03 Kasım 2014 22:14

Siz evet siz; ne “mübarek kadınlar”sınız...

Demem o ki, hayatın olağan stresi ve yorgunluğuyla baş etmek için bu kadınlarla tanışmak size iyi gelecek, bizden söylemesi..

Siz evet siz; ne “mübarek kadınlar”sınız...

Paylaş

Gülşah İMREK

İyi ki çevirdin bu sayfayı. Kadın olanın payına şu hayatta sadece şiddet, baskı, keder, çile mi düşer kardeş?” dediğini duyar gibiyim de... Çok haklısın, insan yoruluyor bunca şeyle başa çıkmaya çalışırken. Zira ben de nefes alabilecek o yeri, kitaplıktan bana öyle melül melül bakan ismi ilginç, kendisi güzel kitapla buldum. İsmi “Mübarek Kadınlar”. En çıkmazda hissettiğin anda seni tanıştırdığı kadınlarla yalnız olmadığını hatırlatan çok mübarek bir kitap aslında. Mükerrem Bey’in karısı, Mi Hatice, Pilavcı’nın karısı, Pepuk Kuşu... Hepsi senden, benden, bizden kadınlar. Kelimelerin onları süslemesine hiç ihtiyaç yok, aksine yaşam öyküleri bir kitabı elden bıraktırmayacak kadar doğal ve içten çünkü...

PİLAVCI KARISI’NDAN Mİ HATİCE’YE MEMLEKETTE KADINLIK
Gaye Boralıoğlu’nun şimdiye kadar yazdığı öykü ve romanlarında kadınların hayatına çokça dokunmuşluğu vardır ama bu kez en güzel açıdan yakalamış kadınlığın resmini. Kocanın, çocuğun, abinin, babanın “bir şeysi” olarak tarif edilen kadınlığımıza dikkat çekerken, aslında itildiğimiz mutfaklarda neler başarabildiğimizin hikayesini yazmış usta kalemiyle...
Kitap farklı kadın öykülerinden oluşuyor. Her bir öykü kadınlığın bu memlekette tekabül ettiklerini ortaya koymak üzere yazılmış. Derdimizin erkeklerle değil, koca bir sistemle olduğunu inceden inceye söylerken hiç büyük laflar etmemesi de kitabı oldukça okunur kılıyor. Mükerrem Bey’in doğal erkekliğini anlatırken, sorunun Mükerrem Bey olmadığını, Pilavcının Karısı’nın yıllar boyu  parça pinçik edilmiş hayatının acısını tifttiği tavuklardan çıkarışını, yaşamak istediği hayatın ona hiçbir zaman “Bir si alabilir miyim?” deme şansını vermeyen Mi Hatice’yi... Nacizane bir eleştiri yapmak gerekecekse, şu söylenebilir; birkaç öykü erkeklerin ağzından yazılmış. Keşke yine söz kadına bırakılsaymış demeden edemiyor insan. Ama yine de söylemek lazım, kitabın rengini değiştiren bir yerde değil..
Hayat zor, bir o kadar çekilmez. Çekilir kılmanın yolunu da kitabın sayfalarını çevirirken iç sesiniz yanıtlıyor zaten... “Ah bu kadınlar bir tanışsa, ne güzel olurmuş...”
Belki de tanışırlar kimbilir. Onu  da yazara bırakalım. Ama kitabın yazarı “Gaye Boraloğlu’na göre yazmanın 9 kuralı” nın ne olduğuna bakınca hemen bir madde gözüme çarpıyor. “Karakterlerinizi sevmeyin, karakterleriniz olun. Kendinizi başkalarının yerine koyun, diğer kâm olun” demiş kendisi. Dediğinin hakkını da vermiş fazlasıyla...

ÖRTÜLERİ KALDIRIP TANIŞALIM MI?
Yaşadığımız muammayı, üstüne örtüler serdiğimiz hayallerimizi günyüzüne çıkaran bir kitap “Mübarek Kadınlar”. Çoğu zaman hikayesinin ardında yatanları okuyamadığımız, seyrek zamanlarda da olsa “O var ya o eli öpülesi bir kadın” dediğimiz kadınların hayatına açılan bir pencere. Kadına dair gerçek olan ne varsa içine alıyor. Mücadeleci kadınların görmezden geldiği kıskançlığı da okuyorsunuz, hayat karşısında tevazu sahibi kadınların kıskanmasan imrenerek baktığı hayatları da. Adı çalınan, yok sayılan elleriyle pişirdiği poğaçalardan kat be kat güzel olan Semiha ile tanışmak için ne duruyorsunuz?
Demem o ki, hayatın olağan stresi ve yorgunluğuyla baş etmek için bu kadınlarla tanışmak size iyi gelecek, benden söylemesi..
Uyandığımız her günü cehenneme çeviren, bizi sokakta yürüyemez hale getiren, tavuk tiftmeye mahkum eden, “Başörtülüsün, değilsin” tartışması ile dünyamızı daraltanlarla uğraşmak zorunda olan o “Mübarek Kadınlar” olarak kafamızı çıkarıp bu kitabın sayfalarını sakin sakin çevirmek sizce de iyi olmaz mı?

 

ÖNCEKİ HABER

Gezici Festival Murathan Mungan’ı ağırlıyor

SONRAKİ HABER

Ekrem İmamoğlu’dan belediyenin veri tabanını inceleme talimatı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa