07 Kasım 2014 10:03

Cezasızlık pratiği patronları cesaretlendiriyor

İstanbul Savcılığı Torunlar Center soruşturmasında Torunlar GYO ortaklarının da aralarında olduğu bir kısım işveren hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Geçen cuma günü 31 Ekim 2014 tarihinde, Hıdır Ali Genç ailesinin avukatları ve Demokrasi İçin Hukukçular olarak bu takipsizlik kararına itiraz ettik.İş cinayeti olarak nitelediğimiz iş kazalarıyla ilgili soruşturmalarda genel olarak işverenler açısından cezasızlık politikası uygulanmaktadır.

Cezasızlık pratiği patronları cesaretlendiriyor

Paylaş

Yıldız İMREK
Avukat

İstanbul Savcılığı Torunlar Center soruşturmasında Torunlar GYO ortaklarının da aralarında olduğu bir kısım işveren hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Geçen cuma günü 31 Ekim 2014 tarihinde, Hıdır Ali Genç ailesinin avukatları ve Demokrasi İçin Hukukçular olarak bu takipsizlik kararına itiraz ettik.
İş cinayeti olarak nitelediğimiz iş kazalarıyla ilgili soruşturmalarda genel olarak işverenler açısından cezasızlık politikası uygulanmaktadır. İş süreçlerinin örgütlenmesinde temel çalışma biçimi haline getirilen taşeron çalışma biçimi, iş cinayetlerindeki cezasızlık politikasının da asıl belirleyenlerinden biridir. Torunlar Center dosyasında gördüğümüz üzere, asıl işveren Torunlar GYO, inşaat yapımında bir kısım imalat işlerini taşeron aracılığıyla gördüğü gibi, iş güvenliği hizmetleri de taşeron NCA firması aracılığı ile yürütülmektedir. Böylece, asıl işverenin iş güvenliğine dair tedbirlerdeki eksiklerden sorumsuzluğu için de bir hukuki temel yaratılmak istenmektedir. Taşeron çalışma, sermaye sahipleri tarafından işçi ücretlerinin ucuzlatılması, işçilerin örgütsüzleştirilmesinin yanı sıra iş güvenliği önlemleriyle ilgili sorumluluklardan kurtarılmasına da aracılık etmektedir.

12 YILDA 15 BİN İŞÇİ ÖLDÜ
 

Devlet de, esasen 1800’lü yılların vahşi sermaye birikim süreçlerini garantiye alan bir aygıt gibi davranmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının iş cinayetlerinin önlenmesindeki rolü önemlidir. Ancak, Torunlar Center iş cinayetinde ve maden facialarında da görüldüğü üzere, Bakanlık, işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri için kılını kıpırdatmamakta, sadece cinayetlerden sonra halkı yatıştırıcı, taziyeci rolü oynamaktadır.

Taşeron sisteminin sonucu olarak, Türkiye iş kazaları ve iş cinayetlerinde Avrupa birincisi, dünya üçüncüsü konumuna gelmiştir. ILO ve İSİG verilerine göre, El Salvador ve Cezayir’in ardından işçi ölümlerinde üçüncü sırada olan Türkiye’de  AKP’nin hükümet ettiği 12 yılda 14 bin 550 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiş.

Mayıs 2014’te Soma madenlerinde iş güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle, göz göre göre 301 işçinin katledilmesi toplumsal vicdanı derinden sarsmış ve tüm ülkede eylemler yapılarak, iş cinayetlerinin önlenmesi, sorumluların cezalandırılması talep edilmiştir.

YARGIYI YÖNLENDİRİYORLAR

İş cinayetleri kader değildir, kaçınılmaz değildir, “işin fıtratı” değildir. Ancak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının gerekli denetimleri yapması, yargı süreçlerinde işverenin hukuki ve cezai sorumluluğu etkin şekilde işletilirse, iş kazaları dolayısıyla iş cinayetlerinin önlenmesi mümkün ve gereklidir. Ne yazık ki, iş cinayetleri sonrası, hükümet üyeleri, işverenleri ve bakanlık görevlilerini sorumluluktan kurtarmaya yönelik “kaza-kader” ekseninde açıklamalar yaparak yargıyı yönlendirmektedir. İşverenlerin, pek çok olayda, hükümet üyelerine yakınlığı, ihale alış biçimleri de tartışma konusudur ve bu ilişkilerin de cezasızlık pratiğinde rol oynadığı düşünülmektedir.

İşverenler karşısında cezasızlığı temel alan yargı pratiği, işverenleri yeni iş cinayetlerine davetiye çıkaran sorumsuz tutumları için cesaretlendirici bir rol oynamaktadır. Soma’da patronlar cezalandırılabilseydi, bugün Torunlar Center inşaatında 10 işçi katledilmeyecekti. Torun Center soruşturmasında, işverenler hakkında kovuşturmama kararı verilmeseydi, Ermenek madenlerinde 18 işçi can pazarında olmayacaktı.
Eski Ali Sami Yen Stadında yükselmekte olan Torun Center projesinde de, iş parçalanarak sorumluluk çeşitli taşeron firmalar arasında dağıtılmıştır. Ancak, müvekkilimiz ve yaşamını kaybeden işçiler, Torunlar GYO-Torun Yapı-Torunlar Gıda Proje Ortaklığına bağlı olarak çalışan işçilerdir. Torunlar işvereni, hem hukuki ve hem de cezai sorumluluğa sahiptir.

OLASI KAST

TCK 22. maddesinde tanımlanan  “olası kast” ve bu maddeyle paralel hükümler taşıyan 83. maddesi, asıl işverenin ölümlerden sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır. İş Kanunu’nun 77. maddesi ve 6331 sayılı Yasa’nın 4. maddesi, iş güvenliği koşullarını yaratma ve denetlemekte asıl işverene sorumluluk yüklemektedir. Dolayısı ile asıl işveren, yasalarla kendisine verilmiş bir görevi yapmadığı takdirde, eğer sonucunda hayati tehlike yaratan bir eksiklik var ve bu öngörülebilir ise, ölümlerden TCK 83. maddesi gereğince sorumlu olur. Anılan yasa hükümleri karşısında Torunlar işvereninin sorumluluğu açıktır. Kullanılan asansörlerin arızalı olduğu, güvenlik sviçlerinin olmadığı bilinmektedir. Daha önce, aynı işyerinde Erdoğan Polat isimli işçi yaşamını yitirmiştir, 17 Nisan tarihli raporda işyerindeki iş güvenliği önlemlerinin yetersizliği ve asansörlerde temel güvenlik problemlerinin olduğu işverene bildirilmiştir. İşverenler, inşaata geldiklerinde bunu bildikleri için asansörü değil, merdivenleri kullanmaktadır, bu beyan tanık işçilerin ifadelerinde yer almıştır. 5 günlük işçiyi, asansör operatörü sertifikası olmadan, bunun eğitimini yaptırmadan operatör olarak görevlendiren asıl işverenin kendisidir. Usulen başka firma görevlendirilerek sorumluluk yerine getirilmiş olmaz. İş Kanunu ve 6331 sayılı Yasa esasen bunu tanımlamaktadır.

ANAYASAYA AYKIRI

Dolayısı ile takipsizlik kararı, Anayasa’ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve mevcut delillere aykırıdır. Takipsizlik kararına itirazımızın sulh ceza hakimi tarafından incelenecek olması bir handikaptır. Kısa bir süre öncesine kadar, bu tür itirazlar en yakın ağır ceza mahkemesi tarafından incelenerek objektif denetime imkan sağlıyordu. Ancak, 17 Aralık soruşturmalarının ardından kendini garantiye almaya çalışan AKP Hükümeti tarafından yapılan değişikliklerle aynı yargı çevresinde, iktidar çevrelerine yakın olanların atandığı konusunda kamuoyu algısı bulunan sulh ceza hakimleri tarafından incelenmesi de  Anayasa’ya aykırıdır.

ÖNCEKİ HABER

AKP söz verdikçe ölümler artıyor

SONRAKİ HABER

HDP’li Oya Ersoy: Küçük hafızlar değil küçük mucitler yetiştirilsin!

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa