03 Kasım 2014 20:13

Bu yol ayrımında hangi yönü seçeceksin?

Türkiye’nin çeşitli illerinde kadınların inşa etmeye başladığı “kız kardeşlik köprüleri”nin ilk adımlarını, tartışmaları, kadınların neler yapmak istediklerini aktarıyoruz. Savaşa, düşmanlaştırmaya ve bunlarla beraber katmerlenen şiddete karşı bu kız kardeşlik köprülerinden birbirimize neler taşıyabileceğimizi paylaşmaya devam edeceğiz.

Paylaş

Kim bilir daha nelere gebe tarihin dönüm noktalarından birinin canlı tanığı olduğunuz hissiyatı sizin de yakanızdan tutuyor mu? Tarihin sayfalarını çevirerek değil, bugünün olaylarını bir araya getirerek gördükleriniz karşısında, geçmişin insanlık hikayelerini gözünüzün önüne getirip o zaman siz olsaydınız ne yapacağınızı, şimdi ne yapmak gerektiğini düşünüyor musunuz? Bir düşman kuşatmasında, yahut açlığın ortasında. Bir devrim arifesinde, ya da bir keşfin gün dönümünde. O ben olsaydım dediğiniz roman kahramanları, tarihi figürler, kahramanlar… Orada olsaydım dediğiniz şehirler, cepheler, toplantılar, sokaklar… Ve işte “o”nun biz olduğu, “oranın” burası olduğu zamanlar!
Bugünü tarihin yeni bir döneminin satırlarının yazıldığı bir dönüm noktası olarak düşünmek için elimizde çokça done var aslında. Parça parça yaşanan felaketler; kimi zaman bir hastalık virüsü, kimi zaman kıtlık, kimi zaman bir doğal afet, kimi zaman susuzluk, çoğu zaman ise insan yapımı felaketlerin yani savaşların, yıkımların topyekün bakıldığında dünyayı tümden sarsan bir hal aldığını, artık hiçbir şeyin eski suretinde yaşanamayacağını görüyoruz.
Tarihin her döneminde kadınlar; gerek emek gücü gerekse insan soyunu üretme kapasitesi açısından çok değerli bir “cins” olarak, kontrol edilmesi zorunlu görülen bir “değer” olarak iktidarların ilgi odağında oldu. Ve tarih biraz da yol ayrımlarında kadınların hangi yolun yolcusu olmayı seçtikleriyle şekillendi; o yol ayrımı ki; kadınların eşit varlıkları, bağımsız ve özgür yaşamlarını güvence altına alınması ya da köleleştirilerek zapturapt altına alınmasının ayrımı oldu. Yaşamla ölüm arasındaki ayrım oldu yani.
Bugün; felaketlerin dünyanın tek bir yerini bile es geçmeden herkesi ve her yeri sarstığı tarihsel bir anda yine benzer bir yol ayrımının kıyısında yüz yüze bakıyoruz. Yaşamla ölüm arasındaki ayrımın…
Bu yol ayrımı; gericiliğin ve ona karşı mücadelenin, yozlaşmanın ve ona karşı aydınlığı savunmanın yol ayrımı.
Basit gündelik tartışmalardan bile anlayabiliriz bunu. Neyle düşmanlaştırıldığımıza, neyle ıslah edilmeye, neyle korkutulmaya çalışıldığımıza bakarak, bizi neyi öne sürerek ayırmaya kalkıştıklarına bakarak anlayabiliriz.
Küçücük kız çocuklarının bedenini “kadınlaştırarak” örtünmesi gereken, yani aslında erkeklerin tahrik nesnesi olarak imleyerek, örtünmeyen kız çocuklarını başına gelebilecek her türlü kötü olaydan “çünkü örtüsüz” olduğu için sorumlu kılıyorsa... Artık kadına yönelik şiddetle mücadele de gericiliğe karşı bir mücadele alanıdır aynı zamanda. “Şiddete karşıyım” demek yetmiyor yol ayrımında doğru yolu tutmak için, “gericiliğe de karşıyım” demek gerekiyor bu noktada.
İktidar toplumsal hayatın her bir alanını dini kurallarla dizayn etme hakkını kendinde görerek attığı her adım en çok kadınların toplumsal hayatın dışına itilmesi sonucunu beraberinde getiriyorsa… Erkek egemenliği ile mücadele dinci, gerici, totaliter iktidarın dayanaklarıyla da mücadeledir aynı zamanda. “Erkek egemenliğine karşıyım” demek yetmiyor yol ayrımında doğru yolu tutmak için, erkek egemenliği ile gericiliğin arasındaki “sağ kol” ilişkisini, erkek egemenliği ile kapitalizmin ayrılmaz bağını da ortaya koymak gerekiyor.
“Bahar kışa döndü” denilen Ortadoğu’da, hem emperyalist, neoliberal küresel şiddetin hem köktenci şiddetin gündelik hayatlarına, bedenlerine çöktüğü kadınlar, bu bağı kurmaya başlıyor.  Tunus’ta, Rojava’da yaşanan, Mısır’da kıpırdanan, buralarda bir hayalet olarak değil etiyle kemiğiyle sokakta insan olarak dolaşan tam da bu işte. Sınırları aşıp bizim sokağa uzanan tam da bu!
Biz de Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma ayı olan Kasım ayında elinize geçen bu dergiyle bu bağı anlamaya ve anlatmaya çalıştık.
Hayatımızı karabasana çeviren tüm kadın düşmanı anlayış ve uygulamalara, şiddetin en büyüğü olan savaş ve militarizm diline, baskı ve sindirme politikalarına sarılan iktidarın nasıl bir karanlık zihniyetin taşıyıcısı olduğunu, bu karanlık zihniyetin karşımıza nasıl türlü türlü çıkabildiğini anlamaya çalıştık. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele ve Dayanışma Günü’ne giderken bu karanlığa karşı biraradalığımızın zeminini ortaya koymaya çalıştık.
Bu “fikri” biraradalığın somut karşılığını hayatımızda görebilmek adına birbirimizden öğrenmeye ihtiyacımız var.
Tam da bu nedenle Türkiye’nin çeşitli illerinde kadınların inşa etmeye başladığı “kız kardeşlik köprüleri”nin ilk adımlarını, tartışmaları, kadınların neler yapmak istediklerini aktarıyoruz. Savaşa, düşmanlaştırmaya ve bunlarla beraber katmerlenen şiddete karşı bu kız kardeşlik köprülerinden birbirimize neler taşıyabileceğimizi paylaşmaya devam edeceğiz.
Bu köprüler, tarihin yol ayrımlarında insanlığın sahip olduğu mirası geriye değil, ileriye götürmeyi şart koşan kadın özneliğinin nişanesi olsun!

ÖNCEKİ HABER

Şer gelen yerden mücadele eksik edilmez

SONRAKİ HABER

ABD Senatosu'ndan Trump'a engel: Suudi Arabistan'a silah satışı yok

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa