Göçün 50. Yılında Kadınlar  “ALMANYA ACI VATAN”

Göçün 50. Yılında Kadınlar “ALMANYA ACI VATAN”

         1961 yılında Almanya ve Türkiye arasında imzalanan sözleşmeyle onbinlerce emekçi için yeni bir süreç başlar. 1961- 67 yılları arasında Türkiye’den gelenlerin sadece yüzde 13’ünü kadınlar oluştururken, bugün T&u

Pelin Şener

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1961 yılında Almanya ve Türkiye arasında imzalanan sözleşmeyle onbinlerce emekçi için yeni bir süreç başlar. 1961- 67 yılları arasında Türkiye’den gelenlerin sadece yüzde 13’ünü kadınlar oluştururken, bugün Türkiyelilerin yaklaşık yarısını kadınlar oluşturmaktadır. 1966’dan sonra birçok işveren daha düşük ücret alan kadın işçileri istihdam etmeyi tercih eder. Kadınlar daha çok elektronik, gıda, tekstil ve hizmet sektöründe çalışır. Göç, yani farklı bir ülkede yaşamak, çalışmak ve farklı ilişkiler içerisinde olmak elbette kadınların sosyal yaşamlarında ve statülerinde değişikliklere yol açtı. Ev içinde geçirilen yaşamdan fabrika içine uzanan yaşam, cinsiyet rollerinde aile içi paylaşımlarda değişiklikleri beraberinde getirdi.

Çalışmak, kadınların kimisi açısından yaşadığı toplumu anlayıp en azından bir noktadan katılmasını olanaklı kılarken, kimisi açısından ise çevrenin ve ailenin de baskısıyla"korku ve endişe" yaratmış, kadının geleneksel rolüne daha sıkı bağlanması yönünde kullanılmıştır.

“Memedeki çocuğumu bıraktım”

Bir bölümü doğrudan işçi olarak gelen bir bölümü de aile birleşimi nedeniyle Almanya’ya gelen ve kısa bir süre sonra çalışma hayatına atılan kadınların yaşadıkları sorunlar ise yeni bir ülkeye ayak uydurmanın zorluklarıyla sınırlı kalmamıştır. Özellikle eşlerini ve çocuklarını Türkiye’de bırakarak çalışmaya gelen kadınların yaşadıkları özlem, bu kuşağın çektiği sıkıntıların en yakıcı yanını oluşturmuştur. Göçün 50. yılı nedeniyle Almanya’da  birinci kuşaktan çok sayıda kadınla yaptığımız söyleşilerde, kadınlar birçok kez gözyaşlarını tutamamış, “memedeki çocuğumu bıraktım” diyerek aradan geçen onca yıla ve çocuklarına kavuşmuş olmalarına karşın özlemin halen yüreklerini nasıl da dağladığını anlatmışlardır.

Ayrılıkların geride kalan ya da Almanya-Türkiye arasında mekik dokuyan çocuklar açısından da zorlukları çoktu. Aile birleşimi ile Almanya’ya gelenlerin çoğunluğunu çocukluğunun yarısını Türkiye’de yarısını Almanya’da geçiren ikinci kuşağın üyeleri oluşturuyordu.  Bu çocukların bir kısmı bu gidip gelmeler yüzünden ve kardeşlerine bakmak üzere eve kapatıldığı için eğitim olanaklarından da yararlanamadı. Bu yüzden bugün kadınlar ya kalifiye gerektirmeyen düşük ücretli, sigortasız ve güvencesiz işlerde çalışmakta ya da işsiz olarak istatistiklerde yer almaktadır. Öte yandan meslek eğitim yapmış ikinci kuşak kadınların büyük bir bölümü ise geleneksel kadın mesleklerinde istihdam edilmişlerdir. 

Ayrımcılık, dışlanmışlık ve kadınlar

Almanya’daki ilk yıllarını “heim”larda geçiren kadınlar dil öğrenmeye daha fazla ihtiyaç duyarken, daha sonraları gerek aile birleşimi gerekse çalışmak için gelen kadınlarda, bu ihtiyaç daha geri plana atılır oldu. Para kazanmak için gelinen Almanya’da fazla mesai, hafta sonu da dahil olmak üzere daha fazla çalışma, yorucu, yıpratıcı çalışma koşulları ve dil kurslarının yaygın olmaması ya da "nasıl olsa geri döneceğiz" düşüncesi kadınların dil öğrenmesinin önünde engel oldu. Özellikle kırsal bölgelerden göçün artmasıyla birlikte okuma yazma bilmeyen, kent yaşamına uzak kadınlar, zorlukların her türlüsünü  göğüslemek  zorunda kaldı.

Taşı toprağı altın Almanya imajı, kalifiye olmayan, herhangi bir meslek eğitimi almamış

kadınların ağır ve yorucu işlerde çalışması, kötü koşulları olan evlerde barınması kendini, düşüncelerini, düşlerini ve özlemlerini ifade edememesi, farklı kültürel değerler, ayrımcılık ve dışlanma gibi nedenlerle tuzla buz oldu.

Almanya’da birinci kuşak Türkiyelilerin büyük çoğunluğunun kaldıkları “heim”lardaki izole yaşam tarzı en başından beri uyumu engelleyici bir rol oynadı. Bu yaşam tarzının izleri daha sonra gettoların oluşumunda da sürdü. Sosyal sorunların yoğunlaştığı bir düzlemde sürdürülen yaşam, gettolarda yetişmek salt ilk kuşakları değil ardından gelen kuşakları da etkiledi ve olumsuz sonuçları orada oturan insanların bütün yaşamlarına yansıdı. Bu kapalı yaşantı kadın üzerinde kurulu baskının, denetim mekanizmasının  da önemli araçlarından biri oldu.

Dil bilmeme, kalifiye olmama,  yurtdışında edinilen diplomaların Almanya’da tanınmaması, eşe bağlı oturma ve çalışma  izni gibi sorunlar da  Türkiyeli kadınların yaşadığı sorunları derinleştirdi. Sosyal kısıtlamalardan, işten atılmalardan Türkiyeli kadınlar da nasibini büyük oranlarda almaktadır. Ayrıca bütün bu sorunlar ev içi yaşamda, örneğin Türkiyeli çocukların eğitim ve öğrenim alanında da ciddi biçimlerde ortaya çıkmaktadır.

Gelecek ve gideceklerdi!

Almanya’ya gelen işçilerin burada uzun yıllar kalmaları  planlanmamıştı. Adları üstünde misafir işçilerdi. Gelecek ve gideceklerdi. Oysa gelenlerin çok azı geri döndü, çoğunluk burada kaldığı gibi ailelerini de getirdi. Er geç, Almanya’nın göç alan bir ülke olduğu kabul edilmeli ve buna uygun politikalar üretilmeliydi. 2000 yılında Almanya’nın göç ülkesi olduğu kabul edildi ve birbiri ardına yapılan ‘uyum zirveleri” ile birçok sorun çözülmek istendi. Başta eşit haklar talebi yaşama geçirilmeden, ayrımcılığı, dışlanmayı sona erdirecek yasal, sosyal, kültürel ve ekonomik önlemler almadan bunun ne kadar gerçek dışı bir talep olduğuysa ortadaydı.

Öte yandan gelinen ülkenin alışkanlıkları, farklı gelenek ve değer yargılarına sahip olma, kültürel ve yaşam tarzındaki farklılıklar, karşılıklı önyargılar Türkiyeli göçmen kadınların buradaki yaşamla bütünleşmesinin önünde hep engel oldu. Bugün halen çağdışı gelenekler, alışkanlık ve adetlerle, Türkiyeli göçmen kadın ve genç kızlara yönelik sosyal ve kültürel baskı değişik biçimlerde sürdürülüyor. Milli, dini, kültürel farklılıklara; önyargılara, geri değerlere ve geleneklere yaslanan değişik çevre ve örgütlenmeler, Türkiyeli göçmen kadınların içe kapanmasını ve bölünmesini derinleştiriyor.

Sonuç olarak 50 yıllık göç sürecinde uyum ve göç politikaları konusunda yaşanan sorunlar, yasalarla belirlenen ayrımcılık ve eşitsizlik de göçmen kadınların bu ülkenin bir parçası olmasını zorlaştırıyor, dışlanmışlığını artırıyor.

www.evrensel.net