Evrensel.net https://www.evrensel.net tr Emek Evrenseldir https://evrensel.net/nhy/upload/diger/favicon.ico https://www.evrensel.net/tema/evrensel16/img/apple-touch-icon-114x114.png Evrensel.net J https://www.evrensel.net/yazi/82637/j https://www.evrensel.net/yazi/82637/j? Oradayız. Daha dün. Zamanın rüzgârı dokunuyor saçlarımıza. Şakaklarımdan dünyaya yayılan bir kırlaşma. Yaş mı alıyoruz, yaşlanıyor muyuz? Eski sözcükler iliştirmişiz yakamıza. Eskiye dair şimdiki zaman şarkıları. Tedirgin sokaklar gözlerini kaçırıyor, sokak araları, biçimsiz heykeller, buruk karşılaşmalar ve elbette çay. Şimdiki zamanın sözcükleri yetmiyor değil anlam bulmak ya da sezgiyi çoğaltmak için; ama bir geçmişi var her insanın. Çocukluğu, dizlerinin ve dirseklerinin kanadığı tozlu yollar, ağaç diplerine sakladığı kitaplar… Anlamak ve yeniden soru sormak için o kitapların sayfasını bugün de çevirmek ve aynı heyecanı farklı bir tecrübeyle yeniden okumak istiyor insan. Elinin altında olsun istiyor o kitaplar, yanında yakınında bulunsun. Danışıldığında hep başka yanıtlar versin. Hani bir zaman ihmal edilse bile olduğunu bilmenin güv..]]> Sun, 11 Nov 2018 03:10:05 +0300 Üstü kalsın https://www.evrensel.net/yazi/82596/ustu-kalsin https://www.evrensel.net/yazi/82596/ustu-kalsin? Sonra soluğunu toplayıp çekildi güz. Kalbi kupkuru avlu serinliğinde kalan insanlar uzun boylu hikâyenin kapısından girdi içeri. Sabaha açılan pencerelerden ev içlerine dolan çiğ, zamanın alnında biriken yaralar, suyun sustuğu ne varsa eteklerini topladı ve bir nilüfere verdi adını. Göğün teninde süzülen kuşların akşam olunca sığındığı sessizlik birikti kentte. Sokaklar bir kıvılcım telaşında suskuya yattı. Israrın ve ertelemenin soluğuyla buğulandı camlar. Sonraya dair ne varsa yeni bir anlam bulmak için yekindi yerinden. Orada, gölün dağa gölge ettiği o bitimsiz durgunlukta beslenen neyse, taşın kalbinde dinlenen, ağacın suya temas ettiği yerde çoğalan neyse ona güman etti. Eski bir zaman söylencesi gibi kendini anıların seyrek adımlarında tüketen neyse ona döndü zaman. Geri alınması gereken neyse onun çetelesi okundu. Yas odalarının ört&uu..]]> Sun, 04 Nov 2018 04:25:51 +0300 Sonda saklı kahkaha https://www.evrensel.net/yazi/82505/sonda-sakli-kahkaha https://www.evrensel.net/yazi/82505/sonda-sakli-kahkaha? Anımsamakla başlıyor her şey. Eski istasyonlarda çoğalan ayrılıklar ve kavuşmalar yağmur öncesine saklıyor kendini. Kavuşmaya koşan dakikalar, bir yerde ayrılığı da sürüklüyor yanında. Olmadık düşlerin saadeti sarmalarken içimizi, öte yandan kuşatılmış olmanın seyri de dolaşıyor adımlarımıza. Çıkıp gitmenin ve unutmanın bahçelerinde dolaştığımızda karşımıza çıkan ağaçlar, o duygu seliyle ya da trajediyle yüzleşmemizi istiyor bizden. Sonra gidip düşünüyor ve anımsamanın başladığı yerde neyi ya da neleri unutmamız gerektiğini soruyoruz kendimize. Herkes kendi karanlığına, kendi dehlizine çekilip anlamaya çalışıyor olan biteni. Baş edemediğimiz yerde danışıyoruz kitaplara ya da filmlere; yeniden yanıt oluşturmaya ve o yanıtla hayatı yeniden biçimlendirmeye çalışıyoruz. Baş edilemeyecek gibi değil oysaki; ama orada, o duyguda kalmış olmanın melankolisi yas mevsimini &c..]]> Sun, 21 Oct 2018 04:15:15 +0300 ‘Her şeyi bilenler mutfakta...’ https://www.evrensel.net/yazi/82450/her-seyi-bilenler-mutfakta https://www.evrensel.net/yazi/82450/her-seyi-bilenler-mutfakta? Unutulmuş anılar geçiyor sokaktan, dağılmış saçları ve hırpani yüzüyle. Ertelenmiş ne varsa zamanın sancıyan yanına iliştirilmiş. Orada eskiyor güz. Orada yığma bir dörtlük gibi duruyor şarkılar. Unutulmuş yapraklar düşüyor ağacın dalından yere. O yeşillik kupkuru ve öksürüklü bir yalnızlık olarak devam ediyor ölmeye. Kalbi atan bir kedi, kendine dair sanıyor bütün bu olup biteni; ama yanılıyor. Çünkü arabesk yazıklanmaların ve ucu yanık sözcüklerin tınısından uzaklaşalı çok oldu akasyaların. Bütün yorgunluğuyla yere iniyor akşam, hastalıklı bir Erzurum soluklanıyor odalarda sanki. Güzel olan ne varsa gecenin mermisi oymuş şakağını. Pencereler toz biriktirmiş ve yağmuru beklemiş içten içe. Dünyaya dağılmak üzere sırasını bekleyen insanların sabahında biriken yosun, o dayanılmaz göl durgunluğu kokusu, sığınacak sabah aramış ..]]> Sun, 14 Oct 2018 04:28:00 +0300 Gölyazıevi’nde güz günleri https://www.evrensel.net/yazi/82351/golyazievinde-guz-gunleri https://www.evrensel.net/yazi/82351/golyazievinde-guz-gunleri? Mevsim sararmak üzereyken geçtim kapıdan. Güz sarışın bir yalnızlığın sokaklarına dökülüyordu. Akşamın sesi sızmıştı sokaklara. Geçip adımladığım ahşap merdivenlerden yeni bir hayata adım atacağımı bilmiyordum. Gölyazıevi’ne konuk olduğum ilk günün akşamı valizdeki kitaplarımı çıkarıp raflara dizdim. Defterlerimi açtım sonra, uzayıp giden dizelerin mahcup bekleyişi çıktı karşıma. Yalnızlığın buzlu camlarında biriken ne varsa dokundum. Sözcükler sızdı sayfalara. Dolmakalemlerimi ve mürekkeplerimi sevdim. Güz bir yeni neden belki de doğrulmaya. Başlamak ve ısrar etmek için yenilenmenin ilk adımı güz. Nereye? Bir soruya belki, bir yanıta, sise, çöle ya da doğruya. Varabileceğin yerde neyle karşılaşacaksan ona hazır olmaya, yutkunmaya belki, sonraya. İtinayla. Yazan bir insan, yalnızlığına dokunduğunda çoğalıyor sözcükler. Aykırı gibi, mutedil ..]]> Sun, 30 Sep 2018 04:08:41 +0300 Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür şair https://www.evrensel.net/yazi/82086/fikri-hur-vicdani-hur-irfani-hur-sair https://www.evrensel.net/yazi/82086/fikri-hur-vicdani-hur-irfani-hur-sair? Genç bir şair ve düşünce insanı olan Tevfik Fikret de dönemin birçok edebiyat meraklısı gibi Recaizade Mahmut Ekrem’in Firuzağa’daki küçük konağına gider, orada sohbetlere katılırdı. O geceki sohbette de edebiyat konuşuldu ve ortamın dağınıklığından şikâyet edildi. Edebiyatın batıdan alacaklarıyla doğu kültürünü buluşturup bir senteze varabileceği konuşuluyor, mevcut gidişat üzerine içleniyordu sakinler. Konakta Servet-i Fünûn’un sahipleri Ahmet İhsan ve ortağı Asım Bey de olduğu halde, dergi yönetiminin Recaizade Mahmut Ekrem’e verilmesi teklif edildi. Dergi sahipleri bu fikirlerinde ciddiydi ve yeni bir edebiyat ortamının oluşturulması için bu teklifte bulunmuşlardı. Nerden baksan devlet kademesindeki görevi nedeniyle bu fikre sıcak bakmayan Recaizade, aynı zamanda destekleyeceğini de bildirerek, kendi yerine Tevfik Fikret’i önerdi. ..]]> Sun, 19 Aug 2018 04:01:49 +0300 Polis geldi Melih Cevdet’i sordu https://www.evrensel.net/yazi/82037/polis-geldi-melih-cevdeti-sordu https://www.evrensel.net/yazi/82037/polis-geldi-melih-cevdeti-sordu? Melih Cevdet de Ankara’dan İstanbul’a göç ettiğinde işsizdi. Zamanı parklarda, bahçelerde aylak aylak gezerek tüketir, varsıl arkadaşlarından uzak durmaya çalışırdı. Onlar varsıl hallerini insanın gözüne sokmak ve adeta öç almak için fiyakalı adımlar atarken, Melih Cevdet eskiyen ayakkabılarında biriken toza bakar ve oradan uzaklaşmak isterdi. İnsanın kendini anlamsız ve nedensiz hissettiği bir toplama çıkıyor zamanla yol. İşsizlik kendi adına bir gereksizlik uyandırıyor insanda. Daha önce sanki hiçbir şey yapmamış gibi, hiçbir şey üretmemiş gibi, hiçbir işe yaramamış gibi hisseder insan. Zamanla kendini daha yakıcı bir biçimde hissettiren parasızlık, olmadık nedenlerle insanı daha derine çeker ve orada günlerin rengi değişir elbette. Şairler, yazarlar ve sanatçılar için işsizlik zaten olması gereken bir şeymiş gibi duyumsanır genellikle. ..]]> Sun, 12 Aug 2018 03:10:12 +0300 Edebiyat Müzesi’nde arkadaş ziyareti https://www.evrensel.net/yazi/81997/edebiyat-muzesinde-arkadas-ziyareti https://www.evrensel.net/yazi/81997/edebiyat-muzesinde-arkadas-ziyareti? Nehir, sesini veriyor köyün sesine. Uysal gibi ama, hırçın akacağı zamanı bekliyor. Bir köy, uzakta, sessiz, olması gerektiği gibi; okul, otobüs durakları, kahveler, gelip geçen araçlara bakan yaşlı insanlar. Selamlaşmalar, göz göze gelmeler ve mahcup yüzler… Sonra muhterem esnafı, saklıda yaşlanmaya bırakılmış kocaman ahşap şarap fıçıları, kimbilir hangi sessizliğe ve özleme gitmiş metruk evlerin eski sahipleri. Kimbilir kimin rüyasında konaklıyor, şimdiki zamanın evinde göğe bakan çocukların anne babaları. Neyse, gitmek başka gönderilmek başka. Gönderilenin malına mülküne çökmek bir ata sporu bizde. Bir müze, edebiyat müzesi. Dışarıdan bakınca da çok fiyakalı değil, kendi halinde bir tabela asılmış çınar ağacının gölgesinde kalan duvara. Orada, olması gerektiğinin ötesinde olma fikri yok. Köye dair, köylüye dai..]]> Sun, 05 Aug 2018 04:05:31 +0300 Alternatif şairler sözlüğü https://www.evrensel.net/yazi/81958/alternatif-sairler-sozlugu https://www.evrensel.net/yazi/81958/alternatif-sairler-sozlugu? Orhan Alkaya: Tuzdan, devrimden ve ısrarla Altı’dan bahsediyor. Koku kendine yabancılaşmadan Yeraltından Notlar’ı imzalıyor kurşun kalemle. Avlularda ses, sahnede bıraktığı toz birikiyor. Ona kimlik sorulsa başucundaki kitaplığa uzanıyor hemen, Komünist Manifesto’yu gösteriyor. Nilay Özer: Örselenmiş sözcükleri seviyor ve bunu yansıtırken kalbini kırmıyor hecelerin. Bir ahlakı ve vicdanı temsilen bulunuyor hayatta. Yazdığı sürece park ve bahçeler müdürlüğü şikâyetçi olacak ondan. Ona kimlik sorsanız Rüya’nın Gezi’de yaptığı resimlerden birine davranıp kuş seslerini gösterir. Mustafa Köz: Dünyayı taşıyor sırt çantasında. Asım Bezirci’yle halk otobüsüne binip Rıfat Ilgaz’ı ziyarete gidiyor. O sokakta çekilmiş bir fotoğrafa gülümsüyor daha ziyade. Niğde’den Selamsız’a top koşturduğu yıllar, hey gid..]]> Sun, 29 Jul 2018 04:03:53 +0300 Ey şair, doğrul hadi https://www.evrensel.net/yazi/81919/ey-sair-dogrul-hadi https://www.evrensel.net/yazi/81919/ey-sair-dogrul-hadi? Sabahın erken saatinde Merzifon Havalimanı’na geldiğimizde herkesi turnikeden geçirip beni yanına çağırdı gene polis, onca insanın arasından beni seçmişti kimliğimi sorgulamak için. “Neden ben?” sorusu orada da yanıtsız kaldı. Adnan Özyalçıner “Bari benimkine de bak evladım,” diye uzattı kimliğini polise; yol arkadaşıyız ne de olsa, birlikte koyulduğumuz yolda onca mutluluk ve elem. Dokunsalar ağlayacak gibiydim, gece gelen ölüm haberi birikiyordu içimde. Ülkü Tamer veda etmişti hayata. Birkaç hafta önce telefonda görüşmüştük, Tevfik Taş ile yanına gidecek, uygun olur ve izin verirse sohbeti röportaja çevirecektik. Meslek hastalığı işte. Merzifon’dan İstanbul’a dönüş uçağında, uykusuz bir gecenin sabahında Adnan Özyalçıner’e durumu nasıl anlatırım diye düşünürken, etrafından dola..]]> Sun, 22 Jul 2018 04:40:46 +0300 1 resmî 301 sivil eder mi? https://www.evrensel.net/yazi/81839/1-resm-301-sivil-eder-mi https://www.evrensel.net/yazi/81839/1-resm-301-sivil-eder-mi? Panik ve şiddetle bu işin üstünün örtülmesi gerekiyordu ve bunun için kaybedecek zaman yoktu kuşkusuz. Gezi’nin üstünden bir yıl geçmemişti ve sokaklarda TOMA’lar çalışır durumda bekliyordu hâlâ. Soma A.Ş. onlarca yıllığına ve rödovans sistemiyle kiraladığı maden ocağını denetim ve kontrollerden nihayetinde uzak kılarak durmaksızın kazdırıyordu yerin altını. Ne iş güveniği, ne önlem, ne gaz maskeleri... Ne olursa olsun kesintisiz çıkarılmalıydı kömür. Alıcı devletti. Olası her ayrıntı ve olasılık dışı durum için vaat ve hamaset çizelgeleri de hazırdı elbette. Resmî rakamlar diyor ki, resmî rakam ne ya? Mesela 3 resmî de 4 sivil mi? Neyse işte anlamakla kalmayıp tersinden soru sorunca çetrefilleşiyor. Ne diyordu resmî makamlar? 301 madenci yaşamını yitirdi. 13 Mayıs 2014’te, Soma’da. Resmî rakamlar ve resm&ic..]]> Sun, 08 Jul 2018 03:25:08 +0300 Refik, Durbaş’a yakışır https://www.evrensel.net/yazi/81791/refik-durbasa-yakisir https://www.evrensel.net/yazi/81791/refik-durbasa-yakisir? Refik Abi, gerçeğin sokaklarında dolaşıp parklara çıkıyor yolum. Durulmasını istiyorum bu acının ve keskin bir tırpan biçiyor köklerimi. “Hırkanı giy, üşüyeceksin” Şair kim ki Refik Abi? Hayat denen karmaşada yoksa sadece figüran mıyız? Ne yanıt var, ne de sorunun tılsımı? Bence yenildik abi? Eski bir aşkı çoğaltmaya çalışırken eskimiş bir aşkın böğrü sızlıyor içimizde. Ne kanun ne yazı şart buna. Üstelik gerek de yok. Geri saracak ve onaracak hevesimiz de yok üstelik; yenilginin kendini çoğalttığı yer de burası. Herkes kendi içine çöksün; dolmakalemimize mürekkep çekelim biz. “zemheride kar güneşine göm beni” Saçmalıklardan ve şiirden bahsediyorum. Fesleğenler nasıl çıldırıyorsa öyle. Abi kalbim kırılıyor. Abi yanlış söyledim. Kalbim kırılmıyor, kalbim sökülüyor. Bir kentin depremi ve..]]> Sun, 01 Jul 2018 03:35:18 +0300 Derin kesik https://www.evrensel.net/yazi/81687/derin-kesik https://www.evrensel.net/yazi/81687/derin-kesik? Bir mermi kalbine yürür insanın. Olmadık bir zamanın şarkısı aniden susar ve günlerin içinde günler kaybolur. Üstelik anısı yazılmış mahzenlerde nem dinlendikçe sızısı artar boşluğun. Yanıt vermeye çalıştığın sürece soru büyür, soru çoğaltır kendini soruyla. Susup iç çekmek, susup geri çekilmek ya da olmamış gibi yapmak da soruya dahildir üstelik. Kemiren bir ayrıntının saklısında endişe çoğaltır kendini. Olmadık bir yerde ve aniden karşısına çıkar o soru insanın. Masalar dolar, masalar boşalır, bir rüyaya evrilir masalar ama soru mıhlıdır bilincin en kuytu köşesinde. Anımsatır kendini. Anımsanmakta ısrar eder. Sızlatan yerde, sızlatan nedende dinlenir ve doğrulur soru. Ömrüne dair kıldığın bir sevincin uykuları doğranır orada. Gezmeye kıyamadığın bahçeleri gelip yağmalar biri. Bahçe kendini yağmalatır ve kahır nasiplenir bundan. Vefanın an..]]> Sun, 17 Jun 2018 04:09:49 +0300 Anne sen bir gülü öp https://www.evrensel.net/yazi/81641/anne-sen-bir-gulu-op https://www.evrensel.net/yazi/81641/anne-sen-bir-gulu-op? Göğe doğru yükselen bir soru büyüyor kentte: Sulanmamış çiçeklerin tarihini kim yazacak? Sökülmüş ağaçların rahminde büyüyen boşluğa kim yanıt olacak ve rengi solmuş hüzünler hangi parkta dinlenecek? Bunu yazma, diyor içimde büyüyen kış. Bundan şiir çıkar, bu sorular şiire dair. Oysa düzyazı sonu olan bir yolculuk nereden baksan. Terleyen bir şarap kadehinin yanıtı değil bunlar. Üşüyen bir ayrıntının dağınık saçları ya da ünlem dolu cümleleri hiç değil. İşte hapishanedekine yazdığın mektuplar yanıtsız, yıldırım telgrafların karşılığı yok, bir suskunlukla var ediyor kendini voltalar. Uzun, upuzun bir dalgınlık gibi iç çeken sözcükler büküyor boynunu. Bir kayın ağacı küsüyor dallarına. Ayakkabısının topuğunda bir mermi izi saklıyor dağ daha ilk günden. Orada, camın bu yanında güle sorduğun..]]> Sun, 10 Jun 2018 04:03:11 +0300 3 Haziran ‘63 sabahı https://www.evrensel.net/yazi/81592/3-haziran-63-sabahi https://www.evrensel.net/yazi/81592/3-haziran-63-sabahi? Nâzım Hikmet 1963 yılının şubat ayında Asya-Afrika Yazarlar Birliği’nin düzenlediği kongreye katılmak üzere Tanzanya’nın Dar es-Salaam kentine gitti. Bu defa yalnızdı, Vera yanında yoktu. Yolu, yolculuğu, Tanzanya’da yaşadıklarını ve günlerini Vera’ya yazdığı mektuplarda anlattı Nâzım, “Tanganika Röportajı” adını verdiği bir de uzun şiir yazdı. Kendiyle alakasını kurdu o günlerin ve yaşam koşullarının: “Yani demek istediğim / hapisten yeni çıkanın haline benziyor hali Tanganika’nın.” Afrika’nın yorucu sıcağından 1963 şubat sonu dönen Nâzım Hikmet aynı yılın Mart ayı başlarından Nisan ayı ortalarına kadar, yine yanında Vera olmadığı halde, bu kez Doğu Berlin’deydi. Artık nereye giderse gitsin bir an önce Vera’ya dönmek istiyor, onunla zaman geçirmek için uğraşıyordu şair. Özlüyordu onu. “Heykelini dikmeli uçağı i..]]> Sun, 03 Jun 2018 03:39:37 +0300 Şair ve çalmak üzerine Garip meseller https://www.evrensel.net/yazi/81497/sair-ve-calmak-uzerine-garip-meseller https://www.evrensel.net/yazi/81497/sair-ve-calmak-uzerine-garip-meseller? 1950’li yıllarda Ankara’da yaşayanlar ne yapsın? Bir günün akşamında Şükran Lokantası’na gidip kendinden sıyrılmadan önce gün ortasında Özen Pastanesi’ne serecek postu mecburen. İlhan Berk, Necati Cumalı, Oktay Akbal, Kenan Harun ve Ahmet Oktay var masada; Özen’e gidilmiş, çaylar kahveler içilmiş, keyifler cilalanmış halde Çankaya’ya doğru yürürken şiirler okunmaya başlamış tayfa yol boyunca. Ahmet Oktay’a da söylemişler, “hadi bakalım sen de bir şiir oku” demişler elbet. Ağabeylerinin yanında mahcup olmak istememiş genç şair. En güvendiği dizelerin olduğu bir şiirini okumuş oracıkta, yazdıklarına kendi bile bayılıyor. Daha belalı değil sokak muharebeleri seni sevmekten Nereden baksan bıçkın dizeler, nereden baksan aşkla yazılmış belli. Abiler de beğeniyor bu dizeleri hani. Sırtını sıvazlamıyorlarsa da onun gibi bir şey. Fazla değil ..]]> Sun, 20 May 2018 03:00:12 +0300 Ülkü Tamer ile Ören’de bir gün https://www.evrensel.net/yazi/81408/ulku-tamer-ile-orende-bir-gun https://www.evrensel.net/yazi/81408/ulku-tamer-ile-orende-bir-gun? küçük İskender, Özdemir İnce, Ahmet Erhan, Nihat Behram, Metin Cengiz, Süreyya Berfe, Hüseyin Yurttaş, İsmail Uyaroğlu, Turgay Fişekçi ve en nihayet Ülkü Tamer… Yukarıda adları yazılı on şairin ortak özellikleri Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü almış olmaları. Sennur Sezer, Egemen Berköz, Eray Canberk, Refik Durbaş, Leyla Şahin ve Enver Ercan’ın jüri üyesi oldukları ödül on yıl boyunca Türkiye Yazarlar Sendikası ve Milas Belediyesi’nin ortak girişimiyle, aynı zamanda adına bir park olan Melih Cevdet’in Büyükada’dan sonra yaşadığı Ören’de yapıldı. 2014 yılında Melih Cevdet Anday Şiir Günleri’ne katılmak için Türkiye Yazarlar Sendikası’nı temsilen Ertan Mısırlı ve Nurullah Can’ın yanında ben kulunuz da vardım. Daha önce Suna Anday ile Ören’de yapılacak şiir günlerinin..]]> Sun, 06 May 2018 04:15:06 +0300 Şairden argoya hayat https://www.evrensel.net/yazi/81323/sairden-argoya-hayat https://www.evrensel.net/yazi/81323/sairden-argoya-hayat? Uzun boylu sokaklar içinde birikenleri sustukça, yağmurun yıkadığı kaldırımlar da yanıtsız kalıyor. Sürünerek temizliyor yağmur kendinden öncekini. Yanıt bekleyen mevsimler, içe kapalı sorular ve siyah bir tortu birikiyor saklısında insanın. “Bir mevsim daha çıktı hayatımdan Dolapları karıştırıyorum, eski sandıkları Elimde kalan, yüzlük ninemin kırkında bükülmüş beli Dikiş tutmayan epreli ipekliler usulca okşuyor ellerimi” Biri Yitik İki Ülke’nin şairi Soysal Ekinci “Yıkıntılar Altında” başlıklı şiirinde hayatından çıkan bir mevsimle başlıyor sözü kusmaya. Adını koymuyor o mevsimin; sonbahar ya da kış demiyor, sadece hayatından çıktığını sezdiriyor bize. Umutsuzluk da giriyor şiirin içine, sefalet de, sonra olgun nar taneleri, domates çekirdekleri, uykusuz sabahlar neden sonra dizeler boyu. Bir yerde Ritsos giriyor şiire, daha..]]> Sun, 22 Apr 2018 04:15:46 +0300 Aşık ve militan şair https://www.evrensel.net/yazi/81264/asik-ve-militan-sair https://www.evrensel.net/yazi/81264/asik-ve-militan-sair? İyi gününde ve dar gününde şiirin, öykünün, mektubun ve hatta radyo tiyatrosunun satırlarında kostak dolaştı Ruşen Hakkı. Yoksulluk ve onurla yaşayan insanlar adına yazdı daima. Onlar için grev çadırlarında şiirler okudu, gecekondularında yaşadı. Gazetecilik zamanlarını da onlar adına sürdürdü. Nerede bir genç şairin kitabı çıksa, Özgür Kocaeli gazetesindeki köşesinde o şaire bir selam yolladı Ruşen Abi. İçinden tren geçen kentler vardır, içinden nehirler geçen kentler, içinde denizi saklayan kentler vardır, içini ormana misafir eden kentler… Bir de içinde şair ağırlayan kentler vardır; o şairle adı anıldıkça saçlarına rüzgar değen kentler, o şairle adı anıldıkça sözcüklerin ezberini bozan kentler... İzmit Ruşen Hakkı, Ruşen Hakkı İzmit’tir. İzmit’in içinden 110 yıl tren ge&ccedi..]]> Sun, 15 Apr 2018 04:05:19 +0300 ‘Sen de cüce şairsin’ https://www.evrensel.net/yazi/81184/sen-de-cuce-sairsin https://www.evrensel.net/yazi/81184/sen-de-cuce-sairsin? “İstiklal Caddesi, henüz bankaların, birahanelerin, lahmacun salonlarının işgaline uğramamıştı. Küçük Amerikanlaşıyorduk beş altı yıldır ve kimse, toplumsal ve kültürel değerlerin erozyona uğrayacağını, siyasal patlamalar olacağını, gencecik insanların öldürüleceğini ve öleceğini aklının ucundan bile geçirmiyordu. Beyoğlu tıpkı bugünkü gibi Babil Kulesi’ydi. Ama daha az taşralıydı: dükkânlardan ‘Caddei Kebir’e canhıraş şarkılar yansımıyor, yağ kokuları insanın burnunun direğini kırmıyordu.” Ah, canım Ahmet Oktay 1960’lı yılları Gizli Çekmece kitabında böyle tarif ediyor. İstiklal Caddesi’nin kalabalığından ve sakinliğinden yürüyen edebiyatçılar ve tiyatrocular geceye hazırlık için Kulis Bar’a gidiyorlardı yavaş yavaş. Edip Cansever, Ahmet Oktay, Özdemir Asaf, Erol Günaydın, Ümit Yaşar, Fethi Naci, Asaf ..]]> Sun, 01 Apr 2018 04:59:21 +0300 'Putları yıkıyoruz' https://www.evrensel.net/yazi/81081/putlari-yikiyoruz https://www.evrensel.net/yazi/81081/putlari-yikiyoruz? 1929 yılı. Genç Nâzım ne yapsın, oradan oraya süren tutukluluk günlerinin ardından tahliye olup İstanbul’a geldiğinde işsizdi elbette. Sovyetler Birliği’nde evlendiği Dr. Lena ile bir hayat kurmak için çırpınıyordu ama eşinin Türkiye’ye girmesi, bürokrasinin hengameli engellerini aşamıyordu bir türlü. 1929 yılının nisan ayında Resimli Ay dergisinden içeri girdiğinde Türkiye edebiyatında yeni bir dönemin açılacağını, kavgaların büyüyüp “Putları yıkıyoruz” kıvamına geleceğini düşünmüyordu kimse belki de. Resimli Ay ve Resimli Perşembe dergilerinde işe başladı Nâzım. En azından ilk zamanlarında düzeltmenlik ve teknik sekreterlik yapıyordu. Derginin matbaa işlerine de koşuyordu genç şair, sayfanın durumuna göre desen ya da resim de çiziyordu. Ara ara yaptırdığı çeviriler derginin başına iş açıyor, Sab..]]> Sun, 18 Mar 2018 04:00:12 +0300 Evsiz yazar https://www.evrensel.net/yazi/81041/evsiz-yazar https://www.evrensel.net/yazi/81041/evsiz-yazar? Merdivenleri tırmanıp dördüncü kata çıktıktan sonra, Papirüs’ün kapısını araladı Muzaffer Buyrukçu. Cemal Süreya’dan başka kimse yoktu içeride, derginin o sayısını paketliyordu şair. Abonelere gönderilecek dergileri hazırlıyordu. Dergicilik dördüncü kattaki bürodan abonelere dergi göndermek değil midir biraz da? Yazar Buyrukçu şekerli kahvesini yudumluyordu, şair Süreya şekerli çayını... Ankara’dan konuştular, işten bahsettiler, geçim sıkıntısından, dergilerden, yeni çıkan kitaplardan... O günlerin akşamında bir meyhaneye çöküp dirseklerinin nasırına abanarak uzun uzun susmaktan konuştular belki de. Buyrukçu’ya gene Ankara yolları görünmüştü. Yoksulluğunu koluna takıp gitmişti kentten. Kalacak yer bakıyordu Ankara’da ama ne mümkün. Nakil edildiği kentte geçinmesi ne mü..]]> Sun, 11 Mar 2018 04:57:37 +0300 Sizin hiç canınız sıkılmıyor mu? https://www.evrensel.net/yazi/80986/sizin-hic-caniniz-sikilmiyor-mu https://www.evrensel.net/yazi/80986/sizin-hic-caniniz-sikilmiyor-mu? Yorgun bir gülün sabahına uyanıp telaşı emen pencerelerden güne baktığımızda, umudu çoğaltmanın düşleri büyüyor sokakta. Uslanmaz ve biçim bulmaz bir öfkenin koynunda biriken ne varsa yerinde duramayan bir tılsımla emanet ediyor kendini sabaha. Kırgın bir yalnızlık büyüyor orada; bakışını kendine saklayan hatta içine gömen bir suskunluk. Bir sözcüğe dokunsan yangın çıkacak sanki. Bir sözcüğün saçlarını taramaya kalsan aynalar bakacak yüzüne. Çekip kendini kendi içinden çıksan turnalar kanat çırpacak göğe. Bir salkım üzümün gecede çoğalan tadı duruyor damaklarımızda. Bir sürgünden yeni dönmüşüz ama adımlarımız tenha evin içinde. Aydınlanmasını beklediğimiz gün buğulanıyor gittikçe. Metruk bir bina, eski uğultusunu, uykusunu ve rüyasını bekliyor sanki. Su sesin..]]> Sun, 04 Mar 2018 03:34:52 +0300 Sürgün kediler gazeli https://www.evrensel.net/yazi/80949/surgun-kediler-gazeli https://www.evrensel.net/yazi/80949/surgun-kediler-gazeli? Çok eski bir şarkının saçlarını tarıyor rüzgar sanki. Uzağa dair ayrıntıları sürükleyip yeni sorularla harmanlıyor nedenlerini. Uzun susmalara ve dinlenip yeniden susmalara açıyor kapısını sözcükler. Komşular eski. Erik ağacı susuyor orada, az ileride yaşlı bir kiraz ağacı soluklanıyor. Nasıl da mahcup yal-nızlığından. Oysa dokunmanın ve çiçek açmanın şarkısı büyüyor dallarında. Uzun saçlarını geceye armağan eden bir şairin çocukluğu eskiyor fotoğraflarda. Rüzgardan ödünç bir suskunluk büyütü-yor. Uykuyla uyanıklık arası Mardin’den ödünç bir şişe şarapla zamana dokunuyor. Orada gülümsüyor kediler, Frida Kahlo ve şiir kitapları. Bardaktaki suyu üzmekten çekinen insanların dünyasına kusulan öfke tasarlanıyor az ileride. Tank paletlerine methiye dizmek için sıraya giren güruh aşkı ve..]]> Sun, 25 Feb 2018 04:15:49 +0300 Üç şair üç durum: Yaşlılık, tutukluluk, çevirmenlik https://www.evrensel.net/yazi/80905/uc-sair-uc-durum-yaslilik-tutukluluk-cevirmenlik https://www.evrensel.net/yazi/80905/uc-sair-uc-durum-yaslilik-tutukluluk-cevirmenlik? YAŞLILIK El ele tutuşup Bahariye’deki evlerinden Kadıköy’e indi eşinin yanında Melih Cevdet. Güneşli bir gün müydü, kapalı mıydı hava bilmiyorum. Yağmur ya da kar olmadığı kesin. Yolda yürürken balkonlardaki saksılara baktılar mı, eskicilerin sesleri çalındı mı kulaklarına buna da emin değilim. Geçerken hani bir sahafa uğradılar belki, ne var ne yok bir göz atacaktı ama acelesi vardı ikilinin. İstanbul’a gideceklerdi. Tıpkı bugün Silivri dolaylarından olduğu gibi, Kadıköy yakasından karşıya geçmenin adı “İstanbul’a gitmek”ti. Vapur yerine dolmuşu tercih ettiler. Boğaz Köprüsü’nden geçip Taksim’e çıkacaklar, İstanbul’da olmanın sevincini yaşayacaklardı. Belki bir meyhaneye oturup arkadaşlarıyla sözcükleri yoracaklardı, bir film gelmişti kente, falanca mağazaya yeni ürünler ya da boşluk nedendi evden çı..]]> Sun, 18 Feb 2018 04:57:34 +0300 Yeni Türkü’den Ahmet Erhan’a https://www.evrensel.net/yazi/80857/yeni-turkuden-ahmet-erhana https://www.evrensel.net/yazi/80857/yeni-turkuden-ahmet-erhana? Şiirin, aşkın ve sokakların insana gülümsediği zamanın alnına dokunup Cem Yayınları’ndan içeri girdi Yaşar Miraç. Gencecik bir şairdi ve şiirleri daha yeni yeni yayımlanıyordu Militan dergisinde. Çaylar, kahveler, konuşmalar, sohbetler gelip kitaba dayandı. Yaşar Miraç’a kitabını basmayı önerdi Yayınevi Sahibi Oğuz Bey. İki renkli kapakların üzerinde kendi adını düşündü şair. Ama, dedi, ben yalnız değilim ki, kuşağımdan bir sürü şair yetişiyor ve onların kitaplarını da basmak lazım, kapakları da değiştirmeleri gerektiğini söyledi yayınevine. Şiirin kaderi önceden de böyle miydi diye merak edince hep aynı yanıt çıkıyor karşımıza. Yayınevleri hani biraz da prestij olsun diye kapılarını aralıyor şaire. Kuşağının şairleriyle değil, Yaşar Miraç’la ilgilendiğini söyledi Oğuz Aktan. Kapakları değiştirmeyecekti, kabul etmesi durumunda bir sonraki yılın sonlarına d..]]> Sun, 11 Feb 2018 04:43:49 +0300 ‘Devrim Deniz’in çocukluk resmidir’ https://www.evrensel.net/yazi/80812/devrim-denizin-cocukluk-resmidir https://www.evrensel.net/yazi/80812/devrim-denizin-cocukluk-resmidir? Zaman fotoğrafların içinde saklı kalan günlerin toplamıdır belki de. Geçmişle şimdi arasında kurulan bağ, baktıkça yeşeren bir bahçenin hevesi gibi gülümsüyor insana. Bazen buruk anılar, bazen afili cümleler, bazen unutulmuş ayrıntılar çıkıyor gün yüzüne. İşte orada güneşe ve doğaya kendini emanet etmiş çocuklar yayılmış bir okulun bahçesine. Kimi gururlu, kimi kendinden emin, kimi düşünceli, saklı kalmaya çalışıyor kimi. Dışarıdan gelip toplama dahil olanlar da var, olur. Göğe bakanlar ve gruptan ayrı durmaya çalışanların da olduğu gibi, neden olmasın. İşte bir fotoğraf, tanıdıklar, adını bildiklerimiz, “Sürdürülen bir şarkının tarihi” Ahmet Oktay kitabı belki de bir fotoğraftan almıştır adını. Bir okul bahçesinde olmasa da memleketin potin koktuğu bir fotoğraftan, neden olmasın. Bu fotoğraf da Ahmet Oktay kitabının öns..]]> Sun, 04 Feb 2018 04:15:37 +0300 Yeditepe’den insan manzaraları https://www.evrensel.net/yazi/80771/yeditepeden-insan-manzaralari https://www.evrensel.net/yazi/80771/yeditepeden-insan-manzaralari? Garip’in kapağını da yapmışlığı vardı elbet, Balkıs’ın da. Öfkeyle ve kısa sürede okurdu gazeteleri Agop Arad. Yüksek sesle okuduğu manşetlerle dalga geçer, kısa sürede savurup atardı elindekini. Sigarayı bırakırdı sık sık. Ağzında boş bir ağızlıkla dolaşırdı o zaman. Muzaffer Burukçu, Agop Arad’ı görmek üzere Tarabya’daki evine gitti, onu evde bulamayınca top sahasına çevirdi yolunu. Don atlet sahanın içindeydi Agop Arad, ha bire düdük öttüyordu. O düdük çaldıkça, “Yaşşaa baba!” nidaları yükseliyordu seyirciden. Yeditepe Yayınları’nın kitap kapaklarını yapıyordu Agop Arad. Çeşitli gazetelerin başlıkları için resim çiziyordu ayrıca. Sait Faik, Yeditepe’nin kapısından içeri girip Hüsamettin Bozok’a elindeki ilaç şişelerini göstererek konuşmaya başlamıştı. “Otuz lira ver de..]]> Sun, 28 Jan 2018 04:55:47 +0300 ‘Tevfik Fikret’in şiirlerini yakmak lazım’ https://www.evrensel.net/yazi/80719/tevfik-fikretin-siirlerini-yakmak-lazim https://www.evrensel.net/yazi/80719/tevfik-fikretin-siirlerini-yakmak-lazim? Kâmuran Demir kaleminin ucunu yontup Yeni Sabah gazetesinde “Şair Tevfik Fikret’in Eserlerini Yakmak Lazım” başlıklı bir yazı yazdı. Fikret’in insana ve doğaya dair düşüncelerine, devrimci duruşuna, fikirlerine, kişiliğine ve kısaca bütün hayatına bir saldırıydı açıktan açığa. Bir kere Tevfik Fikret ateistti. Ona karşı hücumun esas tezlerinden biri dindar olmaması bir diğeri de milliyetçiliğe yüz vermemesiydi. Kanıtsa kanıt ortada işte Amerikalıların açtığı Amerikan Kolejinde yıllarca öğretmenlik yapmamış mıydı? Böyle bir şairin şiirlerinin okunuyor olmasından daha büyük tehlike ne olabilirdi ki? Fikret’in şiirleri okunmamalı, kitapları toplatılıp yakılmalıydı. Hey gidi 1940 hey… Mesele kısaca şöyle özetlenebilir: İkinci savaşa girmemiş olan Türkiye, açıktan ya da gizliden, Almanya’yı zaten destekliyordu. Nazi rejimi memleketin gazet..]]> Sun, 21 Jan 2018 03:23:56 +0300 Bir şiirin yitik öznesi https://www.evrensel.net/yazi/80675/bir-siirin-yitik-oznesi https://www.evrensel.net/yazi/80675/bir-siirin-yitik-oznesi? Zaman geçip giderken geride bıraktığı tortuda sorular da bırakıyor. Ayrıntıları kurcaladıkça yeni insanlar çıkıyor karşınıza. Onların hayatı ve hikayeleri geçmişin arşivinde saklı kalmasa keşke. Kimse tutamaz artık bu yoksul ölüyü Üstünü çizdirtip kütükten düşürsek bile Andıkça kahreder bizi anıları Her gece rüyalarımıza girer Bütün kazıklarımız sökülür birer birer Soysal Ekinci’nin “Biri Yitik İki Ülke” adlı Bütün Şiirler’i için çalışmaya başlarken, bir yandan da kitaplarına girmemiş, dergilerde kalmış şiirleri var mıdır, diye kütüphanelerde araştırmalar yaptım. Dönemin dergilerini kurcaladım bir zaman. Mümkün olan en iyi haliyle yayıma hazırlamak üzereyken, burnumuzun dibinde, Evrensel Kültür dergisinde buldum bir şiirini. Daha önce yayımlanmış kitaplarında..]]> Sun, 14 Jan 2018 04:15:15 +0300 İğneli Fıçı’dan günümüze https://www.evrensel.net/yazi/80631/igneli-ficidan-gunumuze https://www.evrensel.net/yazi/80631/igneli-ficidan-gunumuze? Vapura binip Türkçe’nin dışında herhangi bir dille konuşanlara müdahalede gecikmediler. Rumca, Ermenice, Yahudice ya da Kürtçe konuşanların eline “Vatandaş Türkçe konuş” başlıklı kartlar tutuşturuluyordu. Aynı şey sokaklar için de geçerliydi ve herkes Türkçe konuşmalıydı. Egemen ulus olanaklarını tümüyle kullanıp Türkçenin dışında yazılmış bütün dükkan tabelalarının sökülmesi için milliyetçi bir havayla şişiriyordu nefret balonunu. Yabancılar ve azınlıklar için Türkiye’de yaşamak gün geçtikçe güç bir hale geliyordu. Aynı güruh Türk olmayanların devlet dairesinde işe alınmamasını istemekle kalmıyor, vergilerinin artırılması için de çırpınıyordu kuşkusuz. Alman askerlerinin Stalingrad duvarına çarptığı yıllardı. Faşist ordu büyük bir gurur ve haşmet..]]> Sun, 07 Jan 2018 04:55:55 +0300 Kaç Saat'iz kendimize? https://www.evrensel.net/yazi/80582/kac-saatiz-kendimize https://www.evrensel.net/yazi/80582/kac-saatiz-kendimize? Geniş ovalara bakıp yağmura hayret etmeyeli kaç zaman geçti? Bakın işte az ileride yemyeşil ağaçlar ışıldıyor ıslak yapraklarıyla. Orada umudu yeşerten bir yazarın çocukluğu ve gençliği giriyor söze. Arkadaş olmanın sözcüklerini çoğaltarak yazmanın tılsımından söz ediyor satır aralarında. Voltaya çıkıp zamanı törpüleyen insanlar var orada. Yağmura hayranlıkla bakmanın pencerelerinde parmaklıklar çoğalıyor. Kendi varlığını korumak için öç yasalarıyla kapıları kilitleyen devletin avlularında gün ışığını adımlamanın izne bağlı olduğu saatleri bekliyor bir yazar. Belki meyve veren bir ağacın dallarına dokunmayı özledi yıllar yılı. Belki salıncakta bir çocuğun sevincini duyumsamak için bekledi onca zaman. Işıklı manav tezgahlarına uyanan bir sabahı özledi belki. Uzun uzun yürümenin adımlarını nereye koydu onca zaman kimbilir. Voltada karşı..]]> Sun, 31 Dec 2017 04:53:32 +0300 Diyarbakır 1950 https://www.evrensel.net/yazi/80395/diyarbakir-1950 https://www.evrensel.net/yazi/80395/diyarbakir-1950? “Canımı dilekçeme pul olarak yapıştırdım,” demişti açlık grevine başladığında Nâzım. 12 yıldır içerideydi. Türk Harp Okulu Komutanlığı Mahkemesi ve Donanma Komutanlığı Mahkemesinin toplamda 28 yıl 4 ay olarak bağladığı cezayı yatıyordu. Nâzım’ın açlık grevine başlamasıyla oluşan kamuoyu kısa sürede destek eylemlerine başladı. Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat üç gün destek için açlık grevi yaptı. 141-142 mağdurları olarak Nevşehir Cezaevinde yatan tutsaklar Kemal Tahir’in yönlendirmesiyle açlık grevi kararı aldılar. Bedri Rahmi, Vâlâ Nurettin, Cahit Sıtkı, Adnan Saygun, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Sadun Aren, Güzin Dino gibi isimler bir imza kampanyası başlatarak açlık grevindeki şaire destek olmak için kolları sıvadı. Ve bunun dışında Türkiye’de ve dünyada çeşitli biçimlerle destek yağdı Nâz..]]> Sun, 03 Dec 2017 04:15:22 +0300 Yangın yerinden mahkemeye verilen yazar https://www.evrensel.net/yazi/80355/yangin-yerinden-mahkemeye-verilen-yazar https://www.evrensel.net/yazi/80355/yangin-yerinden-mahkemeye-verilen-yazar? Fatih yangın yerinde üç haftalık bir çocuk bulunmuştur. Göğsündeki yaftada Müslüman olduğu, adının Mehmet Şeyda olduğu yazılıdır. Bedbaht ana, bulanın, çocuğu darülacezeye, kimsesizler yurduna bırakılmasını rica ediyor.” Bir batılılaşma hevesinin alıp başını gittiği iddia edilebilir, evet. Osmanlı’dan devşirme aydınlar, yüksek rütbeli subaylar, memurlar ve hocalardan oluşan yeni meclisin üyeleri “önemli değişimler” yapacaklarını düşünüyorlardı; ama ortada bir devrim düşüncesinin olduğunu dile getiremezdi kimse. Mustafa Kemal’in etrafındakiler “yeni Türkiye”den bahsediyor, halkçılıktan dem vuruyorlardı. Dönemin Adliye Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) handiyse sınıfsız bir toplum hevesiyle dile getirir gibiydi düşüncelerini ama öte yandan meclis üyeleri işçi ve köylülerin sıradan, basit haklarını sav..]]> Sun, 26 Nov 2017 04:57:19 +0300 Komünizm hayranı deli https://www.evrensel.net/yazi/80303/komunizm-hayrani-deli https://www.evrensel.net/yazi/80303/komunizm-hayrani-deli? 1952 yılı haziran ayı sonları. O sabah evinden çıkıp Sovyet sefarethanesi önüne gelen Vartan Aşıkyan, elindeki Stalin posteriyle sosyalizm lehinde sloganlar atmaya başladı. Kısa sürede etrafına kalabalık toplandı terzilik mesleği yapmakta olan Vartan’ın. Kimi merakla, kimi öfkeyle baktı ona. Bir gün sonraki gazetelerden bazıları polisin olaya müdahale etmesiyle Vartan’ın linçten kurtulduğunu yazdı. Borç harç devam ediyordu Yüksekkaldırım’daki terzilik mesleğine. Hani çorba kaynıyordu evde, yakın zamanda evlenmişti ve bir çocuğu vardı bu evlilikten. İşler tersine gitse de el emeği, göz nuru geçinip gidiyordu işte. İçinde kaynayan neydi, neden o sabah sokağa çıkıp işe gitmek yerine Sovyet sefarethanesinin önünde aldı soluğu bilmiyorum. Kurcaladığım kaynaklar da yanıt vermiyor bu soruya. Ama biraz geçmişe gidip yanıt aradığımızda olan bitene anla..]]> Sun, 19 Nov 2017 03:37:53 +0300 Kapış kapış Manifesto https://www.evrensel.net/yazi/80259/kapis-kapis-manifesto https://www.evrensel.net/yazi/80259/kapis-kapis-manifesto? Sakinliği delip geçen bir kalabalık var olmasına var ama alışık olduğumuz türden değil. Olması gerektiği gibi bir yandan; öte yandan anlamından uzak olduğu yadsınamaz. Geçtiğimiz mayıs ayında yapılan Malatya Kitap Fuarından bahsediyorum. Onlarca metre uzayan imza kuyruklarının arkasında genç yazarlar huşuyla imzalıyor kitaplarını. Jöleli saçları, enteresan yüzüklerle dolu parmakları ve fiyakalı kalemleriyle okura yetişmeye çalışıyorlar. Kim bunlar, ne yazmışlar 15-20 baskı yapan kitaplarından neden haberimiz yok; cahillik bizde baki mi yoksa zaten olması gereken olduğu için mi haberimiz yok olan bitenden. Bir yanda uzayıp giden imza kuyrukları, hayran kalabalığının heyecanlı bekleyişleri ve çığlık çığlığa mutluluğu; öte yanda boşluğu bekleyen kitap rafları. Sermayenin beslediği yayınevlerinin önleri bomboş. Çağdaş edebiyatımızın usta yazarlarının yüzüne bakan yok. Kala..]]> Sun, 12 Nov 2017 04:15:15 +0300 1951 berbattı dostum https://www.evrensel.net/yazi/80208/1951-berbatti-dostum https://www.evrensel.net/yazi/80208/1951-berbatti-dostum? Zamanı ne kadar geri sarsak anlatılacak mesele çoğalıyor. 1946 tutuklamalarını aklımızda tutup ne kadar gazeteci, yazar, şaiir, aydın varsa içeri atıldıklarını anımsayalım şimdilik. 1946 tutuklamalarından sonra kısa bir süre kesintiye uğradıysa da dergicilik ve yayıncılık hayatı devam etti Türkiye’de. Mehmet Ali Aybar “Hür” ve “Zincirli Hürriyet”, Aziz Nesin “Baştan” ve “Yeni Baştan”, Barış Severler Derneği “Barış”, Rasih Gürhan “Nuhun Gemisi” adlı dergi ve gazeteleri çıkardı. Dergi ve gazeteleri farklı olsa da demokratikleşmenin vazgeçilmezliği ve ABD yardım programlarının ülke bağımsızlığı için tehdit oluşturduğunu yazıp çizdiler. Dönemin iktidarı durur mu? Binbir dalavereyle susturdu muhalif bütün sesleri. Markopaşa’yı Merhum Paşa, onu da Malûm Paşa izledi. “Hür” kapanınca Aybar, İzmir&..]]> Sun, 05 Nov 2017 03:02:30 +0300 Kitaba yasak, çiçeğe tank! https://www.evrensel.net/yazi/80165/kitaba-yasak-cicege-tank https://www.evrensel.net/yazi/80165/kitaba-yasak-cicege-tank? Sabahattin Eyuboğlu ile Vedat Günyol kafa kafaya verip Gracchus Babeuf’ten “Devrim Yazıları” adlı kitabı Türkçeye çevirdiler. 1964 yılında Çan Yayınları’ndan çıkan kitap kısa süre sonra yasaklanarak toplatıldı. O sıralar Edebiyatçılar Birliğinin başkanıydı Melih Cevdet Anday. Akşamın bir vakti Sabahattin Eyuboğlu’nun evinde bir araya gelip kitabın toplatılmasını ve mahkeme sürecini konuştular. Hüküm giymeleri durumunda Trabzon Hapishanesine gitmesini söylediler Sabahattin Eyuboğlu’ya. Ki Eyuboğlu Trabzonluydu. Kitabın toplatılıp çevirmenlerinin mahkemelik olması üzerine şakalar yapıp evlerine dağıldıklarında mesele iyiden iyiye sorun haline geldi Melih Cevdet’in kafasında. Bir yazar örgütünün başkanı olmanın yanı sıra aydın kişiliği bu haksızlığı kaldıramıyordu. Nereden baksan kültürel zenginlik olarak adlandırılabilecek &cc..]]> Sun, 29 Oct 2017 03:07:16 +0300 Kamçılanma Mesafesi’nin kaçak yazarı https://www.evrensel.net/yazi/80073/kamcilanma-mesafesinin-kacak-yazari https://www.evrensel.net/yazi/80073/kamcilanma-mesafesinin-kacak-yazari? Elden ele kitapların alınıp verildiği yıllar. Nereden geldiği, kimin kitaplığından alındığı bilinmeyen kitapları okuyor arkadaş grubundakilerle. “Seni Halk Adına Ölüme Mahkum Ediyorum” geliyor o gün, üç gün sora Nâzım’ın şiirleri konuk oluyor. Okuduğunu değiş tokuş ediyor arkadaşlarıyla. Kayseri’de Sağlık Meslek Lisesinde yatılı okuyor kahramanımız. O hafta sonu “evci” çıkmış; annesinin yemekleri, evin sakinliği, babasının uzaktan uzağa sevecenliğine gideceği için mutlu gene. Bir de kıpır kıpır içi, o yıl tatil gününe denk geliyor 1 Mayıs kutlamaları. Mutlaka katılacak. 14-15 yaşlarında, lise birinci sınıfta okuyor ve muhtemelen 1975 yılı. Dolmuşa biniyor Talas’tan başlayacak olan yürüyüşe gitmek için o sabah. 1 Mayıs’a gidecek. Homurtuyla ilerleyen dolmuş bir sonraki durakta el eden babasının önünde duruyor. Heyecanlanıyor, seviniy..]]> Sun, 15 Oct 2017 04:56:57 +0300 Üvercinka çalan şair? https://www.evrensel.net/yazi/80026/uvercinka-calan-sair https://www.evrensel.net/yazi/80026/uvercinka-calan-sair? Doğum yeri Erzurum’un Horasan ilçesi. Bir trenle başlayan yolculuğu çocukluğunun inanılmaz hikayeleriyle canlı hâlâ zihninde. Üç gece, dört gün sürdü Erzurum’dan kalkan trenin İzmir’e varması. Yorgunluğunu dinlendirdi annesinin dizlerinde. Kardeş sevgisini duyumsadı. Ha deyince ulaşmak kolay mı kentten kente; Eskişehir’de aktarma yaptı tren. İnanılmaz bir şaşkınlıkla etrafına bakıp istasyonları anlamaya çalıştı ve insanların telaşına konuk oldu çocuk Refik. Refik Durbaş’ın çocukluğu ve gençliği İzmir’de geçti. İlkokulu İzmir’de bitirdi. Su işlerinde çalışan babasının görevi gereği Salihli’de okudu ortaokulun ilk iki yılını. Uçurtmalarını Salihli’nin göğüne konuk etti bir zaman. Uçurtma dediysek kağıttan yapılma, ipi makaradan mütevellit. Üçüncü sınıfta İzmir’e g..]]> Sun, 08 Oct 2017 05:00:07 +0300 Kürdün Meyhanesi'nde beş parasız https://www.evrensel.net/yazi/79977/kurdun-meyhanesinde-bes-parasiz https://www.evrensel.net/yazi/79977/kurdun-meyhanesinde-bes-parasiz? C. Hakkı ZARİÇ Kürdün Meyhanesi’nde üçü aynı masadaydı: Orhan Veli, Fahir Aksoy ve parasızlık. Yaprak dergisini yeni çıkarmaya başlamıştı Garipçiler. Arada Nahit Hanım’ın çaktırmadan ya da alenen yardımları oluyordu ama, parasızlık eskimeyen bir kardeşlikle yanından ayrılmıyordu Orhan Veli’nin. Ankara meteliğe kurşun atmak için ne güzel bir gerekçe. Büyük Postane’de dergi adına bir posta kutusu kiralamıştı şair. Arada yokluyor gelen yazı ve şiirlere göz atıyor, para gönderen de olmuş mu diye içten içe umutlanıyordu. Gazeteci Fahir Aksoy ile Kürdün Meyhanesi’ne tüneyip sirkeden hallice şaraplarını içiyorlardı. Meze desen leblebi ile bayırturpundan ibaretti masalarında. Sinirleri gergindi ikisinin de, çünkü ceplerinde para yoktu ve meyhaneciyle araları açık olduğundan “Sonra veririz” d..]]> Sun, 01 Oct 2017 04:15:13 +0300 Vay sen misin dergi çıkaran? https://www.evrensel.net/yazi/79931/vay-sen-misin-dergi-cikaran https://www.evrensel.net/yazi/79931/vay-sen-misin-dergi-cikaran? Ortaokul arkadaşları kafa kafaya verip düşünmeye başladılar. Suat Taşer ile Mehmed Kemal ne yapacaklarını konuşuyorlardı Taş Mektep’te. Yazıyorlardı ama ciddiye alındıkları yoktu. Şiirlerini kimse yayımlamıyor, hatta yüzlerine bakan bile olmuyordu. Bu işin bir çıkar yolu olmalı, şiirleri gün yüzüne çıkmalı ve okurla buluşmalıydı. Kaçarı yok, kendi dergilerini çıkaracaklardı. Dergicilik tarihimiz “Genç şair ve yazarlara kapımız her zaman açıktır,” iddiasını taşımıştır. Genç şair ve yazar adayları o kapıları bazen “Ne göndersek basılır” nidalarıyla zorlamış olabilirler. Gençlere kapı açmanın fiyakasıyla başı dönen dergilerin birçoğu zaten iddiadan ibarettir. Genç şair ve yazarlara hangi derginin kapısı kapalı olabilir ki, ne hakla? İki kafadar harçlıklarını biriktirmeye başladı, paraları denkleştirip lastik harfler aldı ve m&u..]]> Sun, 24 Sep 2017 05:00:02 +0300 ‘Beni öp sonra doğur beni' https://www.evrensel.net/yazi/79894/beni-op-sonra-dogur-beni https://www.evrensel.net/yazi/79894/beni-op-sonra-dogur-beni? Koşulsuz sevginin nefes aldığı tek yer orası, evet. En korunaklı, en huzurlu, en sakin sığınak anne. İlk evimiz. İlk soluğumuz. İlk sesimiz. Sonra işte dünya, zaman ve hengame. Bitimsiz bir şarkı, uysal bir orman ya da bahar dalı. Sabahın kollarına uyanmanın sesi. Dizde, dirsekte ve zamanla kalpte açılan yaraları onaran insan. Biz uyurken, yani ertelemişken dünü ve hazırlanırken sonraya, saçlarımızda dolaşan bir elin huzuru. Gitsek, nereye kadar? Öncesiz olmamız mümkün değil. Üstelik sonsuzlukla adlandırılsa da sonsuz değil insan; üzülen, özleyen, öfkelenen, soran ve yanıt arayan bir canlı. Herkesin kıymetlisi annesi, herkesin gözlerinde gülen mucize. Siz onu dünyanın varlığına eş tutsanız da hesap defterini kapatmayanlar için yaşadığı sürece endişe nedeni. Bununla da kalsa iyi, öldüğünde toprağın kalbine emanet edemeyeceğiniz ölçüde korku verici bazen. ..]]> Sun, 17 Sep 2017 04:15:36 +0300 Yazar değil at hırsızı https://www.evrensel.net/yazi/79807/yazar-degil-at-hirsizi https://www.evrensel.net/yazi/79807/yazar-degil-at-hirsizi? Sanki dünyanın başka bir yerinden seslenir gibi, olanla olmayanı çarpıp bir senteze varmış da hayatın anlamını çözmüş gibi pozlar. Arkasında kitaplar, çalışma masasında bilgisayarı, kalemleri, açık unutulmuş defterler, notlar poz veren kişinin yazar olduğunu çağrıştırır bize. Genelde balıkgözü objektifle çekilmiş, kuşkulu boşlukları doldurmak için etrafın seyri genişletilmiştir bu pozlarda. Yazar olmak kolay mı? Elleri koynunda bir dalgınlık lazım uzaklara bakmak için. Kimbilir neler düşünüyordur, en iyisi dokunup tılsımını bozmamak. Bakın eli çenesinde dalgınlık da önemli. O el çeneye değecek, başka yolu yok, yazar olduğun nasıl anlaşılır ki başka. “Tamirci Çırağı”nı dinlerken Cem Karaca’ya eşlik eder elbette ama “arkası puslu aynada” değil, boy aynasında tarar saçlarını. Aynanın çerçevesini tarife girişmeyelim..]]> Sun, 03 Sep 2017 05:00:10 +0300 Üvey annenin şairleri https://www.evrensel.net/yazi/79765/uvey-annenin-sairleri https://www.evrensel.net/yazi/79765/uvey-annenin-sairleri? Yakın dönem edebiyatımızın, özellikle de şiirin doğup büyüdüğü ve hatta serpildiği yer sanki ve neden olmasın, hatta olsa kime ne zararı var, Ankara gibi gelir bana. Cumhuriyetin ilanından sonra gelişmeye ve başkent olarak hayata müdahale etmeye başladıktan sonra edebiyat ortamları da nefes almaya başladı Ankara’da. Gazetecilik tarihimiz, Osmanlı’dan günümüze kadar neredeyse İstanbul’la sınırlı. Yerel ve bölgesel gazetelerin dışında çok az sayıda gazete merkez almadı İstanbul’u. Bir zamanların Ankara merkezli Siyahbeyaz gazetesi geliyor aklıma. Ankara’da hayata, iktidara ve devlete tanık olmak hatta maruz kalmak daha bir kaçınılmaz olsa gerek. Nereye baksan bakanlık, az ötede Meclis, ileri gidecek olsan Genelkurmay, dış temsilcilikler falan. Kurum binaları saymakla bitmez. Yaşayan ve yazan kişi sürekli göz göze gelecek ve karşısındaki gücü duyumsayacak..]]> Sun, 27 Aug 2017 04:15:42 +0300 ‘Ben pavyona gidiyorum’ https://www.evrensel.net/yazi/79714/ben-pavyona-gidiyorum https://www.evrensel.net/yazi/79714/ben-pavyona-gidiyorum? Çiçek Pasajı’nın Galatasaray Lisesine bakan köşesinde, Edebiyatçılar Birliğinin lokalinde bir araya gelenler arasında Nihat Behram, Egemen Berköz, Hüseyin Peker ve Refik Durbaş bulunmaktadır. Kadehler boyu uzamaktadır sözcükler. Geceyarısına dayanmış zamanın farkında değil kimse. Herkes bir sonraki kadehi avuçlamanın peşinde. 1967 yılı olmalı, diyor Refik Durbaş o geceyi anlatırken. O sırada uzun boylu bir adam giriyor lokale. Esmer, iri yarı, hırpani biraz. Sessizliğine kattığı bir şişe şarabı yudumluyor masasında. Herkese yakın ama herkesten uzak aynı zamanda. İçiyor ve arada bir Nâzım’ın sözleri dökülüyor ağzından. “Taşlıtarla’daki Ev” romanı aynı zamanda bir mahcubiyet, yerine getirememe, saklayamama üzerine kurulu değil mi? Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sansüre uğrayan ilk roman olduğunu ayrıca belirtelim. Nâzım neresindedir bu romanın ve ..]]> Sun, 20 Aug 2017 05:03:49 +0300 Leblebici batıran kitabevi https://www.evrensel.net/yazi/79667/leblebici-batiran-kitabevi https://www.evrensel.net/yazi/79667/leblebici-batiran-kitabevi? Edebiyat mahfilleri zamanın bir yerinde Kadıköy’de nefes aldı. İlhami Bekir Tez’in Elif Otel’de kurduğu mahfilde çıkardığı “SEK”in de masrafları çıkarılıyordu bir yerde. Cemal Süreya, Hatay Restaurant’ta anıldı bir zaman. Daha çok Beyazıt ve sonrasında Beyoğlu tarafında kurulan mahfillerde bir araya gelen edebiyatçılar, Kadıköy’de de haftalık toplantılar düzenledi. Şair Mustafa Köz, 1996 Aralık’ında kurduğu, Yazı Kitabevi’nde dönemin şair ve yazarlarını bir araya getirdi. Bir salon bir odadan oluşan kitabevinin mutfağından bahçeye çıkılıyor, “gizli bahçe”de yer alan sarmaşık ve yenidünya ağacının altında şiir üzerine söyleşiyorlardı. 90’ların başında Kadıköy ‘de Fırat Kitap Galerisi’de düzenlenen Perşembe Şiir Söyleşileri, Yazı Kitabevi’ne Salı Söyleşileri adıyla taşındı. Fırat ..]]> Sun, 13 Aug 2017 05:00:17 +0300 Edebiyatın ‘ikbal’i https://www.evrensel.net/yazi/79631/edebiyatin-ikbali https://www.evrensel.net/yazi/79631/edebiyatin-ikbali? Zamanın sancısını nerede paylaşabilir ki insan? Bir araya gelmenin ve itiraz etmenin sözcüklerini çoğaltmak için mekana olan ihtiyaç kendini dayattığında mütareke yıllarını yaşamaktadır memleket. Yüksek muallim mektebinde felsefe öğrencisi olan Hasan Âli Yücel ve arkadaşı Hikmet keşfeder İkbal Kahvesi’ni. Nuruosmaniye Camii’nin avlu kapısına denk gelen bir mekandır burası. Dönemin edebiyatçıları, yazarlar, şairleri, aydınları müdavimidir. 1. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç Koryürek, Orhon Seyfi Orhon, Agâh Sırrı Levend gibi isimler ve ayrıca Yahya Kemal müdavimleri arasındadır kahvenin. Savaşın son yıllarında Nâzım Hikmet, Vedat Fıratlı, Vâlâ Nurettin Selçuk gibi isimler katılır kahveye gidip gelenler arasında. “Kaç nesil ve kaç terbiye burada birleşirdi. (...) Baudelaire’in, Verlaine’in, Yahya Kemal’in, Haşim’in, Nedim ve Şeyh Galip’in hayranı genç Dergâhçılar” da kahvenin müdavimleri arasındaydı. “Beş Şehir” kitabında İkbal Kahvesi’nden de bahsetme..]]> Sun, 06 Aug 2017 04:54:01 +0300 Şairin aşk mektupları https://www.evrensel.net/yazi/79592/sairin-ask-mektuplari https://www.evrensel.net/yazi/79592/sairin-ask-mektuplari? Farkında olmadan biriken sözcükleri nereye koyabilir ki insan? “Her sözcük sabah uyandığında acaba bugün bir şiire girebilecek miyim, diye düşünür,” demişti Sezai Sarıoğlu. O sözcük bazen mektuba girmek ister, orada çoğaltır sezgisini ve anlamını. Aceleyle koştuğumuz ve yetişmek için kendimizden zaman çaldığımız yerde telefona sarılıp attığımız mesajlar tutabilir mi mektubun yerini? Beklentinin seyri de değişiyor zamanla. Gelen mesaj sesiyle kalbi irkilenler, umduğu kişinin sözcükleriyle karşılaşmadığında nereye koyuyor içindeki boşluğu? Özensiz bir dalgınlıktan bahsetmiyorum. Gazete sayfalarının köşelerine yazılan mektuplar değil kastım. Anlatmanın başka dili olmadığı zamanlar vardır, ancak ve ancak mektupla anlatılabilecek cümleler bekler kendi zamanını. Bazen gün ışığından korumak gerekir sözcükleri. Yağmurdan ve rüzgârdan sakınmak gerekir onları. Mümkünse gecenin sakinliği en güzel saatlerdir içindekileri dökmek için. Yazmasanız sorun çıkarır sözcükler. Yazmasanız içiniz..]]> Sun, 30 Jul 2017 04:15:45 +0300 Kale duvarındaki edebiyatçılar https://www.evrensel.net/yazi/79545/kale-duvarindaki-edebiyatcilar https://www.evrensel.net/yazi/79545/kale-duvarindaki-edebiyatcilar? Atillâ Özkırımlı’yla Bahçeli Şale Lokantası’nda oturup bira içmişlerdi ama biranın tadını beğenmemişti Muzaffer Buyrukçu. Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü’nde çalışması için Ankara’ya göndermişlerdi Buyrukçu’yu. Mesai bitimine kadar nefes almadan çalışıyor, akşamları Fevzi Çakmak Sokağındaki Sento Oteli’nde kalıyordu. Bir türlü ısınamamıştı Ankara’da yaşıyor olma fikrine. Odasının balkonunda içtiği akşam kahvesinin şekeri bile tatlı gelmiyordu. Yatağına uzanıp kitap okumaya çalışıyor, iki üç sayfadan sonra vazgeçiyordu. Bir yere sığdıramıyordu kendini, yerleşik olamıyordu Ankara’da bir türlü. Sürekli bir kaçma isteği dolaşıyordu içinde. Nuruosmaniye’den Sirkeci’ye doğru yürümeyi, İstanbul’da bıraktığı dostlarıyla sokakta karşılaşmayı özlüyordu. Üç adımda bitiyordu Ankara, Buyrukçu’ya göre. Bir şehre gittiğinde kaybolmak istiyordu ama herkes birbirini kolayca görebiliyordu Ankara’da. Özlem duygusunu törpülüyordu bu. Her geçen gün biraz daha özlüyordu İstanbul’u. Sergi Kitab..]]> Sun, 23 Jul 2017 05:00:17 +0300 Solcu çevrelerle ilişkisi vardır https://www.evrensel.net/yazi/79501/solcu-cevrelerle-iliskisi-vardir https://www.evrensel.net/yazi/79501/solcu-cevrelerle-iliskisi-vardir? Bakaya olduğu için tertiplerinden on gün geç gitti askere Ahmet Oktay. Ne doğru dürüst bot bulabildi ayağına ne de üstüne kamuflaj. Geç gitmenin bütün olumsuzluklarıyla çıktı o sabah eğitim alanına. Sivas 58. Er Eğitim Tugayı’nın Üçüncü Taburu’nda yerini buldu. Ceketinin kolları ve pantolonunun paçaları uzundu, haliyle postalları da. Şarlo’nun bir karikatürüne benzetiyordu kendini bu haliyle. Zamanla yer tutacak, ayağına uygun postallar bulacak, ceket ve pantolonunu üstüne göre bir güzel yaptıracaktı o da ayrı mesele. Tüfeği, teçhizatı yoktu henüz. Eratla sabah eğitimine çıkmış, verilen komutlarla sağa sola dönüyor, yerinde sayıyordu. Dekovil Tepe’nin engebeli arazisinde ayağı kayan asker Ahmet düşmedi ama bu haline bakıp güldü kendine. Bir sehpanın üstüne çıkıp eğitim yapan acemi askerleri gözleyen yüzbaşı yanına çağırdı onu: “Sen, tüfeksiz acemi buraya gel.” Nerelisin, ne iş yaparsın, tahsilin nedir gibi sorular sordu ona. İstanbulluydu, gazeteciydi ve liseden terkti. Gazet..]]> Sun, 16 Jul 2017 04:15:16 +0300 Rıfat Ilgaz’ın portakalları https://www.evrensel.net/yazi/79451/rifat-ilgazin-portakallari https://www.evrensel.net/yazi/79451/rifat-ilgazin-portakallari? Heybeliada’daki sanatoryumdan o gün taburcu edilmişti Rıfat Ilgaz. Üç aydan beri adada verem tedavisi görüyordu ki, oraya da cezaevinden gitmişti. İyi kötü düzelmişti sanatoryumda. En azından düzenli yemek yiyebiliyordu, kendine bakması mümkündü bu şartlarda. Ameliyat olmadan iyileşeyeceğini düşünmüyordu doktoru Tevfik İsmail; ama yanılmıştı. Son kez sırtını dinleyip ciğerlerinin filmine baktıktan sonra taburcu etmişti hastasını. Birkaç parça eşyasını alıp iskeleye indi Rıfat Ilgaz. Lodos yoktu, deniz dalgalı değildi ama vapurlar işlemiyordu… Tan gazetesinin basıldığı günün akşamıydı. Makineler parçalanmış, bobinler denize yuvarlanmıştı. Burhan Arpad’la iki arkadaşının kurduğu ABC Kitabevi de baskından payını almıştı. 4 Aralık 1945 kara bir lekeden ibaretti. Baskından hızını alamayan güruh Taksim’e ilerlemiş, sahibi Rus asıllı bir kırtasiyeye dalarak pahalı dolma kalemleri, koleksiyonları da yağmalamıştı. Ellerinde Türk bayraklarıyla İstanbul Üniversitesi’nin önünde toplanan kalabal..]]> Sun, 09 Jul 2017 04:15:03 +0300 Sönmemiş yangın https://www.evrensel.net/yazi/79409/sonmemis-yangin https://www.evrensel.net/yazi/79409/sonmemis-yangin? Olmamış bir yangının dipnotlarını konuşuyoruz sanki. Ne kibrit çakılmış, ne benzin boca edilmiş, ne insanlar yakılmış gibi. Üstü örtüldükçe sızısı büyüyen bir boşluktan değil, ateş böceklerinin neşesinden bahsediyormuşuz gibi. “Yangın kavmindeniz ne giysek alev” Böyle demişti Hulki Aktunç. “Bir Çağ Yangını”nı geride bırakıp onu Karacaahmet’e yolcu ettiğimizde kurşunkalemler dikmiştik gömütüne. Yangından kalan bir kederle belki, merdivende zamanı bekleyen üç şairin gözlerinde birikenle veda etmişti hayata. Karanfiller emanet edip dönmüştük Kadıköy’ün kalabalığına… *** Eflâtun Cem Güney o gün Yeditepe dergisine gitti. Upuzun boyu, bembeyaz saçları ve korkunç miyop gözleriyle adım attı dergiye. Her zamanki gibi nazik, usul, erkân bilen haliyle oturdu bir sandalyeye. Yakın zamanda gencecik oğlunu ölüm elinden almıştı. Cemal Süreya ile orada tanıştılar. “Sen ne yazarsın, evladım?” diye sordu Eflâtun Cem. “Şiir yazarım, efendim.” diye yanıt verdi Cemal Süreya. Adını yeni ..]]> Sun, 02 Jul 2017 04:53:33 +0300 Haziran bir yaradır şimdi https://www.evrensel.net/yazi/79363/haziran-bir-yaradir-simdi https://www.evrensel.net/yazi/79363/haziran-bir-yaradir-simdi? Orada yeni biçilmiş çimenlerin kokusu yayılırken zamana, oturup güneşin alnında tırpanını masatlıyor şair, eski fotoğrafların arkasına tarih yazıyor. Boşluğa bakıyor biri fotoğrafta, biri atların yelesine tutunmuş gibi, birinin gözünde denizi ilk defa görmenin hayreti, incirden ve zeytinden bahsediyor biri. Kucağında bir demet buğday var, başakları seviyor sanki, toprağın ve suyun içinden geçenleri okumak ister gibi bakıyor kurak tarlalara başka biri. Bıldırcınlardan haber verir gibi tedirgin gözleri, aniden göğe yükselecek bıraksan. Uysal ormanlar uğulduyor gölgesinin düştüğü yerde, evlerin bahçelerine harfler yakıştırıyor. Beklemenin yolculuğuna çıkmış, gitmek ya da dönmek değil meramı. Çakılı kalmanın anlamını soruyor yılkı atlarına. Doğrulup “Aşkın ve Suların Öğleni” için sözcükleri yoruyor. Doğan Ergül zamansız ağaçların çocukluğu gibi tarıyor baharın saçlarını. Az sonra sokakta karşılaşacakmış bir dostuyla sanki. Gözlerini uzağa dikip Kars’tan kalkan bir trenle Haydarpaşa..]]> Sun, 25 Jun 2017 04:54:23 +0300 Ateş hırsızı Sennur https://www.evrensel.net/yazi/79270/ates-hirsizi-sennur https://www.evrensel.net/yazi/79270/ates-hirsizi-sennur? Yokmuşuz ve hiç olmamışız gibi. Bir türküyle yere değmemiş dizlerimiz, radyonun parazitine rağmen sözcüklerin tılsımına dalmamışız; ayrı kederler edinmiş kent, dağınık saçlarımıza yanıt arayan sorular sonrasız ve biçimsiz kalmış sanki. Gidip Marx’ın gençliğine konuk olmalıymışız oysa, beyaz perdeye karşı bir fincan kahve keyfi buğulanmalıymış ellerimizde. Zaman hükmünü yırtmış kumaşların, kaldığımız yerde kalmışız ve aklımızda soru işaretleri “Ateşi Çalmak” üzere sayfalar çevirmişiz. Kalabalık desen değil, karanlık desen müphem; daha çok ahşaba ve toprağa dair sanki. Mermer ve karanfil de payını istiyor üstelik. *** İstanbul kayıp bir mezarlık ya da fiyakasına kayyım atanmış bir bolluk bilmiyor kimse. Surların gerisinde ya da içinde kalan akşamların tedirginliği çoğalıyor avuçlarımızda. Bize bir şairden ödünç kalmış dizelerle dikiliyoruz kente karşı. İçimiz kırık oysaki. Direnmekten ve karşı gelmekten ve üstüne gitmekten ve ısrar etmekten başka her şey yavan; bunu Diyarbak..]]> Sun, 11 Jun 2017 04:56:17 +0300 Açlık grevinden denizin üstüne Nâzım https://www.evrensel.net/yazi/79216/aclik-grevinden-denizin-ustune-n-zim https://www.evrensel.net/yazi/79216/aclik-grevinden-denizin-ustune-n-zim? Türk Harp Okulu Komutanlığı Mahkemesi ve Donanma Komutanlığı Mahkemesi’nin 1938’de verdiği ağır cezalar 28 yıl 4 aya bağlanmıştı ve 12 yıldır hapisteydi Nâzım. Haksız yere hapis yattığı yıllar uzadıkça tahammülü azalan şair için bedenini namluya sürmekten başka yol kalmamıştı. Bursa Cezaevi’nde, 8 Nisan 1950’de ilk açlık grevine başladığında kendisi için endişelenenlere “Canımı dilekçeme pul olarak yapıştırdım,” diyecekti. Suçu sabit olması halinde bile 3-5 yıl yatıp çıkması gereken Nâzım, geriye doğru işletilen kanun maddeleriyle içeride tutulmaya devam ediyordu. Bir “adli hata” sonucu içeride rehin tutulduğuna artık kimsenin şüphesi bulunmayan şairin avukatı Mehmet Ali Sebük’ün Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüşmesi ve durumu açıklığa kavuşturması neticesinde 10 Nisan 1950 Pazartesi günü açlık grevini sonlandırdı şair. Af yasası gündemdeydi… Nâzım’ın açlık grevi yapacağı haberleri öncesinde de konuşuluyordu. Türkiye ve dünyadan destek aldığı gibi dışarı çıkmasına karşı gelenler d..]]> Sun, 04 Jun 2017 06:00:24 +0300 'a'dan 'yeni a'ya https://www.evrensel.net/yazi/79121/adan-yeni-aya https://www.evrensel.net/yazi/79121/adan-yeni-aya? Demokrat Parti büyük umutlarla iktidara geldiğinde dönemin genç edebiyatçıları memlekette artık demokrasi rüzgarları eseceğini düşünüyordu. Umudu diri tutuyor, zaman içinde tırpanlanan hak ve özgürlüklerin artık yaşanacağını konuşuyorlardı kendi aralarında. İşlerin düşündükleri gibi gitmediğini, özgürlük bekledikleri Demokrat Parti’nin her geçen gün karanlığı beslediğini fark ettiklerinde bir araya gelmeye karar verdiler. İşçi sınıfının ve gençliğin biriken tepkisi aynı zamanda karşı bir hareketin doğmasına da neden oluyordu. Bir kısmı İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun edebiyatçılar, aynı zamanda bir gençlik hareketi ve Demokrat Parti’ye karşı koyma girişimi olarak, “a” dergisini çıkarmak için kolları sıvadılar. Edip Cansever, Adnan Özyalçıner, Ülkü Tamer, Asım Bezirci, Onat Kutlar, Demir Özlü, Konur Ertop, Ercüment Uçarı, Hilmi Yavuz ve Doğan Hızlan’ın da aralarında bulunduğu üniversiteli gençler, harçlıklarından 10’ar lirayı bir araya getirdikleri havuzla derginin masraflarını ..]]> Sun, 21 May 2017 05:00:56 +0300 ‘Ağır ol Bay Düzyazı’ https://www.evrensel.net/yazi/79080/agir-ol-bay-duzyazi https://www.evrensel.net/yazi/79080/agir-ol-bay-duzyazi? Üç arkadaş kafa kafaya verip yeni bir dergi çıkarmak için kolları sıvadığımızda 1999 yılının başlarıydı. Gebze cezaevinde, Hasan Basri Ünlü ile yeni derginin nasıl olacağını konuşuyorduk uzun uzun. Avukatımız Fatih Yamen neredeyse her Cuma günü geliyor, dergi sohbetlerine yeni fikirler katarak bizim heyecanımızı artırıyordu. Dergi fikri Fatih’ten çıkmıştı. Görüş saatinin son dakikalarına kadar konuşuyor, farklı bir derginin nasıl olacağına dair kafa patlatıyorduk. Yurt içinde yayımlanan birçok dergiyi düzenli takip ediyorduk. Yurtdışından birçok dergi edinip bir istatistik çıkarmaya çalıştık. Bir şair aynı dergide yılda kaç şiir yayımlıyordu? Aynı şairi kaç farklı dergide görmek mümkündü? Bu dergileri ortak kılan özellik neydi vs. gibi sorular sorup arşivi inceliyor, sonuç almaya çalışıyorduk. Bununla birlikte dışarıdaki şairlerle mektuplaşarak görüşlerini alıyor, bizde birikenle farklı bir yöntem oluşturmaya çalışıyorduk. Ne yapacağımıza tam karar veremediğimiz halde konu başlık..]]> Sun, 14 May 2017 05:00:21 +0300 Edebiyatımızda kavgalar https://www.evrensel.net/yazi/78984/edebiyatimizda-kavgalar https://www.evrensel.net/yazi/78984/edebiyatimizda-kavgalar? Uzun masalarda ya da iki şairin bir araya geldiği rakı sohbetlerinde dergi çıkarma fikri elbette hâlâ konuşuluyor. Bununla da kalmayıp zamanla yayıncılık sektörüne adım atılıyor aynı gece. Düşler, planlar, telefona sarılıp aramalar falan… Olmayan dergide ve yayınevinde hangi şairlerin yer alacağı, kimlere kapıların kapatılacağı, hangi imzaların öne çıkarılacağı da yatırılıyor masaya elbette. Husumete varan ayrıntılar dökülüyor orta yere. “O gelirse ben gelmem.” “O yazarsa ben yazmam.” “ O konuşursa ben dinlemem.” “Bizdeki yazar çatışmaları dünyanın en komik olayıdır ve hemen hepsinin özeti şudur: - Ben daha iyi, daha büyük, daha akıllı, daha dürüst yazarım. O yazar ise benden daha kötü, daha küçük, daha akılsız, daha az dürüsttür. Bu kadar basit bir esnafça cümle için sütunlar ayrılır, tefrikalar döktürülür. Arka arkaya tumturaklı cümleler patlatılır.” Çetin Altan, 17 Mart 1961 tarihinde Milliyet’te yazmış yukarıdaki satırları. Emin Karaca, Nisan 2017 tarihinde Kibele ..]]> Sun, 30 Apr 2017 05:00:54 +0300 Bas parayı, basalım kitabı! https://www.evrensel.net/yazi/78889/bas-parayi-basalim-kitabi https://www.evrensel.net/yazi/78889/bas-parayi-basalim-kitabi? Remzi Kitabevi’nden, koltuğunun altında yeni kitabının dosyasıyla çıkarken içinde bir ferahlık vardı olmasına ya bir yandan da yazmanın “kötü kaderi” üzerine düşünüyordu Muzaffer Buyrukçu. Yıllardır üzerine çalıştığı “Kavga” adlı yeni dosyasını hemen oracıkta çöpe atmayı, bir daha kaleme ve kâğıda elini sürmemeyi düşünüyordu. Yazdıklarını yayımlatamadıktan sonra yazmanın, gece sabahlara kadar çalışmanın, yazının ıstırabını çekmenin ne anlamı vardı? “Yeni Türk Hikâyecileri” başlıklı bir seri hazırlayan Remzi Kitabevi, Orhan Kemal aracılığıyla Muzaffer Buyrukçu’dan da bir dosya istemişti. Yarısı yazılmış bir dosya vardı elinde Buyrukçu’nun. Yeni dosyasında bazı hikâyeleri dergilerde yayımlamış ve oldukça ilgi görmüştü. Büyük bir yayınevi kendisinden yayımlamak üzere dosya istemişti, yazarın keyfine diyecek yoktu. Bir zarfın içine özenle koyduğu hikâyelerini Remzi Kitabevi’ne götürdü. Remzi Bey, üç ay sonra gelmesini, basım tarihini, esasları ve ayrıntıları üç ay sonra konuşacaklarını ..]]> Sun, 16 Apr 2017 04:52:19 +0300 Büyük harfle HAYIR https://www.evrensel.net/yazi/78841/buyuk-harfle-hayir https://www.evrensel.net/yazi/78841/buyuk-harfle-hayir? Gittikçe daralan kapılardan geçiyoruz baharın sokaklarına çıkmak için. Korkunun koltuğunda oturan saltanat, gün geçtikçe daha bir çemkiriyor yüzümüze. Olmadık soruların ayrıntısını kurcalamaya gerek yok; olana soru sorduğumuzda çıkıyor bütün yalınlığıyla ortaya gerçek. Telaşla, karmaşa ve yalanla içimizde birikeni yok saymaya çalışıyor, bunu dile getirecek olsak en tehditkâr sesiyle meydanlarda yuhalatıyor sevincimizi. Anlamaya çalıştıkça çetrefilleşiyor söz. Geriye dönüp baktığımızda, geriye kalan zamanın tutanaklarını okuyup öncenin anahtarıyla kapıları zorladığımızda “ne istedi de yapamadı?” sorusu gelip dikiliyor gerçeğin karşısına. Şiire danışıyoruz mecburen. Gittikçe kirlenen bu saçmalığa yanıt vermek için uzun uzadıya söze giriyor Cemal Süreya. Hükümet Bu hükümet Pir Sultan’a pasaport vermiyor, Onu anladık. Yunus Emre’ye de Basın kartı vermiyor, Onu da anladık. Ama bu hükümet Ferman çıkarmış Karacaoğlan’ı Otobüse bindirmiyor. Ne kadar tanıdık. Gönderdiğimiz kit..]]> Sun, 09 Apr 2017 05:47:39 +0300 Hayır mevsimi https://www.evrensel.net/yazi/78738/hayir-mevsimi https://www.evrensel.net/yazi/78738/hayir-mevsimi? Tortusu sabaha kalmış bir düş gibi, öyle kendi halinde ve öyle dışa dönük. Beklenmedik bir anda, olmadık bir yerde, aniden ve insafsızca insanın karşısına çıkıyor dizeler. Söz düğümünü çözüyor. Baharı doğurmak için buğulanan doğa güneşin ve yeşilin sesiyle doğruluyor. Mahmut Temizyürek giriyor araya ve bir tırpanın nefesiyle soruyor: Kime işçiyim, asırlar, ya kime nefer Bir elim başakta, bir elim pusatta Zaman kendi ritminde devam ediyor döngüsüne. Daha çok özlüyoruz Sennur Sezer’i. Nâzım bir isyan için açılmış gül yaprakları. Uzağa gittikçe yakınlaşıyor, biz ona yaklaştıkça yüzünde çocuklar gülüyor Neruda’nın. Son sürgününden yeni döndü Ritsos. Geçici körlük yaşamıştı işkencede. Şiir yazması için, köylülerin deniz kıyısına yaptığı beton sandalyesine oturup göğü çekiyor içine. Ne kadar geçti son Eylül’ün üstünden? Sararmış mevsimler boyu yalnızlaşan bu ülkede, su berraklığında yaşayacağımız günlerin özlemi “HAYIR”la adlandırıyor kendisini bu mevsim. İtiraz etmek ve nedenlerim..]]> Sun, 26 Mar 2017 05:00:57 +0300 Dünyanın bütün kalemleri birleşin! https://www.evrensel.net/yazi/78696/dunyanin-butun-kalemleri-birlesin https://www.evrensel.net/yazi/78696/dunyanin-butun-kalemleri-birlesin? Güneşten korurken kendini gölgeye çarpılma. Ağaç büyür büyür büyür tohum olur. Sevgi büyür büyür büyür gülümser. Egemen Berköz 2014 yılının 21 Mart Dünya Şiir Günü sabahı, gün ağarmadan neredeyse, Kabataş iskelesinde buluşup Bursa’ya doğru feribotla yola çıktığımızda kalabalık ve heyecanlıydık. Kıbrıs’tan Neşe Yaşın, Jenan Selçuk, Tamer Öncül, Lily Michalides ve Maria Shakalli gelmişti. O yılın Dünya Şiir Günü’nü Bursa’da kutlayacak, sokaklarda şiir okuyacak, Bursa sakinlerine şiir kitapları ve dergileri dağıtacaktık. Bursa Kitap Fuarı’nda TÜYAP ve Türkiye Yazarlar Sendikası’nın konuğu olarak “Barış” temalı bir panel gerçekleştirecek, panelin sonunda çeşitli dillerden barış şiirleri okuyacaktık. Oturuma Arife Kalender ve Sezai Sarıoğlu da katılacaktı. Yakın zamanda hayata veda etmişti Fikret Demirağ. Aramızda olmamasının kederi de asılıydı boynumuza ama sevgili eşi Emine Demirağ sevecenliği ve sükunetiyle aramızdaydı. Rum PEN’ini temsilen Lily aramızdaydı. Hristos Ha..]]> Sun, 19 Mar 2017 05:45:10 +0300 Radyoyu açabilirim artık https://www.evrensel.net/yazi/78606/radyoyu-acabilirim-artik https://www.evrensel.net/yazi/78606/radyoyu-acabilirim-artik? Akşamın sesi sızmış sokağa. Olmadığımız yerde mutluymuşuz. İmge köksüz bir bağlaçmış göğe. Telaşın sızmadığı yerdeymişiz. Dağlara bakıp içlendiğimizi söylüyormuş şarkılar. İçten içe susmanın adımlarıyla dolaşıyormuşuz zeytinin saçlarında. Yokmuş ve hiç olmamış, evet hiç olmamış avuntusuz acılarımız. Aynada yüzümüze değil birbirimizin gözlerine bakmışız. Kimin nerede, kime ve ne zaman kırıldığına dair hiçbir fikri yokmuş takvimlerin. Hayır, ben Kadıköy’de değildim ve acının feriştahını üflemiyordu klarnetine esmer adamlar. İncire bakıp şaşırdığım yerde değildim. Bir avuç elmas yutmuş sözcükler bekliyormuş sırasını. Buğday tarlaları denize benziyormuş orada. Rüzgârda başağa değmenin saadeti. Gidecek olsan yolun ısrarı yok, iddiası bile yok uzun olmakta. Her yere yetişmenin sakinliği “bazen sarı ve mor şeylerin birlikte geldiği”ni fısıldıyormuş masadakilere. Orada zamanın saçlarına şarkılar konarken, “çınlamaya yanağımı dayarım” diye söze başlıyormuş şair. Yokmuş ve hasette..]]> Sun, 05 Mar 2017 04:54:42 +0300 Ahmet Erhan Parkı’nda Adnan Azar https://www.evrensel.net/yazi/78562/ahmet-erhan-parkinda-adnan-azar https://www.evrensel.net/yazi/78562/ahmet-erhan-parkinda-adnan-azar? Ahmet Erhan’ın ölümünün üzerinden 52 gün sonra bir sabah Silivri’ye indi Adnan Azar. Otogarda İhsan Tevfik ile buluşup o günün akşamında, 27 Eylül 2013 Cuma günü, Şair Ahmet Erhan Parkı’nın açılışı vardı. İki şair arkadaşlarının adına açılacak olan parka doğru yürürken sabahın sisine sığınıp üst geçitte öpüşen bir çifte rastladılar. Bir filme bu kareden başlanabilir,” dedi Adnan Azar omzuna dokunduğu İhsan Tevfik’e. Şair ve sinemacı olmanın inceliğiyle yürüdüler… Parka geldiklerinde çalışır halde buldular işçileri. Çimler dizilmiş, ağaçlar ekilmiş, salıncaklar ve oturaklar konulmuştu. Sol üst köşesinde kalan ufak tefek işleri bir an önce bitirip parkı açılışa hazır hale getirmek için didiniyordu işçiler. Adnan Azar ceketini çıkarıp yardım etti işçilere bir süre. Ahmet Erhan’ın büyük büyük resimleri asılmıştı parkın üst tarafına ve yanlarına. Gidip resimleri okşadı Adnan Azar, “kardeşim” diye seslendi eski zaman arkadaşına. Büyük Ekspres’ten selam getirmişti, Behçet Aysan’a se..]]> Sun, 26 Feb 2017 05:00:25 +0300 Bir ‘Hayır’cının portresi https://www.evrensel.net/yazi/78516/bir-hayircinin-portresi https://www.evrensel.net/yazi/78516/bir-hayircinin-portresi? Soyadı kanunu çıkmadan önce insanlar babasının adıyla edinirdi kimliğini: “Osmanoğlu Veli” gibi. Kütüğe de bu biçimde kaydedilirdi.. Osmanlı’dan kalma bir alışkanlıkla feodalizm bu durumu günlük yaşamda sürdüregeldi. Kimin çocuğu olduğu hakkında açıklama yapmak zorunda kalan herkes babasının adını verdi, dünden bugüne. Kasabada şüphesiz arka planda, ev içlerinde ve yaşamın görünmeyen yüzündeydi kadınlar. Torun torba sahibi olmalarına karşın kayınbaba ya da kayınbiraderlerine “gelinlik eden” kadınlar olduğu ayrı bir gerçektir. Zira, ne aynı masada yemek yiyebilir, ne yanında çocuğunu sevebilir, ne sesli konuşabilirdi kayınbabasının yanında kadın. Yok hükmünde ve sessizce yaşayıp gitmek nesilden nesile aktarılmıştı kadınlar için. Tabii bu toplamın bir yönünü daima sallantıda bırakan kadınlar oldu. Gönül isterdi ki dünya tarihine damgasını vurmuş bu kadınları tanıtıcı yazılar yazalım (Angela Davis gibi); ama bu yazıda, tenha bir kasabada yaşayan bir kadını konu edineceğiz. Kasaba ya..]]> Sun, 19 Feb 2017 07:30:33 +0300 Yalova Kaymakamı Orhan Kemal https://www.evrensel.net/yazi/78467/yalova-kaymakami-orhan-kemal https://www.evrensel.net/yazi/78467/yalova-kaymakami-orhan-kemal? Orhan Kemal, yanında eşi Nuriye Hanım da olduğu halde, Ulvi Uraz Tiyatrosu’nun yolunu tuttu. Salona girdiklerinde oyunun başlamasına kısa bir süre kalmıştı. Tanışlar, selamlaşmalar, hal hatır sormalar derken Ulvi Uraz’ın tedirginliği çıktı gün yüzüne. Kadıköy’de oturan aktör, lodos nedeniyle oyuna gelemeyecekti. Yönetmen ne yapsın? Sıkıntıdan ortada dört dönüyor, olacakları düşündükçe çatlamak üzere oradan oraya savuruyordu kendini. 1968’den bahsediyoruz efendim. Ne duble yollar, ne üç asma köprü ne de Marmaray vardı İstanbul’da. Lodos başladı mı iki yakası bir araya gelmezdi kentin. O derece… Kıyıdan kıyıya yanaştı Orhan Kemal’e, “Ne yapacağız Orancım, işler kötü, gelmeyecek galiba bu adam,” diyen Ulvi Uraz’a, “Sen oynasana,” yanıtını verdi Orhan Kemal. “Güzel söylersin Orancım, ama ben oynarsam seyirci alışacak, sonra her akşam beni görmek isteyecek karşısında. Sen oynasana. Piyesin yazarısın. Daha iyi bilirsin. Rol de pek ağır bir rol değil,” dedi Ulvi Uraz. O sıra sahne..]]> Sun, 12 Feb 2017 05:31:33 +0300 ‘Dağılmış pazar yerlerine benziyor memleket’ hâlâ https://www.evrensel.net/yazi/78421/dagilmis-pazar-yerlerine-benziyor-memleket-h-l https://www.evrensel.net/yazi/78421/dagilmis-pazar-yerlerine-benziyor-memleket-h-l? Yoğurtçular geçerdi evvel zamanın sokaklarından. Sütçülerin sesi, simitçilerin sesine karışırdı. Her küfesinde başka bir meyve olan seyyar manavlar şenlendirirdi günü. Bununla kalır mı? Hallaçlar geçerdi pamuğun uykusuna sarınmak için. Rum balıkçılar, kollarına taktıkları sepetlerde ıslak bezle örterdi balıkları. Bileycileri nasıl unuturuz? Kocaman tekerleği ve o tekerleğe bağlı biley taşını döndürürken bıçaktan çıkan kıvılcımları da anmak gerek. Komşular sonra… Romantik isyankârlar… Hülyalı delikanlılar… Ağlamakla utanmak arasında gidip gelen genç kızlar… Cumbada ya da kapı önünde köpüğü bol kahveler, üç vakte kadar çıkması ümidiyle derin nefesler çektiren fallar… Tereyağlı enfes yemekler. Bakraçta yoğurt elbette. Komşuluklar. Akşam gezmeleri… Muzaffer Buyrukçu, evinden çıkıp bunları düşünürken 1945 yılının sonrasında başlayan dönüşüme de hayret ediyordu bir yandan. Aklında olan biteni çeviriyor, satılan evlere bakıp toplumsal yapıdaki çözülmeyi anlatıyordu kendine. Sağını so..]]> Sun, 05 Feb 2017 04:08:31 +0300 Mustafa Öneş öldü diyeler https://www.evrensel.net/yazi/78380/mustafa-ones-oldu-diyeler https://www.evrensel.net/yazi/78380/mustafa-ones-oldu-diyeler? Önce kaybolurdu. Kimselerin sokağına uğramaz, komşuların sesine katmazdı sesini. İçine kapanır ve orada yaşamanın bütün sıkıntılarını ezber ederdi yeniden. Kendinden kaçmak için değil, hayatla arasına mesafe koymak için gözden ırak yaşamayı severdi Mustafa Öneş. Üstüne uzun yol kokusu sinmemişti sanki hiç; ne beklediği vardı ne de gitme planı. Çakılı sayılmazdı. Tutunmak için sözcüklerin saçlarını taradığı doğru. Nerede yaşadığını çok az insan bilirdi. Onlar da zaten kalbine bir serçenin kanatlarına dokunur gibi severdi Mustafa Öneş’i. Bir zarafetle sevilirdi Mustafa Öneş. Bembeyaz bir kâğıt sadeliğinde sevilirdi. Evden dışarı çıkıp yarenleriyle bir araya geldiğinde onu kalbine basarak kucaklardı sevdikleri. Bir çocuğun sevinciyle kucaklanırdı Öneş. Bir çocuğu şımartır gibi, bir çocuğu incitmekten korkar gibi sevilirdi. Uzun masaların sessiz konuğu, konuşmanın fazlasını çoktan geride bırakmış. Bilge olmak adına değil; zaten olması gerektiği gibi içinde kilitlemiş sözcükleri..]]> Sun, 29 Jan 2017 03:42:02 +0300 Chevrolet’ini satan şair https://www.evrensel.net/yazi/78337/chevroletini-satan-sair https://www.evrensel.net/yazi/78337/chevroletini-satan-sair? Ayıcılar geçti, affedilmemiş insanlar geçti Şehirler taş yürekliydi Şarkısı-beyaz Cemal Süreya İlk kitabı “Üvercinka” 1958 yılında yayımlandığında eleştirmenler bile bu kitaptaki şiirlerin yetkinliğinden etkilenmiştir. “Kumaşın ilk metresi” dediği kitabı 1959 yılında Yeditepe Şiir Armağanı kazandırır Cemal Süreya’ya. Yazıp çizdiği Pazar Postası kapatıldığında kendi dergisini çıkarmaya karar verir şair. Bir düş olarak yeşermeye başlar Papirüs; niyet var ama para nerde? Ülkü Tamer derginin tasarımından ve kapağından sorumludur. Derginin yayımlanabilmesi için 1500 lira gerekmektedir. Ülkü Tamer ile Cemal Süreya’nın cebindeki toplam para ise yaklaşık olarak 50 liradır. Kapalıçarşı’da bir yangından yeniden doğan Edip Cansever, sözcükler ve şiir kadar olmasa da antikadan da ömür biçer kendine. Papirüs’ü bir ziyaretinde yerde serili olan halıya ilişir gözü. “Siz bu halıya basıyor musunuz?” diye hayretler içinde kalır. “Fena bir şeye benzemiyor, ortağımı göndereyim bir baksın.”..]]> Sun, 22 Jan 2017 06:06:07 +0300 Ölmeme Günü https://www.evrensel.net/yazi/78243/olmeme-gunu https://www.evrensel.net/yazi/78243/olmeme-gunu? “Cihat Burak’ın anlattığına göre 1947 yılında Sait Faik, Orhan Veli, Suvai Koçer, Sarsak Orhan, Kel Fehmi ve Hüseyin Güzelson bir masada otururken Cihat Burak, Sait Faik’in isteği üzerine, yanında getirdiği bir yazısını masadakilere okumuştur. Burak, Sait Faik’in karşısında, yazarın kendi ifadesine göre acemice ve ‘tatsız tuzsuz’ bulduğu bir hikâye olan ‘Makam Otomobili’ni ‘heyecandan dudakları titreye titreye’ okumuş, hikâyeyi dinleyenlerden Orhan Veli, yazıda geçen ‘sinameki’ kelimesinin otuz kırk kadar benzerini bir çırpıda sıralamıştır. İşin ilginç yanı ise yüksek sesle okunan bu hikâyenin bir ‘siyasi beyanname’ olduğunu sanan ve böyle olması gerektiğine kendini inandırmış art niyetli insanların polise ihbar etmesiyle sohbet devam ederken masaya birkaç polis memuru gelmiş, tahkikat için de masadakilerin hepsini karakola götürmüştür.” Olay Cumhuriyet Meyhanesi’nde geçmektedir. Turgay Anar’ın “Mekândan Taşan Edebiyat” kitabından yaptığımız bu alıntı için başvurabileceğimiz kaynakl..]]> Sun, 08 Jan 2017 03:21:18 +0300 Şair Murat, Deli Murat, Rüzgâr Murat https://www.evrensel.net/yazi/78165/sair-murat-deli-murat-ruzg-r-murat https://www.evrensel.net/yazi/78165/sair-murat-deli-murat-ruzg-r-murat? İstiklâl Caddesi’ni boydan boya yürüyüp bağıra bağıra şiir okuyan adamın iri gövdesini narin ve kırılgan bir kalp ayakta tutuyordu şüphesiz. Murat Koçak özel olarak yaptırdığı “şiir gömleğini” giyer, baştan ayağa şiir kitapları koyduğu cepkenleriyle İstiklâl Caddesi’nde şiir okumaya çıkardı. Kiminin çılgın, kiminin meczup, kiminin şair olarak kabul ettiği “Rüzgâr Murat” günün anlam ve önemine kafayı takmadan, genellikle de Ahmet Erhan’dan, şiirler okurdu caddenin kalabalığında. Belgesellere, köşe yazılarına, haberlere konu olmuşluğu çoktur. Hayatına şiirle biçim ve anlam veren bir adamın hikâyesi saklı tarihin bir yerlerinde. *** 1990 yılında A Kitabevi’ni kurup her sabah Karanfil Sokak’taki iş yerinin kapısını açan Ahmet Erhan’ın yanına gidip gelmeye başladı Murat Koçak. Kurulacak dostluğun pekişeceği, zamanla kopmaz hale geleceği günlerin başlarındaydılar. 1991 yılında Murat Koçak’a devretti A Kitabevi’ni Ahmet Erhan. Nevale iyi kötü çıkıyordu nasıl olsa. 1994 yılına kadar Birlik..]]> Sun, 25 Dec 2016 05:00:03 +0300 Gizliden açığa şiir https://www.evrensel.net/yazi/78118/gizliden-aciga-siir https://www.evrensel.net/yazi/78118/gizliden-aciga-siir? Belgesi bilgisi yok ama Refik Durbaş’ın babasına sorma olanağımız olsa “Kafkaslar’dan geldik,” derdi. O zamanlar bir nahiye olan Horasan’dan bahsedebiliriz yakın dönem için; adı duruma ve iktidarlara göre değişen bir köyden, “Kuşburnu” desek kimse anımsamaz zaten. Uzun bir tren yolculuğu, günler ve geceler boyu; Eskişehir ne güzel bir gerekçedir durup soluklanmak için. Eli sanata düşecek bir şairin çocukluğu durup göğe bakmış Erzurum’dan İzmir’e trenle giderken. İlkokul yılları İzmir, ortaokul yılları Salihli, uçurtma hevesinin başladığı sevinç. Uçurtma, dediysek yoksulluğun pelür kâğıdıyla makara ipliği anımsansın lütfen. Okulun kütüphanesinde Robinson Crusoe’yu okudu ve çarpıldı. Okumanın tılsımı girdi içine. Lise yıllarında telden arabalar yapıyordu. Yine İzmir. Edebiyat öğretmenleri İsmet Kültür, Nihat Sami Banarlı’nın edebiyat kitabını sıranın altına kaldırmasını istedi derste çocuklardan. Ertesi gün koridora kitaplar getirdi. Sait Faik, Orhan Kemal, Istrati. Okuduklarından kom..]]> Sun, 18 Dec 2016 04:44:44 +0300 ‘Son bakıştaki o gözler’ https://www.evrensel.net/yazi/78075/son-bakistaki-o-gozler https://www.evrensel.net/yazi/78075/son-bakistaki-o-gozler? O bizim 17 yaşından sonra hiç büyümeyen arkadaşımız, okul çıkışı aynı mahallenin sokaklarından geçip gidiyoruz evlerimize. Tenha değil. Kalabalık. Aynı yaşta kaldığımız yoldaşımız, aynı ısrarın baharı büyüyor içimizde. Bayrağı daha yukarı taşımanın vakur adı. Bütün kapılardan geçip sonraya lirik bir ilham gibi kalmanın bütün ayrıntıları orada saklı sanki. Kararlı gözleriyle bakıp olabilecek her şeye bir yanıt verecek birazdan. Bunu biliyor ve hayatın anlamına dair soruları çoğalıyor duruşunda. Orada, bir ırmağın söğütlerin saçlarını taradığı yerde yeniden anlam buluyor damlalar. Çağlayıp taşmanın, bir çavlana ses olmanın bütün nedenlerini yaşıyor. Geçtiği kapılardan daha önce nicesi geçti, bunu biliyor. Nâzım’ın “Memleketimden İnsan Manzaları”ndaki işçilerle konuşuyor. Refik Durbaş’ın “Çırak Aranıyor” şiirlerinde büyüyen çocuklarla arkadaşlık ediyor. Can Yücel’in “Bir Siyasinin Şiirleri”nden alıntı yapıyor annesine yazdığı mektupta. Zamanın hükmü yok. Öncesi ve sonrası yok za..]]> Sun, 11 Dec 2016 05:00:37 +0300 Durumumuz yok! https://www.evrensel.net/yazi/78032/durumumuz-yok https://www.evrensel.net/yazi/78032/durumumuz-yok? Diyorlar korkutarak karaşın kaldığımız sarı Dağlar gibi gençler âlemde perişan oldular. Ece Ayhan Zamanı geriye sarıp eski bahçelerin çocukluğundan söz edebilmek vardı işin içinde. Elleri koynunda kalmış bir sevinci çoğaltmak için sokağa taşmak yeterdi belki de. Gidip orada, bir çiçeğe adını veren tenhada, saçlarını geceye savuran yıldızların adını ezber etmek dururken, çakılı kalıp acının sarmalında göğe bakmak kaldı yine. İçli bir şarkıyı ezberlemek gibi yaşadıklarımız. Gün günden daha beter birikiyor acının tortusu. Dokunsan isyana beş kala jilet ışıltısı herkes. Ama durmanın ve yeniden durmanın damarlarında akıyor kanımız. Şimdi orada, uzak bir kıyı kasabasında dinlenen rüzgâra güman etmiş insanların sesinde dünyanın ahvali biçim buluyor. Oysa saklı sözcüklerin fısıldadığı akşamlar kendi zamanını bekliyor ve rakı celalleniyor buna. Yazının başında, Ece Ayhan’ın “Mektup Nadajlıdır Dom!” şiirinden yaptığım alıntı, belki de yaşadıklarımızı gün gün özetliyor, temiz..]]> Sun, 04 Dec 2016 09:43:06 +0300 Kahveden hapishaneye https://www.evrensel.net/yazi/77981/kahveden-hapishaneye https://www.evrensel.net/yazi/77981/kahveden-hapishaneye? Aziz Nesin’in hacı pasaportuyla yurtdışına kaçmak üzere olduğunu ve İskenderun’da yakalandığını, yazdı gazeteler. Bu haberi tutuklu koğuşunda okuyan Mehmed Kemal için bütün şifre çözülmüş oldu. Mehmed Kemal hiç tanışmadığı Aziz Nesin’le gizlice irtibat kurduğu gerekçesiyle tutuklandı. Aziz Nesin, İstanbul’da yayınlanan Tan’da fıkralar yazarken Mehmed Kemal gazetenin Ankara muhabir yardımcısıydı. Aynı gazetede çalışıyorlardı ama tanışmamışlardı. Hatta Sabahattin Ali, “Arada mizahi şeyler bulursan bize gönder,” demişti Marko Paşa zamanında Mehmed Kemal’e. Marko Paşa’ya da ara ara yazıp çizerdi Mehmed Kemal ama Aziz Nesin’le yüz yüze gelmişlikleri yoktu. Başka kentlerde yaşıyorlardı nihayetinde. 1945-50 arası, herkes için zor geçen yıllardı. TKP kovuşturmaları durmak bilmiyor, kimin nerede, ne zaman tutuklanacağı belli olmuyordu. Meşhur 1951 tevkifatı geçen yılları aratacaktı herkese ama oraya giden yolda hukukun çarkları az da olsa işliyordu. Tutukevinden çıkan askere gidiyordu ..]]> Sun, 27 Nov 2016 04:23:04 +0300 'Yok olan İstanbul' https://www.evrensel.net/yazi/77937/yok-olan-istanbul https://www.evrensel.net/yazi/77937/yok-olan-istanbul? Öncesi yokmuş sanki, öncesi hiç olmamış. İki yakası hep köprülerle bir araya gelmiş İstanbul’un. Zamana sorduğumuzda da yanıt vermemiş sanki ya da biz yanıt aramak için sayfaların dehlizine inmeyi akıl edememişiz. Nereye baksak müteaahitlerin başı göğe değen aynalı gökdelenleri varmış hep. İmar ve inşaat üzerine kurulmuş bir kentmiş İstanbul. Sesinin yankısı hep çimentoyla örtülmüş. Özelleştirmenin amansız yağmasına maruz kalan fabrika arazileri, her köşe başında varlığını gözümüze sokan AVM’ler, nefes almanın mümkün olmadığı kalabalık sokaklar kaderimizmiş zaten. Debbağhane-i Âmire adıyla 1812’de bir devlet işletmesi haline getirilip Harbiye Nezaretine bağlı olarak faaliyet gösteren işletmede makineleşmenin hangi aşamalardan geçtiği, kömürün ve buharın nasıl kullanıldığı ayrı bir mesele. Şimdiki adıyla “tabakhane”de 19. yüzyılın ortalarından sonra kösele üretimi aldı başını gitti, Fransız köselesini geride bıraktı hatta. 1912 yılında günde bin çift ayakkabı üretiliyordu burada...]]> Sun, 20 Nov 2016 04:19:22 +0300 1923 gibi kadın: Nahit Hanım https://www.evrensel.net/yazi/77886/1923-gibi-kadin-nahit-hanim https://www.evrensel.net/yazi/77886/1923-gibi-kadin-nahit-hanim? Ben de ondan-bundan değil. Nahit Hanım’la Orhan Veli’den Başladım şiire ve sevişmeye Sırf Orhan’ın başlattığı o Aşk Resmi Geçit’i Yarım kalmasın diye… Can Yücel Bir boğaz vapurunda Nahit Hanım’la tanışan Orhan Veli kısa süre sonra iki defter emanet etti ona, el yazısıyla yazılmış şiirleri vardı defterde. “Ölürsem bunları bastırır mısın Nahit Hanım?” diyerek teslim etti şiirlerini. Nahit Hanım’ın ilk eşi Halil Vedat Fıratlı, Orhan Veli’nin hocasıydı. Orhan Veli kayıplara karışınca izini nerede sürmek gerekir? Uzaklara mı çekilmiştir, Balık Pazarı’ndaki meyhanelerin loşluğunda şiir mi karalamaktadır? Sabahattin Eyüboğlu’na danışalım; Mahmut Dikerdem’e yazdığı mektuba yüz sürelim iyisi mi? “Orhan’ı şimdi İstanbul’da arayıp da bulamamak mümkün mü Mahmut? Sahiden hiçbir yerde bulunmaz mı dersin? Lambo’da? Balık Pazarı’nda? Öyleyse Sarıyer’e gitmiştir… Yahut Edirne’ye, Nahit Hanım’a…” “Keşan” adlı şiirinde “Karnım tok,/ Sırtım pek; / Ver elini Edirne şehri” dememiş miydi, Orhan Vel..]]> Sun, 13 Nov 2016 05:00:39 +0300 Yeryüzü’nden Evrensel Kültür’e https://www.evrensel.net/yazi/77842/yeryuzunden-evrensel-kulture https://www.evrensel.net/yazi/77842/yeryuzunden-evrensel-kulture? Gözlerin var ya çekik kara kara Önce gözlerindi en güzel ışık Oktay Rifat/ “Telefon” şiirinden Maraş Kışlası’nda askerliğini yapıyordu Şükran Kurdakul, 1948-50. Ahır Dağları’ndan esen çöl fırtınasına benzer rüzgâr, kirpiksiz bırakmıştı onu neredeyse. Alay revirinin verdiği ilaçlar çaresiz kaldı, askeri hastaneye sevkettiler sonunda. Bir gece yarısı Eloğlu İstasyonu’ndan bindiği trenle Adana’ya, tedavi olmaya gitti. Başka bir kentin sabahına inen asker Şükran Kurdakul kelle paça içti, acılı köfte yedi mutlulukla. Yaprak ve Varlık dergilerini aramaya koyuldu hemen. Araya araya buldu Hüseyin Polisçi’nin kitapçı dükkânını. Dergileri sordu, kitapçı arka taraftaki yarı karanlıkta bir adamla sohbet ediyordu. - Dur bakalım asker ağa. Kimsin sen yahu? Böyle sabah sabah Yaprak dergisi falan? Yakın geçmişte, İzmir’de çıkardıkları “Genç Nesil” dergisi için mektup yazıp öykü istediği Orhan Kemal’den başkası değildi seslenen. Sarılmalar, kucaklaşmalar, kahveye gidip uzun uzun sohbet etmeler...]]> Sun, 06 Nov 2016 05:00:04 +0300 ‘Kötü insanlar değillerdi aslında’ https://www.evrensel.net/yazi/77798/kotu-insanlar-degillerdi-aslinda https://www.evrensel.net/yazi/77798/kotu-insanlar-degillerdi-aslinda? Piyasaya bir soralım, belki ağzı yanmış derviş öğütlerinden derledikleri yeni çıkmazlar vardır. Yeni korkular edinmişlerin saklısında birikiyordur belki tövbe. Gittikçe geri çekilen sözcüklerin nasıl şımartıldığını soralım. Uzlaşmanın anahtarını neresinde saklar şair? Kolladığı zamanın neresinde soluklanır onun yazdığı dizeler? Ateşe atılmış bir Germinal’den geriye kalan külle kim “Suçluyorum!” diye ayağa kalkıyor. Değil mi ki kozmik hevesler ve sırt sıvazlamaların çoğaldığına tanıktır herkes. İçten içe çürümenin kokuları yayıldıkça, beyazların da sarhoş olduğuna hayret etmenin kaçınılmazlığı çıkıyor karşımıza. Oysa kederin sokaklarında kostak dolaşanlarla, el ovuşturup onay alanların sesi aynı meydanda çınlamaz. Bunu biliyor papyon takanlar da. . . . O bazen korkudur, ölümü çağrıştırır. Olmayacak ne varsa getirip diker karşısına insanın. Telaşa verir ortalığı. Piyasaya sormakta fayda var, hangi çıkmazın caddelerinden geçtiniz de fiyakalı acıları temsilen bulunuyorsunuz hayatta? Eş..]]> Sun, 30 Oct 2016 05:00:56 +0300 Bahçenin çığlığına bakıp ‘Yaşıyoruz sessizce’ https://www.evrensel.net/yazi/77753/bahcenin-cigligina-bakip-yasiyoruz-sessizce https://www.evrensel.net/yazi/77753/bahcenin-cigligina-bakip-yasiyoruz-sessizce? Nerede doğarsa doğsun, öldüğünde bir şairin evine gömülür çocuklar. Acemi bir yalnızlık son bulur orada, mavi bozkır ile söyleşir ve suyla örter çıplaklığını şarkılar. Orada bir şelale başlar söze. Damla damla çoğalmanın sesiyle hırçınlaşır boşluğa doğru. Söz uzar. Buğulanır harfler. Sermayesi hayal olanlar heybesinde tohum taşır toprak için. Ama işte sevincin sokakları mucizeyi hak edecek kadar geniş değil. Aynı hizada olsan da seninle boy ölçüşmek istemiyor hayat. Oysa güzelliğin omuzlarına dökülen saçlar uzadıkça bir memleket hasreti sarıyor cümleleri. Cümle kapıların kilitli olduğu yerde mektup beklemek gibi çoğalıyor telaş. Nereye? Gidecek yeri olmayanların son tanığı değil mi toprak? Bir yanlışı düzeltmek için girdiğimiz sırada şair çıkıyor karşımıza yine. Çoğalan boşluktan sızıyor, öksüz ruh gibi değil, gönül alıcı bir pınarın sesiyle oturuyor sofraya Şükrü Erbaş. O oturur oturmaz, acı da soluklanıyor yanında. Erkenden eve gitmenin adımlarından geri dönmüş gibi; gi..]]> Sun, 23 Oct 2016 04:55:49 +0300 Darbe günlerinde bir romantik hırsız https://www.evrensel.net/yazi/77702/darbe-gunlerinde-bir-romantik-hirsiz https://www.evrensel.net/yazi/77702/darbe-gunlerinde-bir-romantik-hirsiz? Chevrolet araba çalmaktan mahkûmdu. Küçük oğlunu yoksulluktan kaybetmişti. Sultanahmet Cezaevi’nden hastaneye sevk almış, cezaevine dönmeden önce askerleri Emirgân’da rakı içmeye ikna etmişti. Planladığı gibi gitti her şey, rakı içtikleri yerin tuvalet penceresinden firar etti. Kafaya koymuştu, yoksullukla hesaplaşacaktı. Yaşamakta olan oğlunu Avrupa’da okutacak, elinin yettiğince yoksullara yardım edecekti. Firar ettiği gece ordu yönetime el koydu; Orgenaral Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı olacaktı. Necdet Elmas, 7 Temmuz 1961 sabahı Çemberlitaş’taki Buğday Bankası’ndan içeri girdi ve “Bu bir soygundur!” diye bağırdı. Şaka sandı banka görevlileri. Parayı doldurmaları için fırlatılan torbayı aldıklarında Amerikan filminde değil, gerçek hayatta olduklarını anladı veznedarlar. Dışarıda taksici Halim Aktaşdelen’in 59 model Chevrolet’i bekliyordu. Beyazıt’ta dolmuş kuyruğunda beklerken taksi müşterisi çıkmıştı mis gibi. Kaptığı paralarla bankadan çıktı Necdet Elmas, taksiye bindiğinde el..]]> Sun, 16 Oct 2016 04:54:14 +0300 Melih Cevdet’li bir anı https://www.evrensel.net/yazi/77658/melih-cevdetli-bir-ani https://www.evrensel.net/yazi/77658/melih-cevdetli-bir-ani? Melih Cevdet, Ankara’da bir devlet dairesinde memurdu. Hepi topu üç kişiydiler dairede zaten. Şef, Melih Cevdet ve daktilo hanım. İşine gider gelir, şair olduğunun bilinmesini istemezdi. Garip akımı o yıllarda fena gırgıra alındığından değil, iş yerinde şair olarak bilinmenin tantanasına katlanmak istemediğinden, Melih Cevdet saklardı şairliğini. Orhan Veli ne mi yapıyordu o sıralar? Ankara’da posta telgrafta memurdu. Arada bir gidip gelirdi Melih Cevdet’in yanına. Bu çok saygılı, efendi, sessiz arkadaş pek sevilirdi dairede, nezaketiyle tanınırdı. “Posta memurluğundan arkadaşım,” diye tanıştırmıştı iş arkadaşlarına Orhan Veli’yi. “Ama Orhan’a bunlar yetmez, ille söyleyecek şair olduğumuzu. Bunu benimle eğlenmek için de istiyordu. Çünkü şairliğimi oda arkadaşlarımdan sakladığımı kendisine söylemiş, bunu ağzından kaçırmamasını da sıkı sıkı tembih etmiştim.” diyor Melih Cevdet. O sıralar Varlık dergisinde Garipçilerin şiirleri yayımlanıyor tabii. Hemen her sayısında yer veriyor say..]]> Sun, 09 Oct 2016 04:58:28 +0300 Patriyot Hayati https://www.evrensel.net/yazi/77600/patriyot-hayati https://www.evrensel.net/yazi/77600/patriyot-hayati? Böyle demiş Cemal Süreya: “İstanbullu. O kadar ki, Ankara’da bile Üsküdar’da oturmuştur.” Böyle demiş Ahmet Oktay: “Patriyot konuşuyor, elleri kuşlarmışçasına.” Böyle demiş Edip Cansever: “Bir gün bile ölmezsin benim sözlüğümde.” Patriyot Hayati göçmenliğin bütün ayrıntılarını yaşamış, zenginliğin ve yoksulluğun bütün sokaklarında dolaşmış. Babasından kalan mirası, annesinin kendisine bağışladığı payla birlikte, Kilyos’ta bir kadın arkadaşıyla kısa sürede yiyip bitirmiş ve hemen o günün sabahında, oracıkta iş aramaya başlamış. TKP’ye yönelik 51 Tevkifatı’nın unutulmaz isimlerinden birisidir. Kim yok ki o tevkifatta… Şefik Hüsnü, Zeki Baştımar, Reşat Fuat Baraner, Mihri Belli, Sevim Tarı, Enver Gökçe, Mübeccel Kıray, Arif Damar, Ruhi Su, İlhan Başgöz, Orhan Suda, Behice Boran, Şükran Kurdakul, Nejat Özön, Vedat Türkali, Ahmet Arif, Arslan Kaynardağ, Kemal Bekir, Sadun Aren… Aylarca direnmenin, susmanın ve çıldırmamanın yollarını bulmuştur. Kanunlara göre kimsenin 24 saatten fazla..]]> Sun, 02 Oct 2016 03:54:20 +0300 Hayalet Oğuz https://www.evrensel.net/yazi/77555/hayalet-oguz https://www.evrensel.net/yazi/77555/hayalet-oguz? Zaten hayalet olan Gölge yazar Oğuz’un ölümü de Herhalde kendinden rivayet Can Yücel Şuara meclisi o gece de dağılıp Beyoğlu’nun arka sokaklarından evlerine doğru gitmek için yola koyuldu. Bir kışı daha paltosuz geçiren Hayalet Oğuz evsizdi her zamanki gibi. Emperyal Oteli’ne gidip, hatırlı müşteri; Attilâ İlhan’ın adını vererek bir oda tuttu. Meteliksizdi, zildi, züğürttü, tıngıl ve tırıldı. Odaya çıkıp uykuya çekildi Hayalet. Sabah kalktığında lobiye inip “bende beş kuruş bile yok...” dedi ve ekledi: “Bu ünlü yazar Graham Green’in bir romanının çevirisi. Rehin kalsın. Bu benim ekmek param. Borcumu ödemezsem aç kalırım. Bir iki saat izin verin.” Otelin parası Baylan’da denkleştirildi, çeviri kurtarıldı rehinden... Tezer Özlü’ye göre “kelebek gibi” yürüyüşü ve gece hayatını çok sevdiği için “Hayalet” adı verilmişti Oğuz’a. Çeviri yaparak yaşamını sürdürüyordu. Diyarbakırlı feodal bir aileden geldiğini iddia ediyordu arada arkadaşlarına. Yazar, şair, ressam, yönetmen, senarist v..]]> Sun, 25 Sep 2016 04:23:00 +0300 Hükümetler cephesinde yeni bir şey yok https://www.evrensel.net/yazi/77504/hukumetler-cephesinde-yeni-bir-sey-yok https://www.evrensel.net/yazi/77504/hukumetler-cephesinde-yeni-bir-sey-yok? O sabah ellerinde Türk bayraklarıyla İstanbul Üniversitesinin bahçesinde toplandılar. Kiminin elinde Mustafa Kemal’in, kiminin elinde İnönü’nün çerçeveli fotoğrafları vardı. Homurtuyla çoğalıyordu kalabalık. Yaklaşık on bin kişi olduklarında saat 09:30 civarındaydı. Oluşturulan kalabalık 4 Aralık 1945 sabahı Tan gazetesini basmak için yola koyuldu. Beyazıt Meydanı’ndan Çarşıkapı istikametine yürüyüşe başladılar. Cağaloğlu yokuşuna doğru giderlerken irili ufaklı hedefleri de aradan çıkarmayı ihmal etmediler elbette. “Kahrolsun komünizm, yaşasın Türkiye!” sloganları eşliğinde yürürlerken ABC Kitabevini yıktılar hemen. “Zararlı kitaplar” satan kitabevini yok etmeleri birkaç dakikalarını aldı. Hayır, olay Kırşehir’de geçmiyor ve kitabevinin adı “Gül” değil. Asıl hedef Tan gazetesiydi ve güruh oraya doğru ilerliyordu. *** Zekeriya Sertel gazeteciliğin suç olmadığını biliyordu elbette. Yakın zamanda çıkan “Görüşler” adlı derginin tamamı aynı gün tükendi. “Zincirli Hürriyet” başlıklı y..]]> Sun, 18 Sep 2016 04:12:17 +0300 Münasebetsiz adamların şair arkadaşı https://www.evrensel.net/yazi/77465/munasebetsiz-adamlarin-sair-arkadasi https://www.evrensel.net/yazi/77465/munasebetsiz-adamlarin-sair-arkadasi? Arkadaşı Fethi Giray ile gitti Kürdün Meyhanesi’ne ilk. “Acem” de denilirdi bu meyhaneye “Yeni Hayat” diyen de vardı. Mevsim yazdı, meyhanenin kapısı açıktı. Perdeler çekili olduğundan kimse görünmüyordu içeride. Kapıdan girdiklerinde meyhanenin sol tarafından iki adam kalkıp Fethi Giray’ı karşıladılar, yer gösterdiler, birlikte oturmaya davet ettiler. Fethi Giray, arkadaşlarına onu tanıştırırken, “şair” dedi. Gönendi. Birkaç dergide şiirleri yayımlanmıştı ama “öğrenci” diye tanıştırılmaktansa “şair” diye tanıştırılmanın gönencini yaşadı. Kürdün Meyhanesi’nde konuk oldukları kişiler edebiyat meraklısıydı, ikisinin de ne yazıp çizdiğini biliyorlardı, okumuşlardı. Uzunlamasına bir yerdi Kürdün Meyhanesi. Amerikan barın tepesinde içki şişeleri diziliydi, barın arkasındaki mutfaktan geliyordu mezeler. Herkes birbirini tanıyor gibiydi. Sakinlerdi. Sigara dumanı radyonun gürültüsüne aldırmadan yükseliyordu tavana doğru. Müşteriler, patron ve garsonlar dâhil, şakalaşıyorlardı aralarında. İlk..]]> Sun, 11 Sep 2016 04:01:00 +0300 Yiğit ve kitapsız şair https://www.evrensel.net/yazi/77414/yigit-ve-kitapsiz-sair https://www.evrensel.net/yazi/77414/yigit-ve-kitapsiz-sair? “Ooo! Suphi nasılsın?” “Teşekkür ederim efendim.” “Bir ihtiyacın, isteğin var mı?” “Sağlığınız ve MİT’in kaldırılması lütfen.” İsmet İnönü ile Suphi Taşhan’ın babası Cemal Bey arada yarenlik edermiş. Nedenlerini yazacağım sürgünden döndükten bir süre sonra, Hilmi Büyükşekerci’nin aktardığına göre, İsmet İnönü ile Suphi Taşhan arasında geçmiş yukarıdaki konuşma. . . . Nâzım Hikmet, Bursa Cezaevi’nde yatarken, bir mukavvanın üstüne yazıp ranzasına astığı iddia edilir Suphi Taşhan’ın aşağıdaki dizelerini. Bahar beklediğimi getirmedi Bahar yine gelir İş gelip Nâzım’a dayanınca Emin Karaca’ya sordum, doğrulatmak için. “Belgesi olmadığını ama sözlü tarihte yeri olduğunu,” söyledi. Güney Özkılınç “Nâzım’ın Bursa Yılları” çalışması süresince “Suphi Taşhan’ın dizelerine dair herhangi bir yazılı ya da sözlü bilgiye” rastlamadığını dile getirdi telefon konuşmamızda. . . . İkinci Dünya Savaşı sonlarına doğru, Türkiye devleti içeride kendini daha bir güvende hissetmek için Sıkıyönetim Ko..]]> Sun, 04 Sep 2016 05:00:30 +0300 Yazının suçları https://www.evrensel.net/yazi/77367/yazinin-suclari https://www.evrensel.net/yazi/77367/yazinin-suclari? Resimli Ay dergisinin kapısından içeri girdiğinde hayatının değişeceğini tahmin etmiyordu Emin Türk Eliçin. Sürgün edildiği Kayseri Zincidere Şehir Yatılı Okulu’ndan, Selim Sırrı Tarcan’ın açmış olduğu beden eğitimi kurslarına katılmak için İstanbul’a gelmişti. Kaldığı otelle okuru olduğu derginin yönetim bürosu yakın sayılırdı. Sabiha (Derviş) Sertel ile kısa sürede dostluk kurdular; memleketin ahvali, dünyanın gidişatı, edebiyatın dünü ve bugünü hakkında konuştular uzun uzun. Genç ve zeki bir insandı Emin Bey. Sabiha Hanım, “yazınız varsa hemen getirin,” dedi kendisine. “Yok,” demeye utandı, yazının yanında olmadığını, ertesi sabah getireceğini söyleyerek ayrıldı dergi bürosundan Emin Bey. O gece daktilosunun başına oturup “Köyümde neler gördüm?” başlıklı bir yazı yazdı otel odasında. Ertesi sabah getirip teslim etti. Yazı, Resimli Ay’ın Kânunevvel (Aralık) 1929 basımı olan 10. sayısında yayımlandı ve tabi olanlar oldu. Devlete borçlanan köylülerin mahsul zamanı nasıl çaresiz ..]]> Sun, 28 Aug 2016 04:19:01 +0300 Matinede borazanlı protesto https://www.evrensel.net/yazi/77326/matinede-borazanli-protesto https://www.evrensel.net/yazi/77326/matinede-borazanli-protesto? Kıl Güngör oradadır, Barsak Süha, Asaf Çiğiltepe, Hasan Pulur, Fikret Hakan, Demirtaş Ceyhun, Cemal Hoşgör ve daha niceleri. Baylan’dan yola çıkan Hasan Pulur ile Demirtaş Ceyhun yakındaki kuru fasulyeciye çökmüşler, yemek süresince ve kendiliğinden “örgüte katılım” kaçınılmaz hale gelmiş. Sakin başlayan gün, Tepebaşı’ndaki Dram Tiyatrosu’nda Türk Edebiyatçılar Derneği’nin düzenleyeceği “Şiir ve Müzik Gecesi”ni protestoya evrilmiş hızla. Kim protesto edilecek? Meselenin bir yönü de bu aslında. Dram Tiyatrosu’nun önü sakin. Biletini alanlar kapıda ayaküstü sohbet ediyor. Edebiyattan, gündelik hayattan konuşuyorlar. Bir zamandır karşılaşmayan tanıdıkların selamlaşmaları, kucaklaşmaları seyrediyor zamanı. Tarih mi? 2 Nisan 1956. Mevzunun aslını okuduğumuz Ahmet Oktay, “Gizli Çekmece” kitabında, tarihi 2 Mayıs 1956 olarak verse de Milliyet gazetesinin arşivinden olayın 2 Nisan 1956 olduğu kesinlik kazanmış durumda. Zira, protesto olur da Milliyet yazarlarından Peyami Safa işin içine ..]]> Sun, 21 Aug 2016 04:56:35 +0300 ‘Orhan Veli’yle aynı kadını sevmiştik’ https://www.evrensel.net/yazi/77276/orhan-veliyle-ayni-kadini-sevmistik https://www.evrensel.net/yazi/77276/orhan-veliyle-ayni-kadini-sevmistik? Orhan Veli, İstanbul’da yaşadığı dönemlerde Lambo’nun meyhanesini mekân tutmuştu. Hatta öyleki, Orhan Veli’nin müdavimi olduğu bu mekân zamanla edebiyat mahfili haline geldi. Dönemin şair, yazar ve sanatçıları Orhan Veli’yi görmek, “encümen-i şuara”da bir araya gelip yeni ürünlerini okumak için Lambo’nun meyhanesine giderdi. Rıfat Ilgaz, “Yokuş Yukarı” kitabında “ Orhan Veli’nin Türk edebiyatına olmasa da Türk edebiyatçılarına armağan ettiği bir köşeydi Beyoğlu’nda Lambo’nun Meyhanesi” demektedir. Turgay Anar’ın “Mekândan Taşan Edebiyat” kitabından aktaracak olursak: “Beyoğlu’nda, bar ve meyhanleriyle ünlü Nevizade Sokağı’nda yer alan Lamno’nun Meyhanesi Metin Eloğlu’nun tasvirine göre ‘üç iskemleli, bir buçuk metrelik çinko tezgâhlı, loş, 6-7 kişinin güçbelâ sığabileceği’, ‘tramvay sahanlığını andıran’, bir mekândır. Müdavimlerine göre ‘şirin’ ve ‘sevimli’ bir yer olan mekâna, yine müdavimlerince ‘Alaylılar Akademisi’ ismi verilmiştir.” Bay Lambo edası ve tavrından oldukça etkileni..]]> Sun, 14 Aug 2016 04:31:01 +0300