03 Kasım 2014 20:05

Şer gelen yerden mücadele eksik edilmez

12 yıldır AKP iktidarıyla yönetilen ülkemizde kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri katlanarak artıyor. Mevcut koruyucu yasalara rağmen, şiddete maruz kalan kadınlara ilişkin devletin her türlü önlemi almasını öngören “Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi”nin 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girmesine rağmen, bu yılın daha ilk 9 ayında 207 kadın öldürüldü.

Paylaş

Olcay GERİDÖNMEZ

Bunların bir kısmı devlet korumasında bulunan kadınlardı. Adliye koridorlarına kadar varan ve giderek vahşileşen kadın cinayetlerinden, kadına yönelik şiddetin vahim boyutlarından, uygulamada hiçbir ciddi adım atmayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı başta olmak üzere AKP iktidarı sorumludur.
İşte tam da bu yüzden, AKP hükümeti kadın düşmanı, gerici, muhafazakar zihniyeti ve pratikleri güçlendirdiği için, uygulamada hiçbir ciddi önlem almadığı için, her gün birkaç kadını canından eden erkek şiddeti hız kesmiyor.
Çünkü fizik, kimya vb. dersleri din dersiyle aynı kefeye koyarak bilimsellikten, nesnel akıldan tümüyle uzaklaşan, erkek egemen bağnaz müfredatıyla kadını değersizleştiren, karma eğitime oldubitti soğuk bakan, 4+4+4 sistemiyle kız çocuklarını eğitim sisteminin dışına iten, çocuk gelinliğin önünü açan, yoksul ve emekçi çocuklarına imam hatipleri dayatan, ötekileştirici söylemleriyle din, dil, etnik köken ve cinsiyet ayrımcılığını körükleyen AKP iktidarı ve dayandığı egemen güçler, erkek egemen toplum düzenini pekiştiriyor.
İktidar, çalışma yaşamındaki düzenlemelerle kadın emeğini ikincil, ucuz, güvencesiz ve kayıtdışı kılarak kölelik koşullarında sömürüye ittiği kadınları işyerlerinde her türlü ayrımcılığa, baskıya, taciz, tecavüz ve şiddete terk ediyor. Taşeronlaştırma, esnek çalışma modelleriyle işçi sağlığını ve işçi güvenliğini hiçe sayarak kadınların iş cinayetlerine kurban gitmesine meydan veriyor, işçi eşi kadınların hayatını karartıyor. Kadına yalnızca “aile” çerçevesinde bir değer biçiyor. Kadının kaç çocuk yapacağına, doğurup doğurmayacağına ve nasıl doğuracağına karar vermeye kalkıyor; okuldaki, sokaktaki kadının giyimini, gülüşünü, “iffetli”, “iffetsiz”, “tahrik edici”, “ayıp”, “günah” vs. vs. diye etiketleyerek toplumsal algılarla oynuyor.
Bununla da bitmiyor. Programının onda dokuzundaki kadın düşmanı maddeleriyle Ortaçağ karanlığından fırlama barbar, katliamcı IŞİD güruhunun Ortadoğu’da estirdiği terörü hoş görüyor, onu lanetlemeye dili varmıyor, dolayısıyla da onunla ‘zihniyet’ ortaklığını açığa vuruyor.

IŞİD’DEN BİR “TIK” İLERİ, NE FARK EDER?

Tüm bu kadın düşmanı anlayış ve uygulamalara, şiddetin en büyüğü olan savaş ve militarizm diline, baskı ve sindirme politikalarına sarılırken; halkların kardeşliğinden, barıştan ve eşitlikten yana her türlü demokratik muhalefeti, dozunu her geçen gün arttırdığı bir şiddetle boğmaya çalışırken AKP iktidarı, IŞİD’den bir “tık” ileri olmuş, fark eder mi? Zihniyet aynı karanlık zihniyet değil mi?
Tüm bunların yanı sıra Afrika ve Asya’daki çatışmalı, güvensiz ve istikrarsız ortamlar ve Ortadoğu’daki savaş durumu, ülkemizi bir göç ülkesi haline getirdi. 2 milyonu aşkın bir Suriyeli sığınmacı toplamından söz ediliyor. İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde var olma mücadelesi veren bu geniş kitlenin önemli bir bölümünü yoksul kadın ve çocuklar oluşturuyor. Sığınmacı, mülteci ve göçmen kadınlar ve çocuklar her şeyden önce insanca barınma, beslenme, eğitim, sağlık gibi temel insan haklarından yoksun olarak ucuzun ucuzu, her tür güvenceden yoksun, ezilenin ezileni, kaçak emek gücü olarak da her türlü ayrımcılık, şiddet, taciz, tecavüz ve ölüm tehdidiyle karşı karşıya. Ki bunun hazin örneklerini yaşamaya başladık.

Şiddeti körükleyen zihniyetten bize ‘hayır’ yok

İşte tam bu ortamda, savaşın, şiddetin tam ortasında 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nü karşılıyoruz. Ve tam da bu yüzden, kadına yönelik şiddetle mücadele sorunu, yaşadığımız ülke ve coğrafyada hayatımızın her anına ve alanına sirayet etmiş politik bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Şiddeti körükleyen bu zihniyetten biz kadınlara ‘hayır’ yok. Hayır gelmeyen yerden şer gelir. Savaş şerdir, şiddet şerdir. İşte bu yüzden 25 Kasım, sokaklara çıkmanın zamanıdır, kadın düşmanı, gerici zihniyete karşı durmanın, örgütlenmenin zamanıdır. Yaşadıklarımızın tümüne karşı “yeter atık” deyip, bulunduğumuz her yerde bir araya gelmenin zamanıdır.
Başta Kürt kadınları olmak üzere Rojava’da eşit ve özgür bir yaşam kuranların, bu yaşamın parçası Kobanê’de direnip vatanlarını barbar IŞİD çetesine karşı ölümüne savunanların mücadelesiyle birleşmenin, dayanışmayı büyütmenin zamanıdır.

HEMEN ŞİMDİ!

·    Biz kadınlar kendi hayatımızla ilgili aldığımız kararlar nedeniyle şiddete uğramak ve öldürülmek istemiyoruz.
·    AKP hükümeti bir an önce şiddetin her türlüsünü körükleyen uygulamalarından ve politikalarından, söylemlerinden vazgeçmelidir.
·    AKP hükümeti, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için bir adım olarak imzalamış olduğu İstanbul Sözleşmesinin yükümlülükleri yerine getirmelidir.
·    Şiddetin önlenmesi ve tamamen ortadan kaldırılması için kadını güçlendiren ve gerçek anlamda eşit olmasını sağlayacak ekonomik, siyasal, toplumsal alanlardaki engellerin kaldırılması için düzenlemeler yapılmalıdır.
·    Acil önlemler almak üzere Meclis derhal özel gündemle toplanmalı, imzalanan yasaların uygulanması için gerekli denetimler yapılmalı ve yasaların uygulanması sağlanmalıdır.
·    Sığınma evleri artırılmalı ve istihdam olanakları artırılmalıdır.
·    Savaş sebebiyle topraklarından göç etmek durumunda kalmış göçmen/sığınmacı kadınlara yönelik ekonomik, sosyal, psikolojik her türlü destek sağlanmalı, tüm temel insan hakları güvenceye alınmalı ve acil durumlarda başvurabilecekleri merkezler inşa edilmelidir.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Işığın yükseldiği yere dönsün yüzümüz

SONRAKİ HABER

"Sadiye Eser ve Sadık Topaloğlu’nun gazeteciliğine tanığız"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa