Depreme dayanmayacağı söylenen yapıların kimilerinin “statiği”nin yeni yapılanlardan daha güvenilir olduğunu sorduğum inşaat mühendisleri söylediler. Ben bilmiyorum. Çünkü inşaat mühendisi ya da statiker değilim. Sorduğum uzmanlar böyle söylediler de onu aktarıyorum. Bildiğim, eş alan üzerinde iki kat daha çok insan yaşamağa ..]]> Mon, 29 May 2017 03:54:26 +0300 Kuşkondurma https://www.evrensel.net/yazi/79131/kuskondurma https://www.evrensel.net/yazi/79131/kuskondurma? Benzer bir işi başarabilecek kimi mimarlara sorabildim ancak. (Belki de bu yetersizdi. Önce yöneticilere sormak gerekiyordu…)Ama hiç birisine Kabataş’a kondurulacak kuş için kimse onlara hiçbir şey sormamıştı. Danışılmamıştı onlara… Kimselere sorup etmeden İstanbul’a bir kuş daha kondurulacaktı işte… Anlaşıldı sanırım… Kabataş’a kondurulacak martı biçimli iskeleden söz ediyorum. Ne korkusuz kişiler bunlar… Kendilerine bu denli güvenleri nasıl oluyor ? Sanırım şöyle düşünüyorlar: “Beğenmezlerse ileride yıkarlar.” Kendileri yıkıyorlar ya durmadan… Herkesi de kendileri gibi yıkıcı sanıyorlar… Oysa İstanbul, yüzyıllardır, bin yıllardır üzerine titrenmiş bir yeryüzü kalıtı. Onun orasına burasına dokunmak yürek ister. Demişler ya, Bütün bilisizler (cahiller) cesurdur. Bunlar kendilerini kent tasarımcısı, kentsel tasarımcı, mimar falan sanıyorlar. Bütün bu nitelemeleri de kendileri yakıştırıyorlar kendilerine. Çünkü bu yetenekler sanıldığı gibi 4-5 yıllık bir eğitim..]]> Mon, 22 May 2017 06:38:29 +0300 Çukur https://www.evrensel.net/yazi/79083/cukur https://www.evrensel.net/yazi/79083/cukur? İstanbul Erkek Lisesinde Almanca öğretmenimiz Münif Sait Bey idi. Bir gün ders yaparken durup duvarda bir yere bakmağa başladı. Nereye, neden bakıyor diye biz de baktık o yöne. Daha önce pek de ayrımında olmadığımız bir sıva çatlağı gördük. Dedi ki öğretmenimiz, “Bu çatlak bir gün hepinizden hesap soracak!” Sanırım çevre konusunda ilk dersimi almıştım böylece. O çatlak gerçekten hepimizden çeşitli biçimlerde sordu soracaklarını. Çevremizdeki yıkıklardan çukurlara, bozukluklara, hırsızlıklara, yolsuzluklara dek… Bu gün çevremizi, bu türlü çatlaklarla başlayan olumsuzluklar sarmış durumda değil mi? Münih’ deki eğitimim sırasındaki arkadaşlarımdan biri benden önce yurda döndü. Yazıştık bir süre… Bir yazısı hem ilginç idi hem de önemli… Çünkü genel davranış biçimimizi ortaya koyuyordu… Hem de azıcık değişik düşünenlerimizi nasıl törpülediğimizi… Anlamca şunları yazmıştı arkadaşım: “Ankara’ da, tasarlanmış çevrelerden birinde bir eve yerleştim. Evimin üzerinde bulunduğu yolda ko..]]> Mon, 15 May 2017 05:02:14 +0300 Canımı sıkanlar https://www.evrensel.net/yazi/79035/canimi-sikanlar https://www.evrensel.net/yazi/79035/canimi-sikanlar? Öteden beri en çok canımı sıkanlar, kendileri dişe dokunur hiçbir şey yapmadan yapılanları eleştirenlerdir. Adam almış başını gidiyor. Bunu da açık açık söylüyor. Sen ne yapıyorsun konuşmaktan öte? Kurultaycılık oynayanlar söylesinler de bilelim. Türkiye kimilerinin elinden nasıl kurtulacak? Bir kurultayla değişecek mi her şey? Şu günlerde en çok canımı sıkanlar umutsuzlar… Umutsuz kişi neyi başarabilir? Kendi umutsuzlukları kendilerine yetse ya… Bir de başkalarına bulaştırıyorlar. Şu günlerde en çok canımı sıkanlar umut kıranlar… Şu günlerde en çok canımı sıkanlar, sandıklara sahip çıkamayanlar… Sandıkta bir şeyler yapacaklarından emin oldukları kişilere karşı yapılacaktı sanırım ne yapılacaksa. Sahip çıkmak böyle mi oluyor? Bırakınız atı almalarını önlemeyi, kendi atınızı altınızdan alsalar uyanmayacaksınız. Sonra da olanlara karşı bir şeyler yapmaya çalışacağınıza, birbirinizle uğraşmıyor musunuz, pes doğrusu. İşte bu umut kırmak… İnsanları çileden çıkarıyorsunu..]]> Mon, 08 May 2017 02:56:24 +0300 17 Nisan https://www.evrensel.net/yazi/78946/17-nisan https://www.evrensel.net/yazi/78946/17-nisan? Yüreğim titrer her 17 Nisan'da... Köy Enstitülerinin kuruluş günüdür 17 Nisan. Anadolumuza, doğudan batıya dengeli dağılımlarına özen gösterilerek yayılan Köy Enstitülerini hep bu günümüze bağlantılı bir biçimde düşünürüm. Bu yazıyı “şaibe”li dedikleri günün hemen ertesinde 17 Nisan Pazartesi günü yazıyorum... İşte yine, Köy Enstitülerinin yasayla kurulmasından bu güne her şey kafamın içinde dönüp duruyor. İki çift çorabından birini kurulmakta olan orduya veren ana-babayla, çarığını çamura kaptıran çocuklarıyla, “ya onlar ya biz” diyen Van’lı senatörle dolu kafam... Anadolunun batısındaydım. Gençler ne bilsinler bu ülke kimlerin elindeydi yakın geçmişe dek... Batıda yaşayan görece en varlıklı kesim bile bilmiyordu doğruyu. Kara somunu, yoktan var edilen Amerikan bezini, üstünü başını berbat etmeden kullanabileceği ayak yolunu... Ayağını burkup kırmadan yürüyebileceği yolları... (Bugün de kimi yerlerde öyle değil mi?) Biliyor musunuz? Bildiğinizi sanıyorsunuz ..]]> Mon, 24 Apr 2017 05:00:29 +0300 Sinan bir ortamın yaratısıydı https://www.evrensel.net/yazi/78896/sinan-bir-ortamin-yaratisiydi https://www.evrensel.net/yazi/78896/sinan-bir-ortamin-yaratisiydi? Sinan bir ortamın yaratısıydı. O ortam yalnız Sinan’ı yaratmamış. Ondan öncekiler vardı. Bir-ikisini sayabiliriz. Mimar Hayrettin örneğin… Edirne’deki Bimarhane’yi yapmıştı… Benim en çok sevdiğim yapılardan biri… Sedad Hakkı Eldem’in Yemek Evi olarak tasarladığı, şimdilerde Atatürk Betik evi olarak kullanılan yapı… Sedad Bey bu yapıda Bimarhane’nin oylum kurgusunu olduğu gibi yineledi. Ondan sonrakiler vardı. Çırakları Mimar Davut Ağa, Mimar Mehmed ağa gibi… Çok önemli, adı edilir yapılar yapmışlardı. Mostar Köprüsü’nü yapan Mimar Hayrettin gibi… Daha daha niceleri… Bunlar hep içinde var oldukları ortamın çocuklarıydılar Sinan gibi… Bu ortamda, Sinan da, onarımlarla başlatılmıştı işe… Kendini kanıtlaya kanıtlaya gelmişti geldiği yere… İlk önemli yapısı da, neredeyse, yarım yüzyılı devirdiğinde verilmişti iş olarak kendisine. (Bugün olduğu gibi, bir kişiye, dört yıllık bir eğitimden sonra mimar denilmiyordu.) Sinan ömrünün yarısına geldiğinde, ülkesindeki hemen bütün ö..]]> Mon, 17 Apr 2017 04:50:09 +0300 Sinan (Nisan- İnsan- Sinan) https://www.evrensel.net/yazi/78847/sinan-nisan-insan-sinan https://www.evrensel.net/yazi/78847/sinan-nisan-insan-sinan? Bundan yıllarca önce Van’ın Yüzüncü Yıl Üniversitesine çağrılıydım. Sinan’ı anlatmamı istiyorlardı. Kentten 17 km uzaklıktaydı üniversite. Dağın taşın mı üniversitesiydi bu? Yoksa gençlerin mi? Eskinin kimi bilgileri mi aktarılacaktı burada? Yoksa yeni bilgiler de üretilecek miydi? Rektör de, eşi de saygı duyduğum insanlardı. Hani şu her parçasını gerekli yerlere, yasal biçimde kayıt ettirmesine karşın, sanki onları yasa dışı bir biçimde elinde tutuyormuş gibi, tarihi yapıt kaçakçısı olarak suçlanan kişi… Tutuklanan, aylarca kıvrandırılan sonra beraat eden kişi… Suçlamalara katlanamayan, sanıyorum genel sekreteri olan kişinin kendi canına kıydığı olay… Üniversite kentten 17 km uzaktaydı. Kampüs dedikleri bu türlü yerleşkeler, Amerikan kazığı değil miydi ki bize? Uzaklığa bakmadan kimileri ta kentten gelerek, doldurmuşlardı koskoca konuşma yerini… Konuşmamın başında dedim ki. “Usunuza gelenleri hemen sorun, konuşmayı bölerim diye çekinmeyin.” İlk gelen soru şu..]]> Mon, 10 Apr 2017 04:01:41 +0300 Alvar Aalto, Şevki Balmumcu https://www.evrensel.net/yazi/78800/alvar-aalto-sevki-balmumcu https://www.evrensel.net/yazi/78800/alvar-aalto-sevki-balmumcu? Bundan önceki yazımda Almanya’ya çağrılı gidişimi, oraya girişimi anlattım size… Girişte parmak izimi alan polisi… Sonra da, ertesi, günü bir dinleti ile kafamı temizleyişimi… Yalnızca müzik değildi beni dinginleştiren… Müzik, Richard Wagner’ in, “Tristan ve İsolde” adlı yapıtıydı. Ama beni en az müzik ölçüsünce ilgilendiren, içinde dinletiyi izlediğim yapıydı, yapıttı… Sözünü ettiğim, önünden durmadan geçemeyeceğiniz bir yapı… Yanılmıyorsam, 1950 lerin sonunda başlamıştı yarışması bu yapının. Bir küme mimarla birlikte Aalto da çağrılıydı bu yarışmaya. Açık arayla kazandı birinciliği. Seçiciler Kurulu “yeşilliğin içine atılmış bir kaya parçası gibi…” diyordu. Ekliyordu sonra: “ Teknik yanlışları var ama, düzeltilebilirler.” Bu gerçekten bütün mimarlar için bir dersti. Aalto, çağının mimarları arasında en insancıl olandı. Ülkesinde mimarlık ortamının, aydınlığın simgesiydi. Bu yanıyla da bütün Avrupa’ da, sonra da bütün yeryüzünde tanındı. Uyarladığı ilkeler b..]]> Mon, 03 Apr 2017 07:38:43 +0300 Vize-mize https://www.evrensel.net/yazi/78745/vize-mize https://www.evrensel.net/yazi/78745/vize-mize? Bir konuşma yapmam için Almanya’ dan çağrılıydım. Bir- hafta-on gün önce Düsseldorf’ da uçaktan indim. Alan yapısına girdim. Kimlik, vize-mize denetlemesi için görevlinin önünde sıraya girdim. İstenenleri çantamda ararken ayırdında olmadan bekleme çizgisini bir ayağımla azıcık geçmişim. Görevli, kaba bir tonla, “Hey hey hey” diye seslenmez mi? Ayağımı çektim. Ama içerledim de… Elbette daha saygılı biçimde uyarabilirdi. 1950 li yıllarda yüksek öğrenim için Almanya’ ya gittiğimde böyleydi. Neyse!!! Sıram geldi. Görevli önüme bir aygıt sürdü. Sağ elimin “işaret” parmağının izini aldı. Şaşırdım hiç böyle bir şey olmamıştı. Bu işlem bitince, bilgi sayarda da bir terslik çıkmayınca görevliyi aşabildim. Demek ki artık böyleydi… Neden? Yoksa “Türk olduğum için miydi” bütün bunlar? Daha önce sayısız kez aştım bitim çizgilerini (sınırları) hiç böyle davranılmadı. 1950 lerin sonuna doğru, eğitimim biti..]]> Mon, 27 Mar 2017 04:30:04 +0300 'Akıllı Kentler' https://www.evrensel.net/yazi/78700/akilli-kentler https://www.evrensel.net/yazi/78700/akilli-kentler? Önce “akıllı binalar” deyimi atıldı ortaya. Batı bunu hep yapıyor. Artık apaçık anlaşıldı sanıyorum. Çekici, bizdeki akıllı “reklam yazarlarına” aldatıcı başlıklar buldurup kandırmaya çalışıyorlar, yine aldatıcı bir sözle “az gelişmiş” ülkeleri… Ardından gelsin “pazarlama” yöntemleri… Bir gün bir çağrı aldım. “Akıllı binalar” konusunda bir toplantıya katılmam isteniyordu. Olacakları önceden düşünebilmeme karşın gittim. Elektrik donanımı satanlar, otomatik kapı satanlar, döşem (tesisat) donanımı satanlar, elinizi uzatınca akan musluklar, akan havlu aygıtları satanlar hepsi oradaydılar. Bunlardan kimileri gerçekten yararlıydılar. Ortalaması gelişmemişlik çizgisinde olan bizimki gibi ülkeler için, ne yapalım ki, onlarsız da olabilirdi. Hani ayranı yok içmeğe… Denir ya… Bana konuşma sırası geldiğinde, kimi abartılmış, kendi ülkelerinde satış olanağı bulamadıkları için bize sokuşturulmağa çalışılanlar için, “Bunlara gerek bırakmayan yapılar akıllı yapılardır” dedim. Bir ..]]> Mon, 20 Mar 2017 04:10:30 +0300 Yazmak https://www.evrensel.net/yazi/78657/yazmak https://www.evrensel.net/yazi/78657/yazmak? Yazma eylemi düşünmenin bir yoludur. Bir yandan da kendisiyle tartışmaktır. Eninde sonunda paylaşmaktır. Ben yazmağa 16 yaşımda başladım. Bir yurt dışı gezisi sonrasıydı. Onu anlattığım bir yazımı, Denizli’de yayınlanmakta olan “Demokrat Denizli” güncesine götürdüm. Hem bastılar, hem de düzenli yazmamı istediler. Bana ayrılan köşede, kentle ile ilgili konularda, eleştiriler yazmağa başladım haftada bir. Yaşımdan ötürü ilginç durumlar oldu. Yazılarımın altına ‘C.Bektaş’ diye yazıyordum adımı. Ağabeylerimin ikisinin adı da ‘C ‘ile başlıyordu. Yazılarımı benden çok onlara yakıştıranlar oldu. Bu nedenle kimi kez” onlardan birinin yolunu kestiler. Bir yazımda da Denizli’nin özel treninden söz ediyordum. Denizli’den tren yolu geçirmek istendiğinde, kamulaştırılacak topraklarını vermek istemeyen kimi varlıklılar buna karşı çıkmıştı. Bu nedenle tren yolu Denizli’nin on km açığından geçmişti. Sonra da, bu ana tren yoluyla bağlantıyı kurmak zorunda kalınınca, 10 km lik özel bir y..]]> Mon, 13 Mar 2017 06:17:14 +0300 Elim, eller… https://www.evrensel.net/yazi/78609/elim-eller https://www.evrensel.net/yazi/78609/elim-eller? Çocukluğumda sağ elimle sol elimi neden ayırdılardı? Sağ elim güzel elimmiş… Ya sol elim? Belki yazmayı öğrendiğim günlerde edindim ellerimi, elleri izleme alışkanlığını. Kuma parmağımla abc yazdığımda… Babamın ellerini çok severdim. Biçimli parmaklarını… Benimkiler de onunkilere benzesinler isterdim… Yalnız biçimleriyle değil, işte de… Sanatçıların ellerine bakardım en çok. Piyano çalanların, keman çalanların, resim yapanların hep güzeldi elleri. Ya da bana öyle gelirdi… Mimarlık öğreniminde Sedat Hakkı Eldem ustamız, “Mimarın elleri- parmakları küt olmalı.” Dediğinde beni en duyarlı yerimden yakalamıştı. Elimi, elleri, çizerken bile daha çok izler olmuştum. Oysa” anam, “Bir çift göz gerisi söz…” Derdi. Sanıyorum, doğrusu önce gözlere sonra ellere bakmaktı… Elim ekmek tuttuğunda, üretenlerin elleriyle ürettikleri arasında bağ kurmağa çalıştım hep. Daha doğrusu var olan bağı görmek istedim. Bir duvarcının tuğlaya göre biçimlenen elinde… Bir marangozu..]]> Mon, 06 Mar 2017 04:30:04 +0300 Toplum denetleyebiliyor mu? https://www.evrensel.net/yazi/78564/toplum-denetleyebiliyor-mu https://www.evrensel.net/yazi/78564/toplum-denetleyebiliyor-mu? TV’lerde, topluluklarda, toplantılarda kimi konular uzun uzun tartışılıyor. Ekmek yemeli mi, yememeli mi? Elmanın, ya da genelde meyvenin nasıl yenirse yararlı ya da zararlı oldukları… Neden şimdi buraya martı biçiminde iskele yapılıyor? Neden bu alan yıllardır bir türlü yapılıp tamamlanamıyor? Bu iskeleden uzun süredir belli saatlerde neden vapur kalkmıyor? Şimdi bu kıyı neden toprakla dolduruluyor? Her şeyi, yaşamımızı zorlaştıran her şeyi sayıp dökmeyeceğim. Aslında yapamam da… Kimi suç olur, olmayanlar da öyle çok ki, sayabilmem olanaksız. Bunlar bir yana, en ağırıma gidenler, doğrudan sağlığımızla ilgili olanlar. Oğlumun kalp kapakçığında sorun vardı. Üniversiteyi bitirdikten kısa bir süre sonra Avustralya’ya göç etti. Elbette çok üzüldüm. Ama orada aylarca yoğun bakımda kaldıktan sonra en az yarım yıl evinde izlendi sağlığı. Şimdi belirli sürelerde izleniyor. Burada kalsaymış yitirecekmişiz onu… Torunum birkaç gün önce 16’sına bastı. Bir yıl önce lösemi oldu...]]> Mon, 27 Feb 2017 05:35:16 +0300 Haldun Taner https://www.evrensel.net/yazi/78517/haldun-taner https://www.evrensel.net/yazi/78517/haldun-taner? 1915 doğumlu Haldun Taner… Ben onu daha genç bildim hep… Yaşarken de, onu yitirdikten sonra da… 71 yaşında yitirdik onu… Neler neler armağan etmişti bize… Doyamamıştık gene de… Belki de bu nedenle onu hep daha genç bilmem… 1983'te ikinci baskısı yapılmış, ÖLÜRSE TEN ÖLÜR CANLAR ÖLESİ DEĞİL yapıtını yeniden okudum son günlerde. Yakından tanıdığı 50 kişiyi tanıttığı yazılarını toplamıştı bu yapıtında. Hemen hepsi de ölümlerinden sonra yazılmıştı. Kültür yaşamımızda iz bırakmış kişilerdi bunlar. Çoğu benim de tanıdığım kişiler olmaları ilginçti benim için. Bunun böyle olması bugün daha çok düşündürdü beni. 19 yaş var aramızda. Onun tanıdıklarının çoğunu benim de, şöyle ya da böyle, tanıyor olmam düşündürücü bir durum değil mi özellikle bugünden baktığınızda? Dilimizi de birlikte yüceltmişler bu kişiler. Batıdan pek çok yapıtı da dilimize aktarmışlar… Hem o dili hem de dilimizi çok iyi bilerek üstelik… Bütün bu kişilerin hemen hemen hepsi de bir..]]> Mon, 20 Feb 2017 05:00:18 +0300 Yanlıştan dönmek https://www.evrensel.net/yazi/78470/yanlistan-donmek https://www.evrensel.net/yazi/78470/yanlistan-donmek? Bir önceki yazımda (geçen hafta) Kuzguncuk Deresinin üstünün kapatılıp kalın barsak durumuna getirilmesini anlatmıştım. Gerçekte Kuzguncuk ne tek örnek ne de birkaç örnekten biri… Türkiye’mizde sayısız örnek var bu konuda… Bunlardan birini daha anlatmak istiyorum size… Bu örnek Muğla’dan… Muğla’nın ünlü bir deresi vardır. Osmanlı kent dokusunun ortasından geçer… Bu derenin üstü de Kuzguncuk deresi gibi açıktı. Kente giren bölümünün üstü kapatılmıştı, anlattığım örneklerde olduğu gibi… Yıllar önceki, belediye başkanına açılması gerektiğini anlatmıştım. Dedim ama açılamadı. “Burada adam ölebilir” dediğimde de kimselere anlatamadım. Oysa durum apaçıktı. Sel suları, sürüklediği, kuru ağaç dalları ile, üstü kapanınca oluşan tüneli tıkadı mı elbette patlatacaktı üstünü… Kısa bir süre sonra da oldu da söylediğim. Bir Muğlalıyı alıp götürdü sular. “Zararın neresinden dönülse kardır.” Denmez mi? Ama olmadı işte. Şimdi, benim Muğla’da danışmanlığını yaptığım bir iş de bu. Derenin ..]]> Mon, 13 Feb 2017 05:00:01 +0300 Derelerimiz atık kanalı olmaktan kurtulursa https://www.evrensel.net/yazi/78424/derelerimiz-atik-kanali-olmaktan-kurtulursa https://www.evrensel.net/yazi/78424/derelerimiz-atik-kanali-olmaktan-kurtulursa? Sanırım epey önce sözünü etmiştim. Yıllarca önce Denizlililere Laodikya’ yı gezdiriyordum. Laodikya ya da eski Denizli, bu günkünden yalnızca 6 km uzaklıkta… Çağında Anadolu’ nun tecim, dokuma, bankacılık özeği… Orada üretilen bir giysi Romalı hanıma yüksek sosyal konum sağlıyordu. Kentin kuzeyinden güneyine geçen ana yolunda topluca yürüyorduk. Yolun ortasından geçen çizgi üzerinde, adam boyunda, neredeyse bir karış kalınlığında mermer taşlar sıralanmıştı. Kimi yerlerdeki aralıklardan altta bir boşluk olduğu seziliyordu. Bunun ayırdına varan kimileri sordular: -Bu nedir? -Bilin bakalım! Bilemediler, anlattım: -En azından iki bin yıldır eskil kentlerimizde olan, ancak şimdiki kentlerimizde bu gün bile olmayan pis su, atık kanalı (kanalizasyon)… Bundan bir iki ay önce Kuzguncuğun ortasındaki ana yolu kazdılar. Bir arabanın geçebileceği genişlikte, yükseklikte bir tonoz buldular. Kimileri Roma döneminden kalma tünel dediler, kimileri Doğu Roma (Bizans) döneminden dediler..]]> Mon, 06 Feb 2017 05:00:18 +0300 Tevfik Çavdar'dan bir özet, bir uyarı... https://www.evrensel.net/yazi/78386/tevfik-cavdardan-bir-ozet-bir-uyari https://www.evrensel.net/yazi/78386/tevfik-cavdardan-bir-ozet-bir-uyari? Tevfik Çavdar en iyi, en anlamlı dostlarımdan biriydi. 2012 yılında yitirdik… Birbirimizi kırmadan, kırıp dökmeden eleştirebilirdik. Bu yüzden, onun dostluğu çok önemliydi benim için. Başka dostlarıma olduğu gibi, ona da yalnızca Cumhuriyet Bayramında kutlama yollardım. Her yıl, o yıl yayınladığım bir betiğim olurdu bu kutlamamım aracı. Tevfik’ in sevdiğim saydığım eşini de unutmuyorum o gittiğinden beri. Bu yıl da unutmadım. Özden hanım bana yanıt verirken, Tevfik’ ten kalanların arasında bulduğu bir yazıyı da yolladı. Yazı aygıtı ile yazdığı belgenin başına el yazısıyla, “Cengiz Bektaş’ın dikkatine” yazmış. Düzeltmeleri de el yazısı ile yapmış. Güncelerin, TV kanallarının baskı altında oldukları, kapatıldıkları, Cumhuriyet güncesinin yazarlarının neredeyse iki aydır özgürlüklerinden yoksun oldukları şu günlerde Tevfik’ in yazısını okuyucularımla paylaşmadan edemezdim. Okuyunca anlaşılacaktır bu davranışım. On iki sayfalık bu yazının başından küçük bir bölümü, bi..]]> Mon, 30 Jan 2017 04:05:03 +0300 Yeniden okumak https://www.evrensel.net/yazi/78339/yeniden-okumak https://www.evrensel.net/yazi/78339/yeniden-okumak? “İnsan Tarihi, sınırsız mekanda öylesine ufak bir noktadır ki ondan alacağımız ilk ders alçak gönüllü olmayı öğrenmektir.” Will ve Ariel Durant çifti “Uygarlığın Öyküsü” (on cilt- 1935-1967) adlı yapıtlarını yazıp bitirdikten sonra, yeniden okumuşlar. Gerekli düzeltmeleri yapmak için… Ayrıca, bugünü anlamaya ışık tutacağına inandıkları olayları, yorumları seçip bir özet çıkarmışlar. Bu özet yüz sayfalık bir küçük betik olmuş. Çok az sayıdaki kültür adamlarımızdan biri, sevgili Bozkurt Güvenç de, bu özeti dilimizi çevirmiş. Çeviri Cem Yayınevince 1992'de yayınlanmış. Yazarların İlk saptamaları yazımın başına aldığım ilk tümce işte o özetten… Yazmıştım ya kısa süre önce, betiklerimi elden geçiriyorum iki- üç aydır. Yeniden okuyacaklarımı ayırıyorum. Geri kalanları, yararlı olacakları ayrı ayrı yerlere armağan ediyorum. Bir üniversiteye ya da belediye betikliklerine değil… Buralara armağan edilenlerden bir ses çıkmıyor daha sonra… Sanırım kendilerinin süreleri öyle kısıtlı..]]> Mon, 23 Jan 2017 05:00:23 +0300 Sağlık https://www.evrensel.net/yazi/78293/saglik https://www.evrensel.net/yazi/78293/saglik? Gece yarısıydı… 02’yi geçiyordu mu ne? Bana kalırsa zor yetiştik sağlık evine. Soluk alamıyordum. Ara sıra alsam bile, göğsümü dolduramıyordum. “Acil” de bir yatağa uzattılar. Hemen serum taktılar. Sonra çiçeği burnunda bir doktor geldi. Onun isteğiyle bir görevli kan aldı. Eşim bütün ilgisiyle bana yapılanları izliyordu. Onun yüzünden okuyordum yapılanların doğru olup olmadığını. Ben ülkemin geri kalan yanını düşünüyordum. Tarık Akan sırtında taşıyordu. Nasıl erişecekti bir sağlıkçıya? Kan incelemesinin sonuçlarını inceleyen genç doktor, “Zatürree başlangıcı…” Dedi. Sonra bir başkası geldi. Az daha deneyli gibi görünüyordu. Kalp uzmanıymış. Kuşkulanmışmış. “Siz bir de göğüs uzmanına görünün.” Dedi. 83’ündeki bir kişiye “zatürree başlangıcı” demek yarı ölüm gibi gelir bana nedense. Besbelli yaşadıklarımdan… Antibiyotik iğneleri yazdılar… Öğleye doğru gelen göğüs uzmanı zatürree değil dedi de bir derin soluk aldım. Ama siz benim onca saati n..]]> Mon, 16 Jan 2017 05:00:37 +0300 Sıkıldın mı yaptığın işi bırakıver https://www.evrensel.net/yazi/78246/sikildin-mi-yaptigin-isi-birakiver https://www.evrensel.net/yazi/78246/sikildin-mi-yaptigin-isi-birakiver? “İşi, sıkıldın mı bırak!” Demişti işini iyi yapan bir yapı ustası… O da bunu ustasından öğrenmişti. Neredeyse bir kuşak önceydi. Hiç gitmedi usumdan… Sordum soruşturdum, ölmüştü… Şimdilerde yaptıkları işlerden, hep öğretildiği gibi konuşmaktan sıkılmayanlarla dolu değil mi çevremiz? Ama kimse işi bırakmıyor. Ne mutlu işini sıkılmadan yapana… Ya da beceremediği işi sıkılınca bırakabilene… Şimdi nerede o adamlar desem, “bu demek istiyor?” Diye yüzüme bakarsınız belki de… Gerçekten şimdi nerde o adamlar? Yalnız Adamlar değil, kadınlar da… İnsanlar daha doğrusu… *** Geçenlerde, danışmanı olduğum belediye adına işi alacağımız kişi ya da kişileri seçmek için başvuranlarla, onları tanıyabilmek için söyleşiler yapıyordum. Bir mimar hanıma sordum: “Neden belediyede çalışmak istiyorsunuz?” Yanıt verdi: “Rahat etmek için.” Şaşırdım bir süre bir şey söyleyemedim. Bu hanım, “Devlet malı deniz, yemeyenler domuz” Diye düşünenlerce yetiştirilmişti b..]]> Mon, 09 Jan 2017 05:45:11 +0300 Kuruş https://www.evrensel.net/yazi/78209/kurus https://www.evrensel.net/yazi/78209/kurus? Şuna inanıyorum: Kendin üzerinde düşünmeden bir sorun getirirsen sende de bir sorun var demektir. Geçen yazımda, yiyeceğimiz üzerinde oynanan kimilerini sıraladım ya… “Peki, ne yapalım?” demişsinizdir kesinkes… Yönetenlerin, ya da sorumluların yetmediğini hepimiz yaşayarak öğrenmiyor muyuz? Başka ülkelerde yaşayanlar, yönetenlerin aldıkları önlemlerle yetinmiyorlar. Kimi eksikleri kapatmağa çalışsalar bile, yönetenlerin eksik gediklerine göz yummuyorlar. Peki, ne yapalım? Ne yapıyorlar? Kimileri bir araya gelip, bir dergi çıkarıyorlar örneğin. Cebinizdeki parayla en iyi hangi aygıtı alabileceğinizi araştırıp, yayınlıyorlar örneğin. (Böyle bir derginin adı “KURUŞ” idi.) Satıştaki en iyi yiyecekleri, içitleri gene araştırıp yayınlıyorlar. İyi olmayanların da neden iyi olmadıklarını da… Halkı aldatanları apaçık yazıyorlar. Bir kasabın satmakta olduğu ette en küçük bir sapma oldu mu açıklanıyor. Dükkan bir daha açılmamak üzere kapatılıyor. Kısacası halkın kendini güven ..]]> Mon, 02 Jan 2017 04:50:18 +0300 Yediğimiz, içtiğimiz... https://www.evrensel.net/yazi/78166/yedigimiz-ictigimiz https://www.evrensel.net/yazi/78166/yedigimiz-ictigimiz? Biliyor muyuz ne yediğimizi, içtiğimizi? Sanıyorum bu konuda ipin ucunu çoktan kaçırdık… Bir gün konunun uzmanı bir kişiyi çağırdık işliğimize. Ondan bildiklerini anlatmasını istedik… Anlattı… Ben o gün bu gündür mısır (halkçasıyla darı) yemiyorum örneğin. (Arada bir de canım çekiyor ki…) Çünkü GDO’ lu imiş… Oysa oralarda dolaştığım için olacak, özellikle Ege bölgesinde günü gelince her yerde mısırı ekili görüyorum. Soruyorum, diyorlar ki hayvan yemi olarak kullanmak için ekiyoruz.( Peki de, hayvandan bize geçmiyor mu?)Bıyık altından da gülüyorlar gibi geliyor bana… Nasıl inanayım? Mimarım ya… Granit kullanmam gerekiyor kimi yerlerde. İşveren, daha ucuz olduğu için Çin’ den gelen granitleri seçelim istiyor. Çin’ den gelen granitlerin kanserojen olduklarının söylendiğini aktarıyorum. İstemeye istemeye cayıyor Çin granitinden… Ama birçok yerde görüyorum kullanıldığını. Yumurta mı? O bir başka sorun… Yürüyen tavuk yumurtası diyorlar… Doktor da diyor ki, her gün iki t..]]> Mon, 26 Dec 2016 05:00:28 +0300 Betiklerimi elden geçirirken https://www.evrensel.net/yazi/78124/betiklerimi-elden-gecirirken https://www.evrensel.net/yazi/78124/betiklerimi-elden-gecirirken? Son günlerde betiklerimi elden geçiriyorum. Bundan sonra çalışacağım konularla ilgili olanları alıkoyuyorum. Bir daha okumayacaklarımı dağıtıyorum. Okullara, betikliklere, Mimarlar Odasına… Kitaplarımla birlikte tüm yaşamım geçiyor gözlerimin önünden. İlginç bir duygu bu… İki gün önce bir sosyoloji betiği elime geçti böyle. Orada İbn Haldun’dan kimi alıntıları buldum. Bunları sizinle paylaşmadan edemiyorum: “Devletin ilk kuruluş dönemlerinde kişileri, yöneticilerle halkı birbirine bağlayan bağlar, ortak ideal ve değerler çok güçlüdür. Hükümdar ve diğer yöneticiler halkın hak ve özgürlüklerine saygılıdır, onlara zulmetmezler. İdareciler halka şefkat ve merhametle muamele ederler. Böylece halkın çalışma, başarma şevk ve arzusu, kalkınma heyecanı, teşebbüs ruhu, tüm ülkeyi sarar, tüm üretici güçler kaynaklar kalkınmanın hizmetine sunulur (…). Bunun sonucu olarak yurt bayındırlaşır, genişlik meydana gelir, kuşaklar artar ve nüfus çoğalır (…).” Zamanla yöneticiler lüks ve savurg..]]> Mon, 19 Dec 2016 05:00:06 +0300 Tartışmayı becerebilmenin ilk aşaması… https://www.evrensel.net/yazi/78079/tartismayi-becerebilmenin-ilk-asamasi https://www.evrensel.net/yazi/78079/tartismayi-becerebilmenin-ilk-asamasi? İsveç Konsolosluğunda düzenlenen, eğitim kurumlarından gelenlerin katılımıyla gerçekleştirilen bir tartışma toplantısından söz etmiştim geçen yazımda. O yazımda sormuştum ya, “Bizde neden böyle toplantılar yapılamıyor?” Evet, neden yapılamıyor? Çünkü düşüncelerin çatışması (tartışmalar) gerçeklere ulaşmak için yapılmıyor. Doğru değil mi söylediğim? Sorun bunu kendi kendinize… Bizi “temsil” eden TBMM oturumlarına bakın; düşüncesini, karşı düşünceden etkilenerek değiştirebilen var mı? Her oylamanın sonu önceden belli değil mi? İçtenlikli olalım! Demek ki, olayları doğru görüp, doğru değerlendirip, doğru yorumlayabilecek olanlar yeterli sayıda değil TBMM’de. (Bu gerçeği de sanki herkes bilmiyor… Benimki de söz işte…) Herkes boksa çıkmış gibi… Üstelik bu, spor için yapılan “boks” bile değil. İşin içinde her türlü kural dışılık var. Buna tartışma denilebilir mi? Demek ki gerçekleşen “müsademe- i efkar” değil. Demek ki buradan “Barika-ı hakikat” çıkmaz. Gerç..]]> Mon, 12 Dec 2016 06:03:09 +0300 Tartışabilmek https://www.evrensel.net/yazi/78034/tartisabilmek https://www.evrensel.net/yazi/78034/tartisabilmek? İsveç Konsolosluğunda bir tartışmaya çağrılıydım. İstanbul üzerinden çağdaşlaşma tartışılacaktı. İlginç elbette, İsveçlilerle, İstanbul’ da, İstanbul’u tartışmak… Daha benim orta öğrenim yıllarımda 800.000- 900.000 oturanı olan İstanbul’dan söz edilecekti. Bu günün neredeyse 20.ooo.ooo’luk İstanbul’unda… Her dört Türk’ten biri İstanbul’da yaşıyorsa bu tartışma Türkiye’nin tartışılmasına varmaz mı? Daha nerelere varır… Hele hele ana çizgi çağdaşlaşma ise… Bundan 50-60 yıl önce çağdaşlaşma üzerine tartışma çoktan başlamıştı Batı’da. Bizde bu türden tartışmalar hep en azından yarım yüzyıl sonra geliyorsa bunun ne demek olduğu hepimiz için açıktır sanırım. Değişik üniversitelerden genç “akademisyenler”, İstanbul’un bir parçasını ele alıp 50-6- yıl öncesiyle bu gününü karşılaştırdı tartışmada. Biçimsel tartışmalardı genelde… Filan yapı ya da alan şöyleyken bu gün şöyle gibilerden… 50 yıl sonra denildi mi bir ilerlemeden söz edilmesi gerekmez mi? Oysa öyle mi? Böyle mi b..]]> Mon, 05 Dec 2016 05:09:15 +0300 Düşünceyi dile getirmek https://www.evrensel.net/yazi/77986/dusunceyi-dile-getirmek https://www.evrensel.net/yazi/77986/dusunceyi-dile-getirmek? Düşünceyi dile getirme özgürlüğü için, yıllar önce, “mahkemede” yargılanmış kişiyim. Bilmem kaç kez adım, anamın adı, babamın adı soruldu bana. Her mahkemede, her duruşmada… O günlerde yanımda olan yalnızca iki kişi kişiydi… Biri Vedat öteki Kamil… “Emek” ten… Bunu başta söylememin nedeni bundan sonra yazacaklarımı azıcık da olda bilerek yazdığımı bil-menizi istediğimden… Bilseler de bilmeseler de beni değil, düşünceyi dile getirme özgürlüğünü yargılıyorlardı. Ne hırsızlık yapmıştım, ne de vatanıma karşı bir davranışta bulunmuştum. Yalnızca insan olmanın bir niteliği olması gerektiğine inandığım düşünceyi dile getirme özgürlüğünün yanında yer almıştım. Bu nedenle beni yargılamak, yargılayanların yetkileri içinde değildi. Yaptıkları işin doğru, evrensel yasalara uygun olmadığını onlar da biliyorlardı. Bu yanlış işte kullanılmamalıydılar. Bu onların bileceği işti… Çocuklarına onlar yanıt vereceklerdi… Buyruk aldığı kişinin ya da kişilerin yerlerinde yeller eseceğini onlar ..]]> Mon, 28 Nov 2016 04:40:37 +0300 Etik - ölçütlerimiz https://www.evrensel.net/yazi/77942/etik-olcutlerimiz https://www.evrensel.net/yazi/77942/etik-olcutlerimiz? Bir önceki yazımda anlattıklarıma karşın bu gün, “Bırakın mimarlığımızı yapalım!” Diyebilen mimarlar vardır. Geçmişten kopyacılığı, anlamsızlığa, daha doğrusu gülünçlüğe vardıranlar vardır. Geri kalmışlığımızın açık göstergesidir bu durum. “Ben yapmasam başkası yapacak!” denebilmektedir genelde… Böyle bir düşünüşe, “senin ahlakın senden sorulur” dendiğinde bile yadsınma ile karşılaşılabilmektedir. Bu yoldan işi emir kulluğuna vardıranlar vardır. İşini, dalını yalnızca para kazanma aracına dönüştürenler de… Böyle durumlarda ancak şu söylenebilir: “EDEP YAHU” Elbette bütün bunlarla çarpışanlar da vardır… Mimarlar Odamız, bütün etkinlikleriyle, kültür- doğa bekçiliğiyle, yasal yollar ile bu bozuk düzene, ahlak anlayışına karşı savaşmaktadır. Özellikle şu günler, “Oda” mız çevresinde toplanmanın, onu daha da güçlendirmenin günleridir. Yoksa bu günleri de arayacağız. Örneklere bakınca bunu bütün açıklığıyla görürüz. Birazcık da, Anadolu’muzda ..]]> Mon, 21 Nov 2016 04:50:49 +0300 Etik-Mimarlık https://www.evrensel.net/yazi/77892/etik-mimarlik https://www.evrensel.net/yazi/77892/etik-mimarlik? Cumhuriyetin başlarında, her alanda olduğu gibi mimarlık alanında da eğitimsizdik. Ayrıca 19. yüzyılın ortalarından beri ardı ardına gelen savaşlar, toplumumuzun bir anlamda eğitimli kaymak tabakasını neredeyse yok etmişti. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarında yapılan değiş- tokuş (mübadele) ile sürekli işleri yapan yapıcılar da gittiler. Cumhuriyet’ in kurduğu mimarlık okulumuzdan (Ortaokuldan gelmelerin bile alınmasına karşın) ancak 1930’ların başlarında iki elimizin parmakları sayısınca mimarımız yetişti. Mimarlık eğitimi 1960’ların başında İstanbul’ un dışına taşabildi. Ancak 85-90 yıldır yapı yapmayı öğreniyoruz. Bu çok kısa özetlemeyle mimarlık ortamının ahlak düzeyinin oluşmasının zorluğunu, gerçekleşmesi için, kısa süresi olduğunu anlatmak istedim. Ancak elbet bunun bir özür sayılamayacağını biliyorum. Böylece, şu birkaç kuşağın ne denli büyük sorumluluk taşıdığının, seçmelerimizde ne denli titiz olmamız gerektiğinin altını çizmiş de oluyorum. Ayrıca bugün..]]> Mon, 14 Nov 2016 05:00:12 +0300 Mimar olarak etik kavramına bir bakışın özeti https://www.evrensel.net/yazi/77848/mimar-olarak-etik-kavramina-bir-bakisin-ozeti https://www.evrensel.net/yazi/77848/mimar-olarak-etik-kavramina-bir-bakisin-ozeti? Kimilerine göre “ahlak” ın uluslararası düzeyde anlamı ETİK’ dir. (İkisi de yabancı sözcük… Bu kavramlara kendi dilimizde bir ad bulamamamız ilginç) Öyle ya da değil, elbette ki, yerel ahlak tartışmasından uluslararası ahlak tartışmasına varılabilir. Bu türlü tartışmalara bu yazımda girmek istemiyorum. Ben yereldeki ahlak kavramlarını öncelemek istiyorum. Yerelimiz, ülkemiz, toplumumuz, konuların uzmanlarına göre, - Dış borçlarıyla çıkmazdadır. - İnsanlarının yüzde ellisi açlık sınırındadır. - Uluslararası anamalcılara bağımlıdır. - Büyük çoğunluğu aydınlanmamıştır. - Azımsanmayacak bölümü aşiret sistemi içinde yaşamaktadır. Aşiret reislerinden kurtulamamıştır. Kimi yörelerdeki sorunlarımız bu gerçeğe bağlıdır. - Temel sorunumuz bana göre gelir dağılımının eşitsizliğidir. Daha yalın değimle açlık-tokluk çelişkisidir. - Bütün düzeyleriyle eğitim düzeni, amaçlı olarak bozulmuş, bırakın aydınlanmayı, neredeyse bilgilenme önlenmeğe çalışılmaktadır. Böyle bir ülkede kiş..]]> Mon, 07 Nov 2016 05:00:06 +0300 Fikret Otyam Maltepe'de https://www.evrensel.net/yazi/77805/fikret-otyam-maltepede https://www.evrensel.net/yazi/77805/fikret-otyam-maltepede? Ankara’da yaşarken tersini düşünürdüm… İstanbul’ da dostlar ne güzel buluşuyorlar, birlikte olabiliyorlardır. Ne güzel varsıllıktır bu… Böyle düşünürdüm… Oysa İstanbul’a taşındıktan sonra gördüm… Tam tersiydi durum. Uzatmayayım… Ankara günlerimin dostlarından biriydi Otyam. Bir Bedri Rahmi öğrencisi idi Akademi’ de (Güzel Sanatlar Akademisi)… Turan Erol’UN, Orhan Peker’ in sınıf arkadaşları… Sonradan, ressam olduğunu unutmuştu sanki Otyam. Daha çok “Gide Gide” yazılarıyla, betikleriyle biliniyordu. Boynunda “fotoğraf makinesi” ile… Özellikle güney doğulu vatandaşlarımız onu bu yönüyle tanımış, sevmişlerdi. Batı’ dakiler ise ondan çok şey de öğrenmişlerdi… Yalnız yazılarıyla değil, çektiği karelerle de… Yaşamının ikinci evresinde, ikinci eşi Filiz ile birlikte açtığı sergilerle “ressam” yönüyle de tanındı. Filiz ise, çok sevdiğim çağdaş kilim dokumalarıyla yer almıştır usumda… Fikret Otyam yaşamının son aşamasında bir güzel istekle karşılaştı. Maltepe Belediyesi, bir “Fikr..]]> Mon, 31 Oct 2016 04:47:30 +0300 Türkiye Yazarlar Sendikası https://www.evrensel.net/yazi/77757/turkiye-yazarlar-sendikasi https://www.evrensel.net/yazi/77757/turkiye-yazarlar-sendikasi? Türkiye Yazarlar Sendikası bir avuç yazardan oluşuyor. Yazarlar için bir avuç dememe şaşırmış olabilirsiniz. Türkiye’nin, 80 milyonluk vatandaş sayısına oranla sayımız gerçekten az. Böyle bir şey söylediğimizde Aziz Nesin, ‘Okuyucularımızın sayısına bakarsak aslında milyonlarız.’ BU YAZIMLA OKUYUCULARA SESLENİYORUM, YAZARLARIYLA BİRLİKTE… Ünlü, nitelikli yazarlardır TYS’nin 42 yıl önceki bütün kurucuları… En çok Aziz Nesin’in parasal katkısı ile küçücük kiralık bir yerimiz olmuştu. Utanırdık orada başka ülkeden gelen yazar dostlarımızı ağırlamaktan. Yönetim kurulu üyelerinden sonra ancak 2-3 kişi sığabilirdi bu oyluma. Yüksek kaldırımın üst ucuna yakın bir yer bulmuştum. Aylığı 450 liraydı da sevgili Demirtaş (Ceyhun) ‘ödeyemeyiz’ diye karşı koymuştu. Orayı, işliğimde çalışan genç mimarlarla temizlerken bitlendiğimizi unutabilir miyim? Döşemeler çerden çöpten, pislikten görünmüyordu. Daha sonra ‘Milli Saraylar’ dan bir yer istedik. Ihlamur’daki saray ya..]]> Mon, 24 Oct 2016 05:00:50 +0300 Halet Çambel 100 yaşında https://www.evrensel.net/yazi/77708/halet-cambel-100-yasinda https://www.evrensel.net/yazi/77708/halet-cambel-100-yasinda? Ekim, mimarlık ayı ya... Adana’ dan Çukurova Üniversitesi öğrencilerinden çağrı alınca, yerimde durur muyum? Hele hele bu yıl anıt insanımız Halet Çambel’ in 100. doğum yılı ise... Hele ayrıca benim onları bir de Halet Çambel’ in Karatepesi’ ne götürmemi istiyorlarsa... 14 Ekim günü Adana’da üniversitedeydim. Anadolumuzu anlattım her sınıftan öğrencilere ... Son yıllarda derdim gücüm, onların eğitimlerinin ardından hemen yurtdışına çıkmayı tasarlamaları... Bu güzel yurt, bu en eski kültür kazanı, Avrupa’nın anası kimlere kalır? Onların ülkelerinde kalmalarının ortamını sağlamak şu sıra hepimizin derdi olmamalı mı? Bu gün de (15 Ekim) Karatepe’ ye gittik hep birlikte. İki otobüs dolmuştu. Yer bulamayanlar da çokmuş... Önce gerçek bir irem olan çevrenin tadına vardık. Ceyhan Irmağının çevresini dolanmasıyla bir yarımadaya dönüşmüştü bu yerleşim. Hititlerin son krallıklarından birinin yazlık yerleşiminin güney-kuzey kapıları, ortostat dedikleri kayalarla bezen..]]> Mon, 17 Oct 2016 05:00:27 +0300 Denizli'de ilginç etkinlik https://www.evrensel.net/yazi/77661/denizlide-ilginc-etkinlik https://www.evrensel.net/yazi/77661/denizlide-ilginc-etkinlik? Mimarlık alanında son kalemiz TMMOB Mimarlar Odasının Merkez Yönetim Kurulu karar verdi: Ekim ayı “Mimarlık Ayı” olarak kutlanacak. Bir ay boyu sürecek konu ile ilgili etkinliklere daha ayın başında güzel örnekler verildi. 5 Ekimde Ankara’da sevgili Ruşen Keleş ile ikili bir söyleşi yaptık. Ardından yapıtlarımızı imzaladık. Hemen ertesi günü eşimle Denizli’ye geçtim. Orada bir ilki yaşadık. Katılımcı mimarlar (75 kişi) ile birlikte en eskisi yarım yüzyıllık olandan, bitmek üzere olan içe dönük çocuklar için tasarladığım bir okula, benim Denizli’deki yapılarımın kimilerini, yedi yapımı gezdik. Ben, neden böyle yaptığımı, yapının özelliklerini anlattım. Özeleştirimi yaptım. Akşam 18’de bütün yapıların işverenlerinin katıldığı bir toplantı yapıldı. Sonuncusunun yüklenicisi de… Herkes kendi açılarından değerlendirdi yapıları. Bunu yarım yüzyıl önce önermiştim. Olmadı. Bir başka önerim, bir yapıyı ele alıp, bütün katılan mimarlar ile birlikte değerlendirelim idi. Bu önerileriml..]]> Mon, 10 Oct 2016 05:00:25 +0300 Tasarlamak/ kimin için -3- https://www.evrensel.net/yazi/77608/tasarlamak-kimin-icin-3 https://www.evrensel.net/yazi/77608/tasarlamak-kimin-icin-3? Foça’ daydım… Bence Foça en güzel yerleşmelerimizden biri… Neden mi? Çünkü oturanlarına elden geldiğince eş haklar tanımış. Foça’ nın bir “Küçük Deniz”i vardır. Bir de “Büyük Deniz”i… Evler kıyıya sıralanmışlardır. Bu kıyı sırası yer yer sokaklarla içerilere açılır. Kıyıda neredeyse herkesin eş pay aldığı kumsal, belli aralıklarla ahşap güverteler… Bütün Foçalılar ayrım gözetmeksizin denizden yararlanırlar. Bu güvertelere ya da iskelelere kayık bağlanmaz. Küçük Denize motorlarını susturmadan giremezler. Kumsaldan sonra yaya kaldırımı gelir. Sonra da tek yönlü taşıt yolu… Yolun öteki yanı da kaldırımdır. Sonra da elbette evler… Demek istediğim kıyı, herkes için eş kullanımdadır. Neredeyse “demokratik” diyeceğim. Buna karşın bir karşı örnek olarak, örneğin Ayvalık’ da, büyük zeytinyağı üretim yerleri yerleşimin denizle arasına yapılmışlardır. Bir duvar gibidirler, İçerilerdeki evler kıyıdan yararlanamazlar. Herkes, Ayvalık denince karma karışık bir ulaşım yolun..]]> Mon, 03 Oct 2016 04:50:56 +0300 Tasarlamak / Kimin için -2 https://www.evrensel.net/yazi/77562/tasarlamak-kimin-icin-2 https://www.evrensel.net/yazi/77562/tasarlamak-kimin-icin-2? Sinop’u anlatıyordum size… Çok sevdiğim Sinop’u… Ama önce Gerze’ ye götürmüşlerdi beni. Orada da bir konuşma yapacaktım. Gerzeliler böyle olsun istemişlerdi. Dinleyiciler ilgiyle izlediler. Ben bu konuşmayı birçok yerde, birçok kez yapmıştım. Dinleyicilerimden kimileri, söyleyeceklerimi daha önce duymuş, ya da okumuş olabilirlerdi. Oysa ilk kez duyuyor gibi gibiydiler. Konuşmamdan önce iki Gerze evini gezdirmişlerdi. Bilemediniz iki kuşak önce yapılmışlardı. Biri onarılmamıştı. Onarılacaktı, ama nasıl onarılacaktı? Gerçekten onarılmamı ya da yenilemememi olacaktı? Onarılabilecek durumdaydı ya, ya yenileme yapıp da birçok izi silerlerse… Öteki ise bir kuşak önce bu evlerin değerini öğrenmiş olan Amasyalı mimar Kamil’ce onarıldığını söylediler. O günler herkesin bir şeyleri yeni öğrendiği günlerdi. Dedim ya onarımda iz silinmemeliydi. Ama kötü bir eklemeyi ne yapacaktık? Örneğin Gerze’de onarılmış bu evi yaptıran kişi tecim eri imiş. Rusya ile de çalışıyormuş sanırım. Ora..]]> Mon, 26 Sep 2016 05:00:37 +0300 Tasarlamak / Kimin için https://www.evrensel.net/yazi/77511/tasarlamak-kimin-icin https://www.evrensel.net/yazi/77511/tasarlamak-kimin-icin? Sinop’a çağrılıydım. 1955'te gitmiştim ilk, Sinope’nin ülkesine… İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim görevlileri ile birlikte… Prof. Dr. Kurt Erdmann’ın başkanlığında… Müzelik eskil taşlar bir okulun bahçesine yerleştirilmişti. Kentten bu güne çok bir şey kalmamış bende izlenim olarak… Her yeri görebilmek için süremiz de kısıtlıydı. Deniz Yollarının oradan yolcu alıp yolcu indirmesi süresiydi yalnızca… Yıllar sonra, TMMOB- Mimarlar Odasının örgütlediği, çok önem verdiğim bir toplantının ilk konuşmasını yapmam için çağırmışlardı beni. Kent idi, kültür idi, demokrasi idi konumuz. Sinop’un müzesi vardı artık. Ekrem Akurgal’ın ilk kazısının olduğu bahçede. İyi düzenlenmişti… Sinop Kalesi tutukevi etkilemişti beni. Sabahattin Ali’nin, Eşber Yağmurdereli’nin tutuklu kaldıkları… Daha kimler kimler kalmıştı bu Karadeniz dalgalarının yaladığı her taşı bir dönemin izini taşıyan duvarların arasında. Daha önemlisi ne güzel insanlar tanımıştım. Yıllardır unutamadığı..]]> Mon, 19 Sep 2016 05:00:31 +0300 Uygarlığın ölçütü: Kadın -2- https://www.evrensel.net/yazi/77471/uygarligin-olcutu-kadin-2 https://www.evrensel.net/yazi/77471/uygarligin-olcutu-kadin-2? Bu yazımın ilk bölümü olan son yazımda, sokakta, caddede, alanda, kentte, birbirlerini tanımasalar da insanların merhabalaşmalarından söz etmiştim. Bu insan sıcaklığındaki alışkanlığımızı unutmamamız gerektiğini yazmıştım. Birçok kentimizde unutuldu bu güzel insanlığımız. Oysa Muğla’da sokakta bile sürüyor bu alışkanlığımız. Hem de en güzeli, kadın-erkek arasında da sürüyor. Çünkü kadın toplumun her yerinde… Yeni kuşakta da eski kuşakta da… Öğleleri, yemek için aşevine, ya da bir kapalı yere girdiğinde herkesi selamlıyor Muğlalı… Sonra eski bir hanın avlusunda çay, kahve içiyorlar Muğlalı gençler, orta yaşlılar da… İki erkek nasıl merhabalaşıyorlarsa erkek kadın da öyle selamlaşıyorlar. Üniversite yıllarımdan beri bir kadın ozanımızın dediği gibi : “Kime uzatsam elimi insandan önce erkek insandan önce kadın.” Anlamı bu olan dizeyi ya da dizeleri hiç unutmadım. Demek ki daha bizim kuşakta başlamış bu değişim. O sevgili ozanımız, insan ilişkilerindeki değişimi..]]> Mon, 12 Sep 2016 04:50:01 +0300 Uygarlığın ölçütü: Kadın https://www.evrensel.net/yazi/77419/uygarligin-olcutu-kadin https://www.evrensel.net/yazi/77419/uygarligin-olcutu-kadin? Sanıyorum Cumhuriyetimizin başlarında bir doktor, Sincan’ da görevlendirilmiş. Bu doktor özellikle kız çocuklar üzerine eğilmiş. İzlencesini buna göre saptamış. ” Çünkü” diyormuş ( nerede okudum şimdi usuma gelmiyor; belki de kendi yazdığı bir bildirgeyi okudum,) “kız çocuğunu eğittiğinizde bütün aileyi, geleceğin analarını eğitiyorsunuz. Uzun sözün kısası tüm toplumu eğitmiş oluyorsunuz.” Nedenli haklı olduğunu bu günlerde çok iyi anlıyoruz. Öyle değil mi? Türkan Saylan da böyle düşünüyordu. Doğuda, kimi saçmanın saçması ayrımcılıklara düşmeden, kız çocukların okuyabilmeleri için onlara olanak yaratmağa çalıştı. Bunun için elinden geleni yaptı… Biliyordu ki eğitilmişlerle anlaşmak elbette daha kolaydır. Elin (sözüm meclisten dışarı) odunuyla nasıl anlaşacaksınız? Erzurum’ da, 1955 de, tabanı toprak olan eski bir medresede, yeterince beslenemeyen, sapsarı benizli, elcek erkek çocuklarına, anlamaları olanaksız Kuran okumayı öğretmeğe çalıştıklarına tanık olmuştum. Bir üniver..]]> Mon, 05 Sep 2016 05:00:08 +0300 Arkadaşlık... (Oğuz Akkan-Ümit Kortun) https://www.evrensel.net/yazi/77374/arkadaslik-oguz-akkan-umit-kortun https://www.evrensel.net/yazi/77374/arkadaslik-oguz-akkan-umit-kortun? Oğuz Akkan’ı anımsar mısınız? Cem Yayınevi’nin kurucusu… İlk gençliğinde şiir yazmış. Benim de görmediğim bir şiir betiği de varmış. Bunu onu da yitirdiğimiz Prof. Dr. Yılmaz Manisalı’dan öğrenmiştim. Sınıf arkadaşıydı Oğuz’un… Sözünü ettiğim şiir betiğinin satışında ona yardım etmişti… Cem Yayınevi, en önemli yerli-yabancı yapıtları yayınladı. Aydınlanmaya gerçek katkıda bulundu… Oğuz yapıt üretmeyi bilirdi. Bir betiği düşündü mü, yaratıcısı ile ilişki kurar, betiğin oluşmasına omuz verirdi. Orhun Anıtları için oraya, Nazım için Moskova’ya gittiğinin tanığıyım. Kimi yolculuklara ben de katıldım. Nobel’i kimin alacağını önden görebilirdi. Kimi betikleri Nobel duyurulduğu gün yayınlanmış olurdu. Yalnızca bizdeki anlamda bir yayıncı değildi. Batılı anlamda bir “editör”lüğe başlamıştı bile… Oğuz’un en iyi arkadaşlarından biri Ümit Kortun’du. Şimdi böyle arkadaşlıklar kaldı mı bilmiyorum. Oğuz nedeniyle Ümit, benim de dostum olmuştu. Onun Oğuz ile ilgili bir yazısını, oğlu Va..]]> Mon, 29 Aug 2016 05:00:01 +0300 Evrenimizi büyütenlere https://www.evrensel.net/yazi/77328/evrenimizi-buyutenlere https://www.evrensel.net/yazi/77328/evrenimizi-buyutenlere? En çok kendisiyle didişmek yoruyor kişiyi. Elbette durup dururken söylemedim bu sözü. Felsefecimiz Nermi Uygur’u okuyorum son günlerde. Evrenimizi büyütenlerden biri olduğu için… Bunu yapabilmek için kendisini de didik didik ediyor. Bir sayrılıktan kurtulmasını anlatıyor… Ondan söz etmek, ya da alıntılar yapmak için yazmıyorum bu yazıyı. Ama onu okurken açılan pencereleri de yadsıyamam. Açtığı pencereler beni düşündürüyor ya… Sağ olsun bile diyemiyorum, çünkü yaşamıyor… Ama benim nesnel dış dünyamın bir parçası olduğu kesin… Pencerelerden biri “benim dünyam” ile benim dışımdaki “nesnel dünya” arasındaki ilişkiler üzerine düşünmek. (Günlük yaşamımızda çoğu kez atladığımız…) Felsefe konularına girecek değilim. Girmeğe kalkışsam fincancıya giren filin durumuna düşerim. Uygur’un yaptığı ayrım önemli geldi bana. Bunu susmağa gerek var mı? Mimar olarak düşününce, doğduğum günden beri, kendimi kurmam (yapmam) başlamış. Tuğla tuğla… Adım adım… Bu eylemimle dışımdaki nesnel e..]]> Mon, 22 Aug 2016 05:00:02 +0300 Güneşin sofrasında https://www.evrensel.net/yazi/77282/gunesin-sofrasinda https://www.evrensel.net/yazi/77282/gunesin-sofrasinda? Sevinçliydim… Genco Erkal’ ı izleyecektim o akşam. Daha oyun başlar başlamaz gözyaşlarımı tutamaz oldum. Bu bir kuşağın öyküsüydü. Benim kuşağımın öyküsü, şiirlerle verilen… Nazım ile Brecht’ in Güneşin sofrasında buluşmalarının öyküsü… Özellikle benim için bu böyleydi… Almanya’daki öğrenimim bitmiş, doktora çalışmama başlamıştım. Münih’ teki üniversiteye bağlı Türkoloji Enstitüsünün betikliği en geniş kaynaktı konum için. Üstüne üstlük betiklikten sorumlu kişi de Gültekin idi. (Sonradan, müzikolog Prof. Dr. Gültekin Oransay. Yitirdik onu…) Gültekin benim için geceleri de kapıyı açıyordu. O orada kendi dalında çalışırken ben de kendi konumla ilgili kaynak araştırması yapıyordum. Parmaklarım betikler arasında dolaşırken incecik bir şiir betiği ilişti gözüme: TARANTA BABU… İlk kez bir Nazım Hikmet betiği tutuyordum elimde. İlk kez bir Nazım Hikmet şiiri okudum, doğrudan ses saptama aygıtına… Hiç kekelemeden… Gözlerim dolu yaş… Yıl ya 1959 ya da 1960 olmalıydı. Dönüp d..]]> Mon, 15 Aug 2016 05:00:15 +0300 Gezmeyi bilmek https://www.evrensel.net/yazi/77227/gezmeyi-bilmek https://www.evrensel.net/yazi/77227/gezmeyi-bilmek? Geçen yazımda Pınarbaşı’ndan, Lagina’dan, Turgut’dan, Stratonikea’dan söz ettim. Ancak bulunaklarını bildirmek gibiydi bu, kısacık bir yazı içinde. Bunlara elbette ülkemizde onlarca değil yüzlercesi eklenebilir Benim sözünü ettiğim, yurdumuzda eskil çağda olduğu gibi, bu gün de önemli olan yüzlercesinden biri, Karya’dan küçük bir bölüm… Tanımadan, bilmeden olmaz… Tanıyıp, bilmek de uzmanından, doğru kaynaklarda n öğrenip, gidip görerek olur. Bu yalnız kazıbilim (arkeoloji) konuları için böyle değil… Her alan için, her konu için böyle… Ayrıca çok önemli… Yalnız kişinin kendisi için değil, bütün ülkemiz için de… (Almanya’ da liseyi bitiren genç hemen yüksek öğrenime başlamaz. Bir – iki yıl ülkesini dolaşır, tanır. Yüksek öğrenimi için hangi dalı seçeceğini, ülkesini tanıyarak, olanakları görerek iyice düşünür. Benim orada bulunduğum yıllarda bu genelde böyleydi. Şimdi de böyle midir bilmiyorum. Ama bu tutumun doğruluğuna inanıyorum.) (Ülkemizde gençlerin bütün y..]]> Mon, 08 Aug 2016 04:50:10 +0300 İyesi olmak https://www.evrensel.net/yazi/77182/iyesi-olmak https://www.evrensel.net/yazi/77182/iyesi-olmak? Muğla’ daydım… Oranın ilçesi Yatağan’dan çağırdılar.( Bir de Denizli’nin Yatağan’ı var.) Danışacakları bir konu vardı. Gittik… Önce Pınarbaşı’na götürdüler bizi… Aydın- Muğla yolu üzerinde, Yatağan sapağından sonra Bozarmut geliyor. Bozarmut’tan sağa sapıp dört km ötedeki Bozüyük üzerinden ulaşılıyor Pınarbaşı’na. Anlatmıştım yıllar önce… Bedri Rahmi Eyüboğlu ile bir yola çıktık mı önceden bilmediğimiz bir yola sapıverirdik. Kısacık bir sapmadan sonra ne güzellikler, ne ilginçlikler bulurduk bilseniz. Şaşar kalırdık… Pınarbaşı’nın önünden yıllar boyu geçip gitmiştik nasılsa… Koca koca çınarlar altında buz gibi bir pınar: Pınarbaşı… Çınarlardan biri de 800 yıllık… Çevre sıcaktan kavrulurken Pınarbaşı’nda iremi buluyorsunuz. Yakındaki şirin müzeyi de gezip Lagina’ya geçtik. Lagina, yeryüzündeki en büyük kutsal alanmış… Hekate tapımının inanç özeği… Lagina’daki ilk kazıları Osman Hamdi Bey yönetmiş… Bu günkü kazıların başında Pamukkale Üniversitesinden Doç...]]> Mon, 01 Aug 2016 04:50:52 +0300 Çevremize… https://www.evrensel.net/yazi/77131/cevremize https://www.evrensel.net/yazi/77131/cevremize? Patlıcan, Ege’ nin kimi yerlerinde (büyük mühendis Ali (Terzibaşoğlu) ağabeye göre dağ köylerinde) tarhana çorbasıyla çiğ yenecek denli büyümüş. Orta parmak büyüklüğünde… Domatesler oldukça irelmişler. Ama daha yeşiller… Ne çoklar… Kabaklar- çiçekleri ne güzel- toprağa yan gelmişler. Sivri biberler acı mı, tatlı mı? Dışlarından belli olmaz ki… Karalahanaları Karadeniz kökenliler dikmiş olacaklar. (Özellikle çorbasını ne severim…) Güne bakanlar bütün gün güneşi izlemişler koskocaman. Mısır (Biz Denizli’ de darı derdik, İstanbul’a gelince mısır demeğe başladık.) Kekik, roka, semizotu, nane kıyılarda… Maydanoz, yeşil soğan elbette unutulmamış. Ayşekadın fasulyeler bereketli… Salatalık kütür kütür… Ne bunlar biliyor musunuz? Kuzguncuk bostanını anlatmıştım bir kez… (Yıllarca elimizden almak için neler yaptılar? ) Vermedik… Savaştık… (Ama kendi yöntemlerimizle…Kimseleri incitmeden…) Depremde kaçacak başka yerimiz yoktu çünkü. Oksijenimizdi çünkü… Çocuklarımızın, toru..]]> Mon, 25 Jul 2016 04:50:41 +0300 Susuzluk https://www.evrensel.net/yazi/77083/susuzluk https://www.evrensel.net/yazi/77083/susuzluk? Yıllarca önce de yazmıştım. Anımsayanınız vardır. Ama benim güncemizde yazma olayım başlayalı neredeyse yirmi yıl olacak… Bir kuşak… Dile kolay… Şimdiki okuyucularım ya doğmamışlardı ya da çocukluktan çıkmamışlardı bile. Bunu düşününce kimi yinelemelerde yarar görüyorum. Gerçi yaptığım tam yineleme değil ya… Ben Batıdan ayrılmadan önce, Belgrat belediyesi Avrupa’nın en başarısız belediyesi olarak tanılanmıştı. Biliyor musunuz neden? O yıl içinde yalnızca bir dakika için kentte elektriklerin kesilmesinden ötürü… Ben bu yazıyı yazdığım gün (13 Temmuz 2016) Kuzguncuk’ da bütün bir gün susuzduk. Susuzluğumuz tam 24 saat sürecekti. Diyecekler ki, Önceden bilgi verdik ya… Önleminizi alsaydınız! Olmuyor! Sayrılık var, şu var, bu var… Örneğin ben bir büyük ameliyat geçirdim. Sonuçta, belki dört aydır olağan dışı temizlik önlemleriyle yaşıyorum. Temizlik taşıma suyla olmuyor. Paranız varsa dışarıda yemek yiyebilirsiniz. İyi de, biriktirilmiş suyun temizliğinden ..]]> Mon, 18 Jul 2016 04:50:05 +0300 Silkinmek https://www.evrensel.net/yazi/77035/silkinmek https://www.evrensel.net/yazi/77035/silkinmek? Tek başınıza değil. Tüm toplumu düşünerek… Anamalcılar her şeyi olduğu gibi, “bireycilik” oyunlarını da eskittiler neyse ki. Artık dümdüz oyunlara geçtiler. Her şeyi deniyorlar… Utanmak sıkılmak gibi bir duyguları eskiden de yoktu. Şimdi hiç kalmadı… En eski oyunları savaşı, göçe zorlamayı bile uyguluyorlar. Hem de başkalarını savaştırarak, çoluğu çocuğu ölüm yollarına düşürerek… Bizimki gibi bilisiz bırakılmış ülkelerin insanları genellikle nal toplarlar. Şimdi de çoğu kez olduğu gibi, en az otuz- kırk yıl geriden gelerek, bireycilik de bireycilik diye tutturmuşlar gidiyorlar. Öyle ya, onlara ne toplumlarından, ailelerinden, konu-komşudan, ilden ilçeden… Bir gün önce kaçma duygusunu taşıyorlar içlerinde… Çoğu da sanıyorlar ki, yurt dışında kırmızı halılar serilmiş onları bekliyorlar. Yurt dışında her şey değişecek… Oysa anamalcılar her yerde… (Hiçbir şeye erişemeyecekler ya, öğrenseler öğrenseler belki çalışmayı öğrenirler…) Böylece olacak ülkemize olacak, güçten düşecek… ..]]> Mon, 11 Jul 2016 04:05:56 +0300 Önce kendini sağlıklı tutmayı bil https://www.evrensel.net/yazi/76984/once-kendini-saglikli-tutmayi-bil https://www.evrensel.net/yazi/76984/once-kendini-saglikli-tutmayi-bil? Birçok dostumu, öğrencimi, genç mimarı götürdüm Bergama’ya. Yalnızca akropol (yüksek kent) için değil… Oraya deli Dumrul’ un asansörünü yapmalarından sonra çok da içimden gelmiyor Akropol’e çıkmak. Benim derdim yurttaşlarımın oraları görmesi iken onlarınki “para” gibi geliyor bana. Yoksa Türklerin, oralıların görmelerini elden geldiğince önlemek mi istiyorlar? Neyse, bu günler de geçecektir. Diyeceksiniz ki: “Dur bakalım önce şu günleri aydınlığa çıkaralım bir.” Bunun böyle olacağından, bir gün yolumuzun aydınlığa çıkacağından hiç kuşkum yok. Geçecek, bu günler de geçecek. Kimileri suları yukarı akıtmağa çalışıyorlar. Olacak şey mi? Ama onların istedikleri gibi davrananlar da var içimizde. Bunlar, yurttaşlarımızı umutsuzluğa düşürmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Kendi yollarını da kesiyorlar elbette. Becerilmesi gerekenler için güçlerini azaltıyorlar. İşte bu da benim gücüme gidiyor. Akropol’ e çıksak bile, Asklepeion’ u görmeden, göstermeden edemiyorum. Askl..]]> Mon, 04 Jul 2016 04:50:41 +0300 Başaran Başaran Başaran https://www.evrensel.net/yazi/76933/basaran-basaran-basaran https://www.evrensel.net/yazi/76933/basaran-basaran-basaran? Gel de inan… Sen gideli bir yıl olmuş… Tam bir yıl oldu gerçekten, siz bu yazımı okurken… Alın size bir yanınızda koca bir yalnızlık daha… Sevgili Başaran, şiirlerin bizimle birlikte hep… Sabahattin (Eyüboğlu)beyi anlattığın betiği bir daha okudum, birkaç hafta önce. Sonra, sonrasını düşündüm… Enstitülerden sonrasını… Neden? Bu gün geldiğimiz çizgilerden ötürü elbette… ……………… Yol boyundaki söğütler gibi Çentik çentik benim yaşamım Acıların kör bıçağını denediler gövdemde Dallarında kırağıları Kızgın demirlerle çizildi Alnımın haritası Ki dağlanmış yanlarım sızlar Her gece vadilerinde Ağıdı söylenip yirmi yaşımın Karartılamayan bir köşesine vurur ay ……………… (Ağartılamayan köşesinde “ayı” büyütmek için ne yapıyoruz?) Bir yıldır ne konuştuk ne görüştük… Sen oraya alışıyorsundur. Ben, biz, sensizliğe düşeli dedim ya başta, daha bir yalnızlaştık, kendi ölçeğimizde. Her gün akcamda ölümler bildiriliyor. Açık açık… Her ölenle büyüyor yalnızlığımız. Ondan öte..]]> Mon, 27 Jun 2016 04:50:43 +0300 Önemli yolcular (?!) https://www.evrensel.net/yazi/76884/onemli-yolcular https://www.evrensel.net/yazi/76884/onemli-yolcular? Güneybatıdaki bir kentin büyük kent belediye başkanının danışmanlığını yapıyorum kısa bir süreden beri. Bu nedenle, öteki yolculuklarımın dışında, her yedi günde bir Sabiha Gökçen hava alanından Bodrum- Milas hava alanına uçuyorum. Ertesi ya da daha ertesi gün de geri uçuyorum. Kısacası çok uçuyorum. Uçuştan 24 saat öncesinden başlayarak bilgisunar (internet) ile uçaktaki yerinizi ayırtabiliyorsunuz. Böylece özellikle sayrı olanlara onlara uygun bir yer ayırtabilme olanağı veriliyor. Bu, örneğin benim için, çok önemli. Çünkü şeker ( diyabet ) illetim var. Kimi kez, sık sık ayakyoluna gitmek zorunda olabiliyorum. Olabildiğince önde, (üçlü koltuklarda ortada oturmayıp) koridor yanına oturarak, benim için kimsenin oturduğu yerden kalkmasına neden olmamalıyım. Bilgisunara saniyesi saniyesine tam yirmi dört saat önce girip uçağın oturma yerlerini gösteren tasarı (planını ) açtığınızda önden yedi sıranın ayırtılmış gibi kapatılmış olduğunu görüyorsunuz. Baştan beri ilk dört sıra ka..]]> Mon, 20 Jun 2016 04:50:52 +0300 Ekin Yazın Dostları https://www.evrensel.net/yazi/76840/ekin-yazin-dostlari https://www.evrensel.net/yazi/76840/ekin-yazin-dostlari? Geçtiğimiz 30 Mayıs (2016) günü bir törene çağrılıydım. Ekin Yazın Dostlarının bir çağrısıydı bu… Törenin nedeni, 4. Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödüllerinin verilmesiydi. Ödülün 6 kişilik seçici kurulu kazananları belirlemişti. Bu yılın konusu “Barış” idi. Söylediğimce kolay değildi seçici kurulun işi. 67 tiyatronun 76 oyununu (toplam 326 oyun) izlemişlerdi. Seçici kurulun uzun tartışmalarıyla belirlenen ödülleri kazananlara vermeleri için de kimi kişiler çağırılmıştı. Bunlardan biri de bendim… Ekin Yazın Dostları ilginç bir topluluk. Okudukları betikleri tartışmak için 2006 da bir araya gelmişler. (Yıllar önce anlattığım Afyon’daki okuma topluluğu gibi…) Ekin Yazın Dostlarına, İzledikleri tiyatro oyunlarını tartışanlar katılmışlar iki yıl sonra… 2012 de felsefe söyleşilerini başlatmışlar. 2016 da fotoğrafçılık kolu kurulmuş. İstanbul’ dan başka Ankara, İzmir, Antalya, Marmaris, Karadeniz Ereğlisi, Bodrum’ da da toplulukları var. Sekiz yıldır Tüyap İstanbul Fuarına, üç..]]> Mon, 13 Jun 2016 04:50:02 +0300 Alışmadık, alışmayacağımız, alıştıramazlar https://www.evrensel.net/yazi/76788/alismadik-alismayacagimiz-alistiramazlar https://www.evrensel.net/yazi/76788/alismadik-alismayacagimiz-alistiramazlar? “Alışmak” idi geçen yazımın başlığı... Okuyucum ne demek istediğimi anladı elbette. Aslında “alışmadık, alışmayacağımız, alıştıramazlar” dediğimi bilir sevgili okuyucularım. On yedi yıldır öz, kısa, yalın yazmağa çalışıyorum Evrensel’de bu doğrultuda… Hayır, alışmadık, alışmayacağız… Umutlanmasınlar… Geçer bunlar… Alışamadıklarımıza alışmış olanlar da bir gün “kentli” olacaklar. Gerçek özgürlüğü tadacaklar… Kul olmaktan kurtulacaklar… Vatandaş olacaklar… Kötü alışkanlıklarından utanacaklar… Onlar da kimilerini kentlileştirmeğe çalışacaklar, bunu bir sorumluluk olarak algılayacaklar. Alışmak (ya da korku nedeniyle kendini alışmağa zorlamak da) en kötü durum… (Almanlar alıştılardı da ne oldu? Ne olduğunu bütün insanlık biliyor…) AVM den, bilgi sunardan alış-verişe alıştırdılar kimilerini… Çiçeği bile bu yollarla alır oldular… Anamalcılar bile bunun bu denli hızlı olabileceğine inanmıyorlardı sanırım. Çocuklarımız 4+4+4 eğitim düzenine göre iyice bilisizleştirilmeğe çalışılıyor. Bi..]]> Mon, 06 Jun 2016 04:43:26 +0300 Alışmak https://www.evrensel.net/yazi/76734/alismak https://www.evrensel.net/yazi/76734/alismak? Ankara’da, Kavaklıdere’ den Kızılay’ a doğru yürüyorduk. 12 Mart günleriydi… Birden ayrımına varıp, yanımdaki dostuma dedim ki: -Nasıl da alıştık. -Neye? -Görmüyor musun? Her köşe başında, her kamu yapısı önünde eli savutlu (silahlı) erler var. Alıştık bile… Tepki göstermiyoruz… Şimdilerde gene o günlere döndük. Her yanımız polis… Tepki gösteren yok… Böyle olması doğalmış gibi… Alıştık işte, alıştık… Geçen gün Üsküdar’ dan Karaköy teknesine bindik. Genç bir adam herkesin ortasında, giysilerinin üzerine kurşungeçirmez yelek giydi. Elinde de bir “sten”… Besbelli yolcuların buna aldırmayacaklarını düşünüyordu. Ya da kimseyi umursadığı yoktu… Gerçekten herkes alışmış gibiydi buna. Arkadaki sürücü, önündeki içinde bizim bulunduğumuz arabanın sağından tüm hızıyla geçip gidiyor. Bizim sürücümüzde bile tık yok… Sanırım bunun bir suç olduğunu bilmesine karşın herkesin boş ver diye düşüneceğini düşünüyor. Ya da alışmış ula..]]> Mon, 30 May 2016 05:00:21 +0300 Ach so ganz önde https://www.evrensel.net/yazi/76644/ach-so-ganz-onde https://www.evrensel.net/yazi/76644/ach-so-ganz-onde? Ne demek şimdi bu? Durun anlatayım… Denizli’ye uçacağım. İşlemler tamam, uçağa giriyoruz. Az önümde, yanları, ensesi “üç numara”, tepesinde sarı boyalı saçları bir bayan… Orta yaşlı… Gözlüğü iple boynuna asılı… Ben önlerde olan yerime oturuyorum. O daha gerilere gidiyor. Elindeki bilete, üzerinde yazılı oturma yeri sayısına bakmadığı için (belki de okuma-yazma bilmiyor) gerilere gidiyor. Görevli hanıma sordu sonunda besbelli. O da biletine baktı da, diyor ki ona, - Sizin yeriniz önde, en başlarda… - Ach so ganz önde! Üçü Almanca biri Türkçe dört sözcükten oluşan bu tümceyi, - Ah demek tamamen önde… Diye çevirebiliriz… Daha doğrusu anlamı buna geliyor… Gidip, görevlinin gösterdiği yere oturuyor bayan. Anlaşılıyor ki, daha önceleri “alamancı” dediklerimizden bu bayan. Bu konuşmaya tanık olur olmaz neler neler üşüşüyor usuma… İş yerlerinin üzerinde yazılı kimi Almanca, kimi İngilizce, kimi Fransızca, kimi İtalyanca adları düşünüyorum. Alm..]]> Mon, 16 May 2016 05:00:49 +0300 Gündemimiz mi? https://www.evrensel.net/yazi/76601/gundemimiz-mi https://www.evrensel.net/yazi/76601/gundemimiz-mi? Bir gündemimiz var mı? Kendimizin belirlediği bir gündemden söz ediyorum… Kendi kendine burnunun ucuna homurdanır gibi, herkes bir şeyleri eleştiriyor, yakınıyor. Eleştirilenlerden hemen hiç karşılık yok. Köpeksiz köyde imişler gibi bildiklerini okuyorlar. Ya da yalan dolan küfrediyorlar… Kimi kez kuşkulanıyorum, böyle olması, içten- dıştan tasarlanmış bir izlence mi yoksa? Geçmişten bildiğim, ikinci elden de olsa yaşadığım bir şeyler var. Belki biliyorsunuz, Almanya’da tamamladım yüksek öğrenimimi. Hemen savaştan sonra… Yakın dostlarım arasında her şeyi doğrudan yaşamış olanlar vardı. Onlardaki izleri saptadığımda, ya da yaşadıklarını dinlediğimde kendi başımdan geçmişçesine etkileniyordum. Bu konulara özellikle duyarlı olmamın nedeni kuşkusuz bu… Bir filmin kopyasını izler gibi oluyorum çoğu kez. Ne denli benziyor bilseniz… Bir adam çevresine bilisizleri ya da göbeklerinden bağladığı kişileri ne kolay toplayabiliyor. Sonra da bütün bir toplum için ne büyük sakınca oluş..]]> Mon, 09 May 2016 04:50:30 +0300 Trabzon'da bir etkinlik https://www.evrensel.net/yazi/76551/trabzonda-bir-etkinlik https://www.evrensel.net/yazi/76551/trabzonda-bir-etkinlik? Trabzon’a çağrıldım. Bir öğrenci kümesi çağırmıştı... Bu öğrenci kümesinin başında yine bir öğrenci vardı: Muharrem Duman… Bundan birkaç ay önce sormuştu bana: “Geçen yıl gerçekleştirdiğimiz “Türkiye Mimarlık Öğrencileri Tasarım Etkinliği” ne bu yıl başka ülkelerden de öğrencileri, öğretim görevlilerini çağırmak istiyoruz. Kısacası uluslar arası yapmak istiyoruz… Sizce başarabilir miyiz?” Neden başaramasınlardı ki? “Bize yardım eder misiniz?” Nasıl bir yardımda bulunabilirim? “Önce yurt dışından çağırabileceğimiz kişiler konusunda yardım edin bize. Sonra bu etkinliğimize siz de gelin.” Ederim elbette… Ancak yabancı öğretim görevlilerine, üniversiteleri çağrı yazısı yazmalıydı. Böylece onlar da kendi üniversitelerinden kolay izin alabilirlerdi. Her şey tasarlandığı gibi oldu. Böylece bu yılki “Uluslararası Tasarım Etkinliği” gerçekleşti. 21 Nisan günü ben de katıldım bu etkinliğe… Karadeniz Teknik Üniver..]]> Mon, 02 May 2016 05:00:27 +0300 17 Nisan (2016) https://www.evrensel.net/yazi/76500/17-nisan-2016 https://www.evrensel.net/yazi/76500/17-nisan-2016? 17 Nisan Köy Enstitüleri günüydü. Geçti… Pek çok ülkenin bizden örnek aldığı Köy Enstitülerinin günü… Bir ayrımı var mıydı bundan öncekilerden? Ne denli yanarsak yanalım, bir türlü içimiz soğumuyor. Sürselerdi, aydınlatmayı sürdürselerdi, insanlarımızı vatandaş yapmayı; bu günkü durumumuzun ne olabileceğini yeni kuşaklar düşünemezler bile. Bütün Anadolu’ya dengeli yayılmışlardı Köy Enstitüleri. 1927 de İstanbul’da yüzde 7, Bursa’ da yüzde 4, Hakkari’ de yüzde 0,4 olan okuma yazma bilenlerin, aydınlananların sayısını yükseltmenin usa dayalı çözümüydüler… İnsanları bilisiz bırakıp koyun gibi gütmeyi isteyenler el birliği ile aydınlanma ocaklarını söndürdüler. Bütün bunları biliyorsunuz. Ben yalnızca yineledim… Belki herkesin yeterince bilmediği, bilisiz bırakma çabalarının bu günde bütün hızıyla sürdüğüdür. Eğitim sorunumuz gerçek anlamda çıkmazda. Yalnızca ilköğretimde değil, üniversite de… İnanın, bu gidişe bir “dur” diyen çıkmazsa bağımsızlığımızın tümüyle elden gitmesine va..]]> Mon, 25 Apr 2016 04:50:33 +0300 Mimar Sinan’ın iletileri https://www.evrensel.net/yazi/76449/mimar-sinanin-iletileri https://www.evrensel.net/yazi/76449/mimar-sinanin-iletileri? 9 Nisan Mimar Sinan Günü’ydü. Geçti… Benim için, sanırım (ya da umut ederim ki) bütün mimarlar için de, her gün Mimar Sinan günüdür. Böyle olması gerek olduğu için, böyle yazdım… Neden mi? Sinan kimin için çalışırsa çalışsın, halkının, insanlarımızın koşullarının bilincinde çalıştığı için… Çağında kamu yararına en büyüğü, en güzeli, en doğruyu yaptığı için değil yalnız… Neden mi? Her şeyden önce işlevi çözdüğü için… Yapıtlarına dıştan baktığınızda içlerini okuyabiliyorsunuz. İçi çözmeden, dıştan görünüşe göre çalışmadığı için… Bu, yirminci yüzyılın baskın anlayışına göre de böyledir… (Ancak yirminci yüzyılda, çağdaş mimarlık yaptıklarını sananlar kimi kez kötü yollar açmışlar, kimi kez sıkıcılığa düşmüşlerdir.) Örneğin Sinan’ın İstanbul’ daki en önemli yapıtı Süleymaniye’ye bakın… Dışından içi apaçık değil mi? Halkın evleri de böyledir. Çözüme hep içten başlanmıştır… Kısacası Sinan halkının anladığı yapıtlar yapmıştır. İşi bu günkü gökdelenlerin çoğu gib..]]> Mon, 18 Apr 2016 04:50:49 +0300 Hayyam’ ın dörtlükleri https://www.evrensel.net/yazi/76400/hayyam-in-dortlukleri https://www.evrensel.net/yazi/76400/hayyam-in-dortlukleri? Önceki yazımda Ömer Hayyam’ dan söz ettim. Sabahattin Eyüboğlu’ nun hepimizin anlayacağı duru Türkçesiyle aktardığı dörtlüklerinden, rubailerinden… Onlardan söz edip de onları sizinle paylaşmamak olur mu? Bu yanlışlığımı şimdi düzelteceğim. Yaptığım küçücük bir seçkiyi aktaracağım. Bakın, görün, bu günkü beğeninizle bile nasıl yakın gelecekler size. Ayrıca günümüzle kimi koşutluklar saptarsanız o da sizin bileceğiniz siz. İşte benim küçücük seçkim: Felek ne cömert aşağılık insanlara! Han hamam, dolap değirmen, hep onlara. Kendini satmayan adama ekmek yok: Sen gel de yuf çekme böylesi dünyaya! Beni özene bezene yaratan kim? Sen! Ne yapacağımı da yazmışın önceden. Demek günah işleten de sensin bana: Öyleyse nedir o cennet cehennem? İnsan bastığı toprağı hor görmemeli: Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili. Duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç? Ya bir şah kafasıdır ya da vezir eli! Bir geldi mi derin ölüm uykusu, Biter bu düny..]]> Mon, 11 Apr 2016 04:50:21 +0300 Ömer Hayyam/ Sabahattin Eyüboğlu https://www.evrensel.net/yazi/76350/omer-hayyam-sabahattin-eyuboglu https://www.evrensel.net/yazi/76350/omer-hayyam-sabahattin-eyuboglu? Başucu betiklerimden biri oldu Hayyam, yeniden… Gerçekte, okunup rafa dizilenlerin arasına girmedi hiç… Uzanıp da alıvereceğim bir yerdeydi hep… İşte yeniden başucu betiğim oldu… Bunun Ömer Hayyam dışında iki nedeni var. Birincisi, çevirenin Sabahattin Eyüboğlu olması… Onun gerçekten pırıl pırıl Türkçesinden okumak demek istediğim… Ancak Ömer Hayyam’ ı doğru yansıtmaya özen gösterme çabasına saygı duyarak… Ne demek istediğimi aşağıda açıklayacağım. İkincisi, Ömer Hayyam’ ın mimar olması olasılığının ben de uyandırdığı araştırma isteği… Bunu ilk kez, yurt dışında çalışan, Orta Doğu Teknik Üniversitesi eski öğretim üyelerinden, onarım uzmanı mimar Alpay Özduran’ dan duydum. Rastlantıyla Kıbrıs’ ta karşılaştığımızda… Bu konu üzerine İngilizce yazdığı bir çalışmayı da vermişti bana. Ben de, Ömer Hayyam’ ı yeniden okuyup, bu olasılık üzerine bir im bulabilir miyim düşüncesiyle bir çalışma tasarlamıştım. Ama o günlerde öyle yoğundum ki, bir türlü buna sıra gelmedi. B..]]> Mon, 04 Apr 2016 04:50:58 +0300 Tanrı kanar mı bunlara? https://www.evrensel.net/yazi/76302/tanri-kanar-mi-bunlara https://www.evrensel.net/yazi/76302/tanri-kanar-mi-bunlara? İçin temiz olmadıktan sonra Hacı hoca olmuşsun, kaç para! Hırka, tespih, post, seccade güzel: Ama tanrı kanar mı bunlara? Ömer Hayyam (S. Eyüboğlu çevirisi ) Kırk yıl önceydi. Şikago’ daydım. Ünlü Amerikalı mimar Frank L. Whirght’ ın ustasının ustası Richardson’ un Şikago’ da yaptığı bir evi görmek istiyordum. Hem ev hem mimarı önemliydi. Çağdaş Mimarlığın yolunu açan yapılardan biriydi çünkü bu ev… Buldum evi. Onarımdaydı… Ama para buldukça sürdürebiliyorlardı onarımı… Para da gezenlerin küçük katkılarıyla sağlanıyordu. Oturma odasındaki bir dolabın açık raflarından birinde betikler sıralıydı. Betiklerden birisi ilgimi çekti. İzin alarak alıp inceledim kısa bir süre… Doğru mu anımsıyorum bilmem, en azından yüz yıl önce basılmıştı. Bu küçük betikde, bir Amerikalı genç kızın toplum içinde nasıl davranacağı anlatılıyordu: Sofra nasıl kurulur? Bir genç kız sofrada nasıl davranır? Büyü..]]> Mon, 28 Mar 2016 04:50:19 +0300 Sonuç https://www.evrensel.net/yazi/76250/sonuc https://www.evrensel.net/yazi/76250/sonuc? Hiç kuşkum yok, on haftadır yazılarımın ayrı başlıklar altında ancak bir ana konu üzerinde yürüdüklerini ayrımsadınız. Ama ana konu şöyle ya da böyle kültür kirlenmesiydi. Hemen her daldaki kültür kirlenmesinden söz ettim durdum. Gerçi ana konumuz “terör” deyip geçiştiriyorlar. Çünkü yönetim sorunlarımız bir yanda duruyor. Ülkemizin bütün çözümsüzlükleri oldukları gibi duruyorlar. Her gün neredeyse belli sayıda çocuklarımızı gömüyoruz. Tüm bunlardan bütün güncelerde söz ediliyor. Ne denli yasak getirirlerse getirsinler olgular ortada. Yalan söyleyenler yalnız kendilerini aldatıyorlar. Ben size bunları bir sayrılar evi odasında yazıyorum. Herkesin çok önemli saydığı bir ameliyat geçirdim dört gün önce… İyi geçti her şey… Elbette hep söylendiği gibi, en kötünün en iyisi… Sayrılar evinin odasının penceresinden gözükenleri çektim. Biliyorsunuz, çok gerekli olmayınca yazılarımda resim kullanmıyorum. Ama bu resim, daha doğrusu penceremden gözükenler, on haftadır yazdıklarımın kanıt..]]> Mon, 21 Mar 2016 04:50:41 +0300 Onlar arabeskin ta kendileri… https://www.evrensel.net/yazi/76201/onlar-arabeskin-ta-kendileri https://www.evrensel.net/yazi/76201/onlar-arabeskin-ta-kendileri? Beğenisiz, ortalama Amerikalı’ nın parasıyla ulaşmak istediği her şeyin, onun olmayan beğenisine, kendisine biçilen paranın tutarına uygun kopyasının yapıldığı tüketim dünyası her yere yayıldı gitti işte… Anamalcılığın aldatmaca, beyin yıkama dünyası, alış-veriş sayrısı insanları “morfinleyip” kendilerini daha mutlu duyumsamalarını sağlamıyor mu her yerde? Hem de kendi insanlarının en ustaca, en acımasız yollardan sömürülmeleri karşılığında… Neden yazıyorum bütün bunları? Çünkü çoğu kimse “arabesk” Doğu’ dan geliyor sanıyor… Yanlış!.. Doğu’ dan gelen başka bir şey, gerçekten “arabesk” olan şey Batı’ dan geliyor. Naylon gibi, plastik gibi… Bunu anlamak için örneğin Antalya’ daki Ramada Oteli’ ne girin bakın (girebilirseniz). Yağlıboya ile mermere benzetilmiş kolonları, kemerleri, o akıl almaz çarpıklığı görün bir… (Aslında hiç görmeseniz de olur, hiçbir şey yitirmezsiniz.) Sunta üzerine çıtalar çakarak oyma masif ahşap gibi gösteren bu yalancı dünya, koca kültür kazanımızda yok o..]]> Mon, 14 Mar 2016 04:50:23 +0300 Onlar “güzel duyu” ya (estetiğe) düşman https://www.evrensel.net/yazi/76152/onlar-guzel-duyu-ya-estetige-dusman https://www.evrensel.net/yazi/76152/onlar-guzel-duyu-ya-estetige-dusman? Yıllarca önce Ankara’da, çağdaş Türk mimarlığından söz etmemi istedilerdi. O günlerdeki dostum Muammer Sun’ dan bir dilekte bulundum: Uyandığımızdan başlayarak bir gün içinde, sokakta, dolmuşta, otobüste, çalışma yerimizde zorunlu olarak radyodan dinlediğimiz müzik(?) leri ardı ardına saptamasını istedim ondan… Bir ses alma aygıtıyla yaptı bunu… Konuşmama başlamadan önce bunu dinlettim dinleyicilerime: Beethoven’ den İsmet Nedim’in “Veremli Kız” ına… Dokuz on çeşit müzik… Operadan, şarkı, türküye… Kimse sonuna dek dayanamadı. Kulaklarını tıkadılar… Mimarlığımızın durumu da buydu işte… Önceleri buna çoğulculuk diyenler oldu… Arabesk üzerine bilimsel çalışmalar bile yapıldı. Kafalar öylesine karışıktı. Konfüçyüs’ ün “Bir ülkede müzik bozuldu mu her şey bozulmuş demektir” sözünü bile anımsamadılar. Dilimizden söz etmeme gerek var mı? İlkokulda Arapça öğretilmeğe kalkışılan bir ülkede… Radyoyu. TV yi dinleyenlerin Türkçeleri bozulmaz mı? Kültürümüzün değişik alanlarında..]]> Mon, 07 Mar 2016 04:50:33 +0300 Onların yoz beğenileri... https://www.evrensel.net/yazi/76094/onlarin-yoz-begenileri https://www.evrensel.net/yazi/76094/onlarin-yoz-begenileri? Her türlü denetimden uzak “Toplu Konut” son yılların ürünü… Devlet böylece, ballı kaymaklı yap- satçılığa soyunmuş oldu. Son yıllarda bu yolla gerçekleştirilen konutların iyelerinin (sahiplerinin) karşılaştıkları, karşılaşacakları sorunlar, bildiğimiz bir apartman katı iyesinin sorunlarına gerçekten hiç benzemiyor. Toplu yaşamın getireceği sorunların içinde sosyal- kültürel planlama, ortak kuruluşların, kullanımların yönetilmesi, çevre sorunlarının çözümlenmesi, gelişmenin, “hizmet”lerin örgütlenmesi belki en önemlileri… Bunların çözümü, yine eninde sonunda orada yaşayanların kararlarına, yönetimin denetlenmesine katılımlarıyla sağlanabilir. Bu nedenle yeni örgütlenme yöntemleri gerekmektedir. Bugüne dek yerel yönetim yasaları-örgütleri çağdaş gereksinimlere karşılık verememekle kalmamakta, bireylerin etken katılımını da önlemekte ya da kısıtlamaktadırlar. Bunun için her şeyden önce doğrudan demokrasi gerekir. Var olan belediyeleri mahallelere dönüştüren anlayışın demokrasiyle ..]]> Mon, 29 Feb 2016 04:32:20 +0300 Onlar komşu nedir unuttular https://www.evrensel.net/yazi/76042/onlar-komsu-nedir-unuttular https://www.evrensel.net/yazi/76042/onlar-komsu-nedir-unuttular? Yaşama kültürünün, dünden bu güne ne ölçüde değiştiğini saptayabilmek için Denizli’ den on aile seçtim. Geleneksel Denizli evinde yaşayan bu ailelerde ikinci kuşak, bir büyük kentte öğrenimini tamamlayıp dönmüştü. Evlendirilip bir apartman katına yerleşmişlerdi. Özellikle böylelerini seçtim. Değişmede büyük kentin etkisini de görebilirdim böylece. (Benim kuşağımdan kentlerinin dışına öğrenime giden çocukların, gençlerin durumu ayrıca incelenmeğe değerdi. Bizler dilimizden, giyimimizden, kimi alışkanlıklarımızdan büyük kentlilerce hep utandırıldık. Buna karşı koyacak donanımdan da yoksunduk. Yüzlerce yıl her şeyde İstanbul örnek alınmamış mıydı?) Azıcık İstanbul kaldırımı çiğnedikten sonra doğduğu kente dönenlerin içinde, kendi anasından- babasından, onların yaşama biçiminden, giyim- kuşamlarından utananlar vardı. Ancak kendilerinin de tümüyle değişip, büyük kentlilere benzedikleri söylenemezdi. İki arada bir derede kalıyorlardı. Sonunda yeniden kendi kentlerine uyum çabasına giriy..]]> Mon, 22 Feb 2016 04:50:55 +0300 Onlar kendilerine düşman https://www.evrensel.net/yazi/75986/onlar-kendilerine-dusman https://www.evrensel.net/yazi/75986/onlar-kendilerine-dusman? Doğal kaynakların sonsuz olmadıklarını artık bilebiliyoruz. Bu kaynakları yalnız kendi çıkarlarına tüketen ülkeler kendilerini “gelişmiş (?)” olarak niteleyebiliyorlar. Oysa onların buyruğunda, olanakları uyarında geliştirilen yapım yöntemleri, bütün insanlığın başına çevreyle ilgili, sağlıkla ilgili ortak sorunlar çıkarıyorlar. Üstelik böyle bir işleyimi (endüstri), yapım yöntemini (teknolojiyi) gelişmişlik sayabiliyorlar. Bu düzenlerini koruyabilmek için inanılmaz ölçüde savutlanıyorlar (silahlanıyorlar). Böylece tüm insanlık ile birlikte kendi başlarına da çorap örüyorlar. İşin boyutlarının nerelere varabileceği ikinci yeryüzü savaşında görüldü sanıyorum. Oysa bugün, ikinci yeryüzü savaşı (bence Avrupa savaşı demeli) bile olabileceklerin yanında hiç kalacaktır. Bu gün üretilmiş, bekleyen savutlar, tüm yeryüzü canlılarını onlarca kez (belki de yüzlerce kez) yok edebilecek nicelik, nitelikte değil mi? Böyle savutlanabilmiş olanların kültürlerini tertemiz sayabilir miyiz? ..]]> Mon, 15 Feb 2016 05:00:47 +0300 Onlar çevreye düşmandırlar https://www.evrensel.net/yazi/75943/onlar-cevreye-dusmandirlar https://www.evrensel.net/yazi/75943/onlar-cevreye-dusmandirlar? İnsan bir çevre içinde var olur. Bu çevrenin niteliği, orada var olacak insanın niteliğini belirler. (Kent, insan eliyle yaratılmış bir yapık çevre, bir aygıttır.) Çevre, içinde yaşayan insanların seçmeleriyle, kararlarıyla oluşur. İnsan, kendi çevresiyle ilgili kararların oluşturulmasına katılamazsa, oraya yabancılaşır gider. Oysa kendi gelişmesi, (kişiliğinin gelişimi) mutluluğu, ortamının (çevresinin) sağlığına bağlıdır. İnsanın içinde var olacağı çevre, yaşamın tüm çeşitliliğini, insanın niteliklerinin tüm gereksinimlerini karşılamalıdır. Buna göre de tanımlanmalıdır elbette… Bu tanımlamaya yalnızca fiziksel niteliklerin girmesinin yetmeyeceğini söylemek bile yersiz. Çevrenin havasının, suyunun, toprağının sağlığınca sosyal, politik, yönetsel, kültürel düzeyinin sağlığı da onun var olma koşuludur. Bu çevre ses kirliliğinden, görüntü kirliliğinden, bilgi kirliliğinden de (yalandan- dolandan- kasıtlı uydurulmuş bilgilerden ) korunmuş olmalıdır. Bütün bunlardan herhangi bi..]]> Mon, 08 Feb 2016 05:00:49 +0300 Onlar kültüre düşmandırlar... https://www.evrensel.net/yazi/75886/onlar-kulture-dusmandirlar https://www.evrensel.net/yazi/75886/onlar-kulture-dusmandirlar? Yıllar önce yazmıştım: Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan kültürün tanımını istediler mi, o da sorardı: “ Paris’tesin, açsın… Cebinde elli frangın var… Ne yaparsın?” Karnını mı doyurursun? Son günlerin en iyi filmini görmek için sinemaya mı gidersin? Tiyatroya mı gidersin? Yoksa bir dinletiye mi? Betik mi, yoksa küçük bir tıpkıbasım (reprodüksiyon) mı alırsın? Müzeye mi gidersin? Yanıtı beklemeden eklerdi: “İşte o yaptığın senin kültüründür.” (Şimdi siz kimilerinin, Bedri Rahmi’nin sorusunu nasıl yanıtlayacaklarını düşünün?) Sözleri bir yana bırakalım, ne yaptığımız değil midir kültürümüzün göstergesi? Eylemlerimizle belirlenen seçmelerimizin bütünü değil mi kültürümüz? Sinan’ın kültür yorumunu bana en iyi anlatan, Selimiye Camisinin koruma duvarının köşesinde oluşturduğu özel nişe eskil çağ kolonunu özenle yerleştirmesidir. Ya da Ayasofya’ yı onarırken iz silmemesidir. Örneğin 5. yy’ın ilk yarısından kalma duvarını neredeyse bir çerçeve içerisinde gelecek kuşakl..]]> Mon, 01 Feb 2016 04:16:17 +0300 ‘Onlar bilime düşmandırlar’ https://www.evrensel.net/yazi/75836/onlar-bilime-dusmandirlar https://www.evrensel.net/yazi/75836/onlar-bilime-dusmandirlar? 13 Ocak Sabahattin Eyüboğlu günü idi. 15 Ocak da Nazım Hikmet… 13 Ocakta Yenikuşak Köy Enstitüleri Derneğinin aylık toplantısında Sabahattin Eyüboğlu’nu anlatmamı istediler. Genç kuşaklar bilmeyebilir… Yinelemek gibi olsa da, kısacık özetleyeyim, Sabahattin Eyüboğlu günü ne demek: Sağlığında, Bedri Rahmi’nin “Abi Reis” i Sabahattin Eyüboğlu’ nun evinde, her pazartesi akşamı, çağrı beklemeden toplanılırdı. Gelenler kendi “nevale” lerini getirirlerdi. Sabahattin Bey’ in eşi Magdi de bir tencere fasulye ile pilav çıkarırdı ortaya. Önceden belirlenmemiş bir konu üzerinde söyleşilirdi Abi Reis’ in “pazartesi” lerinde, tartışılırdı… Kimi akşamlar öyle doyurucu olurdu ki bu söyleşiler, ayrılmak zor olurdu. Sabahattin Eyüboğlu’nu yitirdikten sonra Magdi, her yıl “13 Ocak” da yineledi bu toplantıları. Bu toplantılarda da birimiz açış gibi bir konuşma yapardı önce. Söyleşi başlardı böylece… Sonra da kendi yolunu bulur giderdi. Gece türkülerimizle sürerdi son aşamada. Kimler olmazd..]]> Mon, 25 Jan 2016 04:50:51 +0300 Etik 2 https://www.evrensel.net/yazi/75781/etik-2 https://www.evrensel.net/yazi/75781/etik-2? Mimarlık alanımızın altyapı bileşenlerinin birbiriyle ilişkileri düzenlenmiş değildir. Doğru dürüst bir yapı üretme yöntemini bugün bile oluşturabilmiş değiliz. Bunun için daha çok çalışmaya, deneyime gereğimiz var. Bu yoldaki her türlü ilerlemenin, anamalcıların denetiminde olduğunu da unutmayalım. Asıl üretenler, taşeronlar, yükleniciye tam bağımlı olarak çalışabilmektedirler. Yüklenici onlar üzerinden kazancını artırmaktadır. Mimar, anamalcıların bir anlamda buyruğu altında çalışmaktadır. Tasarlama takımının kendi aralarındaki düzen de oturmuş değildir. İşe katılma düzenleri, sıraları bile değişebilmektedir. Onları bu yolda zorlayan; işverenlerin, kuralları- yasaları aşarak oldubittiler yaratma isteğidir. Bu nedenle mimarlık tasarımı daha bitmeden İnşaat Mühendisliği tasarımı yaptırılıp Uygulama başlatabilmektedir. Yükleniciye (müteahhide) gelince: - Yüklenicinin niteliği, denetimi yeterli değildir. - Gereçlerin nitelik yeterliği (yapım-üretim yöntemi-sağlamlık- sağlıklı..]]> Mon, 18 Jan 2016 05:00:04 +0300 Etik https://www.evrensel.net/yazi/75726/etik https://www.evrensel.net/yazi/75726/etik? Dilimizde iki sözcük var, eş kavram için kullanılan, biri “ahlaki” öteki “etik”… (Bu kavrama kendi dilimizde bir karşılık bulunmaması ilginç.) Ahlaki ya da etik kavramı ülkelere, toplumlara göre değişmektedir. Bu yüzden önce ülkemizin durumuna bakmak istiyorum. Yerelimiz, ülkemiz, toplumumuz, konuların uzmanlarına göre, - Dış borçlarıyla çıkmazdadır. - İnsanlarının yüzde ellisi açlık sınırındadır. - Uluslararası anamalcılara bağımlıdır. - Büyük çoğunluğu aydınlanmamıştır. - Azımsanmayacak bölümü aşiret sistemi içinde yaşamaktadır. Aşiret reislerinden kurtulamamıştır. Kimi yörelerdeki sorunlarımız bu gerçeğe bağlıdır. - Temel sorunumuz bana göre gelir dağılımının eşitsizliğidir. Daha yalın değimle açlık-tokluk çelişkisidir. - Bütün düzeyleriyle eğitim düzeni, amaçlı olarak bozulmuş, aydınlanma, neredeyse bilgilenme önlenmeğe çalışılmaktadır. Böyle bir ülkede kişisel ahlak olabildiğine önem kazanmaktadır. Her ülkede ahlak kavramı, çağımızda ülkelerarası uzaklıkların..]]> Mon, 11 Jan 2016 04:50:16 +0300 Umutluyum… https://www.evrensel.net/yazi/75675/umutluyum https://www.evrensel.net/yazi/75675/umutluyum? Sıkıldım yıkılmaz sanılan duvarlardan. Sıkıldım açılmaz sanılan kilitli kapılardan. Sıkıldım Yaşamları boyu söylemlerini değiştiremeyenlerden… Sıkıldım Yeni bir şey söylüyormuş gibi konuşanlardan… Sıkıldım Çok konuşup hiçbir şey söyleyemeyenlerden… Sıkıldım Yolları kapatanlardan… Sıkıldım Günü birlik yaşayanlardan… Sıkıldım Umutsuzluk saçanlardan… Ne denli sıkılırsam sıkılayım umutluyum, Başkalarından değil kendimizden… Umutluyum, hiç yitirmedim umudumu… Umutluyum, yeni yollar açanlardan… Umutluyum, yeniden yapraklanan ağaçlardan. Umutluyum, her günün erinde güneşe dönen yemyeşil küçücük yapraklardan. Umutluyum, portakaldan, zeytinden, ayvadan, elmadan… Umutluyum, akcamlarda her gün mavalları dinleseler de inanmayanlardan… Umutluyum, hep ileriye bakan güneşten… Umutluyum, boş vermeyenlerden… Umutluyum, genceciklerden… Umutluyum, hırsızların ortasında, hırsızlıklara bulaşmayanlardan… Umutluyum, günü birlik yaşamayı aşanlardan… Umutluyum, takı..]]> Mon, 04 Jan 2016 04:50:33 +0300 Azra Erhat 9 https://www.evrensel.net/yazi/75621/azra-erhat-9 https://www.evrensel.net/yazi/75621/azra-erhat-9? Benim tanıdığım pek çok aydın hep şu soruyu sordular: “Betiklerini ne yapıyorsun?” Kimileri belediye betikliğine bıraktı. Sandıklar içinde kaldı betikler. (Gördüğüm için yazıyorum…) Kimileri de üniversitelere bıraktılar. (Azra Erhat’ ın betikleri de Anadolu Üniversitesine bırakıldı, anlatmıştım. Kimler onlara ulaşabildi, ulaşabiliyor bilmiyorum.) Bildiğim, Sabahattin Eyüboğlu’ nun bir üniversitemize bağışlanmış, yurt dışında da ödüller almış belgesellerine, ancak bir dostun yardımıyla ulaşabildiğimdir. Bir tutar ödeyen herkes ulaşabilmeli oysa onlara. Sabahattin Eyüboğlu, bir yerlerde unutulsunlar diye yapmadı onları besbelli… Azra Erhat, “iki büyük ustam” derdi hep Sabahattin Eyüboğlu ile Halikarnas Balıkçısı için. Halikarnas Balıkçısı’ nın ona yazdığı betikleri yayınladı biliyorsunuz. Bunun ne büyük emek olduğunu bilen bilir. Gelecek kuşaklara sorumluluktan ötürü katlanılır buna… Sabahattin Eyüboğlu’ nun yazılarını da güncelerden, dergilerden toparlayıp yay..]]> Mon, 28 Dec 2015 04:50:03 +0300 Azra Erhat 8 https://www.evrensel.net/yazi/75572/azra-erhat-8 https://www.evrensel.net/yazi/75572/azra-erhat-8? (Azra Erhat’a betikler) Azra Erhat’ın, yaşamdan uçup giderken, her şeyini sevdikleri, yakınları, dostları arasında dağıttığını anlatmıştım. Ona yollanılan betikleri (mektupları), bunlardan kimilerine verdiği yanıtları da bana bırakmıştı. Bir biçimde değerlendirmemi istiyordu onları… Yayınlarsam da yayınlardım… Koca koca iki dosya tutuyordu betikler… Çok ilginç bir ad listesi oluşturuyorlardı… İsmet İnönü’ den Şevket Süreyya Aydemir’e, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ya… Birkaçı dışında çoğu elle yazılmışlardı betiklerin… Okunmaları çok kolay değildi... Hemen de yayınlanmamalıydılar bana göre… Bizim kuşağa bunun doğru olmayabileceği öğretilmişti… Aradan bir süre geçmeliydi… Devlet belgelikleri 30-50 yıl sonra açılırlar ya… İşte öyle… 30 yıl geçtiğinde düşünmeye başladım bu konu üzerinde. Bu arada yitirdiğimiz sevgili Talat Halman da, Cumhuriyet güncesinin Ankara ekinde, Azra Erhat’ın betiklerinin bana bırakıldığını yazdı. Artık yayınlamam gerekiyordu ona göre… Bende gecikmiş..]]> Mon, 21 Dec 2015 04:50:01 +0300 Azra Erhat 7 https://www.evrensel.net/yazi/75518/azra-erhat-7 https://www.evrensel.net/yazi/75518/azra-erhat-7? Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir’in dediği gibi, “Yunan Mucizesi” diye anlatılanların gerçekte ana kaynaklarının Batı Anadolu olduğuna inandı Azra Erhat da… Bu ışığı aktarma yolunda çalıştı o da… İşte buydu, ustalarından aldığı inançla Azra Erhat’ın yaptığı… (Yeri gelmişken duyurayım: Şadan Gökovalı, Halikarnas Balıkçısı’nın bütün yapıtlarını yeniden yayım için düzenledi. Bunlar Bilgi Yayınevi’nce yayımlandı… Edinip okumalısınız… Ayrı gayrı bilmeyen, eş paylaşımdan yana olan, insanı insanca seven, dilleri, dinleri aşan, yoğuran, halkından kopmamış bir insanı okuyacaksınız. Anadolu’muzu daha bir yakından duyumsatacak bu yapıtlar size, kuşkum yok…) Ancak bir gerçeği de görelim… Dilimizi bal arıları gibi işleyenlerin çalıştıkları alan yazık ki öylece duruyor. Evrensel Yayınları arasında yayımlanan “Akdenizli Ozanlar” yapıtımda da sözünü etmiştim… Eğri oturup doğru konuşalım, hem Batıyı, hem Doğuyu hem de bizi bilerek, Anadolu’muzun tarih öncesini, eskil çağını, öncesini sonr..]]> Mon, 14 Dec 2015 04:50:38 +0300 Azra Erhat- 6 https://www.evrensel.net/yazi/75463/azra-erhat-6 https://www.evrensel.net/yazi/75463/azra-erhat-6? Azra ana, Anadolu’nun eskil çağı üzerinde çalışanların, ören yeri bekçilerinin, müzecilerin “Azra anası”ydın oldum olası. Bu gün de öylesin… Bize yalnız coğrafyamızı değil, bir kültür vatanı da armağan ettiniz siz Anadolucular… Böyle bir tasarı, cumhuriyetimizin en önemli ürünlerinden biriydi bana göre. Ne olursa olsun arkasının geleceğine de inanıyorum. Çünkü artık koca bir bilim ordusu da çalışıyor bunun için. Bakma kimi aymazlara… Sevgili, can Azra ana, herkes, bu gün de senin ürünlerini kaynak olarak kullanıyor. Bu gün de alanında tek çalışma olan “Mitoloji Sözlüğü”nden bir alıntı, bir aktarım yapmadan edemiyorlar. Batı dillerinden değil de doğrudan özgün dilinden çevirmenin sonucu bu biraz da. Kendimizi kendimizin yorumlamasının sonucu bu… Ne demiştin Sappho çevirisi çalışmamız sırasında bir gün? “Biliyor musun, Sappho’yu dilimize çevirmek bütün öteki dillere çevirmekten daha kolay.” Troya savaşının bir yanının Anadolu olduğu, Anadolu’ların korumaya koştukları Troy..]]> Mon, 07 Dec 2015 04:50:43 +0300 Azra Erhat -5 https://www.evrensel.net/yazi/75407/azra-erhat-5 https://www.evrensel.net/yazi/75407/azra-erhat-5? Neydi onların “Mavi Yolculuk”ları? Yalnızca deniz miydi, yalnızca dinlence miydi, hele hele eğlence miydi? Adım adım, kıyın kıyın ülkemizi doğru dürüst tanıyıp, tanıtmak, değerlendirmek değil miydi? Kimilerini göçebelikten kurtarmak değil miydi? Bunu bir imece coşkusuyla yaşamak değil miydi? (Kimileri varsın inansınlar göçebe olduklarına. Ben değilim. Onlara şaşıyorum dersem beni kınamayın. Bin yılda bile göçebelikten kurtulamamak ne demek?) Bunu anlatmayı da Azra Erhat’a bırakmışlardı mavi yolcular. O da anlatmıştı… Son gezimizde tutkuyla çığlıklanışı bu gün de gözümün önünde. Nice bilinmedik yerler görüldü, bu gezilerde. Mağara diplerinde kiliseler bulduk. Ölçtük, çizdik, yayınladık, tanıttık… Adsız yerlere ad koyduk. Birçok yere küçük küçük nişanlar koyduk. Anıtçıklar, sevgi öpücükleri iliştirdik… Bugün Mavi Yolculuk dal budak saldı, çeşitlendi. Kimi istenmedik yerlere de çekildiler… Olsun… Sayısız insanımız, ülkelerinin bilmedikleri yerlerini gördüler. Tanıdılar, sev..]]> Mon, 30 Nov 2015 04:50:59 +0300 Azra Erhat 4 https://www.evrensel.net/yazi/75350/azra-erhat-4 https://www.evrensel.net/yazi/75350/azra-erhat-4? Azra Erhat, dışından bakarsanız, bir küçük serçeydi. Az yaklaşırsanız, dağlar, ovalar, denizler, eski yeni bütün çağlar… Bitip tükenmez bir erke… Bir güç… İnandığı yolun bütün yolcularına destek veren bir güç… Us almaz, bol kepçe yürek… Manda gönünden… Kabına sığmayan bir coşku… En kötü, en karamsar durumlarda bile, Balıkçı’nın (Halikarnas Balıkçısı – Cevat Şakir Kabaağaçlı ) dediği gibi, yağmurdan sonra, bulutların “cart” diye yırtılıp ortaya çıkıveren Akdeniz’in masmavi göğü gibi, her şeyi sevgiyle yaşamaya döndüren coşku… İnsanları sevgi yönetiminde birlikte olmaya çağıran, yılmayan bir çığlık. Bakın Mustafa Kemal ne demiş: “İnsanları mesut edecek yegane vasıta onları birbirlerine yaklaştırarak, onları birbirlerine sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir.” Azra Erhat düşünür, yazar, kaynakları çevirir, kısaca dolu dolu çalışırken bir sabır küpü olur. Yorulmaz… “Of yoruldum!” demez. İmece çalışmaları en çok sever… ..]]> Mon, 23 Nov 2015 05:00:29 +0300 Azra Erhat 3 https://www.evrensel.net/yazi/75302/azra-erhat-3 https://www.evrensel.net/yazi/75302/azra-erhat-3? (Bilisizleştirme- Kültür Kirlenmesi) 2002 yılının başlarında dokuz- on arkadaş kültür “emperyalizmine” karşı bir girişim başlattık ya… Bu kuşatmanın yalnızca Türkiye’ de olduğunu sanmıyorduk elbette… Her yerde sorun buydu… Şimdi de en büyük sorunlardan biri bu… Örnekleyeyim: Puşkin’ in yüzüncü ölüm yıldönümünde, 1979 da çağrılı olarak Rusya’ ya Edip Cansever’ le birlikte gitmiştik. Bir gün izlence gereği, tüm çağrılıları, Puşkin’in ölümcül yara aldığı düellonun yapıldığı yere götürdüler. Olayın geçtiği yeri yaşayalım, o günü imgelemimizde canlandıralım isteniyordu sanırım. İkişerli üçerli dağılmıştık koruluğun içinde. Sessizdik, düşünüyorduk… On beş yirmi dakika geçince Hindistan’ dan gelen bir ozanla bir yazın bilimcisi bana yaklaşıp sordular: “Düello ne zaman yapılacak?” (Öp babanın elini!) İçimden güldüm, belli etmedim… Şaşırmadım da… Puşkin’in düelloyu yüz yıl önce yaptığını anlattım. Bir başka örnek: 2002 yılında, TYS (Türkiye Yazarlar Sendikası) ..]]> Mon, 16 Nov 2015 05:00:15 +0300 Azra Erhat 2 https://www.evrensel.net/yazi/75254/azra-erhat-2 https://www.evrensel.net/yazi/75254/azra-erhat-2? Azra Erhat, 1915 yılının haziran ayının altıncı günü İstanbul’da doğmuş. Babasının işi nedeniyle ilk, orta öğrenimini Brüksel’de yapmış. Liseden sonra Türkiye’ye dönmüş. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Fakültesi’nin Klasik Filoloji bölümünü 1939 da bitirmiş. Hemen bölümdeki profesörü Rhode’nin asistanı olmuş. 1946 da da doçent… 1947 de, Ankara Üniversitesinde kaynatılan cadı kazanı sonucu, solcularla eş dost oluşu, üstelik Türk vatandaşı olmayan Sabo ile evliliği nedeniyle sokağa atılıvermiş. İşsiz kalmış… Yeryüzünün en önemli halkbilimcilerinden Pertev N. Boratav, sonradan Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı olan Behice Boran, yurdumuzun yetiştirdiği en önemli bilim adamlarından Niyazi- Mediha Berkes, Adnan Cemgil ile birlikte… İşlerini en iyi yolda yapan bu kişiler, sözüm ona “ulusçu” ların yalan tanıklıklarıyla, solculukla suçlandılar. Azra bu kişilerin yakın dostları idi. Dedim ya, bir yabancı uyrukluyla evliydi üstelik… 1956 ya dek, Yeni İstanbul, Vatan, güncelerinde, sonr..]]> Mon, 09 Nov 2015 05:00:02 +0300 Azra Erhat(Doğumunun yüzüncü yılı nedeniyle) https://www.evrensel.net/yazi/75209/azra-erhat-dogumunun-yuzuncu-yili-nedeniyle https://www.evrensel.net/yazi/75209/azra-erhat-dogumunun-yuzuncu-yili-nedeniyle? Bu yıl Azra Erhat’ın 100'üncü yıl dönümü… (Onunla ilgili iki betik yayınladım. Birincisi iki cilt olan iki betik, Arkeoloji ve Sanat yayınları arasında yayınlanacaklar.) Onu bir daha anımsatmak için, önceleri onun üzerine yaptığım bir konuşmayı da yazıya döktüm. İşte o yazıyı (konuşmayı) yeniden gözden geçirip bir de sizinle paylaşmak istedim. Çoğumuz, kendimizi ne sanıyorsak, yinelemekten korkuyoruz. Oysa bir yöneticinin bana söylediği gibi, kimi konularda yinelemeyi bilmemiz gerekiyor. Hele belleklerle uğraşılan, bir çok değerimizin unutturulmağa çalışıldığı son yıllarda… Önceki yıllarda yeterince yinelemeyi beceremedik belki. Bu gün bulunduğumuz durumda bunun da payı var diye düşünüyorum. Yaklaşık otuz yıl oldu yanılmıyorsam… Ankara’dan bir ünlü üniversiteden çağrı aldım. Cumhuriyet döneminin kültür politikaları üzerine bir konuşma istiyorlardı. Gittim, konuşmayı yaptım. ”Anadoluculuk” dan da söz ettim. “Kadro” cuları anlattığım gibi konuşmamın bir yerinde… İnsancı..]]> Mon, 02 Nov 2015 05:00:44 +0300 Hırsız Ali https://www.evrensel.net/yazi/75162/hirsiz-ali https://www.evrensel.net/yazi/75162/hirsiz-ali? Bu gün size çocukluğumdan kalma bir masalı aktararak başlamak istiyorum. Usumda kaldığınca şöyleydi: Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir Hırsız Ali varmış. Hırsız Ali her şeyden çok seviyormuş hırsızlığı. Bu onun yaşama biçimiymiş. Giderek yaşama nedeniymiş… Bir gün yasalar öyle sıkılaşmış ki, üstelik bu işi yapanlar öyle sıkı izlenmeğe başlamış ki… Ali hırsızlık yapamaz olmuş. Hastalanmış… Evden dışarı çıkamaz olmuş… Ne yapılmış edilmişse iyileştirilememiş… Durumu anlayan komşusu, “Siz onu bana bırakın” demiş. Hemen o gün karısına bir tepsi baklava yaptırmış. Hava kararınca baklava tepsisini kendi damına çıkarıp bırakmış. Ali onu izliyormuş. Karanlıktan yararlanarak, kendi evinin damından komşusunun damına geçip görünmeden tepsiyi çalmış. Bu böyle sürdükçe de Hırsız Ali gün günden iyileşmiş. Masal bu ya… Hepsi eş sonuç verir mi? Kim bilir? Siz kimi koşutlukları düşünün yeter… Kimileriniz, “Huylu huyundan cayar mı?” diyebilirsini..]]> Mon, 26 Oct 2015 04:50:45 +0300 Eğitim eğitim eğitim https://www.evrensel.net/yazi/75113/egitim-egitim-egitim https://www.evrensel.net/yazi/75113/egitim-egitim-egitim? Aziz Sancar’ın uluslararası düzeyde bir ödül alması kimilerinin yüzüne bir tokat gibiydi. Bunun her yönden bilincinde olduğu da daha ilk tepkilerinde belliydi: “Beni Cumhuriyet Türkiye’si yetiştirdi.” demiyor muydu? (Sayın Aziz Sancar’ ın durumunu kendi ailem içinde de yaşadım. Kendilerine olanak tanınmadığı için yurt dışına çıkan yakınlarımdan…) Sancar’ ın etnik ayrımlara düşmeden, Cumhuriyetimizin altını çizmesi elbette “kadir bilirlilik”. Cumhuriyetin kuruluşunda etnik bir ayrım yapılmaması, vatanımızın kurtuluşu için canını ortaya koyanların arasında böyle bir ayrıma düşülmemesi elbette çok anlamlı… Kimileri, 21. yy da bu ayrımlara nasıl düşürüldü? Bunun üzerinde düşünmek şu günlerde en önemlisi. Benim için sorumun karşılığı EĞİTİM’ dir. Benim doğduğum yer, bu gün ” büyük kent” diye bilinen, Atatürk’ün deyimiyle büyük bir köy idi. Cumhuriyet bu köyde örgünüyle, yaygınıyla önce eğitimi ele almıştı. Bölge ölçeği göz önüne alınarak seçilmişti “koca mektep”in y..]]> Mon, 19 Oct 2015 04:50:21 +0300 Dost dost dost dost https://www.evrensel.net/yazi/75068/dost-dost-dost-dost https://www.evrensel.net/yazi/75068/dost-dost-dost-dost? 1976 da yazdığım, “Amerika Amerika Katlar Savaşı” çalışmam bir güncede dizi olarak yayınlanmıştı o günlerde. Şimdi betik olarak da yayınlamam isteniyor. Günlerdir onun düzeltmeleriyle uğraşıyorum. O yapıtımda Yaşar Kemal ile birlikte, Amerika’da çağrılı olarak katıldığım bir toplantıyı aktarıyorum. Toplantının konusu “Yakın Doğu Yazını” idi. Benim Amerika’ya ilk gidişimdi. Bu ilk gidişin izlenimlerini de aktarıyordum. Bu çalışmamdan iki küçük alıntı yapacağım. Amerika’daki toplantıların birinde, sırası geldiğinde, Yaşar Kemal şunları söyledi: “Ben istiyorum ki, yazdıklarımı okuyan bir başka insanı sömürmesin.” “Ben istiyorum ki, beni okuyan insan bir başka insanı öldürmesin.” “Ben istiyorum ki, beni okuyan insanın içinden sevmek gelsin, türkü söylemek gelsin.” Bu sözlerin altına adını yazmayacak bir yazarımızın olduğuna inanmıyorum. Sözünü ettiğim yapıtımın bir başka yerindeki sözlerimi de almak istiyorum buraya: “Hırsızlığın yetenek sayılmayacağı, çirkefliğin, yüzsüzlüğün ..]]> Mon, 12 Oct 2015 04:50:33 +0300 Kültürümüz kimliğimiz -10- https://www.evrensel.net/yazi/75022/kulturumuz-kimligimiz-10 https://www.evrensel.net/yazi/75022/kulturumuz-kimligimiz-10? Bu konu bir "dizi" gibi oldu. Eskiler bunu "pehlivan tefrikası" olarak nitelerlerdi. (Kimi güncelerde kimi yazarlar, pehlivan güreşlerini anlatırlardı. Her gün köşelerinde yayınlanan bu anlatıları uzattıkça uzatırlardı. Bu yüzden birisi sözü ya da yazıyı gereksiz yere uzattı mı "pehlivan tefrikası" gibi denirdi.) Bu yazının bir dizi gibi uzaması gerekiyordu. Çünkü konumuzda öyle ön yargılar oluşmuş ki, düzeltmek zor… Hele bu durumdan yararlananların çoğaldığı bir evre de bu daha da zor. Konunun bir yerinde aralık bıraktınız mı, hemen çarpıtılmış yorumlarıyla işleri bulandırıveriyorlar. Gene de yalnızca önemli gördüğüm kimi yanlışların altını çizmekle yetindim. Konuyu, "onarım" konusunda düşündüklerimi de aktararak bitireceğim. Özellikle son yıllarda onarıyoruz derken bir- iki yüzyıllık evlerimizi yenileştiriveriyorlar. Bunu yalnız biz yapmıyoruz. Örneğin Japonya'da ünlü Kyoto sarayının kimi parçaları yıldan yıla değiştiriliyor. Bu n..]]> Mon, 05 Oct 2015 04:50:03 +0300 Kültürümüz - kimliğimiz - 9 https://www.evrensel.net/yazi/74972/kulturumuz-kimligimiz-9 https://www.evrensel.net/yazi/74972/kulturumuz-kimligimiz-9? “Defineci” denilen, gözleri yalnızca para gören kişiler için Batılılar gerçek bir “Pazar” oluşturuyorlar. Satın alan Batılı daha kolay taşıyabilsin diye, daha önce de yazdığım gibi, Büyük kitleler üzerine işlenmiş olanların sırtlarını kesip parçalayanlar bile var. Ülkemizde yaratılmış kültürlerin ürünlerini ortamından koparanlar, onları satın alanlar ne yaptıklarını bilmiyorlar mı? Hele hele onları öksüz öksüz “müze” dedikleri depolara kapatanlar… Elbette biliyorlar ne yaptıklarını… Her şey yerinde görülmeli diyenler onlar değil mi? Yeryüzü kültürüne bu kötülükleri yapanlar neden bizden daha çok sahip çıksınlar onlara… (Ayrıca, yaptığından utanıp kendiliğinden geri yollayanlar bile var. Ne yaptıklarını biliyorlar deyişim boşuna değil…) Biz – kendini göçer sananlar bile en azından bin yıldır- buralıyız. Bu kültür kazanının içindeyiz. Sabahattin Eyüboğlu’ nun deyişiyle, bu kazanın içinde eriyen de biziz eriten de… Ülkemizde korunacak ne varsa, onları korumak başkalarından önce b..]]> Mon, 28 Sep 2015 04:52:30 +0300 Kültürümüz-Kimliğimiz -8 https://www.evrensel.net/yazi/74927/kulturumuz-kimligimiz-8 https://www.evrensel.net/yazi/74927/kulturumuz-kimligimiz-8? İçinizde geçmişle ilgili anlattıklarımı yadırgayanlar olmuştur belki. Oysa temel sorunlarımızdan biri bu… Sanki canlı müze olan yurdumuza, şöyle ya da böyle el koymağa kalkışıyorlar Bizim içine doğduğumuz bu kültüre kendilerini bağlamağa çalışanlar, onlara bizden daha çok "sahip" çıkmağa çalışıyorlar. Peki, biz kendimizi hala neden göçebe sayıyoruz? Bin yıl önce buraya gelenler, neden göçebelikten kurtulamamışlar bin yılda? Yoksa göçebelik bir siyasa sonucu mu dayatılmış Anadolu halkına? Her şeyin elinden alınması için mi? Yaklaşık yüz yıl önce, bilmem kaç yüzyıl iç içe yaşamış Rumlarla bizi birbirimize düşürmeleri neden? Neredeyse yüreğimize dayamışlardı hançerlerini İngiliz desteği ile… Osmanlı bile, onlarla birlikte, Anadolu'yu kurtarmağa çalışanlara karşı elinden ne gelirse yapmadı mı? Ya şimdi, Kürt kardeşlerimizle aramızı, bütün iki yüzlülükleriyle bozmağa neden çalışıyorlar? Kardeşleri birbirine düşürmenin bütün yollarını deneyerek… Neden bizi göçebe gösterm..]]> Mon, 21 Sep 2015 05:00:26 +0300 Kültürümüz-Kimliğimiz -7 https://www.evrensel.net/yazi/74877/kulturumuz-kimligimiz-7 https://www.evrensel.net/yazi/74877/kulturumuz-kimligimiz-7? Koruma olgusu, yazdım ya daha önce, ancak tanımanın, sevmenin, benimsemenin ardından gelir. Büyük annenizin ya da dedenizin resmini saklamanız, korumanız gibi... Koruma ancak bütünün içinde doğru yere oturur. Yerinde, çağının koşulları bilinerek, başarılı olabilir. Korunacak şey, yerinden sökülüp bir başka coğrafyaya götürüldüğünde, orada nasıl korunursa korunsun buna koruma denemez. Dense dense, önce hırsızlık, sonra “depolama” denir. Saklandığı yere de kırk haramiler deposu denilebilir. Londra’daki British Museum ( İngiliz Müzesi), Paris’teki Louvre Müzesi, Viyana’daki, Amerika’daki başka müzeler ancak böyle adlandırılabilir. Halikarnas Balıkçısı’nın öyküsünü bilirsiniz. Balıkçı, bir gün oturup British Museum’un yetkililerine mektup yazmış. Anlamca şöyle bir şeyler: “Mozoleum (Bodrum’daki anıt gömüt) Batı Anadolu’nun iklimi, buranın mavi göğü altında, ona uyumlu yaratılmıştır. Onu geri getirin!” British Museum’ un pişkin yöneticileri yanıt vermişler: “Verdiği..]]> Mon, 14 Sep 2015 05:00:05 +0300 Kültürümüz – kimliğimiz -6- https://www.evrensel.net/yazi/74827/kulturumuz-kimligimiz-6 https://www.evrensel.net/yazi/74827/kulturumuz-kimligimiz-6? Korumanın önemi birden anlaşılamıyor. Önce tanımak, sonra sevmek gerekiyor. Ancak ondan sonra korumak istiyor kişi sevdiğini… İster bir taş olsun ister, bir betik… Ya da koskoca bir tapınak… Bir örnek daha anlatmak istiyorum size: Biliyorsunuz sanırım, ben Denizliliyim. Denizli geçmişte kent gibi kentmiş. Bir yerleşmeyi kent yapan bütün donanımları tamammış. Ben diyeyim yüzlerce, siz anlayın binlerce kişiyi bir araya getiren hem de iki tiyatrosu varmış. Bir de Türkiye'dekilerin en büyüğü olan stadyumu… Tapınaklar, hamamlar, pazar yerleri, uzaklardan çift boruyla getirdikleri sular için çeşmeler, bütün evlere su dağıtan düzenek, pis suları alıp götüren, içinde iki kişinin kol kola yürüyebileceği kanallar… Daha neler neler… Masal anlatır gibiyim değil mi? Ancak Denizlililerin çoğunluğu, neredeyse tümü bunlardan bilgisizdi… Kimileri bir nenler anlatıyordu topraklarla örtülü Laodikya üzerine, işte hepsi bu… Yıllar yılı orada kazı yapılmalı der dururdum… Ünlü arkeologlara..]]> Mon, 07 Sep 2015 04:50:21 +0300 Kültürümüz - kimliğimiz - 5 https://www.evrensel.net/yazi/74783/kulturumuz-kimligimiz-5 https://www.evrensel.net/yazi/74783/kulturumuz-kimligimiz-5? Son yazım şu soruyla bitmişti: “Bu günkü camiler Sinan’ a eklenebilir mi?” Bundan on- on beş yıl önce, belki daha da önce, bir TV kanalı bana sormuştu: “Bu gün yapılan camiler üzerine ne düşünüyorsunuz? Sorularını bir soru ile yanıtlamıştım: “Sinan uyansa, bu yapıları görse, bire zındıklar dört yüz yıl önce bıraktığım yerde mi otluyorsunuz hâlâ; bir milimetre ilerlemediniz mi? Diyerek bir Osmanlı tokadı aşk etse haksız olur mu?” Yayınladılar… Hem de birkaç kez yanılmıyorsam… Buraya dek gelince bir özet daha yapmalıyım: · Troya, bize, Anadolu’yu hep birlikte savunanları doğru anlamamızı söylüyor. · Etnik kökenler yeterli doğrulukta olmayabilirler (Bugün Anadolu’da genleri Orta Asya’ya bağlananlar yüzde 3, Balkanlara bağlananlar yüzde 30-40 imiş. (Cumhuriyet Bilim Teknik) · Homer, Troya savaşından 400 yıl sonra yazdığı İlyada- Odise ile insanlığın ortak dilini oluşturmuştur. Bu bir kırılma noktasıdır. · 400 yıl sonra Helence’ye aktaranları..]]> Mon, 31 Aug 2015 04:55:47 +0300 Kültürümüz-Kimliğimiz -4 https://www.evrensel.net/yazi/74733/kulturumuz-kimligimiz-4 https://www.evrensel.net/yazi/74733/kulturumuz-kimligimiz-4? İnsan kentte oturup kalkmayı öğrenir. Orada da öğrenemeyene, “Bundan başka İstanbul yok!” denir. Denizli deyimiyle, “pazarda adam ağzı” görür. Kentli gibi davranmayana, “Sen pazarda adam ağzı görmedin mi?” denir. Bütün bunlar için insanın insan içinde olması gerekir. İnsanın insan içinde olabilmesi, iklime bağlıdır. Kent kurulacak yerin ikliminin seçilmesi bu nedenle önemlidir. Büyük uygarlıkların Akdeniz çevresinde yaratılmış olması elbette rastlantı değildir. Burada insanlar, yılın en azından on ayı, açık havada bir araya gelebilirlerdi. Ayrıca, çağımızın kenti, her çağdakinden daha çok buluşturmalı insanı insanla. Merhabalaştırmalı! (Merhabanın anlamı, “Benden sana zarar gelmez!” demekmiş.) Her çağdakinden daha çok demokrasi, özgürlük, denge getirmeli kent… İkiyüzlü Batı, “teknoloji” ile bunu sağlayamıyor. Prien' de tasarda, adalarda (imar adalarında) parseller eşitti, eş konumluydular. Doğru yönlendirilmişlerdi… Prien bir Apollon kentiydi. Anadolulu bu tanrı, us..]]> Mon, 24 Aug 2015 05:00:08 +0300 Kültürümüz-kimliğimiz -3- https://www.evrensel.net/yazi/74679/kulturumuz-kimligimiz-3 https://www.evrensel.net/yazi/74679/kulturumuz-kimligimiz-3? Bundan önceki iki yazımda anlattıklarımın özeti, bizi birbirimize bağlayanın Anadolu kültürü, kimliği olduğudur. Bunun böyle olduğunu Güre köylülerimle yaşadığım iki deney gösterdi bana. O günlerin belediye başkanı sayın Kamil Saka'nın anlayışı, yardımıyla Bergama'ya götürdüm köylülerimi. Tepedeki eskil kenti (Akropol) sonra da müzeyi gezdirdikten sonra yetmişlik bir köylümü duvarın dibine oturmuş başını döverken gördüm: - Ne oldu, bir şey mi var? - Nah bu kafa… Bize bunları anlatmalılardı… Bilisiz Kaldık… Asos'a da götürdüm onları. Agorayı (çarşı) senatoyu, tiyatroyu, bütün öteki donanımları gösterdikten sonra sordum, bu kentte kaç kişi yaşamış olabilir? 30-40.000 dediler. Yalnızca 3500 kişi olduğunu öğrendiklerinde, dönüşte köyde bir tiyatro yapmaya usları yattı. Hep birlikte yaptık tiyatroyu, belediyenin bahçesine. Bütün düğünler tiyatroda yapıldı daha sonra. Genco Erkal, Haldun Dormen, Altan Erkekli, Nejat Uygur, Timur Selçuk, Arif Sağ, Tolga Çandar… Daha kimler ..]]> Mon, 17 Aug 2015 05:00:01 +0300 Kültürümüz kimliğimiz (2) https://www.evrensel.net/yazi/74635/kulturumuz-kimligimiz-2 https://www.evrensel.net/yazi/74635/kulturumuz-kimligimiz-2? 1930’ların başlarında Mustafa Kemal bir yurt gezisinde, Konya’ dadır. Oradan Başbakan İnönü’ye bir telgraf çeker. Bu telgraf anlamca şöyledir: Atalarımızın yapıtlarını örene dönmüş gördüm. Avrupa’ya yollayacağımız öğrencilerden kimilerini arkeolojiye yönlendirelim. Dönünce onları doçent yapalım. ders versinler. Öğrenci yetiştirsinler. Tarihsel alanlarımızın kazılarını kendi arkeologlarımız yapsınlar. Bugün benim kuşağımın arkeologları o günün doçentlerinin, Mustafa Kemal’in sözünü ettiği kişilerin öğrencileridir. Hititlerle ilgili kazılar da onun isteğiyle başlar. Bir anlamda Anadolu’nun Hitit döneminin arşivine ulaşırız. Bu güne dek gelen kimi yiyeceklerimizin, alışkanlıklarımızın kökenlerini de öğreniriz böylece… Kısacası 1930’ların ortalarında Hititleri tanımağa başladık. 1960 ların ortalarında da “Göbeklitepe’yi biz ve tüm dünya ancak öğrendik. Oysa Göbeklitepe günümüzden 12 000 yıl öncesindendi. Gene 1960’ların başlarında yeryüzündeki (bugünkü bilgilerimize göre) ..]]> Mon, 10 Aug 2015 04:50:29 +0300 Kültürümüz kimliğimiz https://www.evrensel.net/yazi/74587/kulturumuz-kimligimiz https://www.evrensel.net/yazi/74587/kulturumuz-kimligimiz? Muğla'nın Akyaka’sına çağrılıydım.Çağıran TMMOB Şehir Plancıları Odası idi. “Planlama Öğrencileri Yaz Eğitim Kampı 2015” etkinliğinde bir konuşma yapmamı istiyorlardı.Benden istenen konu, KÜLTÜR BAĞLAMINDA KENT KİMLİĞİ / KORUMA POLİTİKALARI idi. Bunu bir de siz okuyucularımla paylaşmayı istedim. İçinde kimi yinelemeler olsa da bu konuyu bir de böyle derli toplu, resimleriyle size sunmak doğru olabilir diye düşündüm. Felsefecimiz Nusret Hızır, kısaca “Kültür, yaşamı olanaklandırmaktır.” diyordu. Bedri Rahmi Eyüboğlu soruyordu önce, “Paris’tesin… Cebinde elli frangın var. Karnın aç. Sinemaya mı gidersin, müzeye mi, küçük bir tıpkı basım mı alırsın, karnını mı doyurursun ?" Ardından eklerdi, “İşte bu yaptığın senin kültüründür.” Sinan’ın Selimiye Camisinin koruma duvarının kuzey doğu köşesine (başlığıyla birlikte) özenle yerleştirdiği eskil kolon, Sinan'ın yaşam kültürüdür. Onun bunu yapmasına izin verenlerin de… Düşünün, Sinan böylece nelere sahip ç..]]> Mon, 03 Aug 2015 04:50:00 +0300 Yarısı tam doyunamayan ülkede ölü yatırım https://www.evrensel.net/yazi/74548/yarisi-tam-doyunamayan-ulkede-olu-yatirim https://www.evrensel.net/yazi/74548/yarisi-tam-doyunamayan-ulkede-olu-yatirim? “Kentsel Dönüşüm”ün Kadıköy örneğine, gelin bir de daha geniş çerçeveden bakalım… Yapı yatırımları, iyi ölçülendirilmezse, ölü yatırımdır. Yüksek öğrenim çağlarından beri böyle düşünürüm. Hani benim yaşlarımdakiler hep deriz ya: “Biz savaş yıllarının çocuklarıyız…” Ekmeği karneyle yedik. (Bana bir türlü yetmezdi.) Gaz kısıtlı olduğu için lambayı erkenden söndürürdük. Karneyle verilen Amerikan bezinden don gömleği annemiz dikerdi. “Yerli Mallar Haftası” yapılırdı o yıllarda… Bu yazıya oturmadan önce kopardığım, Saatli Maarif Takvimi’ nin 12 Temmuz günlü yaprağında ne yazıyor bakın: “DİNİ ÖĞÜTLER: İsraf, fazla yemek ve içmek ve aşırı giyinip gezmek gibi hususlarda belirli dereceyi aşmak haramdır. Haram; fertlerin ve cemiyetlerin yıkılmasına sebeptir.” (Bunu asıl okuması gerekenleri artık hepimiz biliyoruz değil mi?) Bize, “israf”ın haram olduğu öğretildi en azından. Mimarlığımda da, tüm tasarlama çalışmalarımda da davranışım böyleydi… Bütün bu anlattıklarımdan ötürü “konut”..]]> Mon, 27 Jul 2015 05:00:24 +0300 Komşu komşu… https://www.evrensel.net/yazi/74499/komsu-komsu https://www.evrensel.net/yazi/74499/komsu-komsu? Bir örnek olarak, Kadıköy’ deki “Kentsel Dönüşüm”ü anlattım bundan önceki iki yazımda. Daha çok bu olgunun fiziksel yanlarına şöyle bir dokundum. Ayrıca, sosyal- kültürel donanımlarda, oturanların sayısına oranla üçte bir, üçte iki azalma olacağını sanırım anlatabildim. Daha az nitelikli bir ortamda yaşayacaklar Kadıköylüler. Çocukları da öyle büyüyecekler. Ya çevresiyle kişi arasındaki ilişkiler ne olacak? Bunu sorduğunuzu duyar gibiyim. Kişinin çevresiyle, ortamıyla ilişkiler içinde olması, oradan bir şeyler alıp vermesi doğal değil mi? Kimi bölgelerimizde, “Pazarda adam ağzı görmedin mi?” demezler mi, toplum içinde uygunsuz davranan kişiye? Ama bundan da ötedir çevremizle ilişkimiz… Bakkalımız, kasabımız, fırıncımız, kahvecimizle, komşularımızla bir ilişki çemberimiz vardır. Oturduğumuz semtte hemen her gün selamlaştığımız kişiler vardır. En azından, “Merhaba, nasılsın (ya da nasılsınız)? deriz onlara. Taşındığımızda bütün bu ilişkilerden kopmaz mı..]]> Mon, 20 Jul 2015 04:50:17 +0300 İki göç bir yangın... https://www.evrensel.net/yazi/74457/iki-goc-bir-yangin https://www.evrensel.net/yazi/74457/iki-goc-bir-yangin? “Elli yılık yuvam benim burası… Elli yıllık birikimim bu evde… Birikim dediysem para pul değil… Beyin, beğeni üretimim… Bana armağan edilen, ya da sergilerden aldığım sulu boyalar, yağlı boyalar, grafikler, desenler… Benim kuşağımın bütün sanatçıları duvarlarımda. Onları nasıl özene bezene yerleştirdim kimseler bilemez. Bütün yaşamımın özeti bu ev… Nasıl göçerim bu evden? Bütün sevdiğim çiçekler, bana armağan edilenleri bir yana koy, kendi elimle yetiştirdiğim çiçekler… Bak balkonu nasıl doldurdular… Anadolu’dan, yurt dışından aldığım, benim için birbirinden değerli nesneler, dolaplarda, raflarda… Şimdi nasıl toparlayacağım onları? Nasıl taşınacağız buradan? Kilimlerim, halılarım… Belki 2-3-4 yıl görmeyeceğim kimilerini… Bir yerlere kapatacağım onları… Nasıl ayrılacağım onlardan? Yarım yüzyıldır birlikteyiz onlarla… Bütün dostlarım, sanatçılar gülümsediler şunca yıldır duvarlarımdan…” Ünlü sanatçı bir dost bunları söyleyen… Kızarmış gözleri dolu dolu… Ha boşaldı ..]]> Mon, 13 Jul 2015 04:53:54 +0300 Kadıköy’de kazanan kim? (Küçük Amerika) https://www.evrensel.net/yazi/74404/kadikoyde-kazanan-kim-kucuk-amerika https://www.evrensel.net/yazi/74404/kadikoyde-kazanan-kim-kucuk-amerika? Kadıköy'ü anlatıyordum… Kadıköy üzerinden anlatmağa çalışıyordum olanı biteni… "Kentsel Dönüşüm" denilen olayın gerçeğini… Kadıköy yalnızca bir örnek… Kentsel Dönüşüm diye, örneğin Bursa' da, onun ölçeğindeki dokunun içine otuz katlı gökdelen topluluğunu diken TOKİ, ne yaptığının ayrımındaydı elbette. Amaç yalnızca para olunca… Anadolu' muzun bütün kentlerinde, 4-5 katlı olsalar da, yaşama kültürümüzle ilgisi var mı TOKİ' nin yaptıklarının? Yoksa insanlarımıza, daha sağlıklı, daha dengeli bir yaşama kültürü mü öneriyorlar? Konuyu genişletmeden Kadıköy örneğine döneyim… Benim çocukluğumun, giderek gençliğimin Kadıköy' ünü bilir misiniz? Her yanı açık tramvaydan, yeşil doku içine yerleşmiş köşklere bakmaya doyamazdınız. Böyle şeyler söylemeye başlayınca duygusallığa veriyorlar. Öyle değil… Bir yerleşmenin havası, suyu, toprağı temiz, yeşili yeterli olmalı elbette… Kent tasarımcıları bir yerleşmeyi tasarlarken bu konularda belirli ölçütleri uygularlar. Üstel..]]> Mon, 06 Jul 2015 04:50:08 +0300 Küçük Amerika katlar savaşı https://www.evrensel.net/yazi/74357/kucuk-amerika-katlar-savasi https://www.evrensel.net/yazi/74357/kucuk-amerika-katlar-savasi? İlk kez kırk yıl önce New York’a gitmiştim. Orta Doğu Yazını toplantısına çağırılmıştım. Yaşar Kemal, Ülkü Tamer ile birlikte… Dönüşümde izlenimlerimi yazmıştım: “Amerika Amerika Katlar Savaşı” Yazı işlerini Demirtaş Ceyhun’un yönettiği, İsmail Cem’in “Politika” güncesinde… New York’un caddelerinde, bodrum katta dolaşıyorum duygusundaydım. Gök çok uzaklarda, ta tepelerde gri bir çizgiydi. İstanbul’da, Büyükdere caddesinde çalışanlar, kısa süre sonra bunu duyumsayacaklar. Güneş bile gökdelenlerin arasından geçip gelemeyecek onlara… “Tarihi Yarımada’yı” şimdilik koruyabildik gibi görünüyor. Zeytinburnu’daki üç gökdelenin Sultanahmet’in siluetine karışmasından sonra ne olacağı anlaşıldı azıcık sanırım. Ders alındı mı? Bir şey yapıldı mı? Bunları yazışımın asıl nedeni Kadıköy’ deki “dönüşüm” dedikleri kepazelik… Hepimizin gözü önünde geçiyor olay… Orada oturanlar da bir şey yapamıyorlar. Yasalarla elleri kolları bağlanmış… Bunun böyle olmasını istemeyenler de, d..]]> Mon, 29 Jun 2015 05:00:41 +0300 Eğitim https://www.evrensel.net/yazi/74309/egitim https://www.evrensel.net/yazi/74309/egitim? Eğitim, eğitim, eğitim… Kırk yıldır mı desem, elli yıldır mı, yineliyorum: EĞİTİM… Son yıllara dek hep şöyle yanıtlanıyorum: Çok uzun süre ister! Uslarına göre öyle yollar bulunmalıydı ki, uzun eğitim yıllarına gerek kalmadan toplumun düzeyi yükseltilmeliydi. Oldu mu? Hiç olmadı! Bugün de hiçbir şey yolunda gitmiyor bu konuda… Düşünsenize, 4+4+4 deki hangi dörtten umut var? Çocuğunuzu, sizin istediğiniz gibi değil, bilisizlerin istedikleri gibi yetiştiriyorlar. Kendilerini aşmayacak ya çocukları… Üniversite ise tam anlamıyla sarpa sarmış durumda. Bunu bilmelerine, içinde yaşamalarına karşın, böylece sürüp gitmesine göz yumanlarda da hiç suç yok mu? Bütün üniversitelerimizde çok büyük, ölçeksiz camiler yapıldı, yapılıyor. Bunu doğru bulmayanlar da yalnızca yakınıyorlar. Korkuyoruz demiyorlar da “mahalle baskısı” diyorlar. Bugünkü eğitim uygulamalarıyla, Cumhuriyetin tüm kazanımları tersine döndürülüyor. Epey yol aldılar bu konuda… Ya da en azından öyle sanı..]]> Mon, 22 Jun 2015 04:50:46 +0300 Azra Erhat 100 yaşında https://www.evrensel.net/yazi/74257/azra-erhat-100-yasinda https://www.evrensel.net/yazi/74257/azra-erhat-100-yasinda? 4 Haziran Azra Erhat’ ın yüzüncü doğum günüydü. Bir önemli güncemiz benimle bir konuşma yapmak istedi. Olumladım. Güzel biçimde de yayımlandı 4 Haziran günü… Beni şaşırtacak denli arayan oldu o gün. Çok kimse sevindiklerini dile getirdiler. Neden biliyor musunuz? Çünkü toplumumuzun kültür düzeyi, kimi önemli kültür insanlarımızı tanımayacak denli düşük. Gerçekten kültürlü insanlar, bu türlü insanların anımsatılmasından sevinç duyuyorlar. Kimi kültür insanlarımız da unutturulmak isteni-yor. İnanmazsanız, üşenmezseniz, 4 Haziran günlü güncelere bir bakın. Bakalım hangileri söz etmişler Azra Erhat’tan? Kendi başıma gelen bir olgudan ötürü bunları yazışım. Bundan 10-15 yıl önce Ankara’ da bir üniversite-mizden çağrı aldım. Cumhuriyet dönemindeki kültür izlencelerinden öğrencilere söz etmemi istiyorlardı… Konuşmamın içinde yeri geldiğinde “Anadoluculuk” tan söz ettim. Halikarnas Balıkçısı’ndan (Cevat Şakir Kabaağaçlı), Sabahattin Eyüboğlu’dan, Azra Er- hat’tan, Vedat Günyol’dan…..]]> Mon, 15 Jun 2015 04:50:11 +0300 Uzak durun savaş çıkarıcılardan https://www.evrensel.net/yazi/74208/uzak-durun-savas-cikaricilardan https://www.evrensel.net/yazi/74208/uzak-durun-savas-cikaricilardan? Neredeyse kendimi bildiğimden beri, savaş görmediğim için, bunu sağlayanlar sağ olsunlar, var olsunlar diye düşündüm. Hele ikinci savaştan sonraki Almanya’nın durumunu görünce, ikinci elden tanıklıklarla da olsa, gerçeği daha iyi algıladım. Bu kez Polonya’da, 70 yıl sonra bile duran kimi izleri gördüğümde yeniden özetlendi usumda gerçekler. Ülkemdeki kimilerinin savaşı oyun sanmaları, bilgisizliğin başımıza neler açabileceğini açık seçik gösteriyor bana. Seçim yaklaştıkça, savaşı körükleyenlerden yana oy kullanacaklarını öğrendiğim kişiler beni şaşkına döndürüyorlar. Otuz yıldır şunca insanımızın ölümüne neden olmuş olanların bugün de oy istemeleri, insanlıktan ne denli uzak olduklarını kanıtlıyor her şeyden önce. Ya onlara oy vermeyi düşünenleri nasıl tanılayalım? Utanmadan yalan söylüyorlar. İçteki, dıştaki savaşı desteklemenin kıya olduğunu bilmiyorlar mı? Yoksa vatanı savunduklarını mı sanıyorlar? Vatanı savunmanın dışında savaşın kıya olduğu söylendi ..]]> Mon, 08 Jun 2015 04:50:38 +0300 Nerdesin https://www.evrensel.net/yazi/74157/nerdesin https://www.evrensel.net/yazi/74157/nerdesin? BU GÜN BİNLERCE İNSAN ÖLDÜ BİR ŞEY SÖYLE BİR TÜRKÜ YANIK SESİNİ DUYMAK İSTİYORUM NERDESİN MİLYONLARCA AĞACI KESTİLER YANIMA GEL KOKUNU DUYMAK İSTİYORUM NERDESİN KİMSE KİMSEYİ ANLAMAZ OLDU NEYİN NESİ BU YALNIZLIĞIM BÜYÜYOR NERDESİN YALANLANIYOR HER ŞEY SEN SÖYLE DOĞRUYU İNANMAK İSTİYORUM YONTULARI KIRIYORLAR BURDA ORADA DA ELİNİ VER YARATAN ELİNİ GECİKİYORUZ NERDESİN ]]> Mon, 01 Jun 2015 04:50:33 +0300 Krakow https://www.evrensel.net/yazi/74106/krakow https://www.evrensel.net/yazi/74106/krakow? Gençliğimden beri görmek istediğim bir kent idi Krakow. Emekçilerin evreninde önemli, anlamlı bir kalkışmanın kenti… Sanırım UNESCO da onu Avrupa’nın en güzel kenti olarak tanıyor… Onu bilmem… Ancak benim ölçülerime göre gerçekten öyle… Neden mi? Bütün anayolları, alanları, çiçek, alan dolu da ondan… Bütün yollar sizi öteki insanlarla birlikte olmaya götürüyor da ondan… Eski kentin çevresi, bir çağlarda çok sözü edildiği gibi, bir “yeşil kuşak”la çevrili. Sanırım daha dün yapılmamış bu iş. Ağaçların yaşlarından belli oluyor bu… O yeşil kuşakta çocuklar, yetişkinler, ağaçlar, yeşilliğin üzerinde, her köşesinde çiçekler… Alanlar, yeşillikler yalnızca yayalar için düzenlenmiş. Kültür donanımlarına da bu yeşil kuşaktan hemen ulaşabiliyorsunuz. İkinci büyük Avrupa savaşından, az da olsa, kimi izler duruyorlar. İnsanların kitleler olarak yok edildikleri ünlü toplama yerleri buraya çok yakın… Adlarını söylemek bile gelmiyor içimden. Binlerce, on binlerce, yüz binlerce insan..]]> Mon, 25 May 2015 04:50:02 +0300 Üretenler, yaratanlar -2 https://www.evrensel.net/yazi/74054/uretenler-yaratanlar-2 https://www.evrensel.net/yazi/74054/uretenler-yaratanlar-2? Son yazımda Bihrat Mavitan’ın başına geleni anlatmıştım. Onun başına gelenin, bir gün hepimizin başına gelmemesi için şimdilik bir neden bulamıyorum. Sormuştum: Ne yapsın Bihrat Mavitan? Olacağı ben söyleyeyim: Bihrat Mavitan çekip gidecek Kuzguncuk’tan! Olan ona mı olacak? Hayır! Kuzguncuk’a olacak! (Bir ülkenin yaratıcı güçleri olan Bihrat gibi kişiler kültür yaşamımıza her gün gelmiyor. Bir kenti kent yapanlar onun gibi yaratıcı kişiler. Olayı Bihrat üzerinden anlattığıma bakmayın. Anlattığım hem gerçek, hem de bütün kültür yaşamımız için uyarı.) Bihrat çekip gidecek Kuzguncuk’tan dedim ya… Bizim de elimiz böğrümüzde kalacak… Çok geçmeden Kuzguncuk’ta yaratıcılar kalmayacak… Bu örnek çoğalırsa, bu böyle giderse, özellikle kültür-sanat açısından Kuzguncuk çöle dönüşecek. Şimdiden İstanbul’un birçok yeri gibi… Yalnızca yiyip- içenler… Tüketiciler, tüketiciler… Bu örnek size şunu düşündürdü biliyorum: Bütün Türkiye tüketiciye dönüşmüyor mu? Başkalarının üre..]]> Mon, 18 May 2015 05:00:12 +0300 Üretenler, yaratanlar https://www.evrensel.net/yazi/74011/uretenler-yaratanlar https://www.evrensel.net/yazi/74011/uretenler-yaratanlar? Akşama dek durmadan üreten, yaratanlardan biri de Bihrat Mavitan… O bir yontucu (heykeltıraş)… Kuzguncuklu… Benden sonra Kuzguncuk’a ilk yerleşenlerden… Bol kepçe yürek… Akdeniz Üniversitesi’nin Sosyal-Kültürel Özeği Olbia’daki direklerin üzerine 25 sanat-kültür adamımızın kabartmalarını yapan kişi, sanatçımız… İzmir’de, Kordon’daki çelik tekne iskeletini de o yaptı. Attila İlhan’ın büstünü de… Us almaz ölçüde yapıtı var ya, ben hemen bir ikisini yazmakla yetindim. Bir başka ülkede olsaydı, onlarca yardımcısı olurdu. Öğrencileri çevresinde fır dönerlerdi, ondan azıcık sürez çalabilmek için… Bir şeyler kapabilmek için… Ona özel bir işlik kurulurdu. Yaratacakları alanlara konulur, onlarla süreli süresiz sergiler açılırdı... Yurtdışında tanınması için kamu güçleri işe koşulurdu. Durun, şimdi bir başka konuyu aktarayım size: Bundan 36-37 yıl önce, Antalya’ya çağrıldım. Eski Antalya’ya giriş olan Kapı Ağzı bölgesinin “Kentsel Tasarımı” isteniyordu benden. Orada yerleşik ..]]> Mon, 11 May 2015 04:27:08 +0300 Öz-biçim 3 https://www.evrensel.net/yazi/73962/oz-bicim-3 https://www.evrensel.net/yazi/73962/oz-bicim-3? Örneğin, bugün üretilen konutlarda, az gelirliler hiçbir biçimde göz önüne alınıyor mu?Ayrıca devlet onlar için bir şeyler yapıyor mu? Ancak kira için para denkleştirebilecek kesim düşünülüyor mu? Satılabilme ölçütü, yeni bir deyimi ortaya çıkardı: Algı işlemi… (Operasyonu diyorlar…) Mimarlık da buna göre yapılır oldu. İç (öz) ne olursa olsun, “dış” boyanacak, süslenecek, içe hiç uymasa da öyle allanıp pullanacak ki dıştan bakıldığında albenili, “satılabilir” olacak. Dışın içe uyması söz konusu değil… Kentlerimizin kaldırımlarının sürekli değişmeleri bunu kanıtlamıyor mu? Hele beton duvarlardaki dışarıdan gelen çiçeklerle süslemeleri bunu göstermiyor mu? Son dönemin, içi (özü) bizim yaşama biçimimize hiç uymayan, gereçlerinin içine girilmeden dökülmeğe başladığı söylenen konutlara bir bakın. Ne kent duyarlığı, komşuluk ilişkileri, sosyal- kültürel donanımlar, ne de bunların paylaşımı düşünülmüş mü bu yapılarda? Korunabilenlerde bile “onarım” diye yenileme yapılmıyor mu ata..]]> Mon, 04 May 2015 04:50:29 +0300 Öz-biçim 2 https://www.evrensel.net/yazi/73911/oz-bicim-2 https://www.evrensel.net/yazi/73911/oz-bicim-2? Gelin, bu öz sözünü, kişi ölçeğinde değil de kent ölçeğinde, kentin koşullarını göz önüne alarak anlamağa çalışalım. Elbette kentin de bir özü var. Bütün kentlerin, ortak yanları olmasına karşın, onları birbirinden ayıran özleri, biçimleri var. İstanbul ile İzmir’i karşılaştırabilir misiniz? İşleyim kentini, üretim yeri (fabrika) bacaları, yüksek fırınlar, simgeler, buradan hemen anlarsınız kentin özünü, niteliğini... Kültür kentini kitaplık kuleleri... 16. yy. İstanbul’unu insanların toplanma yerleri... Bir önceki forumlara eklenen kubbeler, minareler hem sosyal merkezleri hem de İstanbul simgeliyordu. Günümüzün İstanbul’unu oteller, iş kuleleri, konut kitleleri simgeliyor. Kısacası para, para, para... Bunların ne kültür, ne sosyal donanımları var. Oysa kent, özellikle sosyal- kültürel etkinlikler alanı değil midir? Geçmişin yerleşmelerine kent diyebilmek için ortak sosyal-kültürel alanlarının tam olmasına bakmıyor muyuz? Özellikle kent tasarımcıları, mimarlar, arkeologlar için..]]> Mon, 27 Apr 2015 05:00:50 +0300 Öz - biçim https://www.evrensel.net/yazi/73857/oz-bicim https://www.evrensel.net/yazi/73857/oz-bicim? Öz- biçim ilişkisi, elbette bütün sanat dallarının konusudur. Özellikle mimarlık yapıtları, şehircilik tasarları ya da uygulamaları (imar tasarları) bizimki gibi ülkelerde, özle biçim arasında bir çelişki olup olmadığını apaçık ortaya koyarlar. Doğalı, bu ikisinin uyum içinde olmasıdır çünkü… 1928 Uluslar arası Çağdaş Mimarlık Kurultayında da (CIAM) dile getirilen, “Form follows function.” Türkçesiyle, “Biçim işlevi izler.” ilkesi, bizim kuşağa da yol gösteriyordu. Gerçekte Frank Lloyd Wright’ ın (Amerikalı ünlü mimar) ustası Sullivan’ındır bu söz. Ancak halk yapı sanatımızın da yüzyıllardır doğal ilkesidir. Nazım Hikmet, CIAM ile neredeyse eş dönemde şunları söylüyordu: “ Evvela bir metodoloji (yöntembilim: özellikle felsefe, bilim alanında yöntem araştırmak, yeni yöntemler yaratmak için ilkeler geliştiren bilim) meselesi olarak şunu kabul etmeli: Şekilden (biçimden) muhtevaya (öze) değil; muhtevadan (özden) şekle, ilk önce muhteva, sonra şekil. Şeklin nasıl olaca..]]> Mon, 20 Apr 2015 04:50:27 +0300 Güzel sanatlar öğrenimi yapanların sorumluluğu https://www.evrensel.net/yazi/73806/guzel-sanatlar-ogrenimi-yapanlarin-sorumlulugu https://www.evrensel.net/yazi/73806/guzel-sanatlar-ogrenimi-yapanlarin-sorumlulugu? Önce bir çok yazımda, konuşmamda yinelediğim, konuyla ilgili bir gerçeği yeniden paylaşmak istiyorum. “Sanattan pay alabilmiş bir mühendis kendi dalında daha başarılı oluyor.” Bu gerçeğe varmadan da, mimarlık dalının öğrenimi için okul seçme sınavına girdim.Bizim kuşağımızda böyle idi. O günlerde İstanbul dışında mimarlık eğitimi veren yüksek okul ya da üniversite yoktu. İstanbul’da da yalnız iki kurum vardı. Birincisi Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (DGSA) Mimarlık Bölümü. Öteki de İstanbul Teknik Üniversitesi... İkisini de kazandım. Bütün öteki sanatların öğrenimlerinin de yapıldığı DGSA yı seçtim. Çünkü bana göre mimar böyle bir ortamda yetişmeliydi. Yıllar sonra bana danışıldığında da, yeni açılacak ya da açılmış mimarlık okullarında da, sanat işlikleri eklenmesini önerdi m. Bunları anlatışım özelimden. Nedeni, “ Ele verir talkını kendi yutar salkımı.” deyimindeki terliğe düşmemek içindir. Şimdi asıl konuma döneyim. Güzel sanatlar dalın..]]> Mon, 13 Apr 2015 05:00:48 +0300 Yurdunu, vatandaşını tanımak https://www.evrensel.net/yazi/73756/yurdunu-vatandasini-tanimak https://www.evrensel.net/yazi/73756/yurdunu-vatandasini-tanimak? Öğrenimlerini Almanya' da yapanlar bilirler… Lise düzeyinde öğrenimden sonra, dal (meslek)seçiminden önce, gençler bir- iki yıl ülkelerini dolaşırlardı benim bildiğim yıllarda. Bu bugün de böyle midir bilmiyorum. Yeni Zelanda yönetiminin, üniversitede dal (meslek ) eğitiminin ardından, uzmanlık yolunu seçenlere az bir aylıkla dört yıl izin verdiğini öğrendim. Bu sürede adaylar yurtlarını, yeryüzünü tanıma olanağına kavuşuyorlarmış. Lise öğreniminden geçmiş gençlerimizin ülkemiz üzerine bilgisizliklerine tanık olduğumda sık sık yukarıda andığım örnekleri düşünüyorum. Genelde kişilerimizin bilgisizliklerine en iyi kanıtı TV yarışmaları veriyor. Ben izlemiyorum ya, izleyenler şaşkın şaşkın anlatıyorlar. İsterseniz çevrenizdeki gençlere bir sorun: Türkiye'de bakır nerde var, nerde elde ediliyor? Aldığınız yanıta göre, durumu kendiniz belirleyebilirsiniz… Ankara'nın neden başkent seçildiğini bile bilemeyebilirler… Nasıl giderilir bu eksiklikler? Gezerek, görerek, yer..]]> Mon, 06 Apr 2015 04:50:08 +0300 Dalını seçebilmek https://www.evrensel.net/yazi/73707/dalini-secebilmek https://www.evrensel.net/yazi/73707/dalini-secebilmek? Lisenin ilk yıllarındaki çocuklarımızın Yaz Okulu gibi düzeneklere en az ilköğretim çağındakilerce gerekleri var. Ne yazık ki okullarımızdan “felsefe” gibi dersleri kaldırdılar. Durum böyle olunca, çağ gerisi böyle davranışların neden oldukları boşlukları doldurmak zorundayız. Müzik, resim dersleri çocuğun, delikanlının yetişmesinde yaşamsal önemdedir. Bunun ötesinde lise çağındaki çocuğun yaşamda iş alanını-dalını doğru seçebilmesi için ufkunun açılması gerekiyor. Yoksa çocuklarımız, önceki kuşakların bildikleri dalların arasında sıkışıp kalıyorlar. Dostlarımın lise bitirme çağındaki çocukları, daha benim çağımda, zorda kalıyorlardı. Örneğin “mimarlık” dalını seçme isteğinde olan çocuk, “mimar”ın ne iş yaptığını bilmiyordu. Onlara şunu önermiştim: Çocuklarını mimar, doktor, avukat vb. olan dostlarının yanına bir kaç haftalığına göndermelerini. Seçmek istediği dalın uygulamadaki biçimini görmesi durumunda belki de düşüncesini değiştirebilirdi çocuk. Belki de bundan yola ç..]]> Mon, 30 Mar 2015 04:50:05 +0300 Sanat bütün yaşlara yayılmalı https://www.evrensel.net/yazi/73658/sanat-butun-yaslara-yayilmali https://www.evrensel.net/yazi/73658/sanat-butun-yaslara-yayilmali? Yaygın eğitimimiz, sanat eğitimimiz için neler yapabileceğimizi örnekleyeceğim demiştim ya bundan önceki yazımda… Eğitimli kişiler, özellikle sanatçılar, işin bilecen emmilere kalmaması için bir şeyler yapmak zorundalar. Yoksa içinde var olacakları ortam, hiç de var olmak istemeyecekleri ortama dönüşecek. Bunun böyle olacağı şu günlerde anlaşılmıyorsa bir daha hiç anlaşılmayabilir. İlköğretim yaşındakilerden başlayalım önce… Çocuklar kışın okulda, en azından yarım günden çok… Peki, yazın ne olacak? Özellikle anne- babaları çalışan çocukları düşünün. Emekçi ana- baba çocuklarını nereye bırakacaklar? Sokağa mı? Böyle düşününce siz de bir çözüm yolu aramak zorunda değil misiniz? Biz şöyle bir şey düşündük: Çevremizdeki bir işte, bir dalda uzman 25-30 kişiye başvurduk. Daha az da olabilirdi… (Elbette çoğu arkadaşımız, dostumuzdu. En azından dostlarımızın dostlarıydılar…) Sorduk onlara: -Çocuklarımıza ayda bir gün 2- 2.5 saat armağan eder misiniz? -Ederiz ya, ..]]> Mon, 23 Mar 2015 04:50:55 +0300 Sanatınızı sokağa, alana, kente yayın! https://www.evrensel.net/yazi/73605/sanatinizi-sokaga-alana-kente-yayin https://www.evrensel.net/yazi/73605/sanatinizi-sokaga-alana-kente-yayin? Öyle bir ülkede doğmuşuz ki, insanının donunun uçkuru bile işlemeli… Özlemini bile duvar resimleriyle yansıtmış... (İnanmazsanız bizim Denizli çevresinde bulabilirsiniz böyle duvarları) Camisinin duvarlarını bile çiçek böcek resimleriyle, bahçe, köşk görüntüleriyle donatmış. (İnanmazsanız sayın Prof. Dr. Rüçhan Arık’ ın bu konudaki yapıtını bulun, bakın.) Sanat dediğin, dedim ya uçkurunun ucundan, alnını yere koyduğu camisinin içine dek girmiş. Bağa, bahçeye, pazara gittiği dört tekerlekli yaylısının yanları da ahşap ya… Onlar da cıvıl cıvıl renk cümbüşü. Tekerleklerinin incecik ahşap çubukları bile… Bedri Rahmi’nin “Al gözüm seyreyle Denizli Pazarını” dediğinde sözünü ettiği göz halkın gözü… Böyle bir ortamda büyüyen çocuğun, bir gerçek sanat yapıtını gördüğünde “ucube” demeyecek denli gözü açılır, aydınlanır. Demek ki sanat, sokaklara, alanlara, duvarlara, kente yayılmalı. Çocuklar bir yana, içi kararmış yetişkinler(!) bile etkilenmeli bundan. Demek ki sanat ..]]> Mon, 16 Mar 2015 04:50:25 +0300 Yaşar Kemal https://www.evrensel.net/yazi/73556/yasar-kemal https://www.evrensel.net/yazi/73556/yasar-kemal? Günlerdir bekliyordum… Sayrılar evinden iyi bir bilgi gelir mi diye… Eşi Ayşe’nin sesi kırıktı telefonda. Umutsuzdum bu nedenle… Onu o durumda görmek istemiyordum. Bilinci olmadan yatarken… Böyle bir durum, onu bilgisi olmadan gözlemek gibi geliyordu bana. (Salihli’ nin ünlü belediye başkanı, herkesin sevgilisi Zafer (Keskiner) bilincindeydi bunun. Sayrılığını duyunca, yarım günlük yoldan onu görmeğe gitmiştik. Salihli’ye girince telefon etmiştim: -Sana gelmek istiyoruz. -Gelmeyin! Bu yanıtı kimileri yanlış anlayabilirdi. -Beni böyle görmenizi istemiyorum. Onu yitirdikten sonra isteğinin doğruluğunu anlıyor kişi. Daha sonra onu her düşünüşümde güzel günlerin gülen yüzüyle geliyor gözümün önüne.) Yaşar Kemal de en güzel gülüşüyle gelecek bundan sonra gözümün önüne. Onu son olarak Alpay Kabacalı’nın uğurlanışında gördüm. Sakalıma takıldı. Sevmediğini söyledi. Ben de ona 12 Mart’tan beri böyle olduğumu bildiğini söyledim. 19-20 yaşımda bir üniversite öğrencisiyken tanıd..]]> Mon, 09 Mar 2015 04:50:13 +0300 Bilisiz(cahil)leştirmenin ardından (2) https://www.evrensel.net/yazi/73503/bilisiz-cahil-lestirmenin-ardindan-2 https://www.evrensel.net/yazi/73503/bilisiz-cahil-lestirmenin-ardindan-2? “Bir Çalışanın Bakışı ile Bir Zamanlar Malatya Sümer Fabrikası” (1934 yılında Sümerbank Mensucat Fabrikasının temeli atılır. 1936 yılında Atatürk durumu görmeğe gelir. 1938 yılında üretim yeri yavaş yavaş çalışmaya başlar. Kadrolu işçi alımına 1939 yılında başlanır.) … “Lojmanlara taşındık ama lojmanlarda ne su, ne yol, ne de elektrik vardı. Bir müddet gaz lambaları ile idare ettik. Suyu da yerli komşulardan temin etmeye çalıştık. Sağ olsun fabrika müdürümüz belediye ile anlaştı, lojmanlara hemen su şebekesi yapılıp suyumuz bağlandı. Yollar çamur elektrik yok.Bir ekip kuruldu mahalle muhtarı inşaat usta başı ve ben işyeri baş temsilcisi olarak müessese ile temasa geçildi sokak aralarına bir metre eninde boydan boya betondan geçit yolları yapıldı. Müessesenin kendi teşkilat ve imkanı ile elektriğimiz de bağlandı. Oturduğumuz işçi lojmanlarının bahçeleri vardı. Fakat bahçelerimizde çeşitli ağaçlar, meyve fidanları, çiçekler diktik. Gün geçtikçe lojmanlar bağlık bahçelik oldu. Çocuklar..]]> Mon, 02 Mar 2015 05:00:09 +0300 Bilisiz(cahil)leştirmenin ardından köleleştirme https://www.evrensel.net/yazi/73457/bilisiz-cahil-lestirmenin-ardindan-kolelestirme https://www.evrensel.net/yazi/73457/bilisiz-cahil-lestirmenin-ardindan-kolelestirme? İşçinin emekçinin bilisizleştirilip, köleleştirilmesi aşamasına birdenbire gelinmedi. Anamalcının, emekçinin karşı koymaması durumunda işi nereye dek götürebileceğini Soma, Ermenek olayları gösterdi. Cumhuriyet döneminde, başlangıçta, her üretim yerinin (fabrikanın) tasarlanmasında en önemli yanın sosyal tasarımın da birlikte yapılması olduğunu yazmıştım bir kez. ( Nazilli Bez Üretim yerinden söz ederken…) Aşağıda okuyucumdan epey süre önce aldığım bir betiği okuyacaksınız. Anlatılanları ister istemez, bu gün il karşılaştıracaksınız umudundayım. “Bir Çalışanının Gözüyle Bir Zamanlar Malatya Sümer Fabrikası Malatya Dörtyol semti Şıkşık mahallesinde 1924 yılında doğdum ve aynı çevrede 8 yaşıma kadar yaşadım. Malatya’nın ilk caddesi olan İstasyon Caddesi 1930 yılında açıldı. Malatya’nın en büyük mahallesi Şıkşık mahallesiydi. İstasyon caddesi açıldıktan sonra bahçelere binalar yapılmaya başlandı. İlk bina olarak, şimdiki öğretmen evinin bulunduğu yerei - şehir dışı olduğu için- hapisha..]]> Mon, 23 Feb 2015 05:00:10 +0300 Uzmanlıklar https://www.evrensel.net/yazi/73406/uzmanliklar https://www.evrensel.net/yazi/73406/uzmanliklar? Akcamı (TV’yi) açıyorum. Bir hanım konuşuyor… (Bir sağlık dalında uzmanmış…) “Şunu yiyin, şunu yemeyin” gibilerden bir şeyler söylüyor. Örneğin, “Ekmek yemeyin!” Diyor. Bu hanım bir nenlerin uzmanı olabilir. O uzmanlığı Anadolu insanının sağlık sorunu üzerinden mi elde etmiş? Bilmiyorum… Ama yüzlerce değil binlerce yıldır baş besini, deneye deneye yetiştirdiği buğday olan Anadolu’ luya, “Ekmek yemeyin!” Deyince ben şaşırıyorum. Sağlık dalında bir uzmanlık bilgim yok elbette. “Onu yeme, bunu ye!” gibilerden bir kestirmeyi doğrulamak ya da doğrulamamak gibi bir tutumum olamaz. Ama bir uzmanın, Anadolu’nun baş yiyeceğinin ekmek olduğunu bilmesi gerekmiyor mu? Örneğin, ekmek yerine şunu yiyin diyebilir mi? Onun yerine koyabilecek başkaca bir yiyecek alabilecek geliri var mı? Uzmanlarımız neden halkımızın bütününden bilgisiz? Uzmanlarımız, neden sözüm ona, kendi alanları olarak belirlenmiş, çizgilerin dışına çıkamazlar? Bugün bütün dalların birbirlerine katkısında biri..]]> Mon, 16 Feb 2015 05:00:52 +0300 Kemençe https://www.evrensel.net/yazi/73358/kemence https://www.evrensel.net/yazi/73358/kemence? Trabzon’ dan Bekir Gerçek aradı: “Cengiz Ağabey öğrenciler seni istiyorlar.” “Buradan Trabzon’a?” “Samsun’a derse geliyorsun ya, biz seni oradan alırız.” Gelin de “ olmaz” deyin. Hele öğrenciler adına seslenen Bekir Gerçek olursa… Bekir Gerçek, Karadeniz Teknik Üniversitesinin Mimarlık bölümünü bitirdi. Özgönül ile Erdem Aksoy’ların öğrencilerinden… Trabzon Mimarlar odasında, yirmi yılı başkanlık, kırk yıl yöneticilik yaptı. Güzel işlerdi yaptıkları, sonra da gençlere bıraktı. Örgütü için, Trabzon için, kamu için başardıklarıyla hem öğündüğümüz hem sevdiğimiz kişi… Türkiye’nin bir yerinde para kesesini yitirse aç kalmaz. Karadeniz Teknik Üniversitesinde “öğrenci temsilcisi” Muharrem ile Burcu geldiler gerçekten arabayla. Trabzon nire Samsun nire? Sonra da, Samsun nire Trabzon nire? Aldılar beni. Ulaştık Trabzon’a. Ertesi gün konuşmamı yaptım. Öğrencilere mimarlık konusu üzerine konuştum, tartıştım, sordular yanıtladım. İki saat birlikte oldum… Konuşmamın sonunda çiçekler, şu..]]> Mon, 09 Feb 2015 05:00:03 +0300 Umutluyum https://www.evrensel.net/yazi/73308/umutluyum https://www.evrensel.net/yazi/73308/umutluyum? Umutluyum! Hiç yitirmedim umudumu. Umutluyum! Her yıl yeniden yapraklanan ağaçtan… Umutluyum! Portakaldan, zeytinden, elmadan, ayvadan, pamuktan, bağdan bahçeden… Umutluyum! Akcamlardaki mavallara inanmayanlardan… Umutluyum! Bilecen emmilerden değil, bilmediğini bilmeyenlerden… Umutluyum! Akşam geriye dönüp bakan güneşten… Umutluyum! Süzülüp duran martılardan… Umutluyum! Gencecik politikacılardan… Umutluyum! Boş vermeyenlerden… Umutluyum günü birlik yaşamayı aşanlardan… Umutluyum! Düne takılıp kalmayanlardan… Umutluyum! Vaizlerden değil, yeni şeyler söyleyenlerden… Umutluyum! Emeğin değerini bilenlerden… Umutluyum! Tüketenlerden değil, üretenlerden… Umutluyum! Korkmayanlardan… Umutluyum! Uçan kuştan… Umutluyum! Açan çiçekten… Umutluyum! Börtü böcekten bile… Umutluyum! Dostlarımdan… Umutluyum! Toprağımdan… Umutluyum! Umut yeşertenlerden… Umurluyum! Kültür kazanımdan… Umutluyum! Papatyadan, gelincikten, kekikten, fesleğenden… Umutluyum! Tüm g..]]> Mon, 02 Feb 2015 05:00:30 +0300 Efelenen ziftten bebekler https://www.evrensel.net/yazi/73257/efelenen-ziftten-bebekler https://www.evrensel.net/yazi/73257/efelenen-ziftten-bebekler? Çocukluk çağımda kimi yaşıtlarıma şaşardım. Ufaklıklarına bakmaz, kendilerinden kat kat büyüklere efelenirlerdi. Kendilerine efelenilenler önce aldırmazlanırlar, yürüyüp gitmek isterler. Ufaklık üsteler… İri yarı kişi sanır ki, azıcık üzerine gitse ufaklık pusacak, kaçacaktır. Oysa hiç de öyle olmaz. Ufaklık, üzerine yüründüğünde kaçar. Kaçar ama, yakalanamayacak denli uzaklaştığını sandığı yerde durur, bu kez daha ağır bir küfür savurur. Şaşar kalırdık… Neye güveniyor da böyle davranıyordu? İri yarı adam iyice hırslanır, bu kez gerçekten yakalamak için ufaklığın ardından koşardı. Kimi kez yakalardı da… İşte o zaman ufaklık yaygarayı basar, çevredekileri başına toplardı. Adam kendinden şunca küçük çocukla çocuk olmak durumuna düşmüş olurdu. Yerin dibine geçerdi. Neredeyse kendini savunmak durumuna düşerdi çevredekilere karşı. Ufaklık uygun durumu yakalamıştır. Bir küfür daha savurur İri yarı adamın tepesi iyiden iyiye atmıştır. Ufaklığın yarattığı durumun ayrımına varamaz ( b..]]> Mon, 26 Jan 2015 05:00:35 +0300 Sesi topraktan gelen adam https://www.evrensel.net/yazi/73207/sesi-topraktan-gelen-adam https://www.evrensel.net/yazi/73207/sesi-topraktan-gelen-adam? Geçen çarşamba günü yüreğim hop etti. Sesi topraktan gelen adam korkuttu hepimizi. Dalları Anadolu’yu sarmış koca Yaşar Kemal… Yüce çınar, en Anadolu’ lu… Bu gün (cuma) eşine seslenebildim. “Bekliyoruz!” Dedi. Yolunun başlarında bize ondan söz eden Sabahattin Eyüboğlu ne diyordu? “Bu memleket niçin bizim.Dört yüz atlıyla Orta Asya’ dan gelip fethettiğimiz için mi? Böyle düşünenler gurbette yaşıyorlar. Benimsememişler bu memleketi. Hititler, Frikler, Yunanlılar da fethetmişler Anadolu’yu. Onlar da Anadolu’nun malı olmuşlar, biz de. Fetheden de fethedilen de biziz. Bu toprakları yoğurmuş ve yoğrulmuşuz. Kim bu Atatürk, neden Türk’ün atası? Atatürk Türk ırkının atası değil, yeni Türkiye’ nin bu katışık, karmaşık ulusun ezilmiş Anadolu halkının atasıdır.” Bizim için de Yaşar Kemal böyle… Kim bu Yaşar Kemal? Neden Anadolu’nun Yaşar Kemal’i? Yeni Türkiye’nin, bu katışık karmaşık ulusun, ezilmiş Anadolu halkının Yaşar Kemal’i… “Anadolu halkı bilinçli bilinçsiz in..]]> Mon, 19 Jan 2015 05:00:12 +0300 Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) 4. Akdeniz Buluşması (2) https://www.evrensel.net/yazi/73155/yeni-kusak-koy-enstitululer-dernegi-ykked-4-akdeniz-bulusmasi-2 https://www.evrensel.net/yazi/73155/yeni-kusak-koy-enstitululer-dernegi-ykked-4-akdeniz-bulusmasi-2? (Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Eğitim, Bilim, Kültür Çalıştayı Sonuç Bildirgesi son bölümü...) 7) Haziran 2014’te, 299 Anadolu Öğretmen Lisesi siyasal bir öç alma adına, öngörüsüzlükler adına, ülkenin geleneklerini yok etme adına kapatılmışlardır. Yargıya götürülen bu yanlış karardan bir an önce vazgeçilmesini talep ediyoruz. Bu kararla öğretmen yetiştirmenin ortaöğretimle bağı kopartılırken, orta ve alt gelir gruplarından gelen çocuklarımızın parasız-yatılı okullarda öğretmen olma hakları gasp edilmiştir. Eğitim fakültelerinin en nitelikli öğrenci tabanını kaybederken hiçbir tepki göstermemesi ülkemizdeki üniversitelerin özgürlüklerini-özerkliklerini kaybetmesi, anlamında çarpıcıdır. Öğretmen yetiştirme bir iklim sorunudur. Anadolu Öğretmen Liselerinin kapatılmasıyla Köy Enstitüleri-İlköğretmen Okulları-Anadolu Öğretmen Liseleri geleneğine darbe vurulmuştur. Bu politikaların sonunda Türkiye nitelikli öğretmen yetiştirme kavgasında daha da geri noktalara düşecek ve kaybeden Tü..]]> Mon, 12 Jan 2015 04:50:34 +0300 Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) 4. Akdeniz buluşması (1) https://www.evrensel.net/yazi/73104/yeni-kusak-koy-enstitululer-dernegi-ykked-4-akdeniz-bulusmasi-1 https://www.evrensel.net/yazi/73104/yeni-kusak-koy-enstitululer-dernegi-ykked-4-akdeniz-bulusmasi-1? Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED), Denizli'de 4. Akdeniz Buluşmasını 21-23 Kasım 2014 günlerinde gerçekleştirdi. Bu buluşmada, 22 Kasım 2014 günü, Eğitim, Bilim, Kültür Çalıştayı'nda üç değişik oturumda, 15 konuşmacı söz aldı. (Bunlardan biri de bendim.) Bu çalıştayın sonuç bildirgesini buraya olduğu gibi aktarmak istiyorum. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Eğitim, Bilim, Kültür Çalıştayı Sonuç Bildirgesi 1) Cumhuriyet ve Mustafa Kemal, 1923 Cumhuriyet Devriminde “Aklı Hür, Vicdanı Hür, İrfanı Hür Kuşaklar” yetiştirmeyi temel almıştır. Devrimci Cumhuriyet, 1923-1946 arası enerjisinin büyük bir kısmını eğitime, öğretmen yetiştirmeye, kültüre ve aydınlanma hareketine vererek ülkenin ortaçağdan çağdaş uygarlığa aydınlık yürüyüşünü başlatmıştır. Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar iç ve dış bazı çıkar çevreleri bu yürüyüşe engel olmaya çalışmış, yakın zamanlarda da ne yazık ki, Cumhuriyetin birçok kazanımı yok edilmiştir. Ancak, aydınlanmaya ve Cumhuriyete gönül verm..]]> Mon, 05 Jan 2015 04:50:02 +0300 Kıyılarımızı yağmalayanlar -5 https://www.evrensel.net/yazi/73054/kiyilarimizi-yagmalayanlar-5 https://www.evrensel.net/yazi/73054/kiyilarimizi-yagmalayanlar-5? Binlerce yıldır birbirini özümseye özümseye, çağdaş, gerçek gereksinimlere göre yorumlaya yorumlaya, yeni birleşimlere (sentezlere) basamak ola ola gelmiş evreleriyle Anadolu kültürümüz, yarı aydınların elinde uluslararası bir arabeskin içine düşmüştür. Şimdilerde arabeskçiler akil insanlar sayılıyor. Beş yıldızlı Amerika ya da Avrupa köylülüğü, yöredeki sonradan görmelerin özen odakları oldu çıktı. Kurulan yabancı çevreler, her türlü yalancılığın kaynakları. Gerçeklik duygusu yitti pek çok kişi için. Binlerce yıllık Anadolu geleceğinin yerleşme ilkeleri, yapı ilkeleri unutuldu. Yöreye uyum, yüksek taş ya da beton duvarların yeşile boyanması gibi neredeyse alay çizgilerine düşürüldü. Tüm yapılaşma, doğayı-çevreyi en çok sömürmeye göre gerçekleşir oldu. Kamudan ve doğadan çalmak yapıcılık başarısı olarak görülüyor. Bu gerçeği görmeyenler ya da görmek istemeyenler, kötü yapılaşmada suçu betona yüklüyorlar. On binlerce yıllık altınla ödenemeyecek, yaşayan (nebati) toprak yok ediliyor. A..]]> Mon, 29 Dec 2014 05:00:11 +0300 Kıyılarımızı yağmalayanlar (4) Turizm alanları https://www.evrensel.net/yazi/73002/kiyilarimizi-yagmalayanlar-4-turizm-alanlari https://www.evrensel.net/yazi/73002/kiyilarimizi-yagmalayanlar-4-turizm-alanlari? Şu son dönemde bu ülkenin olanaklarından yararlanarak, hemen hemen yalnızca devletin kaynaklarını kullanarak, planlamayla yaratılan bir başka tür çevre de turizm alanlarıdır. Özellikle ikinci Avrupa savaşından sonra, altı önemle çizilen turizmin yola çıkış amacı, herkesin bildiği gibi, insanların birbirlerini, başka ülkeleri, oraların insanlarını tanımalarına, sevmelerine katkıda bulunmaktı. Bu yolla, giderek belki de insanlığa yakışmayan savaşlar bir daha yaşanmayabilirdi. Bugün bu amacın (Körfez Savaşı’nın, Balkanlar’ın, Kafkasya’nın -bunlara Afganistan, Irak ve Suriye’yi de ekleyin- durumlarının kanıtladığı gibi) gerçekleşememesi bir yana, tümüyle unutulduğunu söyleyebiliriz ne yazık ki... (Bu durum son yılların Türkiye’si için değil, bütün Akdeniz ülkeleri için geçerlidir. Bu saptamayı doğrudan kişisel gözlemlerime ve katıldığım Avrupa Konseyi’nin 1982’de Segovia’da topladığı, 21 Avrupa ülkesinin kültür planlamacılarının görüşlerine dayanarak yapıyorum.) Olaya yalnızca ..]]> Mon, 22 Dec 2014 04:50:16 +0300 Kıyılarımızı yağmalayanlar (3) https://www.evrensel.net/yazi/72953/kiyilarimizi-yagmalayanlar-3 https://www.evrensel.net/yazi/72953/kiyilarimizi-yagmalayanlar-3? MİMARLIKLARINDAN SÖZ EDİLEMEZ Bu yapı yığınları, her şeyden önce, binlerce yıllık Anadolu kültür coğrafyasından bilgisizdirler. Dedim ya, şu son kırk-elli yıla gelinceye dek hiç bir zaman alüvyon üzerine yapı yapılmamıştır bu ülkede... Şimdi, 1 cm’sinin oluşması için 300 yıl gereken nebati toprak acımasızca yok edilmektedir. Gidişe bakınca, çölleşmenin, kimilerinin söylediği gibi 40-50 yıl sonra değil, daha önce gerçekleşeceğine inanıyorum. (Çoğu yerde gerçek oldular.) 19. yüzyılda oluşan yerleşmelerin ustalarının çıraklarından kalabilenlere, (bulabildiklerime) imar kurallarını sorduğumda bana hep şu karşılık verildi: “İnsanlar konuşa konuşa!” Daha da üstelediğimde “İnsanlar birbirinin içine bakmayacaklar!” (Her yerde birbirimizin içine bakıyoruz.) denildi. (Dışa kapalılık İslamlığa bağlanmıştır bizde çoğu kez... Oysa bu en baştan beri başka türlü olmamıştır Anadolu’da...) Dışarıdan ilk bakışta görülebileceği gibi bu yerleşmelerde evler, - birbirlerinin havasını, - yelini,..]]> Mon, 15 Dec 2014 04:50:42 +0300 Kıyılarımızı yağmalayanlar -2 https://www.evrensel.net/yazi/72898/kiyilarimizi-yagmalayanlar-2 https://www.evrensel.net/yazi/72898/kiyilarimizi-yagmalayanlar-2? Türk aydını dendiğinde sanırım hepimiz şu son 60-70 yıllık dönemde yetişenleri düşünüyoruz. Ondan öncesindekileri “Osmanlı Mütefekkiri” diyebiliriz ancak. Türk aydınının doğrudan kendisi yaratmasa da yaratılmasına katıldığı, giderek katkıda bulunduğu iki türlü yerleşim mekânı var bu evrede. Birincisi, ikinci konut alanları; ikincisi, turizm alanları... (İkisi de kıyılarda) (Genel inanışın tersine, ikinci konut alanları turizm alanlarından kat kat daha çok yer tutarlar. İl ölçeğinde bakarsak kimi illerimizde, ikinci konut alanlarının eski kent yerleşme alanlarıyla turizm alanlarının toplamından daha büyük lekeler oluşturduklarını görürüz.) İkinci konut alanlarına “yerleşmeler” demek elbette doğru değil. Ama çoğu aydınımızın yaşama mekânları oldukları gerçek... yılın en az 9-10 ayı boş duran, çiçeği-böceği, ağacı insansız kalan bu yerler, en küçük “sosyal cihazlanma” kaygısının görülmediği yerlerdir. Antik çağda bile örneğin tiyatrosu, gymnasion’u, senatosu olmayan yere kentsel yerleşm..]]> Mon, 08 Dec 2014 05:00:22 +0300 Kıyılarımızı yağmalayanlar (1) https://www.evrensel.net/yazi/72846/kiyilarimizi-yagmalayanlar-1 https://www.evrensel.net/yazi/72846/kiyilarimizi-yagmalayanlar-1? Bu yazının bir bölümünü bir kuşak önce (20 yıl) bir bölümünü de 40 yıl önce yazmıştım. Bu nedenle o gün yazdığım “gitgide çarpıklaşıyorlar” sözünün yanına, bugün ayraç içinde “çarpıklaştılar” yazdım. Böylece o gün söylediklerimin bugün gerçekleşmiş oldukları anlaşılabilir. İNSAN GİBİ YAŞAMAK Her şey yaşamaya, insan sıcaklığına, yaşlısı, orta yaşlısı, genci, çocuğuyla bir yaşam bütününe göre değildir artık... Yalnızca çıkara, paraya, maddeye, mala-mülke göredir. İnsanı insanlığından eder bu durum... Her şey buna göre planlanmaya başlar üstelik... Geçmişte yaratılmış, var olan sağlıklı çevreler de bu yönde değişirler. Çıkar çevreleri hiçbir sınır tanımazlar. Kimse, “gelecek böyle olmamalı!” diyemez... Biri çıkıp dese, en azından “romantik”, “gerçek dışı”, “dinozorluk” diye tanımlanır davranışı... Bu selamsız, merhabasız, bu insansız, paylaşmasız, kentli olmadan kentte olmaklar yaşama kültürü değil! Bu sevgisizlikten hiçbir şey doğmaz, üremez... Toplumculuk özürlüsü oluyoruz gitg..]]> Mon, 01 Dec 2014 04:50:16 +0300 Yapı eylemi (2) https://www.evrensel.net/yazi/72797/yapi-eylemi-2 https://www.evrensel.net/yazi/72797/yapi-eylemi-2? Batıdaki yapıların tanıtım açıklamalarında kimi kez onlarca uzmanın adları görülür bu gün… Tasarım sırasında her konunun uzmanına danışılmış demektir bu… Toplumumuz bunun önemini yeterince değerlendirememektedir. Bütün uzmanlık işleri mimardan beklenmektedir. Bütün kusurlar ondan bilinir. Örneğin kent plancılığının yanlışları da mimara yüklenir. Oysa mimar kent tasarımcısının yanlışlarına uymak zorunda bırakılır. Mimara, neredeyse, “cephe” ile oynamak bırakılmıştır. Bu nedenle son yıllarda cepheciler türemiştir. Değişik gereçlerle, renklerle mimarlık aranır olmuştur. Kısacası, sağlıklı, yaşanası, özgün kentlerimiz için önce üçüncü boyutu kavramış usta kent tasarımcıları gerekmektedir. Bu gün olduğu gibi, nasılsa yapılabilmiş imar planlarını bile yöneticilerin delebildiği, Toki’nin istediği gibi at oynatabildiği durumlarda kişilikli kent beklenemez. Kent tasarımı ile mimarlık alanının -eğitimlerinin bile- bu denli kopuk olduğu bir ülkede her iki dalda da başarı sağlamak zor olacakt..]]> Mon, 24 Nov 2014 04:50:11 +0300 Yapı eylemi https://www.evrensel.net/yazi/72744/yapi-eylemi https://www.evrensel.net/yazi/72744/yapi-eylemi? İnsan, toprak-su-havadan oluşan doğal çevrenin içinde korunağını- barınağını oluşturmaya giriştiğinde yapı eylemi başladı. Yaşam biçimine- kültürüne göre gereksinimleri geliştikçe yapı eylemi de gelişti. Yapı, en karmaşık yapım nesnesidir. Eski çağlardan günümüze geldikçe, yapım işi için bir uzmanlar zinciri gerekir oldu. Bu zincirin başında toplumun gereksinimlerinin doğru saptanması vardır. Ardından yerleşimi tasarlayacak olanlar, kent tasarımcıları gelir. Kentin tasarımı çok boyutlu, çok çeşitli araştırmaya dayanacaktır. Tasarım için gerekli veriler, ülke planlamasından, buna bağlı bölge planlamasından gelecektir. Ancak bundan sonra Yapının tasarlamasını yapacak mimarlık işi gelmelidir. Kısacası yapı, doğru kent tasarımıyla oluşturulmuş yerleşme içinde ona ayrılmış yere, ona uyumlu biçimde oturmalıdır. Bu günün Mimarı, binlerce yılın birikimiyle oluşan kültürün bilincinde, doğaya, çevreye, kamuya, insana saygılı olmak zorundadır. Çağdaşı yaratacaktır… Doğayı bozarak, yok ederek,..]]> Mon, 17 Nov 2014 05:00:08 +0300 TMMOB Mimarlar Odası Muğla’daydı https://www.evrensel.net/yazi/72690/tmmob-mimarlar-odasi-mugladaydi https://www.evrensel.net/yazi/72690/tmmob-mimarlar-odasi-mugladaydi? Geçen hafta size Muğla’dan yazdım. TMMOB Mimarlar Odası’ nın yıllardır sürdürdüğü bir izlencenin Muğla ayağındaydık. Kent, Kültür, Demokrasi izlencesi nedeniyle… Bu izlencenin ilk toplantısı Sinop’ da idi. Bu ilk toplantının izleksel (tematik) konuşmacısıydım. Kendisi de Sinop’ lu olan iktisat profesörü, dostum Dr. Aziz Konukman’ ın deyişiyle, bir bildiri (manifesto) gibi algılandı bu konuşmam. Kötü gidişi özetliyordum. Elbette nedenlerini, yapılması gerekenleri de… Muğla toplantısı gerçekten verimli geçti. Bundan sonra ki toplantı da Mardin’de yapılacak, 2015 de… Önceki toplantılar, Sinop’ tan sonra Antakya, Van, İstanbul, Adana, Trabzon, İzmir’ de yapılmıştı. Muğla toplantısının konusu, “ Kıyı Kentlerimiz ve Mimarlık” idi. Muğla’ daki toplantıya bir- iki gün önceden gittim. Bundan önceki yazımda anlattığım gibi, kimi kez belediye eski başkanı Erman Şahin ile birlikte, kimi kez tek başıma yürüdüm kentin içinde… Bir erinç idi duyduğum bu yürümelerde… Nedenini düşündüm elbette bu ..]]> Mon, 10 Nov 2014 04:50:58 +0300 Muğla'da Cumhuriyet Bayramı https://www.evrensel.net/yazi/72633/muglada-cumhuriyet-bayrami https://www.evrensel.net/yazi/72633/muglada-cumhuriyet-bayrami? Muğla’dayım… 29 Ekim 2014 günü, erken… Söylencelere dönüşmüş kimi uygulamalarıyla ünlü, belediyenin eski başkanlarından Erman Şahin ile birlikte yürüyoruz. Marmaris’ e giden ana yoldan Cumhuriyet alanına doğru… Alanda cıvıl cıvıl insanlar bulacağım umudundayım. Mustafa Kemal’e çiçekler getirmiş olacaklar, ellerinde küçücük bayraklarla… Hepsi birbirinin gözlerine sevgiyle bakıyor olacaklar… Yetişkinlerin yakalarında kırmızı bir karanfil belki… Çocuklar babalarının ya da annelerinin ellerinden tutmuşlar çekiştiriyorlar anıta doğru. Alana yaklaştıkça içimde bir burkulma… Kimsecikler yok… Ortadaki Mustafa Kemal anıtında bir- iki çelenk… Daha çok yaklaşmadım… Onun için iyi görememiş olabilirim. Canlı çiçeklerden değil bu çelenkler… Mimarlar Odası Muğla şubesinde açıkladılar: Yeni yönetmeliğe göre Sivil Toplum Kuruluşları çelenk koyamıyorlar bundan böyle… Bir gün önce yalnızca saygı duruşunda bulunuyorlar. Sonra da alanı boşaltıyorlar… Örneğin Mimarlar Odası, herkes çekilince çelenk k..]]> Mon, 03 Nov 2014 05:00:26 +0300 Mimarlığımızın neresindeyiz? (4) https://www.evrensel.net/yazi/72579/mimarligimizin-neresindeyiz-4 https://www.evrensel.net/yazi/72579/mimarligimizin-neresindeyiz-4? Uzaydan bakın… Burası Arabistan mi? Dışarıda üretilen tasarımların yöresel imzacıları, bütün yeryüzünde olduğu gibi kopyacılar, mimarlığı para kazanma aracına dönüştürenlere, iş birlikçilere çalışır oldular… Bunları gördükçe “sapı bizden” diyorum. Uyduruk ödüllendirmeler de anamalcıların sosları… 100 yıl önce Marsilya’ dan toprak ürünleri geliyordu ya… Şimdi her şey Batı’dan geliyor. Bütün bunlara karşın, debelenenler yok mu aramızda? Kültürümüzün kimi köklü değerlerinin küreselleşmeye kurban gitmelerine karşı koymağa çalışanlar, Don Kişot’ lar… Elbette var! Ben onlardan umutlanmakla, onlara inanmakla kalmıyorum. Onlara güveniyorum da… Sözümü, bundan kırk yıl önce, bir anlamda bir “manifesto” gibi açıkladığım, kültürümüzün ürünlerinden çıkardığım ilkeleri bir daha gineleyerek bitirmek istiyorum: (Bakarsınız etkilenenler olur…) * Kültür birikiminin bilincinde olmak… (Sabahattin Eyüboğlu’ nun sözleriyle, tarihimizin halkımızın tarihi olduğunu unutmamak. İçinde olduğu..]]> Mon, 27 Oct 2014 06:00:33 +0300 Mimarlığımızın neresindeyiz? (3) https://www.evrensel.net/yazi/72523/mimarligimizin-neresindeyiz-3 https://www.evrensel.net/yazi/72523/mimarligimizin-neresindeyiz-3? Ortak dilimizi bilim diline yüceltmek için devrimler yaptık. Anadolu’yu uyandırmak için tasarı üzerine tasarı geliştirdik. Çünkü 1927 sayımına göre İstanbul’ da okuyup-yazma bilenler yalnızca %7’yi oluşturuyorlardı. Bursa’ da %4 idi bu sayı, Hakkâri’ de %0. 4… Kitap basımı, Basım-Yayın kurultaylarıyla, onbaşılar, çavuşlarla, eğitmenlerle, Köy Enstitüleriyle, çeviri girişimiyle, okullarda eğitim birliğiyle eğitime en büyük önemi verdik. Gene kaymak tabakamızı yitirmemek için ikinci paylaşım savaşımına girmememiz çok önemliydi. Su uyur düşman uyumaz! Bu sözün doğruluğunu son yıllarda anlamadık mı? 1930 lardaki ilk mimarlarımız, onların yetiştirdiği ikinci kuşak mimarlar 1940 larda faşizmin etkisine girdiler.Yanlış yönlendirildiler. Oysa 30 larda kaynağını bizden alan ama çağdaş bir mimarlığa..]]> Mon, 20 Oct 2014 00:01:01 +0400 Mimarlığımızın neresindeyiz? (2) https://www.evrensel.net/yazi/72469/mimarligimizin-neresindeyiz-2 https://www.evrensel.net/yazi/72469/mimarligimizin-neresindeyiz-2? Osmanlılar, seçmiş oldukları inancın kendilerinden önceki mimarlığını yapmadılar bir bakıma… Buna karşın, seçtikleri iklimin, coğrafyanın mimarlığını bir anlamda sürdürdüler… Son iki yüz yılda, geçmişlerine bakmayı bilmeyenlerin, başka iklimlerden kopyalarını düşünürseniz, özellikle 19. yy ı sonra da bu günü daha iyi anlarsınız. Özellikle ikinci Abdülhamit döneminde doğrudan dışardan gelen mimarlar, temelde kendi iklimlerinin işlerini kimi bezemelerle hoşumuza gideceğini sanarak mimarlığımıza yol göstermeğe kalkışmadılar mı? Haydarpaşa, Sirkeci garlarını, bankalar caddesini, Sirkecideki kimi bankaları düşünün yeter… Sonra da bir yandan bunlara tepki olarak yaratılmış, öte yandan gene de temelde Batı mimarlığının kopyaları sardı ortalığı… İstanbul’daki Büyük Postahane’ ye bakın… Dördüncü..]]> Mon, 13 Oct 2014 00:00:59 +0400 Mimarlığımızın neresindeyiz? https://www.evrensel.net/yazi/72418/mimarligimizin-neresindeyiz https://www.evrensel.net/yazi/72418/mimarligimizin-neresindeyiz? İngilizce öğrenirken, kentsel tasarım uzmanı dostumun bir yapıtını çevirmeğe çalışmıştım: Where are you at? “Neredesiniz ?” Yazımın başlığına benzer bir soru… Kişinin arada bir durup, “Neredeyim ?” diye sorması gerektiğine inanıyorum. Arkadaşım Brain Goody, sözünü ettiğim yapıtında bulunak (adres) yazdırıyordu çocuklara. Şöyle: Güneş düzeni Dünya Kuzey yarım küre Avrupa anakarası Balkanlar Trakya İstanbul Avrupa yakası Laleli Genç Türk Caddesi Mimarbaşı sokak 3 numaralı apartman Yer katı. Çocuğun evini uzaydan görmesi ona bir başka coğrafya duygusu vermez mi? Bulunduğu yerin bilincini duyumsatmaz mı? Kimi kez, bir şeylerin dışına çıktığımızda onları daha iyi görmez miyiz? Hepimiz bunu denemeliyiz… Türkiye’ ye uzaydan baksak, coğrafyasının özelliklerini, iklim..]]> Mon, 06 Oct 2014 00:33:43 +0400 Böyle başa... (3) https://www.evrensel.net/yazi/72366/boyle-basa-3 https://www.evrensel.net/yazi/72366/boyle-basa-3? Bundan önceki iki yazımdan çıkarılacak çok yalın bir sonuç var. Demek ki çoğu Anadolu kentlerimizde de, İstanbul’da da insanlarımızın çoğunluğu kentlileşemediler. Çünkü kentlerimiz de daha “kent” değiller. Bir çağlarda kent olanlar da, kent olmaktan çıkıyorlar. Kent, kentliyi yetiştirecek ki, kentli de kentinin kent olmasını sürdürebilsin. Kendini kentli sananların ilk özellikleri “kentlerini savunmak” olmak zorunda… Kentin kentliğini koruyabilmesi için, kendisine gelen insanları kentlileştirip, savunucularını çoğaltması gerekiyor. Eskiden, kentte nasıl davranılacağını bilmeyene “bundan başka İstanbul yok” denilirdi. Sanırım şimdi bu da denilemez oldu… Yinelemekten çekinmeden yazıyorum bilmem kaçıncı kez: Bir yerleşmenin kent olarak tanımlanması kültür donanımının tam olmasına bağlı. Ge&..]]> Mon, 29 Sep 2014 00:02:43 +0400 Böyle başa... (2) https://www.evrensel.net/yazi/72312/boyle-basa-2 https://www.evrensel.net/yazi/72312/boyle-basa-2? Son yazımda Üsküdar alanını basan sulardan söz etmiştim… Ya batçıklara ne diyorsunuz? Alabilenlerin kendi giderlerinin, teneke kutularının (arabalarının) geçişlerini kolaylaştırmak için bütün kentlerimizde anayollarımızı ortadan yardılar. Karşı kaldırımlardaki yayalar birbirlerine ulaşamaz oldular. Sosyal yapımızı bölmediler mi? Yalnızca arabası olanlar mı yaşıyor kentlerimizde? Bu konuda değinmek istediğim asıl şu: Bütün batçıklar suyla dolmuyor mu? Bu suların da pis su olmadığını biliyor muyuz? Doktorumun dediğine göre akşamüzerleri yürümeliymişim… Önemliymiş… Eşimle birlikte yürüyoruz… Kuzguncuk’ da, Dalan’ ın kimi yerlerini kaçak yapılardan arındırıp, deniz kıyısında park yaptığı anayolda… Nasıl mı? Çok zor! Ağzımızı burnumuzu tıkayarak… Yalnız atık gaz nedeniyle mi? Ya pis su gid..]]> Mon, 22 Sep 2014 00:15:02 +0400 Böyle başa https://www.evrensel.net/yazi/72259/boyle-basa https://www.evrensel.net/yazi/72259/boyle-basa? Laodikya’ da kazı bilimcilerin çalışmaya başlamaları derdimdi uzun süre… (Bunun için üzerime düştüğünce gerekenleri yaptığımı sanıyorum.) Bu günkü Denizli’ lerin almalarında yararlar olacak iletiler vardı, bu altı km ötedeki eski Denizli’ den. (Elbette yalnızca onların değil…) Anadolu’ nun tam bir kültür kazanı olduğuydu alınacak iletilerin en başında gelen… Etnik ayrımcılığın kültürümüze, insanlığımıza yapılacak en büyük kötülük olduğu iletisiydi bunu izleyen… Bunun bizi yok etmeğe dek varabileceğini görebilirdik böylece… Bunların ardından öteki iletiler gelirdi almasını bilenler için. Özellikle bu günün yaşama kültürü için çoktan gereğinin yapılmış olmaları gereken iletiler. Örneğin, Laodikya’ nın iki ana caddesinden birini..]]> Mon, 15 Sep 2014 00:31:36 +0400 Muhlis (Türkmen) Ağabey https://www.evrensel.net/yazi/72208/muhlis-turkmen-agabey https://www.evrensel.net/yazi/72208/muhlis-turkmen-agabey? 4 eylül günü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesindeydik. Muhlis ağabeyin salının başında… Muhlis ağabey 1.9.1923 doğumlu… Gerçek bir Cumhuriyet çocuğu… Hep “İstanbul Efendisi” denir onun için nedense. Bana sorulursa gerçek bir İzmir’ li … “Efendi” liğine gelince eğer bununla uygarlık, küçüğüne, büyüğüne saygı, kimseyi incitmeme, insancıllık demek isteniyorsa, EVET! Efendilik yalnızca İstanbul’ lu olmakla mı olur? Hayır! Yüzyıllarca, daha küçük yaşta devşirip, insan içinde oturup kalkmayı, konuşmayı vb öğrettiğimiz, İstanbul’ lulaştırdığımız dönemden kalma bir söz olsa gerek. Kendini şimdilerde İstanbul’ lu olmuş sayanlar için kullanılabilir mi? Kimileri “sittin sene” İstanbul’ ..]]> Mon, 08 Sep 2014 00:02:50 +0400 Hey! orada kimse var mı? https://www.evrensel.net/yazi/72159/hey-orada-kimse-var-mi https://www.evrensel.net/yazi/72159/hey-orada-kimse-var-mi? Depremden sonra yıkıntı altında kimse olup olmadığını anlamak için böyle bağırırlar ya… Yıkıntı altında kalmış gibi bütün toplumdan ses çıkmaz oldu. Ben gene de avazım çıktığınca bağırıyorum: Hey orada kimse var mı? Çocuklarınızı topuyla İmam-Hatip okullarına yazıyorlar! Okulların tüm aydınlık müdürlerini değiştiriyorlar. Duymadınız mı yoksa? Yirmi beş ya da daha çok inancın tapınağının olduğu İstanbul burası… Örneğin bir Alevi, bir Ermeni vatandaşımızın çocuğunu da İmam- Hatip okuluna alıyorlar. Sizin hiç sesiniz çıkmayacak mı? Hiç karşı çıkmayacak mısınız? Hey! Orada kimse var mı? İstanbul’un en değerli yerlerini satıyorlar. Padişah saraylarını yalan yanlış yeniden yapıyorlar. Babalarının malları gibi her yere el koyup, istedikleri “imar izinleri” ni alıyorlar. Ben gene de bağırıyorum: Hey! Orada kimse yok mu? İs..]]> Mon, 01 Sep 2014 00:19:49 +0400 Bize de mi? https://www.evrensel.net/yazi/72110/bize-de-mi https://www.evrensel.net/yazi/72110/bize-de-mi? Bergama’daydım birkaç gün önce. Bergama krallığının başkenti yüksek kentte (akropol’ de). Her daldan gençlerle birlikteydim... Onlara taş döneminden bu güne geçmişi anlattım yerinde... Biliyorsunuz Bergama bir çok “ilk” lerin kenti ya da ülkesi... Bunları bilmek, bu günkü kuşaklara, kimliklerini oluşturup, geliştirmekte yardımcı olacaktır. Öyle ya, kendilerini göçebe sananlar yüzünden şaşkınlaşmıyorlar mı? Önemli yapıları gezdirip, türlerini, özelliklerini anlatıyordum. Tiyatroyu (öncesinin, Dionisos’ un, coşku tanrısının tapım yerini), tapınağı, Zeus sunağını,Trajan tapınağını, evleri, sarayları, sarnıçları, çarşıları (agoraları), okulları, kutsal alanları vb... Eskiden bu yerlerin önünde, ne yapısı olduklarını, geçmişini, özelliklerini anlatan açıklamalar olurdu. Şimdi yok... Olan ..]]> Mon, 25 Aug 2014 00:43:10 +0400 Su https://www.evrensel.net/yazi/72059/su https://www.evrensel.net/yazi/72059/su? Güredeyim. Kaz Dağı’nın ya da eski çağdaki adıyla İda Dağı’nın güney eteğinde... Suyun Anadolu’da en son biteceği yörede. Sanırım burada olmayı seçişim de bu yüzden. Çünkü ortak akla inancım zayıflıyor mu ne? Kötümser mi konuşuyorum? Hayır! Haftalardır İstanbul’da suyun biteceği konuşulmuyor mu? Planlama önceden yapılır. Temel özelliğidir önceden yapılması. Suyun biteceği bir kaç ay önceden anlaşılmaz. Yıllar önceden bunun önlemi alınır. Kimi kez bu önlemler doğal davranışlara dönüşür. Nasıl mı? Örneğin İstanbul’da her eve bir sarnıç yapılırdı eskiden. Uzmanlarına göre bu deprem için de bir önlemdi. Ama asıl susuzluk durumuna karşı kuyunun yanında bu da bir önlemdi. Yağmurun damlası boşa harcanmazdı. Şimdi Üsküdar alanı denizle birleşiyor, neredeyse göl olu..]]> Mon, 18 Aug 2014 00:05:33 +0400 'Denizli efsaneleri' https://www.evrensel.net/yazi/72014/denizli-efsaneleri https://www.evrensel.net/yazi/72014/denizli-efsaneleri? Bir gönderi, bir betik geldi Denizli’den. Adı yazımın başlığı… Dr. M. Metin Türktaş’ın yapıtı, 326 sayfalık… Denizli Belediyesinin Kültür Yayınları’ndan… Sayın Türktaş, önce araştırma alanını (Denizli’yi) coğrafyasıyla, ekonomik durumuyla, sosyoekonomik yapısıyla tanıtıyor. Sonra ona göre söylencenin (efsanenin) ne olup ne olmadığını açıklıyor, tanımını yapıyor. Oluşumunu, işlevini, öteki anlatı türleriyle ilişkilerini irdeliyor. Ardından, benzerleri arasından birini seçtiği söylence-lerden 220 sini aktarıyor. Bunları, oluşum, dönüşümle ilgili olanlar, olağanüstü varlık ve olaylarla ilgili olanlar, açıklayıcı olanlar, din ile ilgili olanlar, tarih ile ilgili olanlar, hayvanlarla ilgili olanlar, ana başlıkları altında toplayarak sunuyor. Bir solukta okudum… Gerçekten ilginç..]]> Mon, 11 Aug 2014 00:08:05 +0400 ‘Onlar sanata düşman‘ https://www.evrensel.net/yazi/71965/onlar-sanata-dusman https://www.evrensel.net/yazi/71965/onlar-sanata-dusman? Sevgili Şükrü (Erbaş) den bir ileti geldi. Antalya’ dan … “ … Yaklaşık yirmi yıldır kente, kendi olanakları içerisinde kültür ve sanat etkinlikleri sunan Antalya Sanatçılar Derneğinin Kale Kapısındaki bahçesini / mekanını derneğin elinden almak için ihtar çekti, sözleşmeyi tek taraflı iptal etme yoluna gitti.” Kim? Belediye Başkanlığına (güncelerin aktardığına göre) tartışmalı biçimde gelen AKP’li Menderes Türel… Belediye başkanlığına gelir gelmez ilk yaptığı işlerden biri de bu… İşte görüyorsunuz… Amaçlarının ne olduğunu… Şimdi büyük ozanımız gibi, “ Onlar sanata düşman!” desek, yanlış mı olur? Çünkü sanattan anlamıyorlar… Çünkü sanattan yoksunlar… Çünkü yaşam damarlarından biri kopuk… Belki de o d..]]> Mon, 04 Aug 2014 00:31:45 +0400 Üsküdar alanı https://www.evrensel.net/yazi/71917/uskudar-alani https://www.evrensel.net/yazi/71917/uskudar-alani? Yanlış anımsamıyorsam Türkler Üsküdar’ı 1304’te almışlardı. Sayın Halil İnalcık bunu böyle söylemişti… Demek ki Üsküdar’a İstanbul’dan 150 yıl önce yerleşilmiş… Demek ki, bu gün herkese cehennemi yaşatan Üsküdar alanı İstanbul’daki en eski alanımız. Üzerinde üç önemli cami var: Birincisi, Mimar Sinan yapıtı, Mihrimah Camisi… Çifte “son cemaat yeri” ile Boğaziçi’ ne bütün yüreğini açmış… İkincisi gene bir Mimar Sinan yapıtı… Onun yapıtları içinde benim en sevdiklerimden biri… Şemsi Paşa Camisi… Halkın deyişiyle Kuşkonmaz Camisi… Denizden bakınca alanın sağ köşesinde… Yerine öyle yerleşmiş ki… İlginç avlusunun bir köşesine, hemen kıyıya cami oturmuş. Karşı köşeyi de medrese tutmuş. ( Bugün “kitapl..]]> Mon, 28 Jul 2014 07:03:40 +0400 Cumhurbaşkanım https://www.evrensel.net/yazi/71865/cumhurbaskanim https://www.evrensel.net/yazi/71865/cumhurbaskanim? Benim cumhurbaşkanım özgür olsun! Halkın kınamasından sakınsın, eşitlikçi, halkın yönetimine inanan biri olsun. Kara derili, ak derili, sarı ya da kızılderili arasında hiç bir ayrım yapmasın, yapılmasına izin vermesin. İnsanları ayrımsız sevmeyi bilsin benim cumhurbaşkanım. Dilimizi çok sevsin ya, başkalarının da kendi dillerini çok sevmelerini anlasın, saygı göstersin. Dillerin de insanları birbirinden ayırmakta değil, birleştirmekte kullanılmasını istesin. Herkesin ana dilini kullanmasının doğallığına inansın. İster doğudan, ister batıdan bir başka dilin dilimizi kendisine benzetmesine izin vermesin. Böyle bir duruma karşı çıksın. Benim cumhurbaşkanım düşünenleri saygıyla sevsin. Düşünceyi dile getirmenin suç olamayacağını bilsin, bildirsin… Buna yol açabilecek yasaları onaylamasın. Düşünceyle dilin koşutluğuna, ikisinin birlikte gelişeceğine, biri ilerlemez..]]> Mon, 21 Jul 2014 07:38:50 +0400 Mudanya’nın kültürel mirasının korunması çalıştayı (3) https://www.evrensel.net/yazi/71810/mudanyanin-kulturel-mirasinin-korunmasi-calistayi-3 https://www.evrensel.net/yazi/71810/mudanyanin-kulturel-mirasinin-korunmasi-calistayi-3? Dekorasyon” olarak yapılan, sözüm ona onarımları sözün dışında bırakırsak, önce şu ayrımı yapabilmemiz gerekiyor: “Onarım” (restorasyon) başka bir şeydir, “yenileme onarımı” başka... Onarım yapıyoruz diye yenileme yapmaktadırlar kimi kişiler. Böylece kültürümüze çok büyük zararlar verilmektedir. Onarım, eski yapım yöntemlerini, gereçlerini iyi bildiği gibi çağdaş yapım yöntemlerini de iyi bilen uzmanlarca yapılmalıdır. Yoksa yitirdiklerimiz boyumuzu aşar. Bu gün yaptığımız budur. Eski mimarlar da mesleğe onarımla başlarlardı. Sonra kendilerine yeni yapı ödevi verilirdi. Ayrıca onların yetişme koşullar, uygulama yetkisi alabilmeleri bu güne göre çok zordu. Mimar Sinan’a halk arasında çıraklık görevi saydıkları yapıyı yapma görevi elli yaşındayken verilmişti. Oysa bu gün önüne gelen ona..]]> Mon, 14 Jul 2014 00:54:32 +0400 Mudanya’nın Kültürel Mirasının Korunması Çalıştayı (II) https://www.evrensel.net/yazi/71753/mudanyanin-kulturel-mirasinin-korunmasi-calistayi-ii https://www.evrensel.net/yazi/71753/mudanyanin-kulturel-mirasinin-korunmasi-calistayi-ii? Son çağlarda “koruma” konusunda yabancıların da önemli yanlışlar yaptıkları ortaya çıkmıştır. Bunun örnekleri Efes’te, Troya’da görülmüştür. İngilizler, Atina’daki Partenon’un mermer kolonlarını korumak için üzerlerine sürdükleri bir kimyasalla pul pul dökülmelerine neden olmuşlardır. Avusturyalılar, Efes’te ortaya çıkarılan yamaç evlerini, demirli beton yapılarla korumaya kalkışmışlardır. Sonradan bunun yanlışlığını anlamış, özür dilemişlerdir. Troya’da Schlieman, çok yanlış bir kazı yapmıştır. Her şeyin Grek’e bağlanmadığı, Anadolu’nun yanında Yunan’ın, Ahmet Arif’in dediği gibi, dünkü çocuk olduğu ortaya çıkmıştır. Halk yapı sanatı ya da sivil mimarlığımız üzerine ilk doğru dürüst bilimsel çalışmaları da Sedat H. Eldem’e borçluyuz. Onun..]]> Mon, 07 Jul 2014 00:10:30 +0400 Mudanya’nın kültürel mirasının korunması çalıştayı https://www.evrensel.net/yazi/71696/mudanyanin-kulturel-mirasinin-korunmasi-calistayi https://www.evrensel.net/yazi/71696/mudanyanin-kulturel-mirasinin-korunmasi-calistayi? 21-22 Haziran (2014) günleri başlıkta adını andığım çalıştaya çağrılıydım. Mudanya çalıştayı bana, neredeyse yarım yüzyıldır savunduğum ilkeleri bir kez daha dile getirmek olanağını verdi. Ana kavramları sizlerle de paylaşmamın doğru olacağını düşünüyorum: Sizin için değerli olanı, anlamlı olanı, geleceğe, çocuklarınıza, torunlarınıza aktarabilmek için korumak istersiniz. Toplum da, onun için değerli olanın, anlamlı olanın, geleceğe aktarılmaları gerekenlerin korunmalarını ister. Koruma elbette koruyacak olanın kültürü ile bağıntılıdır. Bir kültür olayıdır. İstanbul’ un geçmişini İ.Ö. 8500 lere götüren buluntulara üç- beş çanak çömlek kırığı diyen bir anlayışla neyi koruyabilirsiniz? Kültür, yaşamı olanaklandırmaktır. Gelecek kuşağın daha kültürlü, daha çağdaş, daha iyi bir in..]]> Mon, 30 Jun 2014 00:19:37 +0400 Yuvarlak konuşan çatı adayı https://www.evrensel.net/yazi/71642/yuvarlak-konusan-cati-adayi https://www.evrensel.net/yazi/71642/yuvarlak-konusan-cati-adayi? Benim kuşağımdan olup da az çok okuyup yazmış olanlar “çoğunluk” hiç olamadılar. Hele hele yükseköğrenimlerini yaptıktan sonra kentlerine dönmeyenler daha da yalnızlık duygusu içinde kaldılar. Öğrenimlerini yaptıkları kentte bile azınlık olmaktan ileriye gidemediler. Örneğin İstanbul’da Sivaslı kaldılar. Dönenler, kentlerinde de geçerli doktor, avukat gibi işleri olanlar bile, bir uyum süresi geçirmek zorunda kaldılar. Uzun süre dönmeyenlerin işleri daha da zordu. Dönseler bile, kendileri de kendilerini yabancı duyumsuyorlardı. Nerede eski kentleri, nerede eş adı taşısa da bu günkü kentleri… Örneğin ben ayrıldığımda oturanlarının sayısı 13 bin olan kentimin, şimdilerde 600 bin oturanı var. Neyse, söylemek istediğim kısacası, ben çoğunluk olan yanda hiç olamadım. Bundan olsa gerek, kuşağımdan tanıdıklarım, kendilerini a..]]> Mon, 23 Jun 2014 08:13:48 +0400 Yaşadığımız günler https://www.evrensel.net/yazi/71585/yasadigimiz-gunler https://www.evrensel.net/yazi/71585/yasadigimiz-gunler? Yaşadığımız günler ilginç. Neredeyse her gün beklenmedik bir gündemle karşı karşıya kalıyoruz. Böylece, önceden yapılması gereken planlamayı yapamaz durumdayız. Günü gününe yaşamak zorunda kalıyorlar insanlarımız. 50-25-10 yıl ötesini, bir yıl ötesini, giderek bir ay ötesini bile öngöremeden, buna göre bir planlama yapamadan yaşıyorlar... Yurdumuzda büyük bir kitle açlık çizgisinde yaşıyor. O gün kendisinin nasıl doyunacağını, çoluk çocuğunu nasıl doyuracağını düşünürken, bunun çözümünü ararken, nasıl planlama yapsın? Bu duruma kendileri gelmediler. Sadaka madaka derken bu duruma düşürüldüler. Bu ülkeyi yönettiklerini sananlar da, ya da bu sanıyı vermeğe çalışanlar da, en kısa sürede soygunu düşündüler. Ne toprak altında ne de üstünde &ccedi..]]> Mon, 16 Jun 2014 00:48:14 +0400 Çorum müzesini gördüm https://www.evrensel.net/yazi/71523/corum-muzesini-gordum https://www.evrensel.net/yazi/71523/corum-muzesini-gordum? Biri size bir güzellik sunsa duygulanmaz mısınız? Hele bu günlerde… Duman içinde kalmışken temiz havaya çıkıp derin bir soluk almak gibi… İşte böyle oldum Çorum müzesinde… Hem de hiç umudum yokken… “Sayrılar Evi” olarak, halkın yardımlarıyla 1914 de yapılmış bir yapı. 20. yüzyılda 19. yüzyıl biçeminde yapılmış… Sonraları Tarım Okulu, Sağlık Okulu, Sanat Okulu, Tecim(ticaret) Okulu, Makine Yüksek Okulu, Atatürk Lisesi olarak kullanılmış… Bugün de yıkıp alışveriş yeri yapabilirlerdi değil mi? Ya da, insanların insanlıktan uzaklaştıkları bir konut gökdeleni… 1988 de yanmış sayrılar evi olarak yapılan yapı. Hemen onarımına başlanılmış. Onarım bir- iki yıl sürmüş. Müze olmasını da o günlerde düşünmüşler… 2003 yılında müze olarak kullanıma açılmış. İç düzeni ol..]]> Mon, 09 Jun 2014 00:06:55 +0400 İnsanlık adına borcumuz https://www.evrensel.net/yazi/71467/insanlik-adina-borcumuz https://www.evrensel.net/yazi/71467/insanlik-adina-borcumuz? Anadolulu olmanın elbette kimi sorumlulukları var. Toprağımızın altı da üstü de kültür anıtları, doğa varsıllıklarıyla dolu. Hepsi bizim ya, tüm insanlığın da… Bu nedenle onların korunmasından, anlamlı değerlendirilmesinden bütün insanlığa karşı sorumluyuz. Örneğin onlardan kimileri, kimilerine göre üç-beş çanak çömlek kırığı olsa da, büyük insanlık için İstanbul’un geçmişini en azsından 6.000 yıl derine götüren belgelerdir. ‘Değerlendirilme’ deyince, son çağda bir başka sorumluluk da ortaya çıktı. Hem bu kez politikacılardan önce bilim insanlarının, aydınların sorumluluğu… 1960’lara dek Anadolu’da yeni taş döneminden kalıntılar pek bilinmiyordu. 1960’larda yapılan kazılar Anadolu’nun ‘Yeni Taş’ döneminden kalıntılarla dolu olduğunu ortaya koydu. Örneğin Hale..]]> Mon, 02 Jun 2014 00:29:47 +0400 Soma Soma Soma Soma Soma Soma Soma... https://www.evrensel.net/yazi/71416/soma-soma-soma-soma-soma-soma-soma https://www.evrensel.net/yazi/71416/soma-soma-soma-soma-soma-soma-soma? Günlerdir yazmak için her masaya oturuşumda tek sözcük dolaşıyor başımın içinde: SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA… Bu sözcükten başka hiçbir şey yazamadım günlerce: SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA… Kendimi yollara vurdum olmadı, yerin altına girdim olmadı: SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA… Cuma günü (23.5.2014) Şehzadebaşı’ daydım, öğrencilerimle… Cuma namazından önce Şehzadebaşı Camii’ne girip, büyük ustanın kubbeyi nasıl desteklediğini gösterecektim, daha ilk büyük yapıtında… Girdim ki… Biri vaaz veriyor: Kader kader kader kader… Bağırmak istedim: SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA… Bağıramadım, topluluğa saygımdan… Duramadım içeride… Kuşkum yok oradaki herkesin başının içinde, benimki gibi tek sözcük dolaşıyordu: SOMA SOMA SOMA SOMA SOMA SO..]]> Mon, 26 May 2014 06:52:24 +0400 Şiir oteli https://www.evrensel.net/yazi/71355/siir-oteli https://www.evrensel.net/yazi/71355/siir-oteli? Ayrımsamışsınızdır, elimden geldikçe sık uğruyorum Denizli’ye. Geçen hafta da oradaydım… Beni çağıran özel kurum, bir yatım evinde yer ayırtmıştı. Yatım evinin adı: Şiir Oteli… Epey olmuş açılalı… Daha önce de sözünü etmişlerdi… Bana bir oda ayrılmıştı. Açkıyı verdiler, kalacağım kata çıktım. Odanın kapısının yanında, benim bilmediğim bir resmim vardı. Altında da yaşam öyküm… Şaşırdım… Her oda bir ozanın adını taşıyormuş. Kapıyı açıp içeriye girdim. Ayrı ayrı iki şiirim yazılıp, resimlenip, çerçevelenip, asılmış duvara. Bir hoş oldum. Elbette bir yandan da duygulanıyor insan. Daha önce anlatmış mıydım? Ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun çerçevelerini yapan bir güzel insan vardı. Azmi Usta diyorduk ona sanırım… O, doğru dürüst adamlara, Bedri Rahmi&rs..]]> Mon, 19 May 2014 00:31:44 +0400 Denizli- Denizler https://www.evrensel.net/yazi/71295/denizli-denizler https://www.evrensel.net/yazi/71295/denizli-denizler? Çocukluğunu Denizli’ de geçirmiş bir büyüğüm vardı. Mimardı… İTÜ de öğretim üyesiydi. “Cenneti düşünmek istediğimde, gözlerimi kapatır, Denizli’ yi gözlerimin önüne getiririm.” Derdi. Yaşamıyor artık… Bugünkü Denizli’yi görse bunu söyleyebilir miydi? Nerede o cennet Denizli? Nerede o cennet kentlerimiz? Bir- iki kuşakta nasıl oldu bu iş? İnancımıza göre, bizim işimiz, yaşadığımız yeri cennete çevirmek değil miydi? Cennete çeviremediğimiz şöyle dursun… Olduğu gibi koruyamadığımızı da bir yana bırakalım… Havasını kirlettik, suyunu kirlettik, ağaçlarını yok ettik… Cehenneme döndürdük desem kızılır… Beter ettik… Neden, nasıl oldu bu iş? Doğa bitmez mi sandık? Paraya mı doymadık? Doyabilir miydik? Evini yıkıp apartman dikmek isteye..]]> Mon, 12 May 2014 00:06:05 +0400 Akdenizlilik https://www.evrensel.net/yazi/71244/akdenizlilik https://www.evrensel.net/yazi/71244/akdenizlilik? Akdeniz, kuzey yarım kürenin insan yaşamına en uygun yöresidir. Bir içdenizdir. Batı dillerinde “Orta Deniz” dir adı… Halikarnas Balıkçısına göre, deniz de olsa, beş kıt’a dan sonra altıncı kıtadır. İnsanlarının yaşamını Akdeniz’ in iklimi belirler. Akdenizliler, genelde, bir yanına güneş düşen öteki yanı gölge avlularda yaşamayı severler. Bu türlü evlerde açık, yarı açık, kapalı oylumlar dengesi vardır. Bu, bahçeden ya da avludan “hayat”a (yarı açık bir oylum) oradan da odalara (kapalı oylum) geçiş demektir. (Anladınız değil mi, geçmişten söz ediyorum. Bu günün apartmanlarında, gökdelenlerinde bu geçiş dengesini nerede bulacaksınız?) Denizin kıyısında oturanlar yazın, sıcaktan, nemden, daha serin, daha kuru, daha esintili yükseklere, yaylalara göçerler. Bilmeyenle..]]> Mon, 05 May 2014 06:37:56 +0400 Samsun https://www.evrensel.net/yazi/71190/samsun https://www.evrensel.net/yazi/71190/samsun? 23 Nisan bayramında bostanımızdaydık Kuzguncuk’ lular. Akşama doğru Samsun’ a uçtum. Oradaki 19 Mayıs Üniversitesinin Mimarlık Fakültesi çağırmıştı. Yeni açılmış bu fakülte… Başında Prof. Dr. Derya Oktay var… Mimarlığın benim gibi, ancak bir bütün içinde, doğru bir kentsel tasarım içine oturarak var olabileceğine inanan bir bilim insanı… Samsun’u ilk 1955 de mi gördüm? Anımsamıyorum… Sonra yanılmıyorsam 1970 lerin başında, var olan belediye başkanlığı yapısının yerine düşünülen, daha büyük bir belediye yapısının tasarım yarışması açıldı. O yarışmanın seçici kurul üyesiydim. Vehbi Gül adında bir belediye başkanı vardı. Gene seçici kurul üyesi olan Şevki Vanlı ile birlikte, var olan yapının yıkılmaması için, bin dereden su getirerek epey dil dökmüştük. Yeni yapı onu da k..]]> Mon, 28 Apr 2014 00:06:45 +0400 Söylev https://www.evrensel.net/yazi/71130/soylev https://www.evrensel.net/yazi/71130/soylev? Kimdi söyleyen anımsamıyorum… Daha doğrusu değişik kimselerden duydum: “Şu insanlarımız ‘Söylev’i bir kez okusalar her şeyi doğru dürüst yorumlayabilirler.” Bence bu günümüzü anlayabilmek için Söylev’i yalnız bir kez okumak da yetmez. Hemen uzanabileceğiniz bir yerden alıp, güne göre kimi bölümlerini gözden geçirmeli yeniden yeniden… Kurtuluş savaşımızın koşullarını anlamak için değil yalnız. Bu gün başımıza gelenlerin kökenlerinin o günlerde olduğunu anlamak için. Günün birinde Menderes ne demişti ? “Siz isterseniz “hilafeti” bile getirebilirsiniz.” Becerebileceklerini sanmıyorum ama heveslileriyle uğraşmıyor muyuz? Sarıklılar, kara çarşaflılar, erkeklerin elini sıkmayan kadınlar kimden güç alıyorlar? Düpedüz “vatan haini&rdqu..]]> Mon, 21 Apr 2014 00:17:39 +0400 Yeniden sıkıdenetim (sansür) üzerine https://www.evrensel.net/yazi/71077/yeniden-sikidenetim-sansur-uzerine https://www.evrensel.net/yazi/71077/yeniden-sikidenetim-sansur-uzerine? Yanlış anımsamıyorsam, aşağı yukarı çeyrek yüzyıl önceydi. Uluslar arası P.E.N. ‘in Belgrat’ daki toplantısına çağrılmıştım. Bir de bildiri vermem isteniyordu. Konumu özsıkıdenetim (otosansür) olarak belirlemiştim. Çok ilgi çekmişti o günün Yugoslavyası’nda bildirim. Ertesi günü en önemli güncelerinde tümünün çevirisini yayınladılar. Kentin başkanı mimardı, beni tanışmaya çağırdı. Sıkıdenetim elbette kötü bir şeydi. Elbette çağımıza hiç mi hiç yakışmıyordu… Ama özsıkıdenetim (otosansür), daha yaygın olduğunca bana göre daha utandırıcı bir olgudur. Elin oğlu iletişimi sıkıdenetim altına almağa çalışır ama sen kendini sıkıdenetime soktun mu ört ki ölem… Neyi yazabilirim, neyi yazmamalıyım sorularıyla yazıya başladın mı her şey çarpılır. Kendi düş..]]> Mon, 14 Apr 2014 00:15:35 +0400 Her konuda çağdaşlaşma https://www.evrensel.net/yazi/71020/her-konuda-cagdaslasma https://www.evrensel.net/yazi/71020/her-konuda-cagdaslasma? Son günlerde içedönüklük (otizm) üzerinde yoğun çalışıyorum. Uzun yıllar önce başladı bu konuyla ilgim. Denizli’li bir yakın arkadaşımın oğlu nedeniyle… (İkisini de yitirdik.) O günlerde bu durumla az karşılaşılıyor sanıyordum. Şimdi şaşkınım… Ne çok içedönüklük (otizm) varmış? Başka ülkelerde de… Anne-baba içedönük (otistik) çocuklarından utanıyorlar neredeyse… Saklıyorlar böyle çocuklarını… Oysa bu gün biliyoruz ki, içedönüklük en azından durdurulabiliyor. Böyle bir çocuğun toplumla ilişkisi, ileride, anne- babasını yitirdiğinde de, yaşamını yardımsız sürdürebilmesi sağlanabiliyor. Giderek topluma yararlı duruma da getirilebiliyor, bir işte çalışabiliyor örneğin. Sabırla üzerinde durulursa, uğraşılırsa, bu hiç de ulaşılamayacak bir sonu..]]> Mon, 07 Apr 2014 07:14:55 +0400 Hangi yüzdenin içindesiniz? https://www.evrensel.net/yazi/70962/hangi-yuzdenin-icindesiniz https://www.evrensel.net/yazi/70962/hangi-yuzdenin-icindesiniz? Bir öykü anlatılırdı gençliğimizde… Yalan yanlış kulağımda kaldığınca aktaracağım: Osmanlının son meclisinde sanırım bir konuşmacı, “Bu meclisin yüzde doksanı …..” gibilerden bir küfür savurur. Meclis ayağa kalkar. Ortalık karışır. O gürültü patırtı içinde bir üye hiç oralı değildir. Sessiz, olanı biteni izlemektedir… Bir başkası dayanamaz ona sorar: “Yahu, duymadın mı adam ne dedi ? Sen hiç alınmıyor musun ?” Öteki dinginlikle yanıt verir: “ Ben yüzde 10 un içindeyim… Kimileri harıl harıl seçim için çalışıyor. En çok çalışanlar da bugünkü yönetimin yandaşları… Neden ki ? Paydaş oldukları için mi? Paydaşlığı kaçırmak istemeyen bir kesim için bu geçerli, kuşkusuz… Ama ötekilere..]]> Mon, 31 Mar 2014 02:38:38 +0400 Susanlar- susmayanlar… https://www.evrensel.net/yazi/70901/susanlar-susmayanlar https://www.evrensel.net/yazi/70901/susanlar-susmayanlar? Geçen hafta salı günü bir toplantıya çağrılıydım. Mimarlık, İşleyim (endüstri), Kentsel, Görsel iletişim, Kent planlaması tasarım dallarına adım atmış gençler adına çağırıyorlardı kimi arkadaşları… Gittim. Büyücek bir oylum gençlerle doluydu. İçlerinden beş ayrı küme, İstanbul’ la ilgili beş ayrı konuda çalışmalar yapmışlardı. Bunları bir bir sundular. Katılanların eleştirilerini istediler. İlk olarak bana söz verdiler. Sanırım çalışmalardaki önerileri eleştirmemi bekliyorlardı. Oysa ben gemleyebildiğimi sandığım coşkumu paylaştım onlarla… Bu gençler gerçekten umudumuz. Çünkü susmuyorlar. Susanlara aldırmadan, kentleri üzerine konuşuyorlar, önerileriyle yanlışları eleştiriyorlar.Eleştirinin ne olduğunu kanıtlıyorlardı. “Böyle yapmışınız, bu şu yanlışlara yol aç..]]> Mon, 24 Mar 2014 00:02:47 +0400 Yazın (Edebiyat) Müzesi- Belgeliği’ni depo yapmak için boşaltmamızı istiyorlar (3) https://www.evrensel.net/yazi/70847/yazin-edebiyat-muzesi-belgeligini-depo-yapmak-icin-bosaltmamizi-istiyorlar-3 https://www.evrensel.net/yazi/70847/yazin-edebiyat-muzesi-belgeligini-depo-yapmak-icin-bosaltmamizi-istiyorlar-3? Uzatmadan, en kısa yoldan özetledim Türkiye Yazarlar Sendikasının Yazın Müzesi’ni- Belgeliği’ni. Yazımın başlığını bile böyle uzun tutmamın nedeni var. Yalnız başlığı okuyanlar bile hemen ayrımsasınlar konuyu… Nasıl bir dönemde yaşadığımızı da… Kimileri sırası mı diyebilirler. Elbette sırası… Bilisizlerin, insanımızı bilisiz bırakmak isteyenlerin işleri bunlar. Bunların arasında, başlarında kimlerin olduğunu bilmeyen var mı? Başaramıyacaklarını da bilmeliler… Biliyorlar da… Ama süre yitirtiyorlar bize… Oysa biz dar sürazlerdeyiz… BELGELİK’ imiz Nâzım Hikmet, Aziz Nesin ile başlamıştı. Mustafa Köz’ün başkanlığında daha da gelişti... Şükran Kurdakul, Enver Gökçe, Arif Damar, Melih Cevdat Anday, Cemal Süreya, Orhan Kemal, Asım Bezirci eklendiler… Yazarlarımızın ilk baskı yapıtları, el yazısıyla şiir taslakla..]]> Mon, 17 Mar 2014 00:05:17 +0400 Yazın (Edebiyat) Müzesi - Belgeliği’ni depo yapmak için boşaltmamızı istiyorlar… (2) https://www.evrensel.net/yazi/70791/yazin-edebiyat-muzesi-belgeligini-depo-yapmak-icin-bosaltmamizi-istiyorlar-2 https://www.evrensel.net/yazi/70791/yazin-edebiyat-muzesi-belgeligini-depo-yapmak-icin-bosaltmamizi-istiyorlar-2? Gerçekte yazımın başlığı yaptığım tümceyi bağıra bağıra herkese duyurmak istiyorum. 21. yy. Türkiye’sinde bu da mı başımıza gelecekti ? Depo olarak kullanmak istedikleri bir yer olarak seçe seçe, bir çok yazarımızın belgelerini, yazın kitaplarını içeren bir müzeyi seçtiler. Bu sözde nedenle, şimdi o müzeyi boşaltmamızı istiyorlar. İnanmak zor ama gerçek bu... Bir gün bu kişiler çocuklarına ne diyecekler? “Türkiye’nin, Balkanların bu nitelikte ilk müzesini depo olarak kullanmak için biz kapattık” mı diyecekler? Bu denli çağ dışılığa nasıl düşülebilir? Yazın Müzesi- Belgeliği bizim için bir düştü. Kimilerinden geçen yazımda söz ettiğim bir çok etkinliğimizin yanında hep usumuzun ardında taşıdığımız düş… 1990 larda TBMM başkanlığına başvurarak, İstanbul’da Beşik..]]> Mon, 10 Mar 2014 00:04:41 +0400 Yazın (edebiyat) belgeliği- müzesini depo yapmak için boşaltmamızı istiyorlar… https://www.evrensel.net/yazi/70736/yazin-edebiyat-belgeligi-muzesini-depo-yapmak-icin-bosaltmamizi-istiyorlar https://www.evrensel.net/yazi/70736/yazin-edebiyat-belgeligi-muzesini-depo-yapmak-icin-bosaltmamizi-istiyorlar? Kırk yıl önce kurulmuştu Türkiye Yazarlar Sendikası. Aziz Nesin, Yaşar Kemal, bildiğiniz bütün önemli yazarlar kurmuşlardı sendikayı… Ben o yıllarda Ankara’daydım. İstanbul’daki yönetim kurulu beni Ankara temsilcisi olarak belirlemişti. Onurdu benim için. Biz de Ankara’da karınca kararınca etkinlikler yapıyorduk. Örneğin bunlar arasında unutamadığım bir “Nazım Hikmet Gecesi” vardır. (Sevgili Vedat Dalokay’ da konuşmacıydı. Belediye başkanı olarak gittiği Moskova’ dan yeni dönmüştü. Bize ilginç öyküler anlatmıştı…) Bir süre sonra İstanbul’a göçtüğümde de yönetim kuruluna seçildim. Kısacası, Ankara’ da olduğum için kurucuları arasında olamamıştım TYS nin ama, başından beri içindeydim. Sorumluluktu bu… Bütün bu süre içinde en çok karşıl..]]> Mon, 03 Mar 2014 00:12:10 +0400 Homer (4) ( nereli… ) https://www.evrensel.net/yazi/70670/homer-4-nereli https://www.evrensel.net/yazi/70670/homer-4-nereli? Homer nereliymiş? İşte bu soruya da ‘benimseme’ olarak yorumlanabilecek yanıt veremiyor bizde kimileri… Batılılar gibi, Kimileri Sakızlı (Khios) (bizim kıta sahanlığımızda bir Yunan adası ) diyor… Kimileri Khioslu ya da İzmirli … Kimi Kolofonlu, kimi İoslu, kimi Kymeli…(Hepsi Anadolu’da) Sakız’da, belki benim görmediğim başka yerlerde de “Homer Kültür Evi” var. Biz buna yakın biçimde benimsemeğe çalışıyor muyuz Homer’ i ? (Geçen yıl Bornova (İzmir) Belediyesi tarafından çağrıldım. Homer’i anlatmamı istediler. Sevindim…) Azra Erhat’ın ulaştığı kaynaklara göre babasının adı Maion’dur. Meles ırmağının kıyısında doğduğu için hep ‘Melesigenes’ diye anılır. Meles Irmağı, İzmir’de, bildiğimiz ‘Pınarbaşı’… Kısacası Homer İzmirzli… Tam burada Azra Erhat’ın &..]]> Mon, 24 Feb 2014 00:01:49 +0400 Homer (3) (Al Mina) https://www.evrensel.net/yazi/70611/homer-3-al-mina https://www.evrensel.net/yazi/70611/homer-3-al-mina? Batılılara daha çok inanıyoruz … Neden? Dedim ya, biz onlardan daha az çalışıyoruz… Bir de, kültürümüzü, kültür değerlerimizi yeterince bilmiyoruz. Bilmek için de bir şey yapmıyoruz. Bugün bile 19. yy’ın ulusçu siyasalarının etkisindeyiz ayrıca… Tarihimizi de başka yerlere bağlamak için elimizden geleni yapıyoruz. Oysa” Sabahattin Eyuboğlu ne diyor: Tarihimiz halkımızın tarihidir. Bundan önceki yazımda Homer’in bir kırılma çağında yaşadığına değindim. Bunu açmalıyım önce… Yazı, biliyorsunuz Sümerlerce, İsadan önce 4. bin yılda bulunmuştur. İ. Ö. 2. bin yılda da tecim yolu ile Anadolu’ ya geçmiştir. Oradan da ancak İ. Ö. 12. yy’da Batı’ya… Benim bildiğim, Troya’ da savaşanlardan Anadolu yakasındakilerin abeceleri (alfabe) vardı. Karşılarındakilerin ise yoktu dah..]]> Mon, 17 Feb 2014 00:04:29 +0400 Homer (2) (Troya varlığını yele borçlu…) https://www.evrensel.net/yazi/70551/homer-2-troya-varligini-yele-borclu https://www.evrensel.net/yazi/70551/homer-2-troya-varligini-yele-borclu? Atalarını Troya’ ya bağlayan Romalıların, Troya’ daki birçok yapıyı dümdüz edip bir tapınak kondurdukları tepenin üzerindeyiz. Troya’ nın konumunu anlatmak istiyoruz torunum Troy’a… Önce iki ırmağı gösteriyoruz: “Bak sol yanda ( kuzeye yönlenmişken) Kara Menderes (Skamandros), sağ yanda Dümrek… Troya , ada gibi, iki ırmağın, kuzeyde, güneyde iki körfezin arasında… Troya savaşının olduğu çağlarda deniz, kuzeyde de, güneyde de bu denli uzak değildi.” Bütün Ege kıyılarında kentler, genelde, ya bir adanın ya da yarımadanın arkasına saklanmışlardır. Midilli böyledir, Efes böyledir, Faselis, Knidos, Kaunos böyledir. Açıktan geçen korsan gemilerinden görünmemek içindir bu bir bakıma… Belki de asıl neden, yele, fırtınaya karşı önlemdir. Yel kuzeyden estiğinde güneydeki limanı, güneyde..]]> Mon, 10 Feb 2014 00:02:54 +0400 Homer (Troy ile Troya’ da…) https://www.evrensel.net/yazi/70492/homer-troy-ile-troya-da https://www.evrensel.net/yazi/70492/homer-troy-ile-troya-da? 2014 yılının ikinci haftasında torunum Troy ile birlikte Troya’ daydım. Kazı Başkanı Rüstem Aslan’la… Kaçıncı kez”yürüyorum yaklaşık 5.bin yıllık yolu… Önce geolog İlhan Kayan’ın saptamalarıyla coğrafyayı tanıtmağa çalışıyorum Troy’a. Troy çocukluktan delikanlılığa geçme çağlarında. Sidney’ de yaşıyor… Ona Anzakları anlatmışlar Avustralya’da, okulda. Çanakkale’yi görmek istedi… Sanki özelimden söz ediyor gibiyim değil mi? Yerkürenin öteki yüzünde, Avustralya’da, Bir İngiliz sömürgesinde yaşayan insanlar ilk kez bir ulus olma duygusunu tattılar Gelibolu’ da. Önemsiyorlar Çanakkale savaşlarını… Ülkelerinde anıtlar dikiyorlar…Gençler her yıl buralara gelip,dedelerini anıyorlar. Oysa biz onları, “Onlar artık bizim çocu..]]> Mon, 03 Feb 2014 00:20:16 +0400 Yerel yönetim 4 https://www.evrensel.net/yazi/70433/yerel-yonetim-4 https://www.evrensel.net/yazi/70433/yerel-yonetim-4? Bir daha soralım, bugünkü yönetimin, iki bine yakın beldeyi belediyelikten çıkarmaktaki amacı neydi? Demokrasi miydi? Böylece daha da yaygınlaşıyor muydu demokrasi? Yoksa kendi yönetimlerini sürdürmeyi sağlamak için alınmış önlemlerden biri miydi bu belediyelikten çıkarma işi? Böyle olduğunu bilmiyor muyuz? Neden bütün bu beldeler seslerini çıkarmıyorlar? Demokrasiden bu uzaklaşmayı onaylamıyorlar kuşkusuz. Kimi belediye başkanları bir üst aşamadaki yönetim birimlerinde belediye başkanı aday adayı olmayı sağladılar. Bu, temel sorunu çözüyor mu? Bugün “Kentsel Dönüşüm” adı altında kimi yerleşmelere, okullara, spor alanlarına, yeşil alanlara, giderek tarihsel alanlara bile el koyanlar, önce de söylediğim gibi tüm kentsel dengeleri bozmaktan hiç çekinmeyenler, kim bilir yarın daha neler yapacak..]]> Mon, 27 Jan 2014 00:10:24 +0400 Yerel yönetim 3 https://www.evrensel.net/yazi/70372/yerel-yonetim-3 https://www.evrensel.net/yazi/70372/yerel-yonetim-3? Gezi’nin doğru okunması gerekliliğine değinmiştim son yazımda. “Biz de varız!” diyorlardı en kısasından… Gezi’nin bize gösterdiği bir başka olgu, son dönemde halkla kimi kesimler arsındaki boşluktu. Bu sözüme şaşıranlar olacaktır. Ancak bütün sevinçlerinin, son kuşakla onur duymalarının yanında şaşkınlıkları bunu apaçık gösteriyordu: Halkın en az yarısıyla yönetim arasındaki boşluk… Yönetimin bütünü kavrayamaması… Yönetimin kendi dünya görüşünü baskı yoluyla onaylatmağa kalkışması… Yandaş olmayanları, çeşitli nedenler arayıp ötekileştirmeğe çalışması… Halkla, kimi aydınlar (kendilerini aydın sananlar) arasındaki kalan boşluk… Kimi siyasal partilerle halk arasındaki boşluk… Gezi, halkla dil birliğinin önemini gösterdi. Hi&ccedi..]]> Mon, 20 Jan 2014 00:10:30 +0400 Yerel yönetim 2 https://www.evrensel.net/yazi/70314/yerel-yonetim-2 https://www.evrensel.net/yazi/70314/yerel-yonetim-2? Geçen yazımda anlatmağa çalıştığım doğrudan demokrasinin ilk örneği İtalya’nın Bologna kentinde verildi. (Bir alanda yapılan kent ölçeğinde toplantıyı izlemiştim.) Gene geçen yazımda aktardığım, bizim Edirne örneğimiz 40 yıl önceydi. Şimdi doğrudan demokrasi üzerine yeniden düşünmenin gerekliğine inanıyorum. Doğrudan demokrasinin olmadığı yörelerde, bugün bizde olduğu gibi, bir gün burnunuzun ucunda, yaşadığınız yerin ortasında, bir gökdelen yükselebilir. Hem de size, plancılara, uzmanlara hiç sorulmadan. Kamudan her türlü hırsızlığı yapabilirler. Sorumluların, yetkililerin, örneğin imar planını yapanların (yapılmışsa) onayını almadan, olması gerekenden 75– 80 bin metrekare daha büyük yapı yapılabilir. Bu fazlalık kamudan çalınmadır işte… Bu hırsızlık, kapalı kapılar ardında, kimlerle kimlerin anlaştığını toplum da bilemeden ..]]> Mon, 13 Jan 2014 00:11:40 +0400 Yerel yönetim https://www.evrensel.net/yazi/70251/yerel-yonetim https://www.evrensel.net/yazi/70251/yerel-yonetim? Yerel Yönetimin tanımını anımsatmak istiyorum önce: İl, belediye ya da köy halkının ortak gereksinimlerini karşılayan, karar organları, buradaki halkça seçilen kamu tüzel kişiliği. Neden yerel yönetim? Yörede bir yönetim oluşturmanın amacı ne? Adı üstünde… Yönetim sorununu yerinde, yörede çözmek… Daha açıkçası, böylece daha katılımlı bir yönetim oluşturulması… Herkesin kendisini yönetilmeğe bırakması yerine, yaşadığı yörenin yönetimine katılması. Demokrasinin birilerince onun adına kullanılması (temsili olması) yerine, oturanların doğrudan kendilerince gerçekleştirilmesi. Yönetim nasıl oluşturuluyor köyde, ülkemizde? Köyde, onun oluşturduğu bir kurul ile birlikte seçimle gelen muhtarla… Ne yazık ki, muhtarla birlikte çalışacak kurula pek bakmıyorlar seçmen..]]> Mon, 06 Jan 2014 00:05:05 +0400 Bugüne iki ileti https://www.evrensel.net/yazi/70187/bugune-iki-ileti https://www.evrensel.net/yazi/70187/bugune-iki-ileti? Bruno Taut, ünlü bir Alman mimar. (1880 Königsberg- 1938 İstanbul) Ülkesinde, yazmış, çizmiş, yapmış, çağdaş mimarlığın önünü açmış, önemli yapıtlar vermiş,.. Bütün ülkelerde ünlenmiş… İçtenlikle inanmış bir sosyalist… Nazilerin 1933 de yönetimi ele geçirmesinden sonra, ülkesinde soluk alamaz duruma gelmiş. Önce Japonlar çağırmışlar ülkelerine, 1933 de. 3 yıl kalmış orada, Japonya’ da… Sonra da 1936 da biz çağırmışız. Bruno Taut, Türkiye’de kaldığı kısacık süre içinde, neredeyse bir yaşama sığacak yapıtlar vermiş. Onu size güncemin bu köşesinin dışında da anlatmak istiyorum. Eskişehir’deki Anadolu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, onu anlatmam için çağırdı beni. 24 Aralık onun ölümünün 75. yıl dönümüydü… ..]]> Mon, 30 Dec 2013 00:29:20 +0400 Sahip çıkmak istiyor muyuz? https://www.evrensel.net/yazi/70122/sahip-cikmak-istiyor-muyuz https://www.evrensel.net/yazi/70122/sahip-cikmak-istiyor-muyuz? Sayın Mustafa Balbay, Yıllar önce Çankaya Belediyesinin, Ankara tepelerinin birindeki konuk evinde akşam yemeği yemiştik. (Bir-iki kişi daha vardı. Kimlerdi, anımsamıyorum…) Sizinle ilk kez karşılaşıyorduk. Unutmamıştım sizi, konuşmanızı, dil buluşlarınızı, coşkunuzu… Tutukevinden çıkışınızı izlerken gözyaşlarımı tutamadım. Sizi, tüm ardınızda bıraktıklarınızı düşünerek… Beş yıl… Beş uzun yıl… Daha da uzun süredir orada olanların yılları… Yankılanıp duruyor başımın içinde… Nasıl, kim karşılayabilir bu yılları? Karşılanabilir mi? Biz elbette kinci değiliz. Gene de kin adına değil, Türkiye adına sormak gerekiyor. Şimdi hepimiz, bütün bir toplum borçluyuz size, sizlere… Dört yıl, dört uzun yıl, dört ayrı yargıda yargılandım ben de, 12 Eylül dönemi içinde, “Düşünceyi dile get..]]> Mon, 23 Dec 2013 00:08:56 +0400 Çığlık https://www.evrensel.net/yazi/70059/ciglik https://www.evrensel.net/yazi/70059/ciglik? Bir bilim adamının, bir uzmanın çığlığı bu… 29 kasım (2013) günlü Bilim- Teknik dergisindeki bu çığlık Doğan Kuban’ın… Onun adının önüne Prof. Dr. ya da benzeri sanlar eklemek gerekmiyor, Benim kuşağımın üzerinde, dalımızda en etkili olan kişilerden… Bizim için bir ölçüt, bir doğal öğretici… Son yıllarda yayınladığı büyük yapıtlarının her biri bir ömürlük işler… Böyle bir insan yaşarken onun bilgisinden, birikiminden, deneyiminden yararlanmamak gerçek bir bilisizlik. Elli yıllık çabalarının, bir baş yapıtı, bir kültür kalıtımızı, Divriği Ulucamisi’ni korumaya yetmeyişine çığlıklanıyor: Bilim-Teknik dergisindeki yazısını okuyanlar, Türkiye bu aşamada nasıl bir evrede bulunuyor diye şaşıp kalacaklardır. Bu yapıtın fotoğraflarından oluşan sergiyi öteki ülkelere övünçle taşıyan y&..]]> Mon, 16 Dec 2013 00:32:45 +0400 Bir örnek https://www.evrensel.net/yazi/70001/bir-ornek https://www.evrensel.net/yazi/70001/bir-ornek? Size Dr. Nedim İnce’ den söz edeceğim. Çünkü o gerçekten sorumluluk örneği… Yıllardır sırası düştükce yazmağa çalıştığım bir sorumluluğun örneği… Yetersiz, kimi dersleri toptan kaldırılmış, eksik, öğretmensiz bir orta eğitimden sonra, dört yıllık bir yüksek öğrenim yeterlidir sanılıyor. Böyle bir sanıya bütün uygar ülkelerde gülünüyordur kuşkusuz. (Yazmıştım daha önceleri: Almanya’da, öğrenimin tüm yaşama yayılması üzerine çalıştaylar gerçekleştiriliyordu. Hem de işçi sınıfınca…) Kendi dalımdan örnek vererek açayım sözümü: Bizde, dört yıllık yüksek öğrenimden sonra, yapı tasarlayıp, uygulama yetkisi veriliyor. (Suriye’ de bu süre 17 yıl idi… Almanya’da, Japonya’da 10 yıla yakın…) Bunun sonucunda..]]> Mon, 09 Dec 2013 00:04:22 +0400 YKKED Yeni kuşak köy enstitülüleri derneği https://www.evrensel.net/yazi/69948/ykked-yeni-kusak-koy-enstitululeri-dernegi https://www.evrensel.net/yazi/69948/ykked-yeni-kusak-koy-enstitululeri-dernegi? 14 Kasım (2013) günü Mersin’deydim. Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneğinin 3. Akdeniz Buluşmasına katıldım. YKKED Mersin Şubesi yönetim kurulu başkanı Serdar Erkan’ın örgütlediği toplantı kusursuzdu. Bütün gün aralıksız sunuşlar, tartışmalarla geçti. Mersn’den, Adana’dan gelen Köy Enstitülüler. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler, aydınlar, sanatçılar “Ne Yapmalı” konusunu tartıştılar. Prof:Dr.Kemal Kocabaş, Prof: Dr. Ayşe Balcı, Orhan Bursalı, Prof.Dr. Ali Demir, Prof. Dr. Yakub Kepenek, Yar.Doç. Dr. Orhan Özdemir, Neşet Tarhan, Prof: Dr. Oğuz Makal, Ahmet Soner, Doç. Dr. Hakan Erkılıç, Prof. Dr. İbrahim Ethem Başaran, Hüsniye Özgür, Haydar Demirtaş, Yar. Doç: Dr. İbrahim Bozkurt, sunuş yaptılar. Kendilerine ayrılan süreleri doldura doldura konuştular. Ben de bir sunuş yaptım bu kişil..]]> Mon, 02 Dec 2013 00:48:55 +0400 Paylaşmak https://www.evrensel.net/yazi/69890/paylasmak https://www.evrensel.net/yazi/69890/paylasmak? İki hemşerimden hep söz ettim: Biri babamın arkadaşıydı: Kasap Ali Amca… Onun kulağıma küpe olmuş sözleri vardı… Size de aktardıklarım olmuştur… En etkililerinden biri şuydu: “Biz bu doğruyu yarın ahrette mi söylecez ?” Öyle ya, bu gün söylemeniz gereken doğruları söylemeyip de ne zaman söyleyeceksiniz? Şu günlerde üniversiteden üniversiteye, mimarlar odasından mimarlar odasına koşturup duruyorum.Konuşma isteniyor benden. Çoğu kez Ali Amca’ nın sözüyle başlıyorum konuşmama, “Biz bu doğruyu yarın ahrette mi söylecez ?” Sonra da söylemediğimi bırakmıyorum… Arada bir dinleyenlerime bir soru soruyorum. Nelerin bilinmediği beni bile şaşırtıyor… Örneğin, 1927 yılında yapılan ilk sayıma göre ülkemizdeki okuma yazma yüzdesini soruyorum. Hiç yanıt alamıyorum&helli..]]> Mon, 25 Nov 2013 00:14:27 +0400 Anadolucular 2 https://www.evrensel.net/yazi/69835/anadolucular-2 https://www.evrensel.net/yazi/69835/anadolucular-2? Geçen yazım, Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) konusuna girmeden bir ön yazıydı. Bizim değerlerimizi ne ölçüde benimsediğimizi (daha doğrusu benimsemediğimizi) yansıtan birkaç sözdü… Balıkçı, Batı’dan bize gelen Anadolu üzerine yanlış bilgilere karşı çıkan ilk kişiydi. Onun çevresiyle yaptığı tartışmalar yol açıcı olmuştu. Bunlardan birini bana Azra Erhat aktarmıştı. Uygarlığın ne yandan gelip ne yana gittiği tartışmasıydı bu. Bize uygarlığın Batı’dan geldiği anlatıldı hep. Benim bildiğim, dedim ya, ilk Balıkçı çıkıp dedi ki: “Batılılar böyle söylediklerine göre kanıtlamak onlara düşer. Ben tersini söylüyorum. Onlar kanıtlasınlar yanlışlığımı…” Azra Erhat bile, “Yapma yahu!” Demiş. Balıkçı da oturmuş Azra Erhat’a 191 sayfal..]]> Mon, 18 Nov 2013 07:37:21 +0400 Anadolucular https://www.evrensel.net/yazi/69775/anadolucular https://www.evrensel.net/yazi/69775/anadolucular? Çok eskilerde anlattım mıydı? Sanırım onbeş yıl falan oldu…Heidelberg’de, ünlü üniversitesinin ‘Disiplinler Arası İlişkiler’ bölümünden bir öğretim görevlisi ile bütün gün çalıştık. Konumuz “Çağdaş Bir Üniversitenin Kuruluşu Nasıl Olmalı?” idi. İki ortak saptamamız vardı: İlki, üniversite kent içinde olmalıydı. Ya da üniversite kenti olmalıydı… (Üniversite Türkçede ‘Evrenkent’ demek biliyorsunuz.) Üniversite “getto” olmamalıydı. İkincisi de, bütün dallar birbirleriyle ilişki içinde olmalılar… ( İsviçre’de yeni kurulan bir üniversitede fizik, kimya, biyoloji, matematik bölümlerinin yerleştikleri yapılar kafa kafaya birleştirilmişlerdi. Öğretim görevlileri kahvelerini bir arada, ortak bir oylumd..]]> Mon, 11 Nov 2013 07:20:24 +0400 Acılar https://www.evrensel.net/yazi/69716/acilar https://www.evrensel.net/yazi/69716/acilar? Son haftalarda acılar yaşadık. Halkla paylaşım içinde olanların acılarını… Tuncel Kurtiz’i biliyorsunuz… Tuncel son yıllarda köylüm oldu. Edremit Körfezi’nde , deniz kıyısında değil…Kaz Dağı eteklerinde Güre köyünün en sağ köşesinde benim yaz okulum, evim… Güre’nin batı yakasında Çamlıbel’ de onun son durağı… Aslında o benden çok önce Edremit’ li. Ya da Körfez’li… Ama yıllar sonra, dönüp dolaşıp, yeryüzünü vatanı eyledikten sonra, geldiği yerdi körfez… Onu yitirmeden birkaç gün önce de Edremit’ de görüştüydük. Tuncel’den Nâzım’ın Bedrettin’ini izlemeye doyamadım hiç… Güre’nin unutulmayacak Belediye Başkanı Kamil Saka’nın isteğiyle, Yassıçalılılarla hep birlikte örd&u..]]> Mon, 04 Nov 2013 08:58:02 +0400 Bir yerli olmak - Biz Kuzguncuklular 8 https://www.evrensel.net/yazi/69665/bir-yerli-olmak-biz-kuzguncuklular-8 https://www.evrensel.net/yazi/69665/bir-yerli-olmak-biz-kuzguncuklular-8? Sakın yanlış anlamayın, bizim Kuzgıncuk’u öyle makyajlı cicili bicili sanmayın… Öyle olsa elimizden çıkar giderdi bakarsınız… Her şey bizim ölçülerimizde… Amacımız da bu… Dedim ya başta: Kopmamak, topluma, kendine yabancılaşmamak en önemlisi… Önemli olan insanca, topluca yaşamamız… Kendimiz için kendimiz karar vererek… Bütün sorunlarımızı böylece daha kolay çözebileceğiz… Bir yerli olmak da bu değil mi? Buna da mı örnek? Durun size azıcık da ilkokulumuzu anlatayım. Yaz oldu, okullar kapandı… Çocuklar sokakta kaldı… Kimilerini sokaktan toplayıp Kur’an kursuna götürdüler, kimileri başıboş… Otuz kadar arkadaşıma (her biri bir dalda bilirkişi) sordum: — Bana bir ayda iki saatini armağan eder misin? — Seve seve! Dediler. Konuları saptadık: Resim,..]]> Mon, 28 Oct 2013 08:51:36 +0400 Bir yerli olmak / Biz Kuzguncuklular 7 https://www.evrensel.net/yazi/69612/bir-yerli-olmak-biz-kuzguncuklular-7 https://www.evrensel.net/yazi/69612/bir-yerli-olmak-biz-kuzguncuklular-7? Çocuklarla sokağımızda bir duvarı boyadık. Kaldırımlarımıza çakıl döşedik… Bizim sokaktan geçer oldu herkes… Şu duvar resimlerini de anlatmalıyım size. Bir gün çalışma odamın penceresinden bakıyordum. Karşımda (sokağın karşı yakasında) bir duvar var. Briketten, pis, delik deşik… Yazılar, lekeler… Bilirsiniz işte... Sonra gözüm, kendi odamdaki küçük bir yağlı boyaya takıldı. Şu el kadar tabloda gözlerini, içini dinlendirebilmek için kucak dolusu para verebilen biri, şu metrelerce duvarı düzelttirmemeli miydi? Sahibinden izin aldım sıvattırdım duvarı, boyattım… Gelen geçen çocuklardan kimileri, çamurlu ayakkabılarını basıp iz çıkardılar beyaz duvarda. Arkadaşlarım üzüldüler. Gördün mü? Yaranılmaz işte… Değer miydi? Hiç böyle düşünmüyord..]]> Mon, 21 Oct 2013 00:41:32 +0400 Bir yerli olmak / Biz kuzguncuklular -6 https://www.evrensel.net/yazi/69559/bir-yerli-olmak-biz-kuzguncuklular-6 https://www.evrensel.net/yazi/69559/bir-yerli-olmak-biz-kuzguncuklular-6? Bir seçimden sonra bir yeni belediye başkanı hem de kendini sosyal demokrat sanan biri yıktırdı tiyatromuzu. Aradan yıllar geçti... Bir başkası geldi merdivenleriyle birlikte bütün yolu onarttı. Ali’ler geldiler bu yılın başlarında… Ali veteriner… Ama tiyatro aşığı… Arkadaşları da öyle… Sokak tiyatrosu yaptılar. Salih Kalyon geldi, Küçük Atlar’ı oynadı. Günlerce bütün Kuzguncuklu çocuklar “dıgıdık dıgıdık küçük atlar” diye dolaştılar sokakta… Bizim sokağın köşesi çöplüktü… İki parsel vardı orada, ikisi de boştu. Herkes çöpünü oraya atıyordu… Moloz da atıyorlardı… Bir pazar günü, sabahtan, dört beş arkadaş kazma kürek giriştik. Temizleyecektik, becerebilirsek çocuk bahçesi yapacaktık. Çocukların hiç oy..]]> Mon, 14 Oct 2013 11:34:22 +0400 Bir yerli olmak / Biz Kuzguncuklular -5 https://www.evrensel.net/yazi/69491/bir-yerli-olmak-biz-kuzguncuklular-5 https://www.evrensel.net/yazi/69491/bir-yerli-olmak-biz-kuzguncuklular-5? Son haftalardaki yazılarım (bugünkü beşinci) iki başlık altında yürüdü: Bir Yerli Olmak / Biz Kuzguncuklular. Kuzguncuk’u neden seçtiğimi anlatırken “Biz Kuzguncuklular” başlığını kullandım. Davranışımın duygusal yandan çok, ortamını seçmekle, eskiye özlemle değil, gerçeği görebilmekle ilgili olduğunu anlattım. Ama asıl söylemek, anlatmak istediğim “Bir Yerli Olmak” başlığı altında söyleyeceklerimdi. Bu beşinci yazıyla onu sürdüreceğim şimdi. Bir yerli olmak oraya eklenmekle daha doğrusu oraya bir şeyler katmakla oraya “sahip” çıkmakla olanaklı, yoksa orada otelde gibi yaşamakla değil... Gelin birlikte adım adım izleyelim şimdi benim Kuzguncuk öykümü: Bir gün evimin köşesine bir hanımeli diktim. Görenler, “Çocuklar yaşatmazlar” dediler. “Olsun, gene dikerim.” Hiç de öyle ..]]> Mon, 07 Oct 2013 14:22:24 +0400 Biz Kuzguncuklular -4 https://www.evrensel.net/yazi/69291/biz-kuzguncuklular-4 https://www.evrensel.net/yazi/69291/biz-kuzguncuklular-4? Biliyorsunuz, son yazımda yerleşmek için Kuzguncuk’u seçmemin nedenlerini sıralamıştım. Bunlar, Kuzguncuk’ un yapıları açısından somut, kimsenin yetersiz sayamıyacağı nedenlerdi. Yıllar önce “Yuva mı Mal mı?” yapıtım yayınlanmıştı. Sanat Ta-rihçisi, Eleştirmen Sezer Tansuğ, bir değerlendirme yazısında, “Zorunlu olarak mal!” diye karşılık vermişti. Bir güvence olarak ediniliyordu konutlar. Yalnızca “mal”, ya da “satılabilme” niteliklerine bakılıyordu. TOKİ’ciler de bundan yararlanıyorlar ya… Üstelik devlet gücü ile… Şimdi de kent kavramı açısından nedenlerimi kısacık özetleyeceğim: - Kuzguncuk evleri birbirlerinin havasını kesmemişlerdi. - Kuzguncuk evleri oturanlarının göz yaylasını kısıtlamamışlardı. - Kuzguncuk evleri birbirlerinin güneşini kesmemişlerdi. - Birbirlerinin, havalarını pisletmiyorl..]]> Sun, 29 Sep 2013 15:38:02 +0400 Biz Kuzguncuklular -3 https://www.evrensel.net/yazi/68775/biz-kuzguncuklular-3 https://www.evrensel.net/yazi/68775/biz-kuzguncuklular-3? Yerleşmek için Kuzguncuk’u seçişimi düne özlem (nostalji) diye niteleyenler çoğunluktaydı. Yalnız İstanbul’un başka yerlerine yerleşenler mi böyle sanıyorlardı? Hayır! Kuzguncuklular içinde bile böyle düşünenler vardı: Onlar, örneğin, apartımanda oturmayı çağdaşlık biliyorlardı: Öysa hiç öyle değildi… Bakın, sıra gözetmeden sayayım Kuzguncuk’u yeğlememin nedenlerini: . Kuzguncuk’daki yapılar, sağına soluna, kamu alanlarına saygılı yapılar. Komşuluk nedir, kamu malını çalmamak ne demektir biliyorlar. Örneğin, komşunun içine bakmıyorlar. Oturanları komşularıyla “merhaba”laşıyorlar. Dertleriyle dertleniyorlar, sevinçleriyle seviniyorlar… . Daha az” erke (enerji) tüketiyorlar… Her şeyden önce dışa bakan duvarları daha az Soğuğa sıcağa karşı daha iyi yalıtılmışlar. Daha iyi..]]> Sun, 22 Sep 2013 16:29:43 +0400 Biz Kuzguncuklular -2 https://www.evrensel.net/yazi/68027/biz-kuzguncuklular-2 https://www.evrensel.net/yazi/68027/biz-kuzguncuklular-2? En kısa yoldan anlatımıyla, en kaba çizgilerle, en temel özellikleriyle Kuzguncuk, minicik, küçücük bir İstanbul… Türklerin, Yahudilerin, Rumların, Ermenilerin, daha bir çok ülkeden gelmiş değişik kişilerin (yabancıların demeğe dilim varmıyor) bir arada yaşadıkları bir yer… Hâlâ öyle mi? Pek değil… Gene Rum (çok az) var, Ermeni (çok az) var, Yahudi var, belki onlardan çok, değişik ülkelerden gelenler var çok şükür… Ama eskisi gibi değil… Ermeni kilisesi ile caminin kubbeleri karışıyor… hangisi hangisinin ayırt edemiyorsunuz. Havra ile Rum Ortodoks kilisesi de birbirine yapışık… Ama gene de ilişkiler eskisi gibi değil… Çünkü Rum kilisesi çalışmıyor. Bu evleri yapanların pek çoğu gitmişler… Artık her yıl öyle İcadiye Caddesi üç gün kapatılıp, halı..]]> Sun, 15 Sep 2013 21:19:53 +0400 Bir yerli olmak / Biz kuzguncuklular https://www.evrensel.net/yazi/67321/bir-yerli-olmak-biz-kuzguncuklular https://www.evrensel.net/yazi/67321/bir-yerli-olmak-biz-kuzguncuklular? Batkım da, 1979 yılında yazmışım Kuzguncuk’la ilgili ilk yazımı… Kuzguncuk’u yerleşme yeri olarak neden seçtiğimi anlatıyorum o yazıda, bir bakıma… Kime? Benim durumdaki herkese… Bir yerde yaşayıp da bir türlü o yerli olamayan herkese… “Gelin” diyorum “Siz de seçin ortamınızı!” “Kişi, her şeyden önce coğrafyasını seçmeyi bilmeli.” değil mi? Bizim coğrafyamız elbette insanlardan oluşmuyor muydu? Kendi gelişmemizin-insanlığımızın savaşımı, içinde bulunduğumuz ortam için vereceğimiz savaşıma bağlı değil miydi? Biliyorsunuz işte, neler demek istemişim… Nerelerden gelmiştim Kuzguncuk’a? Yolun başı Denizli’de Çaybaşı Mahallesindeydi… Bütün bir mahallenin bir büyük aileymişçesine yaşadığı… Orada edinilmiş “hemşerilik” duygularıydı yolun başı besbelli… Kimilerine göre nedenl..]]> Sun, 08 Sep 2013 17:21:02 +0400 Dost Dostluk https://www.evrensel.net/yazi/66748/dost-dostluk https://www.evrensel.net/yazi/66748/dost-dostluk? Kolay mı dost edinmek? Hele çarpık ilişkilerin çoğaldığı, sapla samanın birbirine karıştığı ortamlarda… Dost bildiğiniz kişilerin, ya da sizin, ilişkilerinize özensiz olmanızla yavaş yavaş birbirinizi yitirdiğiniz yaşlarda… Bir de bakarsınız azalıp gitmişler dost bildikleriniz, ilerlemiş yaşlarınızda. Dostluk da sevgi gibi, arkadaşlık gibi, çiçek gibi bakım ister. Kaç kişiyle doyurucu bir konuşma sürdürebiliyorsunuz? Bir düşünün… Bunların arasından kaç kişiyle dostluk kurabilirsiniz? Bunun nedeni siz misiniz, onlar mı? Nedeninin siz olmamanız için ne yapıyorsunuz? Düşüncede dil birliğinizin olmadığı, olayları bile yorumlayışda bilgi düzeyinizde sizin ya da onun yetersiz kaldığınız bir dostluğu kurabilir misiniz? Var olan dostluğunuzu sürdürebilir misiniz? Ya da bu düzeyin dengesi birbirinize yeterliyken yıllar geçtikçe bozuluyor mu? Ne dem..]]> Mon, 02 Sep 2013 12:16:31 +0400 Adana'da bir yarışma... (2) https://www.evrensel.net/yazi/65994/adanada-bir-yarisma-2 https://www.evrensel.net/yazi/65994/adanada-bir-yarisma-2? Son yazımda sözünü etmiştim, Adana’daydım. Bir “Kentsel Tasarım Yarışması”nda seçici kurul başkanı olarak… Anlatmıştım, gerçekte bir değil iki yarışmaydı… Biri mimarlar arasında, ikincisi, mimarlık öğrencileri arasında… Bütün Türkiye çapında… Adana’nın ünlü ayaktopu (futbol) alanını TOKİ ele almış. (Gene son yazımda anlattığım gibi, yalnız Adana’da değil bir çok kentimizde de…) Spor alanının, yeşil alanın yerine bir alış-veriş özeği (AVM), “rezidans” lar ( küçük konutlar) yapmak için… (Gördüğünüz gibi artık herşey İngilizce…) Bütün Türk mimarlarına açık, bu yarışmanın ödülleri, olması gerekenin yarısı, belki üçte- dörtte biriydi. Bu nedenle korkuyorduk, ya katılma istenilen düzeyde olmazsa diye… Öyle olmadı&he..]]> Sun, 25 Aug 2013 16:40:28 +0400 Adana'da bir yarışma https://www.evrensel.net/yazi/65243/adanada-bir-yarisma https://www.evrensel.net/yazi/65243/adanada-bir-yarisma? Adana’dayım… Adana’nın ünlü Adana Demirspor, Adanaspor takımlarının futbol alanı var, belki biliyorsunuz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, futbol alanını kentin dışına bir yere atıp, 2.5 katalanı emsaliyle kullanıma açıyor. Elbette TOKİ eliyle yapılacak uygulama… Alan 45 dönüm… 2.5 emsalle 112 500 m2 demektir bu… Konut, işyeri olacak kullanım amacı. Düşünün ne büyük bir rant… Bakanlık İmar Planında yapılacak değişiklik önerisini Büyükkent Belediyesine yolluyor. Bu öneri askıya çıkıyor. Başta Adana Mimarlar Odası ile kimi sivil toplum örgütleri bu değişikliğe karşı çıkıyorlar. Bunun üzerine öneride bir değişiklik yapılıyor: Yeni öneride alanın 2500 m2’si cami, 5000 m2’si de ona bağlı yeşil alan olarak ayrılacak… Spor alanının tüm çevresinde ortalama 10-12 katlı yoğun bir yapılaşma gerçek..]]> Sun, 18 Aug 2013 16:40:22 +0400 Bir daha edep yahu! https://www.evrensel.net/yazi/64687/bir-daha-edep-yahu https://www.evrensel.net/yazi/64687/bir-daha-edep-yahu? Bir arabanın içindesiniz. Gözleriniz arabayı kullananda, hem de yolda… Arabanın bakımı yapılmamış. Orasından burasından gelen seslerden anlıyorsunuz bunu… Arabayı kullananın usu, yalnız kendiyle ilgili başka yerlerde… Ne yanına yöresine bakıyor, ne de gerekli davranışları gösterebiliyor gerekli yerlerde… Anacınızdan birisi gelse belki de çarpacak… Kendini yolların kralı sanıyor çünkü… Öyle görünmek istiyor… Oysa onun dengeleri yolunkinden de, arabanınkinden de bozuk. Görülüyor bu… Ama o “usta sürücü” sanıyor kendini… Çevresi mi? Her dönemin yalakaları… Yüreğiniz ağzınızda… İçiniz daralıyor… Zor soluk alıyorsunuz… Oysa soğukkanlı olmalısınız. Arabadaki herkesin de soğukkanlı olması gerekiyor. Gözünüzü dört açmanız gerekiyor. Hiçb..]]> Sun, 11 Aug 2013 16:30:41 +0400 Efsane dekan https://www.evrensel.net/yazi/63969/efsane-dekan https://www.evrensel.net/yazi/63969/efsane-dekan? Anne – babalarının kendi aralarında yönetimden yakınan konuşmalarını karakola bildiren çocukları bilir misiniz? Hitler Almanya’sında bu da olmuştu… O hasta kişi böyle böyle milyonların ölümü ile sonuçlanan yolun sonuna getirmişti Avrupa’yı? “Komşunu karakola bildir!” diyen kişi ne yaptığını, neyle oynadığını biliyor mu? Öğrenmek istiyorsa o günleri yaşayan kişileri bulabilir… Anlattırabilir neyin nasıl olduğunu… Denenmedi mi bizde de? Gençlerin birbirlerini karakola bildirdikleri, daha da ötesi birbirlerine kurşun sıktıkları yılları kim unutabilir? Korkak ya da değil, kimi üniversite yöneticilerinin eğitimi durdurmaktan başka çözüm bulamadıklarını anımsayalım. İşte böyle bir dönemde iki kişiyi tanıyorum yakından… Biri İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde öteki Ankara Siyasal Bilgiler Fakül..]]> Sun, 04 Aug 2013 16:41:12 +0400 Bir örnek kuruluş STFA https://www.evrensel.net/yazi/63313/bir-ornek-kurulus-stfa https://www.evrensel.net/yazi/63313/bir-ornek-kurulus-stfa? Koca bir yapıt… Bir ömür boyunca yazılmış… Elime yeni geçti… 75 yıl bunun içine nasıl sığmış? Söz konusu 75 yıl bir çok ilklerle dolu… Onlardan sonra gelen kuruluşların örnek aldıkları… Ama her şeyden önce mühendisliğin ne olup ne olmadığı anlaşılıyor bu yapıttan. Şu öyküyle, mühendislikten ne anlaşıldığının bilinip uygulandığı örneklenmişti: Bir yabancı ülkede dalgakıran yaptırılmak istenmektedir. Bunun için büyük beton bloklar denize bırakılacak… Önce bunlarla temel sağlanacaktır… Bunun üzerine dalgakıran kurulacaktır. Yapılacak iş belli, tasarımlar (projeler) yapılmış. İş eksiltmeye çıkarılmış… Kim daha az kazançla, en az para karşılığı yapacak işi? Bir toplama işi gibi değil mi? Kaç ton çimento, kum, çakıl kullanılacak, işçilik giderleri toplanıp bunun üzerinden öneri olu..]]> Sun, 28 Jul 2013 16:48:04 +0400 Ülkemde ne isterim? https://www.evrensel.net/yazi/62596/ulkemde-ne-isterim https://www.evrensel.net/yazi/62596/ulkemde-ne-isterim? Kırım’daydım. Kırım’ı size ayrıca anlatacağım. Kırım’ dayken bir ileti geldi. Kuzguncuk İlköğretim Okulunun yaz okulu üzerine bilgi veriyordu bu ileti. Önceki yazılarımdan birinde kimi bilgiler vermiştim bizim Kuzguncuk İlkokulunda örgütlenen “Yaz Okulları”ndan... Her yaz gerçekleştiriliyor bu yaz okulu. Geçmişi yirmi beş yılı aştı bile… Önce hepimiz örneğin bir yastık (şapka, torba, yazma vb) tasarlayıp gerçekleştiriyoruz. Bunlar sergilenip satılıyor. Kazanılan parayla gönüllülerce beş haftalık bir yaz okulu örgütleniyor. Çocuklar, sanatçılar, öğretmenler, öğretim üyeleriyle birlikte müzik, resim, yontu, değişik oyunlarla, üreterek, gezerek, kenti tanıyarak ne çok şey öğreniyorlar bilseniz. Öğle yemeği, ulaşım, ders araçları vb. için hiçbir şey ödemiyorlar üstelik. Çok mut..]]> Sun, 21 Jul 2013 15:47:20 +0400 Çadır yırtan paşa çadır yakan paşa https://www.evrensel.net/yazi/61975/cadir-yirtan-pasa-cadir-yakan-pasa https://www.evrensel.net/yazi/61975/cadir-yirtan-pasa-cadir-yakan-pasa? Bilir miydiniz? Duymuş muydunuz? Türkmenler İda (Kaz) Dağında, tepelerde yaşarlarmış. Tahtacılıkla geçinirlermiş. Osmanlı, vergi alabilmek amacıyla, onları aşağıya, düze indirmek istemiş. Uzun süre becerememiş bu işi… Derken Vali Paşa, çadırlarını yırttırıp, onları buna zorlamayı düşünmüş. Başarmış başarmasına ya, adı da “Çadır Yırtan Paşa” ya çıkmış... Ben bu gerçek öyküyü dostlar arasında anlattım birkaç gün önce. İçimizden biri ilgimizi çekti. Hepimiz “Gezi” deki çadırların yakılmasıyla koşutluğu düşündük doğal olarak. Çadır Yırtan Paşa yerine Çadır Yakan Paşa’ lar yok mu bugün? Elbette Çadır Yakan Paşalar da unutulmayacaklar… Ama nasıl? İyilikle mi? Ne dersiniz? (Birçoklarımız gibi, önce yaşım, sonra da püskürtülen gaz yüzünden sağlığım ned..]]> Mon, 15 Jul 2013 09:51:08 +0400 Mussolini çok konuşuyor Taranta Babu çok korktuğu için çok konuşuyor (II) https://www.evrensel.net/yazi/61461/mussolini-cok-konusuyor-taranta-babu-cok-korktugu-icin-cok-konusuyor-ii https://www.evrensel.net/yazi/61461/mussolini-cok-konusuyor-taranta-babu-cok-korktugu-icin-cok-konusuyor-ii? “Gezi” için “referandum” ya da “plebisit” söz konusu olamayacağını aktarıyordum son yazımda… Hukukçuların bunu açıkladıklarını… Öyleyse neden bunlardan söz ediliyor? Üstelik “tüm İstanbul’ da deyip kapsamı genişletilerek… Demek ki demokratik (?) seçimler gibi bir şeyler düşünülüyor. Elbette kendilerinin düşündükleri “demokrasi” gibi bir şeyler… Taşımalı, oy karşılığı verilerek… Örneğin İsviçre’de, tasarlanan bir yapı ahşaplarla havaya çizilir. (Bütün kişilerin çizimden, yapılmak isteneni anlamaları söz konusu değildir. Çizimden anlayabilmek için eğitim alınması gerektir.) Sonra o yapı yapılırsa bundan etkilenecek olanlara (elbette çevredekilere) sorulur: Yapılsın mı yapılmasın mı? (Elbette orası için bir uzman kuruluşça on..]]> Sun, 07 Jul 2013 10:20:56 +0400 Mussolini çok konuşuyor Taranta Babu çok korktuğu için çok konuşuyor (N. Hikmet) https://www.evrensel.net/yazi/60829/mussolini-cok-konusuyor-taranta-babu-cok-korktugu-icin-cok-konusuyor-n-hikmet https://www.evrensel.net/yazi/60829/mussolini-cok-konusuyor-taranta-babu-cok-korktugu-icin-cok-konusuyor-n-hikmet? En gençlerimizin anlama yetenekleri, anlakları (zekaları) karşılarındakilerden oldukça yüksek. Bu, kimilerini kötülemek için söylenmiş bir söz değil. Yalnızca olanlara, söylenilenlere bakılarak, gerçek olgular üzerinden yapılmış bir saptama… “Ben aşığım……” sözüne “Git konuş Abi bence! “ karşılığı verilirse siz ne düşünürsünüz? Birincisi ne denli boş bir söz ise, ikincisi o denli ince anlamlı, düşündürücü, gülümsetici bir söz… Gençlerin onlarca savsözünü (sloganını) sayabilirim size şu son aydan. Karşılarındakilerin de onları anlamamış davranışlarını, karşı sözlerini… Gençleri her savsözünü duydukça, “ Hiçbir olguyu atlamamışlar…” diye düşünüyorum. Yaptıkları her şey de “..]]> Sun, 30 Jun 2013 11:42:07 +0400 Yenilmediler https://www.evrensel.net/yazi/60158/yenilmediler https://www.evrensel.net/yazi/60158/yenilmediler? Yenilmişler gibi konuşuyorlar kimileri… Gezi’yi gerçekleştirenler için… Yanılıyorlar! Çağın değiştiğini göremiyorlar… Kendimi bu söylediklerimin dışında tuttuğumu sanmayın. Verilen ders hepimizeydi. Herkes anlamağa çalışmalı… Bu güne dek yazılarımda hiç umutsuz olmadığımı okuyucularım biliyor. 12 Eylül’den sonra bu ikinci kuşağın ayrımına varılmalı. Hem de yalnız Türkiye açısından değil, bütün yeryüzü açısından… İletişim olanaklarını doğru dürüst kullananların ayrımına varmalı herkes. Onlar doğadan seslendiler. Doğayı doğru yorumladılar, doğru değerlendirdiler… Doğanın kuralları içinde kaldılar. Ağaçlar gibi, çiçekler gibi… Hem de kendilerini hiç büyümsemeden… Okudular. Konuştular, tartıştılar. Tartışmayı bildiler… Tüm insanlığa karşı sevgiliydiler. Hep ins..]]> Sun, 23 Jun 2013 09:56:50 +0400 Git konuş abi bence... https://www.evrensel.net/yazi/59548/git-konus-abi-bence https://www.evrensel.net/yazi/59548/git-konus-abi-bence? Vietnam savaşında gördüler ki bu işi savaşla da beceremiyorlar. Anamalcılığı sürdürebilmek için yeni yollar gerekli. “Yeni Liberalizm” böyle başladı. Böyle diyordu sevgili Tevfik ÇAVDAR . Her şey değişmeye başladı. Türkiye’de de özellikle 1980lerin başında “Askeri Darbe”den sonra değişim hız kazandı. Orduya halk gözündeki güveninden çok şey yitirtildi. İnsanlar üniversitelere, hukuka, tıbba, parlamentoya eski güvenlerinden bir şeyler yitirdiler. Sık sık demokrasiden söz edilerek sürdürüldü bu değişiklikler. Yaşama kültürlerine, kimliklerine baskılarla, yoksullukla bunaltıldı yığınlar. Gittikçe din kurallarının geçerli olduğu bir yaşam biçimine doğru sıkıştırıldılar. Yoksullaştırılarak orta sınıf yok edildi. İnsanlar açlık sınırında tutulup, bilinçsizleştirme üst düzeylerde uygulandı. Gü..]]> Sun, 16 Jun 2013 11:20:35 +0400 Bendeki Bedri Rahmi Eyüboğlu https://www.evrensel.net/yazi/58996/bendeki-bedri-rahmi-eyuboglu https://www.evrensel.net/yazi/58996/bendeki-bedri-rahmi-eyuboglu? Can dostu İnsan sevgisi dolu Doğa sevgisi dolu, doğanın bütün tadlarını duymağa çalışan En az bir çocuk gibi meraklı Alçak gönüllü Kadir bilir Özür dilemeyi bilir Yanlış yapmaktan korkmaz Büyüklerine, kendinden bir şeyler öğrendiklerine saygılı Ana babasına, ağabeye saygılı ..]]> Sun, 09 Jun 2013 10:35:01 +0400 Bedri Rahmi Eyüboğlu gitti gideli -IV https://www.evrensel.net/yazi/58467/bedri-rahmi-eyuboglu-gitti-gideli-iv https://www.evrensel.net/yazi/58467/bedri-rahmi-eyuboglu-gitti-gideli-iv? Derdi gücü, tıpkı “Abi Reis” gibi kültürümüzdü, Türkiye’ydi. Öyküsünü kendisinin anlattığı bir şiiri var. Yazılmasına neden olduğum bir şiir: Bu şiiri, benim 1967’de yayınlanan “Mimarlıkta Eleştiri” betiğimin 1968’de Türk Dil Kurumu Eleştiri ödülünü alması üzerine coşkulanarak yazmış Bedri Rahmi Eyüboğlu. Bunu da Cumhuriyet güncesinde anlatmış 5-6 yıl sonra… Ben 1995’te bir ortak dostumuzun uyarmasıyla öğrendim. O yazının bir bölümünü sizinle paylaşacağım. BİR ŞİİRİN ÖYKÜSÜ En az altı yıl oldu. Bir sabah gazetesinde çok sevdiğim bir mimar arkadaşın ödül kazandığını okudum. Yanılmıyorsam Sinan üzerine bir çalışmaydı bu. Mimar arkadaş resimle, nakışla, edebiyatla uğraşan eşine çok az rastlanan bir sanatçıydı. Bugüne kadar elli mimar tanıdımsa bunla..]]> Sun, 02 Jun 2013 10:45:47 +0400 Bedri Rahmi Eyüboğlu gitti gideli -III https://www.evrensel.net/yazi/57847/bedri-rahmi-eyuboglu-gitti-gideli-iii https://www.evrensel.net/yazi/57847/bedri-rahmi-eyuboglu-gitti-gideli-iii? İlk kez Kuzguncuk’da İsmet Baba’ya beni o götürdü. Sıcacık somunla buğulama yemiştik o gün. İlk Mavi Yolculuğu onun ile yaptım. Güneş doğmadan kalkıp, kahve pişirip burnumun ucuna tutuşunu nasıl unuturum? İstanbul’a gidişlerimde beni “Atölye” sine götürür. Öğrencilerine tanıtır. Onlara sorular sordururdu. Sanatların bütünlüğünü duyardık hepimiz. Pek çok alanda ondan söz edilebilir… Örneğin doğa sevgisinden, çevreciliğinden… Şu şiir bunu kanıtlar: 7 TANE ERİK AĞACI Boş ver kafiyeye Reyis Boş ver şiir yazmaya evlât Otur da doğru dürüst 7 tane erik ağacının hikâyesini anlat Evimiz deniz kenarındadır Fındıklıda Ekmek paramız Beyoğlunda çıkar Beyoğluna bir yokuştan çıkarız yirmi senedir Yokuşun ortasında bir arsa Arsanın ortasında 7 tane erik ağacı Saydım 7 tanedir Ne zaman yolum düşse Erik ağaçlar..]]> Sun, 26 May 2013 08:24:46 +0400 Bedri Rahmi Eyüpoğlu gitti gideli II https://www.evrensel.net/yazi/57189/bedri-rahmi-eyupoglu-gitti-gideli-ii https://www.evrensel.net/yazi/57189/bedri-rahmi-eyupoglu-gitti-gideli-ii? Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi yöresinin çocuklarına örnek olan bir ikinci ressam tanıyor musunuz? Geçenlerde Yusuf Katipoğlu bir betik getirdi. Bir toplu sergi için yapılmış yayındı. “Trabzonlu ressamlar”ı bir araya getiriyordu. Saydım, seksenden çok sanatçı var içinde… Ne bitek toprakmış bu… Ama bunda Bedri Rahmi ustanın payı var bence... Sanırım bu kanıma Trabzonlu bütün ressamlar katılır. Bu saydığım adlar da söylediğimi somutluyor. Kanıtlıyor… Özellikle resim alanında, kendilerini yitirdikleri batı ülkesinin (oraya gitmeden bile) burada “temsilciliğini” yapmağa kalkışanların, bu söylediklerimin üzerinde düşünmeleri gerekmiyor mu? Şiire gelince… Nazım Hikmet, Bursa tutukevindeyken bir soruya verdiği yanıtta, en umutlu olduğu genç ozanların başında Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu sayar… Sonra Moskova’da Hald..]]> Sun, 19 May 2013 09:55:39 +0400 Bedri Rahmi Eyüboğlu gitti gideli https://www.evrensel.net/yazi/56595/bedri-rahmi-eyuboglu-gitti-gideli https://www.evrensel.net/yazi/56595/bedri-rahmi-eyuboglu-gitti-gideli? Otuz sekiz yıl geçmiş Bedri Rahmi Eyüboğlu gideli. İnanılır gibi değil! Oysa ben onunla hala her gün konuşuyorum… Çoğu yerde yanı başımda… Bana ondan kalıt, adam gibi adam olan birileriyle bir aradayken o da yanımızda oluyor. Söze karışıyor… Biz onu duyuyoruz: “İyi de Reisler, gelin bir de Abi Reis’e (Sabahattin Eyüboğlu) soralım, bakalım o ne diyor bu konuda?” Sabahattin Eyüboğlu da diyor ki: “Avrupa’dan dönmek, Avrupa’yı terk etmek değil, onu kendimize karıştırmaktır. Dönmemekse ona karışmak, “hazmedecek” yerde hazmedilmektir.” İşte o hazmeden kişilerdendir Bedri Rahmi Eyüboğlu da, ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu da… Üstelik Bedri Rahmi, yalnız sözleriyle, yazılarıyla değil şiiriyle, resmiyle de Anadolu’ludur. Herkesten, her şeyden korkmadan etkilenmiştir. Ama önünde sonunda bir Anadolu’lu olarak, kilim dokur..]]> Sun, 12 May 2013 09:50:50 +0400 Halk Yüksekokulları (III) https://www.evrensel.net/yazi/56003/halk-yuksekokullari-iii https://www.evrensel.net/yazi/56003/halk-yuksekokullari-iii? HALK YÜKSEK OKULU YÖNETMELİĞİ TASLAĞI Madde 1. AMAÇ Özellikle eğitim yaşını geçirmiş olanların iş çıkışından sonra, akşam yemeğinden önceki bir-iki saatini değerlendirerek, kendilerini istedikleri bir alanda geliştirmelerine olanak sağlamaktır. Aydınlanmaya katkıda bulunmaktır. Kente yeni gelmiş olanlara iş bulabilecekleri, kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir beceri kazandırmaktır... Madde 2. KİMLER YARARLANABİLİR Yaş sınırı olmadan yediden yetmişe herkes… Madde 3. KONULAR Kendini geliştirmek isteyenler için bütün konular... Örnekse Konu: Süreleri: - Okuma yazma 8 ders - Okumayı bilmek, örnekleriyle… 8 ders - Bilgisayar 8 ders - Müzik 8 ders · Örnekleriyle Türk müziği 10 ders · Örnekleriyle Batı müziği 10 ders · Seçilecek bir çalgıyı çalmayı öğrenmek..]]> Sun, 05 May 2013 10:21:53 +0400 17 Nisan Köy Enstitüleri Günü nedeniyle bir öneri: Halk Yüksek Okulları https://www.evrensel.net/yazi/54762/17-nisan-koy-enstituleri-gunu-nedeniyle-bir-oneri-halk-yuksek-okullari https://www.evrensel.net/yazi/54762/17-nisan-koy-enstituleri-gunu-nedeniyle-bir-oneri-halk-yuksek-okullari? Türkiye’mizin kalkınması yolunda en önemli adımlardan birinin KÖY ENSTİTÜLERİ girişimi olduğunu bilmeyenimiz yok bu gün… Çağdaş, üretim içinde, eğitim-öğretim ilkelerine dayanan, bize özgü, bizim olanaklarımız uyarındaki bu tasarımın gerçekleşmeye konulduğu yıllarda, köyde yaşayanlar, yurttaşlarımızın yüzde 80’ini oluşturuyordu. Geri kalanlar da kentlerde, illerde-ilçelerde, yaşıyordu… Bu gün bu oran tersinedir… Üstüne üstlük, kentte yaşayanlarımıza da, özellikle son yıllarda, çağ gerisi ilk eğitimden başlayan yoğun bir bilisizleştirme (cahilleştirme) izlencesi uygulanmaktadır. TV’deki kimi yayınlarda, “reklam” larda bu uygulamaları, bilinç altımızı etkileyen kimi yapım oyunlarını herkes şurasından burasından duymuştur, duyumsamıştır. Kentlerde yaşayanların hepsine de kentli diyemiyoruz. Bu durum en öne..]]> Sun, 21 Apr 2013 10:17:40 +0400 Talana karşı... https://www.evrensel.net/yazi/54194/talana-karsi https://www.evrensel.net/yazi/54194/talana-karsi? TMMOB Mimarlar Odası 43. Olağan Genel Kurulu 6-7 nisan günlerinde Antalya’da yapıldı. Bu genel kurul seçimsizdi… Olağan dışı durumlarda yapılan her şey olağan dışı olur elbette. Bu günkü yönetimin kimi edimlerine karşı ne yapılabilir? Buydu tek konumuz… Bunu tartışacaktık… Söz konusu edimlerin kimilerinin yalnızca başlıklarını sıralasam yeter konunun önemini aktarabilmek için: * TCDD’nin Haydarpaşa yapısının işlevinden boşaltılıp yalnızca ‘para’ odaklı bir işlevle yüklenmek istenmesi… * Galataport ( Adı bile itici) Galata kıyısının yalnızca ‘getiri’ açısından tasarlanması… * Olimpiyatları İstanbul’a alabilmek için yapılması tasarlanan inanılmaz işler… İstanbul’u hemen hemen hiç bilmeyen Uzak Doğulu oldukları söylenen kişilerce yapılmış bilgi sayar becerisi işler… * Taksim alanı… Emeğin, demokrasinin alanını ..]]> Sun, 14 Apr 2013 10:14:47 +0400 Kapı kulları https://www.evrensel.net/yazi/53630/kapi-kullari https://www.evrensel.net/yazi/53630/kapi-kullari? Her dönemin bir simge adı var. Örneğin Menderes döneminde olan bitenin tümü ona yüklenir… Tümüyle yanlış mı? Hayır! Ancak, yalnız o mu sorumlu? Elbette değil… Ama onun yarattığı korku ortamından doğuyor bir sürü yufka kişilikler… Onun için denmiş ya “İmam yellenirse…” diye… Bunlar doğuştan mı kapı kulu oluyorlar yoksa sonradan mı? Adam, bir üniversitede yokluktan nasılsa ‘profesör’lüğe yerleşivermiş. Onu bu onura getirenlere bir yazının altında ‘profesör’ adı mı gerekli, hemen adı kullanılıyor. Bir yere, bir tepeye bir iş mi yapılacak, yasalara göre görevli kurul onay vermiyor mu, değiştir o kuruldaki kişileri, yerlerine kapı kullarını koy, olsun bitsin… Onay yazısının altında onca profesör adını görünce akan sular durmaz” mı? Ne bilsinler kapı kullarının elini sallasan ellisi… Taksim i&cced..]]> Sun, 07 Apr 2013 09:33:21 +0400 Ucubenin ucubeleri https://www.evrensel.net/yazi/53006/ucubenin-ucubeleri https://www.evrensel.net/yazi/53006/ucubenin-ucubeleri? Üniversitelerdeki durumları izliyorsunuzdur. Ben ülkem adına utanıyorum; onların simgeleri olmaları gerekenlerin durumlarıyla üzüntüden üzüntüye düşüyorum. ***** Denizi olmayan ili için liman isteyen TBMM üyesini anımsamıştım, ‘cemaat’ i olmayan yerde cami yaptırmak isteyeni duyduğumda. Elbette bir gün sorulur: Neden? Üniversitenin yanı başında cami var iken, bir de içinde yaptırırsanız, hem de kamuya ödeterek… Elbette bir gün sorulur: Neden? Benim bildiğim iki cami minaresi arasında ses ulaşımının iki katınca aralık olacak. ***** Seçenlerine olduğu gibi, seçilenlerin arasından onu atayanlara kimi sözler mi verdiler rektörler? ***** Yazdım önceleri biliyorsunuz: Üniversiteleri öğrencileri kurtaracaklar! ***** Bilim adamı oldukları sav..]]> Sun, 31 Mar 2013 07:30:26 +0400 Vedat Günyol'u unutmayanlara merhaba! (2) https://www.evrensel.net/yazi/52441/vedat-gunyolu-unutmayanlara-merhaba-2 https://www.evrensel.net/yazi/52441/vedat-gunyolu-unutmayanlara-merhaba-2? Azra Erhat, hem Sabahattin Eyüboğlu hem de Vedat Günyol için geçerli olan şu saptamayı yapmıştı: “Hep paylaşmak, hep vermek; aydınlık, mutluluk, sevinç saçmaktır karakteri- karakterleri.” Hiç bir yanılgısı olmayan bir saptama yapmaktadır. Hepimizin bildiği, “Tercüme Bürosu”ndaki, Köy Enstitülerindeki, “Yeni Ufuklar”daki birliktelikleri başka nasıl anlatılabilir? Ya öğretmenlikleri, özgür düşünce için savaşımları… Ne durumda olunursa olunsun, en önemlisi, umut kırmamalarıdır. Bunu ginelemek istiyorum: Umut kırmamak… Bunu en iyi bu günlerde değerlendirebiliriz. Çünkü, bu günlerde umut kırmak, bir bakıma, “ihanet” tir bana göre… Hem de safları en çok sıklaştıracağımız bu günlerde… Vedat Günyol, bütün aydınlanmacılar gibi üreticidir, ç..]]> Sun, 24 Mar 2013 12:47:35 +0400 Vedat Günyol'u unutmayanlara merhaba! https://www.evrensel.net/yazi/51810/vedat-gunyolu-unutmayanlara-merhaba https://www.evrensel.net/yazi/51810/vedat-gunyolu-unutmayanlara-merhaba? 12 Mart öncesinde de, sonrasında da kimi yok etme yöntemleri uygulandı yurdumuzda… Yok etme deyince, Orta Çağ’daki gibi kişinin bedenini ortadan kaldırmanın ötesinde daha incelikli yollar da uygulandı. · Örneğin bir yazarın yapıtını basmak üzere alıp basmamak gibi · Kendilerinden, yapıtlarından söz edilmeyecek diye TV lere, radyolara adlarını bildirmek gibi… · Okuyucu kitlesini değişik alanlara yönlendirerek o alanda düşündürmemek gibi… Bilmiyorum daha önce yazmışmıydım… Beni Ankara’daki bir Üniversiteye çağırdılar. Cumhuriyetin kültür yorumu üzerine konuştum. Cumhuriyet dönemimizde kültür yorumu olarak derli toplu bir öneri sunulmuş muydu? Bu soruya karşılık olarak verdiğim yanıtta Halikarnas Balıkçısı – Sabahattin Eyüboğlu – Azra Erhat – Vedat Günyol birlikteliğinin Anadolu İnsan..]]> Sun, 17 Mar 2013 12:35:10 +0400 Emekçi kadınlarımız https://www.evrensel.net/yazi/51157/emekci-kadinlarimiz https://www.evrensel.net/yazi/51157/emekci-kadinlarimiz? 8 Mart Kadınlar Günü mü? Hayır! ‘Emekçi Kadınlar Günü’ Her türlü kavramın bilerek karıştırıldığı evrede yaşıyoruz. Yalnız Türkiye’de değil elbette… Bu isteyerek geliştirilmiş karmaşıklığın karşısında bir Alman’ın, Fransız’ın, İngiliz’in, ABD’ linin ayrımı yok. İletişim aygıtlarımızın gelişmesiyle birlikte bilgi paylaşım olanakları çıktı ortaya. Bu, insanları etkiledi elbette… Önce telefon, teleks, faks, derken bilgisayar ile birlikte bilgisunar (internet)… Bilgi paylaşabilmek… Elbette çok olumlu… Elbette çok büyük bir ilerleme… İşte bu yüzden iyi sorgulamak gerekiyor size ulaşan bilgileri. Ben hiç de katılmadığım kimi bilgilerle karşılaştığım için yazıyorum bütün bunları… Bir yazın öğretmenimiz, Bir betiği okurken, ‘sen beni kadırmağa çalışacaksın. Kanmıy..]]> Sun, 10 Mar 2013 09:26:42 +0400 Ne olup bitiyor? https://www.evrensel.net/yazi/50477/ne-olup-bitiyor https://www.evrensel.net/yazi/50477/ne-olup-bitiyor? Ne olup bittiğinden bilgili miyiz ? Bilgili misiniz? Bu soruyu elbette herkese birden soramıyoruz... Türkiye’nin bütün insanları doğru günceleri, radyoları, TV leri izleyebiliyorlar mı? Bilmiyoruz, bilmiyoruz… Bugünün savaşları topla tüfekle mi yapılıyor yalnız ? Irak’ın başına gelenleri yeteri açıklıkla hepimiz öğrenebildik mi? Afganistan’da ne oluyor gerçekten? Gerçi bildiğimizcesi bile yeter artar ama… Ya ülkemizde çoktan devreye sokulmuş oyunları? Kimin eli kimin cebinde? Kim kiminle? Kimler kimlerle oyunların içinde? Önce ülkenin aydınlanmış insanları yok ediliyor şöyle ya da böyle… Kimlerin nasıl yok edildiklerini bir kuşak sonra bile öğrenemiyoruz. Kimler nasıl edilgenleştiriliyorlar? Ya da korkutularak bir köşeye çekilmeleri sağlanıyor… Demek ki her evredekinden daha çok toparlanmamız, bilinçlenmemi..]]> Sun, 03 Mar 2013 08:19:33 +0400 Okuyun! https://www.evrensel.net/yazi/49808/okuyun https://www.evrensel.net/yazi/49808/okuyun? Küçücük, incecik bir yapıtı okuyun. Tevfik Çavdar’ın son yapıtını… Tevfik’i yitireli beş ay oldu. Son soluğuna dek çalıştı derler ya işte öyle… Hayır, cebini doldurmak için çalışmadı… Hayır, ona buna yaranmak için yalakalık etmek için çalışmadı… Emekçiler, işçiler için çalıştı. Onlara yol gösterdi her anlamda…Onlar için yazdı… Gerçeklere basa basa yürüdü hep… Onunla son yıllara dek en az yılda bir kez özetleştik. Ne yaptık? Ne yapıyoruz? Ne yapacağız? Bu soruları yanıtlayabilmek, hele Tevfik’in karşısında kolay sanmayın. Eleştirilerimiz acımasız ama sevgi tabanında olurdu elbette. Özellikle benim için doğrularımızdan, doğrultumuzdan sapmamanın güvencesi idi bu. Dostluğumuz güçlenirdi bu karşılıklı eleştirilerden, değerlendirmelerden… Bak..]]> Mon, 25 Feb 2013 05:49:56 +0400 Neleri torbalıyorlar? https://www.evrensel.net/yazi/49267/neleri-torbaliyorlar https://www.evrensel.net/yazi/49267/neleri-torbaliyorlar? Bundan çeyrek yüzyıl önce miydi ne? Benden bir dinlence köyünü tasarlamam istenmişti. Deniz kıyısındaydı söz konusu yer. Yapılarla, denizle karanın birleştiği çizgiden 30 metre geriye çekilmek zorunluluğu vardı. Bu, yasaydı o günlerde… Böylece halk da, kendi insanımız da kıyıdan yararlanabilecekti… Bu geri çekiliş önce 50 metre, daha sonra 100 metre olarak saptanmıştı. En sonunda kimilerinin çıkarları uyarında 30 metreye düşürülmüştü. İşverene bu otuz metreyi 50 metreye çıkarmayı anlatabildim. O da onayladı… Üstelik kıyıdaki kayaların üzerine tahta güverteler yapıp kendi yerli insanımızın da oradan denize girebilmesini de sağlamıştık. Böylece yabancılarla yerliler, hiç olmazsa kıyıda karşılaşabilecekler, tanışabileceklerdi. Biz yapıyı bitirirken yanımızdaki yere bir başka yatırımcı, denize sıfır bir yüzme havuzu ile bir ba..]]> Tue, 26 Feb 2013 10:33:29 +0400 Taşın öyküsü... https://www.evrensel.net/yazi/48632/tasin-oykusu https://www.evrensel.net/yazi/48632/tasin-oykusu? Geçen hafta İzmir’deydim. Uluslararası “Mermer ve doğal Taşlar Kongresi” ne katılmaya çağırmışlardı. Bir bildiri sundum. Ayrıca, “panel” de de yer aldım… “Taşın Öyküsü” idi bildirimin adı. Konuyu, 12.000 yıl önce taşı taşla oyup tapınaklar yapılmış Göbekli Tepe’ den başlatıp bu güne getiriyordum çünkü… Tereciye tere satmak değildi işim. Onlar da beni bunun için çağırmamışlardı elbette… Daha önce, geçen yıl, Antalya Mimarlar Odasının çağırmasıyla bu konudaki ilk toplantıya katılmıştım. Sonra da Afyon’ daki ikinci toplantıya… Bu üçüncü toplantıya da konunun ilgili alanlarından yetkin kişiler katılıyorlardı. Konuşmacılardan, üç toplantıya da katılan sayın Turgut Bekişoğlu şu gerçeği ginelemeğe önem veriyordu: TOPLU PLANLAMA. Elbette her konuda “Toplu Planlama&hell..]]> Sun, 10 Feb 2013 08:02:44 +0400 Yangın var II https://www.evrensel.net/yazi/48074/yangin-var-ii https://www.evrensel.net/yazi/48074/yangin-var-ii? Ne çok yangın geçirmişiz. Şu son yıllarda bile ne yangınlar geçirdik. Yangın konusunda epey deneyimli olmamız gerekmez miydi? Önlemler geliştirmeli değil miydik? Özellikle bize özgü yönergeler oluşturmuş olmamız beklenmez mi? Buna karşın toplumumuzun yeterince yangın duyarlığı olmadığını söyleyebiliriz oysa. Bunlara kimi bilisizlikler de eklenince sık sık yangınla karşılaşmamız kaçınılmaz oluyor. Örneğin, yangında çelik, ahşaptan bile daha dayanaksızdır. Oysa bizde bunun tersi olduğu sanılır. ( Newyork’ da,11 Eylül olayında, dev büyüklükte iki gökdelenin çöküşü gösterdi ki, çeliği yapı gereci olarak kullanırken çok, çok özenli olmak gerekiyor.) Dev yapıları bir yana bırakın, daha küçük yapı ögelerinde, ayrıntılarda bile çok özenli olmak zorunludur. Örneğin kaçış merdivenleri demirden yapı..]]> Sun, 03 Feb 2013 09:59:10 +0400 Yangın var! https://www.evrensel.net/yazi/47466/yangin-var https://www.evrensel.net/yazi/47466/yangin-var? Bir çığlık: Yangın var! İlk soru: Nerede? Nerede olacak? Toplumumuzda… 22 ocak (2013) akşamı Galatasaray Üniversitesindeki yangını bütün kanallarda izledik. Yüreğimizin kaçıncı yangınıydı bu… “Haydarpaşa Garı” deyip başlayayım mı? Birkaç gündür sayılıp döküldü… Bir de benim sayasım gelmiyor içimden… Yangının nedeni? Benim bildiğim hep insan yanlışıdır… Örnekleyeyim mi? “Atatürk Kültür Merkezi” yangınında basılması gereken kırmızı düğmeye basacak kişi görevinin başında değildi. Söylenen, o kişi görevini yapsaydı koskoca Atatürk Kültür Merkezi yanıp kül olmayacaktı. Bir başkası… Yaptığım müzenin çatıdaki havalandırma pencerelerini açıp kapayan düzenekte bulunan pilleri sorumlu kişi çıkarıp evindeki bir başka aygıt için kullanmış. Pencerelerin a&ccedi..]]> Sun, 27 Jan 2013 09:00:27 +0400 Torba yasa https://www.evrensel.net/yazi/46841/torba-yasa https://www.evrensel.net/yazi/46841/torba-yasa? Her kesime ayrı ayrı saldırılıyor. Bu gerçekten ilginç… Yalnızca bizim toplumda edinilen deneylere bakarak saptanamayacak bir siyasa…Uluslar arası deney de gerek…Daha doğrusu başka toplumlarda uygulanan siyasalardan da yararlanılmış besbelli. Böylesi deneyim birikimi kimlerde, hangi uluslararası saklı gizli kurumlarda var düşünebilirsiniz. Tıp kurumlarına saldırılıyor… Mimarlık kuruluşları, mimarlar sanıyorlar ki, onları ilgilendirenler bir sorun değil. Mimarlara saldırılıyor, toplumun geri kalan kesimi sanıyor ki bu daha çok mimarları ilgilendirir. Böyle böyle bir gün gelecek ki, tam da Brecht' in dediği gibi sıra kendilerine gelince onlarla birlikte tepki verecek kimse bulamayacaklar bu gün tepkisiz kalanlar. Birkaç gün önce Mimarlar Odasından bir ileti geldi. "…………….. 2012 yılının son günlerinde, basının bazı kesimlerinde "Odalara ..]]> Sun, 20 Jan 2013 08:50:41 +0400 13 Ocak-15 Ocak https://www.evrensel.net/yazi/46287/13-ocak-15-ocak https://www.evrensel.net/yazi/46287/13-ocak-15-ocak? Ocak ayının iki günü… İki büyük insanın günleri… Yalnız o günlerde mi düşünüyorum onları? Hayır! İkisi de yılın her günü baş bucumdan ayrılmazlar. Biri 13 Ocak… Sabahattin Eyüboğlu günü… Öteki 15 Ocak Nazım Hikmet günü… Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi’ den kalma alışkanlıkla, Abi Reis’ dir. Nazım’ da saçının telinden ayak parmağına şair, ozan, büyük usta… İkisi de sonuna dek yurtlarına, dillerine bağlı… Kendini ulusçu sananlara, gerçek vatan sevgisinin ne olduğunun yaşatacak denli bu işin ustasıdırlar. Ama Doğuda da Batıda da bütün ham sofulara örnek olacak denli “Dünya Vatandaşı” dırlar. İnsandırlar insan… İnsan olan insanı da ayak sesinden tanırlar. Bu konuda hiç külyutmazlar… Hep dediğim gibi, ne renk, ne ırk, ne dil, ne de inanç ..]]> Sun, 13 Jan 2013 10:18:22 +0400 Cumhuriyet kızının şapka şenliği https://www.evrensel.net/yazi/45663/cumhuriyet-kizinin-sapka-senligi https://www.evrensel.net/yazi/45663/cumhuriyet-kizinin-sapka-senligi? Belki de “Kendi Şapkanı Kendin Yap” koymalıydım bu yazının başlığını… Yaşı sekseni aşmış bir “Cumhuriyet Kızı” nın becerisini anlatacağım size.. Mustafa Kemal’in şapka devrimi için Kastamonu’ ya gittiğini biliriz hepimiz. Çok tartışıldı bu konu… Kimileri anlamazdan gelir bu devrimin nedenini. Kimileri de karşı çıkar. En çok karşı çıkanlar da Viyana’nın “fes” üreticileri, ya da fes yapımında kullanılan keçenin üreticileridir…. Mustafa Kemal için kafanın dışından çok içidir elbette önemli olan. Ötesi olsa olsa simge olabilir. Kastamonu’daki o günün akşamı, onu geceleme için bir köye götürürler. Ertesi gün Kastamonu’ ya dönüldüğünde herkes şapkalıdır. Ne güzel bir yanıttır bu düşünülünce… Ama en güzel yanıt, Mustafa Kema..]]> Sun, 06 Jan 2013 09:49:39 +0400 Yaşanası kent- IV https://www.evrensel.net/yazi/45029/yasanasi-kent-iv https://www.evrensel.net/yazi/45029/yasanasi-kent-iv? Bu konuyla ilgili ilk yazımda değinmiştim: Önce bir İtalyan kentinde başlamış yaşanası kent akımı.1999 da Greve in Chianti’ kentinin eski belediye başkanı atmış bu düşünceyi ortaya… “Siz size benzemekten korkmayın!” der gibiymiş… Kimliğinizin, niteliklerinizin, başkalarınızdan ayrımınızın bilincinde olun,değerini bilin demekteymiş… Ona hemen başka üç kentin belediye başkanları katılmışlar… Bu gün, 19 ülkeden 129 kent üye olarak bu zincire bağlanmışlar.( Bu bilgileri edindiğim bilgi sunar (imternet) veriyor bu sayıları. Belki bu gün artmış olabilirler.) Bu üyelerden sekizi Türkiye’den: Akyaka, Muğla, Gökçeada, Çanakkale, Seferihisar, İzmir, ( Türkiye’den ilk üye) Taraklı, Sakarya, Yenipazar, Aydın, Yalvaç, Isparta, Perşembe, Ordu Bunların hepsi bir önceki yazımda saydığım, yaşanası kent olma koşullarının tümünü y..]]> Sun, 30 Dec 2012 09:26:17 +0400 Yaşanası kent- III https://www.evrensel.net/yazi/44444/yasanasi-kent-iii https://www.evrensel.net/yazi/44444/yasanasi-kent-iii? Arabalardan yakındım ya geçen yazımda… Bunu örneğin Kuzguncukluların günlük yaşamlarının zora sokulması yüzünden de yaptım. Çünkü, İstanbul’un Anadolu yakasında oturan pek çok kişi günün erkeninde gelip bizim sokaklarımıza bırakıyorlar arabalarını. Üsküdar üzerinden motorla Avrupa yakasına geçip çalışma yerlerine gidiyorlar. İşten sonra gelip arabalarını alıp evlerine dönüyorlar. Kimi yerlerde biz evlerimize bile giremiyoruz… Onlar ayranları yokken içmeye “tahtıravan”larıyla gidecekler gidecekleri yere diye… Oysa kural, yaya geçidine bir yayanın ayağı değer değmez tüm arabaların durması zorunlu ya, yasaya aldıran kim. Kişi batı kentlerine gittiğinde bunun böyle olduğunu görünce, uygarlığın teneke kutulardan yayaları daha üstün tuttuğunu anlıyor. Oysa bizde, kırmızıda duran sürücüyü..]]> Sun, 23 Dec 2012 10:23:43 +0400 Yaşanası kent -2 https://www.evrensel.net/yazi/43819/yasanasi-kent-2 https://www.evrensel.net/yazi/43819/yasanasi-kent-2? Yaşanılası kent (cittaslow) kavramının en önemli yanlarından biri teneke kutulardan kurtulma ilkesidir. Teneke kutu diye otomobile diyorum biliyorsunuz. Gerçekten zorunlu olmadan, kendi isteğiyle bu özel işkence kutusuna girmek, günün birinde şaşacağımız bir iş. Bu bir yana, yaptığımız işin başka olgularla ilişkilerini kurabileceğiz gelecekte, daha insanlaştıkca… Ne demek mi istiyorum? Petrol savaşlarıyla bizim otomobil tutkumuzun ilişkisi üzerinde daha bilinçli düşüneceğiz örneğin. Irak’da bir buçuk milyon insan neden öldü? (Müzelerin, insanlığın kültür kalıtının barbarlarca yağmalanması biryana…) Amerika Birleşik Devletlerinin elli yıl sonraki benzin gereksinimini şimdiden güvenceye almak için değil mi? Yalnız ABD’nin mi? Biz benzin tüketmiyor muyuz? Irak savaşından bizim de payımıza düşen yok mu? Var da… Benzin tüketmeyelim mi? Benzinsi..]]> Sun, 16 Dec 2012 10:59:31 +0400 Yaşanası kent https://www.evrensel.net/yazi/43170/yasanasi-kent https://www.evrensel.net/yazi/43170/yasanasi-kent? On yıldan uzun süredir bir sözcük dolanıyor ortalıkta: “Cittaslow”. “Citta” İtalyanca kent demek… “Slow” İngilizce yavaş demek… İkisini bir araya getirmişler… Bunu Türkçeye çevirenler de “yavaş kent” demişler… İtalyan kaşığıyla İngiliz haltı yemek gibi bir bakıma… Hele bunu sümüklü böcekle simgelemek yok mu? “Küreselleşme” gibi bir söz aldatmacası ile mi karşı karşıyayız diye düşünmekten kendini alamıyor kişi. Oysa öyle değil! Sözcük sözcüğe çevirmekten geliyor bu yanılma… Gerçekte bize hiç de yabancı olmayan kavramlar anlatılmak isteniyor. Ama sümüklü böcek simgeli “yavaş kent” sözü, tembelliğe övgü çağrışımı yapıyor. Yavaş kent yerine daha sağlıklı, daha kapsamlı, daha bilinçli bir başlık öner..]]> Sun, 09 Dec 2012 13:56:52 +0400 Mimarlığımızın Kurtuluş Savaşı sürüyor -3 https://www.evrensel.net/yazi/42501/mimarligimizin-kurtulus-savasi-suruyor-3 https://www.evrensel.net/yazi/42501/mimarligimizin-kurtulus-savasi-suruyor-3? Akıl almaz bir mimarlık mirası üzerinde olmamıza karşın, savaş alanlarında bizi ortadan kaldırmak isteyenleri alt ettiğimiz yengilerimize karşın, ne yazık ki çağdışılık nedeniyle yenik düştüğümüz bir kültür savaşı sürmektedir. Oysa o günlerde Batıda, ilkeleri, ilerleme, gelişme düşüncesi, eşitlik, akılcılık, teknolojiye-araştırmaya inanç, sağlık, ergonomi, yalınlık, kolaylık, dürüstlük, açıklık, gerçekçilik olan “Modernizm” geçerliydi. Halk yapı sanatımızın özellikleri de yirmi değişik yerleşmemizde benim saptamalarıma göre şöyle: yapısal açıklık, içtenlik, yalınlık, olduğu gibi görünme, çözüme içten başlama, içle dışın uyumu, tutumsallık, kolaylık, gereçleri yakından seçme, esneklik, katılım. Kısacası 1930 larda, “Halk Yapı Sanatı”mızla, modernizmin ilkelerinin &ccedi..]]> Sun, 02 Dec 2012 09:13:58 +0400 Mimarlığımızın Kurtuluş Savaşı sürüyor -2 https://www.evrensel.net/yazi/41835/mimarligimizin-kurtulus-savasi-suruyor-2 https://www.evrensel.net/yazi/41835/mimarligimizin-kurtulus-savasi-suruyor-2? 1927 de yapılan ilk nüfus sayımında okuma yazma bilen kadınların sayısı yalnızca 267’dir. İstanbul’da okuma-yazma yüzdesi %7, Bursa’da % 4, Hakkari’de % 0,4 dür. Bu sayıları, Cumhuriyetin, insanımızı kültürümüzden kopardığını söyleyenlerin, neyi bilerek, ne demek istediklerini, daha doğrusu neleri bilmediklerini siz düşünün diye verdim. En yeğnisinden ya sayı bilmiyorlar ya da dayak yememişler dense çok da abartılmış olmaz sanırım. Bütün bunlara karşın yapılacak ilk iş kültür devrimine girişmekti elbette. Askerdeki onbaşılardan, çavuşlardan, halk eğitmenlerinden yararlanma çalışmaları yapılıyordu. Sonunda “Köy Enstitüleri” çözümüne gelindi... Bütün geri kalmış ülkelere örnek olan bu girişimin mimarlık açısından en önemli yönlerinden birinin şu olduğunu sanıyorum: Köy Enstitüler..]]> Sun, 25 Nov 2012 11:00:45 +0400 Mimarlığımızın Kurtuluş Savaşı sürüyor https://www.evrensel.net/yazi/41189/mimarligimizin-kurtulus-savasi-suruyor https://www.evrensel.net/yazi/41189/mimarligimizin-kurtulus-savasi-suruyor? Tasarıma oturduğumda geçmişi, şimdiyi bilmek zorunluğunun bilincindeyim. Üstelik geçmiş derken çağlarla bölümlemiyorum kendimi… Ayrıca, bir-iki büyük kent de değil coğrafyam, Nazım Hikmet'in dediği gibi, "Bugünkü gerçek sanatçı insanlığın bütün mirasına sahip çıkmalıdır." elbette… Gene Nazım Hikmet "şair" için söylüyor ama, onun da inandığı gibi, tüm sanatçılar, bu arada mimarlar için de geçerlidir şu sözleri: "Şair bulutlarda uçtuğuna vehmeden dejenere değil, hayatın içinde, hayatı teşkilatlandıran bir vatandaştır." Geçmiş, bugün derken, geleceği göz ardı ettiğim sanılmasın. Gelecek derken kimileri, gelecekte geçerli olacaklara göre çalışmak olarak anlayabiliyor. Böyle bir yolda ancak "pazarlamacı" gibi davranılabilir kişi. Bu anlamda, akıllı y..]]> Sun, 18 Nov 2012 09:42:11 +0400 Muğla Üniversitesi kenti... https://www.evrensel.net/yazi/40556/mugla-universitesi-kenti https://www.evrensel.net/yazi/40556/mugla-universitesi-kenti? Bu köşeden birkaç kez yazdığımı anımsıyorum: Üniversite bir toplumun geleceğidir. Ya da öyle olması gerekir… Üniversite sözcüğünün Türkçedeki karşılığı, kimi aydınlık kişilerin önerdiği gibi, “Evrenkent” olabilir. Geleceğin kenti, toplum yaşamının geleceği üzerine en çok orada evrenkentte düşünülür. Bir bakıma bu, evrenkentin birincil ödevidir… Evrenkent, geleceğin toplumunun “model”ini oluşturur bir başka deyişle…Bu gün bir çok evrenkentimizin lise düzeyinde bile olamamaları bu gerçeğideğiştirmez.. Oysa bizde ABD ninetkisiyle, bir “kampüs” özentisi aldı yürüdü. Son yıllarda Türkçeleştirdik bu sözü: “Yerleşke”… Yerleşkeler, sanki bilim arsa giderleriyle karşılaştırılabilirmiş gibi kent dışına atıldılar.. Gene anımsayacaksınız yazmıştım, Van&..]]> Sun, 11 Nov 2012 11:55:42 +0400 Kentiniz sizsiniz https://www.evrensel.net/yazi/39890/kentiniz-sizsiniz https://www.evrensel.net/yazi/39890/kentiniz-sizsiniz? Başlıktaki söz benim değil, Prof. Dr. Uğur Tanyeli’nin… Benim dolaştıra dolaştıra yıllardır söylediğimi dümdüz, doğrudan yüzümüze söylüyor. 19 Ekim (2012) günü Akyaka’da, bu sözün ne demeğe geldiğini anlatmağa çalıştım her şeyden önce... Sanıyorum okuyucularımın artık bildiği kasap Ali Amca’nın dediğiyle başladım konuşmaya: “Biz bu doğruyu yarın ahrette mi söylecez?” Soracaklarımdan ötürü, sözü getirip bağlayacağım yerden ötürü, bana kızmasınlar istiyordum çünkü. Yeter ki gece yattıklarında söyleyeceklerimi azıcık düşünsünler istiyordum yalnızca. Ayrıca sorularım yalnız onlara değildi ki. Örneğin İstanbullulara, bütün kentlerimizde yaşayanlara da sorulması doğru olacak sorulardı: *Denize, doğaya neden küstünüz? *Neden artık komşunuza saygı duymuyorsunuz? (Şimdiye..]]> Sun, 04 Nov 2012 10:41:05 +0400 Akyaka'da Nail Çakırhan https://www.evrensel.net/yazi/39294/akyakada-nail-cakirhan https://www.evrensel.net/yazi/39294/akyakada-nail-cakirhan? Akyaka Kültür Sanat Derneği çağırdı. TMMOB Mimarlar Odası Muğla Şubesi, Akyaka Belediyesi, Gökova Akyakayı Sevenler Derneği, Muğla Sanat Sevenler Derneği, Yücelen Kuruluşları adına da yapılıyordu bu çağrı. Altı yıldan bu yana gerçekleştiriliyormuş Nail Çakırhan etkinlikleri. Bu yılın etkinliğine katılmamı, bir konuşma yapmamı istiyorlardı. Mimarlık konularını işlemeliymişim. 10 eylül 2012 günlü “Evrensel” deki yazımdan etkilenmişlerdi. “Doğruları yazıyorsunuz.” diyorlardı. Belki anımsarsınız, Akyaka’nın karma karışık durumundan yakınmıştım. “Nail Ağabey kalksa, bu günkü Akyaka’yı görse üzülmez mi? diyordum. Nail Ağabey Ula’lıydı.(Ula Muğla’nın bir ilçesi.) Ozandı, Halet Çambel’in (Prof. Dr. Arkeolog) eşiydi. Devrimciydi. Komünist idi. Usalmaz işkencelerden geçmişti gençliğinde.. Halet Çambel’in..]]> Sun, 28 Oct 2012 10:14:10 +0400 Korkmak https://www.evrensel.net/yazi/38731/korkmak https://www.evrensel.net/yazi/38731/korkmak? Kimileri İngiliz “işgal” güçleri gibi davranıyorlar. Kimileri Vahdettin gibi… Kimileri Ali Kemal, Kimileri Damat Ferit,… Kimileri de Anzavur gibi, sonunu düşünmeden, görmeden… Kimileri sultanın öğütçüleri sanıyor kendini. Kimileri de halkın arasına karışmış “umut kırma” üzerine çalışıyor. Bilerek mi? Bilmeden mi? Yoksa bu onların doğal özellikleri gibi mi? Göbeğini tabağının önüne yığmış, eli aslan sütünde… Kendini aslan mı duyumsuyor, yoksa mehdi mi? Çıkarımlar yapıyor, bilgiç mi bilgiç… Saklayamadığı gerçek yüzünde sırtlanlar dolaşıyor, yılanlar kıvıl kıvıl… Korkuyorlar, her şeyden korkuyorlar, çok korkuyorlar… Biz bunları yüz yıl önceden bilmiyor muyuz? Bunlar hep böyle miydi? (Tevfik Çavdar’ımızı yitirdik. O bunların özünü anlatmıştı..]]> Sun, 21 Oct 2012 12:34:29 +0400 Gaziantep - 2 https://www.evrensel.net/yazi/38150/gaziantep-2 https://www.evrensel.net/yazi/38150/gaziantep-2? Gaziantep’den söz etmiştim geçen yazımda… Aslında bir giriş yazısıydı o… Diyordum ki, “12 müzeli Gaziantep’de, şu kötü günlerde, gerçekten umutlu, mutlu iki gün geçirmek iyi geldi bana…” Gerçekten özellikle ikinci gün, Mimarlar Odası başkanı Sıtkı (Severler) sorduğunda, yürüyerek eski Gaziantep’i dolaşmak istediğimi söyledim. Bana yetkiyle yol gösteren müzeci dost Özgür Çinkay ile birlikte, Bakırcılar Çarşısı’nda yürürken bakır döğen ustaların tan tanlarına uyuyordu adımlarım neredeyse… Yıllardır özlemişim bu türlü sesleri… Bir şey üretmenin sesini… Emeğin sesini… Buzdolabı satışında çıkmazdı ki bu ses… Yokluklardan yararlanıp konut satanlarda da… Aracıların bu tür ses çıkardığını duydunuz mu hiç? Bakırcılar &Cce..]]> Sun, 14 Oct 2012 12:50:45 +0400 Gaziantep’teydim - Giriş https://www.evrensel.net/yazi/37715/gaziantepteydim-giris https://www.evrensel.net/yazi/37715/gaziantepteydim-giris? Türkiye’nin en eski kentindeydim. Her çağda kendine yeten bir kent idi Gaziantep. Emperyalizme karşı hiç yardım almadan kendini savunabilmişti. Kurtuluşumuza en gerekli günlerde en büyük katkıyı veren kahramanların kenti… Çevresindeki 200 kahramanla bir Şahinbey’in, 80 kahramanla bir Karayılan’ın koca bir müstevliye, Fransızlara karşı koyduğu yer. Ne demişti Mustafa Kemal: “Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.” Ne çok şeyi önceden görmüş Mustafa Kemal? Eskil Çağda insan olan insanı kentin yetiştirdiğine inanılırdı ya… Bunun için her yere kent denmezdi biliyorsunuz. Okulu, tapınağı, hamamı, sporun açık-kapalı alanları, tiyatrosu olan yerleşmeye kent denirdi ancak, iki bin yıl önce eskil çağda… Çünkü kişi böyle kamu alanlarında adam ağzına bakarak a..]]> Mon, 08 Oct 2012 02:00:38 +0400 Yaşadım yaşıyorum https://www.evrensel.net/yazi/37271/yasadim-yasiyorum https://www.evrensel.net/yazi/37271/yasadim-yasiyorum? Kimi konular vardır, sizin o konuda ne düşündüğünüz yalnız sizi ilgilendirir. Uygar bir ülkede, demokratik bir yönetimde bunun için sizi kimse sorgulayamaz. Örneğin din konusu böyledir. Kimi konularda da, toplumun ya da belli kesimin ne düşündüğü sizi elbette çok ilgilendirir. Çünkü onların düşünceleri sizi çevreleyen ortamın niteliğini belirler. Öyle ya, örneğin toplumun üçte biri Hitler gibi düşünsün. Geri kalanı da korkaklıklarından suya sabuna dokunmasın… Böyle bir toplumda insan gibi yaşayabilir misiniz? Sanırım başka örnek vermeme gerek yok… İşte bundan ötürü, kimi konularda başkalarının ne düşündüğü sizi doğrudan ilgilendirmeli diyorum. Örneğin toplumumuzda polise güveni sarsılanlar bunu düşünmeli… Örneğin toplumumuzda adalete güveni sa..]]> Sun, 30 Sep 2012 11:24:43 +0400 Çantada keklik https://www.evrensel.net/yazi/36798/cantada-keklik https://www.evrensel.net/yazi/36798/cantada-keklik? Çantada keklik mi görüyorlar Anadolu’muzu? Bakın Kaz Dağları tutkunu Y.Orman Mühendisi Sayın Salih Sönmezışık ne yazmış bana yolladığı iletisinde: “Bir boşluk yaratıp Kazdağları’nda yeni açılan maden işletmelerini görüntülemek, eski bildiğim ocakların son durumunu da tespit etmek için kendi aracımla 2 gün süren bir inceleme gezisine çıktım. Havranı dolaşıp, Kalkım’a doğru ilerlerken (9 Eylül günü)Tepeoba Madenine uğrayıp o vahşi doğa kıyımını yeniden görüntüledim ve Abdala Malum olur örneği kendi kendime “Çok yakında buralarda bir orman yangını çıkar” dedim ve İstanbul’a geldim. Son görüntüleri sizlerle paylaşacaktım ki aynı yerlerin yandığı haberi geldi ve vazgeçtim. Şimdi bize düşen, bu yangının nedenlerini ve sonuçlarını 3 yıl önce Kazdağı Millli Parkı yangınında olduğu gibi inceley..]]> Sun, 23 Sep 2012 18:34:47 +0400 Hatay- Suriye https://www.evrensel.net/yazi/36343/hatay-suriye https://www.evrensel.net/yazi/36343/hatay-suriye? İstanbul’da Şehzadebaşı’nda 56. İlkokuldayım. Beşinci sınıfta… Denizli’den o yaz gelmişim, ağabeylerime takılıp. Onların okullarının İstanbul’da oluşu bunun nedeni… İkisi ticaret biri iktisat okuyor… Onlar çalışırken ister istemez kulak kabartıyorum. Bu yüzden de yerli yersiz çok şey öğreniyorum. Beşinci sınıfın coğrafya kitabında komşu ülkeler tanıtılıyor. Her birinin başkentinden de bir fotoğraf konmuş konunun başına. Öğretmen öğrencilerden birine konuyu okutuyor. O günkü konu Suriye… Kitapda nedense bu konunun başına Halep’ten bir fotoğraf konulmuş. Bütün sınıf Suriye’nin başkentini Halep olarak belliyor. Karşı çıkıyorum… Bütün sınıf gülüyor. Bir öğrenci, “Var mısın iddiasına?” diyor. “Varım!” diyorum. Bir liralık çikolatasına iddiaya giriyor benimle. Ardından bütün sınıf teker teke..]]> Sun, 16 Sep 2012 15:29:59 +0400 Akyaka https://www.evrensel.net/yazi/35934/akyaka https://www.evrensel.net/yazi/35934/akyaka? Muğla’ya gittim çok uzun bir süre sonra… Orada bir köy var: Kötekli… Kenti Denizli’ye bağlayan yolun kıyısında kurulmuş. Üniversite gettosunun hemen yanına… Öteden beri yazar dururum: Üniversiteyi kentin dışına sürmek bize atılmış en büyük kazıklardan biridir. Örnekleri üzerinden tam bir Amerikan kazığı… Önceleri “Kampus” denirdi böyle gettolara. Şimdilerde nasılsa Türkçe karşılığı “Yerleşke” kullanılıyor. “Buna da şükür!” diyeceğiz neredeyse değil mi? Oysa temel değişmiyor… Kampus ya da yerleşke, getto işte… Üniversite gelecek toplumumuza örneklik edecek değil mi? Kentin dışına kurulur mu? Kandırılmış ülkelerin geri kalmış insanlarına kurdurulur işte böyle gettolar. Her neyse… Kötekli daha beş on yıl öncesine dek 25- 30 evli bir köydü. Şimdi gören şaşı..]]> Sun, 09 Sep 2012 09:47:31 +0400 Su (3) https://www.evrensel.net/yazi/35558/su-3 https://www.evrensel.net/yazi/35558/su-3? Bundan önceki iki yazımı, şimdi de bu yazımı yazmamın nedeninin, son haftalarda gündemimizdeki damacanaların olduğunu bildiniz kuşkusuz. Hiçbir şeye güvenimiz kalmamışken damacanaların düzenli denetlenmekte olduklarına nasıl güveneceğiz? Diyorlar ki: “Kent suyunu için…” Nasıl içelim? 2-3 gün evden ayrılsak, dönüşümüzde musluklarımızdan çamur akıyor. Kimse kimseyi düşünmez oldu… Trakya’da Ergene ırmağını en azından 10 yıl önce gördüğümde küçük dilimi yutuyordum. Midem bulandı… Kahverengiydi düpedüz… Oralardaki ilçelerden birinden dostlar götürmüştü beni oraya… İlçeye döndüğümde, o günlerin sevdiğim belediye başkanına dedim ki: “Üretim yerlerinin, atık sularını Ergene’ye boşaltmaları kesinkes önlenmeli. Ancak ister tek tek iste..]]> Sun, 02 Sep 2012 10:24:58 +0400 Su (2) https://www.evrensel.net/yazi/35131/su-2 https://www.evrensel.net/yazi/35131/su-2? Güre, İda’nın (Kaz Dağı’nın) eteklerinde… Yaz Okulumu orada kurdum. Biliyor musunuz neden? Çünkü uzmanların söylediklerine göre su, en son orada bitecekmiş Anadolu’da… İlk yıllarda, Güre’nin ünlü Sarı Kız Şenliklerinde benden de bir konuşma istediler. Dedim ki köylülerime: “Ben Denizli’liyim. Kentimin adında bile su var. Öyle kötü davrandık ki suya… Şimdi dışarıdan su getirmek zorundayız. Siz de suyun hep böyle akacağını sanmayın.” Besbelli bir kulaklarından girdi öteki kulaklarından çıktı söylediklerim. Güre’de neredeyse her sokakta çeşme vardı. Bu çeşmelere musluk takamazlardı… Su basıncı boruları patlatırdı çünkü… Bu gün de her yerden su akıyor. Ne güzel bilseniz… Ama gelin görün ki altıncılar geldi… 405 arama izni almışlar… 285 yer..]]> Mon, 27 Aug 2012 03:04:16 +0400 Su https://www.evrensel.net/yazi/34758/su https://www.evrensel.net/yazi/34758/su? Su konusunda daha önce de birkaç kez güncemizde yazdım. Ancak verdiğim tepkiden, dillendirebildiklerimden daha yanık yüreğim… Anlatmayı bilemiyoruz, bilemiyorum demek ki diyorum kendi kendime. Yalnızca yazmıyorum bu konuda… (Yazdıklarımla bir de betik yayınladım “Su/İnsan” adında.) Konuşuyorum da… Biliyorsunuz Denizliliyim… “Denizli adı nereden geliyor?” diye sorarlar hep… Ben de başlarım anlatmağa: “Evliya Çelebi demiş ki; Suları bol olmağla Denizli denmiştir.” Ya da… Bataklıkmış kimi yerleri, oralarda domuz çok olurmuş. (Denizlililer domuza donuz derler.) O nedenle Donuzlu demişler. Sürezle Donuzlu Denizli’ye dönüşmüş… Böyle de bir açıklama var… Bunu da hanımlar pek severler. Erkekleri kızdırmak için kullanırlar… Tasarlayacağım bir yapı için bir araştırma yaptırmak gerekiyordu… Yapılacağı yer..]]> Sun, 19 Aug 2012 09:38:43 +0400 Düşlerimiz https://www.evrensel.net/yazi/34346/duslerimiz https://www.evrensel.net/yazi/34346/duslerimiz? Düşlerimiz vardı… Belki de mutlu çocukluktan gelen… Her şey istediğimiz gibi miydi ki mutlu çocukluğumuz olması için? Hayır! Ama, iyi ya da kötü, bütün koşulları paylaşıyorduk bizim Çaybaşı mahallesinde. Biz çocukların, hepimizin sayısız amcası, dayısı vardı. Yengelerimiz, teyzelerimiz, ağabeylerimiz, kardeşlerimiz… Güven ortamında duyumsuyorduk kendimizi… Daha doğrusu bir başka ortam tanımıyorduk… Aç kalmışsak Çaybaşı mahallesinde herkes aç kalmıştır kesinkes… Özellikle Batılıların ikinci büyük paylaşım savaşı yıllarında… Hepimize karneyle eş dağıtılan çeyrek ekmekten birimizin daha çok alabileceği usumuzun köşesinden bile geçmezdi. Güvenirdik… Düşlerimiz vardı… Düşlerimizi birbirimize anlatırdık çekinmeden… Bahçelerimize, evlerimize girer çıkardık&hellip..]]> Sun, 12 Aug 2012 10:27:04 +0400 Kişilik https://www.evrensel.net/yazi/33997/kisilik https://www.evrensel.net/yazi/33997/kisilik? Yazacaklarımı bu başlıkla uyuşturamayacaksınız önce… Sonunda açıklayacağım ilintiyi… Sonra da başlı başına bir yazı konusu olabilecek bir alıntıyı paylaşacağım sizinle. Bu alıntıyla ne demek istediğimi anlamayı da size bırakacağım… 1980 den kaç yıl sonraydı bilmiyorum. Bir sayın bakan Pamukkale ile, turizm izlencesi ile ilgili danışmak istemişti bana. Öküz altında buzağı aramadan, “Pamukkale’de buluşalım. Yerinde konuşalım.” önerisinde bulundum. Böylece Pamukkale’ye ulaşmanın gezginler için zorluğunu da görebilirdi sayın bakan… O günlerde Denizli’ye uçak yoktu. Doğru dürüst yol da yoktu… (Şimdi de hız yolunu Aydın’a getirip orada bıraktılar. Oysa bu yol Denizli’ye dek tasarlanmıştı başlangıçta. Aydın’dan öteye var olan yolu ortadan ikiye bölüp çift yol yaptılar… Çözüldü m&uu..]]> Mon, 06 Aug 2012 14:22:24 +0400 Mimar Sinan’ın Söylettikleri (II) https://www.evrensel.net/yazi/33438/mimar-sinanin-soylettikleri-ii https://www.evrensel.net/yazi/33438/mimar-sinanin-soylettikleri-ii? Mimar Sinan söylencelerinin düşündürdüklerini anlatıyordum ya… Daha sonra ki çağlarda da geçerli olmuştu Sinan’ın izlediği ilkeler. Uymayanlara da halk, kendi yöntemiyle tepki göstermişti… Sinan’dan sonra, Eminönü’ndeki Yeni Cami’nin yapılması için Yahudi vatandaşların oradaki yerleri zorla alınmış… Bu nedenle camiye halk “zulmiye” adını takmış… Şimdi sussa da, bağışlamadığını sırası gelince gösteriyor işte insanımız… Dağ başına cami neden yapılır? Ardından çevresine ne gelecek dersiniz? Osmanlı (?) biçeminde “villa”lar mı? Nasıl bir kazanç kapısı olacak bu girişim? Hele, milyarlar dökülerek (umarım haramsız) yapılan, mimarlığı-mimarları utandıran, kopya olmaktan öte hiçbir özellikleri olmayan beton yığınlarına “Mimar Sinan” adı verilmiyor mu? Sinan fırıl fırıl dönm&uum..]]> Sun, 29 Jul 2012 09:29:01 +0400 Mimar Sinan’ın söylettikleri https://www.evrensel.net/yazi/33026/mimar-sinanin-soylettikleri https://www.evrensel.net/yazi/33026/mimar-sinanin-soylettikleri? Sinan söylencelerini daha önce çocuklar için yazmıştım. Bir gün büyükler için de yazacağım usuma düşmemişti… “Büyükler daha çocukluklarından bütün bunları biliyorlardır.” diye düşündüm hep. Bu söylencelerin kimi yetişkinlerin kulağına da gitmesi iyi olurdu oysa… Mimar Sinan, kimi davranışlarıyla, söyledikleriyle çağdaşlarına uyarılarda bulunuyor. Ama bunu yaparken günümüzün kimi kişilerine de yüzyıllarca önceden yol göstereceğini bilemezdi elbette. Mimar Sinan’ın yaşadığı çağda bir caminin harcına tek kuruşluk “haram” karışsa, orada kılınacak namaz geçerli sayılmazmış. Bu nedenle Mimar Sinan’ın, bir işçisinin ya da ustasının ödenmeyen bir kuruş alacağı için kapı kapı dolaştığı söylenir. Bir emekçinin gündeliğinin ödenmemesini kazanç..]]> Mon, 23 Jul 2012 03:51:35 +0400 Durup oturmamak https://www.evrensel.net/yazi/32626/durup-oturmamak https://www.evrensel.net/yazi/32626/durup-oturmamak? Her gün bir başka saçmalık… Bu saçmalıklar üzerinde yalnız konuşmakla olumlu bir sonuca varılabilir mi? Havanda su dövmek değil mi yaptığımız? Bakıyorsunuz ağırlıkları olan insanlar bile bu saçmalıkları oturup uzun süre tartışabiliyorlar… “İstanbul’un Yuşa tepesine cami yapalım!” deseler, sanırım günlerce onu da tartışacaklar kimileri, TV’ler, günceler… Sanki hiçbir sorunumuz yok! Sorunlarımızın önem sırasını da bilemez durumdayız. Bilip de önemlileri üzerinde yoğunlaşamıyoruz... Kim vurduya gideceğiz neredeyse... Düşünsek ya, kimin yararına bu durum? Kimler, alacakları pay için hepimize ne kötülükler edilmesinde işbirlikçi oluyorlar. Okur-yazarlarımız da durmadan kötülükleri sayıp döküyorlar. Çözüm öneren de yok gibi… Neredeyse bütün komşularımızla sorunlar iç..]]> Sun, 15 Jul 2012 11:41:39 +0400 Köyden Fakir’ler şimdi neden yetişmiyor https://www.evrensel.net/yazi/32279/koyden-fakirler-simdi-neden-yetismiyor https://www.evrensel.net/yazi/32279/koyden-fakirler-simdi-neden-yetismiyor? Son yazımda anlatmıştım… 21 haziran günü Akçaköy’deydim. Fakir’in köyünde… Çocuk betikliği olarak armağan ettiği, benim tasarımını yaptığım evini inceledim orada. Ev sapa sağlamdı… Ama ince samanlı kerpiç çamurundan sıva yapılacağına nedense çimento harçlı sıva yapılmıştı. Kısacası, duvar bu nedenle soluk alamamıştı… Bu atılamayan nem, hem ev için hem de içinde yaşayanlar için sağlıklı değildi. (Bunu bu gün kentlerde bile anlatamıyoruz…) Kimi yerlerinde patlamalar olmuştu… Fakir, şöyle ayağını altına alıp oturmak istiyordu “hayat” da… Odaların önünde “hayat” denilen, Türk evinin en önemli bölümü açık olsundu… Buraya çıkan merdiven evi ile hayat da kapatılmıştı… Sonradan eklenen bu duvarların ana yapıyla birleşme yerleri çatlamışlardı. P..]]> Sun, 08 Jul 2012 09:00:43 +0400 Fakir’in çağrısı https://www.evrensel.net/yazi/31864/fakirin-cagrisi https://www.evrensel.net/yazi/31864/fakirin-cagrisi? Burdur’dan “Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü”nden aramışlar. Bayındırlık Bakanlığı yok edilerek oluşturulan “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı”nın Burdur İl Müdürlüğünden… İstanbul’da olmadığım bir gün işliğimden aramış yetkili. Sormuş: “Fakir Baykurt Evi” olarak yapılıp sonradan çocuk betikliğine çevrilen yapıyı Cengiz Bektaş çizmiş… Öyle mi? Öyle ya… Hemen ilettiler bana… “Yapının dışında kimi değişiklikler yapılmış… Dış sıvalarda kimi çatlaklar olmuş. Kerpiçten… Köydeki evlerden pek ayrılmayan bir yapı…” Fakir Baykurt böyle istiyordu gerçekten… “Yerine yolladığımız kimi görevliler, yıkılması önerisiyle geldiler. Biz de öyle düşündüktü…” Müdür Sayın Mustafa Şenel anlatmış bunları… Kö..]]> Sun, 01 Jul 2012 09:12:33 +0400 Kültürümüzü çocuklarımıza nasıl anlatacağız? https://www.evrensel.net/yazi/31467/kulturumuzu-cocuklarimiza-nasil-anlatacagiz https://www.evrensel.net/yazi/31467/kulturumuzu-cocuklarimiza-nasil-anlatacagiz? Zor günlerin öngünlerindeyiz. Ayrımında mıyız bunun? Hepimiz mi? Ya da kaçta kaçımız? Koca bir ülkenin gündemini iki sözle değiştiriverenlere karşı hiç ses çıkmadığına göre az buz değil bu yüzde... Uyanalım demiyorum. Uyumayalım diyorum. Hani Osmanlı sultanlarından kimileri kendi adlarına camii yaptırmak için tepe arayıp buldulardı ya… İşte onun gibi “Çamlıca tepesine camii” denilince herkes bunu konuşmağa başlıyor. Üzerinde konuşulamıyacak denli yeğnilikteki bu söz kimilerinin günlerini alıyor. Bunu örnek olarak söyledim. Artık sanırım ülkenin yarısı bunun ayrımında… Her günün erinde “Bugün neyi örtmek ya da unutturmak için nasıl bir söz atılacak (ya da atılmış) ortaya?” diye bakıyoruz güncelere… Karşı kümedekiler de bu sözün içine düşüp, dönüp dö..]]> Sun, 24 Jun 2012 09:10:28 +0400 Kaz Dağları Çalıştayı https://www.evrensel.net/yazi/31075/kaz-daglari-calistayi https://www.evrensel.net/yazi/31075/kaz-daglari-calistayi? Kaz Dağlarının güney eteklerindeydik 2-3 haziran günlerinde… Güre’de “Doğal Sıcak Su”yun üstünde oturduğunu bilmiyormuş gibi kendisini SPA olarak duyuran bir otelde… İki bin yıl önce Strabon’un bile ılıca olarak anlattığı yer burası… Oysa SPA demek, soğuk suyu ısıtıp kullanıma veren kuruluş demek… SPA her yerde olur, ama ılıca doğanın verdiği varsıllıktır. Ne bilsin sıpacıklar. Herkes Fransız kaşığı ile Alman bilmem nesi yiyor ya… Onlar da katılacaklar sözüm ona bu kendini bilmezliğe… Kaz Dağları ve Madra Dağı Belediyeler Birliği çağırdı bizleri Kaz Dağları Ulusal Çalıştayı’na… Katılımcılar, jeologdan-arkeoloğa, botanikçiden-mimara, yöneticiden-milletvekiline, madenciden-eczacıya, turizmciden-zeytinciye çeşitleniyordu. Herkes vardı… Hepsi de Kaz Dağları sevgisi ile dolup taşan kişiler. Toplantının düşünce babası, &cced..]]> Sun, 17 Jun 2012 13:58:52 +0400 Kaz Dağları Çalıştayı https://www.evrensel.net/yazi/30615/kaz-daglari-calistayi https://www.evrensel.net/yazi/30615/kaz-daglari-calistayi? Kaz Dağlarının güney eteklerindeydik 2-3 haziran günlerinde… Güre’de “Doğal Sıcak Su”yun üstünde oturduğunu bilmiyormuş gibi kendisini SPA olarak duyuran bir otelde… İki bin yıl önce Strabon’un bile ılıca olarak anlattığı yer burası… Oysa SPA demek, soğuk suyu ısıtıp kullanıma veren kuruluş demek… SPA her yerde olur, ama ılıca doğanın verdiği varsıllıktır. Ne bilsin sıpacıklar. Herkes Fransız kaşığı ile Alman bilmem nesi yiyor ya… Onlar da katılacaklar sözüm ona bu kendini bilmezliğe… Kaz Dağları ve Madra Dağı Belediyeler Birliği çağırdı bizleri Kaz Dağları Ulusal Çalıştayı’na… Katılımcılar, jeologdan-arkeoloğa, botanikçiden-mimara, yöneticiden-milletvekiline, madenciden-eczacıya, turizmciden-zeytinciye çeşitleniyordu. Herkes vardı… Hepsi de Kaz Dağları sevgisi ile dolup taşan kişiler. Toplantının düşünce babası, &cced..]]> Sun, 10 Jun 2012 09:59:23 +0400 Alan savunması... https://www.evrensel.net/yazi/30152/alan-savunmasi https://www.evrensel.net/yazi/30152/alan-savunmasi? Yaklaşık 15 yıldır “Evrensel” güncesinde “Yaşama Kültürü” genel başlığı altında yazıyorum. Yazılarımda bir çok kez İda’yı ( Kaz Dağı’ nı) konu ettim. Özellikle altın arayıcılığının bu bölgede yaşayanlara, doğalarına verebileceği dokuncalar (zararlar) üzerinde durdum. Bunu yalnız günce yazılarımda yapmadım. Şiirlerimde de bir çok kez konuyu işledim. Üstelik konunun yalnızca bir yörenin sorunu olmadığını, giderek uluslar arası nitelikte olduğunu belirttim. Özellikle bu gün yurdumuzdaki durum, yeniden, Mustafa Kemal’in dediği gibi, “Hatt-ı müdafaa yoktur sath-ı müdafaa vardır.” günleridir. Bu gün kamuyu etkileyebilecek bütün güçler “hedef” tedir. Tiyatro sanatçıları, işin gerçeği tiyatro sanatı, “Baro” lar, Tıp dalı, TMMOB vb. hedeftedirler... Kendileri gibi düşünmeyen aske..]]> Sun, 03 Jun 2012 19:50:10 +0400 Deve kuşları https://www.evrensel.net/yazi/29761/deve-kuslari https://www.evrensel.net/yazi/29761/deve-kuslari? Biliyorsunuz şu birkaç yıldır Anadolu kazan ben kepçe… Daha önce de böyle idi ya… Şimdi azıcık da zorunluktan kat kat arttı… Neden? Çünkü her gittiğim yerde genç mimarların, üniversite öğrencilerinin verdikleri tepkiler “iyi ki geldim, iyi ki söylediklerimi söyledim!” dedirtiyor bana… Lisede edinilmesi gereken bilgileri edinmemiş yavrularımız bana bunları söyletiyor… Örneğin sesli harflerin ilk bizde bulunduğunu söylediğimde şaşırıyorlar. Asya ile Akdeniz teciminin birbirleriyle buluştukları nokta elbette Anadolu’da olacaktı. (Hatay’da Asi ırmağının denize kavuştuğu yerde...) Bunun böyle olması coğrafyaya bakınca öyle doğaldı ki Mustafa Kemal’in, bizden giden alfabeyi batıdan geri getirmesini ne yazık ki bir Alman profesörünün saptaması olarak söylediğimde gözleri fal taşı gibi açılıyor… Hel..]]> Sun, 27 May 2012 10:22:30 +0400 Sabahattin Eyüpoğlu 4: Aydınlanma odağı https://www.evrensel.net/yazi/29362/sabahattin-eyupoglu-4-aydinlanma-odagi https://www.evrensel.net/yazi/29362/sabahattin-eyupoglu-4-aydinlanma-odagi? Özetleyeyim söylediklerimi? Sabahattin Eyüboğlu, Cumhuriyetin seçtiklerinden biriydi… Seçip de Avrupa’ya yolladıklarından… Küçücük yaşta birinci büyük savaşı (doğumu 1908) ardından Kurtuluş Savaşımızı yaşamıştı. Anasının babasının yükünü azaltmayı, kardeşlerine kol kanat germeyi öğrenmiş, bilmişti.Yaşamı paylaşmak doğaldı onun için...Tüm yaşamında iyiliği, güzelliği yalnız kendi için değil, çevresiyle bölüşmek,ortamı niteliklendirmek, olanaklandırmak için istemişti.Lokmasını paylaştığında kendi payını erinçle ancak yiyebiliyordu... Paris’te kendine yollanan bursu bile, Türkiyeden çağırıp kardeşi Bedri Rahmi ile bölüşür. Daha az yer içer belki ama bir ressamın, bir ozanın, daha da önemlisi pek çok nitelikli öğrenci için, bir ustanın yetişmesini sağlar. Bütün y..]]> Sun, 20 May 2012 11:54:21 +0400 Sabahattin Eyüpoğlu 3: Aydınlanma odağı https://www.evrensel.net/yazi/28880/sabahattin-eyupoglu-3-aydinlanma-odagi https://www.evrensel.net/yazi/28880/sabahattin-eyupoglu-3-aydinlanma-odagi? Küskün müdür? Hayır! Belki “kırgındır” diyorlar kimileri… Öyle olması da doğaldır… Ama bu, tuttuğu yolu sürdürmesine engel değildir… İstanbul Teknik Üniversitesinde, Tatbiki Güzel Sanatlar Okulunda sanat tarihi dersleri verir… Onun derslerini izleyen mimarlar örneğin daha iyi mimar olurlar. Her günü bir başka etkinlikle doludur. Pazartesi akşamları herkese açıktır kapısı… Söyleşilir, tartışılır, resimlere filmlere bakılır… Türküler söylenir… Bir şenliktir pazartesi akşamları… Bir başka gün çeviri yapılır… Yeni kitaplar üretilir… Dolu dolu yaşanılır… (Pazartesi akşamları, o gittikten sonra, bir süre Türkan Saylan’ ın evinde sürdürüldü. Şimdi de İkinci Kuşak Köy Enstitüleri Derneğinin İstanbul kolunca sürdürülüyor.) Sabahattin Ey&uu..]]> Mon, 14 May 2012 03:07:33 +0400 Sabahattin Eyüpoğlu 2: Aydınlanma odağı https://www.evrensel.net/yazi/28458/sabahattin-eyupoglu-2-aydinlanma-odagi https://www.evrensel.net/yazi/28458/sabahattin-eyupoglu-2-aydinlanma-odagi? (Gerçek sorunumuz halkın aydınlanması, kırsal kesimin çağdaşlaşması, çağdaş yaşama kültürüne ulaşması değil miydi? Mustafa Kemal’in bütün amacı, çabası buydu… Orduda çavuşlardan, onbaşılardan halk eğitmenleri yetiştirmek de bunun için aranan bir çözüm değil miydi? Öğretmenleri Kurtuluş Savaşında bile askere almamışlardı, onları eğitimle görevlendirecekler diye…) Sabahattin Eyüboğlu, 1939 Temmuzunda 1. Maarif şurasında Tonguç’u tanır. Düşüncelerinin çakıştığını sevinçle, coşkuyla saptar… Tonguç söylediğiyle, yaptığı bir bir kişidir. Temel ilkeleri üretim içinde öğretim, eğitimdir… Bu yol, köy enstitüleri yoludur. Çünkü Tonguç’un dediği gibi yapının temeli yapılmadan çatısı çatılmaz elbette. İlköğretim meselesi, çoğunluk olan ..]]> Sun, 06 May 2012 16:14:40 +0400 Sabahattin Eyüpoğlu I: Aydınlanma odağı https://www.evrensel.net/yazi/28029/sabahattin-eyupoglu-i-aydinlanma-odagi https://www.evrensel.net/yazi/28029/sabahattin-eyupoglu-i-aydinlanma-odagi? Sabahattin Eyüboğlu 1908 de Akçaabat’ta doğmuş. Anası Lütfiye Hanım, babası Rahmi Bey… Bedri Rahmi için Sabahattin Eyüboğlu’nun (Abi Reis’in) ne demek olduğunu bildiğim için, Abi Reis’in tutukluluğu bitip dışarı çıktığında, Bedri Rahmi’nin, mutluluğuna katıldığımı bilmesini istemiştim. Telefon ettim. Birlikteymişler… Sesimi duyan Bedri Rahmi, hiçbir şey söylemeden hemen ağabeyine uzattı almacı: - Tüylerim diken diken oldu. Bak dinle, babamın sesi değil mi bu? (Gerçekten çok benziyormuş sesim babasınınkine ) Baba da, anne de elbette çok önemliydi onlar için… En büyükleri Sabahattin bey için, sonra sırayla Bedri Rahmi, Nezahat, Mualla, Mustafa Eyüboğlu kardeşler için… Rahmi Bey batı düşüncesine açık, namuslu, erdemli bir aydın. Sabahattin Bey’e Rousseau’ yu da, Voltaire’ i de..]]> Sun, 29 Apr 2012 09:19:16 +0400 Ruhi Su https://www.evrensel.net/yazi/27563/ruhi-su https://www.evrensel.net/yazi/27563/ruhi-su? Ruhi Ağabeyin yüzüncü doğum gününü kutladık 15 nisan Pazar günü. Sabahattin Eyüboğlu’nun düşüncesine göre o müziğimizle ilgili bir kanalı açan kişiydi. Arkasından bir çok kişi onun yolunu izledi. On binlerin, yüz binlerin, milyonların sesi oldu… Hepimiz mırıldandık onu, sesimiz güzel olsa da olmasa da… Bilmiyorum kaç kez, “Hasandağlı insan olmak suçumuz” dedim onu tanıdığım günden bu yana… Ankara’ ya geldiğinde Müşerref Hekimoğlu toplardı bizi,evinde, onun çevresinde… Bilseniz kimler vardı aramızda? Saysam şaşırırsınız… Çok değişik alanlardan gelen bu kişileri gerçek bir duygu birliğine götürürdü. Birbirine bağlardı sesiyle. Anadolu koyaklarından, ırmaklarıyla çağlardı sesi. Topraktan gelirdi pırıl pırıl… Hepimizin yüreklerini doldururdu. O kim bilir nerel..]]> Sun, 22 Apr 2012 12:16:27 +0400 Toki-toka-baştokası https://www.evrensel.net/yazi/27107/toki-toka-bastokasi https://www.evrensel.net/yazi/27107/toki-toka-bastokasi? Uludağ Üniversitesinin çağrısına uydum,,, Geçen salı Bursa’da idim… Torunumdan da genceciktiler öğrenciler… Önce onlara yaşama kültürümüzün yansıtıcıları evlerimizden neler öğrendiğimi anlattım. Kimi ayrıntılarda, çatılarda , duvarlarda ulaştığımız ayrıntı /(detay) düzeyini aktardım. Onlar beni gözleri ışıl ışıl dinlerlerken benim başımın içinde Toki’nin işleri döneniyordu. Özellikle Bursa’da yaptıkları… Denizli’de bir söz vardır: Baş tokası… Çocukluğumdan anımsadığım… Kimi amallı çocuklar için söylenirdi bu söz… Yanlış anımsamıyorsam sorun yaratan, aşırılıkları olan çocuklara baş tokası denirdi. Toki denince usuma hep bu geliyor. Toki, Toka, Baş Tokası… Gerçekten bütün Türkiye’deki Toki uygulamaları, üretilen konutlar, bütün toplum i&cc..]]> Sun, 15 Apr 2012 16:00:57 +0400 İbradı-Ormana (Evlerle insanlar) https://www.evrensel.net/yazi/26656/ibradi-ormana-evlerle-insanlar https://www.evrensel.net/yazi/26656/ibradi-ormana-evlerle-insanlar? İbradı ile Ormana’yı gördüm geçen cuma günü… Antalya ile Konya arasında, Torosların bir yerlerine gizlenmiş bu beldeleri yıllardır görmek isterdim… Dağların arasında, kardelenlerin coğrafyasında pek güzel gizlenmişler… Beni çağıran dostların danışmak istedikleri, buraların şeneltilmesi için yapılabileceklerdi. Buralılar kışın kısıtlı olanaklarla yetinmek zorundalar. Örneğin Ormana’ya girerken sizi, “Doğduğu yerleri unutmayanların beldesi” yazısı karşılıyor. Daha kıştan tam çıkılmadığı için, güzel isteklerle, özenle onarılmış evlerin hemen hepsi kapalı. Doğdukları yerleri özleyenler ancak birkaç hafta yaşayabilmek için onartmışlar evleri…Sonra yeniden ‘olanaklarına’ koşuyorlar besbelli. Ne bu olanaklar? Bulabildikleri iş… Çocukların eğitimi… Lokma savaşı… Üstelik tam bir eşitsizlik içi..]]> Sun, 08 Apr 2012 10:11:11 +0400 Halet Abla https://www.evrensel.net/yazi/26205/halet-abla https://www.evrensel.net/yazi/26205/halet-abla? Dün- 30/3/2012- TMMOB MİMARLAR Odası İstanbul Şubesi’nin Karaköy’deki yapısındaydık. Yer katını dolduracak denli Prof. Dr. Halet Çambel’i sevenler… Doksan altı yaşındaki Halet Çambel’imizi bir sevgi, saygı çemberine almıştık. Geçirdiği bir kazadan ötürü uzun süren hastalık günleri, daha sonra evde bakım süresinden sonra hepimiz çok özlemiştik onu. Ondan önce de kazısının başındaydı çünkü… Yanlış okumadınız… 96 yaşında kazısının başındaydı Halet hanım… O bizim için elbette bir anıt kişiydi… Anadolu kazı biliminde bir devrimi gerçekleştirmiş, yeryüzü kazı bilimini değiştirmişti, yeryüzündeki ilk yerleşmenin Anadolu’da olduğunu kanıtlayarak. 12 Eylül ezincinden sonra kendisine yapılanlara aldırmadan, alanındaki çalışmalarını bütün hızıyla sürdürerek… B..]]> Sun, 01 Apr 2012 13:56:52 +0400 Çözüm mü, çözülme mi? https://www.evrensel.net/yazi/25782/cozum-mu-cozulme-mi https://www.evrensel.net/yazi/25782/cozum-mu-cozulme-mi? Hükümetin, aslında seksen küsür yıllık çözümsüzlük politikasının devamından başka bir şey olmayan “yeni çözüm stratejisi”nin birkaç günlük bilançosuna bakın! Cudi ve Lice-Genç kırsalında yapılan operasyonlarda yaşamını yitiren onlarca Kürt ve Türk genci, aralarında çocukların da yer aldığı yüzlerce gözaltı ve tutuklama, Ahmet Türk’e atılan yumruk, Özgür Gündem gazetesine verilen 1 aylık kapatma cezası, Dersim’de Emek Partisi’nin “Newroz Pîroz Be” yazan afişine toplatma… AKP’nin bu uygulamaları karşısında sıklıkla “90’lara geri mi dönülüyor?” sorusu soruluyor. AKP’nin “yeni çözüm strateji”sinin 90’lara benzerliği tartışılabilir ama bunun ötesinde ortaya çıkarttığı/çıkaracağı sonuçların 90..]]> Sun, 25 Mar 2012 11:08:20 +0400 Aşık Veysel https://www.evrensel.net/yazi/25768/asik-veysel https://www.evrensel.net/yazi/25768/asik-veysel? Hem baharın ilk günü, Hem dünya şiir günü, Hem de Aşık Veysel’i anma günüydü 21 mart… İkinci Kuşak Köy Enstitüler Derneği İstanbul Şubesi başkanı Pelin Bektaş buluşturdu bizleri. Mukai ozan Evi çerden çöpten Havadan sudan Asmış kapısına sepet İçine şiir at Şiir almalı Şiir vermeli İnsan Diyordum ya bir şiirimde… İnsan dediğin Bektaşi deyişlerindeki gibi gül almalı gül tartmalı… Aşık Veysel’i anmak için bir konuşma da benden istenmişti. Onunla ilgili anılarımı anımsamağa çalışırken, belgeler ararken, bir hoşluk yaşadım. Tam yarım yüzyıl önce o benim evime gelmişti. Onunla çoluk çocuk sabahlamıştık… O çalmış, söylemişti… Ben dinlemekle kalmamış ses aygıtıyla da saptamıştım… Yıllardır bulamadığım bu saptamayı bulmaz mıyım… Durun daha baştan anlatayım: Yarım yüzyıl önceydi… Al..]]> Sun, 25 Mar 2012 10:06:43 +0400 Güneşe... https://www.evrensel.net/yazi/25280/gunese https://www.evrensel.net/yazi/25280/gunese? İda’ nın eteğindeydim dün… Altıncıları düşünmeyi ertelemiştim birkaç saat için… Hepimiz ne denli karamsar olmuştuk bir süredir… Doğamızdan koparacaklardı bizi usları sıra… Ortancalar patlamıştı… Asmaların gözeleri de… Her yanı çayır çimen bürümüştü tam Aşık Veysel’in dediği gibi, besbelli Sivas’ta da… Nergisleri görmelisiniz… Bükük boyunlarını kaldırmışlar, gülen yüzlerini gösteriyorlar sarı sarı ta içlerine dek… Hepsinin her şeyin içleri kaynıyor… İçlerinin kaynadığı gözle görülüyor… Geçen yıl diktiğim çınarın damarlarına su yürümüş. Akbaş’ım, daha yüz metreden kokumu almış, kayışını, zincirini koparacak neredeyse. Çırpınıyor… “Bak baharın ayak seslerini dinle!” diyor sanki… De..]]> Sun, 18 Mar 2012 09:49:41 +0400 En az yüz yıldan beri… https://www.evrensel.net/yazi/24812/en-az-yuz-yildan-beri https://www.evrensel.net/yazi/24812/en-az-yuz-yildan-beri? Toptan saldırı altındayız yeniden… Üstelik bu kez önce bölüp parçalayıp, sonra her parçaya göre saldırmayı deniyorlar… Başka türlü düşünenler sıra kendilerine gelince ayacaklar… Hep böyle olmuş bu! Bütün aydınlanma noktaları teker teker karartılmağa çalışılıyor. Üstelik her ölçekte… Üstelik kraldan çok kralcı olanların gemi azıya aldıkları şu günlerde… Tepkiyi ölçmek için alanı, ağababaları besbelli onlar için boşaltıyorlar… Durun bakalım, tepki verenler olacak mı? Öyle ya… Ona göre daha da ileri gidecekler yollarında… Kore savaşlarıyla ilgili bir sürü öykü dinlemiştik orta eğitim çağımızda. Biri de şuydu: Doktor, ellerinde duyarlık var mı yok mu anlamak için yaralı erin ayak parmağına iğne batırır. Hiçbir tepki alamaz… Neyse ki sonra..]]> Sun, 11 Mar 2012 11:59:49 +0400 Tepkisizlik… https://www.evrensel.net/yazi/24302/tepkisizlik https://www.evrensel.net/yazi/24302/tepkisizlik? Münih Üniversitesinin önünde bir anıt vardır: Scholl kardeşleri simgeleyen iki genç, birer atın dizginlerine yapışmışlardır usumda kaldığınca… Nedir? Neden yapılmıştır? Ne demek isteniyor? Daha ilk gittiğim günlerde sorup öğrenmiştim: Şu olayı simgeliyormuş bu anıt: Üniversitenin değerli rektörü politik baskılarla uzaklaştırılır… Rektör, üniversitenin önüne gelen atlı arabaya bindiği sırada, Scholl aile adını taşıyan iki kardeş arabanın atlarını çözerler, atların yerlerini kendileri alırlar: Bir başka deyişle, kendilerini arabaya koşarlar… Gideceği yola çekerler… Bana göre, “bilimsel özerklik” in en anlamlı anıtlarından biri, ama tepki vermenin de… Neden anlattım bunu? Dolmabahçe sarayının ön kapısından giremeyenler, onu arka kapısından usul usul ele geçirmeğe başladılar. “Bunu da, Merve hanımın meclise başı kapalı..]]> Sun, 04 Mar 2012 09:07:12 +0400 ‘Hayvan’ https://www.evrensel.net/yazi/22981/hayvan https://www.evrensel.net/yazi/22981/hayvan? "Hayvan" dedi isem kelebek demedim ya" Yaşlı teyze ayağına basan genç kişiye söylemiş bu sözü… Peki… Ben neden “Hayvan” dedim bu yazının başlığına… Bu sözcükle yontucu (heykeltıraş) Saim Bugay ne demek istediyse onu demek için… Ara sıra babaları tutardı Saim Bugay’ın… Durmadan küfrederdi… İçindekileri bastırabilmek için desem yeri… Şimdi kimi yerlerde onu böyle de anımsıyorum. Ben çocukluktan küfür özürlüyüm. Küfürü basıp boşalmayı beceremem bir türlü. Oysa kimi kez bunu yapabilmek gerekli… Yoksa birden patlıyorsunuz… Böylesi de pek iyi olmuyor. Hele böyle günlerde biriktirip biriktirip birden patlamak yerine, yeri geldikçe kalayı basabilmek daha sağlıklı… Neyse bırakalım şimdi bu küfür konusunu. “Havyan” bir serginin..]]> Sun, 12 Feb 2012 10:16:43 +0400 Mal çobanları! https://www.evrensel.net/yazi/22516/mal-cobanlari https://www.evrensel.net/yazi/22516/mal-cobanlari? “Nasıl bu çizgilere geldiler?” “Ne de kolaymış.” diye düşünüyorlardır. “Siz isteseniz hilafeti bile getirirsiniz.” Sözü bunlar için söylenmişti bir çağlarda. Nelere dil uzatabiliyorlar? Eğitimi de istedikleri duruma getirdiler sanıyorlar... Başardılar sanıyorlar… Köy Enstitüleriyle, dengeye özen göstererek Anadolu’nun yirmi bir yerinde yakılan aydınlanma ateşinden iz kalmadı sanıyorlar. Üniversite devrimini bitirdiklerini, üniversiteleri ele geçirdiklerini sanıyorlar. Arapçayla nereye varacaklar ki? Özetle, inanılacak durum mu onların ki? Bütün bunlara karşı kimseden ses çıkmadığını mı sanıyorlar? Bir şeyler yapabileceklerinden korktukları kişileri, kurumları kötülemeğe, yürekliliklerini kırmağa çalışıyorlar hep olduğu gibi. Kimilerine göre 1923 dekinden daha kötü durumdaymışız. Ne b..]]> Sun, 05 Feb 2012 09:30:17 +0400 Kopuyoruz – koparılıyoruz https://www.evrensel.net/yazi/22075/kopuyoruz-kopariliyoruz https://www.evrensel.net/yazi/22075/kopuyoruz-kopariliyoruz? Geçen yazımda Sabahattin Eyüboğlu’nun bir sözünü, benim anladığımca aktarmıştım: “ Halkından kopuk aydın, yaratamaz, yaratıcı olamaz.” Elbette bu böyle bana göre… Ama bu gün ayrıca görülen, kendini aydın sananların birbirlerinden kopuk oluşları, hem de yadsınamaz biçimde… Neden mi? Her şeyden önce “Öğretim Birliği” yok edildi çünkü. Kendini aydın sananlar da baktılar kuzu kuzu… Bu şu demekti: Birbirine karşıt denebilecek düşüncede iki tür vatandaş yetişmesine yol açıldı. Bir çata dek birlikte gelecekler de ondan sonra mı yollar ayrılacak? Öyle değil! Daha baştan ayırmağa çalıştılar, çalışıyorlar… İki ayrı evrene mi varacak yollar? Amaç bu değil… Amaçları, bu yolları gene teke indirmek… Ama kendi istedikleri tek yola… Bizi bizden koparıyorlar kısacası… Ort..]]> Sun, 29 Jan 2012 09:40:58 +0400 Halkıyla ilişkilerini koparmak https://www.evrensel.net/yazi/21643/halkiyla-iliskilerini-koparmak https://www.evrensel.net/yazi/21643/halkiyla-iliskilerini-koparmak? “Koparmak” deyince sanki yalnızca bilerek, isteyerek yapılmış bir eylem gibi oluyor. İstemeden de, belki daha çok böyle kopabiliyor kişi halkından… Örneğin işinize arabayla gidip gelirseniz böyle bir kopukluğun içine düşüyorsunuz. Hele hele pencereleri perdeli ya da çevresi korumalı arabalarla… Sinema, tiyatro yerine evde TV’ye bağımlı kalmanız da bu işin bir yolu… Elbette bunlar simgesel… Gerçek kopma kültürel alanda… 13 Ocak Sabahattin Eyüboğlu günüydü. Bu konuda en anlamlı sözlerden birini o söylemişti. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun torunu Rahmi, o büyük Anadolu’lunun sözlerini anımsattı: Halkından kopuk aydın yaratamaz, yaratıcı olamaz. Neden? Çünkü birikimdir kültür. Sizden öncekilerin size dek gelen birikiminin bilgisinde, bilincinde olmadan nasıl bir aydınlanmanın içind..]]> Sun, 22 Jan 2012 08:56:20 +0400 Küreselleşme/konut (2) https://www.evrensel.net/yazi/21242/kuresellesmekonut-2 https://www.evrensel.net/yazi/21242/kuresellesmekonut-2? Tarımla uğraşan kişi için yapılacak konut, işleyimde çalışan kişiye uymayacaktır. Ya da tersi… Bu denli yalın bir şeyi nereden mi biliyorum? Özellikle Batı Anadolu’da yirmiye yakın yerleşmede yaptığım incelemelerden… Ayrıca Denizli ile Muğla’da onar ailenin bireyleri arasında yaptığım sormacalardan… Daha da önce Edirne’de kent bilimcileri, sosyolog, sosyal planlamacı, ekonomist vb. dokuz uzmanla birlikte yaptığım, ilgilenenlerce bilindiğini umduğum, bir betik tutarındaki sorularla gerçekleştirdiğimiz sormacanın sonuçlarından biliyorum. Kars’ da yapacağınız konut Antalya’ya uyar mı? Bunun böyle oluşu yalnızca iklim, coğrafya koşullarından ötürü mü? Hayır! Ayrıca kimi ön yargılarımız var… Yanlış bilgilendirildiğimiz de söz konusu… Örneğin Edirne için “işleyim kenti” öykülerinin yayıldığı günlerde, bizim araştırma..]]> Sun, 15 Jan 2012 08:46:21 +0400 Küreselleşme / konut https://www.evrensel.net/yazi/20806/kuresellesme-konut https://www.evrensel.net/yazi/20806/kuresellesme-konut? ‘Küreselleşme’ sözü çıktığında, daha en başında sormuştum: Neyin Küreselleşmesi? Daha başlangıçtaki adıyla ‘globalleşme’ nin, sömürünün tepe noktası olduğunu yazmıştım güncemde… Elbette emperyalizmin son olmayan oyunlarından biri… Hem de şimdilik… Anamalcılık böyle Troia atı yerine geçecek kim bilir daha ne sözcükler üretecektir. Bir daha sorayım: Küreselleşme, ama neyin küreselleşmesi? Olanakların mı? Tokluğun mu? Bilginin mi? Yalnızca sömürünün! Hem de her boyutuyla… İnsanın en önemli gereksinimlerinden biri ‘barınak’… İster ıssı (sahibi) ister kiracısı olarak… Son yıllarda kiralık konut üretimi tümüyle unutuldu. Amaç insanlara barınak sağlamaktan çok, onların en küçük artırımlarına, boğazlarından kıstıklarına bile el koymak olunca böyle..]]> Sun, 08 Jan 2012 10:12:29 +0400 Toki-Moki https://www.evrensel.net/yazi/20371/toki-moki https://www.evrensel.net/yazi/20371/toki-moki? Konya’ya “Kerpiç Sempozyumu”na katılmak üzere uçacağım. Azıcık erken gittim alana… Beklerken, sergende bir dergi ilişti gözüme: TOKİ Hoppala! Yükleniciliğe, yönetim şemsiyesi altında soyunanlar şimdi de “reklam” yapıyorlar diye düşündüm. “Bakalım nasıl yapıyorlar bu işi?” dedim. İlk yazıyı okumağa başladım. “Toplumsal, ekonomik ve kültürel yaşamın bir göstergesi olarak konut” başlığı altındaki yazının altında yazarın adı yok. Üstelik başlığın altında “Haber: Tarık Öztürk” yazıyor. Ben tanımıyorum bu adda bir uzmanı… Sanıyorum utanmalıyım… Okudum… Daha ilk tümcede başlıyor kimi yanlışlar, “… 7-8 bin yıl önce Konya yakınlarındaki Çatalhöyük avlular çevresinde kümelenmiş birbirine bitişik, küçük evlerden oluşan bir yerleşmeydi…” den..]]> Sun, 01 Jan 2012 10:10:07 +0400 Suriye Kürtleri; özerklik ve müdahale! https://www.evrensel.net/yazi/19977/suriye-kurtleri-ozerklik-ve-mudahale https://www.evrensel.net/yazi/19977/suriye-kurtleri-ozerklik-ve-mudahale? Suriye, bugün bölgesel kamplaşma ve çatışmaların merkezinde yer alıyor. Suriye’deki çatışmanın seyrinin bütün bölgesel dengeleri değiştirebileceği konusunda, çatışan taraflar dahil herkes hemfikir. Bu yüzden emperyalist güçler, bir yandan Türkiye’yi daha aktif rol almaya teşvik ederken, öte yandan kendilerinin içinde yer alacakları bir müdahaleye temkinli yaklaşıyorlar. Suriye’de yıllardır kendi geleceklerini belirleme/statülerini tayin etme yönünde mücadelelerini sürdüren Kürtler, bu denge durumunun değiştirilmesi bakımından önemli bir konumda bulunuyor. Üstelik Suriye Kürtlerinin bu süreçte nasıl bir rol oynayacağı, nasıl bir statüye sahip olacakları sorusu, başta Kürt ulusal mücadelesinin sürdüğü Türkiye ve İran olmak üzere bütün Bölge’yi doğrudan ilgilendiriy..]]> Sun, 25 Dec 2011 09:35:55 +0400 Yatağan’da kerpiç bir okulun düşündürdükleri https://www.evrensel.net/yazi/19961/yataganda-kerpic-bir-okulun-dusundurdukleri https://www.evrensel.net/yazi/19961/yataganda-kerpic-bir-okulun-dusundurdukleri? İki YATAĞAN var. Biri Muğla’nın bir ilçesi... Ağı saçan “Termik Santral” ile duyduk adını… İkincisi Denizli’nin Yatağan’ı… Bu yatağan üzerine 5-6 yıl önce de bir yazı yayınlamıştım biliyorsunuz. Bugün yeniden yazmamın nedeni oradaki kerpiçle yapılmış Namık Kemal İlkokulunun boşaltılmış yapısının müze olarak kullanılmak istenmesi… Denizli’den 42 km uzakta bu Yatağan… Denizli’nin Güney doğusunda… Denizli – Antalya karayolu üzerindeki eski adı ile Kızılhisar yeni adıyla Serinhisar ilçesinden 9 km içeride… Yatağan’da çevrede bulunan izler M.Ö 700’lere dek gidiyormuş… Bugünkü beldenin kuruluşu 1150’ler olarak düşünülüyor. Yatağan, tüm Osmanlı ordusunun yakın döğüş kılıcı olan Yatağan Kılıcı ile ünlü… Bugünkü ekonomisi de bı&ccedi..]]> Sun, 25 Dec 2011 08:36:03 +0400 Değer bilmek… https://www.evrensel.net/yazi/19570/deger-bilmek https://www.evrensel.net/yazi/19570/deger-bilmek? Bu yıl yüz yaşında olacaktı Bedri Rahmi Eyüboğlu, 36 yıl önce yitirmeseydik onu… Lise yıllarımda “Cumhuriyet” güncesindeki yazılarıyla tanımıştım koca reisi… Benim kuşağımdan çoğu kimse gibi benim de Anadolu gözümü açmıştı. O koca kültür kazanımızın bilincinde olabilmek için, daha sonra, bir ömür boyu ülkemin kültür varsıllıklarını yaşamağa çalıştım. Ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’nun dediği gibi, o kazanın içinde eriyen de eriten de biz değil miydik? Nazım Hikmet gibi Bedri Rahmi de, eğri büğrü yollara girmeden, doğrudan yazıyordu şiirini… Resmini de öyle yapıyordu…Bu nedenle Nazım, en çok ondan umutluydu… Anadolu özünden başlıyordu her yapıtına… Bu yıl onun için gerçekleştirilen anma toplantılarından sonuncusu geçtiğimiz perşembe günü yapıldı… Dö..]]> Mon, 19 Dec 2011 03:21:30 +0400 Diyarbakır’da... https://www.evrensel.net/yazi/19144/diyarbakirda https://www.evrensel.net/yazi/19144/diyarbakirda? Aralık ayının ilk günleriydi... Diyarbakır’ daydım… TMMOB Mimarlar Odasının örgütlediği bir toplantı için… Ana konuşmacı olarak ilk konuşmayı yaptım… Konum “Koruma” idi… İNSANIN KORUNMADIĞI YERDE ONUN ELİNDEN ÇIKANLARIN KORUNMASI BİR ÇARPITMADIR! Diyerek başladım konuşmama… İnsanca korumanın ilk koşulunun dil, din, renk, ırk ayırmadan, iz silmemek, tarih üretmemek, yalan söylememek, onu (yapıysa) insan sıcaklığına kavuşturmak olduğunu söyledim, elden geldiğince açıklıkla… İki gün burnumuzu dışarıya çıkarmadan çalıştık. Bildiriler, bildiriler sunuldu. Sorular, sorular soruldu, Tartışıldı… Katkılarda bulunuldu herkesce… Beş altı yıl önceydi… Bir buçuk yıl her hafta gittim geldim Diyarbakır’a… İlk gidişimde bir davranışlarının doğru olup olmadığını sormak istediler. Dişten tırnaktan ayrı..]]> Sun, 11 Dec 2011 12:05:58 +0400 Kültür Ocakları https://www.evrensel.net/yazi/18719/kultur-ocaklari https://www.evrensel.net/yazi/18719/kultur-ocaklari? Geçen salıydı… Türkiye Yazarlar Sendikası’nın ‘Edebiyat Müzesi’ndeydik… Melih Cevdet Anday Belgeliği’nin açılışında… Biliyorsunuz, Melih Cevdet Anday, aydınlanmanın öncülerinden… Felsefeyi, mitolojiyi, şiiri, denemeyi harmanlayan usta ozanın kaynaklarından liseli, üniversiteli gençler, yetişkinler, her isteyen yararlanabilecek bundan sonra… Edebiyat Müzesi, yazınımızın kültür ocağı, başvuru kaynağı olmaya doğru adım adım ilerliyor. Ne denli sevindirici… Yurt dışında eğitimim sırasında bu türlü kültür ocaklarını gördükçe içlenirdim: Neden bizde yok? Önemli olan, bir kültür kişisi üzerine olanlar dışında bir süreğenliği izleyebileceğimiz kültür odaklarının yaratılması… O gün, Edebiyat Müzesinden sonra, Kuzguncuk’ta bir açılışa yetiştim. Kuzguncuk İlkö..]]> Mon, 05 Dec 2011 02:49:02 +0400 Van https://www.evrensel.net/yazi/18303/van https://www.evrensel.net/yazi/18303/van? Soğuktan korunmak için üstüme giydiğim her şey batıyor bu günlerde… Evimin sıcaklığından utanıyorum neredeyse… Yatağımdan, yorganımdan… Neden olduğunu bilmeyeniniz var mı? Ama benim başka nedenlerim de var… Bilenlerin söylediğine göre, dünya ölçüsünde önemli bir bilim adamımız (artık yaşamıyor, yaşasaydı TUBA dan atılırdı belki de) otuz yıl önce Van’daki fayları (belediye meclisince kaydırılamayacak olanları) çizmiş, yazmış. Van’ın yapısı en az otuz yıldır biliniyor demek ki… Gene de bildikleri gibi yapmışlar yapıları… İnsanlara ölüm tuzağı olacak yapıları, bir buldozer vuruşuyla beş katı birden yıkılacak yapıları yapmışlar. Böylece kara paraları aklamışlar belki de… Tek amaçları tez elden para, çok para kazanmakmış belki de… Yalan mı? Bu söylediğimden başka bir sonuç görüyor musunuz, o duygus..]]> Sun, 27 Nov 2011 11:46:17 +0400 Bütün bilisizler cesurdur https://www.evrensel.net/yazi/17844/butun-bilisizler-cesurdur https://www.evrensel.net/yazi/17844/butun-bilisizler-cesurdur? Bundan yarım yüzyıl önce bir tasarım işini yarışma sonucu kazandık. Konu Ankara’da bir kamu kurumunun Genel Müdürlüğü idi. Yüksek yapılarda, (gökdelen değil, yedi sekiz katlı bir yapı) özellikle dış yüzeyleri sıvamanın, yapının uzun yaşamı göz önüne alınınca tutumsal olmadığını biliyorduk. Traverten (daha mermerleşmemiş taş) ile kaplamanın doğru olacağına inandık. Kurumun yöneticilerine de inandırdık... Bildiğim Batı ülkelerinin yönetmelikleri uyarınca, her kaplama taşının, en az 6 mm kalınlıkta, galvanize tel ile, kaplanacağı duvar üzerine saptanmış çelik kafese ayrı üç noktadan bağlanması gerekliydi… Öyle yaptık! Bu güne dek (yarım yüz yıldır) bir tek taş kopup düşmedi yapının yüzeyinden. Ankara’nın özeğindeki çalışma yerimizin bulunduğu sokağın üzerinde, neredeyse tam karşımızdaki bir iş yeri gene o günlerde yapay ..]]> Sun, 20 Nov 2011 15:10:28 +0400 ‘Tarih tekerrürden ibarettir’ mi? https://www.evrensel.net/yazi/17430/tarih-tekerrurden-ibarettir-mi https://www.evrensel.net/yazi/17430/tarih-tekerrurden-ibarettir-mi? Bu sözden oldum olası kuşku duydum. Daha doğrusu hiç inanmadım… Geçmişten ders almak ya da almamak… Bütün sorun bu… Öyle ya başınızdan bir olay geçiyor. Siz ondan ders almayı bilirseniz, başınıza benzer olayın bir daha gelmemesi için önleminizi alırsınız. Almıyorsanız bir eksikliğiniz var demek değil midir? Ginelenen olay yalnızca, olan biteni değerlendiremediğinizi göstermez mi? Sevdiğim bir öykü var: Sultan ikinci Abdülhamit Yıldız sarayının penceresinden dışarı bakıyormuş. Arkasında “el pençe divan” duran bir veziri yanına çağırmış dışarısını göstermiş. Bir sucu eşeğini dereden atlatmağa çalışıyormuş. Döğüyormuş eşeği, ama hayvan bir türlü karşıya geçmiyormuş. Sonunda adamın elinden kurtulmuş eşek. Daha uygun bir başka yerden atlayıp geçmiş dereyi… Sultan demiş ki: “Şu eşek okuma yazma bilse vezir yapa..]]> Sun, 13 Nov 2011 08:06:03 +0400 Mersin III https://www.evrensel.net/yazi/17020/mersin-iii https://www.evrensel.net/yazi/17020/mersin-iii? Ne yazık ki, kentlileştiremediğimiz insanlarımızın tutumlarıyla, bütün kentlerimiz mimarlıkların pazarı durumuna geldiler. Ayrıca son evrede, gene insanlarımızın tutumlarıyla, -Kamudan hırsızlıklara karşı savunmasız duruma getirildiler. -Yaşayanlarından varlık edinebilmiş olanları, yanlış yaşama biçimlerine özendiriyorlar kentlerimiz. (Bunun için renkli basın ile TV kanalları ellerinden geleni yapıyorlar.) -İnsanlarımız kendilerini başkalarının yerine koyamaz oldular. -Gelecek kuşakları yetiştirecek eğitim kuruluşları bölündü, dengesizleşti, çocuklarımız yarış atlarından beter oldular. Sosyal olmaktan çıktılar… Toplumu değil köşeyi dönmeyi düşünüyorlar. Çünkü önlerindeki örnekler böyle… -Hizmet dağılımının dengesi hemen hemen yok oldu. -Yayalar, engelliler, çocuklar, tümüyle göz ardı edilmişlerdir kentlerimizde… Bu genel ö..]]> Sun, 06 Nov 2011 09:11:51 +0400 Mersin II https://www.evrensel.net/yazi/16557/mersin-ii https://www.evrensel.net/yazi/16557/mersin-ii? Son yazımda Mersin’in geçmişini anlattım kısacık… Eskil çağlarda kent sayılmanın koşullarını da… Anlattıklarımın ışığında “Mersin’i bu çağın kenti sayabilir miyiz?” sorusunun yanıtını Mersin’liler kendileri verebilirler. Vermelidirler… (Bu, bütün öteki kentlerimiz için de geçerli…) Bu yanıtın ortaya koyacağı kurumları, devletten önce kendileri gerçekleştirme yoluna girmelidirler bana göre… Mersin bir Akdeniz kenti… Toroslardan gelen suların ağızlarındaki ovacıklardan birinin üzerinde… Bütün Akdeniz kıyılarında, örneğin İtalya’da olduğu gibi, kışın kıyıda, yazın yaylada olmağa çalışılır Mersin’de… Ayrıca yaylada kışlık kotarılır… (Bunu “köylülük” sayarlardı kimileri… Braudel adlı bir tarihçi yazdıktan sonra, bütün Akdeniz kentlerinde ö..]]> Sun, 30 Oct 2011 15:54:23 +0400 Irak yetmez Suriye’ye de girin! https://www.evrensel.net/yazi/16112/irak-yetmez-suriyeye-de-girin https://www.evrensel.net/yazi/16112/irak-yetmez-suriyeye-de-girin? Çukurca saldırısının arkasında Suriye varmış! Başbakan Erdoğan’ın medya patronları ve yöneticileriyle yaptığı toplantıda gündeme gelen ve Türk medyası tarafından sıkça dillendirilen bu iddia, yine başka bir temelsiz iddiaya dayandırılıyor: Saldırı emrini PKK/HPG’nin Suriye uyruklu komutanlarından Fehman Hüseyin (Bahoz Erdal) vermiş. Bu iddia üzerinden Aristo’ya rahmet okutan bir çıkarımla “emri veren Suriyeli ise, saldırının arkasında da Suriye vardır” sonucuna ulaşılmış! Aynı başbakan ve hınk deyicisi medya, Suriye ile dostluk üzerine nutuklar atarken; Erdoğan ve Esad’ın arasından su sızmazken aynı Fehman Hüseyin PKK içinde şimdikinden daha etkin bir konumda değil miydi? Peki, o zaman PKK eylemlerinde Suriye parmağı olduğunu Erdoğan ve Türk medyası niye söylemiyorlardı? Şimdi mi akılları başlarına gelmiş! Yoksa ortada ikiyüzlü bir yalan ve gerici hesaplar mı var? Hak..]]> Sun, 23 Oct 2011 13:13:22 +0400 Mersin https://www.evrensel.net/yazi/16111/mersin https://www.evrensel.net/yazi/16111/mersin? Mersin Üniversitesi Akdeniz Kentleri İnceleme Özeği bir tartışma düzenlemişti. Değişik alanlardan kişiler (kazı bilimciler, tarihçiler, konut tasarcılar, mimarlar vb.) çağrılıydı bu toplantıya. Mersin gerçekten incelenmeğe değerdi. Çünkü daha 1927’de tüm ilin oturanlarının sayısı 91.000 iken 2010’da 1.618.000 olmuştu. Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra mı bu tartışmalar başlıyor denebilir. Bütün yukarda saydığım alanların kişileri bundan bile mutluluk duyuyorlar inanın. Böyle bir toplantıyı düzenleyenlere saygılarını sundular hepsi… Çukurova’nın bir uzantısı, parçası olan yörede kurulmuş son çağın Mersin’inin yazgısı az çok İzmir’inkine benziyor… Dokuma işleyimi için ABD den pamuk sağlamakta olan İngilizler, ABD nin bağımsızlığını kazanmasıyla yeni yerler aradılar biliyorsunuz. Batı Anadolu’yu, &C..]]> Sun, 23 Oct 2011 13:12:28 +0400 Karacasu’ dan… https://www.evrensel.net/yazi/15669/karacasu-dan https://www.evrensel.net/yazi/15669/karacasu-dan? Karacasu’ daydım. Günün erinde belediyenin “konuk evi”nden çıktım. Gazetemi aldım. Bir çorbacının ana yola bakan açık yerindeki masalardan birine oturdum. Çok geçmedi 7-8 yaşlarında bir kız çocuğu geldi babasıyla. Saçları düzgün taranmış, kurdeleli… Çantası sırtında… Babası öptü, kokladı, okşadı. “İyi dersler!” Dedi. Çorbacıya girdi. Orada çalışıyordu. Yavrusu yürüdü gitti… İçimde bir duygu seli… Böyledir bizim buralar… Dişinden tırnağından artırır, yavrusunu okutur… Çayımı içtim. “Borcum?” “Ne verirsen” dedi. Anladım ki aslında çay vermiyorlardı, çorbacıydı orası. Bana günün erinde olumsuz yanıt vermek istememişti. Kendi çayından vermişti… Ne denirdi ki? Araç geldi, beni “Meslek Yüksek Okulu&rdqu..]]> Sun, 16 Oct 2011 09:06:44 +0400 Okul yapılarımız https://www.evrensel.net/yazi/15239/okul-yapilarimiz https://www.evrensel.net/yazi/15239/okul-yapilarimiz? Kendimi sorumlu duyumsadığım bir konunun içindeyim birkaç haftadır. Bir dernek de sorumlu görüyormuş kendini bu konuda: İlköğretim okullarının engellilerce de kullanılabilecek duruma getirilmeleri… “Herkes için kent” yapıtımdan sanıyorum daha önce söz etmiştim. Evlerimizin, hiç olmazsa bir bölümünün, yollarımızın nasıl engellilerce de kullanılabilir olacaklarını anlatıyorum orada… Alanlarımızın, parklarımızın, tiyatro, sinema, dinleti yeri gibi yapılarımızın, engellilerce de kullanılacaklarını düşünerek düzenlenmelerini anlatıyor, çizimlerle örnekliyordum. Bizde çok engelli yok sanılır genelde. Çünkü onlar göz önünde değildirler. Sokağa çıkamazlar. Yapılarımızı kullanamazlar. Hiçbir yapı onlar düşünülerek yapılmamıştır. Çocuklarımızın okulları bile… İşte bu nedenle sözün..]]> Sun, 09 Oct 2011 08:50:03 +0400 Kimliklilik mi maymunluk mu? https://www.evrensel.net/yazi/14707/kimliklilik-mi-maymunluk-mu https://www.evrensel.net/yazi/14707/kimliklilik-mi-maymunluk-mu? Nusret Hızır, 1980 de yitirdiğimiz felsefecimiz… Onun kısa tanımına göre, “Kültür, yaşamı olanaklandırmaktır.” Bu tanımı sanıyorum bir kaç kez okuyucularıma aktardım. Olanaklandırmak denilince yaşamı çeşitlendirmeyi, varsıllaştırmayı, güzelleştirmeyi anlıyorum ilk ağızda doğal olarak… Seçtiğiniz yaşama biçimi gösteriyor bunun böyle olup olmadığını… Kısacası yaşama kültürünüz… Yaşama biçimimize göre tasarlayıp, gerçekleştirdiğimiz yapılar, yaşama kültürümüzün yansıtıcılarıdır. Hiç yalan söylemezler… Yaptıkları ya da yaptırdıkları yapılarla yalan söyleyebildiklerini sananlar kendi kültürsüzlüklerini saptamış olurlar. Bu yapılara bakıp onu gerçekleştirenlerin yaşama kültürlerinin ne olduğunu ya da ne olmadığını görebiliriz. Örneğin bizim kültürü..]]> Sun, 02 Oct 2011 08:41:47 +0400 Siluet https://www.evrensel.net/yazi/14277/siluet https://www.evrensel.net/yazi/14277/siluet? Güncenin birinden saygılı bir ses aradı… Yanıtlamamı dilediği soruları vardı… Böyle durumlarda nasıl bir günce, şu bu demeden, doğru bildiğimi söylüyorum. Yanıtlıyorum kısacası… İlk soru şuydu: - İstanbul’ un silueti? İkinci soru da, - Surların hemen dışında, Zeytinburnu’nda yapılan yapı için ne düşünüyorsunuz? İdi... Aslında birinci soru, ikincisini sorabilmek içindi besbelli… İstanbul siluetinin anlamını kısaca özetledim: İstanbul’un silueti yalnızca bir görüntü değildir. Anlamlıdır… Tarihseldir… Son günlere dek her evresi öncekilere saygılıdır. Bu siluet üzerinden toplumun sosyal- kültürel, yönetsel kurgusunu da okursunuz. Buna karşın doğasına saygılıdır… Yapılar birbirlerine saygılıdır… İsviçre kökenli, çok ünlü Fransız mimar L’ Corbusier, daha 1911 de yer yüzü ..]]> Sun, 25 Sep 2011 10:24:19 +0400 Ezan sesi https://www.evrensel.net/yazi/13847/ezan-sesi https://www.evrensel.net/yazi/13847/ezan-sesi? “Koca bir yaz geçti !” denir ya… Ben yazın nasıl geçtiğini anlamadım. Üç gün başımı dinlemeğe süre bulabildiğimde yazın nerdeyse sonu gelmişti. Bayram dediğimiz şu günlerde biliyorsunuz işte… 160 mı 170 mi kurban vererek… Bu bayramda 5 milyon kişi İstanbul dışına kaçmış dediklerinde şaşırmadım desem yalan olur. Eskiden İstanbul’a gelebilmek özel izinlerle olurmuş. Şimdi ise kaçılıyor… Okuyucularım anımsarlar… Geçmiş yıllarda bir yazımın başlığı, “Bu bayram İstanbul’a gidiyorum.” gibi bir şeydi. Gene böyle 9 günlük bir dinlencede bir yere kıpırdamadan, boşalmış İstanbul’un tadını çıkardığımı yazmıştım. Dedim ya şunun şurasında üç gün başımı dinleyebilmek için İzmir’in bir ilçesine gittim. Bir anlamda zorunlu olarak… “Başımı dinlemek” mi dedim? O da ne demek? Sen misin..]]> Sun, 18 Sep 2011 11:36:22 +0400 Bayram mı https://www.evrensel.net/yazi/12966/bayram-mi https://www.evrensel.net/yazi/12966/bayram-mi? MİLYONLARCA AÇ SUSUZ MİLYARLARCA ÜLKEMİZDE SOMALİ’DE HİNDİSTAN’DA DOYMADILAR SÖMÜRDÜLER SOYDULAR DİNLENCE HA BAYRAM HA NEYİMİZE DOĞU BATI KUZEY GÜNEYDE MİLYARLAR TOPRAK ALTINDA ÜSTÜNDE KARINCALAR GİBİ VARSILLARA VARSILLIK KATTILAR YARI AÇ YARI TOK DİNLENCE HA BAYRAM HA BİZE Mİ NE ALIN TERİ BİLDİLER NE TÖRE İŞLERİNE GELMEYİNCE NE TÜZE NE TÜRE DİNLENCE Mİ BAYRAM MI ONLARA *** BİZİ VURACAK SAVUTLARI BİZE ÜRETTİRDİLER ÖLDÜRMEK ÇOCUK OYUNCAKLARIYLA OYUNLARINDA BAŞLAR DİNLENCE Mİ BAYRAM MI ÇOCUKLARA NEYİ ÜRETTİLER NEYİ VAR ETTİLER OLDUM OLASI EMEK ÇALDILAR DİN DİYE DEVLET DİYE NE YOLLAR BULDULAR DİNLENCE Mİ BAYRAM MI “HARAMİ”LERE KENDİ ÜRÜNÜMÜZE YARICI OLDUK KURDA KUŞA GELECEĞE BORÇLU NE BIRAKTILAR EL KOYMADIK DİNLENCE Mİ BAYRAM MI BİZİM Mİ *** DENİZİ Mİ ORMANI MI ÇİÇEKLERİ Mİ BİLİRLER KUŞLARI MI ONLARINKİ MAL &Cced..]]> Mon, 05 Sep 2011 13:47:32 +0400 İstanbul’da Yenikapı’da geçmişin izleri https://www.evrensel.net/yazi/12607/istanbulda-yenikapida-gecmisin-izleri https://www.evrensel.net/yazi/12607/istanbulda-yenikapida-gecmisin-izleri? Yenikapı’ya gidip, sekiz bin beş yüz yıl önceki insanların, “hemşeri” lerimizin izlerini gördünüz mü? Daha görmediniz mi? Hemen gidin görün! İşinizden birkaç saat ayırın-ayrılın, okulunuza gitmeyin birkaç saat, her işinizi unutun kısacası, Yenikapı’ya gidin. Üç değil, beş değil sekiz bin beş yüz yıl önceki ayak izlerini görün… Bize okullarımızda öğrettikleri gibi başka yerlerden gelen kişilerin değil, hemşerilerimizin kurdukları bir yerleşmenin izlerine bakın. Ekip biçtiklerinin tohumlarını görün… Bu günkü deniz yüzeyinin yaklaşık dokuz metre aşağısındaki o günkü denizin arda bıraktıklarını görün. Kıyıdaki çakılları (aralarında balıklar dolaşıyormuş gibi) iskelelerini, teknelerini, teknenin içindeki pişmiş topraktan küpleri, onların içini dolduran mallarını, daha daha nelerini..]]> Sun, 28 Aug 2011 10:23:59 +0400 Takım oyunu https://www.evrensel.net/yazi/12247/takim-oyunu https://www.evrensel.net/yazi/12247/takim-oyunu? “Kültürün Tasarıma Etkisi” dersi verdiğim okulumda, yaz okulumda ya da işliğimde benimle bir süre çalışmağa gelen mimarlara, mimar adaylarına kazandırmak istediğim nitelik, takım çalışmasını becermeleri oldu hep... Şöyle bir çevrenize bakın, böyle bir becerisi olanlar var mı? Yalnız iş çevrenize değil… Ayaktopu (futbol) oynadıklarını sananlara, giderek sepet topu (basketbol) oynadıklarını sananlara da… Hep bireysel becerilere kalmıyor mu sonuçlar? Bir yaz okulunda, bütün çalışanları bir masanın çevresine topladım. Bir tasarım için (örneğin “Köy Odası” konusunda) çalışmalarını istedim. Her biri sol kolunu çalışmasının çevresinde dolandırıp, başını öne eğerek, çözüm arayışını arkadaşlarından gizlemeğe çalıştı… Durdurdum çalışmayı… Hep birlikte konu üzerinde konuşmağa baş..]]> Mon, 22 Aug 2011 03:33:42 +0400 Umurlarında mı? https://www.evrensel.net/yazi/11789/umurlarinda-mi https://www.evrensel.net/yazi/11789/umurlarinda-mi? Yaz geldi. Gene başladılar. Akşam oldu mu sayısız fişek patlatılıyor. Hiç bir şey umurlarında değil ! Bir fişek kaç para? Paraları havaya saçacaklarına, örneğin eğitime yardımcı olamazlar mı? Bilmiyorum daha önce yazmış mıydım? Kuzguncuklu hanımlar her ay az bir para veriyorlar. Topladıkları bu paralarla çocuk okutuyorlar… İlköğretim okulumuzda isteyen çocuklara örneğin müzik dersi verdiriyorlar. Peki, bu fişekçiler de böyle yapamazlar mı? Yapmıyorlar! Umurlarında mı? Kuşlar ölüyormuş… Balıklarımız hızla tükenmekte… Kuşlarımız da, çiçek - böceğimiz de yok olacakmış… Umurlarında mı? Havamızı kirletiyorlar, hepimizi az ya da çok ağılıyorlar… Umurlarında mı? Nasıl bir insanlıktır bu? Biz, bir de bunların kentlileşmelerini bekliyoruz… Ramazan ne ayı? Kendini başkasının yerine koyabilme yeteneğinin anımsanacağı, edinileneceği ay değil mi..]]> Mon, 15 Aug 2011 02:47:24 +0400 ÖZGÜN BİR ŞEHİR https://www.evrensel.net/yazi/11322/ozgun-bir-sehir https://www.evrensel.net/yazi/11322/ozgun-bir-sehir? Temmuzun ilk yarısında postayla İzmir’den bir betik (kitap) geldi: “Özgün bir Şehir”. Yazarı, yarım yüzyılı aşkın bir süredir dostum Cengiz İlhan… Okumakta olduğum dört_beş betiği bir yana çekip ona başladım hemen… Titizlikle yazılmıştı betik. Tam hukukçu Cengiz İlhan’a yakıştığı gibi… Okurken onunla birlikte gibiydim. Kimi kez sorgulayan bakışlarıyla… Kimi kez o şeytansı gülüşüyle dalga geçerek… Hep karşımdaydı… Kişi böyle öderdi kentine borcunu… Cengiz’i Varlık dergisinde yayınlanan öyküleriyle tanımıştım önce. Sonra, Batıya giden bir vapurda güverteyi adımlıyorduk bir aşağı bir yukarı… Daha sonra şiir konuşuyorduk. Kırmadan dökmeden, doğrulukla eleştiriyordu… Daha sonra da şiir okuyordu, Nazım Hikmet’ ten… Onun gibi güzel okuyanla hiç karşılaşmadım bu güne dek&hellip..]]> Mon, 08 Aug 2011 02:34:43 +0400 Yatağan’ın yaşayan müzesi https://www.evrensel.net/yazi/10863/yataganin-yasayan-muzesi https://www.evrensel.net/yazi/10863/yataganin-yasayan-muzesi? Bugün de Yatağan’dan söz etmek istiyorum size… Yatağan’ın yaygın işi bıçakçılık dedim ya… Bunun kökeni demircilik… Neler yapılmış eskiden bu dalda?.. Şimdi neler yapılıyor? Neler yapılabilir de yapılmıyor? Şöyle müze gibi bir yer olsa da görseniz iyi olmaz mı? Bildiğiniz ölü müzelerden değil ama, yalnızca bakılıp geçilen… Yaşayan müze, sizin de kimi işlerin üretimini deneyebileceğiniz… Sevilen Belediye Başkanı Tuncer Tunçbilek’in odasında bir derlem (koleksiyon) var… Ama bu benim dediğime yetmez elbette… Yatağan’da bir okul var kerpiçten… Namık Kemal Okulu… Hangi yıl yapılmış sordum: 1930’larda yapılmış… Denizli’de benim okuduğum “Gazi İlk Mektebi” de 1931’de yapılmış… Namık Kemal Okulu da Yatağan Belediyesi’nin tapulu arsası üzerine Yatağan’lıların y..]]> Mon, 01 Aug 2011 02:39:57 +0400 YATAĞAN (Dol Kara Bakır Dol) https://www.evrensel.net/yazi/10451/yatagan-dol-kara-bakir-dol https://www.evrensel.net/yazi/10451/yatagan-dol-kara-bakir-dol? Dün gece döndüm dört gündür arkadaşlarımla çalıştığım Yatağan’dan. Yatağan da neresi mi? Belki bir Yatağan’lıyı tanımışsınızdır da Yatağan neresi bilmeyebilirsiniz. Yatağan Denizli’nin bir beldesi… Denizli’den Antalya ya da Burdur yoluna girdiniz mi Acıpayam’dan önce Serinhisar’a ulaşırsınız. Serinhisar’ı geçer geçmez sola saparak sekiz km. ötede önce Yüreğir’e sonra Yatağan’a varırsınız. (Muğla’nın Yatağan’ı ile karıştırmayın diye böyle ayrıntılı yazdım.) Yüreğir ile Yatağan birleşseler olur. Birbirlerine çok yakınlar… Evleri, insanları bir… ‘Evleri bir’ dediğimde yaşama kültürlerinin bir olduğunu söylemiş oluyorum ya; işte bundan ötürü insanları bir diyorum. Yatağan usuma kazınmıştır. Neden mi? Bundan sanırım yedi yıl önce gitmiştim oraya… Kimi evlere girip ..]]> Sun, 24 Jul 2011 08:22:28 +0400 Bu da geçer https://www.evrensel.net/yazi/9988/bu-da-gecer https://www.evrensel.net/yazi/9988/bu-da-gecer? Dün bir dostumla söyleştik... Bir ilçemizdeki "Şenlik"ten yeni dönmüştü. Anlattı... Yıllardır yaşadıklarımızdan bir ayrımı, değişikliği yoktu anlatıklarının. Yazarlar, ozanlar bu şenliklerin tuzu bile değiller. İster karabiberi deyin ister kimyonu... Ama bir kaç kez beyaz camda görünmüş, beş-altı şarkı-türkü söyleyebilen, kendine "sanatçı" diyen birinin, aldığı us almaz paralar bir yana, çevresinde fır dönülüyor. Onunla seçme yerlerde yemekler yenilirken; yazar belediye "tabldot"una buyur ediliyor. Gerçek yazar buna hiç karşı çıkmaz. Çünkü o vatandaşları arasında ayrım yapmaz. Kendisine ayrımcılık yapılmasını da bu yüzden istemez elbette... Bunlardan yakınmak değildi elbette dostumunki de. Ayrımcılığa karşı çıkıyordu yalnızca... Ben de hiç yakınmadım bu türlü densizliklerden... ..]]> Sun, 17 Jul 2011 07:52:39 +0400 Bu şarkı kimin? 3 https://www.evrensel.net/yazi/9551/bu-sarki-kimin-3 https://www.evrensel.net/yazi/9551/bu-sarki-kimin-3? Açıklama: Balkan Mimarlık Konferansı’nda yaptığım konuşmanın üçüncü bölümü. Doğaya uyumlu mimarlığı tümüyle unutmuş gibiyiz. Doğaya uyumlu mimarlık yaptığımız çağlardan örnekler gösterebilirdim size… Nasıl hava yastığı oluşturarak çatımızı, duvarlarımızı, ısı yalıtkan yaptığımızı, suyun damlasını boşa harcamayı nasıl günah saydığımızı, güneşi, yönleri nasıl doğru kullandığımızı, elektriği boşa harcamadığımızı, azla çoğu nasıl elde ettiğimizi gösterebilirdim size… Yaşama biçimimizi daha insancalaştırarak, suya, havaya, toprağa azıcık saygı duyarak, nasıl nükleer santrallerden kurtulabileceğimizi de… Ama bu açış konuşmasında buna ayırabilecek süremiz yok. Her şeyi yapaylaştırdık. Taş gibi görünen ama taş olmayan, tahta gibi görünen ama tahta olmayan gereçlerle çalışır olduk. Her şey kendi değil ama b..]]> Sun, 10 Jul 2011 08:56:19 +0400 Bu şarkı kimin? -2 https://www.evrensel.net/yazi/9113/bu-sarki-kimin-2 https://www.evrensel.net/yazi/9113/bu-sarki-kimin-2? Açıklama: Balkan Mimarlık Konferansı’nda yaptığım konuşmanın ikinci bölümü. Son yıllarda, içimizden kimileri, anamalcı (kapitalist) dünyanın pırıltılarına, biçim dünyasına, şatafatına aldanıyorlar. “İç”ten tümüyle kopuk dışlarla uğraşıyoruz. Mimarlığı şu ya da bu biçimde süslemeciliğe düşürüyoruz. Cepheleri bile mimar olmayanlar, bilgisayar operatrisleri çizer oldu. Kimi mimarlar iş alanlarının özünü, toplumun çıkarlarına uyumlu çalışmak yerine, anamalcıların ekmeklerine yağ sürerek unutmuş gibiler… Oysa ünlü şair Nazım Hikmet daha 1920’lerin sonunda, 1930’ların başında “öz”ün temel olmasının yanında “öz”le “biçim”in birbirlerinden ayrılamıyacağını yazıyordu. Bizi ortaklıklara götüren ya da ortaklıklarımızdan doğan o öz elbette günl..]]> Sun, 03 Jul 2011 08:44:45 +0400 Bu şarkı kimin? https://www.evrensel.net/yazi/8674/bu-sarki-kimin https://www.evrensel.net/yazi/8674/bu-sarki-kimin? 17 Haziran 2011’de İstanbul’da, TMMOB Mimarlar Odası, “Balkan Mimarlık Konferansı”nı örgütledi, gerçekleştirdi. Ana konuşmasını benden istediler. Konuşmanın içinde, siz Evrensel okuyucuları için kimi ginelemeler olsa da, izleyenleri etkileyen bu konuşmamı sizlerle de paylaşmak istedim. Türkiye Yazarlar Sendikası girişimiyle, İstanbul’da 1979’da, Balkan Yazarlar Konferansı düzenlenmişti. Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı, yapıtları hemen hemen bütün yeryüzü dillerine çevrilmiş ünlü yazar Aziz Nesin idi. Konferansın açılış konuşmasını o yapmıştı. Bu konuşma, hepimizi şaşırtmıştı. Gülmekten kırmış geçirmişti… Bütün Balkanlar’da ortak kullanılan sözcüklerin kullanıldığı bir konuşmaydı bu… Balkan ülkeleri olarak ne çok ortak yönümüz olduğunu duyumsatıyordu elbette… Bundan dö..]]> Sun, 26 Jun 2011 12:07:24 +0400 Okutmak https://www.evrensel.net/yazi/8253/okutmak https://www.evrensel.net/yazi/8253/okutmak? Bir kanıt daha geldi söylediklerime... Hıfzı Topuz’un bir yapıtı daha: Hava Kurşun Gibi Ağır Bir belgesel bir anlamda... “Roman akıcılığında” diyorlar... Böyle söylendiğine bakmayın... Ne demek roman akıcılığında? Sanki bir başka yazı türü akıcı olamazmış da roman akıcı olurmuş... Ayrıca ben roman okumayı pek beceremem. İyi bir roman okuyucusu değilim kısacası... 19. yüzyılın, sonra da 20. yüzyılın işi değil mi bu? Çok sevdiğim yazarlar bile, roman olunca sözü uzatıyorlar gibi geliyorlar bana... Ama her şeyine inanarak okuduğum metin akıcıdır. İnanmadığım yerlerine takılıp kalmam çünkü... Bu kez de öyle oldu... Hıfzı Topuz’un son yapıtını, hani derler ya bir solukta okudum bitirdim. “Nazım’la ilgili yüzden fazla kitap yayınlandığını biliyordum. Bunlara ekleyecek bir şeyim olmadığı kanısındaydım.” diyor Hıfzı Topuz. “Bir de benim yazmam gerekli mi?” diye ..]]> Sun, 19 Jun 2011 12:29:08 +0400 Okullara, müzelere AVM saldırıları https://www.evrensel.net/yazi/7796/okullara-muzelere-avm-saldirilari https://www.evrensel.net/yazi/7796/okullara-muzelere-avm-saldirilari? Geçen yazımda Çanakkale'den söz açmışken genel durumu bir daha yansıtmak istiyorum… Çanakkalelilerin de son yıllardaki eğilimden pay alabileceklerini duyurmak istiyorum. Önce okullara musallat oldular. Kentin ortasına yakınsa bir okul, onu dışa atıp çok değerli olan yerlerine AVM'ler için göz diktiler. Anamalcılığın azgınlaştığı bu dönemde her şeye "kaç para" eder diye bakılıyor ya... Gökdelendeki konutlar insanları insanlıklarından uzaklaştırırmış... Onlara ne? Çocuklar okullara yaya uzaklığında olmalıymış.... Onlara ne? Paranın karşısında bunlar ne yazar? Şimdi de müzelere göz diktiler sanırım. Gene geçen yazımda Ankara Atatürk Kültür Merkezi'nin çürümeye bırakıldığından söz etmiştim. Antakya'da da yeryüzü ölçeğinde, önemli bir müzemiz var biliyorsunuz. Yeryüzünün ikinci en &..]]> Sun, 12 Jun 2011 08:50:18 +0400 Troya’nın sahibi kim? https://www.evrensel.net/yazi/7355/troyanin-sahibi-kim https://www.evrensel.net/yazi/7355/troyanin-sahibi-kim? Son haftaki yazımda Troya Müzesi Tasarım Yarışmasından söz etmiştim. Yazımın yayınlandığı gün bir ileti aldım. Çanakkale’den… Olay güncesinden… “Troya’ da olup bitenlerden Çanakkaleliler bilgilendirilmiyor. Yazınızı biz de yayınlamak istiyoruz… Böylece Çanakkaleliler de birazcık bilgilendirilmiş olurlar.” Hiç düşünmeden bu isteğe olumlu yanıt verdim. Güncemizin yöneticilerinin de, siz okuyucularımın da buna karşı çıkmayacağınızdan kuşkum hiç yoktu. Ayrıca, dile getirilen durum hiç olmaması gereken bir durumdu… Öyle ya, Troya’da olup bitenden önce Çanakkalelilerin bilgileri olması gerekmez mi? Troya’ya son yıllara gelinceye dek ‘Troia’ deniyordu Kültür Bakanlığında bile… Azra Erhat yazdı çizdi: “Etmeyin eylemeyin” diye çırpındı da düzeltildi… Frans..]]> Sun, 05 Jun 2011 09:16:05 +0400 Çürütüyorlar https://www.evrensel.net/yazi/6954/curutuyorlar https://www.evrensel.net/yazi/6954/curutuyorlar? Troya’da bir müze kurulmalı değil mi ? Yitirdiğimiz bundan önceki kazı başkanı Prof. Dr. Manfred Korfman’ın dileğiydi bu… Orada yapılacak doğru dürüst bir müzede tüm Troya buluntularını biraraya getirmeyi umut ediyordu. Biliyor musunuz, başka ülkelerdeki tam kırk müzede Troya kazılarından çıkmış yapıt var. Düşünün Dr. Korfman’ın düşlediği gibi hepsini Troya’da toplayabilsek neler olmaz? Dr. Korfman’a da inandırmıştım, uluslararası bir yarışmayla elde edilmeliydi müze’nin tasarımı. Ama ne yapalım ki ancak ulusal yarışma yapılabildi. Yarışma bundan üç ayı aşkın bir süre önce açıldı. Yüz otuz iki tasarım, öneri geldi yarışmaya. Beni Mimarlar Odası adına seçiciler kuruluna seçtiler. Bu nedenle Ankara’dayım. Binin üzerinde çizim paftası var. Bunları aşabilmek için yeterli alan bulmak kolay mı? Atat&u..]]> Mon, 30 May 2011 09:01:17 +0400 Adana’mız https://www.evrensel.net/yazi/6605/adanamiz https://www.evrensel.net/yazi/6605/adanamiz? Kentlerimiz sorgulamağa başladılar kendilerini… Özellikle sivil toplum örgütleri bu konuda başı çekiyorlar her yerde… Gerçekten sevinilecek durum… Ancak böylece, bilecen emmiler ayağa düşüremeyecekler sözü çılgın mılgın tasarılarla… Konuşması gerekenler konuşmazlarsa söz mollalara kalıyor. Gördük işte… İki gün önce Adana’nın sorunları bilgi şölenine (sempozyuma) çağrılıydım. Her açıdan bakılmağa çalışıldı Adana’ ya… Geçmişiyle bu günüyle irdelemeğe çalıştılar Adanalılar kentlerini… Ama iki eksik vardı… (Eksiklikten söz etmemden hoşlanmayacaklar olacaktır elbette. Ama benim çağrılmamın nedenini, yalakalık etmeden doğrudan konuşmamda buluyorum ben… Beni gerçekten tanıyanların da bunu böyle bildiklerini bildiğim için çağrılarına uyuyorum&helli..]]> Sun, 22 May 2011 14:52:30 +0400 Yerleşkeler https://www.evrensel.net/yazi/6195/yerleskeler https://www.evrensel.net/yazi/6195/yerleskeler? Konya’daydım dün… Selçuk Üniversitesi’nden çağırmışlardı… Selçuk Üniversitesi’nin kentten uzaklığı tam 22 km. Hani kampus diyorlar ya fiyakalı fiyakalı… Doğal konuşuyormuş, doğalcası buymuş gibi… Türkçesini kullananlar “Yerleşke” diyorlar. Daha sevimli elbette ama işin gerçeği, olayın kendisi sevimsiz… Yerleşke kentle tümüyle ilişkisiz… Bir başka toplum orası… 23 Nisan’da da Konya’daydım. Çağdaş mimarlık üzerine tartıştık iki gün ama kendi kendimize… Neden mi? Çünkü Selçuk Üniversitesi öğrencileri yoktu toplantılarda… Öğretim görevlileri de yoktu… Öğrencilerin vizesi varmışmış da ondan gelememişler. Sanki ötelenemez birinden biri… Sonra öğrencileri sıkıştırdım, “Öyle uzak ki araç da bulsak ulaşmak bir sorun&rdqu..]]> Sun, 15 May 2011 10:45:16 +0400 Halit Ağabeye saygı https://www.evrensel.net/yazi/5691/halit-agabeye-saygi https://www.evrensel.net/yazi/5691/halit-agabeye-saygi? Perşembe akşamı öğrendim. (5 Mayıs) Yitirmişiz... Yıllar aktı gözümün önünden... Fakir (Baykurt) ile birlikte gidelim diye sözleşmiştik Ankara’dan Denizli’ye... Benim tosbağı (volkswogen) ile... Uğrayıp alalım onu evinin oradan. Arabaya biner binmez cebinden bir kağıt çıkardı. Okumağa başladı. Halit Ağabeyin Denizlerin son dakikalarını anlatan yazısıydı. Deniz daha uzun acı çeksin diye, ipine çift ilmek atmışlardı: TERİM İLAÇTIR BENİM Taş duvarlar örüyorum Ölüm ilmek ilmek Yutkunamazlar bile Terim ilaçtır benim Gözlerimden yaşlar akarken nasıl araba kullanabildim? Nasıl oldu da Halit Ağabey dayanabildi o sona? Bu yazıyı 6 Mayıs (2011) Cuma günü yazıyorum. Gine bir otobüsün içindeyim. Köyüme gidiyorum. Dün akşam bir TV kanalında Halit Ağabeyi gösterdiler. Sonra da Yalçıner’i... İnsanoğlu her şeye nasıl dayanabiliyor? Taş..]]> Sun, 08 May 2011 09:02:17 +0400 Çılgınlık, çılgın, çıldırmak… https://www.evrensel.net/yazi/5288/cilginlik-cilgin-cildirmak https://www.evrensel.net/yazi/5288/cilginlik-cilgin-cildirmak? Seçimler yaklaştıkça yapay yaratılan gündemler de artıyor. Bunların arasında amacı aşanlar da oluyor elbette… Bizde de, başka ülkelerde de… Ama kimileri çılgınlık ile “utopia”yı karıştırıyorlar. Ütopya, bugünün bilgileriyle, koşullarıyla kısıtlı olan çoğunluğun imgelemini (muhayyilesini) aşan düşüncelerdir. Bana göre en azından iki özelliği var: Biri, bugün olmasa da bir gün olabileceği… Öteki de insanın, toplumun yararı, geleceği üzerine olması… Ancak böyle düşüncelere “utopia” denilebilir. Sanatçının, bilim insanın ütopyacı olmaları azıcık onlardan beklenen bir niteliktir. Bir devlet adamının ütopyası olması ise çok sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Hele hele çılgın olması büyük sorunlar yaratabilir. Yirminci yüzyılda bunun örnekleri görüldü… &Ccedi..]]> Sun, 01 May 2011 12:01:55 +0400 Kılavuzu karga olanın… https://www.evrensel.net/yazi/4791/kilavuzu-karga-olanin https://www.evrensel.net/yazi/4791/kilavuzu-karga-olanin? Son otuz yıldır (aslında daha uzun bir süredir) dilime doladım EĞİTİM i… Hiçbir yönden iyiye gitmiyor eğitim çünkü… Eğitimi, doğru dürüst, geleceğimizi tasarlayacak olanları yetiştirmek üzere ayakları üzerinde durduramadık. Bu nedenle dış etkileri de dengeleyemiyoruz. Eğitim birliğini bozduk. Birkaç yönde yürür oldu eğitim. Çocuk bahçesinde el kadar çocuklarımıza İngilizce öğretmeye çalışıyoruz. İlköğretimi de yabancı dilli “kolej”lere bırakıyoruz gitgide. Çocuklarımıza oyun oynayacak saatleri bile bırakmadan… Varlılar varsızları hiç umursamıyorlar. Ayırımlara neden oluyorlar… Özel üniversitelerin önleri sonuna dek açıldı. Toplumumuzda önlenemez ayırımlara neden oluyoruz. Bugün üniversite öğrencisi dilini kullanmakta eksiklidir. Okuyup yazmayı beceremiyor… Bunun üzer..]]> Sun, 24 Apr 2011 08:17:52 +0400 Bıkmadan usanmadan https://www.evrensel.net/yazi/4294/bikmadan-usanmadan https://www.evrensel.net/yazi/4294/bikmadan-usanmadan? Şu günlerde kimse, yoruldum, bıktım, usandım gibi sözler edemez, etmemeli… Bir şeyler yapılacaksa bu günlerde yapılacak. Tüm ön yargılardan, yanlışlığı kanıtlanmış alışkanlıklardan, takıntılardan kurtulma günleri bunlar… Yalnızca çağdaş düşüncenin, barışın, eşitliğin, sevginin, anlayışın geçerli kılınacağı günler için çalışacağımız günler… Birliğimize, bağımsızlığımıza saldırıların yoğunlaştığı günlerdeyiz. Bir kez her yönden saldırıya uğradık. Geçmişte bir yerlere takılıp kalmış olanların, örtülü örtüsüz yalnız kendi çıkarına çalışanların, üç kuruşa işbirlikçi oluveren maşaların, onların dıştaki ağababalarının, tüm deneyimleriyle sömürgenlerin ardsız arasız saldırılarına karşı koymanın günleri… Yalnızca kendimizi değil, tüm çevremizi, Türkiye’mizi savunacağım..]]> Sun, 17 Apr 2011 08:21:44 +0400 Satılık ödüllerimiz var https://www.evrensel.net/yazi/3820/satilik-odullerimiz-var https://www.evrensel.net/yazi/3820/satilik-odullerimiz-var? Bilgisunarımı açtığımda bir dizi ileti arasında şöyleleri de vardı: -Diploma verilir! -Doktora mı istiyorsunuz? Hemen! Aylarca sürdü bu… Elbette açmadım… Daha doğrusu hiç açmadım… İngilizceydiler… Kim bilir nerelere yollanılıyorlardı? Gerçekten bu dolandırıcılığa uyup, alanlar var mıydı? Bilmiyorum… Ama bu çağda olmayacak yoktu işte… Afrika ülkelerine yollarken bize de yollamağa başladılar diye düşündüm önceleri. Almanya’ da 1950 lerin ortasında gittiğimde, “Türkiye mi, Ankara mı? Arabistan’ın neresinde? diye sormuyorlar mıydı? Böyle düşünmem doğaldı… Azıcık daha bilgilileri (?) sonunda anladıklarını belli etmek için, “Hım, Enverland!” diyorlardı. Osmanlı’da, Enver Paşa’ da kalmışlardı işte… Sanırım eninde sonunda, oraya işçiliğe giden ama işçiden önce ‘ins..]]> Sun, 10 Apr 2011 11:12:17 +0400 Ön Yargılar-Genellemeler… https://www.evrensel.net/yazi/3370/on-yargilar-genellemeler https://www.evrensel.net/yazi/3370/on-yargilar-genellemeler? Birkaç yıldır bilmece çözer oldum. “Damın üstünde saksağan” der gibi oldu değil mi? Öyle değil… Güvendiğim arkadaşlarıma ( elbette “tıp” ile ilgili olanlara ) yakındım: “Unutkan olmağa başladım. Alzheimer başlangıcında da böyle mi oluyor ?” Kimileri bilmece çözmemim iyi gelebileceğini söylediler. Asıl demek istediğim bu değil. Bilmece çözerken bir sorunun karşılığı olan sözcüğü bilemediğimde, giderek hiç böyle bir şey bilmediğimi sanıyorken, yoğun düşünmeğe başlıyorum. Kimi kez günceyi elimden bırakıp, araya süre koyup, daha sonra gene dönüyorum o soruya… Beynimle köşe kapmaca oynar gibi… Daha doğrusu Bilgisunar (internet) da aranır gibi…) Gerçekten bir süre sonra buluyorum karşılığı… Beynimin bir köşesinden çıkıp geliyor o sözcük… Ardından d..]]> Sun, 03 Apr 2011 10:43:35 +0400 Ferhan Şensoy https://www.evrensel.net/yazi/1920/ferhan-sensoy https://www.evrensel.net/yazi/1920/ferhan-sensoy? Beyoğlu’na çıkın… ‘İstiklal Caddesi’ nde yürüyün… Yürüyebiliyor musunuz? Sağınızdakilere, solunuzdakilere çarpmadan ilerleyebiliyor musunuz? Size çarptıklarında özür diliyorlar mı? Bu ne kalabalık? İşler güçleri yok mu bu insanların? Günün her saatı böyle mi bu? Geçimlerini nasıl sağlıyorlar bunlar? Bütün olasılıklar geçiyor usunuzdan… Hayır, hayır, tam nedenini bulamıyorsunuz… Bildiğiniz Batı kentlerini düşünüyorsunuz… Ölçüye gelmiyor, bir nedene bağlanamıyor… Bu kalabalıktan sandaldan kıyıya atlar gibi bir “pasaj”ın içine dalıyorsunuz. Bir tiyatro gişesine yönleniyorsunuz. Önünde bir kuyruk olacak sanıyorsunuz… Ekleneceksiniz o kuyruğa… Kim bilir ne çok bekleyeceksiniz sıra size gelinceye dek? Gişenin önü boş… Belki ..]]> Sun, 13 Mar 2011 12:04:06 +0300 Kuklalar https://www.evrensel.net/yazi/1495/kuklalar https://www.evrensel.net/yazi/1495/kuklalar? Saim Bugay’ın Tophane-i Amire’deki sergisi, dedim ya, önemliydi benim için. Nedenlerinden birini geçen yazımda anlatmıştım bir bakıma… Her türlü engelin arasından çıkıp bir Saim Bugay olabilmek önemli değil mi? Saim Bugay başkaları için çocuk denecek yaşta solculuktan içeri atılmıştı. O günlerde susmayı bilenleri, kimi bülbülleri tanımıştı. Bunu anlatmadım geçen yazımda… Çünkü iki yandan da bu sözleri kullananlar çıkıyor. O günlerde “komünistler!” diye onlara bağıranların sonradan, pazarı olduğu için solculuğa soyunduklarını yaşamıştı. Saim’in onuruna düzenlenen “Öyle mi?” sergisi önemli olduğunca anlamlıydı da. Bir sanatçının, onun ne demek istediğini anlayıp, yolunda yürüyen (gineleyen, kopyalayan değil) öğrenciler yetiştirmiş olması az mı önemli ür&uu..]]> Sun, 06 Mar 2011 11:12:41 +0300 Kuklalar (Saim Bugay’ın yetiştirdikleri) https://www.evrensel.net/yazi/1016/kuklalar-saim-bugayin-yetistirdikleri https://www.evrensel.net/yazi/1016/kuklalar-saim-bugayin-yetistirdikleri? Şu günlerde Tophane-i Amire’de bir sergi var. Kim ne derse desin, bana göre çok önemli bir sergi… Önemi nerden mi geliyor? Bir yerden değil, birkaç yerden… Anlatacağım: Daha dört yaşında bir çocuk düşünün kemanı çok seviyor. Evde bir tane var ya… O kendisinin olsun istiyor. Geçim durumları nedeniyle “Bana keman alın.” diyemiyor anasına babasına… O da kendi yapıyor tahtadan tellerden kemanını… Ortaokuldayken dönem aralarında bir tenekeci ustasının yanında çıraklık yapıyor. (Büyük Millet Meclisimizin çatısındaki bakır işlerinde elinin izleri var.) İşte böyle bir çocuk, Ticaret Lisesi’nde okuyor önce, sonra da Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu’nda… Tez elden geçim parasını kazanması gerek çünkü… Liseyi bitirir bitirmez de, üniversiteye bile gitmiyor..]]> Mon, 28 Feb 2011 04:00:33 +0300 Benim oğlum bina okur Döner döner gine okur https://www.evrensel.net/yazi/153/benim-oglum-bina-okur-doner-doner-gine-okur https://www.evrensel.net/yazi/153/benim-oglum-bina-okur-doner-doner-gine-okur? Yazımın başlığını bile kırk yıl önce kısaltarak da olsa kullanmıştım. Bu başlık altında anlatacaklarım da öyle… İki- üç gün önce seçkin katılımlı bir toplantıdaydım. Yaş ortalaması da ortanın üzerindeydi… Kalkınma tartışılıyordu… Çok geçmeden konu “turizm”e geldi. Bir süre sonra sıkıldım. “Bundan kırk yıl önce de turizmi tartışmadık mı?” diye söze girdim. Döne dolaşa başa mı geliyorduk. “Turizm ancak ikincil, üçüncül kaynak olabilir. İşleyimin, bilimin ardından belki…” demedik miydi? O günlerde turizm “sihirli değnek” olarak pazarlanıyordu kimilerince… “Kıyılarımızda Turizm Bölgeleri” başlıklı çalışmalarla kıyılarımızın uygun yerleri, kaymak bölgeleri bu izlenceyle yandaşlara, anamalcılara, yörenin dışındakilere “peşkeş” çekiliyordu. İzlencelerle, ..]]> Thu, 17 Feb 2011 03:58:16 +0300