03 Kasım 2014 18:21

Kadın kadına hayat, belki de daha rahat

“Biz kadınız, boyun eğmeyiz, yani eğmeyelim… Şiddet, baskı ancak biz izin vermez ve yanyana durursak son bulacak”

Paylaş

Gülşah İMREK
Funda Yeliz ALATAŞ

Kadınları dinlemek üzere yola çıktınız mı bir kere çorap söküğü gibi gelişiyor herşey. Kameramız omzumuzda, mikrofonumuz elimizde Avcılar Belediye Meydanı’nda dört kadın dolaşırken, rastladık onlara. Yanyana oturan üç kadındı onlar, bol kahkahalı, şen bir sohbetin içindeydiler. Uzaktan bakıldığında matruşka bebekleri gibi gözüken ama biri asi rocker, diğeri pembe saçlarıyla son derece çılgın, sonuncusu ise kocaman gözlükleriyle sadeliğin doruklarındaydı. Bu kadınlar görülür de yanlarına gidilmez mi? Hemen gittik tabi. Memlekette kadın olmak zaten zorken, Avcılar’da yaşayan kadınlar bu zorluktan payını nasıl alıyordu, işte onun cevabı birbirinden farklı üç kadının anlattıklarında gizliydi.

“PARA DEĞİL DESTEK İLE BOŞANDIM”
Senar Hanım bir medikal firmasında çalışıyor. 21 yıl boyunca değişik kamu kurumlarında çalışmış, sonunda mezarda emeklilik yasası kendisine vurmadan emekli olmayı başarmış. Biz yaşadıkları yerde yaşadıkları tacizi, şiddeti sormak isterken o anlatmaya evin içinden başlıyor. “Ben şiddetin en ağır yüzüyle 45 yaşımdan sonra tanıştım. Eşim beni aldattı bu yetmezmiş gibi bir de şiddet uygulamaya başladı. Maddi gücümü de yok etmişti. En azından emekli maaşım vardı da ayakta durabildim.” Boşanabildin mi peki diye sorduğumda ise; “Zaten iki kızımı da ben yetiştirdim. Ekonomik gücüm vardı, kızlarım da bana çok destek oldu. O sayede boşanabildim” diyor.
Yaşımızın söylenmesi çok hoşumuza gitmez ama, o kendisi gururla söylüyor “60 yaşındayım ve hala çalışıyorum. Şu anda İstanbul’daki bütün hastaneleri geziyorum. Bir gün Samatya’da, bir gün Cerrahpaşa’dayım. Benim yaptığım işi bir erkek hayatta yapamaz” diyor. Kadın dayanışmasını kızlarıyla büyütmüş Senar Hanım. Ceren ve İrem’e dönüyoruz. “Kadın kadına büyüdük sonuçta. Babamızın varlığı ile yokluğu birdi. Son zamanlarda varlığı daha büyük sıkıntı olmaya başlamıştı. O yüzden birbirimize sahip çıktık” diyorlar.
Senar Hanım’ın büyük kızı Ceren şu anda evli. Bir de çocuğu var. Avcılar’da tarzından ötürü insanların bakışlarından çok rahatsız olduğunu ama annesi ve kardeşiyle evde zincirlerini kırabildiği için çok da umursamadığını söylüyor.

“PARKLARI DA HAYATIMIZI DA İŞGAL ETMESİNLER”
Ceren’in bıraktığı yerden yaşadıkları yere dair sıkıntılarını sormaya devam ediyoruz. İrem ilk olarak alıyor sözü; “Okul-ev arasında mekik dokuyan biri için ne kadar güzel olabilir ki hayat? Zaman geçireceğimiz güzel bir alan yok. Çıkınca da tacize uğruyoruz. Hemen Senar Hanım alıyor sözü; “Uzun, güzel, temiz bir sahilimiz var ama çay bahçesi yok. Cıscıbıldak, upuzun bir sahil. İnsan yürümekten usanıyor.” Tüm bunları konuşurken yan tarafımızda erkeklerce işgal edilmiş bir park olduğunu farkediyoruz. Kadınlar kendisini tutamıyor “18 yıldır Avcılar’da oturuyorum, bir kere gittim. Erkekler işgal etmiş orayı. Çayı değil 50 kuruş, 5 kuruşa da verseler bir daha oraya gitmem. Resmen görüntü kirliliği.” Bu öfkenin Avcılar’da oturan pek çok kadında olduğunu farkediyoruz. İrem sözü alıyor, “Avcılar her geçen gün kötüye gidiyor. Gece sokağa çıkılmıyor. Laf atmasa bile göz tacizi mutlaka oluyor.”
Senar Hanım ve kızları yaşama bir yerinden tutunmuşlar. Ekonomik güçlerinin olması her ne kadar onlara bu olanağı sağladıysa da, sokaktaki tacizi önlemeye yetmediği çok açık. “Önümüz 25 Kasım, bu yaşadıklarınızın her biri şiddet değil mi?” diye soruyoruz. “Öyle tabi, ama düşünün belediyenin görevlisi bir kadın çıkıp; ‘Eşim ikinci bir eş alabilir’ dedi. Daha ne denebilir ki?” diyor. Ceren hemen giriyor söze; “Suç biraz da biz kadınlarda. Kadın buna izin verirse erkek ikinciyi de getirir, üçüncüyü de” diyor.

YOK ANASININ SOYADI
Vakit daralıyor. Yetişmesi gereken işler var. Sohbetimizi tamamlayarak yanlarından ayrılıyoruz artık. Giderken dergimizin okuyucularına söylemek istediklerini alıyoruz üç güzel kadından; “Biz kadınız, boyun eğmeyiz, yani eğmeyelim… Şiddet, baskı ancak biz izin vermez ve yanyana durursak son bulacak”
Son olarak soy isimlerini soruyoruz gazetecilik gereği; Biri babasının, biri kocasının soyadını söylüyor. Gülmeye başlıyoruz. Ne gerek var ki... Yazalım gitsin “Yok anasının soyadı...”

 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Medyanın dili değişmeli!

SONRAKİ HABER

ABD, Afganistan savaşında halka düzenli olarak yalan söylemiş

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa