Canlısı değil ölüsü değerli

Canlısı değil ölüsü değerli

Ermenek’in Güneyyurt Beldesinde 18 madencinin mahsur kaldığı Has Şekerler Maden Ocağında inceleme yapan, bakanlarla temasta bulunan Türk Tabipleri Birliği heyetiyle sıcağı sıcağına gözlemlerini konuştuk.

Arif KOŞAR
Ermenek

Ermenek’in Güneyyurt Beldesinde 18 madencinin mahsur kaldığı Has Şekerler Maden Ocağında inceleme yapan, bakanlarla temasta bulunan Türk Tabipleri Birliği heyetiyle sıcağı sıcağına gözlemlerini konuştuk. Tabii, onlar da ‘güvenlik’ önlemlerinden nasiplerini almış, içeri girmek için epeyce bir macera yaşamaları gerekmiş.

“12 saati geçti yola çıkalı. Saatlerce sahaya girmek için uğraştık. Kaç defa jandarma bariyerini geçmeye çalıştık. 4 kişinin dahi ayakta olmasına tahammül edemeyen bir yaklaşım var. Anons ederek bize dağılın uyarısı yapıldı. Her taraf polisle kaynayan bir ortam. Burada ne kadar gözlem yapabildik ayrı bir konu” diyerek kısıtlı koşullarda yapabildiği gözlemlerini bizimle paylaşıyor heyette yer alan TTB Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi Editörü Celal Emiroğlu.

SADECE ACIYI PAYLAŞMAK MI?

Emiroğlu, aslında Ermenek’e gelen herkesin aklının bir köşesinden geçen gerçeğin altını özellikle çiziyor: “İnsanın canlısıyla ölüsü arasındaki farkı gördük. Canlısı için hiçbir önlem almayan bir sistemin, ölüsü için ne kadar masraf yapabildiğini gördük.”
Heyetin maden sahasında, Enerji Bakanı Taner Yıldız, Çalışma Bakanı Faruk Çelik ve Ulaştırma Bakanı Lütfi Elvan’la da görüşme şansı olmuş. Arama çalışmalarıyla ilgili bol bol teknik bilgi almışlar. Ancak, alınmayan önlemlere ilişkin bazı sorular, bundan sonra benzer acıların yaşanmaması için yapılması gerekenler gündeme gelince, bakanların cevabı günlerdir bize verdikleri cevapla aynı olmuş: “Siz bizim acımızı paylaşmaya mı geldiniz yoksa tartışmaya mı geldiniz. Hele şu su meselesini halledelim sonra konuşuruz.”

İŞÇİLER ÖLECEKSE KAPANSIN!

Ermenek’te geçim kaynağı kömür ocakları… Bu nedenle neredeyse kimse ocakların kapanmasını istemiyor. Diğer yandan gerekli önlemlerin alınacağına da inanmıyor. Geçim derdi halka, “Açlıktan öleceğimize madende ölüm riski alırız” seçeneğini dayatıyor. Emiroğlu ise, işçi sağlığı önlemleri tam olarak alınmadan kesinlikle madenlerin çalıştırılmaması gerektiğini söylüyor. “Tabii bu insanların nerede nasıl geçimini sağlayacağını değerlendirmek gerekir” diyor. Emiroğlu, “Gerekli önlemler alındığında, ruhsat vermeden önce bu işin gereği neyse o yapılmalı. Bu şekilde işletilebilir ama yapamıyorsanız tabii ki kapatmaktan başka bir çare de yok. Bu devletin elinde. ‘İşverenler anlamak istemiyor’ gibi sözlerle ifade edilecek bir şey değil, anlamak istemiyorsa sen devletsin, anlamayana gereğini yaparsın; bunu yapabilecek kimse yoksa da kimseye vermezsin. İlla ki ‘fıtratında var’ deyip birilerini öldürmek yerine bu işi yapabilecek insanlara vermek gerekir” diyor.

SİSTEM İŞVERENİ KORUMAK ÜZERE KURULU

Bir de Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “İhmal varsa hesabı sorulur” sözleri vardı. Emiroğlu, hesabın kimden sorulacağı sorununa da açıklık getiriyor: “6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu sorumluluğu işverenden uzaklaştırma üzerine kurulu bir kanun.” Nasıl mı? “İşte risk değerlendirmesi yap, yaptım, bunun sonucunda işçiye eğitim ver, verdim, bundan sonrası ise seni ilgilendirmez. Yasanın başka bir yorumu yok ki. Patronun serbest kalmasını gerektiriyor. Peki cezaevine kim girecek? Önlem almayan iş güvenliği uzmanı girecek. O kendini nasıl kurtarır? İşçiyi suçlayarak. Eğitimini verdim, kişisel donanımını verdim, almadı önlem. Her işyerinde işçilerin imzaladığı dosyalarca belge vardır. Ne kadar eğitimini almış? Aynı durum işyeri hekimi için de geçerli. Ver eğitimini, ver kişisel donanımını… Ondan sonra hakimin vereceği tek bir karar var: Ey işçi, sen niye önlemini almadın? Ya da bunlar yapılmadıysa işyeri hekimini, mühendisi içeri atıyor. Yani her durumda patron dışarıda. ”

YASANIN İŞÇİYİ KORUMADIĞI GÖRÜLDÜ

Has Şekerler Maden Ocağında incelemelerde bulunan TTB Heyetinde yer alan Merkez Konsey Üyesi Dr. İsmail Bulca da, Soma, Torun Center ve son olarak da Ermenek facialarıyla artık, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun işçileri korumadığının kesin olarak ortaya çıktığı söyledi. “Biz bu yasa çıkarken de bu yasanın iş cinayetlerini önlemeyeceğini, tam tersine arttıracağını söylemiştik. Çünkü bu yasa işçileri önceleyerek değil sermayeyi önceleyerek, sermayenin aşırı kâr hırsını önceleyerek çıkartılmıştır. İşte bugün burada gördük, işçilerin sağlığı yine maliyet hesaplarına kurban verildi. İşveren her türlü maliyetten kaçınmış.”
Hekim heyetine madendeki işyeri hekiminin sorumluluğunu sormadan olmazdı: “Bir işyeri hekimi, bir iş güvenlik uzmanı mesleki bağımsızlığı olmadığı için madendeki sorunları görse de, istese de değiştiremiyor. Bu tür teknik personelin mesleki bağımsızlığının güvence altına alınması lazım. Ücreti işveren tarafından ya da devlet tarafından değil, bağımsız bir fon tarafından verilmeli. Aksi halde patronunun dediğini yapmak zorunda kalabilir. Ancak yasa, ona bu bağımsızlığı vermeden sorumluluk yüklüyor. Neden? İşvereni sorumluluktan kurtarmak için.”

‘GÖRÜŞÜMÜZ DİKKATE ALINMADI’

Öyleyse patronun ihmaller ve alınmayan işçi sağlığı önlemleri çerçevesinde yargılanması ve cezalandırılması, başkaca bir baskı unsuru olmadığı sürece pek olası gözükmüyor mu? “Soma’da ne kadar soruldu? Kozlu’da 8 işçi öldü. Hesap ne? Para cezası! Yiten canlara denk düşen bir hesap mı?”
Ne yapmak gerektiğine ilişkin sorumuza ise Bulca şu yanıtı veriyor: “Hükümetin bir şey yapması için öncelikle niyetinin olması gerekiyor. İşçinin sağlığını ve güvenliğini önceleyen bir zihniyetle yaklaşmanız gerekiyor. Bunu ancak bu alanda çalışanlarla birlikte yaparsınız. Emek ve meslek örgütleriyle birlikte yapmadığınız sürece bunu yapma şansınız yoktur. Eğer böyle bir iddiaları varsa; gelin birlikte yapalım. Biraz evvel Sayın Bakanla konuşurken sizin de görüşleriniz alınmadı mı diye sordu. Görüşlerimiz alındı ama söylediklerimiz hiç dikkate alınmadı.”


ATEŞ YAKARAK ISINIYORLAR

Ermenek ilçesine bağlı Pamuklu köyünde havalar gittikçe soğuyor.
Aile yakınları, ve maden işçileri ise ateş yakarak ısınmaya çalışıyor. Maden ocağında mahsur kalan işçilerin yakınları havaların soğumasına rağmen beklemeye devam ediyor. Kurtarma çalışmalarına yardım eden madenciler ısınmak için ateş yakıyor. Dere yatağında askerler de maden ocağına yakın yerlerden odun toplayıp yakarak ısınmaya çalışıyor.


ÖNLEMLER SADECE KAĞIT ÜSTÜNDE

Sendikal örgütlenmenin baskı altına alındığı, taşeronlaşmanın yaygınlaştırıldığı, sömürünün dizginlenmediği koşullarda işçi sağlığı önlemlerinin sadece kağıt üstünde, göstermelik bir kurgu olduğunu belirten Emiroğlu, “Yapısal sorunlar konuşulmalı. Tamamen sorumluluğu işçiye yıkan düzenlemeler. İşçinin bunları anlaması mümkün değil. Okudum dediği belgeleri okusa da anlamaz. Koruyucu önlemleri kendi başına alması mümkün değil. Burada bir kurgu var. İşvereni kurtarma üzerine kurulu. Ama düzenleme işvereni de yargılıyor. Nasıl yargılıyor? Bununla ilgili kurullarını topluyor. Kağıt üstünde bazı önlemler var, bunları yapmasını istiyor, bunları yapmayan işvereni de hizaya çekiyor. Ben büyük işverenin yararına küçük işvereni de terbiye ederim diyor” diye konuştu.

www.evrensel.net