Kadınlar barışı haykırıyor!

Kadınlar barışı haykırıyor!

Hükümetin bütün ayrıştırıcı politikalarına rağmen farklı anadile sahip bu iki kadın barışın dilinde ortaklaşıyorlar.

Didem ÇELİK

Kobanê, Türkiye sınırında gözle görülebilecek uzaklıkta bir şehir. Adını daha önce hiç duymadığımız, haritada yerini bile bilmediğimiz, direngenliği ile sınırın öte tarafından bizlere umut veren şehir. Bir bakış uzağımızdaki bu şehirde IŞİD’in tankına topuna karşı canını ortaya koyan bir halk ve bu halkın en ön saflarda direnen kadınları. Her defasında olduğu gibi savaşın en ağır faturasının kesildiği kadınlar. Kendi elleri ile var ettikleri yeni Kobanê’ye IŞİD’e teslim etmemek için en önde çarpışıyorlar, ölüme gözlerini kırpmadan yürüyorlar. Ve Kobanê direnişi biz kadınlara bir kez daha birlik olmayı öğretiyor.

Direnişin kadınları birleştirdiğini anlatabileceğim en güzel örnek yıllardır aynı mahallede yaşayan birbirlerini tanımayan farklı yerlerde bulundukları her ortamda Kobanê’ye sahip çıkan ve oradaki direnişi dillerinin döndüğünce anlatan Dilek ve Kani abla.

Kürt- Alevi olmayan kendi tabiri ile bu topraklarda hiçbir sosyal dışlanmaya maruz kalacak bir nedeni bulunmayan Dilek, direnişi büyük bir umutla takip ediyor. Çalıştığı ortamda bu yüzden arkadaşları ile sık sık tartıştığını anlatıyor. “Kürt değilsin, Alevi değilsin” neden bu sahiplenme diye sorduklarında verdiği yanıt ise “Kürt-Alevi olmasam da insan olmaktan” diyor her defasında. Haklı mücadelenin bir parçası olmaya çalışmasını garipseyen insanları yadırgıyor o da. Bunca zulme, kadınların köle pazarlarında satılmasına, çıkarılan fetvalar ile kadınların teröristlere nasıl eş edildiği, bir halkın katledilmesine nasıl sessiz kalındığını sorguluyor yüksek sesle.

Kani abla ise bu topraklarda yıllarca mücadele veren bir halkın kadını. Bugün anne olarak kadın olarak yanıyor içi. Her yan yana gelişimizde hep daha fazla nasıl yeter elimiz oralara diye sorguluyor. Belki kimse yadırgamıyor Kürt olmasından sebep Kani ablanın bu sahiplenişini. Fakat o da hiç düşürmüyor dilinden Kobanê’yi ve oradaki kadın direnişini.

Bu iki kadın örneği bizlere Kobanê direnişinin bizlere ne kadar çok şey kattığını gösteriyor aslında; beraber direnmeyi, usanmadan barış isteğini haykırmayı ve en çok da dayanışmayı. Hükümetin bütün ayrıştırıcı politikalarına rağmen farklı anadile sahip bu iki kadın barışın dilinde ortaklaşıyorlar.

Türkiye’nin bir çok ilindeki kadınlar gibi onlarda dilleri döndüğünce barışın dilini haykırıyorlar. Kapı kapı geziyorlar yeri geldiğinde kız kardeşlerinin yaralarını bir nebzede olsa sarabilmek için. Ayrı sokaklarda ayrı evlerde ayrı atölyelerde fakat yine de hep beraber.

Dilek’ten mektup var:

ANNELİĞİMİ KOBANÊ İLE SORGULADIM

Yazamıyorum… Bir yazıya başlarken söylenebilecek en tuhaf kelime değil mi? Ama gerçekten içimde birikmiş bir sürü kelime yüreğimden çıkıp dökülüyor kağıda. Yazılamayacak kadar acı, kötü… Herkesin adını duyduğunda sus pus olduğu Kobanê’den bahsediyorum. Sadece Kobanê değil Rojava, Şengal...IŞİD’in elini sürdüğü her yer.

“Dünyanın hiçbir yerinde ölmemeli çocuklar, ağlamamalı. Kadınlar ezilmemeli” diyenler bile görmezden geliyorlar o coğrafyayı. Anlatılanları dinledikçe yüreğim burkuluyor her seferinde, adını bile bilmediğim annelerin, kadınların fedakârlıkları karşısında küçüldükçe küçülüyorum. Nasıl zordur bir annenin evladını toprağa vermesi ya da sadece o yaşayabilsin diye kendisini feda etmesi. Aklıma hemen oracıkta kızlarım geliyor. Zorunlu bir ayrılık bile nasıl tahammülsüzleştirmişti beni her şeye karşı. İyi haberlerini alamamak. Her gün seslerini duymama rağmen, kahrolmuştum gecelerce. Sonra utandım anneliğimden. Acaba onlar anne ise ben neydim?

Teknoloji ve bilginin her an elimizin altında olduğu şehirlerde bizler rahatça yaşarken, öteki tarafta soysuz çeteler diye adlandırılan IŞİD saldırısından hem canlarını kurtarmak hem de hayatlarını devam ettirmek zorundalar. Kadın bedeni üzerinde hak iddia eden, küçücük kız çocuklarını “nikahıma aldım” diyerek ortaya çıkan terör örgütü ile uğraşıyor insanlar hem de bu çağda. İnsanın aklı yüreği almıyor. Bir fotoğraf takılıyor gözüme sonra. İki erkek çocuğu birbirlerine sarılarak poz vermişler o cehennem ortasında. Birinin ayağında ayakkabı yok diğerinin tüm parmakları gözüküyor. Yapabilecek birşeyler olmalı diyorum. Üzülmekten, sorgulamaktan konuşmaktan başka. Yardım etmeli, gitmeli oralara. Ellerini tutup “yanındayız, yalnız değilsiniz” demeli… “Sizler için geldik” demeli.

Bunları yazarken yüreğimden geçen son şeyse keşke bütün bunlar yaşanmamış olsa oluyor. Yaşanmasa da bizler bu vahşete seyirci kalmak durumunda bırakılmasak keşke. Öğrenebilsek kardeşçe yaşamayı, birbirimizi olduğu gibi kabullenmeyi.

Dilek YILDIZ / Kocaeli

www.evrensel.net