‘HES Anadolu’yu insansızlaştırma projesidir’

‘HES Anadolu’yu insansızlaştırma projesidir’

HES projeleri adı altında Anadolu topraklarında yapılan yıkımı, somut örneklerle insanlara anlatabilmek için bir yolculuğa çıkmış Hakan Tosun. Ve şöyle açıklıyor kendi yaptığı işi “Elimde bir kameram vardı, ben, kameram, ayaklarım bir yolculuğa çıktık. Anadolu’da yaşanan o kıyımı İstanbul’a taşımak için

Fatma Özcan

Biz de kendisinin bize anlatacaklarını, oradaki izlenimlerini, yaşadıklarını, gördüklerini gazetemize anlattı. Ve işte Hakan, ayakları ve kamerasının bize kadar getirdiği HES gerçekliği

HES projeleriyle  ne zaman ilgilenmeye başladın ve bu yolculuğa seni çıkaran ne oldu bize anlatabilir misin?
Anadolu İsyanı  adında 20 dakikalık bir belgesel film vardı; onu izledikten sonra HES  projeleriyle ilgilenmeye başladım. Orada yaşananları duyup okumaktan ziyade oralara gidip görmek istedim. Sonra aslında bu da çok enteresan oldu benim için, kendime bir kamera almak istiyordum uzun zamandır.  Öyle  araştırırken  Anadolu İsyanı belgeselinin çekildiği kameranın o arkadaşlar tarafından satıldığını duydum.  O kameraya talip oldum ve aldım. Aslında bu bir nevi bir kameranın hikayesi de olmuş oldu. Ve bu benim için enteresan bir ayrıntı. Kafamda ne yapacağımla ilgili tam bir şeyler oturmamıştı. Ve o döneme denk gelen Büyük Anadolu Yürüyüşü’nü duydum. Türkiye’nin 7 bölgesinden 11 ayrı koldan hareket edilecekti Ankara’ya doğru. Çok ilgimi çekti. Orada olmam gerektiğine karar verdim. O atmosferde hem olmalıydım hem de gördüklerimi, yaşadıklarımı buralara kadar getirebilmeliydim.Ve böylece  yürüyüşü yapanlarla bağlantıya geçip 40 gün onlarla bir yolculuğa çıktım. Böylece yolculuğum başladı.

Çıktığın bu yolculukta dikkatini çeken ilk ne oldu, nasıl bir atmosfer vardı yolculuk sırasında?
Türkiye’nin yedi ayrı bölgesinden 11 ayrı kol şeklinde hareket edilecekti. Ben bu kolların sadece beşini takip edebildim. Çünkü arkamda maddi hiç bir güç olmadan tek başıma böyle bir işe girişmiştim. Maddi olarak beni zorladı tabi ama oradaki insanların doğallığı, kendi köyünü yaşam alanları için giriştikleri mücadele beni çok etkiledi. Köylerinden kopup atlarıyla, eşekleriyle develeriyle böyle bir yürüyüşe çıkmışlardı. Dikkatimi çeken bir diğer ayrıntı ise bu  insanlar birbirlerini hiç görmemiş, karşılaşmamış, tanımıyor olmalarıydı. Onları bir araya getiren kendi hayatlarının çalınıp, yerine oradan göç etmelerini sağlayacak, başka seçeneklerinin kalmayacağı doğa talanının gerçekleşmesini önlemekti. Bu çok saygı duyulacak bir şeydi benim için, insanlar kendi onurunu koruyorlardı. Hele bu yüzyıl için çok kıymetli bir şeydi. Bu nedenle bu direniş önemli benim için. Çoğu da kandırıldıklarını söylüyorlar zaten.

Peki orada yaşayan bu insanların kandırıldığını söyledin. Nasıl kandırılıyorlar anlatır mısın?
Büyük Anadolu Yürüyüşü’nden sonra ben HES şantiyelerini gidip görmek istedim. Bunun için Erzurum İspir’e gittim ve daha sonra oradaki izlenimlerimden, kaydettiğim görüntülerden “Anadolu’nun Son Çınarları” adlı belgesel çıktı ortaya. Orada bölge halkıyla konuştuğumda kendilerinin kandırıldığını söylediler. Onlara gelen dozerler, yetkililer burada yol genişlettiklerini, tünelleri bu nedenle açtıklarını söylemişler. Onlarda buna inanmış doğal olarak. Sonra olayın iç yüzünü görmüşler bir süre sonra. Suların kirlendiğini, balıkların öldüğünü, mahsullerinden verim alamadıktan ve yaşam alanlarının inşaata dönüşmesinden sonra  fark ediyorlar işin ciddiyetini. Tabi doğal olarak bu durumdan şikayetçi olmuşlar. Ama söyledikleri aynen şu “Onlar bizden birilerini satın almışlardı paralarıyla. Muhtarı, karakolu, polisi hepsi onların yanında, bu nedenle düşündük ki kimi kime şikayet ediyoruz. Herkes rızalık gösteriyor. Biz de mahkemelere başvurduk ama sonuç alamadık” diyorlardı. Bir de Erzurum İspir’de yetiştirilen fasulyeler var. İspir fasulyesi. HES projelerinden sonra fasulyelerinden verim alamadıklarını oralardan gelen suyun balıkları öldürdüğünü, mahsullerine zarar verdiğini söylüyorlardı. Dolayısıyla suya bir şey katıldığını bunun da suyu zehirlediğini anlattılar. Bütün bunları bir kenara bırakırsak Anadolu’yu insansız bırakma projesi aslında, yaptıkları bu. Bu projeleri destekleyen yetkililer “Canım o su orada boşa akıyor biz onu değerlendiriyoruz sadece. Bu suç mu?” diyorlar. Orada yaşayanlarsa “O boş aktığı iddia ettikleri sularla biz borçlarımızı ödüyor, hayatımızı kazanıyor, yaşamımızı sürdürüyoruz” diyorlar. Bunda da haklılar geçinebilecekleri başka seçenekleri yok.

Neden “Anadolu’nun Son Çınarları” adını verdin belgesele ve Anadolu’yu insansızlaştırma projesi dedin HES projelerini tanımlarken, bu sonuca nasıl vardın?  
O bölgelerde yaşayan insanlar 60-70 yaşında insanlar. Ve bu insanlar yaşam alanlarını işgal edenlere karşı direniyorlar. Ve eğer mücadelelerinde başarısız olurlarsa gerçekten de büyük bir göç sonucunda Anadolu’nun son çınarları olacaklar. Çünkü böyle giderse Anadolu’da yaşamak gerçekten olanaksız olacak.
Umarım son çınarlar olmaz. Mücadelem biraz da bunun üzerine  kurulu. Şimdi şöyle, Erzurum- İspir’e 2 santral yapılacak Çoruh’a 12 Aksu’ya 3 tane yani toplam 30 kilometre alana 15 santral sığdırıyorlar. Bu ne anlama gelir? Orada akan suların hepsinin işgali edildiği anlamına gelir. Köylü ne yapacak bu durumda. Önce borçlarını kapattıkları o suyu içmek için bile bulamayacaklar neredeyse. Böyle olunca göç etmek zorunda kalacaklar. Bu da orada yaşan hiç kimsenin kalmaması, dolayısıyla insansızlaştırılması anlamına gelir. Bu endişelendiriyor beni, gelecek açısından. Bu insansızlaştırma değil de nedir?

Peki sence bu işin sonu nereye varır, HES projelerinde geri adım atılır mı ? Hopa’daki şirket projeden geri çekildiğini açıkladı bu sence umut verici bir gelişme mi?
Hopa’daki gelişme biraz farklı. Şöyle ki orada Metin Lokumcu arkadaşımızın ölmesinin sonucu olarak bölge halkında  tepkiler arttı. Şirket çekindi ister istemez. Yani şöyle oluyor. Bir şirket gidiyor yenisi geliyor. Önemli olan tek şey hiç bıkmadan usanmadan mücadele etmek. En büyük caydırıcılık bu bence. Tabi burada hepimize pay düşüyor. Bölge halkını mücadelesinde yalnız bırakmamak. Bu çok önemli. Mesela ben Erzurum İspir’ e gitmeden orada Limak’ta 500 kişilik bir grup santrali basıyor. Yani bölge halkının aslında çok net bir tavrı var. Santralleri istemiyor. Bu nedenle Anadolu’nun en dibinden gelen bu çığlık oradan uzakta olanlara duyurulmalıydı. Bu orada yaşayan halk için önemli. Bir de Borusan olayı var tabi. Bana o da çok ilginç gelmişti. Burada bir çok kültür-sanat etkinliğine öncü olan Borusan işletmesi orada bu santrallerle ortak çalışıyor. Erzurum İspir de yüzde 10 hisse Borusan’a ait. Yani sonuç olarak şöyle açıklanabilir, eğer ciddi anlamda bir mücadele yürütülürse HES’ler topraklarımızdan tamamen gidebilirler. Burada iş sadece bölge halkına düşmüyor. Medyaya, basına, sivil toplum kuruluşlarına, halka dolayısıyla herkese görev düşüyor. Ancak o şekilde bu direniş cevabını bulur.

Yaptığın çalışmayla bizlere oradaki durumu aktarıyorsun son olarak bize ne söylemek istersin.
Orada sadece doğa kıyımı yok, insan hayatına yapılmış bir saldırı var. Tamamen haksız ve hiçbir mantıksal, duygusal açıklamasının olabileceğini sanmıyorum. Ben yer altı yer üstü zenginliklerimizin korunmasını istiyorum, tarihi eserlerimize sahip çıkalım istiyorum. Orada yaşananlar insan hayatına yapılan haksız bir saldırıdır, bu anlamda duyarsız kalınmaması gerektiğine inanıyorum. Ben bu açıdan üzerime düşeni yaptığımı düşünüyorum. Çünkü bence görmek, söyleyip, anlatmaktan daha hisli bir şey. İnsanı  çok can evinden vuruyor. Bu anlamda oradaki görüntüleri buraya taşıyarak üzerime düşeni yaptığıma inanıyorum.Bundan sonrada bu konuda ne yapmam gerekirse bütün yüreğimle benliğimle yapmaktan asla kaçınmayacağım. Herkesten de bunu istiyorum birey olarak. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net