Sevmiyorsan hor görme bari

Sevmiyorsan hor görme bari

Geçtiğimiz günlerde Meclis boykotu, 61. hükümetin kurulması, şike skandalı gibi olaylarla yoğunlaşan gündemde ana akım medya tarafından görülmeyen memleketin bunca önemli gündemi arasında vaka-i adiyeden sayılıp fazla önemsenmeyen, kaybolup giden bir haber vardı; İnşaat İşçisi Yılmaz Gürhan ile Mikail Çelik,

M.Utku Şentürk

Geçtiğimiz günlerde Meclis boykotu, 61. hükümetin kurulması, şike skandalı gibi olaylarla yoğunlaşan gündemde ana akım medya tarafından görülmeyen memleketin bunca önemli gündemi arasında vaka-i adiyeden sayılıp fazla önemsenmeyen, kaybolup giden bir haber vardı; İnşaat İşçisi Yılmaz Gürhan ile Mikail Çelik, sürücülük sınavlarına katılmak üzere Metro Turizm’e ait otobüsle Manisa’ya hareket etti. Yolculuk sırasında kendi aralarında Kürtçe konuşan iki arkadaşı otobüsün şoförü ve muavini tartaklayarak, yolun ortasında  otobüsten indirdi.Gürhan ve Çelik Manisa’ya otostop çe-kerek vardıklarını belirterek, “Bu duruma karşı sessiz kalmayıp gerekli yerlere başvuracağız” demişler.
AKP’nin seçim kampanyasında övünerek altını çizdiği Kürtçenin artık serbestçe her yerde konuşulması demogojisi iş fiiliyata gelince ne yazık ki her yerinden patlaklar vererek ortalığa saçılıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, “bölün-meye”, “parçalanmaya” ve “düşmanlara karşı ülkeyi savunma” esasına dayanır. Bu bölünme korkusu, öyle büyük bir paranoya oluşturmuştur ki, Cumhuriyetin kurucuları, ulus devlet yaratma adına, Osmanlı bakiyesi olan tüm Müslüman halkları, ırk olarak da Türk yapmak için büyük çaba sarf etmişlerdir. “Güneş Dil Teorisi” ve “Vatandaş Türkçe Konuş “ kampanyaları ile Hitler Almanyası’na rahmet okutacak uygulamalar yapmıştır. Bu şovenist bakış (Althusser’den ödünç alarak) Devletin İdeolojik Aygıtları tarafından (medya, eğitim sitemi, kültür vs…) her gün yeniden üretilerek bilinç altımıza kazınmış durumdadır. Bugünü anlamak için uluslaşma süreci içinde gerçekleşen “tarihimizin bu şanlı sayfalarına” hep birlikte bir göz atmakta fayda var;

GÜNEŞ DİL TEORİSİ

Güneş Dil Teorisi’nin temelleri 1932’de kabul edilen “Türk Tarih Tezi” ile atılmıştı. Bilindiği gibi bu teze göre tüm medeniyetlerin yaratıldığı yer Orta Asya’ydı ve Türkler bu bağlamda dünya yüzündeki tüm medeniyetlerin kurucusuydular. Ancak bölgede yaşanan kuraklık yüzünden Türk toplulukları batıya doğru göç etmek zorunda kalmışlardı. Bu göç yolları üzerinde önemli bir köprü görevi gören Anadolu da Türklerin yeni yurdu olmuştu. Türklerle birlikte medeniyet Anadolu’ya gelmişti. Buradan da Batı’ya geçmişti. Medeniyeti dilden ayrı düşünmek imkansızdı. Dolayısıyla bu üstün medeniyetin dili olan Türkçe de bütün dillerin yaratıcısıydı. Yani ‘ana dil’di. III. Türk Dil Kurultayı Türk Tarih Tezi ile Güneş Dil Teorisi’nin iliş-kisinin resmileştirildiği yer oldu.

“VATANDAŞ TÜRKÇE KONUŞ, ÇOK KONUŞ…”

“Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyası Dâr-ül-fünûn Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyetinin 13 Ocak 1928 tarihinde düzenlediği yıllık kongresinde aldığı bir karar ile başladı. Basın ve üniversite gençliği umumi yerlerde herkesin hemen Türkçe konuşmasını talep etti. Umumi yerlerden kasıt, tramvaylar, yaz aylarında Adalar’a sefer yapan Şirket-i Hayriye vapurları, gazino, çay bahçeleri, sinema, ti-yatro gibi eğlence ve sayfiye yerleri, caddeler,meydanlar, sokaklar idi. Azınlıkların yoğun olarak yaşadıkları ve çalıştıkları ve dolayısıyla görünür oldukları Beyoğlu, Galata, Eminönü, Balat, Hasköy ile yaz aylarını geçirmek için taşındıkları Adalar gerginlik ve gerilimin en çok cereyan ettiği yerlerdi.

KÜRTÇE, YENİ ANAYASA VE ANA DİLDE EĞİTİM

Yeni anayasanın konuşulmaya başlandığı bugünlerde en çok tartışılan konulardan biri de Anayasa’nın değiştirilemez, değişti-rilmesi teklif dahi edilemez ilk 3 maddesi ( tabi en çok da 3. maddesinin ilk paragrafı; “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.”)  CHP anayasasının değişti-rilemez maddelerini koruyacağını ve bunu partinin kırmızı çizgisi olacağını ilan etti.

Tarık Ziya Ekinci 3 Temmuz 2011 tarihli Radikal 2’deki yazısında konu ile ilgili şu tespitlerde bulunuyor; “Anayasanın değiştirilemez maddelerindeki kavramlar iki bölümdür. Bir bölümü biçimseldir. Örneğin, Türkiye devletinin bir cumhuriyet olduğu, bayrağının nitelikleri, İstiklal Marşı ve başkentinin Ankara olduğu hükümlerinin değiştirilmesi hiç kimsenin aklından geçmez. Kamuoyunu yanıltmak için bunların değiştirileceği iddiası spekülasyondur. Buna karşın, 2. maddenin özü ile 3. maddenin ilk fıkrasında yer alan hükümler anayasanın temel felsefesini belirledikleri için önemlidir. Bunlar değişmedikçe yeni anayasanın demokratik ve çağdaş bir anayasa olması mümkün değil.”
Değiştirilemez hukuk maddeleri” kavramı her hangi bir “Devrim”in ilk yılları için normaldir. Ancak Türkiye somutunda yaşanan bu değişmez maddeler uygulaması 88 yıl sonra da sürüyorsa bu ya büyük başarısızlığın itirafıdır yahut paranoyadır veya ayrıcalıklardan vazgeçememedir belki de her üçü birdendir.

“TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR…”

TRT Şeş, Kürtçe kursları, Şivan Perwer kasetlerinin yasal olarak satılması gibi “yetmez ama evet” türünden birkaç açılıma rağmen ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün bir “beton” olan Devlet-i Ali’miz bir avuç “çapulcuya” pabuç bırakma-yacaktır. Dün  Diyarbakır’daki KCK yargılamalarında “kahraman” hakimlerin “bilinmeyen bir dilde” savunma yapılmasına izin vermedikleri gibi bugün de Metro Turizm’in şoförü ve muavini gibi “kahraman evlatları” sürücülük sınavlarını bahane ederek Manisa’yı “istila planları yapan” bu “kara kafalı” Kürtlere hadlerini bildirmek için hazır kıta beklemektedirler. Unutulmamalıdır ki Manisa Manisalılarındır, Türkiye Türklerindir…

*Gazeteci

www.evrensel.net