30 Ekim 2014 06:00

Örgütlü işçi sayısı neden azalıyor, nasıl artar?

Örgütlenmek, ortak çıkarları korumak ve geliştirmek adına, ortak hedefler için birleşmek demektir. Ülkemizde işçi hareketlerinin başarısız oluşunun nedenlerinden biri de, işçilerin büyük bir çoğunluğunun ‘örgütsüz’ oluşudur.

Paylaş

Hüseyin TOPALOĞLU*

Örgütlenmek, ortak çıkarları korumak ve geliştirmek adına, ortak hedefler için birleşmek demektir. Ülkemizde işçi hareketlerinin başarısız oluşunun nedenlerinden biri de, işçilerin büyük bir çoğunluğunun ‘örgütsüz’ oluşudur.  2013 yılı Ocak ayında işçi sayısının 10 milyon 881 bin 618, toplam sendikalı işçi sayısının ise 1 milyon 1 bin 671 kişi olduğu tespit edilmişti. Bu, ülkedeki işçi sayısının onda biri bile değildir. Tabii ki bunun çeşitli nedenleri vardır. Mevcut yasalar, hükümet politikaları, işverenlerin tutumu, bürokratik sendikacıların hayatlarından memnun oluşu gibi… Ancak hiç kuşkusuz en büyük neden, işçilerin bu örgütlenmeyi çok-ta fazla istememesidir.
Bu konuyla ilgili, sendikasız işyerlerinde çalışan bazı işçilerle konuştum. Sendikasız çalışan kesim bilinçli değil. Korkuları var, birbirlerine güvenleri yok. Aynı zamanda onları bu konuda bilinçlendirecek ve örgütleyecek kimsenin de olmayışı, örgütsel anlamda kalabalık olmayışımızın en büyük nedenlerinden diye düşünüyorum.
Sendikasız çalışan bir işçi arkadaşımla yaptığım konuşmayı paylaşmak isterim;

Sendikasız olmanın zararlarını işyerinizde ne şekilde hissediyorsunuz?
Serdal Celepçi:
Sendikasız bir işçi, yalnız işçidir! Hak mücadelesinde yalnızsın. Herhangi bir olumsuzlukta hakkını tek başına aramak zorundasın. Tek başına bir işçinin bir hiç olduğunu düşünürsek, hiç bir hakkı layıkıyla alamıyorsun, tüm sosyal haklardan mahrumsun, her şey patronun keyfine göre, istediği zammı verip seni istediği zaman kapının önüne koyabiliyor.

İşyerinizde kaç işçi çalışıyor ve kaçı sizin gibi düşünüyor?
500’ün üzeri işçi çalışıyor. Ama benim gibi düşünen kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Aynı işyerinde kaç yıldır çalışıyorsun? Bu zaman içinde kaç sendika sizi örgütlemek için kapınızı çaldı?
7 yıldır aynı yerde çalışıyorum, bugüne kadar hiç bir sendika bizimle irtibata geçmedi.

Şimdi bir sendika kapınızı çalsa işçileri örgütlemekte başarılı olabilir mi?
Benim edindiğim izlenime göre başarı oranı oldukça düşük. Sendikanın adını bile duyduklarında ürperiyor insanlar, sendika hakkında konuşulursa yukarıya mutlaka bunun haberinin uçacağından çekiniyorlar. O yüzden mutlak surette sendika hakkında konuşmaktan kaçınıyorlar. Bunlar çekinenler, bir de karşı olanlar var. Geçmiş deneyimlerinden sendikaya karşı belli bir öfkeleri var. ‘Sendika yiyeceğine patron yesin benim paramı’ diyenini dahi duydum.

Ülkemizdeki sendikal mücadeleyle ilgili düşünceleriniz nelerdir?
Sendikal mücadelenin yetersiz olduğunu düşünüyorum. Bazen çevremizde sendikalı olmak isteyen işçilerin mücadelesini görüyoruz, ancak yalnız kalıyorlar. Biz, işçiler olarak buna duyarsız kalıyoruz. Oysa bu mücadele topyekün olmalı, hiç kimse çevresinde cereyan eden olaylara seyirci kalmamalı. Herkes elini taşın altına sokmalı bence. Sendikalar da, ‘O senin işçin bu benim işçim’ demeden her taraftaki sendikalı olma mücadelesine destek olmalı. İşçilerin güvenini kazanıp, daha güçlü bir yapıyla, daha çok işyerini, daha çok çalışanı kapsamalı. İnşallah o günleri görürüz.

SENDİKACILAR MUHALEFET İSTEMİYOR

“Sendika yiyeceğine patron yesin benim paramı” cümlesini kuran işçi arkadaşımız, büyük olasılıkla, çevresindeki ‘sarı sendikalar’ ı görmüş, hem güveni hem de umudu kalmamıştır. Buradaki suçlu işçileri bu hale getiren sendika bürokratları ve siyasi iktidarların cumhuriyetin kuruluşundan bu zamana dek uyguladıkları politikalardır.
Doğru söylemek gerekirse, ülkemizdeki bürokratlaşmış sendikacılar; işçileri örgütlemeyi pek fazla düşünmüyorlar. Üye sayısı barajı geçiyorsa, toplusözleşme yapma yetkisi varsa, aidat ücretleri toplanıyorsa ve bu ücretler yeterli miktardaysa “macera” aramaya gerek duymuyorlar. Sesi çıkmayan bir tabanın varlığını bozmak istemiyorlar. Çünkü gelecek yeni üyelerin her birine birer “muhalefet” adayı olarak bakıyorlar.
Üyelerinin işine karışmaması, sesini çıkartmaması, toplantısına gelmemesi, kararlarını eleştirip sorgulamaması sendikacıların işine geliyor. Böylece rahat bir yöneticilik süresi geçiriyor ve “Daha fazla görev yapmak” adına uğraş veriyorlar.
Dertlerine çare bulunamayan üyelerin küsmesi, düzeni beğenmeyen yöneticilerin istifa etmesi ise onları daha da sevindiriyor. Baş ağrıtacak, sorgulayacak, “muhalif” olacak üyelerin istifa etmesi, saltanatlarını devam ettirmek adına işlerine geliyor.

ÖRGÜTLENMEK İÇİN NE YAPMALI?

1) Konfederasyonun bünyesine çalışacak ‘örgütlenme birimi’ adı altında bir komisyon kurulmalı. Sendika okulları tarafından; komisyondaki kişilere özel örgütlenme dersleri, insan ilişkileri vb. konularda eğitimler verilmeli. Bu birimin, ülkemizdeki her il ve ilçede birer şubesi kurulmalı. Bu şubede çalışanların görevi, o bölgede örgütlenecek yerleri tespit edip örgütlenme faaliyetlerini başlatmak, buralardaki işçilerle konuşmak, dertlerini dinlemek ve çeşitli sosyal faaliyetler düzenleyip bütünleşmek olmalı. Aynı zamanda bu birim, o bölgede çalışıp da sendikaya üye olmak isteyen işçilerin danışıp fikir alabileceği, örgütlenmeleri konusunda destek alabileceği bir ‘merkez’ haline gelmeli.
2) Ülkemizdeki yabancı sermayeli şirketler tespit edilip, ülke dışındaki çalışma koşullarıyla ilgili kapsamlı bir araştırma yapılmalı. Diğer ülkelerdeki örgütlü çalışanlarla diyalog kurulmalı ve tam bir dayanışma içinde Türkiye’deki işyerinin örgütlenmesi için strateji geliştirilmeli.
3) İşçi sınıfının bu ‘kurtuluş mücadelesi’ni destekleyen, mücadeleden yana tavır alan gazete ya da televizyon gibi basın yayın kuruluşları mutlaka olacaktır. Aynı zamanda konfederasyonun kendi bünyesinde oluşturacağı gazete, dergi vb. haberleşme organları ile en önemlisi ‘sosyal medya’ aracılığıyla ülkede yaşayan her vatandaşı olanlardan haberdar edecek bir sistem oluşturulmalı.
4) Sonra da işçi sınıfıyla birlikte tüm halkın ‘tüketici’ bağlamında gücü, sendikal örgütlenmede başarı sağlamak amaçlı kullanılmalıdır. Öncelikle halkın bu konuda bilinçlenmesi gerekir. Tüm emekçi kesim sendikalı işçi çalıştıran firmaların ürünlerini kullanmaya teşvik edilmelidir. Sendikal örgütlenmeye karşı çıkan firmalara ülke çapında tüketici boykotları uygulanmalıdır. Ürettiği çikolata yenmemeli, ürettiği ayakkabılar giyilmemelidir… Ülkenin her yerinde ‘sendikasız çalışmak’ ve ‘sendikasız işçi çalıştırmak’ ayıplanmalı, tepki toplamalıdır.
Aslında bu hareketin farklı bir örneğini burada paylaşmak istiyorum. Bunge Gıda AŞ’de çalışan işçilerin sendikaya geçiş süreçlerinde işverenin hiçbir baskı uygulamamasında, çalıştığı firmaların büyük bir rolü olmuştur. Örgütlenme sürecini, aynı işyerinde çalışan işçi arkadaşımız Gürkan Sezer’den dinleyelim;

Sendikaya üye olma sürecinde herhangi bir baskı gördünüz mü?
Hiçbir baskı görmedik. Çalıştığımız şirketin alışveriş halinde olduğu firmaların da sendikal yaşamı desteklemesi ile kısa sürede ve sorunsuz olarak sendikaya giriş süreci tamamlandı.

Örgütlenme amacıyla size gelen sendika oldu mu?
Hayır, hiçbir sendika başvurmadı. Tamamen işçilerin kendi istekleri doğrultusunda gerçekleşti.

Fabrikanızda, sendikadan önceki çalışma koşullarıyla şimdiki çalışma koşulları arasındaki farklar nelerdir?
Sendikadan önce, sözlü baskılar ile yapılmaması gereken çeşitli işler yaptırılıyordu. Yetkili amirlere yakın olan kişiler, diğer işçilere göre daha rahat işlere veriliyordu. Alınacak zamma sadece işveren karışabiliyordu. Yani, işçinin para isteme şansı yoktu. Sendikadan sonra, işçi ile işveren arasında belli bir seviye oluştu. Yaptırımlar, uygulamalar ve çalışma şartları belirli bir düzene girdi. Çalışma koşulları düzenli ve planlı hale geldi.

Bu süreçte sendikayı istemeyen işçiler oldu mu?
İstemezlik değil de, çekimser ve sessiz kalarak sürecin ilerleyişini dışarıdan takip ettiler. Ama bunların sayısı çok azdı.

Şimdi sendikalı olmaktan memnun musunuz?
İnsanoğlunu yüzde 100 memnun edemezsiniz tabii ki ama sendikadan öncesine göre herkes memnun. Çalışma koşullarında baskı yok, dayatma yok. Sosyal koşullar rahatladı. Maddi anlamda kendi istediğimize yakın bir zam alıyoruz. Olumsuz durumlarda arkamızda bir güç olduğunu biliyoruz ve o yüzden sesimiz öncekine göre daha gür çıkıyor. Haksızlıklar azalıyor ve maddi-manevi insanlar rahatlıyor. Bu da, dolaylı yoldan işçinin çevresine yansıyor.

*Trakya Otocam İşçisi/Lüleburgaz

ÖNCEKİ HABER

Tilek köyünde ne su ne yol ne elektrik var

SONRAKİ HABER

AKP'den Antep'te öğrenciye toplu taşıma indirimine ret

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa