Greve fren tasarısı

Greve fren tasarısı

Avrupa gündemi yoğun. Ukrayna seçimleri ve işçi grevleri öne çıkan gündemler arasında. Almanya'da ise hava ve demir yolu trafiğini felç eden grevlerin ardından küçük meslek sendikalarının TİS ve grev haklarının kısıtlanması hedefiyle bir yasa tasarısı hazırlandı.

Avrupa gündemi yoğun. Ukrayna seçimleri ve işçi grevleri öne çıkan gündemler arasında.
Almanya’da  önceki hafta Lufthansa pilotlarının ve Deutsche Bahn makinistlerinin hava ve demir yolu trafiğini felç eden grevlerinin ardından küçük meslek sendikalarının TİS ve grev haklarının kısıtlanması hedefiyle bir yasa tasarısı hazırlandı.  İşçi hareketi ve sendikalar açısından açık bir saldırı olan yasa tasarısı oldukça eleştiri aldı. Fransa’da ise 2015 yılında kadar 21 milyar avro tasarruf etmeyi hedefleyen hükümet, emekçilere ağır yükler getiriyor. Valls hükümeti, neoliberal politikalarını hayata geçirmek için 2017 yılına kadar 50 milyar avro tasarruf etmekte kararlı...
İngiliz Financial Times gazetesinin başyazısı Ukrayna seçimlerini yorumladı. Yazıda, ülkenin yüzünü Batı’ya çevirdiğine dikkat çekilerek, artık sert reformların yapılmasının zamanının geldiği ancak Putin’in bu olumlu gelişmelerin önünde engel olarak durduğu belirtiliyor.


Sol gösterip sağ vurmak

Daniel BEHRUZİ
Junge Welt

BEKLENEN göz boyama gerçekleşti: Federal Çalışma Bakanı Andrea Nahles, işçi çıkarlarını korumak, işletmelerde tek bir TİS’in olmasını sağlayarak işçiler arasındaki rekabeti korumak yalanıyla, meslek sendikaları olan Makinistler Birliği (GDL) ve Pilotlar Birliğinin  (Vereinigung Cockpit-VC) haklarını sınırlandıracak bir yasa tasarısını meclise sundu.  Bu  sendikaların grev yapıp yapamayacakları sorusuna  tasarı herhangi bir cevap vermiyor ama  ana hedefi işçilerin haklarını korumak ya da yeni haklar elde etmek için grev yapmalarını engellemek. Geçen haftalarda yapılan Lufthansa ve Deutsche Bahn grevleri yasa tasarısına bahane edildi ve saldırı başlatıldı. Almanya’da grev hakkına ilk yasal müdahale olan tasarı patronlar açısındansa  zamanlara hazırlık anlamını taşıyor ve sadece iki meslek sendikasını değil tüm sendikaları ve emekçileri ilgilendiriyor.
Andrea Nahles iyi bir konuşmacı değil, mecliste bu yasa tasarısını tanıtırken ise daha da kötüydü. Bakan, sol gösterip sağ vurduğunun farkında. İşverenlerin talepleri doğrultusunda-yapmıyorum diye diye- grev hakkını kurban ediyor.  Yalan söylediğini bile bile sendikalar arasındaki rekabetten , bunların yasal düzenlemeyle uzlaşmaya zorlanmasından ve böylece işçi haklarının güçlendirilmesinden söz ediyor.  
Hedeflenen işletmelerde güçlü olan sendikanın bağıtlayacağı tek TİS olması. Hangi sendikanın güçlü olduğu objektif olarak noter tarafından belirlenecek. Oyunun kurallarını ise işletmelerinde hangi sendikayı isteyip istemedikleri konusunda tek başlarına karar verebilecek olan işverenler belirleyecek.  Tabii ki evcilleştirdikleri, patron dostu işçi temsilcilerini tercih edecekler.  Bunun örneklerini hastane ve perakende satış merkezlerinde çok gördük. Bu işletmeler güçlü bir işçi temsilciliği kurulur kurulmaz ya da iyi bir TİS bağıtlandığında hemen yeniden yapılandırılır, yani bölünür, taşeronlaştırılır... Yeni bir firma kurulduğu için eski haklar gasbedilir, yıllardır çalışan işçiler sanki yeni başlıyorlarmışçasına özlük haklarına sahip olurlar. Bu durumdan en fazla etkilenen Alman Sendikalar Birliği (DGB) üyesi Birleşik Hizmet Sendikası (ver.di) olmuştur şimdiye kadar. Belki bu nedenle ver.di’nin üyeleri Andrea Nahles’in grev hakkını kısıtlayan yasasına kesinlike karşı çıkıyorlar. Sendika yönetimi de bunun kabul edilemeyeceğini açıkladı. Alman Sendikalar Birliği (DGB) ve İG Metall (metal sendikası), yasa tasarısıyla ilgili olarak sessiz kalmayı tercih ederken mücadeleci makinistler sendikasının (GDL) rakibi  EVG sendikası ise TİS özerkliğini koruyacacak doğru yolda bir adım attığı için bakanı övdü. Halbuki yasa tasarısı TİS özerkliğini tamamen zayıflatacak. Eğer mahkemeler azınlık sendikalarının grev yapmasını yasaklamaya başlarlarsa diğer grevlerin yasaklanmasının da yolu açılmış olacak. Bu tehlikeyi görmeyen sendika yöneticileri ya kurtla kuzunun aynı merada dostça yaşayabileceğine inanan hayalcilerdir ya da temsil ettikleri işçilerin çıkarlarını gözden çıkaracak ölçüde koltuk sevdalısıdırlar...

(Çeviren: Semra Çelik)


Rekabet paktının bütçelere paylaştırılması: 2015’de 21 milyar tasarruf

La Forge

 

GERİ dönüşsüz neoliberal kemer sıkma ve rekabet yoluna giren Valls’in, ne olursa olsun, 2017 yılına kadar yapılması planlanan 50 milyarlık “tasarruf” (21 milyar sosyal harcamalardan, 18 devletin harcamasından ve 11 bölge yönetimlerinin kredilerinden) planına uyduğunu göstermesi gerekiyor.  
2015’de sosyal sigortanın hastalık kasasının 3.2 milyar avro tasarruf yapması gerekiyor : jenerik ilaç kullanımının yaygınlaştırılması, hastanelere yeni bir kemer sıkma planının dayatılması (520 milyon), kısa süreli tedavilerin yaygınlaştırılması, ameliyat olan hastaların aynı gün eve gönderilmesi ve tedavinin evde devam ettirilmesinin geliştirilmesi, çok ilaç yazan kurumlara ceza verilmesi, “sahte işlemlere karşı mücadele” vs...  Sosyal sigortanın aile bölümündeki tasarruf maddi olarak daha az, ama daha çarpıcı, (Herkesin artık sosyal devletin temelli öldüğünü anlaması gerekiyor !) : doğum primi 3’e bölündü (İkinci çocukta verilen doğum primi 923 avrodan 308 avroya çekilecek), ebeveyn izni reforme edilecek (kadın/erkek eşitliği adına, annelerin aldığı ödentili izin süresi kısaltılacak, sözde babaların evde kalmaları için izin almalarını teşvik etmek içinmiş), çocuk parasının alınması bir ay kaydırılacak ve 14 yaşından itibaren yetişkin çocuklar için verilen ek ödenti 16  yaşına çıkartılacak. Diğer taraftan yerel yönetimler, esas olarak da belediyeler üzerinden 3.7 milyar tasarruf dayatılacak. [...] Devlet harcamalarından ise 7.7 milyar kesilecek. Memur istihdamı ve sayısını azaltma, ücretleri dondurma, işleyiş harcamaları ve yatırımları düşürme, müdahaleler üzerinde tasarruf... “Kamu maliyesini düzeltme için çaba” ya tüm bakanlıkların katılacağı belirtilmesine rağmen, yapılan tercihler anlamlıdır. Eski “evinin” hatırasına Valls, İç işleri bakanlığının bütçesini mutlaklaştırdı, aynı savunma bakanlığının bütçesi gibi. “Öncelikli olmayan” çevre, kültür, tarım, şehir planlaması, gençlik ve spor bakanlıklarının tam tersine...  
Ekim ayından itibaren gaz kurumu GDF Suez’in tüm fiyatları yüzde 3.9 arttırılacak. Büyük ihtimalle kasım ayında da yüzde 2.4’luk bir artış yapılacak. Kışın arifesinde bugün utangaç bir şekilde “yakıt yoksulluğu” (Yani gerektiği gibi ısınamama) olarak ifade edilen sosyal olay daha da kötüleşecektir. Postanede ortalama “tarihsel” bir artış gerçekleştirilecek ve ocak ayından itibaren pulun fiyatı yüzde7 artırılacak [...] “Çevre vergisinin” kaldırılmasının yol açtığı gelir düşüşünü kapamak için ekonomi bakanlığı tüm yakıtlara 2 kuruşluk bir vergi getirmenin yanı sıra özel olarak da mazota ek 2 kuruşluk bir vergi getirecek (Karbon vergisi). 2015 bütçesi bunlara ek olarak “televizyon vergisini” artıracak (136 avroya yükseltilecek).  
Bu yılki esas fark, hükümet artık çekinmeden kemer sıkma politikasını hayata geçirdiğini ilan ediyor [...] Ama bu bütçenin yaslandığı ekonomik kalkınma öngörülerinin çok iyimser olduğuna dair söylemler de var. Denetim hakkına sahip Avrupa Komisyonu  verilen direktiflere uyulmadığı sonucuna varırsa ek değişiklikler isteyerek kemer sıkma politikasının daha da ağırlaşmasını talep edebilir.  

(Çeviren: Deniz Uztopal)


Ukrayna yüzünü batıya çevirdi

Financial Times
Başyazı

SEÇİMLER ülke için bir dönüm noktası ve eski itibarsız siyasetini geride bıraktığını gösteriyor. Ukrayna’nın parlamento seçimleri ülkenin Sovyetler’den sonraki döneminde önemli bir dönüm noktası. Seçimler ülkenin Batı’ya dönük politikasını teyid ediyor ve ilk kez AB ile daha yakın ilişkileri tercih eden bir meclise sahip. Eski Rus yandaşı partiler gücünü kaybetti. Bu partilerin devamlılığını sağlayan oligarşinin etkisi ciddi biçimde azaldı. Ukrayna’nın reformcu siyasetçileri ellerine geçen fırsatı iyi değerlendirebilecek mi? Bu konuda bir fikir yürütmek için daha çok erken. Seçimlerde Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’nun partisi, Başbakan Arseniy Yatsenyuk ile sıkı bir yarış verdi.  Bu iki adam bir arada uyumlu bir şekilde çalışabilmesi lazım, fakat Ukrayna’nın bölünmüş sisteminde bu garanti değil.
Ukrayna parlamentosunda bu kadar sağlam reformcu bir çoğunluk varken yolsuzlukla savaşacak ve rekabet gücünü artıracak adımlar atması için en iyi zaman. Bu şans, üçüncü sırada olan, Batı Ukrayna’nın Lviv bölgesinin belediye başkanının kurduğu Samopoviç partisi ile daha da güçlenebilir. Ukrayna’nın aşırı sağcı partilerinin de halk tarafından çok az destek görmesi, Moskova’nın “Kiev’i faşistler yönetiyor” iddiasını çökertiyor. Zor reformları gerçekleştirebilmek, örneğin gaz fiyatlarını yükseltme, hükümet harcamalarını azaltma ve kamu sektöründe alış veriş kurallarını yenilemek için,  parlamentonun çok güçlü olması lazım. Bunların hiç biri kolay olmayacak, fakat AB ve IMF’den ihtiyacı olan desteği alabilmesi için gerekli koşullar bunlar.
Tabii ki en büyük zorluk uluslararası kuruluşları ellerini ceplerine atmaya ikna etmek. Ukrayna için sonuç olarak en büyük ödül  devlet mallarının açıkça çalınmasının durdurulması, güçlülerin kendilerini daha fazla zenginleştirmesinin son bulması ve oligarkların zayıf siyasetçilere dediklerini yaptırmalarına izin veren kapalı kapılar arkasında yapılan alış-verişlere son vermek olacaktır. Bunun yerine, ülkenin elit kesimi, Ukrayna için faydalı olacak fakat yıllardır ihmal edilen işler yapmalıdır, mesela  sağlık, ulaşım ve eğitim sistemlerini geliştirmek gibi.  Komünizmin çöktüğü dönem ile kıyaslandığında, inanılması güç fakat, yan komşusu Polonya ekonomik verimini iki katı yükseltirken, Ukrayna’nın ekonomik verimi şimdi daha düşük. Ancak daha iyi bir yönetim ve ekonomik güvenlik sağlanabilirse Ukrayna halkının hayalini kurduğu demokrasi olabilir. Rusya Cumhurbaşkanı, Vladimir Putin bunların gerçekleşmesine en büyük engel. Geçtiğimiz ay bölgedeki ateş kes anlaşmasına rağmen, silahlı çatışmalar devam ediyor.  Yeni hükümet direnişçilere temkinli yaklaşmalı. [...]  Siyasi olarak popüler bir karar olmasa bile, süregelen çatışmayı körüklemekten elde edilecek hiç bir fayda yok.  Kiev, bölgedeki tansiyonu düşürmek için, Putin’e beraber çalışmak için baskı yapmalı. Maydan devrimi Ukrayna’yı krize sürüklediğinden beri, çözüm yolu aslında belli. Kiev, kendi devlet yapısını bozmadan,  Rusya yandaşı halklara yerel bölgelerde kısmen kendini yönetme gücünü vermeli. Poroşenko, ılımlı bir parlamentodan destek alarak, böyle bir anlaşmada kendisine düşeni yapabilir. Böylece tüm dünya Putin’in gerçek niyetini görecektir.

(Çeviren: Çınar Altun)

www.evrensel.net